<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Edebiyat ve Hukuk &#187; ÇEVİRİ</title>
	<atom:link href="http://www.edebiyatvehukuk.org/category/ceviri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edebiyatvehukuk.org</link>
	<description>Edebiyat, hukuk, edebiyat ve hukuk</description>
	<lastBuildDate>Fri, 02 Dec 2011 17:17:52 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kurgu Düşün Sanat&#8217;ın 5. Sayısı &#8221;Edebiyat ve Görsellik&#8221; Dosyası ile Çıktı: Aşağıdaki Yazı İle Oradayız</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/kurgu-dusun-sanatin-5-sayisi-cikti-asagidaki-yazi-ile-oradayiz.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/kurgu-dusun-sanatin-5-sayisi-cikti-asagidaki-yazi-ile-oradayiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Sep 2010 20:58:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[ÇEVİRİ]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİİR]]></category>
		<category><![CDATA[Federico Garcia Lorca'dan çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Kurgu Düşün Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Önce Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Didem Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Sonra Yeşil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=1458</guid>
		<description><![CDATA[Önce Şiir, Sonra Yeşil:
Federico García Lorca’nın “Uyurgezer Gönül Serüveni”nin Dylan Thomas’ın “Ölümün Hiçbir Hükmü Olmayacak”lı ve W.B. Yeats’in “Kedi ve Ay”lı Okuması
“Nerede yeşille kuşanılır,
Değişir, değişir orası sonuna kadar:
korkunç bir güzellik doğar.”[1]

Öykü Didem Aydın* 
 
Makalemi, Volodin lakâplı dostumun iflâh olmaz ‘Passion’una ve “Büyük Beyaz”ına adıyorum. 
I. Önce Şiir
Uyurgezer Gönül Serüveni



Gloria Giner
ve Fernando de los Rios’a…
Yeşil, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align: center;"><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2010/09/Kurgu-Düşün-Sanat-Yeni-Sayı-Sayı.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1464" title="Kurgu Düşün Sanat Yeni Sayı Sayı" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2010/09/Kurgu-Düşün-Sanat-Yeni-Sayı-Sayı.jpg" alt="Kurgu Düşün Sanat Yeni Sayı Sayı" width="222" height="317" /></a>Önce Şiir, Sonra Yeşil:</h1>
<h1 style="text-align: center;">Federico García Lorca’nın “Uyurgezer Gönül Serüveni”nin Dylan Thomas’ın “Ölümün Hiçbir Hükmü Olmayacak”lı ve W.B. Yeats’in “Kedi ve Ay”lı Okuması</h1>
<p>“Nerede yeşille kuşanılır,<br />
Değişir, değişir orası sonuna kadar:<br />
korkunç bir güzellik doğar.”<a href="#_ftn1">[1]</a></p>
<p align="center">
<p align="center">Öykü Didem Aydın<a href="#_ftn2">*</a><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Makalemi, Volodin lakâplı dostumun iflâh olmaz ‘Passion’una ve “Büyük Beyaz”ına adıyorum. </em></p>
<h1 style="text-align: center;">I. Önce Şiir</h1>
<p><strong><em>Uyurgezer Gönül Serüveni</em></strong></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="307" valign="top"><em>Gloria Giner</em><em><br />
<em>ve Fernando de los Rios’a…</em></em></p>
<p>Yeşil, nasıl da   yeşil istiyorum seni.<br />
Yeşil rüzgâr. Yeşil dallar.<br />
Denizin üstünde vapur<br />
ve dağ yolunda at.<br />
düşen gölgeyle beline<br />
O, korkulukta düşlüyor,<br />
yeşil ten, saçları yeşil,<br />
soğuk gümüş gözlerle.</p>
<p>Yeşil, nasıl da   yeşil istiyorum seni.<br />
Çingene ayının altında,<br />
herşey Ona bakıyor<br />
ama O göremiyor.</p>
<p>Yeşil, nasıl da   yeşil istiyorum seni.<br />
Büyük kırağı yıldızlar<br />
gölge balığıyla gelirler<br />
şafağa yol açan.<br />
İncir ağacı rüzgârını ovuşturur<br />
zımpara kâğıdıyla dallarının,<br />
ve dağ, sinsi kedi,<br />
diken-diken eder kırılgan liflerini.<br />
Fakat kim gelecek? Ve nereden?<br />
O hâla korkulukta<br />
yeşil ten, saçları yeşil,<br />
düş görüyor amansız denizde.</p>
<p>–Kadim dostum,   değişmek istiyorum ben<br />
atımı sizin evinizle,<br />
semerimi sizin aynanızla,<br />
bıçağımı sizin örtünüzle.<br />
Kadim dostum, kanayarak gelirim ben<br />
Cabra’nın geçitlerinden.</p>
<p>–Mümkün olsaydı   eğer, oğlum,<br />
El verirdim sana ben bu değiş-tokuşta.<br />
Ama şimdi ben, ben değilim,<br />
Ne de evim artık benim evim.</p>
<p>–Kadim dostum,   ölmek istiyorum<br />
doğru dürüst, yatağımda,<br />
demirden olsun, mümkünse eğer,<br />
ince-şambriden battaniyeli.<br />
Aldığım yarayı görmez misin sen benim<br />
bağrımdan gırtlağıma kadar?<br />
–Senin beyaz gömleğin büyüttü<br />
susamış koyu-kahverengi gülleri.<br />
Kanın sızar ve gözden yiter<br />
kuşağının etrafında.<br />
Ama şimdi, ben ben değilim,<br />
Ne de evim artık benim evim.<br />
–Bırak beni çıkayım, en azından,<br />
yüksek korkuluklara.<br />
Bırak beni çıkayım! Bırak,<br />
yeşil korkuluklara.<br />
içinde suyun gürüldediği<br />
ay parmaklıklarına.</p>
<p>Şimdi tırmanır   iki kadim dost,<br />
yüksek korkuluklara.<br />
Kandan iz bırakarak.<br />
İz bırakarak gözyaşlarından.<br />
Teneke çan sarmaşıklar<br />
titrek çatılar üstünde.<br />
Bin kristalli tefler<br />
gün ağarırken vurdular.</p>
<p>Yeşil, nasıl da   yeşil istiyorum seni.<br />
yeşil rüzgâr, yeşil dallar.<br />
İki kadim dost tırmandı.<br />
Sert rüzgâr ağızlarında<br />
garip bir tat bıraktı<br />
safra, nane ve reyhan.<br />
Kadim dostum, nerede O—söyle bana—<br />
nerede o amansız sevgilin senin?<br />
Kaç kere bekledi o seni!<br />
Kaç kere bekleyecekti,<br />
Serin yüz, siyah saç,<br />
bu yeşil korkulukta!</p>
<p>Sarnıcın ağzında<br />
sallanıyordu çingene kızı,<br />
yeşil ten, saçları yeşil,<br />
soğuk gümüş gözlerle.<br />
Aydan bir buz sarkıtı<br />
Tutar onu su üstünde.<br />
Gece mahrem oldu<br />
küçücük bir meydan gibi.<br />
Sarhoş jandarmalar<br />
yumrukluyorlardı kapıyı.</p>
<p>Yeşil, nasıl da   yeşil istiyorum seni.<br />
Yeşil rüzgâr. Yeşil dallar.<br />
Denizin üstünde vapur<br />
ve dağ yolunda at.”</p>
<p><strong>Federico García Lorca’nın   ”ROMANCE SONÁMBULO” şiirinin</strong><strong> </strong><strong>İspanyolca   aslından İngilizce, Almanca ve İtalyanca çevirileri ile  <em>Volodin</em></strong><a href="#_ftn3"><em><strong>[2]</strong></em></a><strong> için karşılaştırmalı çeviren:</strong><strong> </strong><strong>Öykü Didem Aydın</strong><strong> </strong></td>
<td width="307" valign="top">ROMANCE   SONÁMBULO<br />
Federico García Lorca</p>
<p>A Gloria Giner<br />
e a Fernando de los Rios</p>
<p>Verde que te   quiero verde.<br />
Verde viento. Verdes ramas.<br />
El barco sobre la mar<br />
y el caballo en la montaña.<br />
Con la sombra en la cintura<br />
ella sueña en sus baranda,<br />
verde carne, pelo verde,<br />
con ojos de fría plata.<br />
Verde que te quiero verde.<br />
Bajo la luna gitana,<br />
las cosas la están mirando<br />
y ella no puede mirarlas.</p>
<p>Verde que te   quiero verde.<br />
Grandes estrellas de escarcha,<br />
vienen con el pez de sombra<br />
que abre el camino del alba.<br />
La higuera frota su viento<br />
con la lija de sus ramas,<br />
y el monte, gato garduño,<br />
eriza sus pitas agrias.<br />
¿Pero quién vendrá? ¿Y por dónde…?<br />
Ella sigue en su baranda,<br />
verde carne, pelo verde,<br />
soñando en la mar amarga.</p>
<p>Compadre, quiero   cambiar<br />
mi caballo por su casa,<br />
mi montura por su espejo,<br />
mi cuchillo por su manta.<br />
Compadre, vengo sangrando,<br />
desde los puertos de Cabra.<br />
Si yo pudiera, mocito,<br />
este trato se cerraba.<br />
Pero yo ya no soy yo,<br />
Ni mi casa es ya mi casa.<br />
Compadre, quiero morir<br />
decentemente en mi cama.<br />
De acero, si puede ser,<br />
con las sábanas de holanda.<br />
¿No ves la herida que tengo<br />
desde el pecho a la garganta?<br />
Trescientas rosas morenas<br />
lleva tu pechera blanca.<br />
Tu sangre rezuma y huele<br />
alrededor de tu faja.<br />
Pero yo ya no soy yo.<br />
Ni mi casa es ya mi casa.<br />
Dejadme subir al menos<br />
hasta las altas barandas,<br />
¡dejadme subir!, dejadme<br />
hasta las verdes barandas.<br />
Barandales de la luna<br />
por donde retumba el agua.</p>
<p>Ya suben los dos   compadres<br />
hacia las altas barandas.<br />
Dejando un rastro de sangre.<br />
Dejando un rastro de lágrimas.<br />
Temblaban en los tejados<br />
farolillos de hojalata.<br />
Mil panderos de cristal,<br />
herían la madrugada.</p>
<p>Verde que te   quiero verde,<br />
verde viento, verdes ramas.<br />
Los dos compadres subieron.<br />
El largo viento, dejaba<br />
en la boca un raro gusto<br />
de hiel, de menta y de albahaca.<br />
¡Compadre! ¿Dónde está, dime?<br />
¿Dónde está tu niña amarga?<br />
¡Cuántas veces te esperó!<br />
¡Cuántas veces te esperara,<br />
cara fresca, negro pelo,<br />
en esta verde baranda!</p>
<p>Sobre el rostro   del aljibe<br />
se mecía la gitana.<br />
Verde carne, pelo verde,<br />
con ojos de fría plata.<br />
Un carábano de luna<br />
la sostiene sobre el agua.<br />
La noche se puso íntima<br />
como una pequeña plaza.<br />
Guardias civiles borrachos<br />
en la puerta golpeaban</p>
<p>Verde que te   quiero verde.<br />
Verde viento. Verdes ramas.<br />
El barco sobre la mar<br />
y el caballo en la montaña.</p>
<p>ROMANCE   SONÁMBULO<br />
Federico García Lorca</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><em>Kedi ve Ay</em></strong></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="307" valign="top">
<h2>Prenses<a href="#_ftn4">[3]</a> ve Ay</h2>
<p>Kedi oraya   buraya gitti<br />
Ay yörüngesinde ne de hızlı döndü,<br />
Ve en yakın kandaşı ayın,<br />
Sessiz adım yürür kedi yukarı baktı.<br />
Beyaz Prenses, ayı gözleriyle süzdü,<br />
Çünkü, onun gibi gezedöner ve inilder,<br />
Katıksız donuk ışık gökyüzünde<br />
Onun bağışlanmış kanını tedirgin etti.<br />
Prenses yeşilliklerde koşar<br />
Narin ayacıklarını kaldırarak.<br />
Dans mı ediyorsun, Prenses, dans mı ediyorsun?<br />
İki yakın aynı-tabiat karşılaşınca,<br />
Dans demekten başka ne dersin?<br />
Belki ay öğrenebilir,<br />
Şu kur yapar edadan yorulur,<br />
Yeni bir dans dönüşadımı bulur.<br />
Prenses yeşilliklerden süzülür<br />
Mehtabın düştüğü yerden bir başka yere,<br />
Mukaddes ay başının üstünde<br />
İşte yeni bir evrede.<br />
Prenses bilir mi hiç gözbebekleri<br />
Değişimden değişime geçecek,<br />
Ve dolunaydan hilâle,<br />
Hilâlden dolunaya bürünecek?<br />
Prenses yeşilliklerden süzülür<br />
Yalnız, gururlu ve bilge<br />
Dönüşen aya kaldırır<br />
Dönüşen gözlerini.</p>
<p>William Butler   Yeats</p>
<p>Ay Yüzünden Bize   İnsan Bakan Prenses’in Hatırası İçin Çeviren: Öykü Didem Aydın</td>
<td width="307" valign="top">The Cat And The   Moon by William Butler Yeats</p>
<p>THE cat went   here and there<br />
And the moon spun round like a top,<br />
And the nearest kin of the moon,<br />
The creeping cat, looked up.<br />
Black Minnaloushe stared at the moon,<br />
For, wander and wail as he would,<br />
The pure cold light in the sky<br />
Troubled his animal blood.<br />
Minnaloushe runs in the grass<br />
Lifting his delicate feet.<br />
Do you dance, Minnaloushe, do you dance?<br />
When two close kindred meet,<br />
What better than call a dance?<br />
Maybe the moon may learn,<br />
Tired of that courtly fashion,<br />
A new dance turn.<br />
Minnaloushe creeps through the grass<br />
From moonlit place to place,<br />
The sacred moon overhead<br />
Has taken a new phase.<br />
Does Minnaloushe know that his pupils<br />
Will pass from change to change,<br />
And that from round to crescent,<br />
From crescent to round they range?<br />
Minnaloushe creeps through the grass<br />
Alone, important and wise,<br />
And lifts to the changing moon<br />
His changing eyes.</p>
<p>W.B. Yeats</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><em>Ve Ölümün Hiçbir Hükmü Olmayacak</em></strong></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="307" valign="top">Ve   Ölümün Hiçbir Hükmü Olmayacak</p>
<p>Ve   ölümün hiçbir hükmü olmayacak.</p>
<p>Ölüler   çıplak bir olacak</p>
<p>Rüzgar   yüzündeki insanla ve batı ayında;</p>
<p>Bedenleri   arındığında ve arınmış o bedenler ayrıldığında,</p>
<p>Yıldızlar   olacak yanıbaşlarında ve ayak uçlarında;</p>
<p>Deliye   dönseler de aklı başında olacaklar;</p>
<p>Denize   batmış olsalar da yeniden yüzeye çıkacaklar;</p>
<p>Âşıklar   yitirmiş olsa da aşk yitmeyecek</p>
<p>Ve   ölümün hiçbir hükmü olmayacak.</p>
<p>Ve   ölümün hiçbir hükmü olmayacak</p>
<p>Denizin   kıvrımsı döngüleri altında</p>
<p>Uzanıp   yatanlar uzadıya ölmeyecek;</p>
<p>Dokular   çözülürken cenderede gerilmiş,</p>
<p>Çarka   bağlanmış ama kırılmayacak</p>
<p>Ellerindeki   inanç, ikiye ayrılacak,</p>
<p>Ve   tek boynuzlu kötülükler sürüklese de;</p>
<p>Tüm   uçları ayırsa da koparamayacak</p>
<p>Ve   ölümün hiçbir hükmü olmayacak</p>
<p>Ve   ölümün hiçbir hükmü olmayacak</p>
<p>Belki   hiçbir martı artık çığlık atmayacak kulaklarında</p>
<p>Ya   da belki hiçbir dalga coşkulu vurmayacak kıyılarına;</p>
<p>Bir   zamanlar bir çiçeğin açtığı yerde başka bir çiçek daha</p>
<p>kaldırmayacak   başını rüzgarın esintisine;</p>
<p>Çılgın   olsalar da ve mıh gibi ölü,</p>
<p>O   kişiler ki başları, harfi harfine papatyalara vuracak;</p>
<p>Güneşte   kırımlanacak güneş batıncaya kadar,</p>
<p>Ve   ölümün hiçbir hükmü olmayacak.</p>
<p>Çeviren<a href="#_ftn5">[4]</a>:   Öykü Didem Aydın</td>
<td width="307" valign="top">And Death Shall   Have No Dominion</p>
<p>And death shall   have no dominion.<br />
Dead mean naked they shall be one<br />
With the man in the wind and the west moon;<br />
When their bones are picked clean and the clean bones gone,<br />
They shall have stars at elbow and foot;<br />
Though they go mad they shall be sane,<br />
Though they sink through the sea they shall rise again;<br />
Though lovers be lost love shall not;<br />
And death shall have no dominion.</p>
<p>And death shall   have no dominion.<br />
Under the windings of the sea<br />
They lying long shall not die windily;<br />
Twisting on racks when sinews give way,<br />
Strapped to a wheel, yet they shall not break;<br />
Faith in their hands shall snap in two,<br />
And the unicorn evils run them through;<br />
Split all ends up they shan’t crack;<br />
And death shall have no dominion.</p>
<p>And death shall   have no dominion.<br />
No more may gulls cry at their ears<br />
Or waves break loud on the seashores;<br />
Where blew a flower may a flower no more<br />
Lift its head to the blows of the rain;<br />
Though they be mad and dead as nails,<br />
Heads of the characters hammer through daisies;<br />
Break in the sun till the sun breaks down,<br />
And death shall have no dominion.</p>
<p>Dylan   Thomas</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h1 style="text-align: center;">II. Sonra Giriş</h1>
<p style="text-align: justify;">Şiir, bir imge sanatıdır, bir görüntü sanatıdır. Ece Ayhan’dan hatırlarız ve pek çok şairden. İmge, şairin, özgün bir görüntüyü dile aktarışı ve o aktarımın şiir okuyucusunun ya da dinleyicisinin hayalinde canlanışı ise peki, şair aynı zamanda bir ressam mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">Şiirde resimden farklı çok şey var ama kimi şiirlerin imgeleri, gerçek-üstü tablolar gibidir: –“çikolata yiyen trenler”, “bir düdüğün kırmızısı” (Edip Cansever); “sokaktan yatağa uzanan otomobiller”, “Afrikası uzun bir gece” (Cemal Süreya); “bulutların çıkını”, “telgraf direklerinde gemi leşleri” (Oktay Rıfat)<a href="#_ftn6">[5]</a>; “Tek başına yol tüküren bir garip yolcu it” (Attila İlhan)-. Aslına bakılırsa bu görüntülerin pekâla resimleri de yapılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurgu’da “Edebiyat ve Görsellik/Edebiyat ve Görsel Sanatlar İlişkisi” dosyası için kaleme aldığım bu yazıda resim, karikatür, plastik sanatlar, fotoğraf ve benzeri sanatlar ile edebiyat arasındaki etkileşimler ve yazma süreçlerine görsel sanatların katkısı üzerinde düşünürken, bunu, tutkuyla bağlı olduğum şairlerden Federico García Lorca’nın<a href="#_ftn7">[6]</a> Türkçeye kazandırdığım <em>Uyurgezer Gönül Serüveni</em>’ni tahlil ederek ve o tahlil içinde az da olsa Dylan Thomas ve W.B. Yeats’den çevirdiğim şiirlerden de bahsederek yapabilirim diye hissettim. Şiirin müziğini dinleyebildiğimiz kadar imgelerini de ‘görebildiğimize’, hatta bunları bir tablonun karşısında uzun-uzun dururcasına ‘seyredebildiğimize’ inanıyorum. Bazı şiirler fotoğrafsı keskinlikler taşıyorlar, bazıları resimli öykücükler, bazıları dize-dize, dörtlü-dörtlük, o kadar devingen kareler barındırıyorlar ki içlerinde, bizi düşsel bir sinema filmine davet eder gibiler; şairin, kurguda kastî açtığı gedikler ve montajdan kaçınması onları büsbütün bir kurmacaya tamamlamamızı zorlaştırsa da pek çok şiirde resimli-öyküye benzer çok şey var.</p>
