“Gulliver’in Gezileri’nde Ölçü, Değer, Töre Sistemleri ile Yasa ve Yönetim Biçimleri”: II. Brobdingnag’a Seyahat

Birinci Yazı için tıklayınız.

GulliverIIİkinci Seyahat: 20 Haziran 1702 – 3 Haziran 1706

“Gulliver’in Gezileri’nde Ölçü, Değer, Töre Sistemleri ile Yasa ve Yönetim Biçimleri” başlıklı yazılarımın ikincisinde Gulliver’le beraber Brobdingnag’a yolculuk edeceğim.

20 Haziran 1702’de Surat’a girmek üzere Macera adlı bir tüccar gemisiyle yola çıkar Gulliver. Yola çıkmasından yaklaşık on ay sonra gene bir deniz kazası geçirecek, bu kere devler ülkesi Brobdingnag’a düşecektir. Devler ülkesinde otlar altı metreyi bulur, ağaçlar “inanılmayacak kadar” büyüktür ve insanları, her adımda üç metre yol alacak kadar kocamandır. Sıra sıra devasa tarlalar arasında gezinirken karşısına çıkıveren devlerin eline düşen Gulliver durumunu şöyle anlatır: “O anda Lilliput’dakileri anımsadım. Onlar benim dünyanın en büyük devi olduğumu sanmışlardı. O ülkede düşmanın filosunu ellerimle çekip getirmiştim…Bütün bunlar imparatorluk tarihie yazılmıştı…Bu ülkede devlet arasına düşmüştüm. Bizim aramıza düşecek bir Lilliput’lu da ancak benim gibi duygulara kapılabilirdi…insanların irileştikçe daha vahşi ve hain olduklarını duymuştum…Düşünürler, büyük veya küçüğün ancak kıyaslama sayesinde saptandığını söyledikleri zaman yanılmamışlardı…”

Dev bir çiftçi Gulliver’i evine götürür. Çiftçinin evinin boyutları (yemek tabaklarının çapı yedi metredir) Gulliver’i dehşete düşürür. Gulliver, çiftçinin eşiyle, üç çocuğuyla ve yaşlı annesiyle “tanışır”. Dört litrelik kadehlerden şarap içen bu dev aile, Gulliver’i miniminnacık bir oyuncak yaratık olarak görürler. Gulliver bu evin dokuz yaşındaki kızının oyuncağı olur. Bu küçük dev kız, farelerin saldırısına uğradığı için elbiseleri kan içinde kalan Gulliver’e minik oyuncak bebeklerine diktiği giysilerden diker. Onu oyuncak bebek beşiğinde yatırır. Gulliver’e Grildrig, “küçük insan” adını takar. Gulliver de ona, küçük yaşta bir çocuk olduğu için olsa gerek, “küçük dadım” diye seslenir.

Çiftçinin evinde insan gibi olan ve insan gibi konuşan minik bir hayvan bulunduğu haberleri yayılınca köylüler çiftçinin evini akın akın ziyaret etmeye başlarlar. Gulliver de ziyaretçilere, “efendi”sinin söylediği numaraları yapar. Dev “efendi” artık Gulliver’i gezdirip sergilemeye, bu işten para kazanmaya karar vermiştir. Gulliver’in küçük dadısı, “bu aşağılık insanlara para karşılığı gösterilmek dayanılmaz bir hakaret” diye isyan eder.  Ama çiftçi baba kararlıdır. Böylece Gulliver’i yol üstündeki bütün köy ve kasabalarda sergilemeye başlar, ona dev çifçinin dev kızı da eşlik eder. En sonunda Lorbrulgrud (“Evrenin Gururu”) adlı başkente gelirler. Geçen zaman içinde, ülkenin dilini de öğrenen Gulliver, saraya çağrılır. Kraliçe Gulliver’i efendisi olan çiftçiden satın alır. Gulliver, kraliçeden küçük dadısının da yanında kalmasına izin vermesini ister ve kraliçe bu isteği kabul eder. Günlerce efendisi tarafından sergilenen ve türlü numaralara zorlanan “Gulliver” saraya yerleşmiş olmaktan memnundur. Kraliçe kendisine çok ilgi gösterir, onu krala takdim eder. Kral, Gulliver’in, ülkesine nasıl geldiğine inanamaz. Onun olağanüstü bir bebek olduğuna inanır. Ama Gulliver’in bilgili konuşmaları kralı cezbeder, kral da maiyetine “bu yaratığa çok iyi bakılmasını” emreder. Sarayda oldukça iyi bakılan Gulliver’in her şeye rağmen cüssesi yüzünden korkacak çok şeyi vardır. Bir kere, saray cücesi ona düşman olur. Çünkü Gulliver, bu cücenin üstünlük taslayacağı bir yaratıktır. Öte yandan sarayın devasa hacmi içinde bulunan pek çok eşya ve canlı, mesela sinekler bile, Gulliver için ciddi tehlikeler taşımaktadır. Kendisine saldıran arıları zor bir mücadeleyle öldürdükten sonra bunlardan birinin iğnelerini çıkarıp İngiltere’ye götürmek üzere saklar. Yaban arısı, keklikten daha büyüktür bu ülkede.

