“Gulliver’in Gezileri’nde Ölçü, Değer, Töre Sistemleri ile Yasa ve Yönetim Biçimleri” III: Houyhnhnm Ülkesi’ne Seyahat ve En Sonunda Irkçılığa Dair Başka Türlü Kıraat

uınımBu yazıyı ‘anlayan-Huinım’lara ithaf etmeyi düşünebilirim! Ama kalsın, asıl arada kalmış Gulliver’lere, yok yok hatta Yahoo’lara…

Önceki yazıları şu bağlantılar üzerinden okuyabilirsiniz: (1. Bağlantı)-(İkinci Bağlantı)

7 Eylül 1710 – 2 Temmuz 1715 arasında gelelim Gulliver’in Huinım ülkesine ziyaretine ve Huinım kültürünün (Houyhnhnm) atsı akılcı uygarlık değerleri ile Yahu (Yahoo) vahşiliğinin çatışmasına ve Huinım’lık ile Yahoo’luk arasında kalmış insanın akıl almaz çaresizliğine!

Bu okumada da, “çocuk” kitaplığımdan çıkardığım Gülten Suveren çevirisini esas alacağım; -1978 yılında, Altın Kitaplar tarafından basılmış- ve “Gulliver’de Ölçü, Değer ve Yasalar” adını vereceğim bu yazı dizisinin üçüncüsünde  Gulliver’le beraber Huinım ülkesine uğrayacağım.

Giriş

Tüm hikayeyi gene Lemuel Gulliver’in dilinden dinleriz.

Gulliver bu kere 350 tonluk Serüven adlı bir geminin kaptanlığını alarak 1710 yılının Eylül ayında yola çıkar. Denizde gemi doktorluğu yapmaktan bıkmıştır. O nedenle kaptan olur. Ama yolculuk sırasında gemide birkaç tayfası hummadan ölünce Barbados’tan ve rüzgar adalarından gönüllü gemiciler almak zorunda kalır. Ama aldığı gemicilerin korsan olduğu ortadan çıkar. Yeni aldığı tayfalar Gulliver’in adamlarının aklını çeler ve tüm tayfa Gulliver’e düşman olup ayaklanırlar. Gulliver’i uzun bir süre kamarasına kapattıktan sonra bilinmeyen bir ülkenin kıyısına bırakırlar. Dinlenmek için kıyıda bir yere oturan Gulliver gücünü topladıktan sonra ülkenin içlerine doğru ilerler .

Bu ülkede uzun diziler oluşturan ağaçlar düzgünce dikilmemiş kendiliklerinden büyümüşlerdi. Etraf ot doluydu. Birkaç yulaf tarlası olduğunu da görür. Gulliver otların arasında açılmış bir yolda ilerlerken insan ayaklarının bıraktığı izlere, ineklerin bıraktığı izlere rastlar ama en çok at izi vardır.

Gulliver’in Yahoo’larla ve Huinım’larla Karşılaşması

Gulliver bir tarlada birkaç hayvan olduğunu görür. Bu hayvanların biçimleri pek acaip ve eğri büğrüdür. Başları ve göğüsleri sık tüylerle örtülüdür. Keçiler gibi sakalları vardır. Sırtlarından aşağıya doğru uzun tüylerden oluşmuş bir çizgi inmektedir. Ayakları ve bacaklarının aşağı kısmı da tüylüdür ama gövdelerinin diğer kısımları çıplaktır. Derileri kahverengimsi sarı renktedir. Yüksek ağaçlara sincap çevikliğiyle tırmanabilmektedirler. Elleriyle ayakları pençe gibidir çünkü ve tırnakları kıvrık ve sivridir. Dişiler erkekler kadar iri değillerdir. Uzun, düz tırnakları vardır. Vücutlarını ise ince tüyler sarmıştır. Bu yaratıkların saçları renk renktir: Siyah, kahverengi, kırmızı ve sarı. Gulliver yolculukları boyunca hiç böyle ‘iğrenç’ hayvanlar görmediğini, hiçbir yaratığın onda böylesine tiksinti uyandırmadığını anlatır.

Sonra yaratıklardan biri onu görür ve onu görünce suratını “türlü biçimlerde çarpıtıp buruşturarak” Gulliver’e yaşantısı boyunca hiç onun gibi bir yaratık görmemişçesine bakar. Yaratık Gulliver’e yaklaşarak ön pençesini kaldırır, Gulliver de yanında taşıdığı kılıcını çıkarıp (isyancı tayfalar kılıcını yanına almasına izin vermişlerdir) kılıcın yassı tarafıyla yaratığa vurur. Hayvanı öldürmek istememiştir çünkü varsa sahiplerini kızdırmaktan çekinir. Darbeyi yiyen hayvan olanca sesiyle kükreyince yandaki tarladan koşan en az kırk kadar yaratık Gulliver’in çevresini alır. Gulliver koşarak sırtını bir ağaca yaslar ve kılıcını sallamayı sürdürerek hayvanları yanına yanaştırmaz. Neden sonra yaratıkların birdenbire olanca hızlarıyla koşmaya başladıklarını görür ve kendi kendine “(B)u yaratıkları bu kadar korkutan nedir?” diye sorar. Çevresine baktığında bir atın usul usul tarlada yürüdüğünü görür. O yaratıklar atı Gulliver’den önce fark etmişler ve bu yüzden koşarak kaçmışlardır.

At Gulliver’e yaklaşınca hafifçe irkilir. Sonra hemen kendisini toplayarak Gulliver’in yüzüne büyük bir şaşkınlıkla bakar. Gulliver’in etrafında birkaç defa dolaşarak onun ellerini ayaklarını süzer.

Gulliver yoluna devam edecektir ama at karşısına dikilmiştir. Yine de çok uysal bir hali vardır. Şiddete başvurmayacağı da anlaşıldığı için Gulliver cesaretlenerek elini atın boynuna doğru uzatır. Onu okşamak, yatıştırmak ister ama “hayvan” Gulliver’in bu dostluğunu aşağı görür. Başını sallayarak kaşlarını çatar. Sol ön ayağını kaldırarak Gulliver’in elini iter. Kişnemesinin tonu çok değişiktir, Gulliver “bu hayvan neredeyse kendi dilinde bir şeyler söylüyor” diye düşünür. Sonra bir at daha gelir. İlk ata dönerek resmi denilebilecek bir şeyler söyler. İki at konuşur gibi iletişim kurmaktadır. Baş başa verip bir konuyu tartışmak istiyorlarmış gibi yan yana birkaç adım öteye gider ve önemli bir konu üzerinde görüşen insanlar gibi ileri geri yürürler. Konuşurken sık sık Gulliver’e dönüp bakarlar.

Atların bu davranışı Gulliver’i çok şaşırtır. Kendi kendine “Bu ülkede yaşayan insanlar dünyanın en akıllı insanları olmalılar” der. Sonra atları kendi hallerine bırakıp oradan uzaklaşmak ister ama bakla kırı olan at arkasından etkileyici bir sesle kişner. İki at yeniden Gulliver’e yaklaşırlar ve onu tepeden tırnağa incelemeye başlarlar. Atlar Gulliver’in ceketinin vücuduna yapışık olmadığını görünce hayrete düşerler, Gulliver’in yumuşak ve tüysüz cildini hayranlıkla inceler gibidirler. Gulliver çok akıllı görünen bu atların aslında at olmadığını, at kılığına girmiş sihirbazlar olduklarını düşünür ve o yüzden onlarla konuşmaya başlar:

“Baylar sizin sihirbaz olduğunuza inanıyorum. Eğer öyleyse o zaman dilimi de kolaylıkla anlayabilirsiniz. Onun için siz saygıdeğer baylara başı derde girmiş zavallı bir İngiliz olduğumu açıklayacağım…Siz gerçek bir atsanız izin verin de sırtınıza bineyim. Beni dinlenebileceğim bir ev ya da köye götürün. Bunu yaparsanız size bu çakıyla bileziği armağan ederim.”

Gulliver konuşurken sessizce bekleyen iki yaratık o sözlerini bitirince birbirlerine dönerek kişnerler. Gulliver “dilleri duyguları çok güzel açıklıyor” diye düşünür. “Sözcükleri biraz uğraşarak alfabe haline sokabilirim. Bu belki Çinceden biraz daha kolay olur.”

Gulliver aralarında kişneyen atların sık sık ‘Yahoo’ sözcüğünü kullandıklarının farkına varır. İki at heyecanla konuşurlarken Gulliver onlardan duyduğu bu sözcüğü tekrarlar: ‘Yahoo’. Arkasından da kişneme taklidi yapar. İki at da duruma çok şaşırır, Bakla Kırı sözcüğü iki kez tekrarlar. Sanki bunun doğru söylenişini Gulliver’e öğretmek istiyor gibidir. Gulliver, Bakla Kırını taklit etmeye çalışır. Sonra doru at, Gulliver’i ‘Huinım’ sözcüğüyle sınamaya kalkar. Gulliver bu sözcüğün telaffuzunda Yahoo sözcüğünde olduğu kadar başarılı olamaz ama yine de yeteneği ile atları hayrete düşürür.

Atlar ayaklarını yere vurarak vedalaşırlar. Bakla Kırı Gulliver’i  önüne katar ve ikisi yürümeye başlarlar. Gulliver yavaşladığı zaman at “huun! huun!” diye bağırmaktadır. Gulliver de atın ne demek istediğini anlayarak ona yorgun olduğunu ve hızlı yürüyemeyeceğini anlatmaya çalışır. Sonunda at Gulliver’in dinlenmesi için zaman zaman durmaya başlar. Bu at Gulliver’i açıkça gütmektedir.

Gulliver Yahoo’lardan Tiksinmeye Başlarken Huinım Yaşam Biçimini ve Kültürünü Tanıyıp Dillerini Öğreniyor

At, Gulliver’i alçak damlı ve samanla kaplı evine götürür. Gulliver kendisini düzgün tabanlı, geniş bir odada bulur. Bir kenarda boydan boya yemlik uzanmaktadır. İçeride üç yaşlı atla iki kısrak vardır. Ama onlar saman yememektedir. Bazıları yere, sağrılarının üstüne oturmaktadır. Bu oturuşları Gulliver’i şaşırtır ama bazılarının ev işleriyle uğraştığını görünce şaşkınlığı büsbütün artar, hayvanları böyle uygarlaştıran insanların dünyanın bütün milletlerinden daha akıllı oldukları konusundaki düşüncesi güçlenir. Bakla kırı Gulliver’i evin içinde, iki odadan geçirerek bir üçüncüsüne getirir ve o odaya girmeden önce Gulliver’e beklemesini işaret eder. Gulliver “bu ev çok önemli birinin olmalı” diye düşünür. “Çünkü yanına girmeden önce birçok tören yapılması gerekiyor.” Ama soylu bir insana sadece atların hizmet ettiği fikrini de aklı almaz.

Bakla Kırı Gulliver’e işaret ederek onu, hasırların üzerinde oturan iki at ile bir kısrağın bulunduğu odaya sokar. Gulliver içeri girince kısrak yerinden kalkar ve Gulliver’in ellerine ve yüzüne dikkatlice bakar. Onu tepeden tırnağa süzer. Bu kısrakla bakla kırı konuşmaya başladıklarında gene ‘Yahoo’ sözcüğü duyulmaktadır sık sık. Sonra bakla kırı yolda yaptığı gibi ona “huun, huun” diyerek Gulliver’i avluya çıkarır, orada evden uzakta başka bir yapı daha vardır. Oraya girince karaya çıktığı zaman gördüğü o iğrenç yaratıklardan üç tanesinin kökleri ve bir hayvanın etini yediklerini gördüğünü anlatır. Hepsi de, boyunlarında söğütten örülmüş sağlam iplerle, bir kirişe bağlanmışlardır. Evin efendisi bakla kırı uşaklarından biri doru beygire içerideki hayvanlardan en irisini çözmesini ve avluya çıkarmasını emreder. Sonra iki at, o yaratıkla Gulliver’i karşı karşıya getirerek sık sık “Yahoo Yahoo” demeye başlarlar gene. Gulliver korkunç bir dehşet ve hayretle sarsıldığını anlatır biz okuyuculara:

‘Aslında o hayvan tam bir insan biçimindeydi!’