<p style="text-align: justify;">García Lorca’nın <em>Uyurgezer Gönül Serüveni</em> de öyle. Bu baladın içeriği üzerindeki tartışmalar hâlâ sürse de, o, kanımca düşsel bir resimli öykü. Aynı özellik, W.B. Yeats’in <em>Kedi ve Ay</em>’ında da bulunuyor. Dylan Thomas’ın <em>Ölümün Hiçbir Hükmü Olmayacak</em>’ı o kadar öyküsel değil ama görüntüleri ve ‘kareleri’ en az Lorca’nın ve Yeats’in şiirleri kadar güçlü. <em>Uyurgezer Gönül Serüveni’nde</em> dramatik özellik, son derece özgün bir biçimde dikkati çekiyor. Hatta şiirin içinde diyaloglar da var. <em>Kedi ve Ay</em>’da drama yok ama bir durum-öyküsü var; <em>Ölümün Hiçbir Hükmü Olmayacak</em> ise, içinden binlerce öykü çıkarmak üzere bize sunulmuş bir görüntü pınarı gibi akıyor.</p>
<h1 style="text-align: center;">III. Sonra Yeşil</h1>
<p style="text-align: justify;">Federico García Lorca’nın “Romance Sonámbulo”sunu (<em>Uyurgezer Gönül Serüveni</em>’ni) Türkçeye kazandırmak  üzere yeniden okuduğum günden bir süre öncesinde Dylan Thomas’ın  “And the Death Shall Have No Dominion”unu (<em>Ve Ölümün Hiçbir Hükmü Olmayacak</em>’ını)<a href="#_ftn8">[7]</a> ve W.B. Yeats’in “The Cat and Moon”unu (Kedi ve Ay’ını)<a href="#_ftn9">[8]</a> çevirmiştim.  Neden özellikle bazı şiirleri çevirmek için dayanılmaz bir arzu duyduğumu kendime sorduğumda bunların önemli bir kısmının bazı ortak yönleri olduğunu gördüm. Neden her beğendiğim şiiri çevirmeye meyyal olmuyordum da bazı şiirleri çevirmeye daha çok meyyal oluyordum ve beni büyüleyen bu şiirlerin ortak yönleri var mıydı? Varsa, bu ortak yönler nelerdi? Bu sorulara vereceğim yanıtların, kendi yaratıcı seçimlerimi daha iyi tanıyabilmenin ötesinde bir yararı olabilir miydi?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sorulara yanıt arayışı içinde rastladığım bir makale, soruların olası yanıtına ilişkin bir işaret verecekti bana: Robert G. Havard’ın, 1972 yılında “The Modern Language Review” adlı dergide yayınlanmış &#8220;The Symbolic Ambivalence of Green in García Lorca and Dylan Thomas&#8221; (“García Lorca Şiirinde ‘Yeşil’in Sembolik Müphemliği”) adlı bir makalesi.<a href="#_ftn10">[9]</a> Havard, her iki şairin müzikallik ve dramatik-şairlik özelliğinden, karşıt imgeleri bir öykü kurgusu içinde parçalı da olsa birbirlerine bağlama tavırlarından ve özellikle karşıtlıkların beraberliğini ve hayatın trajik müphemliğini simgeleyen ‘yeşil’ rengi seçtiklerinden bahsediyordu<a href="#_ftn11">[10]</a>; ‘genç’ içindeki ‘yaşlı’dan, ‘yaşlı içindeki genç’ten, ‘aşk’ içinde ‘yitirmek’, ‘yitirme’ içinde ‘aşk’tan ve ‘trajik ihtiras’tan. Dylan Thomas’tan çevirdiğim şiir açısından bu müphemlik, ölümle hayatın birbirine karışmasına yol açıyor ve hayat, ay yüzünden bize insan bakan ölülere de uzanıyordu. Yazar, örneğin Dylan Thomas’ın bunu şöyle anlattığını vurgulamıştır:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Ben bir imge yaratırım-yaratmak doğru kelime olmasa da; belki de bir imgenin içimde heyecansal olarak doğmasına izin verir, sonra onu, sahibi olduğum entelektüel ve eleştirel kuvvetlere uygularım-; bir imgenin diğerini doğurmasını sağlarım, ikinci imgenin birincisiyle çelişmesini sağlarım, üçüncü imgenin, ilk ikisinden doğmasını sağlarım, dördüncü bir imge daha doğururum, ve hepsini, kendi biçimsel sınırlarım içinde, ihtilâfa düşürürüm. Her imge, kendi içinde, kendi yok oluşunun tohumunu taşır, ve anladığım kadarıyla, benim diyalektik yöntemim, kendisi de aynı zamanda hem yıkıcı hem yapıcı olan merkezî bir tohumdan doğan imgelerin sürekli bir yeniden yapılması ve yıkılmasıdır…”<a href="#_ftn12">[11]</a></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İşte o “yeşil”; -‘yeşil’in her iki şairin yaratıcılık süreçleri açısından taşıdığı anlam ve önem düşünüldüğünde-, çelişme ilkesinin son derece özellikli bir sembolü olma işlevi anlamına ermektedir çünkü her iki şairde de birbirleriyle çelişen değerler iç içe girmiş  ve “yeşil” de kelimenin tam duygu yükü içinde çekişmenin ve çelişmenin en yoğun yaşandığı bir hâlin simgesi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan her iki şairin şiirinde de renklerin kullanımının çok yaygın olduğu belirtilmiştir. Salt renkler değil aynı rengin çeşitli tonları da kullanılmıştır. Beyaz, kırmızı, altın rengi ve siyah, tüm temel renkler bu şairlerin şiirlerinde episodik imgelerin oluşmasına yardımcı çarpıcı simgeler olarak yer almışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">W.B. Yeats’in <em>Kedi ve Ay</em>’ındaki Minnaloushe’un (‘Minnoş’un) yeşilliklerden süzülmesi (aslında şair ‘through the grass’ ifadesini kullanmıştır ama nasılsa ‘grass’ da yeşil değil midir?) ve Thomas (d.1914 &#8211; ö.1953)  ile Lorca’dan (d. 1898 &#8211; ö. 1936) eski olmasına karşın onların arasına yerleştirdiğim W.B. Yeats’in (d. 1865 – ö. 1935) tablosu da işin içine girince her üç şiirde de hakikaten ortak bazı yönler olduğunu keşfetmiştim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir kere her üç şiirde de ‘<em>aşağısı’ ve ‘yukarısı’</em> vardı. Bu, Lorca’da balkon korkulukları ile ona tırmananın yeri arasındaki yükseklik farkı idi. Bir de at üstünde olmaklık, dağlar ve dağlardan aşağılar, aydan bir buz sarkıtı, çingene kızını su ‘üstünde’ tutuyordu. Thomas’ta kabirlerden ay yüzüne uzanan bir bağlantı var gibiydi. Veyahut yıldızlar, kabirlerin ayakuçlarına kadar inmişti. W.B.Yeats, kedilerin gözbebeklerinin ayın evreleriyle uyumlu şekillenmesinde görmüştü ‘yukarısını’. Yaşamın yeşilliklerinden süzülen kedinin gözü, tabiatın buzsu amansızlığını da yansıtıyordu.  Böylece aşağısı yukarısı bağlamı içinde her üç şiirde ay hep vardı. Şair, nordik mitolojinin Ratatoskr/sincabı gibi aşağısı ile yukarısı arasındaki ‘haberleşmeyi’ yürütüyordu. Her üç şiirde hayat ve ölüm vardı ve karşı karşıya konulmuş iki ayna gibi olan bu ikili, özellikle Lorca’da gerçek-üstü olmasına rağmen dramatik özelliğini koruyan bir ‘öykü’ ile ‘resmedilmişti’. Resim? Görsellik? Renkler? Yeşil? Her üç şiirde yeşil vardı. Thomas’taki yeşil, onun bazı diğer şiirlerindeki kadar açık değilse de ortada ‘yeşil’ bir hâl vardı. Yeşilin temsil ettiği tüm o müphemlik vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Sorumun yanıtına yaklaşmış mıydım? Çünkü ben de yazınımda ve ‘’Edebiyat ve Hukuk’’ta<a href="#_ftn13">[12]</a>, insanın edebî ve bedî hakikati ile sosyal hayatının mer’i hakikatı arasındaki rekabet tanelerinden zenginleştireceğim başka türlü bir maden arayışına girmemiş miydim? Yeşil, kırmızı ve siyah, bizde hukukun renkleriydi. Yeşil her iki tarafa da kulak verilmesini gerektiren ama bir türlü ulaşılamayan adalet duygusunu, aslında içinde trajik bir konumu barındıran sürekli bir ‘arayış’ı temsil ediyordu. “En yüksek alevinde sönen aşk”, “bulunduğu mecrada kaybolan yol”, “serap”, “devrim çocuklarını yer”, hepsinin kapısı ‘yeşil’e çıkıyordu. Bu çelişme kendi benliğimde de vardı. Romanımda da, başka yazdıklarımda da, çevirdiklerimde de. Üstelik Dylan Thomas ve García Lorca çizgisi bir tarafa, Dylan Thomas’ı W.B.Yeats’e de bağlayan biçim, teknik, deyiş ve temalar vardı.<a href="#_ftn14">[13]</a> Bu düşünce çizgisini uzatmayacağım ama bu üç şairi bana bağlayan bir yönü bulmakla büyük bir keşif yaptığım inancına kapılmıştım. Benim rengim de yeşildi, aslında herkes yeşildir, o yüzden çok seviyordum onları ve o yüzden hipnoz etkisi altında kalmışçasına ‘denileni yapma’ saptantısına gark olmuş ve şiirleri çevirmiştim. Her biri birer gece boyunca.</p>
<p style="text-align: justify;">Her üç şiirin gerçeküstü düşselliği, belirli bir aldatılmışlık, aldanış, aldatış, göründüğünden farklı oluş, farklı bir kalıba giriş hâllerini de anlatıyordu sanki. Zamanın, hayatın, mekânın, aşkın müphemliği bir aldanma hâli miydi? Dylan Thomas’ın  kolaylıkla aldatılabilen bir kimseyi anlatan- “<em>green person</em>” ifadesini başka şiirlerinde kullandığı bilinir. Yeşil, tabiatın doğurganlığına, hayatın başlangıcına, gençliğe ve enerjiye bağlandığı kadar aynı tabiatın, içinde barındırdığı unsurların yok olabilirliğine, ölümlülüğüne de dayanır ve insanın hayatlılığını ve ölümlülüğünü bir arada ifade ederek insanın trajik konumuna işaret eder: Bu düşünce çizgisinden bizim kültürümüze de bir yol var mıdır? Çünkü hayat yalandır veyahut uzun ince ve iki kapılı bir yoldur! Yunus Emre, Karacaoğlan ve Pir Sultan&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Zaman beni yeşil  ve ölmeye çıkardı</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa denizcesine şarkılar söyledim zincirlerimde.” <a href="#_ftn15">[14]</a></p>
<p>Daha doğrusu:</p>
<p>“Zaman beni çırak çıkardı ve ölmeye</p>
<p>Oysa deniz gibi, şarkılar söyledim zincirlerimde.”</p>
<h1 style="text-align: center;">IV. Sanatların Sınırlarına Dair</h1>
<p style="text-align: justify;">Aslında bir sanatın diğerine katkıda bulunması, sanata dair bilgi kuramı açısından paradoksal bir sıkıntı da barındırır içinde: Bir sanat, diğeri gibi olmaktan kaçınmalı, kaçınmak ne kelime, bir sanat başka bir sanat’a rastladığında mümkünse eline bir değnek alıp bir sınır çizmeli ve diğerine ‘<em>burası benim alanım, canını seviyorsan adımını atma’</em> demeli! Sanatın her dalı, sadece bilim ve felsefe olmadıkları için değil başka bir sanat olmadıkları için de ‘işte o’ sanattırlar. Buna rağmen sanatın da artık daha çok bilim, daha çok felsefe ve daha çok diğer sanatları aynı bünyede barındıran karışık-yaratılardan oluşmaya başladığı yolundaki gözlemimize de haksızlık etmeyelim. Yine de temel sanatlar, her biri sanki estetik hakikat tanrıçasının ayrı ayrı çocuklarıdır ve kendilerini annelerine beğendirmek için, onu, estetik hakikatin, diğerlerinin bulduğundan daha iyi bir parçasını bulduklarına inandırmaya çalışırlar. Bunun minik bir mitolojisini yapalım, benzerleri bir yerlerde bulunacaktır: Müzik bir zamanlar bu konuda kendini çok şanslı sayarmış, diyelim. Resim de. Şiir de. Heykel de, ama tiyatro burnu büyük bir tavırla üçüne de ‘hepinizin gösteremediği daha geniş bir hakikat parçasını ben gösterebilirim der dururmuş’. Ta ki sinema sanatı ortaya çıkana kadar. Öykü, fotoğraf sanatı çıkmadan önce insan dilinin tüm o ihtişamı içinde ortaya koyduğu gerçekçi-tabiat-tasvirleriyle övünür dururdu belki, hele roman, bir dizi öykünün tasvir ettiği tabiatı başka bir düzleme taşıdığını düşünüyordu. Ama fotoğraf, her ikisine de bu işi mümkünse artık gerçekçi betimlemeler kullanmadan yapmalarının gerekeceğini çünkü nesnelerin nasıl ise öyle olduklarını en iyi kendisinin gösterebileceğini iddia etmiş gibidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni bir sanat formu ortaya çıktıktan sonra diğerlerinin yönelimini hep merak etmişimdir. Yukarıdaki örnek gibi. Öykücülük ve romancılık; fotoğraf ve sinema sanatı çıktıktan sonra nasıl evrilmiştir mesela? Dünyayı olduğu gibi, objektif anlatma iddiasını bırakıp öznel yargıların evreninin derinliklerine mi salmışlardır kendilerini? (Öte yandan fotoğrafın bile ‘objektif’ olduğunu kim söyledi?) Veyahut maddeciliği bırakıp idealizmin kucağına mı atmışlardır kendilerini? Gövdeyi, ruhun kafesi saymaya, onu, edebî ruhtan sıyırıp çekmeye ve insanın bilinç akışlarını, manevi dünyasını keşfetmeye mi çıkmışlardır? Ne yöne evrilmiş olurlarsa olsunlar değiştikleri kesin. Klasik doğacı romanlarda, sayfalar süren doğa betimlemelerini bugün o kadar bulamamız acaba salt şehirleşmiş olmaktan değil de dünyamızın gitgide görsel sanatlarla çevrili bir hâle geldiğini gören edebiyatın, kendini artık başka türlü anlatmasından mı kaynaklanmaktadır? Sorunun yanıtı ne olursa olsun her durumda bir sanat, keşiflerini kendisinden önce veya sonra gelen diğerlerinin keşifleri ile sınırlandırır. Ama sanatları bir ‘sınırlar ve ayrılıklar coğrafyası’ olarak da görmemek gerekir belki. Gövde imgesi, bize sanatların evrensel niteliğinin, insan gövdesinin estetik kullanımlarından da anlaşılabileceğini hatırlatır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sanatı sevmek insan gövdesini sevmektir diyorum. Gövdemize şöyle bir baktığımızda, tüm sanatlarımızı orada görebiliriz. Konuşabiliyor isek şarkı ve şiir söyleriz; dokunabiliyor ve görebiliyor isek yazabiliriz; yazabiliyor isek çizebilir, çizebiliyor isek resim, tutabiliyor isek heykel yaparız; bacaklarımızla, kalçamızla, ellerimizle, kollarımızla, başımızla dans eder; tüm gövdemizle pandomim ve rol yapabiliriz. İnsan bedeni ve ruhu, sanatın kaynağıdır. O bedeni hapsederek veya kalıplara sıkıştırarak sanatı susturacağına inanan kuvvetler yok mu?</p>
<p style="text-align: justify;">Bir sanatın başka sanatla sınırlanmışlığı, onun özünü bulmasını sağlar. Sanırım, görsel sanatların edebiyata bugün sağladığı en önemli katkı, ondan başka bir şey yapmalarıdır!</p>
<p style="text-align: justify;">Ama sanatlar birbirini besler de. Aksini iddia etmek, bizatihi sanatların ‘gövde’mizin bir parçası olduğunu görmezden gelmek demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte 1898-1936 yılları arasındaki kısa hayatına o gövdenin tüm görkemini taşımayı bilmiş bir şair Federico García Lorca ve sadece bir şair değil aynı zamanda bir tiyatrocu, dramaturg, müzisyen ve ressam. Ozan, besteci, yazar, ressam, yönetmen ve oyuncu Lorca&#8217;nın kısacık ama dolu-dolu gövdeli yaşamından geriye kalan çok sayıda şiir kitabı ve daha da çok sayıda tiyatro yapıtı ve bir nesir kitabı bulunuyor.<a href="#_ftn16">[15]</a></p>
<h1 style="text-align: center;">V. Uyurgezer Gönül Serüveni’nde İmge ve Görsellik</h1>
<p style="text-align: justify;">Lorca’nın <em>Uyurgezer Gönül Serüveni, şairin,</em> 1928 yılında yazdığı ve içinde ‘gece’, ‘ölüm’, ‘gökyüzü’, ‘ay’ vb. imgeler senfonisinin bulunduğu çingene hayatına dair İspanyol <em>romans</em>’ı olan <em>Romancero Gitano’sunda</em> bulunuyor. Orada bıçaklar, örsler, yüzükler, çingene hayatını ve mücadelesini; rüzgâr, erotizmi; yeşil, müphemi; ayna, evi ve evcimen hayatı; akarsu, hareketi; durgun su, engellenmiş tutkuyu; at, insanı ölüme götüren gemlenemez ihtirası; ay, tabiatın insan hayatına çaktığı bir işaret fişeğini, siyah, ölmüşlüğü, beyaz, masumiyeti simgeler sanki. Onun şiirinin sesi, müzik ile sınır anlaşmazlığına düşüyorsa özü olan imge de resim sanatı ile doğrudan bir ilişki içindedir.  Lorca’nın <em>Uyurgezer Gönül Serüveni</em> de işte öyle bir müzik ve imgeler küçük-evreni.</p>
<p style="text-align: justify;">Lorca’nın görselliğinin şairin köklerinden kaynaklandığı söylenebilir. Granada yakınlarındaki bir köyde bir çiftçi çocuğu olarak doğan García, Endülüs’ün ve tüm Güney İspanya’nın egzotik sanatına, folkloruna ve destanlarına ilgi göstermiş, şairin renk ve güzellik sevgisi çok erken yaşlarda gelişmiştir.<a href="#_ftn17">[16]</a> Leticia S.Taylor, bölgenin insanlarının kendine özgülüklerinin ve karşıt özellikleri bünyelerinde barındırmalarının belki de o coğrafyanın kendi içindeki çelişkilerinden kaynaklandığını söylemiştir:</p>
<p style="text-align: justify;">“Aşağı ovalar boyunca bir ışık huzmesi ve hayat; yukarıda Sierra Nevada Dağları’nın ebedî karları”.<a href="#_ftn18">[17]</a></p>
<p style="text-align: justify;">O coğrafya duyulara ve ruha hitap etmiş, hayatı ve ölümü aynı anda çağrıştırmıştır. Taylor, García’nın çocukken neredeyse çıplak olarak ovalarda ve dağların eteklerinde koştuğundan bahsettiğini de ekler. Şiirleri, tabiatın rengindedir. Çiftçilerden, boğa güreşçilerinden ve çingenelerden hareketli ve kıvrak aksanını ve özünde insana ve insan doğasına inanca dayalı felsefesinin önemli bir kısmını almış; İkinci Dünya Savaşı sonrasının Madrid’inde çalışan sınıflara ilgi geliştirmiş ama 1930’ların bunalım ve ayrımcılık dönemi Amerika’sında yaşadıkları onu, kendi ülkesindeki çingenelerin kaderine karşı hissettiği türden bir keder ve umutsuzlukla doldurmuştur. Lorca, toplumun fenalığına karşı eylemlilik hâli içine giren bir şair değildir ama zayıflarla, acı çekenlerle ve dezavantajlı kesimlerle birlikte ağlayan  ve bir insancıl olarak mükemmelliği arayan, zaman zaman gerçeküstü düşler gören modern, romantik ve ütopyacı bir şairdir. Onun sosyal adalet hayali, Taylor’a göre Shelley, Byron ve Keats’in beslendiği kaynaklardan beslenir.<a href="#_ftn19">[18]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Lorca’nın şiirinde tekrar tekrar ortaya çıkan esaslı temalar ‘ölüm’, ‘ay’ ve ‘at’tır. Buna ‘yeşil’i de katabiliriz.<a href="#_ftn20">[19]</a> Ölüm, Lorca’nın şiirinde güzel bir kadın gibidir ve ateşine tam ulaşıldığı anda akkorlaşarak sonsuza tek yok olan bir aşkın trajedisidir.<a href="#_ftn21">[20]</a> Ve bu tema, ‘ay’ ve ‘at’ ile de buluşur. Çingene ruhu onu, ‘kan’, ‘acı’, ‘bıçak’ üzerinden kader fikrine ve o fikrin keskin ama koyu renklerine ulaştırır.<a href="#_ftn22">[21]</a> İnsanın insana kulluğu ve zalimliğinden duyduğu elem, kendi ölümünün şiddet ve askerler elinden olacağını öngörecek kadar duyarlı kılmıştır onu. &#8220;Romance de la Guardia Civil&#8221;<a href="#_ftn23">[22]</a> işte bu öngörünün şiiridir. Ve kanımca aşağıda çevirdiğim <em>Uyurgezer Gönül Serüveni</em> de Lorca’nın şiirindeki <em>episodik-parçalılık</em> adını vereceğim bir görüntünün devamıdır. Lorca’da şiir ve şiir içindeki kıtalar, sanki bir dramın montaj öncesindeki kareleridir ve birbirleriyle bağlantıları, ancak onun ‘büyük resmi’ni düşününce ortaya çıkar. O resim, başlangıcından sonuna Lorca yaşamı ve o yaşamın parlak şiiridir.</p>
