Aynı Evrende Her Şeye Kadir İki Düşmanın, Biri Bedii, Diğeri Mer’i Yaratının Barışması: Disiplinlerarası Bir Araştırma Ve Yaratı Alanı Olarak Edebiyat Ve Hukuk Disiplini

İtalyan Edebiyat ve Hukuk Derneği’nin Türkiye’li Muhabir Üyesi olduk. Şu sıralar bir ‘Türkiye Raporu’ (Türkiye jurnalini:)) hazırlıyoruz. Edebiyat ve Hukuk çalışmalarını daha sıkı tutmayı sürdürmek umuduyla…

Kritik Dergisi’nin ‘Edebiyat ve Hukuk’ dosyasına hazırlık ve İdeal Hukuk Dergisi’nde yayınlanmak üzere hazırlanan çalışmanın taslak metnidir/Alıntı Kuralları*

edebiyatvehukukGiriş

ABD’nde yüzyıldan fazla bir geleneği olan, özellikle 20.yüzyılın başlarında John Wigmore ve Benjamin Cardozo’nun eserleriyle debi kazanan Hukuk ve Edebiyat ya da Edebiyat ve Hukuk çalışmaları bir inceleme ve araştırma dalı olarak başlangıçta hukuk öğrenimi görenlerin beşeri bilimlerden de yararlanmasına yönelik çabaların sonucu olarak ortaya atılmıştır çünkü beşeri bilimlerden yararlanmanın, hukukçuya daha insani, daha hakça bir bakış açısı sağlayabileceğine inanılmaktadır. 1970’lerle başlayan süreçte ise tüm dünyada, özelikle Batı Avrupa’da hukukun gözlemlenmesi ve çözümlenmesi yolunda bir yaklaşım ve disiplin olarak geliştirilmeye başlanmıştır. Almanya ve İtalya’da 1920’lerde, Fransa ve İspanya’da ise 1950’lerde başlayan hukuk ve edebiyat akımı, eğer akım sözü yerinde ise, bugün tüm dünyada belli başlı bir bilimsel disiplin olma yolundadır.

Hukukun da edebiyatın da paylaştığı gerçek, sözün her iki alanda taşıdığı özel önemdir. Sözü, belirli bir yapının kurucu unsuru kılmak, deyim yerinde ise söz’de veya söz ile ‘gerçek’ yaratmak hem hukukta hem de edebiyatta özgün bir etkinliktir. Adı üstünde biri bedi diğeri mer’i yaratı olarak hakikate dair söz söyleme iddiası da hem hukuka hem de edebiyata özgüdür.

İtalya’da Ferruccio Pergolesi ve Antonio D’Amato’nun çalışmaları bu çerçevede Avrupa kıtası açısından oldukça ilgi çekici öncülerdir. Ferruccio Pergolesi  1927 tarihinde “Edebiyatta Hukuk” (Il diritto nella letteratura -Filippo Serafini Hukuk Arşivleri-) adlı eserini, 1956’da ise “Modern Anlatı ve Dramada Hukuk ve Adalet” (Diritto e giustizia nella letteratura moderna narrativa e teatrale -Bologna: Zuffi-) adlı eserini yazmıştı. 1936’da ise, Antonio D’Amato’nun “Hukukun Edebiyatı ve Hayatı” (La letteratura e la vita del diritto -Milano: Ubezzi & Dones-) adlı eseriyle karşılaşıyoruz.

Edebiyatta Hukuk- Edebiyat Olarak Hukuk Yönelimleri

Böylece örneğin İtalya’da da tıpkı ABD’nde yapılan çalışmalar gibi işin en başından, bugün edebiyat ve hukuk disiplininin uğraşı alanı içinde bulunan iki temel yönelime tanık oluyoruz. Bu yönelimlerin ilki edebiyat eserleri ya da genel olarak edebiyat içinde hukukun ele alınışıdır: ‘Edebiyatta Hukuk’. İkincisi ise hukukun edebiyat kuramları yardımıyla değerlendirilmesidir. Felsefeciler, dilbilimciler, toplumbilimciler ve antropologların yanında hukuk tarihçileri, karşılaştırmalı hukukçular, sosyal psikologlar ve siyaset bilimcilerinin katkı ve incelemeleriyle gelişen edebiyat ve hukuk çalışmalarından çıkan bilgi kuramlarının farklı farklı disiplinlere uygulanması yepyeni yorumlar ve yaklaşımlar doğuruyor, bu çerçevede edebiyat ve hukuk veya hukuk ve edebiyat, çeşitli sosyal bilimlerin kuramsal olarak bir araya getirilmesi imkanı ve zeminini oluşturuyor.