Bu hayvan, yüzünün insana göre daha yassı ve geniş olmasına, ağzının daha büyük, dudaklarının daha kalın ve ellerinin de biraz farklı olmasına rağmen, pekala insana benzemektedir. Yahoo’nun tırnakları uzun, avuçları kahverengi ve nasırlıydı, ayakları da Gulliver’inkilerden farklıdır amabunlar yine de Gulliver’e çok benzer [Bu noktada arama motoru Yahoo'nun adının bu hikayeden alındığını hatırlatmak isterim].  Gulliver, atların durumu bilmemesine karşın ayaklarının da Yahoo’lara çok benzediğini anlamıştır, aradaki tek fark Gulliver’in çorapları ve ayakkabısının olmasıdır. Vücutları da Gulliver’e benzer. Tüyler ve renk bakımından Gulliver’den farklıdır. İki at Gulliver’in vücudunun geri kalan kısımlarının Yahoo’nunkinden farklı olması yüzünden şaşalamışlardır. Gulliver içinden ‘İyi ki giyimliyim’ dediğini anlatır bize:

“Doru beygir bana bir kök uzattı…bunu bukalığılığıyla toynağı arasına sıkıştırmıştı. Kökü aldım, kokladıktan sonra bunu ona terbiyeli bir tavırla geri verdim. Doru at bu sefer de Yahu’ların ahırına girerek bana biraz eşek eti getirdi. Ama bu öyle pis kokuyordu ki tiksintiyle geriledim. Doru at o zaman eti Yahu’ya attı. O yaratık da bunu büyük bir oburlukla yuttu. Uşak at ondan sonra bana saman ve bir demet yulaf gösterdi. ‘Bunlar bana göre göre yiyecekler değil’ anlamında başımı salladım…O Yahu’lara gelince…O günlerde insanları benden daha fazla seven pek az kişi olabilirdi. Ama o Yahu’lar kadar her bakımdan iğrenç yaratıklarla hiç karşılaşmamış olduğumu açıklayayım. O ülkede kaldığım sürede Yahu’lara yaklaştıkça, onların ne kadar tiksinti verici şeyler olduklarını da daha iyi anladım.”

Bakla Kırı, Gulliver’in halinden duygularını anlar. Bu yüzden Yahu’yu ahıra yollayarak ön toynağını ağzına götürür. Bu hareketi Gulliver’i çok şaşırtır. At ona işaretlerle ‘ne yiyeceksin?’ diye sormaya çalışmaktadır. Gulliver o sırada geçen bir ineği işaret ederek süt içmek istediğini anlatır, at onu alarak eve götürür ve Gulliver’in evde süt içmesini sağlar.

Takip eden sayfalarda Gulliver bize bu atların sürdürdükleri uygar yaşayışı anlatır. Önce işaretlerle anlaşırlar. Bakla Kırı, Gulliver’e yiyebileceği biçimde yulafla ekmek hazırlar. Tüm atlar, Gulliver’in davranışlarını, terbiyesini çok beğenirler. Gulliver gelişmiş dil yeteneği sayesinde yavaş yavaş bu atların dilini de öğrenmeye başlar. Zaman zaman Yahoo tüylerinden yapılmış tuzaklar ve ökselerle tavşan veya kuş tutarak karnını doyurur. Bazen şifalı bitkiler toplayarak bunları haşlar. Tereyağı yapar. Başta tuzun özlemini çok çekmesine karşın artık insanların yemeklerine tuz koymasının bir lüks olmaya başladığını düşünür. Ama Gulliver

“Başlangıçta tuz içki içilmesi için kullanılırmış. Tabii etin uzun yolculuklar için tuzlanması da lüks sayılmaz. Aynı şeyi büyük pazarlardan çok uzakta olan kesimler de yaparlar. İnsandan başka hiçbir yaratık tuzdan hoşlanmaz.”

der iken içinde yaşadığı uygar atlar ülkesi ile insanlar arasında daha sonra yapacağı ilk büyük karşılaştırmanın zeminini döşemiştir: İnsanlar, akılcılıktan uzak ve mantıksız  davranışlar da gösterirler. Akla aykırı da olsa ya da artık akla aykırı hale gelmiş bulunsa da alışkanlıklarını körü körüne sürdürmek insanlara özgü bir davranış tarzıdır.

Kendisine Huinım’ların evinden altı metre ötede ancak onların iş hayvanı olarak kullandığı Yahoo’ların ahırından da uzakta bir yer hazırlanan Gulliver bu ülkede yavaş yavaş atların dilini öğrenmeye başlayacaktır. Çünkü artık ‘efendim’ diye sesleneceği Bakla Kırı, ve onun evindeki her uşak ve hizmetçi Gulliver’e dillerini öğretmeyi istemektedir:

“Bu heveslerinin nedeni belliydi. Onlar benim gibi vahşi bir hayvanda akıllı bir yaratığın izlerinin bulunmasını çok şaşılacak bir olay sayıyorlardı.”

Soylu birkaç Huinımın da meraklanarak görmeye geldiği Gulliver, ‘efendi’si Bakla Kırı’ndan ve onun uşaklarından uzun saatler boyunca ders almaya başlamıştır. Artık Huinımlarla konuşmaya başlayan Gulliver, efendisinin aklını karıştırmıştır. Gulliver’e başta Gulliver’in Yahoo olduğundan emin olduğunu ama onun öğrenme yeteneği, terbiyesi ve temizliğinin onu şaşırttığını anlatır. Çünkü Yahoo’larda böyle nitelikler yoktur. Gulliver’in giysileri de aklını karıştırmıştır efendisinin.

Bakla Kırı Gulliver’e

“Ülkenin hangi kesiminden geldin?…’ ‘Sana akıllı bir yaratığı taklid etmeyi nasıl öğrettiler? Sen aslında Yahu’lara benziyorsun. Kafan, ellerin, yüzün onlarınkinin eşi. Oysa kurnaz gibi gözüken Yahu’lar sadece gürültü çıkarırlar. Ve dünyada hiçbir şey öğretilemeyecek bir yaratık varsa o da Yahu’dur”

der. Gulliver durumu anlatınca Bakla Kırı ‘Sen her halde yanılıyorsun’ der. ‘Ya da varolmayan şeyleri anlatıyorsun.’

Huinım’ların dilinde ‘yalan’ ve ‘yalan söylemek’ kelimeleri bulunmamaktadır. Bakla Kırı devam eder:

“Ben denizin ötesinde bir ülke olamayacağını biliyorum…’… ‘Bir grup hayvan da bir tahta aracı suyun üzerinde istedikleri yöne götüremezler. Yaşayan hiçbir Huinım öyle bir araç yapamaz. Yaptığını düşünelim…O zaman da bu tahta aracın yönetimini Yahu’lara vermez, onlara güvenmezler.”

Gulliver buna karşı diyecek bir sözcük bulamadığını, düşündüklerini kolay kolay anlatamadığını ifade eder. Kısa süre sonra efendisine daha çok şaşacağı şeyler anlatacağını da ekler. Bunun üzerine efendisi taylarına, kısrağa ve ailenin uşaklarıyla hizmetçilerine her fırsattan yararlanarak Gulliver’e ders vermelerini telkin eder. Her gün iki üç saat de kendisi Gulliver’e ders verir. Eve gelen ziyaretçiler, Gulliver’in gerçek bir Yahoo olduğuna bir türlü inanamazlar. Çünkü vücudunun örtüsü…farklıdır ve sadece başında, yüzünde ve ellerinin üstünde tüy vardır.

Gulliver’i Yahoo’lardan fiziksel olarak farklı kılan en önemli özelliği giysileridir aslında. Diğer farklar o kadar da dikkat çekici değildir. Hele hele fiziksel yapıları tamamen farklı olan atların, Yahoo’lar ile Gulliver arasındaki başka fiziksel farkları hemen anlaması zordur. Huinımlar giysilerini Gulliver’in vücudunun parçası sayarlar başta. Huinımların durumu böyle sanması Gulliver’in işine gelir çünkü giysileri, Gulliver’i vahşi Yahoo’lardan farklı gösteren en önemli özelliktir. Yahoo’larla bir tutulmak istemeyen Gulliver, giysilerinin vücudunun parçası olmadığını bir yere kadar saklar ama bir gün Gulliver uykuya dalmışken dağılan giysileri ve açılan gömleğinden insan bedenini gören doru at, durumu bakla kırına karışık bir biçimde anlatır. Gulliver de bu sırrı artık saklayamayacağını çünkü eskiyip dökülen giysilerinin yerine yenilerini bulmaya çalışırken bu sırrın zaten ortaya çıkacağını düşünerek efendisine gider. “Geldiğim ülkedeki benim gibi yaratıklar’ diye anlatır. ‘Vücutlarını her zaman bazı hayvanların tüylerinden örülmüş şeylerle örterler. Bu hem toplum kurallarına uymak için yapılır, hem de sıcak veya soğuk havalardan korunmak için…” Bunun üzerine efendisi ona usulca dokunarak Gulliver’in vücudunu inceler ve sonunda

“Sen tam bir Yahu’sun” diye açıklar. “Bu çok belli bir şey. Ama Yahu türünden farklısın. Çünkü derin beyaz ve düzgün. Ön ve arka pençelerinin biçimi biraz değişik. Tırnakların da kısa. Ayrıca her zaman arka ayaklarının üzerinde yürümeye meraklısın…Neyse…Artık bu şeyleri üzerine geçirebilirsin.”

Gulliver kendisinin “nefret” ettiği, “tiksin”diği, “iğrenç birer hayvan olan” Yahoo’lardan farklı olduğunu vurgulayarak efendisinden kendisini Yahu ismiyle çağırmamasını, ailesine ve uşağına da bu yolda emir vermesini, arkadaşlarına da durumu söylemesini rica eder. Ayrıca giysi meselesini hiç kimseye anlatmamasını ister. Hiç olmazsa giysileri parçalanıncaya kadar bu durumu kimsenin bilmemesi gerektiğini söyler. Efendisi ise kibar kibar “olur” diye cevaplar.

Huinım’ların Gulliver’e Yaklaşımı, Gulliver’in Yahoo’lardan Farklı Olduğunu İspata Çalışması veya ‘Bir Ülkenin Huinım’ı Diğer Ülkenin Yahoo’sudur’ Fikri veyahut Yalan Mefhumu Tanımayan Uygarlık!

Takip eden zamanlarda Gulliver adım adım efendisine kendisini ve geldiği yeri tanıtmaya çalışır. Ayrıca kendisinin de bu ülkeye geldiğinde Huinım’ların akıl sahibi olmasına şaştığını anlatır. Ayrıca Yahoo’ların neden “yozlaştıkları”nı, “niçin birer hayvan halini aldıkları”nı bilmediğini ifade eder. Efendisine gitgide daha ayrıntılı bilgiler vermeye çalışır ve yolculuğu sırasında başına gelenlerden de bahseder.

Ama dünyanın diğer taraflarındaki insanların karakterlerinden söz ederken efendisine ‘yalan’ ve ‘uydurma’”kavramlarını anlatmakta güçlük çeker. Huinım Efendi çok zeki bir yaratık olmasına ve her konuyu inceleyip doğru bir sonuca varmasını bilmesine karşın Gulliver’in anlattığı bu gibi kavramları ve durumları zorlukla anlayabilmektedir. Gulliver’in bize aktardığına göre Huinım şöyle düşünmektedir:

“Konuşmak yaratıkların birbirini anlaması içindir. Böylece bir yaratık konuşarak bilgi de almış olur. Ama biri olmayan bir şeyden söz etti mi, o zaman bu sonuca erişilmez. Çünkü ben bu yaratığı doğru dürüst anlayamam. Bilgi de alamam. Tersine o beni bilgisizlikten daha da kötü bir durumda bırakır. Çünkü onun sözleri yüzünden Siyahın, beyaz, Kısanın da Uzun olduğuna inanırım.”