<p style="text-align: justify;">1936 yılında İspanya İç Savaşı’nın patlak vermesinden kısa bir süre sonra, faşist askerler bir gece baskıyla, büyük şairi almışlar, açık tarlalara sürmüşler ve doğduğu yerde, tabiatın tüm o müphem renklerini içine sindirdiği, o renklerden bir  senfoni yaratarak ideal dünyayı aradığı yerde büyük şairi katletmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Uyurgezer Gönül Serüveni</em>, çok çeşitli biçimlerde yorumlanmaya uygun ve yorumlanmış, zor bir şiirdir. Şiirin zorluğunun bir dizi nedeni var: Öncelikle şiirin nihai mânâsı, ‘yeşil’in muğlak sembolizminin çözülmesine bağlı gibi görünüyor. Ayrıca anlatı çizgisi ve hattı parçalı olduğu için -bir anlamda dramatik kurguda kasti açılmış gedikler bulunduğu için- mânâyı keşfetmek zorlaşıyor. Şüphesiz her şiirde bir mânâ bulmak zorunluluğumuz yoktur; şiir mânâ değil bir hâli de içerebilir veya bir dizi başka şeyi ama bu şiirin dramatik kurgusu bizi, zorunlu olarak mânâ araştırmasına itiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Lorca’nın bu şiiriyle ilgili olarak düşünceleri de belli değildir. Şairin bir aşk şiiri ya da şarkısı anlamındaki <em>balad</em> formunu, dramatizasyona giden yolda bir aracı olarak kullandığının hatırlanması gerektiği belirtilmiştir.<a href="#_ftn24">[23]</a> Ama şairin hem erken şiirlerinin hem de daha sonraki trajedilerinin perspektiflerinde pek de önemli bir fark olmadığı da bilinmektedir. Lorca, aşk temasıyla yoğun bir biçimde meşgul olmuş; bu ilgi, özellikle erotizm, düş kırıklığı ve yasak aşk çizgisi üzerinde ilerlemiş ve şairin her zaman ‘anormal aşığın trajedisi’ duygusu üzerinden yürüdüğü vurgulanmıştır. Onun eşcinsel eğilimlerini de bu çerçevede vurgulamakta yarar var.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Uyurgezer Gönül Serüveni</em> de buna paralel bir temayı işlemektedir, işlemektedir ama şiirin anlaşılması bakımından bazı sorunlar vardır ve bunlar ancak şiirin sembollerinin incelikli bir tahlili ile ortaya konabilir. Şiirin kurgusunda, daha doğru bir ifade ile, kurmaca öyküsünde bir dizi olay var gibi görünmekte ancak bunların birbirine nasıl bağlanacağı belli olmamaktadır. Şair, bize bir dizi ‘kare’ ve ‘diyaloglar’ sunmuştur ama karelerin birbirleriyle bağlantısını, diyaloglardaki kişilerin kim olduklarını saklamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">En başta birinin <em>yeşil ama hem de nasıl yeşil </em>istendiğini görüyoruz. Bu aşamada her şey yeşildir. Şiirde üç kişi olduğunu görüyoruz. Biri genç bir adam, diğeri onun “kadim dostum” olarak nitelediği bir yaşlı adam ve genç bir çingene kızı. İki adamdan birinin genç, diğerinin yaşlı olduğunu birincisinin ikincisine “<em>Compadre”</em> olarak hitap etmesinden anlıyoruz. Bugünün gündelik İspanyolca’sında ‘ahbap’, ‘babalık’ anlamına gelen bu ifade, zamanında ve işte bu şiirde ‘yaşça büyük, kadim dost’ anlamına geliyor. Bir de en son planda, ortaya sarhoş jandarmalar, daha doğru bir ifadeyle sivil muhafızlar<a href="#_ftn25">[24]</a> çıkıyor ve sahne kapanıyor. İspanyol İç Savaşı’ndan oldukça önce yazılan bu şiirin, nerede ise bu savaşın, şairin hayatı bakımından ifade ettiği yıkıma dair karabasansal bir iç-görünün ifadesi olduğunu da söylemek mümkün.</p>
<p style="text-align: justify;">Şiirin kurmacasının kare-kare ama kesik-kare-kare şeklinde olduğunu ve parçalı, gedikli bir hâlde bize sunulduğunu görüyoruz. Bunun yanında, şiirin kronolojik bir düz çizgisi de yok, snapshot’larla (enstantanelerle) ileriye ve geriye sarmaya benzer bir akışı var. Tüm bu özellikler, şiire düşsel nitelik kazandırıyor. Yani şiir, ‘bir düş’ten manzaralar gibi. Zaten adı da <em>Uyurgezer Gönül Serüveni</em>. Uyurgezerlik, gerçeklikle düşsellik arasında bir yerlerde yürümek demek olarak da anlaşılabileceğinden, biz de şiirin kurmacasında gerçek ile düşsellik arasındaki gölge topraklarda yürüyoruz ama düşsellik aslında gerçekliğin zıddı olmak zorunda değil, o nedenle “düşsel ile düşsel olmayan arasındaki gölge topraklarda yürüyoruz” demek daha doğru. Düşsellik niteliği akla, psişikliği de getiriyor şüphesiz. Biz, şiirde üç, hatta dört kişi ve çeşitli olaylar yaşıyor olabiliriz ama bu olaylar, belirli bir kimsenin, büyük bir olasılıkla şairin öz-psişik hâlinden doğuyor gibi. Uyurken alter egosuyla gezen şair!</p>
<p style="text-align: justify;">Elimizdeki ilk resim, genç bir kızın balkon korkuluğunda düş görmesine dair. “O korkulukta düşlüyor.” Gölge içinde yeşil saçlı ve yeşil tenli biri bu. Daha sonra bir gece manzarası içinde tabiata ait unsurların dışavurumcu bir biçimde çizilmesi var. Genç kızın birini beklediği ortada. Fakat burada görüntü kayboluyor ve ortaya iki adam çıkıyor. Adamlardan genç olanı; dağlardan, Cabra’nın geçitlerinden geçerken yaralanıp kanayarak kaçan biri ve diğer adamın bulunduğu eve gelip sığınma istemiş gibi bir hâli var. Tehlikeli hayatını ve bu hayatın tehlikeli unsurlarını; &#8216;caballo&#8217;, &#8216;montura&#8217;, &#8216;cuchillo&#8217;sunu (atını, semerini ve bıçağını) yaşlı adamın daha evcimen, daha oturaklı eşyası ile değişmek istiyor:</p>
<p style="text-align: justify;">“Kadim dostum, değişmek istiyorum ben<br />
atımı sizin evinizle,<br />
semerimi sizin aynanızla,<br />
bıçağımı sizin örtünüzle.<br />
Kadim dostum, kanayarak gelirim ben<br />
Cabra’nın geçitlerinden.”</p>
<p style="text-align: justify;">Ama yaşlı adam bu değişime razı değil çünkü evinin artık kendisinin olmadığını söylüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu iki adamın kimler olabileceği üzerinde kafa yormuş, önce baba-oğul kadar yakın iki dost olarak düşünmüş ancak kurmacanın tamamına iyiden iyiye eğilip de  bunun bir <em>uyurgezer serüven</em>, <em>düşsel bir gönül serüveni</em> olduğunu görünce ortada iki ayrı kişinin değil, bir tek kişinin gençliği ve yaşlılığı olduğunu sezmiştim. Düşlerimizde bazen birkaç kişi görürüz ve uyandığımızda çevremize o birkaç kişiden söz ederiz, başkalarıymış gibi. Oysa elimizde yeterli psikanalitik araçlar olsa, o birkaç kişinin çoğu zaman bizden başkası olmadığının ayrımına varabiliriz. Örneğin düşümüzde küçük bir çocuğu kurtarmaya çalışıyoruzdur. O çocuk biz olamaz mıyız? İşte Lorca’nın  bu şiirinde de benliğin, düşsellik kesitleriyle parçalandığı bir tablo karşısındayız diye sezmiştim. Sezmiştim ama bu sezgime düşünsel bir destek bulmam gerekiyordu. İşte o destek de sezgilerimde o kadar da yanılmamış olabileceğim konusunda cesaret veren Havard’ın bahsi geçen makalesi oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra genç adam yaşlı adama, hiç olmazsa korkuluklara -kızın bulunduğu o balkonun korkuluklarına- çıkmasına izin verip vermeyeceğini soruyor ve iki adam oraya birlikte çıkıyorlar. Erkek erotizminin en önemli simgelerinden biri, bir balkonun altında beklemek veya oraya tırmanmaya çalışmak olsa gerek. Bunun edebiyattaki sayısız örneklerini saymaya gerek var mı? Ama vardıklarında kızın artık orada olmadığını anlıyor genç adam. Yaşlısı ise kızın onu çok kereler beklediğine yanıyor. Artık bir çingene kızı olarak nitelenen bu yeşil kız imgesi buzdan bir sarkıtla su üstünde tutuluyor. Aslına bakılırsa ilk dizeden bu yana da bu kızın çoktan gitmiş olduğu bilinmekte. Yani şiir, olanın bitenin zaten bilindiği bir aşamada yazılmaya başlamış. “<em>O, korkulukta düşlüyor, yeşil ten, saçları yeşil, soğuk gümüş gözlerle”</em> ifadesi bunun kanıtı gibi. En sonunda sarhoş jandarmalar, muhtemelen genç adamı bulmak üzerek gelen sivil muhafızlar, kapıyı yumrukluyor. Sonunda da o birini ‘yeşil hem de ne çok yeşil arzulamak’ duygusu yineleniyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz burada tam bir kurmaca ve biçimsel anlamda bir kurmaca söz konusu değil ama kurmaca, imgelerin <em>snapshot</em>’lar olarak bize sunulmasından çıkıyor. Bu parçalılık, şiirin anlaşılmasını zorlaştırıyor demiştim; gerçekten de zorlaştırmış olduğu, kimilerinin, yaşlı adamın çingene kızının babası olduğunu veya kızın kocası olduğunu ve genç kızla genç adamın ilişkisini öğrenince onu yaralamış olduğunu düşündürmeye itmiş<a href="#_ftn26">[25]</a>; şiirin düşselliğinin, şairin kendi psişik yapısındaki bir bölünmeye işaret eden bir dizi imgelerde somutlaştığı pek akla gelmemiş. Gerçekten, bu iki adamın ayrı ayrı değil tek bir kişi, bir ikili-kişilik olduğu açıklaması bana daha sağlam geliyor. Ortada şizofrenik bir parçalanmış benlikten ziyade, benliğin; -benlik altı ve üstünde, yani bilinç, bilinç altı ve bilinç üstünde; id, ego ve süper ego çizgilerinde yürüyen bir alter ego (ikinci benlik) ile eşzamanlı ve eş-görüntülü olarak bir arada bulunduğunu düşünüyorum. İşte geldik yine ‘aşağısı’ ve yukarısı’ imgesine! Her iki adamın birbirlerine ayrılmaz olarak yakın olduğu, konuşmalarının birbirlerinden ayrılmasının zor olduğu, benzer acı ve keder hisleriyle dolu oldukları ve korkuluklara beraber tırmandıkları ortada çünkü. Gencin kanayan yaraları, daha çok psişik yaralar gibi ve tavrı da özellikle geleneksel hayattan, toplumsal norm ve uygulamalardan kopuk yaşayan bir ‘dışarıdaki’nin tavrı gibi. Ama o, yaşlıdan, yani isteseydi olabileceği o yaşlıdan, olası-yaşlı-hâlinden bir şeyler istiyor. İlk isteği, aslında aşkî bir oluşa da işaret eden simgelerini yaşlının, daha oturmuş ve güvenceli hayatının simgeleri ile değiştirmek: Atın ev ile, semerin ayna ile  bıçağın örtü ile değiştirilmesi ve bu sayede yatağında ölebilmenin sağlanması. Oysa ‘dışarıdaki’ genç, yatağında değil başka türlü ölmeye mahkûmdur. Aynı zamanda erotik motifler olan at, semer ve bıçak; gencin, ‘marjinal’-tutkulu konumunu da belirlemektedir.  Bu konum şehir hayatının klasik konvansiyonları dışında yaşayan, hem maddi hem de manevi olarak bir ‘marjinal’ olan şairin de konumudur. Bu, hayatını değiştirme yolunda trajik bir sığınma ve kabul isteğini ve <em>acaba bunun mümkün olup olamayacağı </em>yolundaki merakını uyurgezer şu düşle dile getiren bir ‘protest’in konumudur. Yaşlı adam bu merakı anlayışla karşılasa da gence vereceği cevap değiş-tokuşun imkânsız olduğu yolundadır çünkü</p>
<p style="text-align: justify;">&#8216;Pero yo ya no soy yo, / ni mi casa es ya mi casa&#8217;: “Ama şimdi, ben ben değilim, ne de evim artık benim evim”</p>
<p style="text-align: justify;">demiştir. Ev, adamın gövdesidir ve o gövdenin maddi ve manevi denetimi üzerindeki iradesini, iflâh olmaz, şiddetli ve hiçbir biçimde ‘tedavi edilmez’ bir <em>passion</em>, bir ihtiras yüzünden yitirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat genç adam kaderine razı olsa da son bir şey daha istiyor: ‘<em>En azından’</em> istiyor ve bunu, içinde bulunduğu trajediyi anlamış olarak istiyor:</p>
<p style="text-align: justify;">“–Bırak beni çıkayım, <strong><em>en azından</em></strong>,<br />
yüksek korkuluklara.<br />
Bırak beni çıkayım! Bırak,<br />
yeşil korkuluklara.<br />
içinde suyun gürüldediği<br />
ay parmaklıklarına”…</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun dahi mümkün olamayacağını öğreniyor sonra ama. Çünkü arzunun nesnesi sonsuza dek gözden yitmiştir. O yeşil ve genç kız kaçıcıdır, bulanık bir görüntüdür. Tüm ihtirasına teslim olan trajik insandan o arzu nesnesi alıkonulmuştur. Artık elimizde  &#8216;fría plata&#8217;, &#8216;luna&#8217;, &#8216;escarcha&#8217;, &#8216;mar amarga&#8217;, &#8216;hojalata&#8217;, &#8216;cristal&#8217;, &#8216;carambano de luna&#8217; kareleri vardır: ‘Gümüş soğuğu gözler’, ‘ay’, ‘kırağı’, ‘acı ya da amansız deniz’, ‘amansız sevgili’, ‘teneke’, ‘kristaller’, ‘aydan buz sarkıtı’ vardır. Kırılma, parçalarına ayrılma ve buzsu ölüm imgesi ve sivil muhafızlarla gelen ölüm.</p>
<p style="text-align: justify;">Şiirin açılışında gençliği ve tazeliği anlatan kızın yeşilliğinin, aynı kızın soğuk gümüş gözleriyle çelişkisi de tüm şiirin diyalektik altyapısı gibidir ve başından beri söz konusu olan bir uyarı anlamındadır. Yeşil, bir yanılsamadır. Artık acı yeşil hâline gelmiştir. Yeşil, özellikle İspanyolca’da olgunlaşmamış, taze, acı anlamına da gelir ve bu durum aşkî bir oluş penceresinden görüldüğünde haddinden erken olduğu için gayri-meşru bir birleşme çabasını da anlatır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Denizin üstünde vapur”, “dağ yolunda at”, devasa tabiatın karşısında bulunan insanın o yolculuk yalnızlığının simgeleridir. Ama bu trajediden hiçbir çıkış yok mudur? <em>Kedi ve Ay</em>’da ve <em>Ölümün Hiçbir Hükmü Olmayacak</em>’ta mesela? Recep Nas’ın “minnoş” olarak şahane çevirdiği bir ‘minnaloushe’  kedi, benim “prenses” kedim ayın evrelerini gözlerine taşıyabiliyorsa ve “rüzgâr yüzündeki insanla ve batı ayında; bedenleri arındığında ve arınmış o bedenler ayrıldığında, yıldızlar olacak”sa “yanıbaşlarında ve ayak uçlarında” belki de şairin ihtirasını o kadar da korkunç görmemek gerekir. Yüksek korkululukların ötesinde ölüm beklemektedir ama onun belki de ‘hiçbir hükmü olmayacaktır’. İşte William Butler Yeats, Federico García Lorca ve Dylan Thomas’la kendi içinde yok oluşunu barındıran bir tohumdan ötekine sürüklendik ama o tohumda da kendi yok oluşu içinden varoluşun hakikatine uzanan bir bağ keşfettik.</p>
<p style="text-align: justify;">Osman Çakmacı, Lorca’ya dair bir derlemenin yayınlanması vesilesiyle Radikal Kitap’ta yazdığı “Lorca’nın Şiir Cini” başlıklı bir yazısında<a href="#_ftn27">[26]</a></p>
<p style="text-align: justify;">“Lorca&#8217;nın hemen bütün eserleri şiirleri, tiyatro eserleri, yazıları, müzik araştırmaları derin köklerle bağlı olduğu masalsı İspanyol kültürüne köklerinden bağlı eserlerdir. Lorca&#8217;nın bu özelliği bile onu günümüz sanat ortamının dışına savuran bir özellik olarak ele alınabilir. Günümüzde …[Lorca’nın<a href="#_ftn28">[27]</a>] yayımlanması sadece okurlara değil, ama sanatçılara da benzer kaygıları güttükleri için çoğunlukla eskimiş değerlere bağlı kaldıkları suçlamalarına karşı dayanabilecekleri bir destek oluşturabilir. Lorca&#8217;nın efsanelere, masallara, türkülere, geleneksel biçimlere bağlı kalarak yarattığı şiiri tam da açıklanamayacak, deşifre edilemeyecek bir mistisizme sahip değil mi? Bu da kendiliğinden bu yapıtı günümüzün kabullerinin oluşturduğu dünyanın dışına atıyor. Dolayısıyla Lorca&#8217;ya ve onun gibilere tutunup bağlı kalmak bir tür direniş anlamına da geliyor, dışarı savrulanların yanında olmak anlamına da…”</p>
<p style="text-align: justify;">diyor. Ne kadar haklı.</p>
<p style="text-align: justify;">“Katıksız donuk ışık gökyüzünde”…şairin…“bağışlanmış kanını tedirgin eder”. Lorca, <em>Uyurgezer Gönül Serüveni</em>’nde kendi ölümünü öngörmüş sayılır mı? Öyle olsa da ölümün bir hükmü var mıdır ki? Ve hayatın gerçeği nedir ki? Hayata dair düş kırıklıkları, insanı bir değiş-tokuş nesnesinden ibaret kılmayı aşarak, şairin, benliğini tüm insanlık saymasına veyahut mutlak olarak tabiata katmasına varıyor. Galiba ölümden korkmak için sıradan olmaya gönül eğmek lazım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şiir ve görsel sanatlar ilişkisine dair bir şey yazdım mı? Bilmiyorum.  Esinin o en eski tapınağında gördüğüm ihtiraslı birkaç tablodan bahsettim. Parçalı ve kastî gedikli bir şekilde…</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>-Bitti-<br />
</strong></p>
<hr size="1" /><a href="#_ftnref1">[1]</a> W.B. Yeats’in Easter 1916 adlı şiirinden çeviren Öykü Didem Aydın.</p>
<p><a href="#_ftnref2">*</a> Romancı. Eski Sinagog Meydanı adlı romanı, İletişim Yayınları’nca 2009 yılında yayınlanmıştır. Yazarın ‘Edebiyat ve Hukuk’ adlı sitesi <a href="../../../../../">http://www.edebiyatvehukuk.org</a> sitesinde ziyaret edilebilir. Yazar, saygıdeğer Hülya Soyşekerci’ye yazı çağrısı için şükranlarını sunar.</p>
<p><a href="#_ftnref3">[2]</a> Volodin de ‘yeşil’ sayılabilecek bir yazar dostum için kullandığım özel mahlas.</p>
<p><a href="#_ftnref4">[3]</a> Bu şiirde “Minnaloushe” kelimesini, Prenses olarak çevirmemim özel bir nedeni var. Şiiri şair Feride Özmat’ın kedisi ‘Prenses’e adamak istemiştim. Ancak daha doğru çeviri, çevirmen Recep Nas’ın yaptığı gibi Minnaloushe’u “Minnoş olarak çevirmektir. Recep Nas’ın çevirisi <a href="../../../../../kedi-ve-ay-the-cat-and-the-moon-%E2%80%93-william-butler-yeats-ii-recep-nas-cevirisi.html">http://www.edebiyatvehukuk.org/kedi-ve-ay-the-cat-and-the-moon-%E2%80%93-william-butler-yeats-ii-recep-nas-cevirisi.html</a> adresinde okunabilir.</p>
