<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Edebiyat ve Hukuk &#187; Kuramsal Çalışmalar</title>
	<atom:link href="http://www.edebiyatvehukuk.org/category/dusunce-ozgurlugu/kuramsal-calismalar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edebiyatvehukuk.org</link>
	<description>Edebiyat, hukuk, edebiyat ve hukuk</description>
	<lastBuildDate>Fri, 02 Dec 2011 17:17:52 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Benim Yumurtam Seninkini Kırar: Dişi ve Dişli Cinsli Yumurtalarımız ve İletişimsel Eylem Kuramımız</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/benim-yumurtam-seninkini-kirar-disi-ve-disli-cinsli-yumurtalarimiz-ve-iletisimsel-eylem-kuramimiz.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/benim-yumurtam-seninkini-kirar-disi-ve-disli-cinsli-yumurtalarimiz-ve-iletisimsel-eylem-kuramimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Dec 2010 20:43:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ]]></category>
		<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel Tartışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Kuramsal Çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Sansüre Karşı]]></category>
		<category><![CDATA[esnafın kepenk kapatması]]></category>
		<category><![CDATA[ifade özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[iletişimsel eylem]]></category>
		<category><![CDATA[örenci protestoları]]></category>
		<category><![CDATA[oturma eylemleri]]></category>
		<category><![CDATA[siyasalda protesto]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite olayları]]></category>
		<category><![CDATA[yumurta atıldı]]></category>
		<category><![CDATA[yumurta atmak]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtalı saldırı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=1469</guid>
		<description><![CDATA[Aşağıdaki yazı, -son bölümü hariç- yumurta atmak vb. eylemlerin, &#8221;Üç Demokraside  Düşünce Özgürlüğü ve Ceza Hukuku&#8221; (Seçkin Yayınları- 2004) adlı  kitabımızda ortaya koyduğumuz &#8216;&#8217;salt ifade&#8221; ve &#8221;iletişimsel eylem&#8221;  kategorilerinden yola çıkarak nasıl değerlendirilebileceğine ilişkin  olarak verdiğimiz bir röportajdan alıntıdır. &#8221;Kırk Soruda Düşünce  Özgürlüğü&#8221; adlı bu röportajın tamamını Edebiyat ve Hukuk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2010/12/images.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1470" title="yumurta" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2010/12/images.jpg" alt="yumurta" width="216" height="172" /></a>Aşağıdaki yazı, -son bölümü hariç- yumurta atmak vb. eylemlerin, &#8221;Üç Demokraside  Düşünce Özgürlüğü ve Ceza Hukuku&#8221; (Seçkin Yayınları- 2004) adlı  kitabımızda ortaya koyduğumuz &#8216;&#8217;salt ifade&#8221; ve &#8221;iletişimsel eylem&#8221;  kategorilerinden yola çıkarak nasıl değerlendirilebileceğine ilişkin  olarak verdiğimiz bir röportajdan alıntıdır. &#8221;Kırk Soruda Düşünce  Özgürlüğü&#8221; adlı bu röportajın tamamını Edebiyat ve Hukuk adlı sitemizde  de &lt;<a rel="nofollow" href="../dusunce-ozgurlugunun-anlami-ve-islevi-isiginda-dusunce-ozgurlugunun-sinirlanmasinin-mesruiyeti.html" target="_blank">http://www.edebiyatvehukuk.org/dusunce-ozgurlugunun-anlami-ve-islevi-isiginda-dusunce-ozgurlugunun-sinirlanmasinin-mesruiyeti.html</a>&gt; bulabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: center;"><strong>Öykü Didem Aydın</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Düşünce Özgürlüğü Hem Söz, Hem de Eylem Özgürlüğüdür</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Düşünce özgürlüğü, kavramsal olarak hem eylem özgürlüğüdür, hem de söz,   yazı vb. araçlarla ortaya konan bir oluş biçimi/ifade özgürlüğüdür. Bu   savımız, dış dünyada somut değişiklik yapma amacıyla sarfedilen,   -örneğin komunist