Bir Çeviri Serüveni: Dylan Thomas’ın “And Death Shall Have No Dominion” Şiiri Recep Nas – Öykü Didem Aydın Yazışmaları

Büyük Şair Dylan Thomas’ın (Dylan Marlais Thomas -d. 27 Ekim 1914, ö. 9 Kasım1953Galli şair-) “And Death Shall Have No Dominion” şiirinin Türkçeye kazandırılması hakkında, değerli bir meslektaşı ile yürüttüğü yazışmalarla, iki kişilik bir e-mail atölyesiyle tanıdım Çevirmen Recep Nas’ı. Şiir; büyük şair ve çevirmenler Bülent Ecevit, Talat Halman, Şehnaz Tahir ve Ülkü Tamer tarafından da Türkçeye kazandırılmış, her farklı çevirmen/şair metne kendi özgün nefesini üflemişti.

Dylan ThomasDylan Thomas şiiri üstündeki bu heyecan verici çalışmaya ben de katılmak istedim. Recep Nas memnuniyetle karşıladı bu isteğimi ve böylece “atölye”miz üç kişilik oldu. Şimdi büyük bir şairimizin de katılımıyla belki dört kişi olacağız ve ayrı ayrı çevirilerimizi karşılaştırmakla kalmayıp “And Death Shall Have No Dominion” üzerinde konuşmayı da sürdüreceğiz. Umud ediyoruz bu atölye çalışması çerçevesinde yapılan yazışmalarımız bir süreli yayında da yer alacak. O vakte kadar gelin Dylan Thomas’ın “And Death Shall Have No Dominion” adlı şiiri üzerinde yaptığımız çevirileri ve bu çevirilerle ilgili olarak Sayın Recep Nas ile benim aramda geçen tartışmaları sizlerle paylaşalım.  Önce özgün metin, sonra Recep Nas çevirisi ve ardından benim yazdığım mektup. Devamını izlemek zor olmayacak:

Dylan Thomas Şiiri

And death shall have no dominion.
Dead mean naked they shall be one
With the man in the wind and the west moon;
When their bones are picked clean and the clean bones gone,
They shall have stars at elbow and foot;
Though they go mad they shall be sane,
Though they sink through the sea they shall rise again;
Though lovers be lost love shall not;
And death shall have no dominion.

And death shall have no dominion.
Under the windings of the sea
They lying long shall not die windily;
Twisting on racks when sinews give way,
Strapped to a wheel, yet they shall not break;
Faith in their hands shall snap in two,
And the unicorn evils run them through;
Split all ends up they shan’t crack;
And death shall have no dominion.

And death shall have no dominion.
No more may gulls cry at their ears
Or waves break loud on the seashores;
Where blew a flower may a flower no more
Lift its head to the blows of the rain;
Though they be mad and dead as nails,
Heads of the characters hammer through daisies;
Break in the sun till the sun breaks down,
And death shall have no dominion.

Recep Nas Çevirisi

Ve Artık Hüküm Sürmeyecek Ölüm

Dylan THOMAS

Ve artık hüküm sürmeyecek ölüm.

Çırçıplak kalmış ölüler birlik kuracak

Rüzgârın ardında sürüklenen adamla;

Ve batan ayla

Yenilip yutulsa da, ve tek bir iz kalmasa da

kemiklerinden,

Yıldızlar olacak yanıbaşlarında, ayakuçlarında;

Dönseler de deliye, başlarında olacak akılları,

Batsalar da deniz diplerine, çıkacaklar yine su üstüne;

Yitip gitse de âşıklar, aşk kalacak geriye;

Ve artık hüküm sürmeyecek ölüm.

Ve artık hüküm sürmeyecek ölüm.

Kıvrılıp duran dalgaları içinde denizin

Uzanıp yatanlar öte zamanlardan,

Ölüme inat direnecekler rüzgârlayın;

İşkencelerde gerilip bedenleri, düştüklerinde güçten,

Bağlasalar da kayışla bir tekerleğe, direnecekler;

Paramparça olacak avuçlarında inanç,

Girip tek boynuzlu iblisler içlerine;

Boşa çıkarsalar da vazgeçemedikleri bütün amaçları;

Hüküm sürmeyecek artık ölüm.

Ve artık hüküm sürmeyecek ölüm.