<p><a href="#_ftnref5">[4]</a> Aynı şiir, Bülent Ecevit, Talat Halman, Şehnaz Tahir, Ülkü Tamer ve Recep Nas tarafından da Türkçeye kazandırılmış, her farklı çevirmen/şair metne kendi özgün nefesini üflemiştir. Recep Nas ile bu çeviri üzerindeki yazışmalar iç. bkz. http://www.edebiyatvehukuk.org/bir-ceviri-seruveni-dylan-thomas%E2%80%99in-%E2%80%9Cand-death-shall-have-no-dominion%E2%80%9D-siiri-recep-nas-%E2%80%93-oyku-didem-aydin-yazismalari.html</p>
<p><a href="#_ftnref6">[5]</a> Bu örnekler Hulusi Gerçel’in Ece Ayhan’ın Şiir Sanatı Üstüne Düşünceleri adlı yazısından alınmıştır: <a href="http://www.izedebiyat.com/yazi.asp?id=10375">http://www.izedebiyat.com/yazi.asp?id=10375</a></p>
<p><a href="#_ftnref7">[6]</a> Dilimizde Federico García Lorca iç. bkz. Federico García Lorca, Hazırlayanlar: Yıldız Ersoy Canbolat, Selahattin Özpalabıyıklar, Yapı Kredi Yayınları, 2007.</p>
<p><a href="#_ftnref8">[7]</a> http://www.edebiyatvehukuk.org/bir-ceviri-seruveni-dylan-thomas%E2%80%99in-%E2%80%9Cand-death-shall-have-no-dominion%E2%80%9D-siiri-recep-nas-%E2%80%93-oyku-didem-aydin-yazismalari.html</p>
<p><a href="#_ftnref9">[8]</a> http://www.edebiyatvehukuk.org/kedi-ve-ay-the-cat-and-the-moon-william-butler-yeats.html</p>
<p><a href="#_ftnref10">[9]</a> Robert G. Havard, <em>The Symbolic Ambivalence of Green in García Lorca and Dylan Thomas</em>, in: The Modern Language Review, Vol. 67, No. 4 (Oct., 1972), S. 810-819.</p>
<p><a href="#_ftnref11">[10]</a> Robert G. Havard, <em>a.g.e.</em>, S. 811-812.</p>
<p><a href="#_ftnref12">[11]</a> Nakleden: Robert G. Havard, a.g.e., S. 812.</p>
<p><a href="#_ftnref13">[12]</a> &lt;http://edebiyatvehukuk.org&gt;</p>
<p><a href="#_ftnref14">[13]</a> New Perspectives on Robert Graves, Patrick J. Quinn (Ed.), London: Associated University Pres, S. 190.</p>
<p><a href="#_ftnref15">[14]</a> Dylan Thomas’ın “Fern Hill” adlı şiirinden: “Time held me green and dying though I sang in my chains like the sea”.</p>
<p><a href="#_ftnref16">[15]</a> Şairin özyaşam öyküsüne dair bkz. basılı kaynakları da içeren <a href="http://www.anafilya.org/go.php?go=7d693f0270b21">http://www.anafilya.org/go.php?go=7d693f0270b21</a></p>
<p><a href="#_ftnref17">[16]</a> Stephen Walsh, <em>Review: Richard Meale&#8217;s &#8216;Homage to Garcia Lorca, in: </em> Tempo, New Series, No. 75 (Winter, 1965-1966), pp. 17-20, Cambridge University Press, S. 18.</p>
<p><a href="#_ftnref18">[17]</a> Leticia S. Taylor, <em>Federico García Lorca</em>, in: Hispania, Vol. 33, No. 1, Doyle Number (Feb., 1950), S. 33-36, S. 33.</p>
<p><a href="#_ftnref19">[18]</a> Leticia S. Taylor, <em>Federico García Lorca</em>, in: Hispania, Vol. 33, No. 1, Doyle Number (Feb., 1950), S. 33-36, S. 34.</p>
<p><a href="#_ftnref20">[19]</a> Robert G. Havard, <em>The Symbolic Ambivalence of Green in García Lorca and Dylan Thomas</em>, in: The Modern Language Review, Vol. 67, No. 4 (Oct., 1972), S. 810-819.</p>
<p><a href="#_ftnref21">[20]</a> Alfredod e la Guardia, Garcia Lorca, Persona y Creacion, Buenos Aires, Editorial Schapire, 1944, S. 42.</p>
<p><a href="#_ftnref22">[21]</a> Tüm bu temaları, Lorca şiirinde tek-tek tanıtlamak, yazımızın kapsamını aşar. Şairin pek çok şiirinde bunların izlerinin sürülebileceğini belirtmekle yetiniyoruz.</p>
<p><a href="#_ftnref23">[22]</a>“İspanyol Sivil Muhafızı Baladı”nın çevirisi iç. bkz. Ulaş Başar Gezgin: <a href="http://ispanyoldiliedebiyati.blogspot.com/2008/08/federico-garca-lorcadan-bir-iir-ve.html">http://ispanyoldiliedebiyati.blogspot.com/2008/08/federico-garca-lorcadan-bir-iir-ve.html</a></p>
<p><a href="#_ftnref24">[23]</a> Havard, a.g.e., S: 815.</p>
<p><a href="#_ftnref25">[24]</a> Şairin bu şiirle de ilgi kurulabilecek “İspanyol Sivil Muhafızı Baladı”nın çevirisi iç. bkz. Ulaş Başar Gezgin: <a href="http://ispanyoldiliedebiyati.blogspot.com/2008/08/federico-garca-lorcadan-bir-iir-ve.html">http://ispanyoldiliedebiyati.blogspot.com/2008/08/federico-garca-lorcadan-bir-iir-ve.html</a></p>
<p><a href="#_ftnref26">[25]</a> Rupert Allen, An Analysis of Narrative and Symbol in Lorca&#8217;s &#8220;Romance sonambulo&#8221;, in: Hispanic Review, 36 (I968), 338-52), Nakleden Havard, a.g.e, S. 817.<strong> </strong></p>
<p><a href="#_ftnref27">[26]</a> <a href="http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&amp;haberno=6774">http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&amp;haberno=6774</a></p>
<p><a href="#_ftnref28">[27]</a> Benim ifadem.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/kurgu-dusun-sanatin-5-sayisi-cikti-asagidaki-yazi-ile-oradayiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uyurgezer Gönül Serüveni (Federico García Lorca)</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/uyurgezer-gonul-seruveni-federico-garcia-lorca.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/uyurgezer-gonul-seruveni-federico-garcia-lorca.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2010 01:33:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[ÇEVİRİ]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİİR]]></category>
		<category><![CDATA[Federico García Lorca]]></category>
		<category><![CDATA[Lorca şiir çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Lorca şiiri]]></category>
		<category><![CDATA[ROMANCE SONÁMBULO Federico García Lorca Türkçesi]]></category>
		<category><![CDATA[Uyurgezer Gönül Serüveni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=1362</guid>
		<description><![CDATA[
UYURGEZER GÖNÜL SERÜVENİ/ Federico García Lorca (Volodin İçin Çeviren: Öykü Didem Aydın)


&#8221;Gloria Giner
ve Fernando de los Rios’a&#8230;
Yeşil, nasıl da yeşil istiyorum seni.
Yeşil rüzgâr. Yeşil dallar.
Denizin üstünde vapur
ve dağ yolunda at.
düşen gölgeyle beline
O, korkulukta düşlüyor,
yeşil ten, saçları yeşil,
soğuk gümüş gözlerle.
Yeşil, nasıl da yeşil istiyorum seni.
Çingene ayının altında,
herşey Ona bakıyor
ama O göremiyor.
Yeşil, nasıl da yeşil istiyorum seni.
Büyük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2010/08/33422_413476608952_727278952_4410517_2489972_a.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1363" title="Lorca_Resim" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2010/08/33422_413476608952_727278952_4410517_2489972_a.jpg" alt="Lorca_Resim" width="150" height="121" /></a></p>
<h2><span style="color: #339966;">UYURGEZER GÖNÜL SERÜVENİ/ Federico García Lorca (Volodin İçin Çeviren: Öykü Didem Aydın)</span></h2>
<h1><span style="color: #339966;"><br />
</span></h1>
<p>&#8221;<em>Gloria Giner<br />
ve Fernando de los Rios’a&#8230;</em></p>
<p>Yeşil, nasıl da yeşil istiyorum seni.<br />
Yeşil rüzgâr. Yeşil dallar.<br />
Denizin üstünde vapur<br />
ve dağ yolunda at.<br />
düşen gölgeyle beline<br />
O, korkulukta düşlüyor,<br />
yeşil ten, saçları yeşil,<br />
soğuk gümüş gözlerle.</p>
<p>Yeşil, nasıl da yeşil istiyorum seni.<br />
Çingene ayının altında,<br />
herşey Ona bakıyor<br />
ama O göremiyor.</p>
<p>Yeşil, nasıl da yeşil istiyorum seni.<br />
Büyük kırağı yıldızlar<br />
gölge balığıyla gelirler<br />
şafağa yol açan.<br />
İncir ağacı rüzgârını ovuşturur<br />
zımpara kâğıdıyla dallarının,<br />
ve dağ, sinsi kedi,<br />
diken-diken eder kırılgan liflerini.<br />
Fakat kim gelecek? Ve nereden?<br />
O hâla korkulukta<br />
yeşil ten, saçları yeşil,<br />
düş görüyor amansız denizde.</p>
<p>&#8211;Kadim dostum, değişmek istiyorum ben<br />
atımı Onun eviyle,<br />
semerimi Onun aynasıyla,<br />
bıçağımı Onun örtüsüyle.<br />
Kadim dostum, kanayarak gelirim ben<br />
Cabra’nın geçitlerinden.</p>
<p>&#8211;Mümkün olsaydı eğer, oğlum,<br />
El verirdim sana ben bu değiş tokuşta.<br />
Ama şimdi ben, ben değilim,<br />
Ne de evim artık benim evim.</p>
<p>&#8211;Kadim dostum, ölmek istiyorum<br />
doğru dürüst, yatağımda,<br />
demirden olsun, mümkünse eğer,<br />
ince-şambriden battaniyeli.<br />
Aldığım yarayı görmez misin sen benim<br />
bağrımdan gırtlağıma kadar?<br />
&#8211;Senin beyaz gömleğin büyüttü<br />
susamış koyu-kahverengi gülleri.<br />
Kanın sızar ve gözden yiter<br />
kuşağının etrafında.<br />
Ama şimdi, ben ben değilim,<br />
Ne de evim artık benim evim.<br />
&#8211;Bırak beni çıkayım, en azından,<br />
yüksek korkuluklara.<br />
Bırak beni çıkayım! Bırak,<br />
yeşil korkuluklara.<br />
içinde suyun gürüldediği<br />
ay parmaklıklarına.</p>
<p>Şimdi tırmanır iki kadim dost,<br />
yüksek korkuluklara.<br />
Kandan iz bırakarak.<br />
İz bırakarak gözyaşlarından.<br />
Teneke çan sarmaşıklar<br />
titrek çatılar üstünde.<br />
Bin kristalli tefler<br />
gün ağarırken vurdular.</p>
<p>Yeşil, nasıl da yeşil istiyorum seni.<br />
yeşil rüzgâr, yeşil dallar.<br />
İki kadim dost tırmandı.<br />
Sert rüzgâr ağızlarında<br />
garip bir tad bıraktı<br />
safra, nane ve reyhan.<br />
Kadim dostum, nerede  O—söyle bana—<br />
nerede o amansız sevgilin senin?<br />
Kaç kere bekledi o seni!<br />
Kaç kere bekleyecekti,<br />
Serin yüz, siyah saç,<br />
bu yeşil korkulukta!</p>
<p>Sarnıcın ağzında<br />
sallanıyordu çingene kızı,<br />
yeşil ten, saçları yeşil,<br />
soğuk gümüş gözlerle.<br />
Aydan bir buz sarkıtı<br />
Tutar onu su üstünde.<br />
Gece mahrem oldu<br />
küçücük bir meydan gibi.<br />
Sarhoş jandarmalar<br />
yumrukluyorlardı kapıyı.</p>
<p>Yeşil, nasıl da yeşil istiyorum seni.<br />
Yeşil rüzgâr. Yeşil dallar.<br />
Denizin üstünde vapur<br />
ve dağ yolunda at.&#8221;</p>
<p><strong>Federico García Lorca&#8217;nın &#8221;ROMANCE SONÁMBULO&#8221; şiirinin<br />
İspanyolca aslından İngilizce, Almanca ve İtalyanca  çevirileri ile karşılaştırmalı çeviren:</strong></p>
<p><strong>Öykü Didem Aydın</strong></p>
<h1>Şiirin orijinali ve çeşitli dillerden çevirileri:</h1>
<p>ROMANCE SONÁMBULO<br />
Federico García Lorca</p>
<p>A Gloria Giner<br />
e a Fernando de los Rios</p>
<p>Verde que te quiero verde.<br />
Verde viento. Verdes ramas.<br />
El barco sobre la mar<br />
y el caballo en la montaña.<br />
Con la sombra en la cintura<br />
ella sueña en sus baranda,<br />
verde carne, pelo verde,<br />
con ojos de fría plata.<br />
Verde que te quiero verde.<br />
Bajo la luna gitana,<br />
las cosas la están mirando<br />
y ella no puede mirarlas.</p>
<p>Verde que te quiero verde.<br />
Grandes estrellas de escarcha,<br />
vienen con el pez de sombra<br />
que abre el camino del alba.<br />
La higuera frota su viento<br />
con la lija de sus ramas,<br />
y el monte, gato garduño,<br />
eriza sus pitas agrias.<br />
¿Pero quién vendrá? ¿Y por dónde&#8230;?<br />
Ella sigue en su baranda,<br />
verde carne, pelo verde,<br />
soñando en la mar amarga.</p>
<p>Compadre, quiero cambiar<br />
mi caballo por su casa,<br />
mi montura por su espejo,<br />
mi cuchillo por su manta.<br />
Compadre, vengo sangrando,<br />
desde los puertos de Cabra.<br />
Si yo pudiera, mocito,<br />
este trato se cerraba.<br />
Pero yo ya no soy yo,<br />
Ni mi casa es ya mi casa.<br />
Compadre, quiero morir<br />
decentemente en mi cama.<br />
De acero, si puede ser,<br />
con las sábanas de holanda.<br />
¿No ves la herida que tengo<br />
desde el pecho a la garganta?<br />
Trescientas rosas morenas<br />
lleva tu pechera blanca.<br />
Tu sangre rezuma y huele<br />
alrededor de tu faja.<br />
Pero yo ya no soy yo.<br />
Ni mi casa es ya mi casa.<br />
Dejadme subir al menos<br />
hasta las altas barandas,<br />
¡dejadme subir!, dejadme<br />
hasta las verdes barandas.<br />
Barandales de la luna<br />
por donde retumba el agua.</p>
<p>Ya suben los dos compadres<br />
hacia las altas barandas.<br />
Dejando un rastro de sangre.<br />
Dejando un rastro de lágrimas.<br />
Temblaban en los tejados<br />
farolillos de hojalata.<br />
Mil panderos de cristal,<br />
herían la madrugada.</p>
<p>Verde que te quiero verde,<br />
verde viento, verdes ramas.<br />
Los dos compadres subieron.<br />
El largo viento, dejaba<br />
en la boca un raro gusto<br />
de hiel, de menta y de albahaca.<br />
¡Compadre! ¿Dónde está, dime?<br />
¿Dónde está tu niña amarga?<br />
¡Cuántas veces te esperó!<br />
¡Cuántas veces te esperara,<br />
cara fresca, negro pelo,<br />
en esta verde baranda!</p>
<p>Sobre el rostro del aljibe<br />
se mecía la gitana.<br />
Verde carne, pelo verde,<br />
con ojos de fría plata.<br />
Un carábano de luna<br />
la sostiene sobre el agua.<br />
La noche se puso íntima<br />
como una pequeña plaza.<br />
Guardias civiles borrachos<br />
en la puerta golpeaban</p>
<p>Verde que te quiero verde.<br />
Verde viento. Verdes ramas.<br />
El barco sobre la mar<br />
y el caballo en la montaña.</p>
<p>ROMANCE SONÁMBULO<br />
Federico García Lorca</p>
<p>Green, how I want you green.<br />
Green wind. Green branches.<br />
The ship out on the sea<br />
and the horse on the mountain.<br />
With the shade around her waist<br />
she dreams on her balcony,<br />
green flesh, her hair green,<br />
with eyes of cold silver.<br />
Green, how I want you green.<br />
Under the gypsy moon,<br />
all things are watching her<br />
and she cannot see them.</p>
<p>Green, how I want you green.<br />
Big hoarfrost stars<br />
come with the fish of shadow<br />
that opens the road of dawn.<br />
The fig tree rubs its wind<br />
with the sandpaper of its branches,<br />
and the forest, cunning cat,<br />
bristles its brittle fibers.<br />
But who will come? And from where?<br />
She is still on her balcony<br />
green flesh, her hair green,<br />
dreaming in the bitter sea.</p>
<p>&#8211;My friend, I want to trade<br />
my horse for her house,<br />
my saddle for her mirror,<br />
my knife for her blanket.<br />
My friend, I come bleeding<br />
from the gates of Cabra.<br />
&#8211;If it were possible, my boy,<br />
I&#8217;d help you fix that trade.<br />
But now I am not I,<br />
nor is my house now my house.<br />
&#8211;My friend, I want to die<br />
decently in my bed.<br />
Of iron, if that&#8217;s possible,<br />
with blankets of fine chambray.<br />
Don&#8217;t you see the wound I have<br />
from my chest up to my throat?<br />
&#8211;Your white shirt has grown<br />
thirsy dark brown roses.<br />
Your blood oozes and flees a<br />
round the corners of your sash.<br />
But now I am not I,<br />
nor is my house now my house.<br />
&#8211;Let me climb up, at least,<br />
up to the high balconies;<br />
Let me climb up! Let me,<br />
up to the green balconies.<br />
Railings of the moon<br />
through which the water rumbles.</p>
<p>Now the two friends climb up,<br />
up to the high balconies.<br />
Leaving a trail of blood.<br />
Leaving a trail of teardrops.<br />
Tin bell vines<br />
were trembling on the roofs.<br />
A thousand crystal tambourines<br />
struck at the dawn light.</p>
<p>Green, how I want you green,<br />
green wind, green branches.<br />
The two friends climbed up.<br />
The stiff wind left<br />
in their mouths, a strange taste<br />
of bile, of mint, and of basil<br />
My friend, where is she&#8211;tell me&#8211;<br />
where is your bitter girl?<br />
How many times she waited for you!<br />
How many times would she wait for you,<br />
cool face, black hair,<br />
on this green balcony!<br />
Over the mouth of the cistern<br />
the gypsy girl was swinging,<br />
green flesh, her hair green,<br />
with eyes of cold silver.<br />
An icicle of moon<br />
holds her up above the water.<br />
The night became intimate<br />
like a little plaza.<br />
Drunken &#8220;Guardias Civiles&#8221;<br />
were pounding on the door.<br />
Green, how I want you green.<br />
Green wind. Green branches.<br />
The ship out on the sea.<br />
And the horse on the mountain.</p>
<p>Translated by William Logan</p>
<p>Ballata sonnambula</p>
<p>Verde que te quiero verde.<br />
Verde vento. Verdi rami.<br />
La nave sul mare<br />
e il cavallo sulla montagna.<br />
Con l’ombra alla vita<br />
ella sogna alla sua balaustra,<br />
verde carne, chioma verde,<br />
con occhi d’argento gelato.<br />
Verde que te quiero verde.<br />
Sotto la luna gitana,<br />
le cose la stanno guardando<br />
ed ella non può guardarle.</p>
<p>Verde que te quiero verde.<br />
Grandi stelle di brina<br />
vengono col pesce d’ombra<br />
che apre la strada dell’alba.<br />
Il fico sfrega il suo vento<br />
con lo smeriglio dei suoi rami,<br />
e il monte, gatto sornione,<br />
arriccia le sue agavi acri.<br />
Ma, chi verrà? e da dove?…<br />
