Bir ‘Darbeci’nin Cassandra Kompleksi, Ön-Savunması ve Olası İntiharı Üzerine

darbehaberi1980Hitler’den Miloseviç’e, yakın tarihte örnekleri çoktur “totaliter, otoriter, darbeci vb. lider intiharlarının” da “yargılarsanız intihar ederim ona göre haa!” diye “histerik” tehdit savuranına pek rastlanmaz. Yargılanırsa intihar edeceği yolunda histerik tehditte bulunan ilk darbeci midir Kenan Paşa yoksa böyle başkaları da var mıdır bilmiyorum ama intihar edeceği yolundaki açıklamasına dayanak yaptığı beyanları son derece dikkat çekici ve yeniden tartışılmaya değer. Bu beyanları yeniden hatırlayalım ve bunların üstüne birkaç not düşelim.

1. BEYAN: “12 Eylül döneminin sorumlularının yargılanması konusunu sık sık gündeme getiriyorlar. Beni yargılamak isteyenlere, memleketin o günkü halini hatırlatmak isterim. Günde 20-25 kişi öldürülüyordu. Kars’ın otobüsü Erzurum’dan, Erzurum’unki Tunceli’den geçemiyordu. Mahalleler bölünmüştü. Polis birçok mahalleye giremiyordu. Yani biz durup dururken mi bu işe girdik.”

Kenan Evren’in; -12 Eylül öncesindeki koşullar konusunda- Cassandra Kompleksi’ne hâlâ bu kadar bağlı olması, intihar tehdidiyle birleşince iyice garip bir hal alıyor. Bu açıklamalardan şu anlaşılıyor: Demek ki herkes, “ülkenin içinde bulunduğu koşulları” kendince gözeterek, keyfince silaha sarılıp, yönetimi ele alabilir ve “sorumluları” (!) işkenceden geçirebilir. Bu “herkes” Genelkurmay Başkanı olan bir “herkes” ise, işi çok daha kolaydır şüphesiz! Oklahoma bombacısı lakabı takılan, emekli asker Timothy James McVeigh de; Anayasal düzenden saptığını ve tiranlık düzeni kurduğunu iddia ettiği Amerikan yönetimine karşı “Anayasal düzeni koruma” amacıyla, 1995 yılında bombalı bir “direniş” eylemi yapmış, yüzlerce kişinin ölümüne neden olmuştu. Yakalandıktan sonra pek çok kere intihar girişiminde bulunan McVeigh, 2001 yılında idam edildi. Şükür ki, Türkiye’de idam cezası kalkmıştır.

2. BEYAN: “Beni yargılatmak isteyenlere şunu da hatırlatmak isterim. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İç Hizmet Kanunu’nda madde var. Bir emir kanunsuzsa, suçsa, sadece emri veren değil, uygulayan da sorumludur. 12 Eylül harekátını, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bütün mensupları uyguladı. Haydi şimdi hepsini yargılayın.”

İşte orada durun Kenan Paşa’cığım. Gerek Nürnberg yargılamaları, gerek Nürnberg-sonrası insan hakları düzeninin ve uluslararası ceza hukukunun vardığı aşama, sizin bu “teori”nizi çoktan aşmış durumda. Biliyorsunuz, insanlığa karşı işlenen suçlarda (kitle imha, sürgün ve sivil halka karşa işlenen diğer insanlık suçları, ya da siyasî, etnik eziyet ya da işkence, siyasal idam ya da eziyet gibi suçlarda); özellikle “suç ve cezaların yasallığı” ilkesi sizin sandığınız gibi uygulanmıyor. O çerçevede daha çok, “her aklı başında insanın bilmesi gereken” insanlığın kurum ve kuralları esas, İç Hizmet Kanunu değil. Ayrıca, Eski Doğu Alman “duvar suçlarını” ve Doğu Alman sınırını aşanların sırtlarından vurulmalarıyla ilgili yargılamaları anımsayınız. Orada da bir iç-hizmet kanunu vardı, orada da emir veren ve emri uygulayanlar vardı ama emri uygulayan askerciklerden ziyade, emri-veren “kocaman” azmettiricileri yargılayacak bir hukuk-kuramı yaratabilmiştir Yeni Alman ceza adaleti.

Öte yandan darbe yapmak suçu başka şey, darbe sırasında ve darbeden sonra işlediğinizin iddia edilebileceği insanlığa karşı suçlar başka şeydir. İkisi birbirinden ayrılıp ona göre yargılanmanız da söz konusu olabilir.

3. BEYAN: “Biz o dönemde bir anayasa hazırlattık. 1982 Anayasası’nı halkın oyuna sunduk. Yüzde 92 gibi dünyada az rastlanır bir oy çokluğu ile kabul edildi. Halkın kabul ettiği bu Anayasa’nın geçici maddeleri vardı. Onlar da kabul edildi. Neydi o maddeler? İçlerinde 12 Eylül sorumlularının yargılanamayacağı maddesi de vardı.”

Olmadı ama bu “teori” de Sayın Paşa’cığım. Biz o zamanlar beş-on yaşında olmamıza rağmen, bizler bile anımsıyoruz sizin o Anayasaya karşı “propagandayı” yasaklattığınızı. Kendiniz şehir şehir “tanıtım” gezileri yaparken; Anayasaya hayır diyenlerin, konuşmasını yasakladığınızı. Siyasal propagandanın yasaklandığı, insanların düşüncelerini açıklayamadığı, açıklayabilse bile, düşüncelerini açıklayabilecek olanların işkenceden geçirildiği, kaybettirildiği bir ortamda, ısmarlama yaptırdığınız referandumu “halk”ın oylaması mı sayıyorsunuz? Şimdi de işlediğinizin iddia edileceği suça Türk halkını mı ortak etme çabası içindesiniz?