Ne patlar artık kulaklarında çığlıkları martıların

Ne dalgalar kırılır gürültülerle kıyılarda;

Rüzgârda sürüklenip gittiğinde bir çiçek,

Belki hiçbir çiçek kaldıramayacak başını

Yağmurun her vuruşunda;

Deliye dönseler ve ölseler de bir mıh gibi,

Başları ilerde dalacaklar papatyalar arasına;

Batıncaya dek güneş, parçalanacaklar güneşte,

Ve artık hüküm sürmeyecek ölüm.

Türkçesi: Recep NAS

Birinci Mektup: Öykü Didem Aydın’dan Recep Nas’a

Sevgili Recep Nas,

…Özeniniz ve adanmış çevirmenliğiniz için tebrik ederim. Keşke böyle “atölyeler” sık sık yapılsa. Ne hoş olur. Bence bu yazışmalar yayınlanmalı. Bu konuda bir kaç dergi ile iletişime geçmeyi düşünüyorum…

Tabii müthiş ve hem duru, hem de çok anlamlı ve çok sesli bir şiir olduğunda hemfikiriz ve elinize, dilinize sağlık, Siz çok hoş çevirmişsiniz.

…Ben de sizin bu derinlikli yazışmalarınızı görünce, hele hele başka çevirileri, kendimi tutamadım, atölyenize katılayım ve bir “humble” çeviri de ben sunayım istedim.:)) Sizinki, şüphesiz son derece yetkin bir çeviri. Benimki sadece bir taslak.

Şiirle ilgili bazı notlar düşmek ve “with the man in the wind and the west moon” dizesi hakkında, haddim olmayarak, bir (ek) yorum sunmak istiyorum Umarım anlayışla karşılarsın:

Thomas’ın bu dizelerde, “man in the moon” efsanesi ile “west wind” efsanesini  bileşik bir imgeye dönüştürdüğü ve  “kitabe aktarımı” yaptığı  söylenir, o zaman ay yüzünde insan (insan yüzlü ay, ay yüzeyini insana benzetmemizden kaynaklanan batı –doğuda da var tabii- efsaneleri ve batı rüzgarı (baharın habercisi) birleşmiş “rüzgar yüzünde insan ve batı ayı” biçimine dönüştürülmüş.

Yani şöyle bir imgesel önerme düşünmek lazım kanımca: İnsanın (muhtemelen ölümden sonra) esinti üzerine resmedilmiş bir varlığı vardır ve tüm çıplaklıklarında birlik olan ölüleri yüzeyinde gösteren ay da yeniden doğuşun, baharın habercisi olabilir. Burada bileşimin, Thomas’çıl dönüşümden önceki parçası olan “batı rüzgarı”nın Shelley’in Ode to the west wind şiirindeki batı rüzgarı ile aynı bütünsel anlama erdiğini ama dönüşümden sonra “batı ayı” ifadesi olarak batı rüzgarının efsanedeki işlevini bu kere batı ayının üstlendiğini; yani ayın, güneşin battığı yerde doğuşunun, (ölüler açısından), batı rüzgarının, yaşayanlara yaptığı şeyi yapacağını düşünsemek (bu da benim uydurduğum bir dil olsun) gerek sanırım.

Bu düşüncemi destekleyici kaynakları arayamadım ama sanırım bulunabilir bunlar, internette pek genel olarak bir iki izleğe rastladım ama ilerletmedim bunları henüz. Bu nedenle, çeviride, şairin yarattığı bu kompozisyonu bozmamak gerektiği kanısındayım.

Öte yandan tekil “bone”, kemik demek olsa da, “bones”, çoğul olarak body, mortal remains, skeleton, yani insanın “canlı bedensel” formunu anlatır sadece kemikleri değil kanısındayım. Benim bu zamana kadar yapılmış çevirilere eleştirim özellikle bu iki asyönle ilgili.

Ayrıca “With the man in the wind and the west moon” dizesini şöyle ayırmayı uygun gördüm çünkü yukardaki yer değiştirme fikrine de uyuyor:

With the man

in the wind

and

(IN THE) the west moon;

Yani “artık esintiye resmedilmiş insan” ve o haliyle de “batı ayı” (doğan ay’a)  resmedilmiş insan.

“Yıldızları olacak yanıbaşlarında” (at one’s elbow)  ve ayakuçlarında

O zaman ay yüzeyinde resmedilmiş ölüler birliğinin ayaklarının ucunda yıldızların olduğu daha rahat tahayyül edilebilir.

“They lying long shall not die windily” dizesindeki muhteşem oyunu da görmek gerek kanımca: long-windedly” deyimiyle oynanan bir oyun bu. Yani “to lie long” ile “long windily” arasında.