Ella sempre alla sua balaustra,<br />
verde carne, chioma verde,<br />
sognando l’amaro mare.</p>
<p>- Compare, vorrei scambiare<br />
il mio cavallo con la tua casa,<br />
la mia sella col tuo specchio,<br />
il mio coltello con la tua coperta.<br />
Compare, arrivo insanguinato<br />
dai valichi di Cabra.<br />
- Se potessi, caro amico,<br />
il cambio sarebbe già fatto.<br />
Ma io non sono più io,<br />
né la mia casa è più la mia casa.<br />
- Compare, voglio morire<br />
decorosamente nel mio letto.<br />
Molle d’acciaio, se è possibile,<br />
con le lenzuola d’Olanda.<br />
Non vedi questa ferita<br />
dal petto alla gola?<br />
- Trecento rose brune<br />
sulla tua camicia bianca.<br />
Il tuo sangue gocciola e odora<br />
alla fascia della tua cintura.<br />
Ma io non sono più io,<br />
né la mia casa è più la mia casa.<br />
- Lascia almeno che salga<br />
fino alle alte balaustre;<br />
lascia che salga, lascia,<br />
alle verdi balaustre.<br />
Colonnine della luna<br />
per dove rimbomba l’acqua.</p>
<p>Salgono i due compari<br />
alle alte balaustre.<br />
Lasciando una traccia di sangue.<br />
Lasciando una traccia di lacrime.<br />
Tremavano sui tetti<br />
lanternine di latta.<br />
Mille tamburelli di vetro<br />
ferivano le luci dell’alba.</p>
<p>Verde que te quiero verde,<br />
verde vento, verdi rami.<br />
I due compari salirono.<br />
Il lungo vento lasciava<br />
in bocca uno strano sapore<br />
di fiele, di menta e basilico.<br />
- Dove sta, dimmi, compare!<br />
Dove, la tua ragazza amara?<br />
- Quante volte t’ha aspettato!<br />
Quante volte t’aspettò,<br />
viso fresco, nera chioma,<br />
a questo verde balcone!</p>
<p>Sulla faccia della cisterna<br />
la gitana si dondolava.<br />
Verde carne, chioma verde<br />
con occhi d’argento gelato.<br />
Un ghiacciolo di luna<br />
la sorregge sull’acqua.<br />
La notte si fece intima<br />
come una piccola piazza.<br />
Guardie civili ubriache<br />
alla porta bussarono.<br />
Verde que te quiero verde.<br />
Verde vento. Verdi rami.<br />
La nave sul mare.<br />
E il cavallo sulla montagna.</p>
<p>İtalyanca çevirinin kaynağından emin olmamakla birlikte büyük olasılıkla  şurada bulunuyormuş: “García Lorca, Tutte le poesie, a cura di Norbert  von Prellwitz, Milano, Biblioteca universale Rizzoli, 1995. Traduzioni  di Lorenzo Blini, Renato Bruno e Norbert von Prellwitz”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/uyurgezer-gonul-seruveni-federico-garcia-lorca.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çevirmensiz İz Bırakan Çeviri Olur mu?</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/cevirmensiz-iz-birakan-ceviri-olur-mu.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/cevirmensiz-iz-birakan-ceviri-olur-mu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Jan 2010 15:34:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÇEVİRİ]]></category>
		<category><![CDATA[Açlığın Şarkısı]]></category>
		<category><![CDATA[Algan Sezgintüredi]]></category>
		<category><![CDATA[Almodovar Teoremi]]></category>
		<category><![CDATA[Antoni Casas Ros]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın]]></category>
		<category><![CDATA[Asuman Kafaoğlu-Büke]]></category>
		<category><![CDATA[Aysel Bora]]></category>
		<category><![CDATA[Begüm Kovulmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Canım Sevgilim]]></category>
		<category><![CDATA[çeviri roman]]></category>
		<category><![CDATA[çevirmen]]></category>
		<category><![CDATA[çevirmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Duygu Günkut]]></category>
		<category><![CDATA[Eduard Marquez Brandes'in Kararı]]></category>
		<category><![CDATA[Elsa Morante]]></category>
		<category><![CDATA[Emre Erbatur]]></category>
		<category><![CDATA[Erkin Michel Faber]]></category>
		<category><![CDATA[F. Burak Aydar]]></category>
		<category><![CDATA[Filin Yolculuğu]]></category>
		<category><![CDATA[Floransa Büyücüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Günahkar Kırmızı Masum Beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[Haruki Murakami]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Can]]></category>
		<category><![CDATA[İnci Kut]]></category>
		<category><![CDATA[Isabel Allende]]></category>
		<category><![CDATA[İz Bırakan çeviri romanlar]]></category>
		<category><![CDATA[J. M. Coetzee]]></category>
		<category><![CDATA[J.M.G. Le Clezio]]></category>
		<category><![CDATA[Jodi Picoult]]></category>
		<category><![CDATA[Jonah Lehrer]]></category>
		<category><![CDATA[JOnathan Safran Foer]]></category>
		<category><![CDATA[Kağıt]]></category>
		<category><![CDATA[Katilin Şeyi]]></category>
		<category><![CDATA[Kötü Bir Yılın Güncesi]]></category>
		<category><![CDATA[Makas]]></category>
		<category><![CDATA[Müthiş Dahiden Hazin Bir Eser]]></category>
		<category><![CDATA[Necdet Günkut]]></category>
		<category><![CDATA[Nihan Önol]]></category>
		<category><![CDATA[Öncel Naldemirci]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Savaş.]]></category>
		<category><![CDATA[Proust Bir Sinirbilimciydi]]></category>
		<category><![CDATA[Radikal Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[S. Rushdie]]></category>
		<category><![CDATA[Sahilde Kafka]]></category>
		<category><![CDATA[Sanem Sirer Dave Eggers]]></category>
		<category><![CDATA[Saramago]]></category>
		<category><![CDATA[Serkan Göktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Suat Ertüzün]]></category>
		<category><![CDATA[Taş]]></category>
		<category><![CDATA[Ve Tarih Devam Ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[Vedat Kurdel]]></category>
		<category><![CDATA[Yeliz Kara]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=782</guid>
		<description><![CDATA[ Bilimin ve sanatın evrenselleşmesinde, farklı dillere ve kültürlere ait yapıtların farklı farklı dil ve kültürler tarafından alımlanıp  yeniden anlamlanmasında çevirinin işlevi o kadar büyük ki. Çevirmenler olmasa idi sayısız bilimsel eserin, romanın, tiyatro eserinin,  şiirin, filmin ve benzeri yapıtların dünyalarını tanıyabilmemiz olanaksız olurdu. Çevirmene hakkını teslim etmek, bilim veya sanat yapıtının adı ve yaratıcısının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2010/01/Çevirmen.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-783" title="Çevirmen" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2010/01/Çevirmen.jpg" alt="Çevirmen" width="127" height="100" /></a> Bilimin ve sanatın evrenselleşmesinde, farklı dillere ve kültürlere ait yapıtların farklı farklı dil ve kültürler tarafından alımlanıp  yeniden anlamlanmasında çevirinin işlevi o kadar büyük ki. Çevirmenler olmasa idi sayısız bilimsel eserin, romanın, tiyatro eserinin,  şiirin, filmin ve benzeri yapıtların dünyalarını tanıyabilmemiz olanaksız olurdu. Çevirmene hakkını teslim etmek, bilim veya sanat yapıtının adı ve yaratıcısının yanında çevirmeninin adını da yaşatmak, sanatı yaşatmanın gereğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Radikal Gazetesi&#8217;nde Asuman Kafaoğlu-Büke imzası ile &#8220;2009&#8242;un İz Bırakan Çeviri Romanları&#8221; başlıklı bir yazı yayınlandı. Kafaoğlu-Büke&#8217;nin yazısında &#8220;2009&#8242;un İz Bırakan Çeviri  Romanları&#8221; ve adı üstünde &#8220;çeviri roman&#8221; denilince gözlerimiz ister istemez, bu romanlarının çevirmenlerini de aradı. Ama ne yazık ki bulamadık o değerli isimleri bu yazıda (<a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&amp;ArticleID=971265&amp;Date=03.01.2010&amp;CategoryID=40">Yazıya Bağlantı</a>).</p>
<p style="text-align: justify;">Yazıda, &#8220;2009&#8242;un İz Bırakan Çeviri Romanları&#8221;nın çevirmenlerin adları neden yok? Bilmem. Bilmem ama bunun düzeltilmesi gerekli ciddi bir ihmal olduğu ortada. Sayın Kafaoğlu-Büke de değerli bir eleştirmen olduğuna göre, bu ihmali  davranışı kastetmemiştir  büyük bir olasılıkla, kastetmiş olamaz ama kendisi istemeden de olsa olmuş işte bir biçimde. Bizim işimiz yazının yazarının itkelerini sorgulamak değil, gözümüze çarptığı haliyle yazıdaki önemli bir eksikliği vurgulamak.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Çevirmen meslektaşımız Yeliz Kara, yukarıda belirttiğimiz yazıda sözü edilen kitapların çevirmenlerini  tek tek bulmuş internetten. Ellerine, yüreğine, dimağına sağlık. Biz de onun oluşturduğu listeyi, sitemizde yayınlayalım ve Radikal Gazetesi&#8217;ne göre &#8220;2009&#8242;un İz Bırakan Çeviri Romanları&#8221;nın, ilk elde &#8220;iz bırakabilmesinin&#8221; en önemli nedeni olan, yeniden-yaratıcı üretkenlerinin adlarını sayalım:</p>
<p style="text-align: justify;">Saramago/Filin Yolculuğu. <span style="text-decoration: underline;"><strong>Çevirmen: Pınar Savaş.</strong></span><br />
J. M. Coetzee/Kötü Bir Yılın Güncesi. <strong><span style="text-decoration: underline;">Çevirmen: Suat Ertüzün</span></strong><br />
J.M.G. Le Clezio/Açlığın Şarkısı. <span style="text-decoration: underline;"><strong>Çevirmen: Aysel Bora</strong></span><br />
S. Rushdie/Floransa Büyücüsü. <strong><span style="text-decoration: underline;">Çevirmen: Begüm Kovulmaz</span></strong><br />
Isabel Allende/Canım Sevgilim. <span style="text-decoration: underline;"><strong>Çevirmen: İnci Kut</strong></span><br />
Elsa Morante/Ve Tarih Devam Ediyor. <strong><span style="text-decoration: underline;">Çevirmen: Nihan Önol</span></strong><br />
Antoni Casas Ros/Almodovar Teoremi. <span style="text-decoration: underline;"><strong>Çevirmen: Öncel Naldemirci</strong></span><br />
Eduard Marquez/ Brandes&#8217;in Kararı. <strong><span style="text-decoration: underline;">Çevirmen: İnci Kut</span></strong><br />
Jodi Picoult/Taş, Kağıt, Makas. <strong><span style="text-decoration: underline;">Çevirmen: Serkan Göktaş</span></strong><br />
Jonathan Safran Foer/Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın. <strong><span style="text-decoration: underline;">Çevirmen: </span><span style="text-decoration: underline;"> Algan Sezgintüredi </span></strong><br />
Dave Eggers/Müthiş Dahiden Hazin Bir Eser. <strong><span style="text-decoration: underline;">Çevirmen: Duygu Günkut</span></strong><br />
Haruki Murakami/Sahilde Kafka. <span style="text-decoration: underline;"><strong>Çevirmen: </strong><strong>Hüseyin Can Erkin</strong></span><br />
Michel Faber/Günahkar Kırmızı <span id="lw_1262530125_4" style="border-bottom: 1px dashed #0066cc; cursor: pointer;">Masum</span> Beyaz. <span style="text-decoration: underline;"><strong>Çevirmen:Emre Erbatur</strong></span><br />
Jonah Lehrer/Proust Bir Sinirbilimciydi.<strong><span style="text-decoration: underline;"> Çevirmen: F. <span id="lw_1262530125_5" style="border-bottom: 1px dashed #0066cc; background: transparent none repeat scroll 0% 0%; cursor: pointer;">Burak</span> Aydar</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ben de karınca kadrince, sevgili Yeliz Kara&#8217;nın listesine bir katkıda bulunmak ve aynı sıra içinde, bu çevirmen meslektaşlarımızı, onlar hakkında sahip olduğum ve ek olarak edinebildiğim bilgilerin kararınca yakından tanıtmak istiyorum. Kimi tanıtımın kaynağı daha ayrıntılı olduğu için burada daha ayrıntılı geçti, kimisi benim sınırlı gözüme çarpan yönleriyle geçti. Her durumda, çevirmenleri ve yaratılarını daha yakından tanımak ve tanıtmak için her öneriye açığım:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çevirmen Pınar Savaş</strong>, Saint Benoit Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nden mezun. 1998&#8242;den beri İspanyolca ve İngilizce dillerinde çeviriler yapıyor. Daha önce çevirdiği yazarlar arasında Ernesto Sabato, Umberto Eco, Carlos Fuentes, Alice Monroe, Angela Carter ve Juan José Millas sayılabilir (Kaynak: İmge Yayınları, <a href="http://www.imge.com.tr/person.php?person_id=4699">Bağlantı</a>) .</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çevirmen Suat Ertüzün</strong>, profesyonel rehberliğin yanı sıra edebiyat dünyamıza kazandırdığı çok sayıda çevirileriyle tanınıyor (Kaynak: İmge Yayınları)&#8230; Ertüzün&#8217;ün Can Yayınları&#8217;ndan çıkan çevirilerinden kaydettiğimiz bir seçki şöyle: Alburquerque (çeviren) Derin Sular (çeviren) Güneş Tutulması (çeviren) Kötü Bir Yılın Güncesi (çeviren) Kukla Ustaları (çeviren),  Tanrıların Gözdesi (çeviren), Üç Yaz (çeviren) (Bu seçkiye <a href="http://www.canyayinlari.com/LabourerDetails_Suat-Ertuzun_752.aspx">bağlantı</a>)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çevirmen Aysel Bora</strong> İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Fransız Filolojisi bölümünü bitirdi. Meydan Larousse’u hazırlayan çevirmen kadrosunda yer aldı. Daha pek çok ansiklopedik yayına katkıda bulundu. <strong>Başlıca çevirileri:</strong> Suçta Mutluluk, Barbey d’Aurevilly; Küçük Yazı Satıcısı, Daniel Pennac; Aydınlar Üzerine, Jean-Paul Sartre; Şimdi, Nathalie Sarraute; Açınız, Nathalie Sarraute; Bilmemek, Milan Kundera; Roman Sanatı, Milan Kundera; Ölümsüzlük, Milan Kundera; O Aşk, Yann Andréa; Kuşatılmış Yaşamlar, Michel Houellebecq; Gecenin Güne Anlattığı, Jean Echenoz; Sarışın Bombalar, Jean Echenoz; Ölümcül Kimlikler, Amin Maalouf (YKY, Ocak 2000); Renée Vivien’den Kerime’ye Mektuplar, Jean Leproux (YKY, Nisan 2000); Pierre Loti, Gezegen Seyyahı, Alain Quella-Villéger (YKY, Şubat 2002); Bizans Süiti, Rosie Pinhas Delpeuch (YKY, Eylül 2004); (Kaynak Yapı Kredi Yayınları, <a href="http://www.ykykultur.com.tr/cevirmen/?id=20">Bağlantı</a>)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çevirmen Begüm Kovulmaz, </strong>İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü&#8217;nü bitirdi. Kipling, Mastretta, Healy, Carter, Burgess gibi yazarların eserlerini çevirdi (Bazı Çevirilerine <a href="http://www.canyayinlari.com/LabourerDetails_Begum-Kovulmaz_1231.aspx">Bağlantı</a>).</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çevirmen İnci Kut, </strong>Ankara Koleji&#8217;ni bitirdikten sonra, yüksek öğrenimini 1965 yılında Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi İngilizce Bölümü&#8217;nde tamamladı. Madrid&#8217;de 1967&#8242;de başladığı üç yıllık İspanyolca öğrenimi sonrasında, Varşova Üniversitesi İspanyolca Bölümü&#8217;ne devam ederek 1976&#8242;da bu bölümün ilk mezunlarından oldu. İspanyol dili üzerindeki çalışmaları sonucu, Türkiye&#8217;de İspanyolca öğrenimine katkıda bulunmak amacıyla hazırlayıp yayımladığı ve türlerinin ilki olarak büyük bir boşluğu doldurmuş olan eserleri vardır. Edebi çeviri alanındaki yoğun çalışmaları sonucu İspanya ve çeşitli Güney Amerika ülkeleri edebiyatından 20&#8242;den fazla önemli eseri dilimize kazandırmıştır. İspanyolcaya çevirdiği Sait Faik Abasıyanık&#8217;ın Son Kuşlar adlı öykü kitabı 1992&#8242;de Madrid&#8217;te basıldı. Ahmet Adnan Saygun&#8217;un Yunus Emre Oratoryosu&#8217;nun İspanyolca çevirisini prosodik olarak gerçekleştirdi&#8221; (Alıntı: Kitap2.com, <a href="http://www.kitap2.com/cevirmen/93/%C4%B0nci-Kut.aspx">Bağlantı</a>).</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çevirmen Nihan Önol </strong>da çok sayıda çevirileri ile tanınıyor. Bir “Batılı”nın gözünden, romanlaştırılmış tarihsel kahramanlarımızı anlatan “Barbaros Kardeşler” çevirisi 2006 yılında Epsilon Yayınları’ndan çıkmıştı (<a href="http://www.epsilonyayinevi.com/pgs/prd/prd_det.asp?fr_recid=78186">Bağlantı</a>).</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çevirmen Öncel Naldemirci&#8217;nin</strong> yetkin kalemiyle çevirdiği Aldomovar Teoremi hakkında ilginç bir yazı için şu bağlantıya işaret etmek istiyorum: (<a href="httphttp://www.yeniaktuel.com.tr/kul102,202@2100.html://">Bağlantı</a>)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çevirmen Serkan Göktaş,</strong> Hacettepe Üniversitesi İngilizce Mütercim-Tercümanlık Bölümü&#8217;nü bitirmiş, aynı üniversitede akademisyen olarak da görev almıştır. Göktaş&#8217;ın çok sayıda çeviri eseri bulunmaktadır (2009 yılında yayınlanan Taş, Kağıt, Makas adlı roman çevirisi için <a href="http://77.75.38.155/urun.aspx?id=192587">bağlantı</a>)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çevirmen Sanem Sirer&#8217;in</strong> Joshua Ferris&#8217;in &#8220;Ve İşimiz Bitti&#8221; adlı romanıyla ilgili olarak Radikal Kitap&#8217;ta yayınlanmış yazısını keyifle okumuştum (<a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&amp;ArticleID=882875&amp;Date=03.01.2010&amp;CategoryID=40">Bağlantı</a>).</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çevirmen ve romancı Algan Sezgintüredi&#8217;yi çok sayıda değerli çevirisinin yanında&#8221;Katilin Şeyi&#8221; adlı romanından da tanıyoruz. &#8220;Katilin Şeyi&#8221;, edebiyatımıza Vedat Kurdel karakterini kazandırmıştı <a href="http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/220506/4.html">(Bağlantı)</a><br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bruce Lawrence&#8217;ın &#8220;Kuran&#8221; adlı ilgi çekici eserini, Algan Sezgintüredi çevirmişti:</p>