Gulliver, kendisi için özel yapılan minik ve özel tasarımlı bir kutu içinde, kralla ve kraliçeyle birlikte uzun yolculuklara çıkar, bu süre zarfında devler ülkesini daha iyi tanıma fırsatı bulur. Ülkenin bir yarımada üzerinde kurulu olduğunu, sınırlarını sıradağların çizdiğini, liman olmadığını, denizin çok dalgalı olması nedeniyle deniz ticaretine kapalı olduğunu, balıkların Gulliver ülkesindeki boyutlara sahip olmaları yüzünden yenmeye değmediği öğreniriz. Ama balina sofraların ender leziz yemeklerinden biridir. Ülkede elli kent ve yüz kasaba, pek çok köy vardır ve bir nehir başkenti iki yakaya ayırır. Başkentin haritası bile yüzmetre boyundadır.

Sarayda geçirdiği zaman içinde “minik” Gulliver, kraliçeye bir gemici olduğunu da kanıtlar. Onun için yapılan özel bir “minik” yalak içine doldurulan su üstünde yüzdürülen teknesiyle çeşitli maceralar yaşar, hayati tehlikeler atlatır.

Gulliver, kral ve kraliçeye müzikte de yetenekli olduğunu kanıtlar. Onlara çimbola çalar. Kralla kraliçenin ülkenin sınırlarına kadar gittikleri bir yolculukta Gulliver’in başına bir kaza gelir ve minik kutusunun içindeyken, kutunun üstündeki halkayı tutan bir kartal tarafından kapılır (kartal kutuyu kayalara düşürüp parçalanmasına sebep olduktan sonra yemek için çalmıştır). Ancak gökte, yemini elinden almak isteyen başka kartallarla karşılaşınca, Gulliver’i aşağı bırakır bu kartal ve Gulliver de dalgalı denize düşer. Kutunun içinde öylece sürüklenirken bir gemiye rastlar. Gemiciler onu zor bela yukarı çekerler çünkü minik kutu aslında Gulliver’in ölçülerine göre yine de hayli büyüktür. Geminin kaptanı iyi kalpli bir adamdır ama Gulliver’in anlattığı hikayeyi dinledikten sonra onun akıl hastası olduğu şüphesine kapılır. Gulliver çok da bağırmaktadır konuşurken. Çünkü devler ülkesinde sesini duyurmak için sürekli bağırıp çağırmak zorunda kalmıştır uzun zaman.

Gulliver eve döndüğünde, kendisini diğerlerine göre çok iri hissetmeye başlar. Rastladığı insanları ayaklarıyla ezeceğinden korkar. Oysa İngiltere’dedir artık. Karısını ve kızını bile “küçük” algılamaya başlar. “Alışkanlık ve peşin fikirlerin insanı ne kadar güçlü etkilediğini belirtmek için” bunu açıkladığını söyler.

“Siyaset Bilimi”ne Yabancı Hükümdar

Gulliver’in devler ülkesinin yönetsel ve toplumsal düzeni ile hukuk sistemi hakkındaki anlatıları çok ilginçtir ve cüceler ülkesinden oldukça farklıdır.

Brobdingnag ülkesinin kralı, siyasal bakımdan oldukça “saf”(!) tır. Örneğin Gulliver, gördüğü iyiliğin ve yüce gönüllü misafirperverliğin karşılığı olarak krala barut tozundan ve top ateşinden bahsetmiştir. Bu silahın gemileri batırabildiğini, evleri ve kaleleri yıkabildiğini anlatmıştır. Brobdingnag kralına, krallığını her türlü tehditten korumak için bu silahtan “majestelerinin” arzu ettiği boyutta imal etmeyi teklif edince kral dehşetle irkilmiş ve böyle “güçsüz, böyle böcek kadar küçük” bir yaratığın aklına böylesi insanlık dışı fikirlerin nasıl gelebildiğine şaşmıştır! Aynı şekilde, Gulliver’in betimlediği ateş ve kan sahneleri de kralı dehşete düşürmüştür. Hükümdar, bu gibi icadların, insanlık düşmanı kötü dehaların planları olduğunu söyler ve kendisini yeni icadlar kadar etkileyen pek az şey olmasına karşın böyle bir icadın sırrını bilmektense krallığının yarısını feda edebileceğini ekler. Gulliver’e böyle şeylerden bir daha bahsetmemesini söyler.