Bir de kanımca, İsa’nın çarmıha gerilmek üzere götürüldüğü yoldaki çilesi ve çarmıh tablosu, gözönünde bulundurulmak lazım gibi. Neticede “Ölüm Hiç Hüküm Sürmeyecek”, bir İncil Sözü. Ve en önemlisi, burada tümel bir “kitabe” tablosu da var. Özellikle, çevirilerin hiçbirinde “kitabe” çakılırken, “(yazı) karakterlerin başlarının” çekiçle vurulduğu ve Thomas’ın yine bu imgeyle oynadığı düşünülmemiş.  Burada İsevi bir çarmıha götürülüş, geriliş, yeniden diriliş, enerji halinde döngüye giriş ve kitabede söz oluş var, kanısındayım (Bir de küçük bir not: Man in the moon, aynı zamanda içkici bir efsanedir. Yani Thomas, içkici olduğu için, kendini de katmış, kendinden hareket ederek tüm ölümlülüğe ve yaşamlılığa doğru açılmış gibi geliyor bana ( Bu kısmın, biraz zorlayıcı bir yorum olduğunu kabul ediyorum.)

Aşağıdaki sayfada benim çeviri bulunuyor:

Öykü Didem Aydın Çevirisi

Ve Ölümün Hiçbir Hükmü Olmayacak

Ve ölümün hiçbir hükmü olmayacak.

Ölüler çıplak bir olacak

Rüzgar yüzündeki insanla ve batı ayında;

Bedenleri arındığında ve arınmış o bedenler ayrıldığında,

Yıldızlar olacak yanıbaşlarında ve ayak uçlarında;

Deliye dönseler de aklı başında olacaklar;

Denize batmış olsalar da yeniden yüzeye çıkacaklar;

Âşıklar yitirmiş olsa da aşk yitmeyecek

Ve ölümün hiçbir hükmü olmayacak.

Ve ölümün hiçbir hükmü olmayacak

Denizin kıvrımsı döngüleri altında

Uzanıp yatanlar uzun uzadıya ölmeyecek;

Dokular çözülürken cenderede gerilmiş,

Çarka bağlanmış ama kırılmayacak

Ellerindeki inanç, ikiye ayrılacak,

Ve tek boynuzlu kötülükler sürüklese de;

Tüm uçları ayırsa da koparamayacak

Ve ölümün hiçbir hükmü olmayacak

Ve ölümün hiçbir hükmü olmayacak

Belki hiçbir martı artık çığlık atmayacak kulaklarında

Ya da belki hiçbir dalga coşkulu vurmayacak kıyılarına;

Bir zamanlar bir çiçeğin açtığı yerde başka bir çiçek daha

kaldırmayacak başını rüzgarın esintisine;

Çılgın olsalar da ve mıh gibi ölü,

O kişiler ki başları, harfi harfine papatyalara vuracak;

Güneşte kırımlanacak güneş batıncaya kadar,

Ve ölümün hiçbir hükmü olmayacak.

Türkçesi: Öykü Didem Aydın

(ilk taslak)

Sevgili Recep Nas, Sizinki, diğerleriyle karşılaştırılamayacak kadar adanmış bir çeviri bence. Ve ben şimdi kendi çevirime en yakın sizinkini hissettim. Tabii benimki salt bir “çeviriye nakıs teşebbüs” olsa da henüz. Çünkü salt bu geceki çalışmamda çıkan bir ilk taslak bu. Bu çeviriyi (kendiminkini!) “edebiyat ve hukuk”ta yayınlayacağım izin verirseniz. Dilerseniz, atölyeye ben de katılmış olayım ve topluca başka yerde yayınlayalım, dilerseniz, … sizin yazışmanızı basılı bir yerde … yayınlatalım. Karar sizin.

Son Not: “Heads of the characters hammer through daisies;”

“Kişilerin başları, harfi harfine papatyalara vuracak” veya harfin gövdesi papatyalara çekiç-inecek veya tabii “kişiler gövdeleriyle papatyalara dalacak” veya sizin dediğiniz gibi “dalacaklar papatyaların arasına”, muhteşem bir oyun! Bir tümcede iki tümce anlamı verilmiş kanımca, yani bir yandan sanki daktilonun ya da matbaanın rotatifinin (ki Thomas’ın zamanında bunlar kullanılıyordu) papatyaya benzemesi ve harflerin papatya formu üzerinde dağılırken ölümsüzleşmesi, bir yandan da ölü bedenin, mezardaki ölünün başının ve gövdesinin papatyalar arasında olması bir tümcede toplu olarak anlatılmış. Yani diyeceğim o ki bu şiirde,

1.      Hıristiyan İncil sözü

2.      İsa ve çarmıh

3.      Kitabe felsefesi

4.      Varoluştan soyutlanma

5.      Bir form içindeyken yokoluşta başka bir formu bulma

felsefelerini incelenmeden çeviri yapmak zor. Ben o bakımdan en çok sizin çevirinizde bu felsefe çizgisini gördüm…

Sevgi ve dostlukla,

Öykü Didem A.