<p style="text-align: justify;">Versus Yayınları&#8217;ndan 2008 de çıkan kitabın tanıtımı şu idi: &#8220;Tanınmış biliminsanı Bruce Lawrence, bu kısa kitapta Kuran neden İslam&#8217;dır sorusunu yanıtlıyor. Yedinci yüzyıl Arabistanı&#8217;nda inancın köklerini tarif ediyor ve Kuran&#8217;ın neden inananları tarafından ezberlenip okunması gerektiğini anlatıyor. Aynı zamanda, Kettonlu keşiş Robert&#8217;tan şair-filozof Muhammed İkbal&#8217;e kadar Kuran&#8217;dan kuşkulananlarla Kuran yorumcularını tartışıyor ve bunların günümüz toplum ve siyasetindeki etkilerini değerlendiriyor. Tüm bunların üzerindeyse, Lawrence, Kuran&#8217;ın mesajı tek olmayan bir kutsal kitap olduğunu vurgulayarak yorum gereksindiğini ve tarih bağlamına yerleştirilmeden gereğince anlaşılamayacağını savunuyor. Sorunların gittikçe arttığı günümüzde Lawrence&#8217;ın Kuran&#8217;a dair çalışması, dünyanın en ünlü ve en az anlaşılmış kitaplarından biri üzerine, güzel yazılmış ve yetke sahibi bir kitap olarak karşımıza çıkıyor.&#8221; (<a href="http://www.pandora.com.tr/urun.aspx?id=169898">Bağlantı) </a></p>
<p style="text-align: justify;">Sevgili arkadaşım, şiirlerinin hayran okuyucusu olduğum <strong>Şair ve Çevirmen Duygu Günkut&#8217;u</strong> &#8220;Ekşi Sözlük&#8221; üzerinden tanıtayım:))  &#8220;(R)obert (K)olej ve Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde tamamladığı eğitiminden sonra baba mesleğini (bkz: (<a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=necdet+gunkut">Necdet Günkut</a>) seçerek büyük medya gruplarında çeşitli görevler üstlenmiş, ama bir gün plazaları istanbul&#8217;a, istanbul&#8217;u da bize bırakarak yüreğinin götürdüğü yere ve yüreğinin götürdüğü işe gitmiş çevirmen&#8230;(İ)stanbul beyefendisi (Z)agor&#8217;un&#8230;annesi. Çok sayıda yetkin çevirisi bulunuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çevirmen Hüseyin Can Erkin,</strong> 1968 Çorum doğumlu. Çevirmen, öğretim üyesi. 1991 Ankara Ü.D.T.C.F. Japon Dili ve Ed. mezunu. 1996&#8242;da yüksek lisansını (Hokkaido Ü. Japonya), 2001&#8242;de doktorasını (Ankara Ü.) tamamladı. Araştırma amaçlı olarak çeşitli dönemlere bölünmekle birlikte toplam 6 yıl Japonya&#8217;da kaldı. Yine araştırma amaçlı olarak kısa sürelerle Kore, Çin, Hollanda ve İspanya&#8217;da bulundu. Araştırmalarını Japonya&#8217;da savaşçı (samurai) kültürünün tarihi, Japon hukuk tarihi, Japonya-Batı ilişkileri tarihi ve Zen Budizm üzerine yoğunlaştırdı. Ayrıca klasik ve modern Japon edebiyatı, Türkiye-Japonya ilişkileri gibi konularda da yayınladığı kitap ve makaleleri var. Çevirilerinden bazıları: Atsuko Toyama, Yüzyılın Dönemecinde Türkiye; Yamamoto Tsunetomo, Hagakure; Osamu Dazai, İnsanlığımı Yitirirken; Kavabata Yasunari, Kiraz Çiçekleri; Ryu Murakami, Yok Yere; Ryu Murakami, Emanet Dolabı Bebekleri (Alıntı Turkuvaz Kitap, <a href="http://www.turkuvazkitap.com/index.php?news=542">Bağlantı</a>).</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Öğretim Üyesi/Çevirmen Emra Erbatur&#8217;u</strong> <a href="http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=66211">Kopernik&#8217;in Unutulmuş Kitabı</a> &#8211; Çevirmen (Goa) adlı çalışmalarından da tanıyoruz (Kaynak İmge Kitabevi, <a href="http://www.imge.com.tr/person.php?person_id=40800">Bağlantı</a>)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çevirmen Ferit Burak Aydar&#8217;ı</strong> da bir dizi yetkin çevirisiyle tanıdık. Pek çoğu arasından <span id="ctl00_ContentPlaceHolderMainOrta_LabelAdi">&#8220;Emperyalizm Kapitalizmin En Yüksek Aşaması&#8221;nın kulaklarını çınlatalım (</span><a href="http://www.pandora.com.tr/urun.aspx?id=190680">Bağlantı</a>). <span id="ctl00_ContentPlaceHolderMainOrta_LabelAdi"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Her biri kocaman, sanat ve bilim taşıyıcısı, &#8220;deve dişi&#8221; gibi çaplı üreticiler. Bu üreticileri ve benzerlerini tanıyalım, sanat ve bilim çevirisini yaşatalım.<br />
</span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu vesile ile sizleri Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği&#8217;nin (Çev-Bir) çalışma ve etkinliklerine ilgi göstermeye çağırıyor, herkese, öteki dillerin renkleriyle de aydın&#8217;lanan yapıcı konuşkan ve yazışkan bir yıl diliyorum. Çev-Bir&#8217;in Sitesi İçin (<a href="http://www.cevbir.org/">Bağlantı</a>)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/cevirmensiz-iz-birakan-ceviri-olur-mu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kedi ve Ay (The Cat And The Moon) – William Butler Yeats: II (Recep Nas Çevirisi)</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/kedi-ve-ay-the-cat-and-the-moon-%e2%80%93-william-butler-yeats-ii-recep-nas-cevirisi.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/kedi-ve-ay-the-cat-and-the-moon-%e2%80%93-william-butler-yeats-ii-recep-nas-cevirisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 16:16:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÇEVİRİ]]></category>
		<category><![CDATA[çeviri atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kedi ve Ay]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Nas çevirisi]]></category>
		<category><![CDATA[the cat and the moon]]></category>
		<category><![CDATA[William Butler Yeats]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=775</guid>
		<description><![CDATA[William Butler Yeats&#8217;in &#8220;The Cat and the Moon&#8221; adlı şiirini Türkçe&#8217;ye çevirmiş ve bu çeviriyi Ada&#8217;lı melek &#8220;Prenses&#8221;e adamıştım (İlk çeviri için bağlantı). Şimdi bir de çevirmen Recep Nas&#8217;ın aynı şiire üflediği yetkin , çevirmen nefesi hissedelim. &#8220;Minnaloushe&#8221; kelimesi yerine &#8220;Minnoş&#8221;u keşfetmek bu yetkinliğin en çarpıcı yönü bence. Bu dil ve bu duygu hayranlık uyandırıcı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/12/images.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-776" title="Kedi ve Ay" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/12/images.jpg" alt="Kedi ve Ay" width="141" height="100" /></a>William Butler Yeats&#8217;in &#8220;The Cat and the Moon&#8221; adlı şiirini Türkçe&#8217;ye çevirmiş ve bu çeviriyi Ada&#8217;lı melek &#8220;Prenses&#8221;e adamıştım (İlk çeviri için <a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/kedi-ve-ay-the-cat-and-the-moon-william-butler-yeats.html">bağlantı</a>). Şimdi bir de çevirmen Recep Nas&#8217;ın aynı şiire üflediği yetkin , çevirmen nefesi hissedelim. &#8220;Minnaloushe&#8221; kelimesi yerine &#8220;Minnoş&#8221;u keşfetmek bu yetkinliğin en çarpıcı yönü bence. Bu dil ve bu duygu hayranlık uyandırıcı. Recep Nas&#8217;ın eline, yüreğine ve dimağına sağlık&#8230; &#8220;And Death Shall Have No Dominion&#8221;dan sonra &#8220;The Cat and the Moon&#8221; hakkında da yazışacağız Recep Nas ile&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Prenses&#8217;ten Minnoş&#8217;a ve gene tüm kedilere&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Minnoşum ve Ay</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">William Butler Yeats</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Dolaşırdı kedim orda burada</p>
<p style="text-align: justify;">Ve dönenirdi ay gökte bir topaç gibi,</p>
<p style="text-align: justify;">Ve en yakın kandaşı ayın,</p>
<p style="text-align: justify;">Iğralanarak yürüyen kedim, bakardı göğe.</p>
<p style="text-align: justify;">Beyaz Minnoşum gözlerini diker, ayı gözlerdi,</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm yaptığı, yapacağı buydu işte çünkü</p>
<p style="text-align: justify;">Mırnav mırnav dolaşmak ortalıkta,</p>
<p style="text-align: justify;">Gökyüzünde kış güneşi,</p>
<p style="text-align: justify;">Dondururdu onun vahşi kanını.</p>
<p style="text-align: justify;">Minnoşum kaldırıp minnacık ayacıklarını</p>
<p style="text-align: justify;">Koşar çimler üstünde.</p>
<p style="text-align: justify;">Dans mı ediyorsun, Minnoşum sen, ha?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu iki kandaş karşılaşmasın hele bir de</p>
<p style="text-align: justify;">Var mı dans etmekten daha güzeli başka?</p>
<p style="text-align: justify;">Belki ay da öğrenir</p>
<p style="text-align: justify;">Bu zarif edadan yorulup bir gün,</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni bir dansa sıra geldiğini.</p>
<p style="text-align: justify;">Minnoşum yuvarlanır yer yer ay ışığının</p>
<p style="text-align: justify;">Aydınlattığı çimler arasında,</p>
<p style="text-align: justify;">Kutsal ay başının üstünde,</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni bir evreye girer.</p>
<p style="text-align: justify;">Biliyor mu Minnoşum gözbebeklerinin</p>
<p style="text-align: justify;">Her gün yeni baştan değişeceğini</p>
<p style="text-align: justify;">Ve dolunaydan hilale,</p>
<p style="text-align: justify;">Hilalden dolunaya döneceğini?</p>
<p style="text-align: justify;">Minnoşum yuvarlanır çimler arasında</p>
<p style="text-align: justify;">Yalnız, gururlu ve bilge,</p>
<p style="text-align: justify;">Her gün yeni baştan değişen gözlerini diker</p>
<p style="text-align: justify;">Dönüşüp duran aya bakar.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Çeviren: Recep NAS</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">The Cat And The Moon by William Butler Yeats</p>
<p style="text-align: justify;">THE cat went here and there<br />
And the moon spun round like a top,<br />
And the nearest kin of the moon,<br />
The creeping cat, looked up.<br />
Black Minnaloushe stared at the moon,<br />
For, wander and wail as he would,<br />
The pure cold light in the sky<br />
Troubled his animal blood.<br />
Minnaloushe runs in the grass<br />
Lifting his delicate feet.<br />
Do you dance, Minnaloushe, do you dance?<br />
When two close kindred meet,<br />
What better than call a dance?<br />
Maybe the moon may learn,<br />
Tired of that courtly fashion,<br />
A new dance turn.<br />
Minnaloushe creeps through the grass<br />
From moonlit place to place,<br />
The sacred moon overhead<br />
Has taken a new phase.<br />
Does Minnaloushe know that his pupils<br />
Will pass from change to change,<br />
And that from round to crescent,<br />
From crescent to round they range?<br />
Minnaloushe creeps through the grass<br />
Alone, important and wise,<br />
And lifts to the changing moon<br />
His changing eyes.</p>
<p style="text-align: justify;">W.B. Yeats</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/kedi-ve-ay-the-cat-and-the-moon-%e2%80%93-william-butler-yeats-ii-recep-nas-cevirisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kedi ve Ay (The Cat And The Moon) &#8211; William Butler Yeats</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/kedi-ve-ay-the-cat-and-the-moon-william-butler-yeats.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/kedi-ve-ay-the-cat-and-the-moon-william-butler-yeats.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Dec 2009 08:16:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[ÇEVİRİ]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[kedi]]></category>
		<category><![CDATA[kedi şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kedi ve Ay]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Didem]]></category>
		<category><![CDATA[Prenses]]></category>
		<category><![CDATA[prenses ve ay]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİİR]]></category>
		<category><![CDATA[the cat and the moon]]></category>
		<category><![CDATA[William Butler Yeats]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=748</guid>
		<description><![CDATA[William Butler Yeats’in sonsuz şiirinin rüzgârına çevirmence tutunmak, büyük şairin “Minnaloushe” adını verdiği kediyi “Prenses” olarak çevirmek istedim. “Minnaloushe”un anlamı tartışmalıdır ve &#8220;gözbebekleri ayın her evresinde değişen”e yorulmalıdır ve zati tüm kedileri ve şimdi hep Prenses’i anlatmalıdır.
Çevirimi, Ada&#8217;lı melek Prenses kediciğe, köpeğim Figlio&#8217;ya, bizim masum ve bilge kardeşlerimiz hayvanlara ve onları sevenlere adamıştım.
Prenses ve Ay
Kedi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/12/Yeats-Kedi.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-749" title="Yeats Kedi" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/12/Yeats-Kedi.jpg" alt="Yeats Kedi" width="110" height="100" /></a>William Butler Yeats’in sonsuz şiirinin rüzgârına çevirmence tutunmak, büyük şairin “Minnaloushe” adını verdiği kediyi “Prenses” olarak çevirmek istedim. “Minnaloushe”un anlamı tartışmalıdır ve &#8220;gözbebekleri ayın her evresinde değişen”e yorulmalıdır ve zati tüm kedileri ve şimdi hep Prenses’i anlatmalıdır.</p>
<p>Çevirimi, Ada&#8217;lı melek Prenses kediciğe, köpeğim Figlio&#8217;ya, bizim masum ve bilge kardeşlerimiz hayvanlara ve onları sevenlere adamıştım.</p>
<h2>Prenses ve Ay</h2>
<p>Kedi oraya buraya gitti<br />
Ay yörüngesinde ne de hızlı döndü,<br />
Ve en yakın kandaşı ayın,<br />
Sessiz adım yürür kedi yukarı baktı.<br />
Beyaz Prenses, ayı gözleriyle süzdü,<br />
Çünkü, onun gibi gezedöner ve inilder,<br />
Katıksız donuk ışık gökyüzünde<br />
Onun bağışlanmış kanını tedirgin etti.<br />
Prenses yeşilliklerde koşar<br />
Narin ayacıklarını kaldırarak.<br />
Dans mı ediyorsun, Prenses, dans mı ediyorsun?<br />
İki yakın aynı-tabiat karşılaşınca,<br />
Dans demekten başka ne dersin?<br />
Belki ay öğrenebilir,<br />
Şu kur yapar edadan yorulur,<br />
Yeni bir dans dönüşadımı bulur.<br />
Prenses yeşilliklerden süzülür<br />
Mehtabın düştüğü yerden bir başka yere,<br />
Mukaddes ay başının üstünde<br />
İşte yeni bir evrede.<br />
Prenses bilir mi hiç gözbebekleri<br />
Değişimden değişime geçecek,<br />
Ve dolunaydan hilâle,<br />
Hilâlden dolunaya bürünecek?<br />
Prenses yeşilliklerden süzülür<br />
Yalnız, gururlu ve bilge<br />
Dönüşen aya kaldırır<br />
Dönüşen gözlerini.</p>
<p>William Butler Yeats</p>
<p>Ay Yüzünden Bize İnsan Bakan Prenses’in Hatırası İçin Çeviren: Öykü Didem Aydın</p>
<p>The Cat And The Moon by William Butler Yeats</p>
<p>THE cat went here and there<br />
And the moon spun round like a top,<br />
And the nearest kin of the moon,<br />
The creeping cat, looked up.<br />
Black Minnaloushe stared at the moon,<br />
For, wander and wail as he would,<br />
The pure cold light in the sky<br />
Troubled his animal blood.<br />
Minnaloushe runs in the grass<br />
Lifting his delicate feet.<br />
Do you dance, Minnaloushe, do you dance?<br />
When two close kindred meet,<br />
What better than call a dance?<br />
Maybe the moon may learn,<br />
Tired of that courtly fashion,<br />
A new dance turn.<br />
Minnaloushe creeps through the grass<br />
From moonlit place to place,<br />
The sacred moon overhead<br />
Has taken a new phase.<br />
Does Minnaloushe know that his pupils<br />
Will pass from change to change,<br />
And that from round to crescent,<br />
From crescent to round they range?<br />
Minnaloushe creeps through the grass<br />
Alone, important and wise,<br />
And lifts to the changing moon<br />
His changing eyes.</p>
<p>W.B. Yeats</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/kedi-ve-ay-the-cat-and-the-moon-william-butler-yeats.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kurt Tucholsky Şiiri: &#8220;Büyük Şehirde Gözler&#8221;</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/kurt-tucholsky-siiri-buyuk-sehirde-gozler.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/kurt-tucholsky-siiri-buyuk-sehirde-gozler.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2009 07:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[ÇEVİRİ]]></category>
		<category><![CDATA[Augen in der Grossstadt]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Şehirde Gözler]]></category>
		<category><![CDATA[Kurt Tucholsky]]></category>
		<category><![CDATA[şiir çevirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Tucholsky]]></category>
		<category><![CDATA[Tucholsky şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=603</guid>
		<description><![CDATA[Bugün de gece yanda çocukluk fotoğrafına da yer verdiğimiz büyük şair, yazar ve gazeteci, edebiyat eleştirmeni, savaş  karşıtı fikir insanı, eylemci ve hukukçu Kurt Tucholsky&#8217;nin (9 Ocak 1890 Berlin &#8211; 21 Aralık 1935 Göteborg) Augen in der Großstadt (&#8221;Büyük Şehirde Gözler&#8221;) adlı şiirini çevireceğiz. Önce şairin ana dili Almanca! Sonra bizim ana dilimiz Türkçe!