Edebiyatın Hukuksal Olarak Düzenlenmesi

Edebiyatın hukuku ele alışı ile hukukun yazınsallığı yönelimlerinin yanında bir üçüncü alt disiplin olarak edebiyatın ve edebiyatçının etkinliğinin hukuksal olarak düzenlenmesi veya yaptırıma tabi tutulması da var. Bu üçüncü yönelim gerek fikir ve sanat özgürlüğü gerek fikri mülkiyetin korunması açısından son derece önemli. Türkiye açısından her üç yönelim bağlamında da çok zengin kaynaklar var ve yeni yaklaşımlar yaratmak mümkün.

Şair/Yazar-Hukukçuluk

Dördüncü bir bakış açısı ise şair/yazar-hukukçu tabir edilenlerin uğraşları. Tarihimizde kadılık, şeyhülislamlık yapmış şair ve yazarlar çok. Baki, Nef’i, İbni Kemal, Nedim bunlardan yalnızca birkaçı. Çağcıl yazar ve şairler arasında da çokça rastlarız hukukçulara. Adları burada saymakla bitmez. Tüm dünyada, entelektüel hukuk öğrencilerinin edebiyata özel bir ilgi duyduğu ve edebiyatçılar arasında hukukçuların ve hukukçular arasında çok sayıda edebiyatçının bulunduğu bilinir.

Edebiyatta Hukuk Çalışmalarının Niteliği, Hukukun Aynası Olarak Edebiyat

Şüphesiz hukuk ve edebiyat branşı, özellikle edebiyatta hukuk yönelimi açısından bakacak olursak, Almanca deyimiyle Dichterjurist’lerin (hukukçu kökenli yazın insanlarının) yaratılarıyla özellikle ilgilenmez. Onların yaratıları hukuk ve edebiyat açısından önemli olabilir de olmayabilir de. Asıl olarak -yaratıcısı hukukçu olsun ya da olmasın- kurmacanın, hukuk tarafından ele alınmasıyla, özellikle çeşitli karakterlerin yargılanmadan anlaşılmasıyla, o karakterlerin içinde bulundukları normatif düzenin anlaşılması ve değerlendirilmesiyle ama bir açıdan da kurmacanın ortaya koyduğu gerçekliğin başka türlü yargılanmasıyla ilgilenir.

Edebiyatın ‘ahlakı’ veya edebiyatın ‘yargılaması’ bir anlamda hem içerik açısından sınırsız ve denetlenemez, hem de metod açısından deyim yerinde ise usulsüzdür. Teorik olarak sınırsız olan kurmaca düzeni ya da düzensizliği, hatta düzen-dışılığı, düzen-ötesi’liğinin kurgusal olarak işlediği normatif bir düzenin değerlendirilmesinden yeni beşeribilimsel olanaklar doğabilmektedir. Bu çerçevede hukuk, kendi kendini edebiyatın aynasında görebilir, edebiyat hukuka ‘aslında nasıl göründüğüne’ dair estetik bir ayna tutabilir.

Shakespeare’nin Venedik Taciri, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza, Albert Camus’nun Düşüş, Franz Kafka’nın Dava gibi eserleri bize hukukun, özellikle hukuk felsefesinin meşgul olduğu temel kavram, konum ve durumlar hakkında, örneğin sözleşme ve ahde vefa, vicdani sorumluluk, masumiyet, mahkumiyet, varlık ve hakikat veya norm ya da normsuzluk içinde insanın konumu hakkında arayışın düşünsel dayanaklarını, meallerini sunarlar. Yine örneğin, Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı’sında Allahın Hakikati veya bireyin hakikatine inanç konusundaki tercihleri sorgulanan bir dizi nakkaş karşı karşıya konulurken, doğu ile batı felsefesinin sanatın ve sanatkarın rolünü ele alışı bir cinayet öyküsüyle işlenmiş; bu karşılaşma, evrensel ya da bireysel veyahut seküler ya da seküler olmayan perspektife göre değişebilecek bir suç ve ceza ile sorumluluk ve sorumsuzluk dokusu üzerinden resmedilmiştir.  Romanın ele aldığı tematik zeminlerden biri ve belki de en önemlisi olan ‘Allahın Perspektiften-Ariliği/Bireyin Perspektifliliği’ ile ‘Allahın Düzeni/‘Allaha Karşı Suç’ zeminleri; batının tabii hukuk kuramının Osmanlı-islam felsefesindeki muhtemel direngi noktaları konusunda karşılaştırma yapmak için hukuk felsefecisine de büyük bir imkan sağlamaktadır.