İkinci Mektup: Recep Nas’tan Öykü Didem Aydın’a

Sevgili Öykü Didem,

“Man in the moon” ve “west moon” efsaneleriyle ilgili o kadar çok kaynak var ki, acaba Thomas hangisinden yola çıkarak böylesi bir bileşik imge yaratma yoluna gitti diye epeyce bir araştırma yaptım.  Bu efsaneleri ben de ta o zamandan düşünmüştüm ama yazışmaların yönlendirmesi ve mantıksal akışı içerisinde, hatta Türkçede en güzel söyleyiş adına ve şiirde biçimsellik uğruna böyle bir yola sapmadan kısa yoldan söyleyeceğimizi söylemiş olduk. Dediğin biçimde Thomas’ın, değiştirmecili (moon yerine wind, wind yerine moon biçiminde) bir imge oluşturma yoluna gittiği ve böylece “kitabe aktarımı” yaptığı doğru olabilir (kaldı ki kitabe tarzında bir söyleyiş şiirin bütününe hâkimdir) eğer böyle ise bunu sadece biçimsel olarak yapıyor; anlamsal içeriğe baktığımızda şiirin dinsel (Hıristiyanlık bağlamında) bir temayı benimsemediği, tam tersine insanı ve insanın doğayla savaşımını odak noktasına oturttuğunu görüyoruz. Çünkü ölüme “karşı” bir söyleyiş hâkim şiire; ölümün hükümsüzlüğü, ölüme inat bir direniş, yaşam uğruna verilen savaşım, bu uğurda görülen işkenceler, çarmıha gerilen bedenler vs. vs. İsa… Evet, İsa’nın ölümsüzlüğünden, bir gün onun yeryüzüne geri döneceği varsayımına dayalı dinsel-mitsel yolun çıkış noktası olarak alındığı doğru. Oturup elimdeki İncil’den ilgili ayeti araştırdım, buldum. Her bölüm başında “Ve” bağlacıyla başlayan dize hemen hemen aynı biçimde geçiyor. İki ayrı İncil’den:

Knowing that Christ being raised from the dead dieth no more; death hath no more dominion over him. For in that he died, he died unto sin once: but in that he liveth, he liveth unto God. (Rom. 6:9-10). (The Holy Bible, New International Version; 1973, 1978, 1984)

(8)Now if we died with Christ, we believe that we shall also live with Him, (9) knowing that Christ, having been raised from the dead, dies no more. Death no longer has dominion over Him.(Romans 5, 6)— (8) Mesih’le birlikte ölmüşsek, O’nunla birlikte yaşayacağımıza da inanıyoruz. (9) Çünkü Mesih’in ölümden dirilmiş olup artık ölmeyeceğini, ölümün artık O’nun üzerinde egemenlik sürmeyeceğini biliriz. (Romalılar 5) (The New Testament- The New King James Version)

Görüldüğü üzere şiirin çıkış noktası, İncil’in ilgili ayeti, ancak Thomas bu ayeti şiirinde öz ve biçim uyumunu sağlamak ve insanoğluna yaşam karşısında bir tür iyimserlik aşılamak adına kullanıyor. Sonuçta sizin savlamanızdan yola çıkarak da olsa, efsanede ayın, şiirde ise rüzgârın üzerine resmedilmiş insan ile, benim çevirimdeki “rüzgarın ardında sürüklenen insan” arasında, efsaneyi ya da şiirin alt anlamını yansıtmak açısından çok bir fark olmasa gerek. Türkçede güzel bir söyleyiş adına ben bu dizede “adamı” rüzgârın ardında sürükleyip bir yerlere götürdüm. Son olarak bu konuda şunu söyleyebilirim ki, Thomas’ın bu tür bir efsaneden yararlanarak bileşik bir imge kullanmış olabileceğini yadsımıyorum. Neden dizeyi bu biçimde çevirdiğimi yukarda gerektiği kadarıyla gerekçelendirdim sanırım. Böylece, senin de haklı olarak vurguladığın gibi, “şairin yarattığı kompozisyon da bozulmamış” oldu kanımca.