Efendisi, Gulliver’in ülkesini Yahoo’ların yönetmesine şaşmıştır. Ona ülkesinde Huinım olup olmadığını sorar. Gulliver

“Ülkemde pek çok Huinım var. Onlar yazları kırlarda otluyorlar. Kışın ise ‘evlere’ konuluyorlar. Bu Huinım’lara saman ve yulaf veriliyor. Onlar için Yahu uşaklar tutuluyor. Bu uşaklar Huinım’ların derilerini ovarak dümdüz bir hale sokuyorlar. Yelelerini tarıyorlar. Toynaklarını temizliyorlar. Onlara yiyecek getiriyor ve yatacakları yerleri hazırlıyorlar”

diye cevap verir. Efendisi ise

“Yahu’lar oldukça akıllı olduğunu iddia edebilirler. Ama Huinım’lar yine de sizin efendileriniz. Ah, keşke buradaki Yahu’lar da sizin kadar uysal olsalardı”

diye karşılık verecektir.

Gulliver artık hikayesine devam edemeyeceğini, anlatacaklarının efendisinin hoşuna gitmeyeceğini söyler ama efendisi “anlat! durumun hem en iyi hem de en kötü tarafını anlat” diye ısrar edince devam eder:

“Aramızda sürüyle Huinım var. Biz onlara At adını da veriyoruz. Sahip olduğumuz hayvanların en cömert ve güzelleri onlar. Güç ve hız bakımından üstlerine yok. Atların çoğu soylu kimselerin. Onlardan yolculukta yarışta ve araba çekmekte yararlanıyoruz. Huinım’lara her zaman itina ediliyor. Onlara sevgi gösteriliyor. Hastalandıkları veya ağırlaştıkları zaman atları satıyorlar. Ondan sonra bu hayvanlar ölünceye kadar yorucu işlerde kullanılıyor. Atlar ölünce derilerini soyup birkaç kuruşa satıyorlar. Ölülerini ise ortada bırakıyorlar. Onları köpeklerle kuşlar yiyorlar. Ama üstün sayılmayan atların pek şanslı olduğunu söyleyemem. Onları çiftçiler ve arabacılar satın alıyorlar. Bu insanlar atları yorucu işlerde çalıştırıyor, onlara pek fazla bakmıyorlar.”

Gulliver efendisine at binme yöntemlerinden, koşum takımlarından, eğerden ve mahmuzdan, atların ayaklarına nal çakmaktan bahsedince efendisi fena halde öfkelenir. “Bir Huinam’ın sırtına binmeye nasıl cesaret ediyorsunuz?” diye bağırır. “Sonra bu nasıl oluyor? Evimdeki en güçsüz uşak bile sırtına atlayan bir Yahu’yu hemen silkeleyip atabilir. Ya da yere yatarak arka üstü yuvarlanır. Böylece o vahşi hayvanı ezerek öldürür.”

Gulliver

“Bizim atlarımız üç dört yaşında eğitilmeye başlanır…gençken aksilik ettikleri zaman iyice döverler atları…Ama bu yaratıklar ceza ve ödülü çok çabuk öğrenirler. ..Yalnız sizden şunu unutmamanızı isteyeceğim, ülkemdeki atların hiç akılları yoktur. Bu memleketteki Yahu’lar gibidir onlar”

diye cevap verir. Gulliver bu durumu efendisine anlatabilmek için çok uğraştığını anlatır çünkü Huinım’ların dilinde çok fazla sözcük yoktur ve duygu ve istekleri insanlardan çok daha azdır. Ama efendisinin Huinım ırkına karşı çok vahşice davranıldığını düşündüğü zaman duyduğu o soylu öfkeyi de bize anlatmasına imkan olmadığını ekler.  Efendi şöyle der:

“Anlattıklarının doğru olduğunu düşünelim…Yahu’lardan başka akıllı yaratıkların olmadığını kabul edelim. O zaman yöneten yaratıklar yine Yahu’lardır. Çünkü akıl zamanla hayvanca gücü yener. Ama Yahu’ların vücutlarını ve özellikle sizinkini düşünüyorum da…Aklı yaşantıyla ilgili olaylara uygulamak için Yahu’lardan daha biçimsiz yaratıklar da olamaz…Ülkendeki yaratıklar…Onlar daha çok sana mı benziyorlar yoksa bizim ülkemizdeki Yahu’lara mı?”

Gulliver “bana benzerler” diyerek açıklar. “Tabii küçüklerle kadınlar benden farklıdırlar. Bacakları kolları kaslı değildir onların. Kadınların cildi de daha beyazdır.” Efendinin değerlendirmesi ise, insanın kırılganlığını pek özlü bir biçimde özetler:

“Sen gerçekten buradaki Yahu’lardan farklısın…Bir kere onlardan daha temizsin. Vücudun da onlarınki gibi çarpık çurpuk değil. Ama üstünlük bakımından…Bence Yahu’lar senden daha iyi durumdalar. Ön veya arka ayak tırnaklarına bak. Hiçbiri de senin işine yaramaz. Hoş onlara ayak adı vermem de uygunsuz. Çünkü senin ön ayaklarının üzerinde yürüdüğünü görmedim. Zaten onlar yere basamayacak kadar yumuşaklar. Ön ayaklarını çoğu zaman örtmüyorsun. Zaman zaman ön ayaklarına taktığın örtünün biçimi de arka ayaklarına benzemiyor. Sonra bunlar arka ayaklarının örtüleri kadar sağlam değil. Ayrıca şöyle güvenle de yürüyemiyorsun. Çünkü arka ayaklarından herhangi biri kaydığı takdirde yere yuvarlanacaksın…Yüzün çok basık burnun ise pek çıkıntılı. Gözlerin önde. Bu yüzden başını çevirmeden yanlarını göremiyorsun. Beslenmek için ön ayaklarını ağzına götürmen gerekiyor. Bu işi elinin yardımı olmadan yapamıyorsun. Bu yüzden doğa ön ayaklarına gereken eklemleri vermiş. Arka ayaklarındaki o birkaç çıkıntının ve ayrıntının ne işe yaradığını da anlamıyorum. Arka ayakların da taşların sivriliklerine ve sertliklerine dayanamayacak kadar yumuşak. Bu yüzden ard ayaklarına da başka bir hayvanın derisinden yapılmış örtüler geçiriyorsun. Sonra bütün vücudunu sıcak ve soğuktan koruman gerekiyor. Bu örtüleri de her gün çıkarmak ve takmak zorundasın. Sıkıcı ve yorucu bir iş bu…Son olarak şunu söyleyeyim: bu ülkede herkes normal olarak Yahu’lardan nefret eder. Zayıflar Yahu’lardan kaçar. Güçlüler ise onları yanlarına yaklaştırmazlar. Onun için ülkendeki Yahu’larda akıl olsa bile her yaratığın size karşı duyduğu o doğal tiksintiyi nasıl yenebilirsiniz?  Onun için diğer yaratıkları nasıl evcilleştirir ve işinize yarayacak bir duruma getirebilirsiniz? Neyse…Artık bu konuyu tartışmayacağım. Çünkü senin hikayeni öğrenmeyi çok istiyorum. Bana ülkeni anlat. Nerede doğdun? Buraya gelmeden önce neler yaptın?’

Gulliver Efendisi Bakla Kırı’na İngiltere’den Bahsediyor

Gulliver, bazı sözcükleri bulmayacağını çünkü bunlara benzer kavramları Huinım ülkesinde hiç görmediğini peşinen söyleyerek hikayesini ayrıntılandırır:

“Ben İngiltere adı verilen bir adada dünyaya geldim. Annemle babam dürüst insanlardı. İngiltere buradan çok uzakta. Güneşin yıllık yolculuğu sırasında en güçlü uşağınızın gidebileceği yerden daha da uzakta. Ben eğitim görerek bir operatör oldum. Bir operatörün işi vücudun kaza veya şiddet sonucu aldığı yaraları bereleri iyileştirmektir. Ülkemi bir dişi yaratık yönetiyor. Ona ‘Kraliçe’ adını veriyoruz. Memleketimden zengin olmak için ayrıldım. Böylece geri döndüğüm zaman aileme ve kendime rahatlıkla bakabilecektim. Son yolculuğumda bir geminin kaptanıydım. Yani yöneticisi. Emrimde elli kadar Yahu vardı. Bunlardan çoğu denizde öldü. Bu yüzden başka ülkelerden denizciler almak zorunda kaldım. Gemimiz iki kez batma tehlikesiyle karşılaştı. Birinci seferinde korkunç bir fırtına yüzünden. İkinci kez ise bir kayaya çarptığı için.”

“Onlar çaresiz durumda Yahu’lardı…Doğdukları ülkelerden fakirlik ve suç işledikleri için kaçmışlardı. Hiçbiri de memleketlerine dönmek istemiyorlardı…Asılacaklarından veya bir hapishanede öleceklerinden korkuyorlardı.”

“O kadar kayba uğradıktan ve türlü tehlikeyle karşılaştıktan sonra çeşitli ülkelerden yabancıları seninle birlikte yolculuğa çıkmaları için nasıl kandırabilirdin?”

Gulliver bu noktada “belki okuyucular şimdi, ‘Gulliver kendi ırkı konusunda böyle nasıl rahatça bilgi verebildi’ diye düşünüyordur. ‘Özellikle Gulliver’le Yahu’lar arasındaki büyük benzerliği fark eden ve bu yüzden insanlar hakkında pek kötü düşüncelere saplanabilecek bir Huinım’a” der  ve bizim yerimize sorduğu sorunun yanıtını şöyle açıklar bize:

“Bu dört ayaklı üstün yaratıkların iyi yönleriyle insanların bozukluklarını karşılaştırdığım zaman gözlerim de açıldı. İnsanların duygularına ve davranışlarına tamamiyle başka bir açıdan bakmaya başladım. Kendi cinsimden olanların şereflerini düşünecek halde değildim. Zaten bunu Efendim gibi çok zeki ve anlayışlı bir yaratık karşısında yapmam olanaksızdı. Bakla Kırı her gün beni binlerce kusurum olduğuna yeniden hissettiriyordu. Oysa bütün bunları o zamana kadar fark bile etmemiştim. Ayrıca bu nitelikler, biz insanlar arasında zayıflık bile sayılmazdı…bütün yalanlar ve uydurmalardan nefret etmeye başlamıştım. Gerçek bana öyle güzel gözüküyordu ki. Bunun uğruna her şeyi feda edebilirdim…O ülkeye erişeli daha bir yıl bile olmamıştı. Ama ben Huinım’lara karşı öyle büyük bir sevgi ve saygı duymaya başlamıştım ki artık insanların arasına dönmeyi istemiyordum. Bu bakımdan kesin kararımı da vermiştim. Yaşantımın geri kalanını bu hayran olunacak Huinım’ların arasında geçirecektim. İyi nitelikler üzerinde duracak ve bunları kazanmaya çalışacaktım.”