düzenin kabul edilmesi yolunda propaganda oluşturan ya   da örneğin devlet egemenliği altındaki belirli bir etnik grubun başka   bir devlet kurması gereğini savunan- ifadelerin, ifade özgürlüğünün   koruma alanı dışında olduğu anlamına alınmamalıdır. Söz konusu olan   ifade şekli ne olursa olsun, ister söz ya da yazı, isterse eylem olsun,   asıl olan bir “fikri” açıklamasıdır, fikir oluşturmak yolunda öyle ya  da  böyle bir tercih sunmasıdır. Karşılıksız çek yazan kimse hiçbir  fikri  açıklamamaktadır, fikir oluşturmak ile de ilgili değildir oysa  komunizm  propagandası yapan kimse bir fikri de (komunizmin iyi bir  yönetim  olduğuna olan siyasal inancını) açıklamaktadır, olması gereken  bireysel  ve toplumsal-siyasal yaşama dair bir seçenek sunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>İletişimsel Eylem Kuramı </strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Fakat bu  bağlam içinde düşülmemesi gereken bir tuzak da vardır. Bir  kimse bir  fikir açıklamak (örneğin çek kanununu protesto etmek) için de   karşılıksız çek yazabilir. İşte o zaman, eylem iletişimsel  eylem haline  gelebilir ve duruma göre düşünce özgürlüğünün koruma  alanı içine  girebilir. Eğer yaptırımcı otorite; bu davranışı, örneğin  ticari düzenin  sağlıklı işlemesi meşru nedenine dayalı olarak değil de  salt protestoyu  engellemek amacı ile bastırmaya çalışıyorsa o zaman  ortada iletişimsel  bir eylem vardır. Bayrak yakmak örneği  de paralel bir örnektir. Bayrağın  yakılması, mala zarar vermeyi ya da  yangın tehlikesi çıkarmayı önlemek  için değil, salt içeriğindeki  protestoyu bastırmak için  cezalandırılmaktadır. O halde bayrak yakmak  da düşüncenin ifadesidir.  Salt ifade suçu ile iletişimsel eylem  kategorilerini birbirinden pratik  olarak ayırmak göründüğünden daha  güçtür. “Oturma eylemi”, “pankart  asmak veya taşımak”, “bayrak  sallamak”, “bayrak yakmak”, “açlık grevi  yapmak” vb. eylemler,  görünüşte, <em>salt hareket</em> olarak  algılanabilirken, bir kimsenin  bir düşünceyi savunma itkesi ile bu  eylemlere girişmesi değerlendirmeyi  zorlaştırmaktadır. “<em>Hapishanelerde açlık grevi yapma eylemleri</em>”   ilk bakışta ifade özgürlüğünün koruma alanına giren bir düşünce   açıklaması sayılmayabilir. Ancak bir protesto eylemi olarak herhangi bir   gösteri yürüyüşünden amaçsal ve işlevsel farkı olmayan eylemlerdir.   Kimi açlık grevlerinde, özellikle bir durumu protesto ya da siyasal bir   amaca ulaşma amacı ile yapılanlarında, tehdide benzer bir hal olsa da,   zararın yöneldiği kimse protestocunun bizzat kendisi olduğu için açlık   grevi suç olarak kabul edilmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Yumurtanın Kulpu Yok, Tersine Döner Şemsiye</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yine örneğin bir kimse, “yanlış  alarm” vererek, kendi düşüncesine  göre, güvenlik güçlerinin zayıf  yönlerine dikkati çekmek istiyor  olabilir. Bir başka kimse, sağlık  sistemindeki çarpıklığa işaret etmek  için, hasta olmadığı halde acil  ambülans çağırıp ambülansın geç  gelişini ya da müdahale etmekteki  yetersizliğini belgeleyebilir.  Evsizliği protesto için gruplar halinde  sokaklarda çadır kuranlar  olabilir. Nükleer atıkların taşınmasını  protesto için tren rayları  kapatılabilir. Esnaf, siyasal protesto  amacıyla kepenklerini  kapatabilir, boykot yapabilir. <em>Sivil itaatsizlik</em> adı da verilen  bu örnekler, ifade özgürlüğü koruması bakımından  tartışma yaratan  iletişimsel eylem kuramı çerçevesinde değerlendirilir. <strong> Başbakana yumurta atmak gibi bir iletişimsel eylemin de düşünce   özgürlüğüne sıkı sıkıya bağlı olduğu bilinmelidir. Bu çerçevede, yumurta   atmak ile “suikast girişiminde bulunma”nın aynı kefeye konulamayacağı   fikrindeyiz. Bu alanda yeni bir örnek, ABD başkanına ayakkabı atmaktır.   