Dördüncü dizede yer alan “bones” sözcüğüne gelince; ben bu sözcüğün “bedenler” ya da “kemikler” olarak çevrilmesinde bir sakınca görmedim. Ancak tümcedeki “picked clean” yükleminin “arınmak” gibi dinsel bir çağrışımından çok “yenilip yutulmak” gibi maddi anlamının şiirin izleğini daha iyi anlatacağını düşünerek “kemikler” sözcüğünü kullanmayı yeğledim.

Sevgili Öykü,

“They lying long shall not die windily” dizesinde nasıl bir kurmaca ya da oyun var, doğrusunu istersen ben göremedim. İlgi tümcesinin dizeleştirilmiş biçimi gibi geldi bana. Bu dizeyi ben hep şöyle düşündüm:  They who are lying for long shall not die windily. Sözünü ettiğin “long windedly” deyimini Webster şöyle vermiş: long·-winded (-windid) adjective

  1. capable of considerable exertion without getting out of breath
  2. a) speaking or writing at great, often tiresome length

b) tiresomely long: said of a speech, writing, etc.

Deyimin bu anlamlarından yola çıkarak ben bir sonuca varamadım. Biraz daha açık ve ayrıntılı verebilirsen sevinirim.

Son Not olarak verdiğiniz bölümü ayrıca düşündüm. Kafamda “heads”, “hammer” ve “characters” sözcükleri uçuştu durdu. Senin yazdıkların, özellikle şu saptaman bana mantıklı göründü. İzninle ben o dizeyi senin de katkınla şu şekilde çevirdim. Bunu kendi çevirimde kullanmak için de ayrıca iznini isteyeceğim. Böylece senin saptamalarının da hakkını vermiş olurum diye düşündüm.

“Harf harf vuruldukça başlarına

Papatyalar arasından doğrulacaklar…”

Bu değiştirdiğim dizelerle birlikte benim çevirimin son bölümü şöyle oldu:

Ve artık hüküm sürmeyecek ölüm.

Ne patlar artık kulaklarında çığlıkları martıların

Ne dalgalar kırılır gürültülerle kıyılarda;

Rüzgârda sürüklenip gittiğinde bir çiçek,

Belki hiçbir çiçek kaldıramayacak başını

Yağmurun her vuruşunda;

Deliye dönseler ve ölseler de bir mıh gibi,

Harf harf vuruldukça başlarına

Doğrulacaklar papatyalar arasından;

Batıncaya dek güneş, parçalanacaklar güneşte,

Ve artık hüküm sürmeyecek ölüm.

Sevgili Öykü Didem,

Kendi çevirini “edebiyat ve hukuk”ta yayımlamak için benden izin istemen beni oldukça düşündürdü. Bu kadirşinaslığın ve inceliğinden dolayı seni hem kutluyor, hem de çok teşekkür ediyorum. Bu şekilde izin istemeni emeğin paha biçilmez şekilde takdir edilmesi olarak alıyorum. Çok sağol. Dilersen benim çevrimi de yayımlayabilirsin.

Daha önce de yazdım sanıyorum. Bu yazışmaların bir atölye çalışması formatıyla yayımlanması konusundaki kararı sana bırakıyorum. Tabii ki atölyeye sen de dâhilsin.

Görüşmek dileğiyle…

Selam, sevgi ve dostlukla…

Recep NAS

Üçüncü Mektup: Öykü Didem Aydın’dan Recep Nas’a

Sevgili Recep,

Metni büyük bir keyifle okudum. Katıldığım yerler de var, katılmadığım da ama Almanların dediği gibi hepsi vertretbar (”katılınabilir”) satırlar. Emek verdiğiniz için teşekkür ederim. Aslında düşüncelerimiz ayrı görünse de paylaştığımız tavır aynı. Yani şiir bir yerden yola çıkmış olabilir ama neticede evrensel ve pek duru görünmekle birlikte oldukça karmaşık bir gerçekliğe ulaşmış. Aslında sizin … yazışmalarınıza derinlikli der iken böyle bir derinliği kastetmiştim. Bazı şeyler, mesela Nezihe Meriç’in şu cümlesi: “İnsan bazen yalnız, yatıp, bir çocuk uykusu uyumak ister” cümlesi gibi pek duru görünen ama içinde mikrokozmik bir bilgi barındıran sözler.