Bakla Kırı İnsanlar Hakkında Düşünüyor ve Onları Yahoo’lara Benzetiyor…

Gulliver’in anlattığına göre Bakla Kırı bir sabah erkenden Gulliver’i çağırtır ve ona şunları söyler:

‘Hikayeni baştan aşağıya dikkatle düşündüm’ diye söze başlar Bakla Kırı ve devam eder:

“Yani seninle ve ülkenler ilgili bölümlerini…Ve bir sonuca da vardım. Sen ve senin gibiler bir tür hayvansınız. Bilemediğim bir kaza sonucu payınıza biraz akıl düşmüş. Ama siz bu aklı normal bozukluklarınızı büsbütün arttırmaktan başka hiçbir işte kullanmamışsınız. Bu akıldan doğanın size vermediği başka kusurları elde etmek için yararlanmışsınız. Doğanın size armağan ettiği birkaç yeteneği de yitirmişsiniz. Başlangıçtaki gereksinmelerinizi pek başarılı bir şekilde arttırmışsınız. Şimdi de bütün yaşantınızı bu istekleri kendi buluşlarınızla karşılamak için boş yere didinerek geçiriyorsunuz. Sana gelince…Sende aşağılık bir Yahu’nun gücü ve çevikliği yok. Bu belli bir şey. Ard ayaklarının üstünde güçsüzce yürüyorsun. Üstelik pençelerini savunma ve diğer bakımlardan yararsız hale sokmanın bir yolunu da bulmuşsun. Çenendeki tüyleri kazıyorsun. Oysa bu tüyler bir yaratığı güneş ve havadan korumak içindir. Sonra ırkdaşların yani bu ülkedeki Yahu’lar gibi ne hızlı koşabiliyorsun, ne de ağaçlara tırmanıyorsun… Hükümet ve yasa dediğin şeyler ise akıl eksikliği ve bunun sonucu olan iyi ahlak yoksunluğunun doğurduğu şeyler olmalı. Çünkü yalnız mantık, akıllı bir yaratığı yönetmeye yeter. O halde sizin aklınız yok aslında…Senin vücudun her bakımdan Yahu’larınkine benziyor. Ama onlar senden güç, hız ve hareketlilik bakımından daha üstünler. Ama senin tırnakların kısa…Bana yaşantınızı törelerinizi ve yaptıklarını açıkladın. O zaman ben sizin kafa bakımından da Yahu’lara çok benzediğinizi anladım. Yahu’lar başka yaratıklardan çok birbirlerinden nefret ederler. Önceleri bunun sık sık belirtilen nedeni de biçimlerinin iğrençliğiydi. Bir Yahu diğerlerinin biçimini görür ama kendisininkinin farkında değildir. Onun için sen ve vatandaşlarının vücutlarınızı örtmenizin akıllıca bir şey olduğunu da düşünüyordum…Yoksa o çirkinliklere gerçekten dayanılmazdı. Ama artık yanıldığımı anlıyorum. Bizim ülkemizdeki yaratıkların kavgalarının nedeni senin vatandaşlarınınkinin aynı. O anlattıklarının eşi bunlar…Çünkü beş Yahu’nun önüne elli yaratığa yetecek kadar yiyecek atsan bile sakin sakin bunu yiyeceklerine birbirleriyle kavgaya başlarlar. Her biri de bütün yiyeceğin kendisinde olmasını ister. Bu yüzden Yahu’lar dışarıda doyurulurlarken her zaman başlarında bir uşak bekler. Ahırdayken ise onları birbirlerinden uzak yerlere bağlarız…Yahu’lar tırnaklarıyla birbirlerinin  vücudunun gövdelerinde korkunç yaralar açarlar. Ama ender olarak birbirlerini öldürebilirler. Çünkü ülkemizdeki Yahu’ların senin ve vatandaşlarının yaptığı o uygun ölüm silahları yoktur…Zaman zaman görünürde hiçbir neden yokken türlü kesimlerdeki Yahu’lar birbirleriyle savaşmaya başlarlar. Bir yöredeki Yahu’lar diğerleri bir hazırlık yapamadan onlara saldırmaya çalışırlar. Ama planları başarıya ulaşmazsa o zaman yerlerine döner ve bir düşman bulamadıkları için birbirleriyle boğuşmaya başlarlar… Bu ülkede, kırlarda birkaç renkli, parlak taşlar bulunur. Yahu’lar bu taşlara delicesine bir düşkünlük gösterirler. Bu taşların bir kesimi toprağa gömülü olduğu zaman Yahu’lar tırnaklarıyla yerleri eşelerler. Günlerce yaparlar bu işi. Sırf o renkli taşları çıkarmak, ahırlarına götürerek köşelere saklamak için. Ama yine de içleri rahat etmez. Arkadaşlarının bu hazinelerini çalmalarından korktukları için endişeyle etraflarına bakınıp dururlar… Açıkçası bu anormal merakın nedenini hiçbir zaman öğrenemedim. O taşların Yahu’ların ne işine yaradığını da…Ama artık bunun nedeni senin insanlarda bulunduğunu söylediğin hırs olabileceğini sanıyorum…”

Bakla Kırı devam eder:

“Bir keresinden ben özel bir deney yapmak için Yahu’larımdan birinin gizlice gömdüğü o taş yığınlarını oradan kaldırttım. O iğrenç yaratık hazinesinin yerinde olmadığını görünce olanca gücüyle haykırmaya başladı. Bütün sürü başına toplandı o zaman. Yahu uludu, diğerlerin ısırdı, onları parçalamaya kalktı. Sonra üzüntüsünden yemeden içmeden kesildi. Ne uyuyor, ne çalışıyordu. İyice zayıflamaya başlamıştı. Sonunda bir uşağıma taşları yerine koymasını emrettim…Yahu hazinesini bulur bulmaz, keyfi de neşesi de yerine geldi…Ama sonra taşları daha iyi bir yere götürüp sakladı. O zamandan beri de doğru dürüst çalışıyor.”

“O parlak taşların çok bulunduğu kırlarda sık sık kavga çıkar. En şiddetli, en korkunç boğuşmalar oralarda olur. Bunun nedeni yakındaki Yahu sürülerinin oraya saldırmalarıdır.”

Bakla Kırı sözlerini sürdürür:

“İki Yahu bir kırda öyle bir taş buldukları zaman hemen benim senin kavgasına başlarlar. O arada üçüncü bir Yahu bu durumdan faydalanarak taşı kaptığı gibi kaçar…Bence bu senin anlattığın ve o davalar diye tanımladığın şeye çok benziyor.”

Bakla Kırı’nın bu sözleri üzerine Gulliver şunları düşünür:

“O zaman bu konuda gerçeği açıklamanın daha doğru olacağını düşündüm. Çünkü sözünü ettiği sonuç bizim mahkemelerimizde erişilenden daha adildi. Çünkü burada davalıyla davalı taştan başka şey yitirmiyorlardı. Ama bizim mahkemelerimizde her iki taraf her şeylerini kaybetmedikçe dava sona ermezdi.”

Efendisi ise konuşmasını sürdürerek

“ ‘Yahu’ları çok iğrenç hale sokan nedir biliyor musun?’ der. ‘Onların o karşılarına çıkan her şeyi yiyip yutma hevesleri. O tiksinti verici iştahları. Otlar, kökler, meyvalar, çürümüş hayvan etleri…Ya da bunların hepsinin karışımı…Hepsini yerler onlar” der.

“Sonra onların acayip bir düşkünlükleri de vardır. Evde onlara çok iyi yiyecek veriliyor. Ama Yahu’lar hırsızlık ve yağmayla çok uzaklarda ele geçirdikleri yiyecekleri daha tatlı bulurlar. Avlarını ele geçirdikten sonra da patlayıncaya kadar yerler…”

“Uşaklarım birkaç Yahu’da bir nitelik daha fark etti” diye ekler Gulliver’in efendisi Bakla Kırı:

“…Bazen bir Yahu’nun aklına esiyor ve bu yaratık bir köşeye çekilerek, yere yatıyor. Ağlayıp, inleyip ulumaya başlıyor. Yanına yaklaşanları da kovuyor. Zayıf bitkin bir Yahu olsa anlayacağım. Çoğu zaman böyle davranan genç ve şişman bir Yahu oluyor. Yani yiyeceğe, içeceğe gereksinmesi olmayan bir yaratık.  Uşaklarım onun ne derdi olduğunu da anlayamıyorlar. Ama bu hastalığın bir tek çaresi olduğunu da biliyorlar. O Yahu’yu işe koşmak. Gerçekten de Yahu iyice çalışınca kendisine geliyor.”

Gulliver ise kendi kendine

“Bu konuda insanları düşünerek sesimi çıkarmadım. Ama artık tembellerde, lüks içinde yaşayanlarda ve zenginlerde görülen o huysuzluk derdinin gerçek nedenini biliyorum. Eğer onlar da aynı tedaviye razı olurlarsa, söz veriyorum, hepsini de iyileştiririm” der. Böylelikle depresyon hastalığının çaresini de öğrenmiş oluruz Huınım’lardan!

Gulliver, efendisinin insan karakterini anlamasının zor olacağını ama kendisi insanları tanıdığı için  Bakla Kırı’nın Yahu’lar hakkındaki sözlerini kendisine ve vatandaşlarına kolaylıkla uyguladığını söyler bize. Yahu’ları daha iyi incelemek için efendisinden izin alır. Efendisi de onun yanına bir uşak katarak Gulliver’e bu izni verir. Gulliver Yahoo’lara yaklaşınca onlar da onun etrafını sararlar. Gulliver de  efendisi gibi Yahoo’ların ‘iğrenç yaratıklar’ olduğunu düşünmektedir. Zaman zaman gömleğinin yakasını açtığında veya kollarını sıyırıp gövdesini Yahoo’lara gösterdiğinde, Yahoo’lar da Gulliver’in kendi türlerinden olduklarını fark ederler, onlar da Gulliver’in yanına yanaşıp hareketlerini taklid ederler,  taklid ederler ama Gulliver yine de onların kendisinden korkunç şekilde nefret ettiklerini hissederler. Gulliver bu durumu şöyle anlatır:

“Hani bazen küçük kargaları yakalayıp evcilleştirirler. Sonra bunlar başlarında takkeleriyle sürülerin arasına salıverildikleri zaman kargalar bu evcilleşmiş arkadaşlarına çok kötü davranırlar ya…İşte benim durumum da öyleydi.”

Gulliver küçük bir Yahu çocuğunu sevip okşamak ister ama çocuk öyle avaz avaz bağırıp öyle şiddetle ısırıp tırmalamaya çalışır ki Gulliver çocuğu bırakmak zorunda kalır.

Gulliver Yahoo’ları son derece çevik yaratıklar olarak görür ama hiçbir öğrenme yeteneğine sahip olmadıklarına inanır ve bu durumu onların sinsi, kötü, hain ve kinci olmalarına, güçlü olmalarına rağmen yine de korkak olmalarına ve bu yüzden de küstah, aşağılık ve zalim olmalarına bağlar.

Huınım’lar Yahoo’ların bir kısmını evden fazla uzakta olmayan ahırlarda tutmakta ve onlara iş gördürmektedirler. Geri kalanları ise kırlarda belirli bazı yerlere göndermektedirler.

Huınım’ların Töreleri

Gulliver Huinım ülkesinde tam üç yıl yaşar ve onların yaşam biçimleri, değerleri, töreleri ve toplumsal düzenleri hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olur.

Huınım’ların en önem verdikleri şey iyilik ve dostluktur. Bunlar sadece birkaç kişiye gösterilen kısıtlı bir şey değildir. Bütün ırk bakımından böyledir. Ülkenin en uzak köşesinden gelen bir yolcuya da en yakındaki komşuya da aynı şekilde davranırlar. Bu yolcu da nereye giderse gitsin kendisini evinde saymaktadır. Huınım’lar çok terbiyeli ve naziktirler. Ama ‘resmilik’ denen şeyi de bilmezler. Gulliver onların taylarına karşı sevgi duyduklarını sanmamaktadır. Akılları öyle emrettiği için taylarını dikkatle eğitmektedirler. Gulliver, efendisinin, komşusunun çocuğuna da kendi tayına gösterdiği ilgiyi gösterdiğine tanık olmuştur. Gulliver’in bizlere aktardığına göre Huinım’lar “Doğa bize  bütün ırkı sevmeyi öğretir” diye iddia etmektedirler. Ayrıca “Akılsa kişileri üstün ahlakları yüzünden ayırd eder” demektedirler.