İletişimsel eylemler, normal koşular altında suç teşkil etmelerinde   şaşılacak bir yan olmayan ve salt eylem adını verdiğim diğer bazı   davranışlardan farklıdır. İletişimsel eylemlerin yolaçtığı zararlar   görece küçüktür, hatta ihmal edilebilir zararlardır (ya da açlık   grevindeki gibi zararın bizzat protestocunun kendisine yönelirler),   eylemle verilmek istenen bir mesaj vardır ve yaptırımcı otorite bu   eylemleri sırf vermek istedikleri mesajı gözeterek bastırmaya   çalışmaktadır. </strong>Örneğin on kişi üniversitenin kapısında  “öylesine”  otururlarsa bir sorun çıkmaz, ama aynı on kişi üniversite  kapısı önünde  bir durumu “protesto etmek için” otururlarsa sorun  çıkabilmektedir.  İletişimsel eylemlerin <em>iletişimsel yönleri gözetilmeden</em> sınırlandırılması mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Örneğin anfi kapısının önünde, dersi  engelleyecek biçimde oturma  eylemi yapılması, derslere devam  edilebilmesini sağlamak amacı taşıyan  ölçülü müdahalelerle önlenebilir.  Çünkü dersleri engelleyen her  davranışa karşı, hale göre, meşru önlemler  alınabilir. Ancak otoritenin  gerçek amacı, eylemle açıklanmak istenen  düşüncenin içeriğini  bastırmak değil, dersin devamını sağlamak  olmalıdır. Otorite, aynı  eylemin, örneğin ders yokken yapılmasına izin  vermiyorsa ya da bir  düşünceyi savunan iletişimsel eyleme izin verirken  bir başka düşünceyi  savunan eyleme izin vermiyorsa kanımızca düşünceyi  gayrimeşru olarak  sınırlamış olur. Öte yandan, görünürde düşünce  özgürlüğünün koruma  alanına girdiği sanılan bazı ifadeler, somut işleniş  koşullarında hiç  de öyle olmayabilirler. Hakaret fiilleri bunlara bir  örnek  oluşturabilir. Bir kimse, bir düşünceyi savunma kisvesi altında,   hakaret ettiği kimsenin ticari itibarını sarsmayı ve bu yolla ticari   rakibi karşısında üstünlük sağlamayı amaçlamış olabilir. Basın yayın   organlarının giriştiği bazı “skandal” açıklamaları zaman zaman ticari   rakiplere yönelik bir karalama kampanyasının bir parçası olabilir. Bu   açıdan, yukarıda farklı kategoriler olarak belirttiğimiz eylemleri   birbirlerinden kuramsal olarak ayırabilmek için hem düşünce özgürlüğü   kuramının “<em>işlevinin</em>”, -yani düşünce özgürlüğü ile korunmak istenen değerler sisteminin-; hem, somut olayda düşünce açıklamasında bulunan kimsenin, <em>bu değerler sistemi ile bir ilgisinin olup olmadığının, </em>hem de <em>sınırlayıcı otoritenin ifadenin içeriğine karşı tavrının </em> araştırılması gerekebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>İyi de ya köpeğime &#8221;parçala!&#8221; diye emredersem?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz, ağızdan çıkan her söz, örneğin,  bir kimsenin karşısındakini  yaralamak amacı ile eğitimli köpeğine  yönelik olarak sarfettiği  “parçala!” sözü, anayasal ve anayasalarüstü  insan hakları hukukunun  tanımladığı anlamda “düşüncenin ifadesi”  değildir. İlkesel olarak,  gürültü çıkarmak, tehdit etmek, sövmek vb.  fiiler, düşüncenin ifadesi  değildir. Ancak, somut olayların koşulları bu  gibi davranışları dahi,  düşünce özgürlüğünün koruma alanı içine  sokabilmektedir. “Susurluk”  Olaylarını takiben yapılan “Aydınlık İçin  Bir Dakika Karanlık”  eylemleri çerçevesinde <em>evlerin ışıklarının söndürülmesi</em> davranışları, tipik iletişimsel eylemlerdendir. Bunların düşüncenin   ifadesi olmadığı savunulamaz. Pahalılığı protesto için yollara düşüp <em>tencere tava tokuşturmak</em> da düşüncenin ifadesidir. Görüldüğü gibi kimi zaman gürültü çıkarmak da   düşüncenin ifadesidir. Bu çerçevede, her söz düşünce olmadığı gibi,  her  bedensel hareket de, düşünce özgürlüğünün koruma alanı dışında bir   “eylem” olmayabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>“<em>Her söz yüzde yüz eylem ve her eylem de yüzde yüz düşüncedir” </em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Anayasa  hukukunun verdiği düşünce ya da ifade  tanımı, tümü ile metinden soyut  olarak ele alınırsa, Amerikalı Anayasa  kuramcısı John Hart Ely’nin  dediği gibi “<em>her söz yüzde yüz eylem ve her eylem de yüzde yüz düşüncedir” </em>denebilir.  