Bu modernist metinler bir tarafa, Antik Yunan felsefesinin, edebiyatının veya siyasetinin temel metinleri, dinsel temel metinler, salt batı değil Arap, Fars, Çin, Hint vs. medeniyetlerin yaratıları da edebiyat ve hukuk disiplininin yardımıyla yeniden çözümlenebilmekte ve anlamlandırılıp yorumlanabilmektedir.

Hapishane Edebiyatı ve Başı Belada Biri Olarak ‘Yazar’

Öte yandan daha farklı bir açıdan bir hapishane edebiyatı, hatta hapishane şiiri vardır ki Türkiye açısından özel olarak değerlendirilmesi, incelenmesi gerekir. Örneğin akademisyen Mehmet Narlı’nın Hapishane Şiirleri incelemesi, Názım Hikmet, Sabahattin Ali, Necip Fazıl, Osman Yüksel Serdengeçti, Attilá İlhan, Hasan Hüseyin, Ahmed Arif, Faruk Nafiz, Can Yücel gibi yazarları ele alır ve edebiyat bilimi çerçevesinde kaleme alınmıştır. ‘Hapishanedeki Yazar’ ve ‘Hapishanede Yaratılan Eser’, edebiyat ve hukuk disiplini açısından da değerlendirilmeye açık bir alandır. Çünkü ‘başı belada biri olarak yazar’ın yargılanması da ayrı bir bağlamdır Türkiye’de. Özellikle yazar’ın vatanına ihanet edip etmediği, ülkesini sevip sevmediği, yaratılarıyla efendim kimin menfaatine hizmet ettiği, ne gibi suçlar işlediği yolundaki tartışmalar sürüp gitmektedir. Joseph Skvorecky’nin -bir bilimsel toplantıda vatanını karalamakla ve Batı’ya iltica etmekle itham edildiğini (tam da vatanına dönmüş iken) gazeteden okuyan- “mühendis”i gibidir ‘yazar’; bir insan ruhu mühendisidir, bir türlü haberi yalanlatamaz; sürekli izlendiği için uyku uyuyamaz! Yurt dışına sığınmakla suçlanan Mühendis sonunda türlü tehlikeleri göze alarak kaçar ve gerçekten de yurt dışına sığınır!

Yazarın ve Yaratının Eleştirisi ve Bir Eleştiri Kuramı Olarak ‘Edebiyat ve Hukuk’

Bu çerçevede ilginç olan gerçek; devlet, kurumlar, toplum vb. aygıtlara bağlı veya bu aygıtlar altında bunalan veya ezilen insanların yaratıcı yazardan biricik bir farklılık, bireysellik ve bağımsızlık beklentisini sürdürüyor olmasıdır. Kurmaca sınırsızdır. Sınırsız olduğu içindir ki insanlar yazardan sınırsızca özgür olmasını beklemekte ama paradoksal olarak bir yandan da yazarın o sınırsızlığını denetlemeye çabalamakta. İşte bu çerçevede edebiyat ve hukuk çalışmaları, yazar’ın bir ideolojinin veya herhangi bir değerler sisteminin neferi olmasının şart olup olmadığını tartışmak, özellikle roman sanatı açısından konuşacak olursak, insanı tüm bireyselliği içinde (ve bireyselliği toplum içindeki biricik yeri içinde) anlamaya ve anlatmaya çalıştığını kavramak için de gerekli bir araçtır kanısındayım. ‘Yazar’ın belirli bir ideolojinin veya hegemonik aygıtın ya da yapının üstüne çıkmasının mümkün olup olmadığı veya hakikate diğer kimselerden daha çok yakınlaşıp yakınlaşmayacağı sorusu ayrı bir tartışma konusudur ama edebiyat ve hukuk çalışmaları en başta ‘yazar’ın hukuk aygıtı ile karşılaşmasına ve o aygıt karşısındaki yapıtın konumunun ele alınmasına imkan sağladığı için de önemlidir.