Huınım’lar taylarını Gulliver’e göre hayran olunacak bir yöntemle eğitmektedirler. Taylara onsekizine erişinceye kadar bazı belirli günler dışında yulaf verilmez. Süt de pek ender olarak içirilir. Yaz sabahları iki saat kırda otlarlar. Akşamları da. Taylara ifrata kaçmamak, çalışkanlık, temizlik öğretilir, onlara beden eğitimi dersleri verilir. Erkeklerle kızlar için dersler aynıdır. Efendisi Gulliver’e

‘Sizde erkeklerin başka, kızların başka eğitim görmeleri çok korkunç bir şey”

demektedir…

“Tabii bu yüzden ırkdaşlarının yarısı dünyaya çocuk getirmekten başka bir işe yaramıyorlar. Hele çocukların bakımının onlar kadar yararsız yaratıklara verilmesi daha da korkunç bir şey.”

Huınımlar gençleri dik yamaçlara tırmandırarak, taşlı yerlerde koşturarak onlara güç, dayanıklılık ve sağlamlık kazandırmakta ve ter içinde kaldıkları zaman da tepe üstü bir göl veya nehre atlamalarını emretmektedirler. Yılda dört kez belirli yörelerin gençleri toplanarak koşma, atlama, güç ve çeviklik gösterileri yapmaktadırlar. Yarışmayı kazanan tayın onuruna onu öven bir şarkı yapılır. Bu bayramlarda uşaklar Huınımlara ziyafet çekilmesi için sırtlarına saman, yulaf ve süt eklenmiş Yahoo’ları  eğlencenin yapıldığı yere götürürler ancak Yahoo’ların gürültü ederek herkesin rahatını kaçırmalarını önlemek için yüklerini boşaltır boşaltmaz onları ahırlara kapatırlar.

Her dört yılda bir bütün milletin temsilcileri Gulliver’in efendisi Bakla Kırı’nın evinden otuz kilometre kadar uzaktaki bir ovada toplanır. Bu toplantıda birkaç bölgenin durumu incelenmektedir. Bu kesimlerin saman veya yulafı, inek veya Yahoo’su eksik midir, yoksa fazla mıdır? Bu toplantılar beş altı gün sürer. Gulliver’in aktardığına göre bölgelerde pek ender bir eksiklik bulunmaktadır. Bir eksiklik var ise herkes katkıda bulunur ve o kesime gereken şeyler yollanır.

Huinım Ülkesinde Yahoo ‘Sorunu’ ve Soykırım Tartışmaları ile Gulliver’in Makûs Talihi

Gulliver’in Huınım ülkesindeki yaşantısını ve Huınımlar ile Yahoo’lar konusundaki gözlemlerini bizlerle paylaşan anlatısı devam eder:

Fazlasıyla uygar Huınım ülkesinde temel bir tartışma vardır. Bu tarihsel tartışma son derece önemlidir ve zaten ülkede bundan başka da bir tartışma çıkmamıştır. Ötesini Gulliver’den dinleyelim:

{Efendim o toplantıya bizim bölge temsilcisi olarak katıldı…Efendim eve döndüğü zaman bana olanları bütün ayrıntılarıyla anlattı:

“Tartışma konusu şuydu,” dedi. “Yahu’lar yeryüzünden kaldırılmalılar mı? Yoksa kaldırılmamalılar mı? Yahu’ların yeryüzünden silinmesini isteyen üyelerden biri birtakım, ağırlık taşıyan, güçlü nedenler de ileri sürdü.

Yahu’ların doğada görülen en pis, en iğrenç ve en biçimsiz hayvanlar olduklarını söyledi.

‘Yahu’lar huysuz ve dik başlılar,’ diye bağırdı. ‘Kötüler ve kargaşalık çıkarmaktan hoşlanıyorlar. Usulca gidip ineklerimizin sütlerini içiyorlar. Kedilerimizi öldürerek yiyorlar. Otlarımızı ve yulaflarımızı çiğniyorlar. Her zaman gözaltında bulundurulmaları gerekiyor. Yoksa bütün bu kötülükleri yapıyorlar. Hatta daha bin türlüsünü.’

Üye, Yahu’ların başlangıçtan beri ülkemizde yaşamadıklarını da bize hatırlattı. Anlayacağın yıllar önce iki Yahu bir dağın tepesinde belirdi. Belki onların ortaya çıkmasına güneşin çamur ve balçığı ısıtması neden oldu. Belki de o iki Yahu deniz köpüğüyle çürümüş yosundan oluştular. Bu nokta kesin olarak bilinmiyor…Yahu’lar zamanla çoğaldılar. Çok geçmeden bütün memlekete yayıldılar bu yaratıklar…Çok geçmeden bu dertten kurtulmak için ava çıkıldı. Sonunda bütün sürü sarıldı ve yetişkin Yahu’lar öldürüldü. Her Huınım iki Yahu yavrusunu alarak onları ahıra koydu…Yahu’ları evcilleştirmeye de çalıştık. Tabii öylesine vahşi yaratıklar ne dereceye kadar evcilleştirilirlerse. Onlara araba çektiriyoruz ve yük taşıtıyoruz artık.”

Efendimin bu sözleri doğruydu sanırım. Yahu’lar ülkenin Yılınhniyamşi’leri yani yerlileri olamazlardı. Çünkü hem Huınım’lar hem de ülkedeki diğer yaratıklar Yahu’lardan çok nefret ediyorlardı. Tabii Yahu’lar da kötü karakterleriyle bu nefrete çok layıktılar.Yerli olsalardı o kadar gelişemezlerdi ya da çoktan ortadan kalkarlardı…Tabii Huınım’lar Yahu’lardan yararlanmaya karar verdikleri zaman bir hata da yapmışlardı. Eşekleri evcilleştirmeyi düşünmemişlerdi. Oysa eşek güzel bir hayvandır. Bakımı kolaydır. Uysal ve evcildir. Pis bir kokusu yoktur. İş görecek kadar güçlüdür. Ama diğer hayvanlar kadar çevik değildir o da başka. Belki eşeğin anırması hoş bir şey değildir. Ama sesi her halde kulağa Yahu’ların korkunç ulumalarından daha güzel de gelir.

Efendim sözlerini sürdürdü. “Başka birkaç üye de aynı düşüncede olduklarını açıkladılar. Sonra ben bir öneride bulundum. Bu fikri bir bakıma senden almış sayılırım…Toplantıda, ‘Daha önceki şerefli üyenin sözünü ettiği töreyi ben de kabul ediyorum’ dedim. ‘Ülkede ilk görülen iki Yahu’nun buraya denizden geldiğini söylüyorlar. Onları arkadaşları orada bırakmışlar. Yalnız kalan iki Yahu da dağa tırmanmışlar. Zamanla yozlaşmışlar ve geldikleri ülkedeki Yahu’lardan daha da vahşi bir hal almışlar. Bu iddiamın nedenine gelince…Bunu size açıklayacağım. Şimdi evimde üstün bir Yahu var…’

Bakla Kırı bu sözleriyle beni kasdediyordu tabii.

‘Bu Yahu’dan söz edildiğini hepiniz de duydunuz. Çoğunuz da onu gördü. O kendi memleketinde ve başka ülkelerde Yahu’nun akıllı yaratıklar sayıldıklarını ve diğerlerini yönettiklerini anlattı. Beni buna inandırmaya çalıştı. Yahu’ların ülkesinde Huınım’lara hizmet gördürdüklerini de söyledi…Ben bu yabancıyı yakından izledim. Onda bir Yahu’nun bütün nitelikleri var. O sadece pek az bir aklı olduğu için daha uygar sayılabilir.  Ama aklı da Huınım ırkınkine göre çok daha az. Ülkemizdeki Yahu’lar da onun yanında akılsız sayılacakları gibi.’”

Efendim bana büyük toplantı konusunda sadece bu bilgiyi verdi. Bu kadarını bana yeterli gördü… O arada benimle ilgili bir tartışmayı da benden sakladı.}

Üstün Uygar Huınım’ların Başkaca Töreleri

Gulliver bundan sonra bu konuyu kapatıp Huınım’ların törelerinden bahsetmeyi sürdürür. Kendisini hayati derecede ilgilendiren kararın ne olduğunu hikayenin sonuna doğru öğreneceğiz.

Huınım’ların yazısı yoktur. “Onun için de bütün bilgileri kuşaktan kuşağa geçen töresel bir şey”dir. “Ama birbirlerine bu kadar bağlı, iyi huylu, akılcı olan ve diğer milletlerle hiçbir ticari ilişkisi bulunmayan bu yaratıkların yaşantıları boyunca da öyle yazılması gereken pek önemli bir olay da” olmamaktadır.

Huınım’lar tarihsel olayları, belleklerini fazla zorlamadan anımsarlar. Hiç hasta olmazlar. Onun için doktorlara gereksinmeleri yoktur. Otlardan yapılmış çok etkili ilaçları vardır. Yaralarına bu ilaçları uygularlar. Huınım’lar yılı güneşin ve ayın dönüşüne göre saptarlar. Ayı haftalara ayırmazlar. Güneşle ayın hareketlerini bilir, tutulmaları da çok iyi anlarlar. Astronomi bilimi onlarda sadece bu dereceye kadar yükselmiştir. Yapıtları basit ve kaba olmakla beraber rahatsız da değildir. Soğuk ve sıcak yapıların içine işlemez. Evlerini yaşlanınca kendi kendine devrilen ağaçlardan inşa etmektedirler. Ön ayaklarının bukağılıkla toynak arasındaki bölümünü el gibi kullanmaktadırlar. Bu bakımdan çok ustadırlar. Aileden beyaz bir kısrak Gulliver’in kendisine verdiği dikiş iğnesine o ayağıyla kolaylıkla iplik geçirmiştir. Huınım’lar inekleri sağmak, yulaf toplamak ve diğer işleri görmek için yine ön ayaklarını kullanmaktadırlar. Ülkede bulunan sert bir çakmak taşını diğer taşlara sürterek balta, çekiç, takoz yapabilmektedirler. Kırda doğal şekilde yetişen yulaf ve otları da taştan yapılmış gereçlerle biçerler. Yahu’lar otların yüklendiği arabaları çekmektedirler. Uşaklar ise taneleri ayırmak için kapalı yerlerde yulafları çiğnerler. Huınım’lar toprak ve tahtadan kaba saba kaplar yapar ve yulafı bunlara doldurarak güneşte pişirmektedirler.

Huınım’lar bir kazaya uğramadıkları takdirde ancak çok yaşlandıkları için ölürler. Ölülerini bulabildikleri en ıssız yerlere gömerler. Arkadaşları ve yakınları onların ölmeleri yüzünden ne üzülürler ne sevinirler. Ölmekte olan bir Huınım ise bu dünyadan ayrılacağı için kederlenmez. Sanki bir komşudan evine dönecekmiş gibi davranır. Gulliver bize bir olay nakleder:

“Efendim, bir arkadaşı ve onun ailesiyle önemli bir konuyu konuşmak istiyordu. Onları belirli bir günde eve çağırmıştı. O gün efendimin arkadaşının eşiyle çocukları çok geç geldiler. Kısrak ‘özür dilerim’ dedi. ‘Kocam bu sabah öldü. Öğleye doğru oldu bu. Ben de uşaklara onun ölüsünün uygun bir yere gömülmesi konusunu görüşürken geciktim.’…Onun aramızda diğerleri kadar neşeli davrandığını da gördüm. Kısrak da üç ay sonra öldü.”

Huinım’ların ölümlerinden birkaç hafta önce yavaş yavaş sağlıkları bozulmaya başlar. Bu sırada dostları onları görmeye gelir. Ölümlerine on gün kala dostlarının gösterdiği yakınlığa karşılık vererek onlara giderler. Ölüm tarihini iyice saptarlar.