Kral, “siyaset bilimi”ne de yabancı sayılır, devlet idaresi konusunda strateji ve taktik anlayışını değil, sadece sevgi ve birlik düşüncesini benimser. Gulliver, kendi ülkesinde devlet idaresi hakkında binlerce kitap bulunduğunu söylediğinde kral, Gulliver’in ülkesinin çok basit bir yer olduğunu söyler. Çünkü hükümet ederken her türlü gizem, entrika vb. oyun fikrine karşıdır. Kralın bir düşman fikri de yoktur. Yönetimini sağduğuya ve mantığa, adalete, medeni ve cezai yargılamalarda hızlı karar alma esasına dayandırır. Krala göre, toprak üstünde yetişen bir ot üstüne ikincisini koyan kimse Gulliver’in sözünü ettiği politikacılardan daha çok hizmet etmiştir ülkesine.

Brobdingnag’da ahlak, tarih, şiir ve matematik, somut ve işlevsel olan için kullanılır. Fikirler, soyut kurumlar ve aşkınlıklar bu halka yabancıdır. Örneğin ülkede hiçbir yasa, alfabedeki harf sayısından fazla kelime içeremez. Bu da en fazla yirmiiki kelime demektir. Yasalar yalın ve pek açık hükümler öngörür ve insanlar bu yasaları birden fazla anlama yorma eğilimi göstermezler. Zaten bir yasayı yorumlamak ya da ona şerh düşmek ağır bir suçtur.

Gulliver bu ülkede, kendisine göre devasa boyutlarda olan bir kitap okuma olanağına da kavuşur. Ülkede fazla kitap yoktur,  en çok kitaba sahip olan kimse hükümdardır ve onun da topu topu bin cilt kitabı vardır. Gulliver, okumak için özel bir düzenek sayesinde tırmandığı kitabın oldukça sade, açık bir dili olduğunu anlatır. Bu kültürde fazladan söz, boş laf etmek, gereksiz ayrıntılı ifadeler kullanmak söz konusu değildir. Ahlakla ilgili küçük ve eski bir kitapta insanların ne kadar düşük, kınanası ve çaresiz hayvanlar olduğunu; kendilerini koruma konusunda nasıl beceriksiz olduklarını ve bir hayvana göre hız bakımından, başka hayvana göre güç bakımından, bir diğer hayvana göre görüş, bir diğerine göre ise çalışkanlık bakımından nasıl eksik olduklarını okur. İçinde bulunduğu toplumun fiziksel büyüklük konusundaki düşüncelerinin tarihsel-antropolojik gelişmeleri de göz önünde tutan bir ahlak düşüncesine bağlandığını öğrenen Gulliver, insanlarda “ahlak” üzerine düşünme etkinliğinin nasıl da evrensel bir çaba olduğunu anlatır.

Bu ülkede, askerlerin maaşa bağlanmamış olması, aslında ordunun tacirlerden ve çiftçilerden oluşması ve salt asalet ve nezaket ile iş gördüklerini gözlemlemek de Gulliver’i şaşırtır.

Gulliver, dışarıdan herhangi bir tehdit altında olmayan bu ülkenin ordu düşüncesine nasıl ulaştığını merak eder ve öğrenir ki burada da tarih boyunca “asiller güç için, halk özgürlük için, kral mutlak hakimiyet için” savaşmıştır.  Fakat ülke yasaları bu üç kesimin isterlerine cevap verecek biçimde düzenlenmeye çalışılmıştır. Yine de tarihte konsensusun ara sıra bozulması yüzünden çıkan iç savaşlar olmuş, en son iç savaşta ise, düzen, “şimdiki hükümdarın büyükbabası tarafından yeniden kurulmuş;  ordu da her kesimden temsilciyi içerecek şekilde organize olup görevlerine sıkı sıkıya bağlı olması sağlanmıştır.

Görülüyor ki devler ülkesi, cüceler ülkesi Lilliput’dan daha sade, daha şeffaf, daha az entrikacı bir toplumsal düzene sahiptir. Yasaları yalın ve anlaşılır biçimde kaleme alınmıştır. Yönetici sınıflar arasında sürekli çatışma yerine, uzlaşma esası vardır. Hükümdar, bilime ve sanata değer verir ancak bilimin, savaşçı ereklerle “yoketmeye programlanmasına” da karşıdır.

Takip eden yazılarda önce Laputa’ya sonra da Huinam ülkesine uğrayacağız.

-Bir Başka Hikaye İle Devam Ediyor- (Bağlantı)

/Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir : “Gulliver’in Gezileri’nde Ölçü, Değer, Töre, Yasa ve Yönetim Biçimleri, II: Brobdingnag’a Seyahat” başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Öykü Didem Aydın’a aittir ve makale, yazarı tarafından Edebiyat ve Hukuk Sitesi (http://www.edebiyatvehukuk.org) kütüphanesinde yayınlanmıştır/.

Yazar Hakkında

Öykü Didem Aydın Edebiyat ve Hukuk Sistemine, 106 yazı girmiş.

Öykü Didem Aydın, romancı (Eski Sinagog Meydanı, İletişim Yayınları, 2009) ve anayasa hukukçusudur.

Telif © 2017 Edebiyat ve Hukuk. Tüm Hakları Saklıdır SistemimizWordPress desteklidir