Özellikle toplumsal gerçekçi eleştiri kuramları ışığında, yazarın en başta toplumu anlaması ve anlatması gereğinin, bugün de geçmişte sahip olduğu önemini koruması gerektiğini biliyorum ancak edebiyat ve hukuk çalışmalarını, ‘yazar’ı ve ‘yazın ürünü’nü belirli eleştirel kalıplar içine sıkışmaktan kurtarma aracı, yani başka türlü bir edebiyat eleştirisi aracı; nerede toplumun nerede bireyin başladığını, nerede doğanın nerede insan egemenliğinin başlayıp bittiğini de sınama aracı olarak görüyorum. Bu ilk başta paradoksal olarak görülebilir. Sınırsız yaratının olanakları sınırlı hukuksal kuramlar yardımıyla nasıl eleştirilecektir? Bu sorunun ilk yanıtı, bir edebiyat eleştirisi olarak sadece dar anlamda hukuk kuramlarının değil, hukuk felsefesi kuramlarının uygulanacağındadır. İşin içine felsefi yaklaşım girince,  edebiyat eleştirisi için yeni kapılar açılabilir. Edebiyatta (örneğin bir romanda) hukukun (toplumsallığın, ahlakiliğin, normatifliğin) nerede başladığı ve nerede bittiğine (yani nerede her-insana özgülüğün, doğasallığın, hatta hayvaniliğin başladığına) ilişkin vardığımız paradoksal epistemik yargılar, bize yeni hakikatlerin kapısını açabilir. Soğuktan ölmekte olan bir insanın hikayesinde veyahut bir hayvanla karşı karşıya bulunan insanın hikayesinde toplum ve toplum eleştirisi bir dereceye kadar vardır. Öyle ise böyle eserlerin incelenmesi açısından toplumsal gerçekçi kuramlar eksik kalabilir. Hemingway’in Yaşlı Adam ve Deniz’inde toplum vardır ama daha çok doğaya, ölüme, insanın trajedisine meydan okuyan ve ‘egemen’ olmaya çalışan insan vardır. ‘Egemenlik’, ‘Kahramanlık’, ‘Erkekçelik’, ‘Meydan Okuma’ gibi varoluşsal hallerin resmedildiği bu romanda da bir anlamda hukuk ve edebiyat  incelemelerinin zemini olan pek çok hukuksal-felsefi-kuramsal olanak bulunmaktadır.

Bir başka ifadeyle, hukuk ve edebiyat çalışmalarını edebiyattaki hukuksallığın ya da ahlakiliğin (tespitin, değerlendirmenin ve yargılamanın) veyahut daha genel olarak insana özgülüğün nereye kadar gittiğini, nerede insanın bitip tabiatın ya da insanın evren içindeki trajik konumunun başladığını sınama aracı, bir anlamda birey, toplum, doğa çizgilerinde insanın izini sürme ve eleştiri aracı olarak görüyorum. Bir Alzheimer hastasının, salt hastalıktan kaynaklanan dramını anlatan eserde toplum belirsizleşmiştir, bulutlanmıştır. Hafıza yitmeye başlarken bizim hep acımasız veya adalet-ötesi olarak niteleyegeldiğimiz doğasallık başlar. İşte o esere hukuk ve edebiyat disiplininin gözlüğünden bakar isek hukuka özgü ‘disiplin’ ve ‘hakimiyet’ olarak adlandırdığımız gerçekliklerin nerede başlayıp bittiğini sorgulayabiliriz, yani bir anlamda insanı ve onun ‘düzen’li yaşamının hacim ve sınırlarını, boyutlarını daha iyi anlayabiliriz kanımca.

‘Edebiyat ve Hukuk’, bu açıdan ‘Bilgi Nedir?’, ‘Bilgiye Nasıl Varılır?’, ‘Kim, Ne Bilir?’, ‘Bildiğimizi Nereden Biliyoruz?’ yolundaki temel epistemolojik sorulara  farklı bilgisel toplulukları (edebi ve hukuksal toplulukları ve bunların dillendirdiği öğretileri) biraraya getirip, farklı epistemik araçları (hukuksal yorum ve edebi tahlil) bir arada kullanarak yanıt vermenin araçlarından biridir.