Augen in [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/10/180px-Kurt_Tucholsky_1890.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-604" title="180px-Kurt_Tucholsky_1890" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/10/180px-Kurt_Tucholsky_1890-150x150.jpg" alt="180px-Kurt_Tucholsky_1890" width="150" height="150" /></a>Bugün de gece yanda çocukluk fotoğrafına da yer verdiğimiz büyük şair, yazar ve gazeteci, edebiyat eleştirmeni, savaş  karşıtı fikir insanı, eylemci ve hukukçu Kurt Tucholsky&#8217;nin (9 Ocak 1890 Berlin &#8211; 21 Aralık 1935 Göteborg) Augen in der Großstadt (&#8221;Büyük Şehirde Gözler&#8221;) adlı şiirini çevireceğiz. Önce şairin ana dili Almanca! Sonra bizim ana dilimiz Türkçe!</p>
<h2 style="text-align: justify;">Augen in der Großstadt</h2>
<p style="text-align: justify;">Wenn du zur Arbeit gehst<br />
am frühen Morgen,<br />
wenn du am Bahnhof stehst<br />
mit deinen Sorgen:<br />
da zeigt die Stadt<br />
dir asphaltglatt<br />
im Menschentrichter<br />
Millionen Gesichter:<br />
Zwei fremde Augen, ein kurzer Blick,<br />
die Braue, Pupillen, die Lider -<br />
Was war das? vielleicht dein Lebensglück&#8230;<br />
vorbei, verweht, nie wieder.</p>
<p style="text-align: justify;">Du gehst dein Leben lang<br />
auf tausend Straßen;<br />
du siehst auf deinem Gang, die<br />
dich vergaßen.<br />
Ein Auge winkt,<br />
die Seele klingt;<br />
du hast&#8217;s gefunden,<br />
nur für Sekunden&#8230;<br />
Zwei fremde Augen, ein kurzer Blick,<br />
die Braue, Pupillen, die Lider -<br />
Was war das? Kein Mensch dreht die Zeit zurück&#8230;<br />
Vorbei, verweht, nie wieder.</p>
<p style="text-align: justify;">Du mußt auf deinem Gang<br />
durch Städte wandern;<br />
siehst einen Pulsschlag lang<br />
den fremden Andern.<br />
Es kann ein Feind sein,<br />
es kann ein Freund sein,<br />
es kann im Kampfe dein<br />
Genosse sein.<br />
Er sieht hinüber<br />
und zieht vorüber &#8230;<br />
Zwei fremde Augen, ein kurzer Blick,<br />
die Braue, Pupillen, die Lider -<br />
Was war das?<br />
Von der großen Menschheit ein Stück!</p>
<p>Vorbei, verweht, nie wieder.</p>
<h2 style="text-align: justify;">Büyük Şehirde Gözler</h2>
<p style="text-align: justify;">İşe gittiğinde</p>
<p>sabah erken,</p>
<p style="text-align: justify;">istasyonda bekler ve<br />
dertlerin var iken:<br />
işte şehir gösterir sana bunu<br />
asfalt dümdüzü<br />
insanlarca kitlede<br />
milyonlarca çehre:<br />
İki yabancı göz, kısa bir bakış<br />
Kaşlar, Bebekler, Kapaklar -<br />
Neydi o? Belki hayatında en mutlu akış&#8230;<br />
geçti, gitti, bir daha yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayatın boyunca<br />
gezeceksin binlerce sokakta;<br />
yürüyüşün boylunca,<br />
rastlarsın seni unutanlara<br />
Bir göz kıpırdar,<br />
Ruh çınlarrr;<br />
onu buldun işte,<br />
yalnız birkaç saniyeliğine<br />
İki yabancı göz, kısa bir bakış,<br />
Kaşlar, Bebekler, Kapaklar  -<br />
Neydi o? Kimse geriye döndürmez zamanda akış&#8230;<br />
geçti, gitti, bir daha yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Yürüyüşün boylunca<br />
Şehir şehir dolaşmalısın;<br />
Bir nabız atış boyunca<br />
yabancı ötekiyi görürsün.<br />
o bir düşman olabilir,<br />
o bir can dost olabilir,<br />
o bir savaşçı davada<br />
Yoldaşın olabilir.<br />
Sana bir bakış fırlatır<br />
ve sonra uzaklaşır &#8230;<br />
İki yabancı göz, kısa bir bakışçık,<br />
Kaşlar, Bebekler, Kapaklar  -<br />
Neydi o?<br />
Büyük insanlıktan bir parçacık!<br />
Geçti, gitti, artık yok.</p>
<p style="text-align: justify;">KURT TUCHOLSKY &#8211; Çeviren : Öykü Didem Aydın</p>
<h2>Kurt Tucholsky</h2>
<p style="text-align: justify;">Demokrat, barışsever ve antimilitarist Tucholsky, öncelikle politika, ordu ve yargı içindeki antidemokratik eğilimlere ve özellikle Nasyonal Sosyalizm tehditlerine karşı uyarılarda bulunmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Tucholsky, 1929 yılında John Heartfield&#8217;le birlikte hazırladığı <em>Almanya, Almanya Her Şeyin Üstünde &#8211; Deutschland, Deutschland über alles  &#8211; </em>eserinde Almanya&#8217;nın o zamandaki aşırı milliyetçi yapısına keskin bir eleştiride bulunur ama yine de  memleketini ne kadar sevdiğini de gösterir:</p>
<p style="text-align: justify;">
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><em>“Şimdi biz 225 sayfa boyunca ‘Hayır’ dedik, merhamet ettiğimiz için hayır dedik, sevdiğimiz için hayır dedik, nefret ettiğimiz için hayır dedik, hırslandığımız için hayır dedik ve şimdi de bir kere &#8220;Evet&#8221; demek istiyoruz. Evet -: Almanya toprağına ve ülkesine. İçinde doğduğumuz ve dilini konuştuğumuz ülkeye evet.</em><em> Ve şimdi size birşeyler söylemek istiyorum: Kendilerini milliyetçi olarak tanımlayanların ve aslında militarist ve küçük burjuvadan başka birşey olmayanların, bu ülkenin ve dilinin sahipleri olduğu doğru değil. Ne frak giymiş hükümet temsilcisi, ne okul müdürü ne de çelik miğferin bayan ve bayları buranın sahipleri. Biz de buradayız. (&#8230;) Almanya bölünmüş bir ülke. O&#8217;nun bir parçası da biziz. Tüm aykırılıklara rağmen, bizim sessiz vatan sevgimiz sarsılmaz bir şekilde, bayraksız, duygusallıktan uzak ve kılıçlar çekilmeksizin, ayakta duruyor.”</em></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tucholsky&#8217;nin 1932 yılında da dava konusu olan &#8220;Askerler katildir&#8221; sözünün yakın zamanda savaş karşıtlarınca kullanılmasının, Federal Alman &#8220;silahlı kuvvetlerini&#8221; tahkir olup olmadığı hareretle tartışılmış, konu Federal Alman Anayasa Mahkemesi tarafından da değerlendirilmiş ve Mahkeme, son çözümde, bu cümledeki &#8220;katil&#8221; teriminin, bilinen &#8220;katil&#8221; anlamına gelmediği, söz konusu &#8220;eleştiri&#8221;nin, &#8220;cinayet suçunu işleyen&#8221; anlamına alınmaması gerektiğini, bu sözü sarfedenlerin etik bağlamda bir tavır sergilediğini kabul ederek ifadenin, düşünce özgürlüğünden yararlanma olduğuna hükmetmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tucholsky&#8217;nin &#8220;altın kalpli&#8221; ve &#8220;demir çeneli&#8221; anısı önünde saygıyla eğiliyoruz&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">-Kurt Tucholsky&#8217;nin Vikipedi Kaynağındaki Biyografisine <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kurt_Tucholsky">Bağlantı-</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/kurt-tucholsky-siiri-buyuk-sehirde-gozler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Çeviri Serüveni:  Dylan Thomas’ın “And Death Shall Have No Dominion” Şiiri  Recep Nas  – Öykü Didem Aydın Yazışmaları</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/bir-ceviri-seruveni-dylan-thomas%e2%80%99in-%e2%80%9cand-death-shall-have-no-dominion%e2%80%9d-siiri-recep-nas-%e2%80%93-oyku-didem-aydin-yazismalari.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/bir-ceviri-seruveni-dylan-thomas%e2%80%99in-%e2%80%9cand-death-shall-have-no-dominion%e2%80%9d-siiri-recep-nas-%e2%80%93-oyku-didem-aydin-yazismalari.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Dec 2009 21:05:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÇEVİRİ]]></category>
		<category><![CDATA[And Death Shall Have No Dominion]]></category>
		<category><![CDATA[batı ayı]]></category>
		<category><![CDATA[Bülent Ecevit]]></category>
		<category><![CDATA[çeviri atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[çevirmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Dylan Thomas]]></category>
		<category><![CDATA[man in the moon]]></category>
		<category><![CDATA[ölümün hükmü olmayacak]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Didem Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Nas]]></category>
		<category><![CDATA[şairlerin şiir çevirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Şehnaz Tahir]]></category>
		<category><![CDATA[Shelley şiiri]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[şiir çevirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Talat Halman]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Tamer]]></category>
		<category><![CDATA[Ve artık hüküm sürmeyecek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=536</guid>
		<description><![CDATA[Büyük Şair Dylan Thomas’ın (Dylan Marlais Thomas -d. 27 Ekim 1914, ö. 9 Kasım1953, Galli şair-) “And Death Shall Have No Dominion” şiirinin Türkçeye kazandırılması hakkında, değerli bir meslektaşı ile yürüttüğü yazışmalarla, iki kişilik bir e-mail atölyesiyle tanıdım Çevirmen Recep Nas’ı. Şiir; büyük şair ve çevirmenler Bülent Ecevit, Talat Halman, Şehnaz Tahir ve Ülkü Tamer tarafından da Türkçeye kazandırılmış, her farklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Büyük Şair <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dylan_Thomas">Dylan Thomas</a>’ın (Dylan Marlais Thomas -d. <a style="text-decoration: none; color: #002bb8; background-image: none; background-repeat: initial; background-attachment: initial; -webkit-background-clip: initial; -webkit-background-origin: initial; background-color: initial;" title="27 Ekim" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/27_Ekim">27 Ekim</a> <a style="text-decoration: none; color: #002bb8; background-image: none; background-repeat: initial; background-attachment: initial; -webkit-background-clip: initial; -webkit-background-origin: initial; background-color: initial;" title="1914" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1914">1914</a>, ö. <a style="text-decoration: none; color: #002bb8; background-image: none; background-repeat: initial; background-attachment: initial; -webkit-background-clip: initial; -webkit-background-origin: initial; background-color: initial;" title="9 Kasım" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/9_Kas%C4%B1m">9 Kasım</a><a style="text-decoration: none; color: #002bb8; background-image: none; background-repeat: initial; background-attachment: initial; -webkit-background-clip: initial; -webkit-background-origin: initial; background-color: initial;" title="1953" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1953">1953</a>, <a style="text-decoration: none; color: #002bb8; background-image: none; background-repeat: initial; background-attachment: initial; -webkit-background-clip: initial; -webkit-background-origin: initial; background-color: initial;" title="Galli" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Galli">Galli</a> <a style="text-decoration: none; color: #002bb8; background-image: none; background-repeat: initial; background-attachment: initial; -webkit-background-clip: initial; -webkit-background-origin: initial; background-color: initial;" title="Şair" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eair">şair</a>-) “And Death Shall Have No Dominion” şiirinin Türkçeye kazandırılması hakkında, değerli bir meslektaşı ile yürüttüğü yazışmalarla, iki kişilik bir e-mail atölyesiyle tanıdım Çevirmen Recep Nas’ı. Şiir; büyük şair ve çevirmenler Bülent Ecevit, Talat Halman, Şehnaz Tahir ve Ülkü Tamer tarafından da Türkçeye kazandırılmış, her farklı çevirmen/şair metne kendi özgün nefesini üflemişti.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/09/Dylan-Thomas.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-537" title="Dylan Thomas" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/09/Dylan-Thomas.jpg" alt="Dylan Thomas" width="100" height="134" /></a>Dylan Thomas şiiri üstündeki bu heyecan verici çalışmaya ben de katılmak istedim. Recep Nas memnuniyetle karşıladı bu isteğimi ve böylece “atölye”miz üç kişilik oldu. Şimdi büyük bir şairimizin de katılımıyla belki dört kişi olacağız ve ayrı ayrı çevirilerimizi karşılaştırmakla kalmayıp “And Death Shall Have No Dominion” üzerinde konuşmayı da sürdüreceğiz. Umud ediyoruz bu atölye çalışması çerçevesinde yapılan yazışmalarımız bir süreli yayında da yer alacak. O vakte kadar gelin Dylan Thomas’ın “And Death Shall Have No Dominion” adlı şiiri üzerinde yaptığımız çevirileri ve bu çevirilerle ilgili olarak Sayın Recep Nas ile benim aramda geçen tartışmaları sizlerle paylaşalım.  Önce özgün metin, sonra Recep Nas çevirisi ve ardından benim yazdığım mektup. Devamını izlemek zor olmayacak:</p>
<h1>Dylan Thomas Şiiri</h1>
<p style="text-align: justify;">
<p>And death shall have no dominion.<br />
Dead mean naked they shall be one<br />
With the man in the wind and the west moon;<br />
When their bones are picked clean and the clean bones gone,<br />
They shall have stars at elbow and foot;<br />
Though they go mad they shall be sane,<br />
Though they sink through the sea they shall rise again;<br />
Though lovers be lost love shall not;<br />
And death shall have no dominion.</p>
<p>And death shall have no dominion.<br />
Under the windings of the sea<br />
They lying long shall not die windily;<br />
Twisting on racks when sinews give way,<br />
Strapped to a wheel, yet they shall not break;<br />
Faith in their hands shall snap in two,<br />
And the unicorn evils run them through;<br />
Split all ends up they shan&#8217;t crack;<br />
And death shall have no dominion.</p>
<p>And death shall have no dominion.<br />
No more may gulls cry at their ears<br />
Or waves break loud on the seashores;<br />
Where blew a flower may a flower no more<br />
Lift its head to the blows of the rain;<br />
Though they be mad and dead as nails,<br />
Heads of the characters hammer through daisies;<br />
Break in the sun till the sun breaks down,<br />
And death shall have no dominion.</p>
<h1>Recep Nas Çevirisi</h1>
<p style="text-align: justify;">
<p>Ve Artık Hüküm Sürmeyecek Ölüm</p>
<p>Dylan THOMAS</p>
<p>Ve artık hüküm sürmeyecek ölüm.</p>
<p>Çırçıplak kalmış ölüler birlik kuracak</p>
<p>Rüzgârın ardında sürüklenen adamla;</p>
<p>Ve batan ayla</p>
<p>Yenilip yutulsa da, ve tek bir iz kalmasa da</p>
<p>kemiklerinden,</p>
<p>Yıldızlar olacak yanıbaşlarında, ayakuçlarında;</p>
<p>Dönseler de deliye, başlarında olacak akılları,</p>
<p>Batsalar da deniz diplerine, çıkacaklar yine su üstüne;</p>
<p>Yitip gitse de âşıklar, aşk kalacak geriye;</p>
<p>Ve artık hüküm sürmeyecek ölüm.</p>
<p>Ve artık hüküm sürmeyecek ölüm.</p>
<p>Kıvrılıp duran dalgaları içinde denizin</p>
<p>Uzanıp yatanlar öte zamanlardan,</p>
<p>Ölüme inat direnecekler rüzgârlayın;</p>
<p>İşkencelerde gerilip bedenleri, düştüklerinde güçten,</p>
<p>Bağlasalar da kayışla bir tekerleğe, direnecekler;</p>
<p>Paramparça olacak avuçlarında inanç,</p>
<p>Girip tek boynuzlu iblisler içlerine;</p>
<p>Boşa çıkarsalar da vazgeçemedikleri bütün amaçları;</p>
<p>Hüküm sürmeyecek artık ölüm.</p>
<p>Ve artık hüküm sürmeyecek ölüm.</p>
<p>Ne patlar artık kulaklarında çığlıkları martıların</p>
<p>Ne dalgalar kırılır gürültülerle kıyılarda;</p>
<p>Rüzgârda sürüklenip gittiğinde bir çiçek,</p>
<p>Belki hiçbir çiçek kaldıramayacak başını</p>
<p>Yağmurun her vuruşunda;</p>
<p>Deliye dönseler ve ölseler de bir mıh gibi,</p>
<p>Başları ilerde dalacaklar papatyalar arasına;</p>
<p>Batıncaya dek güneş, parçalanacaklar güneşte,</p>
<p>Ve artık hüküm sürmeyecek ölüm.</p>
<p>Türkçesi: Recep NAS</p>
<h1>Birinci Mektup: Öykü Didem Aydın’dan Recep  Nas’a</h1>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sevgili Recep Nas,</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">&#8230;Özeniniz  ve adanmış çevirmenliğiniz için tebrik ederim. Keşke böyle “atölyeler” sık sık  yapılsa. Ne hoş olur. Bence bu yazışmalar yayınlanmalı. Bu konuda bir kaç dergi  ile iletişime geçmeyi düşünüyorum&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tabii müthiş  ve hem duru, hem de çok anlamlı ve çok sesli bir şiir olduğunda hemfikiriz ve  elinize, dilinize sağlık, Siz çok hoş çevirmişsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8230;Ben de sizin bu derinlikli  yazışmalarınızı görünce, hele hele başka çevirileri, kendimi tutamadım,  atölyenize katılayım ve bir “humble” çeviri de ben sunayım istedim.:)) Sizinki,  şüphesiz son derece yetkin bir çeviri. Benimki sadece bir taslak.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Şiirle  ilgili bazı notlar düşmek ve “with the man in the wind and the west moon” dizesi  hakkında, haddim olmayarak, bir (ek) yorum sunmak istiyorum Umarım anlayışla  karşılarsın:</p>
<p style="text-align: justify;">Thomas’ın bu dizelerde, “man in  the moon” efsanesi ile “west wind” efsanesini  bileşik bir imgeye dönüştürdüğü  ve  “kitabe aktarımı” yaptığı  söylenir, o zaman ay yüzünde insan (insan yüzlü  ay, ay yüzeyini insana benzetmemizden kaynaklanan batı &#8211;doğuda da var tabii-  efsaneleri ve batı rüzgarı (baharın habercisi) birleşmiş “rüzgar yüzünde insan  ve batı ayı” biçimine dönüştürülmüş.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yani şöyle  bir imgesel önerme düşünmek lazım kanımca: İnsanın (muhtemelen ölümden sonra)  esinti üzerine resmedilmiş bir varlığı vardır ve tüm çıplaklıklarında birlik  olan ölüleri yüzeyinde gösteren ay da yeniden doğuşun, baharın habercisi  olabilir. Burada bileşimin, Thomas’çıl dönüşümden önceki parçası olan “batı  rüzgarı”nın Shelley’in Ode to the west wind şiirindeki batı rüzgarı ile aynı  bütünsel anlama erdiğini ama dönüşümden sonra “batı ayı” ifadesi olarak batı  rüzgarının efsanedeki işlevini bu kere batı ayının üstlendiğini; yani ayın,  güneşin battığı yerde doğuşunun, (ölüler açısından), batı rüzgarının,  yaşayanlara yaptığı şeyi yapacağını düşünsemek (bu da benim uydurduğum bir dil  olsun) gerek sanırım.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu düşüncemi  destekleyici kaynakları arayamadım ama sanırım bulunabilir bunlar, internette  pek genel olarak bir iki izleğe rastladım ama ilerletmedim bunları henüz. Bu  nedenle, çeviride, şairin yarattığı bu kompozisyonu bozmamak gerektiği  kanısındayım.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Öte yandan  tekil “bone”, kemik demek olsa da, “bones”, çoğul olarak body, mortal remains,  skeleton, yani insanın “canlı bedensel” formunu anlatır sadece kemikleri değil  kanısındayım. Benim bu zamana kadar yapılmış çevirilere eleştirim özellikle bu  iki asyönle ilgili.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ayrıca “With  the man in the wind and the west moon” dizesini şöyle ayırmayı uygun gördüm  çünkü yukardaki yer değiştirme fikrine de uyuyor:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">With the man</p>