Komşulara gitmek ya da uzun yolculuklara çıkmak için de Yahoo’ların çektiği kızaklara binmektedirler.  Ölmekte olan bir Huınım komşularını gördükten sonra sanki ülkenin çok uzaklardaki bir yerine gidecek ve artık ömrünün sonuna kadar da orada kalacakmış gibi onlarla vedalaşmaktadır.

Gulliver’in Huınım’ların arasında, efendisinin evinde elli metre uzakta onun için Huınam yöntemleri ile inşa edilen küçük bir yuvada yaşamasına izin verilmiştir. Gulliver ise bu yuvayı kendi gereksinmelerine uyarlarken doru beygirden de yardım almıştır. Duvarları ve yeri kille sıvamıştır, yere hasır örtüler sermiştir, çakısıyla uğraşarak saldalyeler yapmış, kendisine yeni elbiseler dikmiş, bu konuda Nuhnoh denen tavşana benzer bir yaratığın derisinden yararlanmıştır. Kuş eti, süt, ağaç kovuklarında bulduğu bal vb. yiyeceklerle karnını doyurmaktadır.

Bu ülkedeki yaşamından çok memnundur Gulliver, efendisi Huınım’lara hayrandır. Bazı Huınım’lar efendisini görmeye geldiklerinde onların yanına çıkmak “onuruna” kavuşmaktadır.  Efendileri “büyük bir nezaketle odada bir kenara çekilmesine ve onların konuşmalarını” dinlemesine izin vermektedirler. Durumunu şöyle anlatır Gulliver:

“Bazen da Efendimle birlikte komşulara gitme onuruna da kavuşuyordum. Hiçbir zaman küstahlık ederek konuşmaya kalkışmıyor, sadece soruları cevaplıyordum. O zaman için için üzülüyordum. Çünkü kendimi düzeltmeye ayırdığım zamanın böylece ziyan olduğunu düşünüyordum. Huınım’ların konuşmasını sessizce dinlemek beni çok mutlu ediyordu. Bu konuşmalarda yararlı şeylerden söz ediliyordu her zaman. Düşünceler az ama derin anlamlı sözcüklerle açıklanıyordu. Ama resmi değillerdi. Konuşanlar, hem kendilerinin hem arkadaşlarının hoşuna gidecek şeyler söylüyorlardı. Sözler sıkıcı değildi. Kimse kimsenin konuşmasını kesmiyordu. Tartışma veya anlaşmazlık da çıkmıyordu. Konu çoğunlukla iyilik ve arkadaşlıktı. Sonra ev yönetimi. Doğanın görülür bir şekilde çalışması, eski töreler, iyiliğin sınırları, aklın şaşmayan kuralları, daha sonraki genel toplantıda verilecek kararlar, şiirin üstünlükleri.”

Gulliver’in Huınım’ların üstünlüğüne hayranlığı o kadar artmıştır ki Avrupa’nın en büyük ve değerli bir kongresine başkanlık etmenin, ona Huınım’ların konuşmalarını dinlemek kadar gurur vermeyeceğini ifade etmektedir. Bildiği değerli her şeyi Efendisinden aldığı dersler sırasında ve onunla arkadaşlarının konuşmalarını dinlerken öğrendiğini söylemektedir. Huınım’ların güçleri güzellikleri, hızları Gulliver’de hayranlık uyandırır:

“Ailemi, arkadaşlarımı, vatandaşlarımı ve genel olarak insan ırkını düşündüğüm zaman, ‘Onlar biçim ve karakter bakımından Yahu’lardan farksızlar,’ diyordum. ‘Tabii onlar daha uygar. Konuşmasını da biliyorlar. Ama kafalarının kötü taraflarını geliştirip arttırmaktan başka hiçbir iş için kullanmıyorlar. Bu ülkedeki Yahu’ların kötülüğü ise doğanın onlara verdiği kadar.’”

Ama Gulliver Huınım’ların yanında öz saygısını yitirmiştir. Kendi benliğinden ve kimliğinden nefret etmeye başlamıştır:

“O duruma gelmiştim ki bir gölün veya havuzun sularının yüzeyinde hayalimi gördüğüm zaman kendimden tiksinerek, dehşetle başımı çeviriyordum. Kendime bakmaktansa, bir Yahu’yu seyretmek daha iyiydi.”

Gulliver Huınım’larla konuşa konuşa, onları hayranlıkla izleye izleye değiştiğini, onların yürüyüşlerini ve hareketlerini taklid ettiğini anlatır bize. Eve, İngiltere’ye döndüğünde de at gibi konuşmayı sürdürmüş olduğunu arkadaşlarının ona ‘sen bir at gibi konuşuyorsun’ dediklerini anlatır. Bu durumdan alınmayacak, bunu bir övgü olarak kabul edecektir.

Akıllı Yahoo Gulliver Sınırdışı Ediliyor

Gulliver, Huınım’ların ülkesinde mutludur. Yaşantısının sonuna dek orada kalacağına inanmaktadır. Ama bir sabah Efendisi kendisini çağırtır ve Gulliver’e şöyle der:

“Bilmiyorum bu sözlerimi nasıl karşılayacaksın…Geçenlerde yapılan büyük toplantıyı hatırlıyorsun. O toplantıda Yahu’lar konusu tartışılmıştı. İşte o sırada bazı temsilciler benim bir Yahu’yu evime almamı ve ona vahşi bir hayvandan çok bir Huınım’mış gibi davranmamı doğru bulmadıklarını açıkladılar…Seninle sık sık konuştuğumu biliyorlardı. ‘Sanki bir Yahu’yla konuşmak senin için yararlı veya zevkli bir şeymiş gibi…’ dediler. ‘Böyle bir şey ne doğaya uyar, ne de akla. Şimdiye kadar Huınım’lar arasında böyle bir şey de duyulmadı.’ Anlayacağın toplantıda bana seni diğer Yahu’lar gibi çalıştırmamı ya da sana denize atlayarak gitmeni emretmemi söylediler. Ama seni burada veya kendi evlerinde gören bütün Huınım’lar senin bir Yahu gibi çalıştırılamayacağını haykırdılar. Bunun güçlü bir nedeni vardı. Onlar, ‘Bu yabancı Yahu biraz akıllı, diye açıkladılar.’ Buna Yahu’ların o doğal ahlaksızlıklarını da eklersek… O zaman bu yabancı Yahu diğerlerini kandırarak ülkenin dağlık ve ormanlık bölgelerine götürebilir. Geceleri Huınım sürülerini öldürmek için baskınlar tertipler. Çünkü Yahu’lar aç gözlüdürler ve çalışmaktan da hoşlanmazlar.’…Komşularım bana gece gündüz gece gündüz baskı yapıyorlar ve toplantıdaki temsilcilerin önerisini yerine getirmemi söylüyorlar. Artık bu işi daha fazla geciktirmem olanaksız. Ama senin yüzerek başka bir ülkeye gidebileceğini de sanmıyorum. Onun için senin bana anlattıklarına benzer bir araç yapmanı istiyorum. Bu seni denizlerin ötesine götürür. Bu işte sana hem kendi uşaklarım, hem de komşular yardım eder.’ İçini çekti. ‘Bana kalsaydı seni yaşadığın sürece yanımda tutmayı isterdim. Çünkü senin o kötü huylarının ve alışkanlıklarının bazılarından kurtulduğunun farkındayım. Bunu da Huınım’ları taklid ederek başardın. Tabii bizimki kadar olmayan üstünlüklerinin sınırları içinde.”

Gulliver, efendisinin bu sözleri karşısında büyük bir üzüntü ve umutsuzluğa kapılır. Çektiği acıya dayanamaz. Bakla Kırı’nın ayaklarının dibinde bayılır. Kendisine geldiği zaman Bakla Kırı ona ‘Ben senin öldüğünü sanmıştım’ der. Çünkü bu yaratıkların ‘bayılmak gibi budalaca bir huyları yok’tur.  Gulliver, güç duyulacak bir sesle, “Ölüm benim için pek büyük bir mutluluk olurdu” diye cevaplar. Toplantıda verilen karara da, efendisinin arkadaşlarının zorlamalarına da kızamayacak olduğunu anlatır bize ve “o çürümüş ve yetersiz kafa”sıyla “(v)erilen kararın daha sevecence olması gerektiği”ni düşünür.

Öyle bir deniz aracını yapamayacağı düşüncesi ile umutsuzluğu iyiden iyiye artan Gulliver öleceğini bile düşünür. Üstelik bunun o kadar da kötü olmadığını düşünecek kadar da umutsuzdur. Çünkü günlerini Yahu’ların arasında nasıl geçireceğini sormaya başlar kendi kendine. Ona “örnek olacak”, onun “iyilik yolunda ilerlemesini sağlayacak” Huınım’ların olmayacağına yanarak “o eski kötü yollara sapacağım artık’ diye söylenir.

Efendisine uysalca

“Deniz aracının yapılmasında uşaklarınızın yardımını sağlayacağınız için teşekkür ederim… Ama bu çok zor bir iş. Onun için bana uygun bir süre tanımanızı rica edeceğim. Araca bindikten sonra da bu değersiz canımı korumaya çalışacağım. İngiltere’ye dönmeyi başarırsam belki kendi ırkıma da yararlı olabilirim. Bunu ünlü Huinım’ları överek yapabileceğimi umuyorum. İnsanlara Huinım’ların iyi davranışlarını taklid etmelerini önereceğim”

der.

Efendisi bir iki kelimeyle Gulliver’e nazik bir cevap verir. Sonra da ona ‘Sana aracını yapman için iki ay süre tanıyacağım,’ der ve onun gibi bir uşak olan kula at’a Gulliver’in her emrini yerine getirmesini söyler. Gulliver efendisine ‘(o)nun yardımı benim için yeterli’ diye açıklar. Kula atın kendisine dostça duygular beslediğini bildiğini anlatır.

Kula ile birlikte isyan eden tayfaların kendisini karaya çıkardığı noktaya gelirler. Altı hafta içinde çevreden kestikleri meşe dallarıyla Kızılderililerinkine benzeyen bir kayık yaparlar. Kayığın yelkeni “yaşlılarınki gibi” “sert ve kalın” olmayan genç Yahu derisindendir. Gulliver tekneye haşlanmış tavşan ve kuş eti koyar. Biri su, biri de süt dolu iki kap da alır. Kayığını efendisinin evinin yakındaki gölcükte dener. Hatalı yanlarını düzeltir, delikleri Yahu yağıyla tıkar.

Her şey hazır olup hareket günü gelince efendisi ve eşiyle ve tüm ailesiyle vedalaşır. Gözlerinden yaşlar dökülmektedir. Efendisi ve komşuları onu kayığına kadar geçirirler.  Hareket etmeden önce efendisiyle ikinci kez vedalaşır. Kendisini yere atarak efendisinin toynağını öpmek ister. O anı şöyle aktarır:

“Ama o bana büyük bir onur verdi. Toynağını usulca dudaklarıma doğru kaldırdı.”

(Yazımızın başlığında bulunan resimleme, bu anı anlatan bir çizimdir).

Gulliver’in Tehlikeli Dönüş Yolculuğu

Gulliver umutsuz olarak nitelediği bu dönüş yolculuğuna 1714-15 yıllarında, 15 Şubatta çıkar. Kıyıdan kendisine bakan grubun içindeki Kula At ona “Hnuy illa niha mayiah Yahu” diye bağırdığını duyar. Bu “Kendine iyi bak, uysal Yahu” anlamına gelmektedir.

Gulliver’in niyeti ıssız bir ada bulmaktır. Böyle bir adada yaşamak ona “Avrupa’nın en kibar sarayında olmaktan daha güzel gelecek”tir. Çünkü: “Yahu’lardan oluşmuş bir topluma katılmak ve onlar tarafından yönetilmek düşüncesi beni öylesine korkutuyordu… Ama öyle ıssız bir adada kendi düşüncelerimle baş başa kalacaktım. Zevkle eşsiz Huınım’ların iyi yönlerini düşünecektim. O sırada kendi türümün kötülüklerle dolu yollarına sapma fırsatını da bulamayacaktım.”