Edebiyatın tikelleştirici, ayrıcalıklaştırıcı niteliği  (soyut kategoriler veya olanaklar içinden bir tek öyküyü ya da karakteri seçmesi ve onu biricik, altlanamaz, subsume edilemez kılması) ile hukukun normatif tümelleştiriciliği (sınırsız sayıdaki bireysel öyküyü ya da karakteri soyut bir kalıba dökerek, altlanmaya -subsume edilmeye- müsait hale getirmeye, deyim yerinde ise altına almaya çalışması) arasındaki derin uçurumda tartışılacak çok şey, kurulacak çok köprü var.

Edebiyat Olarak, Kültürel Bir Yapıt Olarak Hukuk

Öte yandan edebiyat olarak hukuk veya bir edebi tezahür olarak hukuk yönelimi, yani hukukun yazınsallığı hukuku sadece dil, yorum ve hitabet sanatı olarak gözlemlemekle kalmıyor aynı zamanda bir anlatı ve/veya söylem olarak, yani kültürel bir ürün ve hikaye kurmacası olarak, eleştirel analize tabi tutuyor. ‘Hukuk’un bir yandan toplumsal düzene nihai hakimiyet veren bir dil, öte yandan bireysel ve toplumsal çatışmalarda son sözü söyleyen bir yargı ama aynı zamanda toplumun ve en başta toplumun ekonomik ilişkilerinin yapısal dinamiğinin tezahürü olmasındaki paradoksallığı edebiyat olarak hukuk çalışmalarının hareket noktası sayılabilir kanımca.

Yukarıda edebiyat ve hukuk üst başlığı içindeki ‘edebiyatta hukuk’ alt-disiplininin özelliklerinden söz ederken edebiyatın hem hukuka ayna tutabileceğine hem de hukuksal, özellikle hukuksal-felsefi kuramların edebiyat eleştirisinin bir aracı olabileceğine işaret etmiştik. Birincisi hukukun ve hukukçunun (ve hukuk öğrencisinin) işine yarar iken ikincisi kurmacanın ve yaratıcı yazarın işine yarar. İşte paralel biçimde ‘edebiyat olarak hukuk’ yönelimi açısından edebiyat kuramları da hukukun eleştirisinin aracı olarak kullanılabilirler. Edebiyat olarak hukuk çalışmalarının ortaya koyduğu tahliller, hukukun, örneğin dilsel yapısını cebrin dili olarak sökmeye ve bu yolla eleştirmeye de yarayabiliyor. Bir yargı kararının edebiyat kuramları yardımıyla analiz edilmesi ve bir an için dahi olsa nesnel bağlayıcılığından arındırılarak belirli bir ekonomik, sosyal ve kültürel yapı içinde yer alan bir karakter monoloğu olarak değerlendirilmesi, kararın oluşturulduğu dilin psikolojik, kültürel vb. kaynakları ve itkeleri hakkında çok şey söyleyebiliyor bize. Öyle ki bugün artık edebiyat olarak hukuk ile hukuk denen kültürel pratik arasında bir ayrım bulunmadığını savunan müellifler dahi var.

Hukukun edebiyat olarak incelenmesi, hukuk öğrenimi ve hukukçu tavrı eğitimini geliştirmek yolunda önemli bir araç olarak da değerlendiriliyor. Öyle ki hukuku, toplumu düzenleyen ve bireylerarası hukuki ilişkileri düzenleyen tek otorite değil de çeşitli toplumsal yapıların içindeki kültürel koordinatların doğrudan etkisi altındaki bir kurum olarak görmek ve bilmek hukukçuyu, en başta yargıcı, daha insani, daha adil ve esnek düşünen bir meslek insanı yapabiliyor. Hukuk ve edebiyat bu çerçevede karşılaştırmalı bir kültür bilimi, hem geçmiş kültürleri hem de bugünün kültürünü ve çağın ruhunu anlama aracı. Tolstoy’un Diriliş romanında salt klasik bir Rus romanında yargılamayı değil dönemin hukukunu, özellikle usul hukukunu da buluruz. Hukukun bu şekilde ‘hikaye edilmesi’ ile bir hikayenin ‘hukuk edilmesi’ arasında hermönetik yaklaşımlara açık pek çok hal olabilir. Benzer kaynakları Türkçe edebiyatta ve Türkiye edebiyatlarında da başka türlü gün ışığına çıkarabiliriz.  Hukuk da tiyatro, sinema resim vb. sanatlar gibi bir temsil. Kendi eleştirisini kendi aynasında bulan ve olası farklı seçenekleri,  usul ve içerikleri konusunda açık kapı bırakan bir temsil. Aynı biçimde edebiyattaki hukuku görmek, yani edebiyatta hukuk; hukukun göreceliliği konusunda bir fikir vererek, karşılaştırmalı bir bilinç edinmeyi ve (tıpkı hukuk olarak edebiyat çalışmalarının sağladığı gibi) hukuksal meseleleri daha bağımsız ve tarafsız görebilmeyi sağlayabiliyor. Edebiyat ve hukuk çalışmalarının daha adil bir hukuk düzeni ve tarafsız ve bağımsız hukukçuluk yaratmadaki rolü konusunda benim kadar iyimser olmayanların da bulunduğunu eklemeyi unutmayayım.