Yani</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Sadece salt ifade değil, iletişimsel eylem de korunmalıdır. İletişimsel  eylemler duruma göre engellenebilir ve yasaklanabilirse de ceza  yaptırımlarının konusu olmamalıdır!</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de esas tartışma konusu salt ifade suçlarıdır denemez.   İletişimsel eylemlerin korunması da önemli bir sorun olarak karşımıza   çıkar. Şüphesiz biz bugün daha çok salt ifade suçlarına yoğunlaşırken,   iletişimsel eylem alanında olup bitenler de üzüntü verici olabiliyor.   Örneğin toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü her ne kadar Türk   Anayasasında düşünce özgürlüğünden bağımsız olarak düzenlenmişse de,   felsefi olarak düşünce özgürlüğünün uzantısıdır, bir anlamda düşüncenin   toplu olarak ifade edilmesi özgürlüğüdür. “Laf olsun” diye toplantı ve   gösteri yürüyüşü düzenlenmediğine göre, bu özgürlük de çok önemlidir ve   Türkiye’deki kuramsal ve pratik sınırları son derece belirsizdir ve  sık  sık da gayrimeşru olarak sınırlanmaktadır. Geçen 1 Mayısı düşünün   İstanbul’da. Köprü geçişleri mümkün oldu, vapurla geçiş önlendi, hatta   bırakın gösteriye katılmak isteyenleri, vapura binmek isteyen herkesin   şehir içi seyahat özgürlüğü kısıtlandı. İşte, tipik bir gayrimeşru   sınırlama örneği, düşünce özgürlüğü koruması bağlamında keyfiliğe varan   bir gayrimeşruluk örneği.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Özetle, ister salt ifade  olsun ister  iletişimsel eylem; bir eylemin, ifade  özgürlüğünün koruma  alanına girip  girmediği sorusuna yanıt ararken <em>hem ifadede bulunanın o ifade ile doğurmayı kastettiği sonucu ve sarfettiği ifadesiyle düşünsel ilişkisi</em>, hem de <em>ifadeyi sınırlayan yasa koyucunun, ifadenin hangi yönü ile ilgilendiği</em> göz önününde tutulmalıdır. Bu değerlendirmede bize ışık tutacak olan   felsefe, ifade özgürlüğünün, demokratik karar alma sürecini   kolaylaştırması, gerçeğin aranmasına hizmet etmesi ve bireyin kendini   ifade ederek mutlu olması yolundaki önemli <em>işlevlerini anlatan </em>kuramlardır.  Görece ihmal edilebilir zarar veren gürültü çıkarmak, tepinmek, yumurta  atmak, oturma eylemi yapmak, elektrikleri söndürmek, kepenk kapamak  gibi eylemler ceza yaptırımı konusu olamamalıdır&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Yumurta  atılanlar &#8221;muhalifler&#8221; ise eylemi düşünce özgürlüğü olarak  niteleyen  ama eğer &#8221;yandaş&#8221;lar ise &#8221;şiddet eylemi&#8221; olarak  yaftalayan  Türkiye&#8217;de yerleşmiş anlayış, sorunun düşünce ve düşüncenin  ifadesi  özgürlükleri ile ne kadar yakından ilgili olduğunun açık  kanıtıdır. &#8221;Bana özgürlük, sana yok&#8221; anlayışı, her kesimde  gözlemleniyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yumurta  atmak, yaka paça sürüklenme,  dövülme,, tartaklanma veyahut alınıp nezarete götürülmeyi hakeden  bir  &#8216;&#8217;suç&#8221; değildir, hele hele bir protesto eylemi çerçevesinde   yapılıyorsa. İletişimsel eylem kuramı diye bir şey vardır, bu kuramdan  haberi olmayan liberal anti-demokratlar hemen bilgiye sarılıp öğrenmeye  çalışmalıdır. Herkes &#8216;&#8217;silahsız&#8221; toplanmalıdır. Yumurta ise silah   değildir&#8230; Aslına bakılırsa pek de sevimli bir protesto aracıdır.  Şemsiyenin, yumurtaya karşı etkili bir karşılama aracı olduğu da ortaya  çıkmıştır. Devlet &#8221;büyük&#8221;lerinin şemsiye taşımasının yararları  sınırsızdır. Bununla birlikte sevgili öğrencilerimize, konu üzerinde  daha yaratıcı olmak isterlerse  başka iletişimsel eylem modelleri de  önerebiliriz:</p>