IV. BEYAN: “Bugün Milliyet Gazetesi’nden bir arkadaşınızla konuştum. Ona da söyledim. Beni yargılamak mı istiyorsunuz? Buyurun gidip halka sorun. Bir referandum yapın. Evren Paşa yargılansın mı diye sorun. Eğer halk ‘Evet yargılansın’ derse, milletimin önünde herkese söz veriyorum. Bu işi yargıya bırakmam. İntihar ederim.”

Tamam. O zaman bulun bir suç ve ceza kuramcısı, size matrak bir yargılama kuramı çerçevesi çizsin. Öyle bir çerçeve çizsin ki, hem siz söz konusu olduğunuzda halka inme kabul edilsin, hem de herhangi bir sanık ya da ikide bir her sanık çıkıp, “yok kardeşim… köyüm, kasabam, kentim, bölgem, ülkem, milletim, uluslararası toplum” benim arkamda… Beni yargılamak istiyorsanız, oylama yapın” diyemesin….

GEÇMİŞLE HESAPLAŞMA

Pek çok demokratik ülkede zaman içinde gayrimeşru-zorla-kurulmuş ara-rejimlerle, sistem-hukuksuzluğuyla hesaplaşma yöntemleri farklı farklı olmuştur. Almanya, Arjantin, İspanya, Güney Afirika, Şili, Yunanistan vd. pek çok devlet, geçmişleriyle hesaplaşma yoluna giderek bakabilmişlerdir demokratik geleceklerine. Bu vesileyle, çok ilginç bulduğum kuramsal bir eseri de tanıtmak istiyorum. Kenan Evren’in yukarıdaki ön-savunması konusunda bir fikir sahibi olmak isteyenleri de ilgilendirecek mükemmel bir eser var. Akademisyen, yazar Mithat Sancar’ın “Geçmişle Hesaplaşma” adlı bir eseri bu. 2. Baskısı, 2008 yılında İletişim Yayınları’ndan çıktı. İşte tanıtım yazısı:

“ ‘Her insanın ve her toplumun bir geçmişi vardır; bunun yanında bir de geçmişle bir ilişkisi. Bireyler ve toplumlar ya geçmişlerini hesaba katarak onunla ilişkilerini karşılıklı etkileşim içinde kendileri biçimlendirirler ya da geçmiş kendisi harekete geçer, takip eder, bugünü işgal etmeye çalışır. Geçmişi görmezden gelme tutumunda diretildikçe, geçmişin bugün üzerindeki etkisi artar; bir süre sonra bugün, korkulan ve kaçılan geçmişin bir ürünü haline gelir. Bizde de böyle oluyor; geçmiş yakamızı bırakmıyor; biz onu yok saydıkça, o giderek daha asî ve inatçı oluyor. Oysa geçmişe uysal bir hizmetkâr muamelesi yapmaya çok alışmıştık; onu istediğimiz zaman çağırır, istediğimiz gibi kullanır, işimiz bitince de karanlık odaya hapsederdik…’ Toplumların, ulusların, ulus-devletlerin geçmişlerindeki travmatik olaylarla yüzleşmelerinin gereğini bu sözlerle ortaya koyan Mithat Sancar, kitabında ‘Geçmişle Hesaplaşma’nın teorik sorunlarını ve somut deneyimlerini inceliyor. Hafızanın ve hatırlamanın farklı biçimlerini kavramlaştırıyor, geçmişle hesaplaşmanın evrensel bir toplumsal-politik ve etik ihtiyaç olarak idrak edildiği konjonktürü yorumluyor; Avrupa Birliği projesi içindeki kilit önemine dikkat çekerek. Geçmişle hesaplaşmanın yolları ve araçları neler olabilir? ‘Hakikat’leri kamu önünde ortaya serme, özür dileme, yargılama, ceza, anma, tazminat? Sancar, Avrupa, Latin Amerika ve Güney Afrika’daki somut deneyimlerin ayrıntılı bir analizi çerçevesinde, bu yöntemlerin imkânlarını ve zorluklarını tartışıyor. Geçmişle hesaplaşmanın, ‘uygarlık süreci’nin bir uğrağı olduğunu düşündüren bir kitap…”

İşte, galiba Türkiye de uygarlık sürecinde zorunlu bir uğrak yerine varmış durumda. Ve geçmişi yargılama, salt klasik ceza yargılaması yoluyla değil, Kenan Evren’e “intihar ederim ona göre” histerik tepkisini verdiren toplumsal ortama varılmasıyla da başlatılabilir ve tüm bu süreç içinde “ ‘hakikat’leri kamu önünde ortaya serme, özür dileme, yargılama, ceza, anma, tazminat vb. pek çok yol aranabilir.

Yazar Hakkında

Öykü Didem Aydın Edebiyat ve Hukuk Sistemine, 106 yazı girmiş.

Öykü Didem Aydın, romancı (Eski Sinagog Meydanı, İletişim Yayınları, 2009) ve anayasa hukukçusudur.

Telif © 2017 Edebiyat ve Hukuk. Tüm Hakları Saklıdır SistemimizWordPress desteklidir