Edebiyat ve Sistemik Haksızlık

Öte yandan hukuk ve edebiyatın tersi de var tabii: hukuksuzluk ve edebiyat, suç ve ceza, masumiyet ve mahkumiyet, sistem haksızlığı vb. konular. Tüm dünyada başlı başına bir soykırım yazını var örneğin, bir başkaldırı edebiyatı veyahut bir yeraltı edebiyatı var.  Geçmişle hesaplaşma, hatırlama ve arşivleme, başka türlü bir tarih yazını var.

——————————————————————————————————————————————————————-

Türkiye’de Edebiyat ve Hukuk veya Hukuk ve Edebiyat Çalışmaları

İncelediğimiz alan Türkiye’de henüz emekleme döneminde bir disiplin sayılabilir ama tüm çok kültürlülüğü ve çok dilliliği içinde Türkiye’nin Edebiyatı ve Türkçe Edebiyat edebiyat  ve hukuk çalışmaları açısından son derece zengin bir kaynak. Osmanlı Edebiyatı ve Cumhuriyet Dönemi Türkiye Edebiyatı, edebiyat ve hukuk’a sınırsız ve çok renkli bir zemin sunuyor. Konu üzerinde Türkiye’de şimdiye kadar yapılmış önemli çalışmalar için aşağıdaki minik listenin yardımcı olabileceğini düşünüyorum.

Meslektaş, düşündaş ve gönüldaşlarla birlikte bir ‘Türkiye Edebiyat ve Hukuk Kanonu’, temel bir okuma listesi hazırlamak ve temel eserleri edebiyat ve hukuk açısından tahlil etmek üzere kolları sıvadık.  Hukukçular Derneği ile birlikte bir edebiyat ve hukuk okumaları seminerleri organize etmeyi umud ediyoruz, Kritik Dergisi ile birlikte yeni bir ‘edebiyat ve hukuk’ dosyası hazırlamayı umud ediyoruz. İtalyan Hukuk Derneği’ne yazacağımız raporlarla Türkiye edebiyatının hukukunu ve Türkiye hukukunun edebiyatını beşeri bilimsel açıdan inceleme yazıları derleyebileceğimize inanıyoruz. Sevgili akademisyen, avukat ve dramaturg Hüseyin Öntaş’la birlikte edebiyat ve hukuk’u merkeze koyan bir tiyatro eseri yazıp sahneleme planımız var. Şimdilik  ‘otobüs’ metaforu ile meşgulüz. Otobüstekiler, otobüsün dışındakiler, yol ve izlerde kalabalıklar içindeki ve dışındaki insanları ve otonomi arzuları ile alemlegelendüğünbayramcılık veyahut  insanın kendine ve toplumuna yabancılaşması ile alemlegelendüğündevrimcilik arasındaki gidiş gelişleri kadınla ve erkekle sorgulamak istiyoruz.  Çeviri projelerimiz var, üniversitede ders projelerimiz var. Var da var umut var, hani bir zamanlar ”efendim Türkiye’de roman yok”-muş-tu ya, var efendim var; ne romanlar, ne şiirler, ne yaratılar var!:))

Üstelik -artık çalışmalarına bu açıdan da bakabileceğimiz- çok renkli ve üretken tarihsel simalarımız da var. Onları yeniden keşfetmek var. Örnek mi? İşte Haydar Rıfat Yorulmaz. Boğaziçi Üniversitesi sitesi çerçevesinde yeralan tanıtım sözlerini aktarıyoruz (Kaynak Bağlantı):