<p style="text-align: justify;">1) Devlet erkanının kulaklarını sağır edecek kadar yüksek volümlü rock veya heavy metal parçaları çalmak</p>
<p style="text-align: justify;">2) Etrafa çöp atmak, ortalığı çöplüğe çevirmek</p>
<p style="text-align: justify;">3) Sokak ortasında topluca hacet gidermek</p>
<p style="text-align: justify;">4) Narkoleptik numarası yaparak salonda birden bire topluca yere yatıp uykuya dalmak</p>
<p style="text-align: justify;">5) Salonda birden bire topluca sigara içmeye başlamak</p>
<p style="text-align: justify;">6) Koltuklara ters oturmak</p>
<p style="text-align: justify;">7) Topluca ninni söylemeye başlamak veya &#8221;daha dün annemizin kollarında yatarken&#8221; diye şarkılar söylemek</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> <img src='http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Salonda kızlı erkekli birden bire dudak dudağa ve müstehcen şekilde öpüşmeye başlamak </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle   8. örnek yetkililerimizi şoke edecek, &#8221;şiddet&#8221;ten değil &#8221;aşk&#8221;tan   dem vuran öğrencilerimizin üzerine biber gazı sıkmaktan Türk polisimizi   alıkoyabilecek; polislerimiz, akademilerinde, öpüşmekle bekaret bozulamayacağını, ana karnında katledecekleri bir çocuk   yapılamayacağını öğrenmiş bulunduklarından, kızlar bekaret kontrolüne de   götürülemeyecektir!</p>
<p style="text-align: justify;">Örnekler çoğaltılabilir, muhtaç   olduğumuz kudret, düşünen dimağlarda, eylem yapacak genç ve güçlü   bedenlerde olduğu sürece.-))﻿</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/benim-yumurtam-seninkini-kirar-disi-ve-disli-cinsli-yumurtalarimiz-ve-iletisimsel-eylem-kuramimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Ceza Kanununun 301. Maddesi İçin Israrlı Öneriler</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/turk-ceza-kanununun-301-maddesi-icin-israrli-oneriler.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/turk-ceza-kanununun-301-maddesi-icin-israrli-oneriler.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2009 20:18:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel Tartışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Hukukta Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kuramsal Çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[301. Madde]]></category>
		<category><![CDATA[ceza]]></category>
		<category><![CDATA[ceza kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[değişiklik önerisi]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce suçları]]></category>
		<category><![CDATA[salt ifade suçları]]></category>
		<category><![CDATA[TCK]]></category>
		<category><![CDATA[YTCK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=223</guid>
		<description><![CDATA[
Hukuk ve Edebiyat, aynı evrende herşeye kadir iki düşman mı? Hem hukukun edebiyatı ele alışı, hem de edebiyatın hukuku işleyişi üzerine çok söz söylenebilir. Özellikle ceza hukuku çağlar boyunca yaratıcılığın önüne ciddi engeller koymuş. Lady Chatterley&#8217;in Aşığı, Oğlak Dönencesi gibi büyük eserleri yasaklayan uygulamalar, batı dünyasında artık geçmişte kaldı. Ama Türkiye&#8217;de yazarlar, hem eserlerinin içerikleri, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://1.bp.blogspot.com/_Ba6L2QHWazg/ShA4DkLsY4I/AAAAAAAAADU/QdVOg9wC714/s1600-h/images.jpg.jpeg"></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hukuk ve Edebiyat, aynı evrende herşeye kadir iki düşman mı? Hem hukukun edebiyatı ele alışı, hem de edebiyatın hukuku işleyişi üzerine çok söz söylenebilir. Özellikle ceza hukuku çağlar boyunca yaratıcılığın önüne ciddi engeller koymuş. Lady Chatterley&#8217;in Aşığı, Oğlak Dönencesi gibi büyük eserleri yasaklayan uygulamalar, batı dünyasında artık geçmişte kaldı. Ama Türkiye&#8217;de yazarlar, hem eserlerinin içerikleri, hem de kamuoyuna karşı dile getirdikleri düşünceleri nedeniyle hala yargılanabiliyor. Ceza Kanununun 301. maddesi, sadece özgür düşüncenin ve yaratıların diğer türlerinin değil edebiyatın da önündeki hukuksal bir engel.