<p style="text-align: justify;">in the wind</p>
<p style="text-align: justify;">and</p>
<p style="text-align: justify;">(IN THE) the west moon;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yani “artık  esintiye resmedilmiş insan” ve o haliyle de “batı ayı” (doğan ay&#8217;a)  resmedilmiş  insan.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Yıldızları  olacak yanıbaşlarında” (at one’s elbow)  ve ayakuçlarında</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">O zaman ay  yüzeyinde resmedilmiş ölüler birliğinin ayaklarının ucunda yıldızların olduğu  daha rahat tahayyül edilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“They lying long shall not die  windily” dizesindeki muhteşem oyunu da görmek gerek kanımca: long-windedly”  deyimiyle oynanan bir oyun bu. Yani “to lie long” ile “long windily” arasında.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bir de  kanımca, İsa’nın çarmıha gerilmek üzere götürüldüğü yoldaki çilesi ve çarmıh  tablosu, gözönünde bulundurulmak lazım gibi. Neticede “Ölüm Hiç Hüküm  Sürmeyecek”, bir İncil Sözü. Ve en önemlisi, burada tümel bir “kitabe” tablosu  da var. Özellikle, çevirilerin hiçbirinde “kitabe” çakılırken, “(yazı)  karakterlerin başlarının” çekiçle vurulduğu ve Thomas’ın yine bu imgeyle  oynadığı düşünülmemiş.  Burada İsevi bir çarmıha götürülüş, geriliş, yeniden  diriliş, enerji halinde döngüye giriş ve kitabede söz oluş var, kanısındayım  (Bir de küçük bir not: Man in the moon, aynı zamanda içkici bir efsanedir. Yani  Thomas, içkici olduğu için, kendini de katmış, kendinden hareket ederek tüm  ölümlülüğe ve yaşamlılığa doğru açılmış gibi geliyor bana ( Bu kısmın, biraz  zorlayıcı bir yorum olduğunu kabul ediyorum.)</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Aşağıdaki sayfada benim çeviri  bulunuyor:</p>
<h1>Öykü Didem Aydın Çevirisi</h1>
<p style="text-align: justify;">
<p>Ve Ölümün Hiçbir Hükmü Olmayacak</p>
<p>Ve ölümün hiçbir hükmü olmayacak.</p>
<p>Ölüler çıplak bir olacak</p>
<p>Rüzgar yüzündeki insanla ve batı ayında;</p>
<p>Bedenleri arındığında ve arınmış o bedenler ayrıldığında,</p>
<p>Yıldızlar olacak yanıbaşlarında ve ayak uçlarında;</p>
<p>Deliye dönseler de aklı başında olacaklar;</p>
<p>Denize batmış olsalar da yeniden yüzeye çıkacaklar;</p>
<p>Âşıklar yitirmiş olsa da aşk yitmeyecek</p>
<p>Ve ölümün hiçbir hükmü olmayacak.</p>
<p>Ve ölümün hiçbir hükmü olmayacak</p>
<p>Denizin kıvrımsı döngüleri altında</p>
<p>Uzanıp yatanlar uzun uzadıya ölmeyecek;</p>
<p>Dokular çözülürken cenderede gerilmiş,</p>
<p>Çarka bağlanmış ama kırılmayacak</p>
<p>Ellerindeki inanç, ikiye ayrılacak,</p>
<p>Ve tek boynuzlu kötülükler sürüklese de;</p>
<p>Tüm uçları ayırsa da koparamayacak</p>
<p>Ve ölümün hiçbir hükmü olmayacak</p>
<p>Ve ölümün hiçbir hükmü olmayacak</p>
<p>Belki hiçbir martı artık çığlık atmayacak kulaklarında</p>
<p>Ya da belki hiçbir dalga coşkulu vurmayacak kıyılarına;</p>
<p>Bir zamanlar bir çiçeğin açtığı yerde başka bir çiçek daha</p>
<p>kaldırmayacak başını rüzgarın esintisine;</p>
<p>Çılgın olsalar da ve mıh gibi ölü,</p>
<p>O kişiler ki başları, harfi harfine papatyalara vuracak;</p>
<p>Güneşte kırımlanacak güneş batıncaya kadar,</p>
<p>Ve ölümün hiçbir hükmü olmayacak.</p>
<p>Türkçesi: Öykü Didem Aydın</p>
<p style="text-align: justify;">(ilk taslak)</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sevgili Recep Nas, Sizinki,  diğerleriyle karşılaştırılamayacak kadar adanmış bir çeviri bence. Ve ben şimdi  kendi çevirime en yakın sizinkini hissettim. Tabii benimki salt bir “çeviriye  nakıs teşebbüs” olsa da henüz. Çünkü salt bu geceki çalışmamda çıkan bir ilk  taslak bu. Bu çeviriyi (kendiminkini!) &#8220;edebiyat ve hukuk&#8221;ta yayınlayacağım izin  verirseniz. Dilerseniz, atölyeye ben de katılmış olayım ve topluca başka yerde  yayınlayalım, dilerseniz, &#8230; sizin yazışmanızı basılı bir yerde &#8230;  yayınlatalım. Karar sizin.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Son Not:  “Heads of the characters hammer through daisies;”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Kişilerin  başları, harfi harfine papatyalara vuracak&#8221; veya harfin gövdesi papatyalara  çekiç-inecek veya tabii “kişiler gövdeleriyle papatyalara dalacak” veya sizin  dediğiniz gibi “dalacaklar papatyaların arasına”, muhteşem bir oyun! Bir tümcede  iki tümce anlamı verilmiş kanımca, yani bir yandan sanki daktilonun ya da  matbaanın rotatifinin (ki Thomas’ın zamanında bunlar kullanılıyordu) papatyaya  benzemesi ve harflerin papatya formu üzerinde dağılırken ölümsüzleşmesi, bir  yandan da ölü bedenin, mezardaki ölünün başının ve gövdesinin papatyalar  arasında olması bir tümcede toplu olarak anlatılmış. Yani diyeceğim o ki bu  şiirde,</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">1.      Hıristiyan İncil sözü</p>
<p style="text-align: justify;">2.      İsa ve çarmıh</p>
<p style="text-align: justify;">3.      Kitabe felsefesi</p>
<p style="text-align: justify;">4.      Varoluştan soyutlanma</p>
<p style="text-align: justify;">5.      Bir form içindeyken  yokoluşta başka bir formu bulma</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">felsefelerini incelenmeden çeviri  yapmak zor. Ben o bakımdan en çok sizin çevirinizde bu felsefe çizgisini  gördüm&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sevgi ve dostlukla,</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Öykü Didem A.</p>
<p style="text-align: justify;">
<h1>İkinci Mektup: Recep Nas’tan Öykü  Didem Aydın’a</h1>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sevgili Öykü Didem,</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Man in the moon” ve “west moon”  efsaneleriyle ilgili o kadar çok kaynak var ki, acaba Thomas hangisinden yola  çıkarak böylesi bir bileşik imge yaratma yoluna gitti diye epeyce bir araştırma  yaptım.  Bu efsaneleri ben de ta o  zamandan düşünmüştüm ama yazışmaların yönlendirmesi ve mantıksal akışı  içerisinde, hatta Türkçede en güzel söyleyiş adına ve şiirde biçimsellik uğruna  böyle bir yola sapmadan kısa yoldan söyleyeceğimizi söylemiş olduk. Dediğin  biçimde Thomas’ın, değiştirmecili (moon yerine wind, wind yerine moon biçiminde)  bir imge oluşturma yoluna gittiği ve böylece “kitabe aktarımı” yaptığı doğru  olabilir (kaldı ki kitabe tarzında bir söyleyiş şiirin bütününe hâkimdir) eğer  böyle ise bunu sadece biçimsel olarak yapıyor; anlamsal içeriğe baktığımızda  şiirin dinsel (Hıristiyanlık bağlamında) bir temayı benimsemediği, tam tersine  insanı ve insanın doğayla savaşımını odak noktasına oturttuğunu görüyoruz. Çünkü  ölüme “karşı” bir söyleyiş hâkim şiire; ölümün hükümsüzlüğü, ölüme inat bir  direniş, yaşam uğruna verilen savaşım, bu uğurda görülen işkenceler, çarmıha  gerilen bedenler vs. vs. İsa… Evet, İsa’nın ölümsüzlüğünden, bir gün onun  yeryüzüne geri döneceği varsayımına dayalı dinsel-mitsel yolun çıkış noktası  olarak alındığı doğru. Oturup elimdeki İncil’den ilgili ayeti araştırdım,  buldum. Her bölüm başında “Ve” bağlacıyla başlayan dize hemen hemen aynı biçimde  geçiyor. İki ayrı İncil’den:</p>
<p style="text-align: justify;">Knowing that Christ being raised from the  dead dieth no more; death hath no more dominion over him. For in that he died,  he died unto sin once: but in that he liveth, he liveth unto God. (Rom.  6:9-10). (The Holy Bible, New International  Version; 1973, 1978, 1984)</p>
<p style="text-align: justify;">(8)Now if we died with Christ, we believe  that we shall also live with Him, (9) knowing that Christ, having been raised  from the dead, dies no more. <em>Death no  longer has dominion over Him</em>.(Romans 5, 6)— (8) Mesih’le birlikte ölmüşsek,  O’nunla birlikte yaşayacağımıza da inanıyoruz. (9) Çünkü Mesih’in ölümden  dirilmiş olup artık ölmeyeceğini, ölümün artık O’nun üzerinde egemenlik  sürmeyeceğini biliriz. (Romalılar 5) (The New Testament- The New King James  Version)</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Görüldüğü üzere şiirin çıkış noktası,  İncil’in ilgili ayeti, ancak Thomas bu ayeti şiirinde öz ve biçim uyumunu  sağlamak ve insanoğluna yaşam karşısında bir tür iyimserlik aşılamak adına  kullanıyor. Sonuçta sizin savlamanızdan yola çıkarak da olsa, efsanede ayın,  şiirde ise rüzgârın üzerine resmedilmiş insan ile, benim çevirimdeki “rüzgarın  ardında sürüklenen insan” arasında, efsaneyi ya da şiirin alt anlamını yansıtmak  açısından çok bir fark olmasa gerek. Türkçede güzel bir söyleyiş adına ben bu  dizede “adamı” rüzgârın ardında sürükleyip bir yerlere götürdüm. Son olarak bu  konuda şunu söyleyebilirim ki, Thomas’ın bu tür bir efsaneden yararlanarak  bileşik bir imge kullanmış olabileceğini yadsımıyorum. Neden dizeyi bu biçimde  çevirdiğimi yukarda gerektiği kadarıyla gerekçelendirdim sanırım. Böylece, senin  de haklı olarak vurguladığın gibi, “şairin yarattığı kompozisyon da bozulmamış”  oldu kanımca.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Dördüncü dizede yer alan “bones”  sözcüğüne gelince; ben bu sözcüğün “bedenler” ya da “kemikler” olarak  çevrilmesinde bir sakınca görmedim. Ancak tümcedeki “picked clean” yükleminin  “arınmak” gibi dinsel bir çağrışımından çok “yenilip yutulmak” gibi maddi  anlamının şiirin izleğini daha iyi anlatacağını düşünerek “kemikler” sözcüğünü  kullanmayı yeğledim.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgili Öykü,</p>
<p style="text-align: justify;">“They lying long shall not die windily” dizesinde  nasıl bir kurmaca ya da oyun var, doğrusunu istersen ben göremedim. İlgi  tümcesinin dizeleştirilmiş biçimi gibi geldi bana. Bu dizeyi ben hep şöyle  düşündüm:  They who are lying for long  shall not die windily. Sözünü ettiğin “long windedly” deyimini Webster şöyle  vermiş: long·-winded (-win<strong>′</strong>did)  adjective</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>capable of considerable exertion without  getting out of breath</li>
<li>a) speaking or writing at great, often  tiresome length</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">b) tiresomely long: said of a speech,  writing, etc.</p>
<p style="text-align: justify;">Deyimin bu anlamlarından yola çıkarak  ben bir sonuca varamadım. Biraz daha açık ve ayrıntılı verebilirsen sevinirim.</p>
<p style="text-align: justify;">Son Not olarak verdiğiniz bölümü  ayrıca düşündüm. Kafamda “heads”, “hammer” ve “characters” sözcükleri uçuştu  durdu. Senin yazdıkların, özellikle şu saptaman bana mantıklı göründü. İzninle  ben o dizeyi senin de katkınla şu şekilde çevirdim. Bunu kendi çevirimde  kullanmak için de ayrıca iznini isteyeceğim. Böylece senin saptamalarının da  hakkını vermiş olurum diye düşündüm.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Harf harf vuruldukça başlarına</p>
<p style="text-align: justify;">Papatyalar arasından doğrulacaklar…”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu değiştirdiğim dizelerle  birlikte benim çevirimin son bölümü şöyle oldu:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ve artık hüküm sürmeyecek ölüm.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne patlar artık kulaklarında çığlıkları martıların</p>
<p style="text-align: justify;">Ne dalgalar kırılır gürültülerle kıyılarda;</p>
<p style="text-align: justify;">Rüzgârda sürüklenip gittiğinde bir çiçek,</p>
<p style="text-align: justify;">Belki hiçbir çiçek kaldıramayacak başını</p>
<p style="text-align: justify;">Yağmurun her vuruşunda;</p>
<p style="text-align: justify;">Deliye dönseler ve ölseler de bir mıh gibi,</p>
<p style="text-align: justify;">Harf harf vuruldukça başlarına</p>
<p style="text-align: justify;">Doğrulacaklar papatyalar  arasından;</p>
<p style="text-align: justify;">Batıncaya dek güneş, parçalanacaklar güneşte,</p>
<p style="text-align: justify;">Ve artık hüküm sürmeyecek ölüm.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgili Öykü Didem,</p>
<p style="text-align: justify;">Kendi çevirini  “edebiyat ve hukuk”ta yayımlamak için benden izin istemen beni oldukça  düşündürdü. Bu kadirşinaslığın ve inceliğinden dolayı seni hem kutluyor, hem de  çok teşekkür ediyorum. Bu şekilde izin istemeni emeğin paha biçilmez şekilde  takdir edilmesi olarak alıyorum. Çok sağol. Dilersen benim çevrimi de  yayımlayabilirsin.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha önce de yazdım  sanıyorum. Bu yazışmaların bir atölye çalışması formatıyla yayımlanması  konusundaki kararı sana bırakıyorum. Tabii ki atölyeye sen de dâhilsin.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Görüşmek dileğiyle…</p>
<p style="text-align: justify;">Selam, sevgi ve dostlukla…</p>
<p style="text-align: justify;">Recep NAS</p>
<p style="text-align: justify;">
<h1>Üçüncü Mektup: Öykü Didem Aydın’dan  Recep Nas’a</h1>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sevgili Recep,</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Metni büyük bir keyifle okudum. Katıldığım yerler de var,  katılmadığım da ama Almanların dediği gibi hepsi vertretbar (&#8221;katılınabilir&#8221;)  satırlar. Emek verdiğiniz için teşekkür ederim. Aslında düşüncelerimiz ayrı  görünse de paylaştığımız tavır aynı. Yani şiir bir yerden yola çıkmış olabilir  ama neticede evrensel ve pek duru görünmekle birlikte oldukça karmaşık bir  gerçekliğe ulaşmış. Aslında sizin &#8230; yazışmalarınıza derinlikli der iken böyle  bir derinliği kastetmiştim. Bazı şeyler, mesela Nezihe Meriç&#8217;in şu cümlesi:  &#8220;İnsan bazen yalnız, yatıp, bir çocuk uykusu uyumak ister&#8221; cümlesi gibi pek duru  görünen ama içinde mikrokozmik bir bilgi barındıran sözler.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Benim önerim bunu yayınlatmak için bir girişimde bulunmak, o  vakte kadar da daha yalın olarak edebiyat ve hukuk&#8217;a koymak ve aynı şiir  üzerinden yazışmalarla (siz isterseniz tabii, burada da kesebiliriz aslında,  size bağlı) zenginleştirdikten sonra nihai haliyle dergiye vermek&#8230;birkaç  dergiyle temasa geçeceğim.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sorduğum için teşekkür ediyorsunuz ama asıl ben size teşekkür  ediyorum nezaketiniz için&#8230;</p>
<p>Haberlerinizi bekliyorum. Tabii  devam edelim diyorsanız, şimdi yanıt sırası bende galiba,</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Dostça selamlarımla,</p>
<p style="text-align: justify;">Öykü Didem  A.</p>
<p style="text-align: justify;">
<h1>Dördüncü Mektup: Recep Nas’tan Öykü  Didem Aydın’a</h1>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sevgili Öykü Didem,</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Aslında ne  güzel özetlemişsin benim temelde anlatmak istediklerimi. Senin anlatımınla  &#8220;Evrensel ve pek duru görünmekle birlikte oldukça karmaşık bir gerçekliğe  ulaşmış&#8221; bir şiir söz konusu olan. Hani şiirbilimciler halk ozanının bir şiirini  incelemişler de pek çok sanat bulmuşlar, ozan bunu duyunca hayret etmiş, &#8220;demek  ben bu sanatları icra etmişim ha(!), diye. O hesap, hep düşünmüşümdür, sanat  ürünü sahiplerinin içlerinde, yapıtları hakkında konuşulurken ne fırtınalar  kopuyordur. Thomas bizi bir yerlerden izliyor mudur acaba?</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun  yanısıra, daha önce de söz ettiğim gibi, &#8230; yaptığımız, çocuksu bir arzunun  yerine getirilmesiydi. Bu arzu bir ölçüde doyuma ulaştı ve bitti diye  düşünüyordum ki bir başka çocuk daha çıktı ortaya . İyi ki de çıktı. Ne güzel  bak, şiir konuşuyor, çeviri üzerine kafa yoruyoruz. Beyinlerimizin teriyle  ıslatıyoruz sanal dünyayı. Böylece yanılsamaların tuzaklarıyla dolu bu dünyayı  gerçek kılıyoruz. Sağol, var ol.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu arada  benim ekli olarak gönderdiğim metindeki savlamalarıma vereceğin yanıtlardan  oluşan bir karşı metinle bu yazışmaların bir bütünlüğe ulaşmış olması da ayrıca  bir dileğim. Ancak bundan sonra yayımlanabilir hale gelebileceklerini  düşünüyorum. Bir dergide yayımlanmaları şiir adına, şiir çevirisi adına, dahası  tartışma disiplininin ne olmaklığı adına yerinde bir girişim olur  düşüncesindeyim. Daha önce de söyledim sanırım, &#8220;edebiyat ve hukuk&#8221; ta da tabii  ki yayımlayabilirsin. Tekrar söylemiş olayım, bu emeğimizi gerçek yazılı bir  alanda görebilmek ne büyük bir haz, düşünsene&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Selam,  sevgi ve dostlukla&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Recep NAS</p>
<p style="text-align: justify;">
<h1>Ara Sonuç</h1>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yazışmalar devam etti ve edecek ama atölyenin sonucunda çıkan  ayrı ayrı çeviri ve yazışmaların hepsini yayınlanacak hale getirmedik henüz.  Yani Dylan Thomas’ın bu “ölümsüz” şiiri ve şiirin çevirisi hakkında konuşmayı  sürdüreceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türkçe internet ortamının, sanatın her dalında içerik ve üslup  zenginliği yaratması, hem Çevirmen Recep Nas’ın hem de benim hayalimiz. Her  daldan blog yazarlığı geliştikçe durum daha iyi olacak sanırım. Şimdilik Türkiye  interneti maalesef pek çok sorunu barındırıyor içinde. Zamanla edebiyat özgün ve  gelişkin yapıtları, nitelikli eleştirileriyle birlikte yerleşecek internete ve  daha açık paylaşım ortamlarına sahip olacağız diye düşünüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Dylan Thomas Şiiriyle Kalın&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/bir-ceviri-seruveni-dylan-thomas%e2%80%99in-%e2%80%9cand-death-shall-have-no-dominion%e2%80%9d-siiri-recep-nas-%e2%80%93-oyku-didem-aydin-yazismalari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