Avukat, yazar ve çevirmen Haydar Rıfat Yorulmaz 12 Aralık 1942’de öldü. 1887’de İstanbul’da doğan Haydar Rıfat ortaöğrenimini Darüşşafaka’da tamamladıktan sonra Yüksek Ticaret Mektebi ve Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Bir süre öğretmenlik yaptı, avukatlığa başladıktan sonra üstlendiği önemli davalar nedeniyle ün kazandı. Yaşamının son yıllarında Dün ve Yarın Tercüme Külliyatı adı altında başlı başına bir kütüphane oluşturacak sayıda eseri Türkçe’ye kazandırdı. 1930’da Atatürk’e hitaben yazdığı, dönemin adalet bakanı Mahmut Esat Bozkurt’u suçlayan bir mektup nedeniyle yargılandı, 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hukuk ve edebiyat alanında yazdığı makaleler birçok gazete ve dergide yayımlandı. Haydar Rıfat’ın çevirdiği kitaplar arasında Karl Marx’tan Kapital, Tolstoy’dan Basülbadelmevt (Diriliş), A.Daudet’ten Safo, A.Maurois’ten İklimler, Emil Ludwig’den Bismark, Mussolini, Temmuz 1914 ve Versay yer alıyordu. Rıfat hukuk alanında da çalışmalar yapmış ve Ayni Haklar, Borçlar Kanunu Şerhi ile Miras Meseleleri adlı kitaplar yazmıştı.

İşte yukarıda sözünü ettiğim minik liste:

1. Hukuk Yazın (Edebiyat) İlişkisi (Avukat Cem Bayındır’ın Makalesi: Bağlantı)

2. Genel Olarak Elazığ Barosu Dergisi (Cilt 1, Yıl 1, Sayı 2 2008: Bağlantı)

3. Birkan Kargı, Farklı Kültürlere Ait Edebiyat ve Medya Yapıtlarından Seçilen Örneklerde Adalet Olgusunun Gerçekleşmesi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2008,9(2): 203-219

4. Semiha Şentürk, Türkiye’de Kitabın Yargı Serüveni: (Bağlantı)

5. Varlık Dergisi’nin 2006 Ocak sayısında bulunan Hukuk ve Edebiyat Dosyası’nda Bulunan Şu Çalışmalar:

Edebiyat ile Hukuk Davası – Tahir Abacı Sayfa:4
Hukuk ve Edebiyatın Yakınlığı/Uzaklığı – Behçet Çelik Sayfa:8
Hukuk ve Edebiyat – Hüseyin Öntaş Sayfa:11
Hukuk Edebiyatın İçinde mi, Üstünde mi? – Sabri Kuşkonmaz Sayfa:14
Edebiyat ile Hukuk Üvey Kardeş Sayılabilir mi? – Teoman Ergül Sayfa:16
Kafka’nın “Dava”sı – Figen Özdemir Sayfa:17


Sonuç

‘Edebiyat ve Hukuk’ta, edebiyatta hukuk ve edebiyat olarak hukuk’un yanında hukukun edebiyatı ‘dizginlemeye’ çalışması yönelimlerini, edebi yaratıcılık perspektifinden ve bu çatışmada çoğunlukla edebiyatın tarafını tutarak sürdürüyorum. Neden edebiyatın tarafı? Çünkü orada her türlü kötülüğün yanında iyilik de hep mümkün ve tahayyül edilebilir bir seçenek olarak kalır ve her durumda güzellik vardır.

* Sitedeki yazılardan Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na uygun olarak kısa alıntılar yapılabilir. Herhangi bir yazıdan alıntı yapmak için, boşluklar ilgili yazı başlığı ve yazarının adı ile doldurularak, alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:

“…….” başlıklı yazının tüm hakları yazarı “….” ya aittir ve yazı, yazarı tarafından Edebiyat ve Hukuk Sitesi (http://www.edebiyatvehukuk.org) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Yazar Hakkında

Öykü Didem Aydın Edebiyat ve Hukuk Sistemine, 106 yazı girmiş.

Öykü Didem Aydın, romancı (Eski Sinagog Meydanı, İletişim Yayınları, 2009) ve anayasa hukukçusudur.

Telif © 2017 Edebiyat ve Hukuk. Tüm Hakları Saklıdır SistemimizWordPress desteklidir