Benim önerim bunu yayınlatmak için bir girişimde bulunmak, o vakte kadar da daha yalın olarak edebiyat ve hukuk’a koymak ve aynı şiir üzerinden yazışmalarla (siz isterseniz tabii, burada da kesebiliriz aslında, size bağlı) zenginleştirdikten sonra nihai haliyle dergiye vermek…birkaç dergiyle temasa geçeceğim.

Sorduğum için teşekkür ediyorsunuz ama asıl ben size teşekkür ediyorum nezaketiniz için…

Haberlerinizi bekliyorum. Tabii devam edelim diyorsanız, şimdi yanıt sırası bende galiba,

Dostça selamlarımla,

Öykü Didem A.

Dördüncü Mektup: Recep Nas’tan Öykü Didem Aydın’a

Sevgili Öykü Didem,

Aslında ne güzel özetlemişsin benim temelde anlatmak istediklerimi. Senin anlatımınla “Evrensel ve pek duru görünmekle birlikte oldukça karmaşık bir gerçekliğe ulaşmış” bir şiir söz konusu olan. Hani şiirbilimciler halk ozanının bir şiirini incelemişler de pek çok sanat bulmuşlar, ozan bunu duyunca hayret etmiş, “demek ben bu sanatları icra etmişim ha(!), diye. O hesap, hep düşünmüşümdür, sanat ürünü sahiplerinin içlerinde, yapıtları hakkında konuşulurken ne fırtınalar kopuyordur. Thomas bizi bir yerlerden izliyor mudur acaba?

Bunun yanısıra, daha önce de söz ettiğim gibi, … yaptığımız, çocuksu bir arzunun yerine getirilmesiydi. Bu arzu bir ölçüde doyuma ulaştı ve bitti diye düşünüyordum ki bir başka çocuk daha çıktı ortaya . İyi ki de çıktı. Ne güzel bak, şiir konuşuyor, çeviri üzerine kafa yoruyoruz. Beyinlerimizin teriyle ıslatıyoruz sanal dünyayı. Böylece yanılsamaların tuzaklarıyla dolu bu dünyayı gerçek kılıyoruz. Sağol, var ol.

Bu arada benim ekli olarak gönderdiğim metindeki savlamalarıma vereceğin yanıtlardan oluşan bir karşı metinle bu yazışmaların bir bütünlüğe ulaşmış olması da ayrıca bir dileğim. Ancak bundan sonra yayımlanabilir hale gelebileceklerini düşünüyorum. Bir dergide yayımlanmaları şiir adına, şiir çevirisi adına, dahası tartışma disiplininin ne olmaklığı adına yerinde bir girişim olur düşüncesindeyim. Daha önce de söyledim sanırım, “edebiyat ve hukuk” ta da tabii ki yayımlayabilirsin. Tekrar söylemiş olayım, bu emeğimizi gerçek yazılı bir alanda görebilmek ne büyük bir haz, düşünsene…

Selam, sevgi ve dostlukla…

Recep NAS

Ara Sonuç

Yazışmalar devam etti ve edecek ama atölyenin sonucunda çıkan ayrı ayrı çeviri ve yazışmaların hepsini yayınlanacak hale getirmedik henüz. Yani Dylan Thomas’ın bu “ölümsüz” şiiri ve şiirin çevirisi hakkında konuşmayı sürdüreceğiz.

Türkçe internet ortamının, sanatın her dalında içerik ve üslup zenginliği yaratması, hem Çevirmen Recep Nas’ın hem de benim hayalimiz. Her daldan blog yazarlığı geliştikçe durum daha iyi olacak sanırım. Şimdilik Türkiye interneti maalesef pek çok sorunu barındırıyor içinde. Zamanla edebiyat özgün ve gelişkin yapıtları, nitelikli eleştirileriyle birlikte yerleşecek internete ve daha açık paylaşım ortamlarına sahip olacağız diye düşünüyorum.

Dylan Thomas Şiiriyle Kalın…

Yazar Hakkında

Öykü Didem Aydın Edebiyat ve Hukuk Sistemine, 106 yazı girmiş.

Öykü Didem Aydın, romancı (Eski Sinagog Meydanı, İletişim Yayınları, 2009) ve anayasa hukukçusudur.

Telif © 2017 Edebiyat ve Hukuk. Tüm Hakları Saklıdır SistemimizWordPress desteklidir