Gulliver yolunu tam olarak bulamamanın endişesi içindedir. Tayfaların ayaklandığı sırada olanlardan ne yöne gittiklerini anlayamamış olduğunu anımsar.

“Ama Umut burnunun on derece güneyinde olduğumu sanıyordum. Ya da 45’inci güney enlemde…”

Tayfaların onu bıraktıkları zaman Madagaskar’a erişmek için güney doğuya gitmek zorunda olduğunu anlatır. Ama Gulliver yine de doğuya gitmeye karar vermiştir. Böylece Yeni Hollanda’nın güney batı kıyılarına erişeceğini ummuş olduğunu anlatır. İstediği gibi bir adayı bu kıyını batısında bulabileceğine inanmaktadır.

Böylece Yeni Hollanda’nın güney batı kıyılarına erişeceğini ummaktadır.

Önce küçük bir kayalık ada bulur. Kayalık adanın kıyısında bir koya teknesini yanaştırarak geceyi orada geçirir. Ertesi sabah yola çıkarak yedi saat sonra Yeni Hollanda’nın güney doğu burnuna erişir ve kendi kendine “yanılmamışım” der. Karaya çıktığı yerde üç gün kalır. Ateş yakmaya çekinir. Karnını deniz ürünleriyle doyurur.  Bu karada yerleşik yerlilerin kendilerini fark etmelerinden korkmaktadır. İçerlere sokulmaktan da çekinmektedir ama yine de bir keşif yapar. O keşif sırasında içerilere fazla sokulmuştur. Yirmi otuz kadar yerlinin bir tepede toplanmış olduklarını görür. Yerlilerden biri de onu görür. Diğer yerlilere haber verir. Gulliver telaşla kıyıya doğru koşar ve teknesine atlayarak oradan uzaklaşır.

Kaptan Don Pedro İle Geri Kazanılan Güven ve Eve Kesin Dönüş

Gulliver ne yapacağını bilemez. Kuzeye, sert esen rüzgara doğru kürek çekmek zorundadır. Karaya çıkmak için güvenli bir yer ararken  ufukta beliren bir yelkenliyi görür. Bu gemiyi bekleyip beklemeyeceğini düşünür.  Sonunda verdiği kararın nedenini şöyle anlatır: “Yahu ırkına karşı duyduğum tiksinti baskın çıktı.” Gerisin geriye yerlilerin bulunduğu o koya döner. Ama rastladığı gemi de koya yanaşmış ve gemiciler onun teknesini görmüşlerdir. Teknesini karıştıran gemiciler çok geçmeden Gulliver’i de bulurlar. Bir süre acayip, kaba saba giysilerine, derilerden yapılmış ceketine, tahta tabanlı ayakkabılarına, kürklü çoraplarına “hayran hayran” bakarlar.

Gulliver’in çıplak dolaşan yerlilerden olamayacağına kanaat getiren gemicilerden biri ona Portekizce “ayağa kalk “diye emrettikten sonra kim olduğunu sorar. Portekizceyi iyi bilen Gulliver “Ben zavallı bir Yahu’yum…Huinım’lar beni ülkelerinden sürdüler. İzin verin de gideyim” diye cevap verir. Gulliver’in kendi dillerinden konuşması gemicilerin hoşuna gitmiştir. Ama gülmektedirler: “Kişner gibi konuşuyor bu adam”.

Gulliver de gemicilerin konuşmalarına şaşırmıştır. Bu onlara bir köpeğin ya da ineğin, Huınım ülkesinde bir Yahoo’nun konuşmaya başlaması gibi gelmiştir. Gemiciler insanca bir tavırla kaptanın onu bedava Lizbon’a kadar götürebileceğini söylerler. Ama kaçmayacağı yolunda söz vermesini isterler. Gulliver’in, başına gelen felaketler yüzünden aklını kaçırmış biri olduğuna inanmış görünmektedirler. Gulliver bağımsızlığını savunmak ister ama kaptanlarından emir alan tayfalar onu bağlayarak bir filikaya atarlar ve gemilerine taşırlar. Onu kaptanın kamarasına götürürler.

Kaptan, Pedro Mendez adlı “çok terbiyeli ve iyi bir insan”dır. Kaptan Gulliver’e bu gemide ona da saygı göstereceklerini söyler. Ondan başından geçenleri anlatmasını ister. “Ne yersiniz nasıl bir içki istersiniz” diye sorar. Gulliver kaptanın ve adamlarının kokusu yüzünden bayılacağını anlatır. Kaptan Gulliver’e izzet ikram eder. Onu rahat ettirmeye çalışır. Ama Gulliver denizden atlayarak gemiden kaçmaya yeltenir. Tayfalar onu kurtarır ve artık kamarasında zincirlemek zorunda kalırlar. Kaptan ısrarla Gulliver’e sadece yardım etmek istediğini söylemektedir. Sözleri Gulliver’i duygulandırır, “ona biraz aklı olan bir hayvan gibi davranmaya” karar verir.

Gulliver insanlara Huınım’ların Yahoo’lara baktığı gibi bakmaya başlamış, onların önyargılarını içselleştirmiştir. Hikayesini anlatırken kaptanın şaşkınlıkla bakmasına çok alınır. Yalan bilmeyen Huınım’ların ülkesini hatırlayarak kaptana “Olmayan bir şeyden varmış gibi söz etmek sizin memleketinize özgü bir alışkanlık mıdır?” diye sorar. Kendisini Huınım ülkesinden saymaktadır. Kaptan Gulliver’e hikayesini tekrar anlattırarak hikayesinin içinde bir yalan yakalamaya çalışır ama başarılı olamayınca yavaş yavaş ona inanmaya başlar. Gulliver’den kaçmayacağı, canına kıymaya kalkmayacağı yolunda söz aldıktan sonra da onu gemide serbest bırakır. Ama Gulliver ‘yahoo’larla karşılaşmak istemediği için günlerinin çoğunu kamarasında geçirmektedir. Kaptana minnet duyduğu için onunla konuşmaktadır ama insanlara duyduğu nefreti saklamak için elinden geleni yapmaktadır. Kaptan Gulliver’den vahşilere yakışır giysileri çıkarmasını sık sık rica etmektedir. Gulliver de yeni yıkanmış oldukları için temiz olacaklarına inandığı iki gömleğini ister kaptandan. Sonra da her gün tekrar tekrar yıkadığı bu gömlekleri giyer.

Lizbon’a vardıklarında kalabalık etrafını sarmasın diye kaptan Gulliver’i pelerini ile sarar ve onu evine götürür. Gulliver kaptandan hikayesini kimseye açıklamamasını rica eder. Böyle bir hikaye duyulduktan sonra herkesin onu izlemeye gelmesinden, hapse atılmaktan, Engisizyonun kendisini “diri yakmasından” korkmaktadır. Kaptan Gulliver’e yeni giysiler verir, Gulliver de onları yirmidört saat havalandırdıktan sonra kullanmaya başlar! Kaptan Don Pedro o kadar iyi bir insandır ki sonunda Gulliver onun dostluğuna daha kolaylıkla “katlanmaya” başlar. Onun ısrarları sayesnde odasının penceresinden bakmaya bile razı olur. Kaptan Don Pedro bir hafta sonra Gulliver’i sokak kapısına indirmeyi başarır. Gulliver’in ailesinin olduğunu öğrenen Kaptan bir süre sonra ona ülkesine dönmesini telkin ederek “İstediğiniz gibi bir ıssız ada bulmanız olanaksız” der. “Ama evinizde aklınıza estiği gibi yaşayabilirsiniz. Hatta düşündüğünüz gibi bütün dünyayla ilişkinizi bile kesebilirsiniz” diye ekler.

Gulliver boyun eğmek zorundadır. Kaptandan dostça ayrılır. Eve dönüş yolculuğu sırasında kimseyle konuşmaz, kamarasına kapanır. 1715 yılının Aralık ayının beşinde sabah dokuzda İngiltere’ye demir atarlar. Öğleden sonra üçte de  evindedir artık.

İlk iş olarak iki tay alır. Onları güzel bir ahıra yerleştirdiğini anlatır bize.

Artık atlarından sonra en çok sevdiği kimse seyisidir. Çünkü ahırda ona sinen koku Gulliver’i keyiflendirmektedir. Tam bir mizantrop haline gelmiştir.

“Atlarım beni oldukça iyi anlıyorlar” diye anlatır bize. “Her gün en aşağı dört saat onlarla konuşuyorum. Atlarım dizgin ve eğer nedir bilmiyorlar. Benimle büyük bir dostluk içinde yaşıyorlar. Birbirleriyle de arkadaşlar”.

Şimdiki Zamanlı Değerlendirme:

Huınım ülkesi atsı bir uygarlıktır. Bu ülkede atlar, efendilerle uşaklar olarak iki sınıfa ayrılır.  Yahoo’lar ve diğer hayvanlar da evcilleştirilebildikleri noktada çalıştırılarak hizmetlerinden yararlanılır. Huınım uygarlığının niteliklerini ve dayandığı değerleri şöyle sıralamak mümkün:

1)     Akılcılık

2)     Mantıksalcılık

3)     Çalışmak ve Üretmek

4)     Sosyal Adalet

5)     Bedensel ve Akli Gelişimi Destekleyici ve Katı Disipline Dayanan Eğitim Anlayışı

6)     Toplum Üyeleri Arasında Eşitlik, Özellikle Kadın Erkek Eşitliği

7)     Eugenics: Öjenik, ırk ıslahı ve üstünlüğüne ulaşma ideali

8)     Görev Bilinci

9)     Sorumluluk Duygusu

10) Pragmatizm ve Pratiklik

11) Sosyal Darvinizm

12) Tanrı İnancının Yokluğu (Bu noktaya açıkça işaret edilmemiştir ama Gulliver’in Huınım’ların törelerine ilişkin olarak tüm anlattıklarından çıkan sonuç budur. Huınım’lar bir Tanrı inancı benimseyemeyecek,  ibadet ve dua edemeyecek kadar ‘akılcı’dırlar!)

13) Otarşik bir ekonomik düzen içinde kendi kendine yetme ve tam bağımsızlık duygusu.

Ama Huınım’lar yukarıdaki tüm değerlere karşın ve belki de tüm bu değerler yüzünden aynı zamanda korkunç bir biçimde ırkçıdırlar. Irkçılıkları, sadece vahşi ve ‘iğrenç’ olarak değerlendirdikleri Yahoo’ları toptan yokedip yoketmeyecekleri üzerine topluca ve gayet akılcı olarak uzun uzadıya tartışmalarında değil, görece akıllı ve medeni bir görünüm ve davranış yapısı olan ve Huınım uygarlık değerlerine de hayranlık ve sadakat geliştirmiş  olan Gulliver’i, Yahoo’lara benzediği için ülkeden kovma, sürgün ve sınırdışı etme kararlarında da somutlaşır. Huınım’lar ‘tıkır tıkır’ işleyen güvenli ve huzurlu, rahat bir düzen kurmuşlardır. Kurdukları bu düzenin karışmamasına, akılcı ve mantıkcı yapılarının Yahoo’sal duygusallık ve gem vurulmazlıkla sarsılmamasına azami özen gösterme konusunda kararlı olmuşlardır. Onlar için ne Gulliver’in sadakati ne de kendisini geliştirme kapasite ve potansiyeli düzenlerinin sarsılması tehlikesini göze almaya değecektir.  Huınım’lar aynı zamanda son derece faydacı bir ahlak anlayışına da sahiptirler çünkü. Olmadık biçimde, Gulliver’in ‘akılsız’ Yahoo’ları kışkırtıp dağa çıkarmasından, dağdan şehre baskınlar tertiplemesinden korkmaktadırlar. Masum, iyi niyetli ve itaatkar Gulliver’in aklının ucundan bile geçmeyen bir davranış potansiyelini ona atfedebilmişler, kendilerinin kurduğu komplo teorisine kendi kendilerini inandırmışlardır. Öte yandan yalan söylemeyi bilmezler, iyi komşuluğa,  paylaşıma, kadın erkek eşitliğine vb. uygarlık değerlerine önem verirler ve bunlar ilkeci ahlak anlayışının bir göstergesidir doğru ama aynı ahlaki ilkeleri kendi ırksal özelliklerini taşımayan, yaşadıkları yerin yerlisi olmayan, hele hele ülkede kin ve nefretin hedefi haline gelmiş  ‘vahşi’ bir kesimin taşıdığı fiziksel özelliklere çok benzer fiziksel özellikleri olan bir başkasının geliştiremeyeceğine inanmaktadırlar.