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>301. Madde Kaldırılamayacaksa En Azından Madde, Daha Özgürlükçü ve Eşitlikçi Bir Koruma Sağlasın</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yeni Türk Ceza Yasası&#8217;nın 301. maddesinin, düşünce özgürlüğünü haksız olarak sınırlayan bir biçimde uygulandığı pek çok davaya tanık olmaktayız. Bu suçun işlendiği gerekçesi ile açılan bazı davalar, sanıkların beraati ile sonuçlansa da, açılan davaların otosansür yaratması tehlikesi gözardı edilmemelidir. 301. MADDE KALDIRILMALIDIR. Eğer kaldırılmayacak ise, hiç olmazsa, maddeyi az da olsa özgürlükler hukukunun isterlerine uygun bazı ciddi değişiklikler yapılmalıdır fikrindeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>301. Madde Nasıl Olmalı?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yeni Türk Ceza Yasası&#8217;nın 301. maddesi kaldırılamasa bile, bu maddede, gerek özgürlüklerin mutlak koruma taraftarı olan kesimlerin, gerek Türklük, cumhuriyet, devletin kurum ve organları gibi değerlerin de korunması gereğine işaret eden kesimlerin taleplerini tatmin edici ve uzlaştırıcı bir değişiklik yapılması gereksinimi ortadadır. Böyle bir uzlaşmaya giden yolda hem özgürlüklerin gerektiği ölçüde korunması hem de belirli toplumsal duyarlılıklara saygı gösterilmesi çabalarına katkıda bulunmak amacıyla, hem kurmaca yazarı olarak hem de -ceza hukuku ve düşünce özgürlüğü alanında uzun zamandan beri araştıran ve çalışmalar yayınlayan bir akademisyen olarak- bir öneri getirmek istiyorum. Bu önerileri aşağıda sıralamak istiyorum:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>301. ve 216. Madde Hükümleri</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yürürlükteki 301. madde ve 216. maddeler birarada değerlendirilip, bir uzlaşma formülü bulunulabilir. Bu formülü ortaya koymadan önce, Yeni Türk Ceza Kanununun 301. ve 216. maddeleri hükümlerini anımsatmak isterim:</p>
<p style="text-align: justify;">“Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama</p>
<p style="text-align: justify;">MADDE 301-</p>
<p style="text-align: justify;">(1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>
<p style="text-align: justify;">(2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.</p>
<p style="text-align: justify;">(3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.<br />
(4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.”</p>
<p style="text-align: justify;">Madde 216 &#8211; (1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>301. Maddeden Açılan Davalar Hangi Unsur Üzerinde Yoğunlaşıyor?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">5759 sayılı yasa ile 30/4/2008 tarihinde değiştirildiği şekliyle Türk milleti, cumhuriyet, devletin kurum ve organları gibi değerlerin korunması amacıyla ihdas edilen 301. madde ile ilgili yargılamalar değerlendirildiğinde, ceza davalarının özellikle <strong>Türk milletini aşağılama</strong> fiilleri üzerinde yoğunlaştığı gözlemlenmektedir. Yasayı, düşünce özgürlüğü bakımından meşru bir zemine taşıyabilmek için, açık dokulu ve normatif bir unsur olan &#8220;Türk Milleti&#8221; ile &#8220;Türk Milletine ait olan bireylerin kişi haysiyeti&#8221; arasında -muğlak da olsa- bir bağ kurulmuş olması gerçeğini unutmamak gereekir. Hükmün meşru bir zemine, az da olsa taşınabilmesi için, normun, bir millete karşı kin ve nefret temelli açıklamalar yoluyla, o milletin mensuplarının kişi haysiyetlerinin yaralanması fiileriyle mücadele ihtiyacına dayanması gerektiğini unutmamak gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>301. Maddede Yazılı Türk Milleti Asıl Hangi Yönüyle Korunmalı?