Gulliver’in Gezileri’nin yürek burkan bu son öyküsünde Huinımların atsı uygarlık değerleri gözlüğünden ve Yahoolar üzerinden insanları ve insanların kurdukları ilişki biçimleri ile toplumsal düzenlerinin eleştirisini de buluyoruz. Tuhaf bir ikilemle de karşı karşıya kalıyoruz ama: Uygar birlik düşüncesinin görünürdeki sadelikli rahatlığı  ile çok kültürlülüğün görünürdeki karmaşık rahatsızlığı arasında kalıyoruz.

İnsanların biyolojik eleştirisi, Bakla Kırı’nın, insan bedeninin, insanların doğal düzende varolmalarını son derece zorlaştıracak ölçüde zayıf ve kırılgan yapılı hale gelmiş olmasına işaret etmesinde somutlaşır. İnsan tam olarak ne işe yaradığı belli olmayan bir havyan olarak resmedilmiştir. Kendi doğasından uzaklaşan insan doğal yeteneklerini yitirirken kendi doğasına yaklaşan insan da ahlakından uzaklaşmaktadır sanki. Gulliver’in gözünden, insanın en yozlaşmış  sınır noktası Yahoo’lar  olarak  belirlenirken, insanlığın ulaşıp ulaşacağı  en yüksek uygarlık noktası da Huınım’larla karşılaşan ve onlardan feyz alan Gulliver olmuştur.

Yahu’ların sırf saklamak için arayıp buldukları taşlar için birbirlerini yemeleri (insanlığın binyıllardır devam eden kıymetli maden sevdasına bir alegori olsa gerek) , aralarındaki sorunları aklın ve mantığın ışığında değil kaba kuvvet ve baskıncılıkla çözmeye çalışmaları, bir davada davalı ve davalının hakça paylaşım yolunu bulamamasından üçüncü kişilerin yararlanması,  insan ahlakının zayıflığına ve Jonathan Swift’in yaşadığı çağın (belki de şimdi insanın tüm çağlarının) toplumsal düzenine alegori olarak kurgulanmış gibi görünen örneklerdir.

Gulliver’in çılgınca yücelttiği Huınım’ların eleştirisini Gulliver’de bulamamamız doğaldır. Gulliver Huınım’larla yaşadıktan sonra onların akılcı ve ilkeli uygarlığının etkisi altına girmiş ve kendi benliğinden uzaklaşmıştır. Kendi kendinden, insanlığından utanır hale bile gelmiştir. Yaşadığı aşağılık duygusu o kadar büyüktür ki Huınım’lar -pek haksız olduğu ortada olan bir karara dayalı olarak- kendisini sınırdışı ettikten sonra dahi onların uygarlık değerlerini kendi ırkına öğretmenin hayali ile avunmaktadır.

Ama Kaptan Don Pedro, Gulliver’e insanlığı ve insanca yardımlaşma ve ahlak değerlerini yeniden anımsatan bir karakter görünümüne bürünerek sunulmuştur bize. Belki de insanın altın ortası, Yahoo’luktan kurtulurken Huınım’laşmayan, benliğini ve öz saygısını yitirmeyen, uygarlık değerlerini benimser iken önyargılardan arınmaya çalışan ve öteki olana da kulak veren, öteki olana da inanmak isteyen Kaptan Don Pedro’luktadır.

Muassır Medeniyet Fikri, Batı Uygarlığı ve Huinım’lık, Bir Yahoo’nun Gözünden!

Gulliver’in önceki seyahatlerini hatırlayanlar, yaşadığı diğer toplumsal düzenler ve töreler  konusunda akıl yoranlar Huinım’ların pek özel ve ‘pek iyi’ bir toplumu, akılcı bir toplum ve yaşayış düzenini simgelediğini, gerçek fikrine ve doğruluk kurallarına dayanan bir ahlaki değerler sistemi oluşturduklarını düşünüp, Huinım uygarlığını bu yönleriyle benimseyen Gulliver’in yaşamak için en uygun yer olarak Huinım ülkesini seçmeye çalışmasına şaşmayacaklardır. Ben de şaşmadım. Şaşmadım şaşmadım ama Huinım’ların ‘gerçek’çilik, ‘akıl’cılık, ‘pratik’lik sac ayağına dayanan ‘modern’ uygarlığının temel bir handikapı olduğunu da unutmadım: Irkçılık.

Çağcıl zamanlarda Batı Avrupa’ya yolları uzun uzun düşenler düşünmüş ya da hissetmiştir. Muassır medeni Batıya yolu düşmeyenlerimiz de belki düşünür ve hisseder:

“…Yahu (bu da bizim Yahoo diline özgü bir nida olmasın!) bu ‘adamlar’ ne kadar da ‘uygar’. Ne kadar düzenli, yolları tertemiz, bak bir çöp at sokağa, hemen uyarırlar, bunlar sokağa çöp falan da atmazlar, birbirleriyle kavga etmezler, konuşurken bağırıp çağırmazlar, efendidirler, duygularına göre değil hesap kitaplarına göre tavır alırlar, akıllı akıllı çalışır, üretirler; eğitimleri şöyle iyidir, şu veya bu şeyleri şöyle mükemmeldir. Bunların demokrasileri de bir başkadır. Bu öyle bir demokrasidir ki tadından yenmez. Bu uygarlığın ürettiği, yarattığı, yaptığı ettiği, konuştuğu, hatta susup dinlediği her bir şeyin bir başka tadı vardır. Bunun adı batı uygarlığıdır ve bu uygarlığa dahil olmak ilerlemenin tek şartıdır.”

Gulliver’in Huinım’lara bakışına benziyor mu acaba bu biraz? Benziyor azıcık, değil mi? Mutlak akla ve gerçeğin aranıp bulunabileceğine olan inancı temsil eden, pragmatik, pratik, akıllı uslu toplumlara hayranlık ve onlar gibi olmaya çalışmak, bir anlamda, Yahoo’lukları ağır basan toplumsal düzenlerin içinden çıkan entelektüel serüvenci Gulliver’lerin yazgısı sanki.  Ama o Gulliver’ler şunu da unutmamalıdırlar sanki:

“ O akıllı uslu ‘Adamlar’ çalıştırmak üzere ‘işçi’ kabul ettiklerini ileri sürerken hep denilegeldiği gibi ülkelerine ‘insan’lar gitmiş ve  onlar işleri biten insanlar evlerine dönsünler istemiştir. Uzun yıllar boyunca ülkelerinin bir göç ülkesi olduğunu kabul etmemişlerdir.  Göçmen saymadıkları ve sıklıkla yabancı olarak adlandırdıkları azınlıklarını bir türlü o hayran olunası uygarlık sistemlerine entegre edemediklerini düşünebilmekte, seçimlerde onların entegrasyonu üzerinden siyaset yapabilmekte ve onları evlerine göndermeyi vaad eden söylemlerle oy avcılığına çıkabilmektedirler.  Ülkelerinde doğmuş büyümüş o göçmenlerden suç işlemiş veya uyumsuz kabul edilenlerini  sınırdışı ederken bir zamanlar çocuk olan bu ‘yabancıları’nı yetiştirirken nerede hata yaptıklarını sorma gereği bile hissetmezler. Çünkü suç, kendilerinde değil bu yabancıların geldiği yerlerdedir. Bu çeşit Huınım’lar yetmiş yıl önce de  Yahoo’lukla (yoksa Yahoo’dilik miydi, hayır hayır Yahudilikti) ’suçladıkları’ bir kesimi yoketmeye karar vermiş ve onları gaz odasına gönderirken Wagner dinleyebilmiştir. Yetmiş yıl sonra bugün dahi dünyanın pek çok gelişmekte olan ülkesi bu çeşit Huınım’ların üstün uygarlıklarına methiyeler dizen Gulliver’lerle doludur.  Bu Gulliver’ler uygarlığa dair ne var ne yoksa referansını Huinım’lardan almak zorundadırlar… Evet o uygarlık üstündür, akılcıdır, mantıklıdır, pragmatik ve faydacıdır ama en başta ırkçıdır. Bunu göz önünde tutmak ve sonuçlarından sakınabilmek  belki de insanın yerinin ne Yahoo’lukta ne de Huınım’lıkta olması gerektiğini görmeyi gerektirir…sanki…”

Aynı Huınım tavrı acaba bugün Türkiye’de de çeşitli kesimlerde yok mudur? Dağdan inip baskın yapmasından korkulan bir dizi Yahoo etiketli kesim Türkiye’de de yok mudur? Vardır tabii. Hepimizin ideali Huınım’sı muassır medeniyettir ve bu medeniyetin önünde de nedense hep ‘Yahoo’ olarak etiketlenen, zoraki engel sayılan bir dizi öteki vardır! Kendi kendilerinden nefret eden Gulliver’lerin yazgısı hep öpecek bir Huınım toynağı mı aramak olarak kalmalıdır yoksa ahlak konusunda dahi yüksek seciyelilik ile seciyesizlik arasındaki tercihi ‘kafalarına’ göre yaparak toynak öptüren bir medeniyete  medeniyet mi demelidir? Bu çeşit bir medeniyet anlayışında bir tuhaflık yok mudur? Irkçılık en başta medeniyet kavramının içini boşaltan bir kavram olsa gerek, değil mi?

Tanrıya şükür Gulliver’in Huınım’ları sömürgeci değil. Bir de öyle olsalardı, üstün uygarlıklarını üçüncü dünyaya filan taşımaya kalksalardı seyreylerdik o zaman biz de tam! Seyreyliyoruz zaten, dediğinizi duyar gibiyim. Tanrıya gene şükür pre-modern Yahoo’luğu savunacak da değiliz. Ne o ne bu diyebilmeyi ve arayışımızı, aklımızın ve akılsızlığımızın, duygusuzluğumuzun ve duygusallığımızın sınırlarında ve gölge topraklarında dolaşarak sürdürmek istiyoruz.

Gulliver’in Gezileri muhteşem bir eser. Bugün dahi başka başka düzlemlerde doyasıya tartışılmaya açık. Klasik eser olmak demek bu olsa gerek!

/Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir : “Gulliver’in Gezileri’nde Ölçü, Değer, Töre, Yasa ve Yönetim Biçimleri, III: Houyhnhnm Ülkesi’ne Seyahat” başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Öykü Didem Aydın’a aittir ve makale, yazarı tarafından Edebiyat ve Hukuk Sitesi (http://www.edebiyatvehukuk.org) kütüphanesinde yayınlanmıştır/.

Yazar Hakkında

Öykü Didem Aydın Edebiyat ve Hukuk Sistemine, 106 yazı girmiş.

Öykü Didem Aydın, romancı (Eski Sinagog Meydanı, İletişim Yayınları, 2009) ve anayasa hukukçusudur.

Telif © 2017 Edebiyat ve Hukuk. Tüm Hakları Saklıdır SistemimizWordPress desteklidir