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türk Milleti, Türk Milletine dahil olan bireylerden bağımsız, soyut bir değer ya da bir &#8220;devlet değeri&#8221; değil, Türk milletine ait olan bireylerin kişi haysiyetinin bir parçasıdır. Benzer bir bağ, 216. maddede, 301. maddeden daha açık ve somut olarak kurulmuş bulunmaktadır. 216. maddenin ikinci fıkrasında, <em>halkın bir kesimini sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılamak</em> fiili cezalandırılmıştır. Her ne kadar bu fıkra hükmü de, düşüncenin ifadesi özgürlüğü bakımından eleştirilebilecek bir biçimde kaleme alınmışsa da, yine de 301. maddeden daha somuttur. Çünkü, hüküm yoluyla, halkın bir kesimine mensup bireylerin insan onurunun korunmasının amaçlandığı açıkça anlaşılmaktadır. Bir anlamda, madde ile halkïn bir kesiminin ırkçı ve ayrımcı tahkir fiilllerine maruz kalması önlenmek istenmiştir. Maddenin, özgürlükçü yorumu, halkın bir kesimine mensup olan bireylerin insan onurlarını zedelemeye elverişli tahkir fiillerinin cezalandırılmasını meşru görür.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>301. Madde ve 216. Maddede Yapılacak Değişikliklerle Devlet, Siyasal Organ ve Kurumlar, İdare Değil, Kimliksel Bir Haysiyet Değeri Olan &#8220;Millet&#8221; Korunabilir. Hem de &#8220;Her&#8221; Millet</strong>.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte yukarıda işaret ettiğim aynı anlayış, yapılacak bir değişiklikle 301. madde için de geçerli kılınabilir ve aslen kılınmalıdır. Çünkü 301. madde ihdas edilirken, soyut olarak Türklüğün değil, Türk milletine mensup bireylerin, Türk olmak bakımından sahip oldukları insan onurlarının korunması düşünülmüş olmalıdır. Buna göre, Türk olmak; belirli bir dini inanca sahip olmak, siyah ya da beyaz ırka mensup olmak, kadın olmak, belirli bir etnik kimliğe sahip olmak gibi, bireylerin insan onuru ile bağlantılı bir kimlik değeri sayılabilir. Diğer kimlik değerleri gibi bu kimlik değeri de, ırkçı ve ayrımcı tahkir fiilerine karşı meşru olarak korunabilir. Eğer 301. madde aşağıda önerdiğimiz gibi düzenlenirse, bu alanda yaşanan toplumsal çekişme ve tartışmalar, önemli ölçüde giderilebilir kanısındayım. <strong>Her ne kadar, düşünce özgürlüğü gibi bir temel hakkın 301. madde ile ihdas edilen hükümler yolu ile sınırlanmasına kişisel olarak karşı olsam da, Türkiye&#8217;nin içinde bulunduğu ortam ve toplumsal hassasiyet adı verilen tepkisellik, böyle bir uzlaşmayı zorunlu kılıyor olabilir</strong> (Hiçbir hukuk dalı, ceza hukuku kadar toplumsal değildir. Bireysel haklara zarar veren fiiller dahi, ancak asgari toplumsal barışı zedeleyen fiiller oldukları ölçüde meşru olarak cezalandırılabilirler. Toplumun birlikte yaşaması bakımından tehlike yaratmayan bazı gayriahlaki ya da zarar verici fiiller bu nedenle suç değil, haksız fiil olarak medeni hukukun alanına girmektedir).</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Somut Önerim:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">301. Madde KALDIRILMALI ve kaldırılan hükmün bir kısmını kapsamak için 216. maddenin 2. fıkrası aşağıdaki gibi değiştirilmelidir:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Önerilen 216.Madde: </strong>(1) <strong>Bir millet aleyhine</strong> ya da halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden; bunlara karşı şiddet ve keyfi muamele uygulanmasını teşvik eden; bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde&#8230;cezalandırılır.</p>
<p style="text-align: justify;">(2) Başkalarının kişi haysiyetini , <strong>bir milleti</strong> veya halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini tahkir ederek zedeleyen kimse, &#8230; cezalandırılır&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">216. maddeye &#8220;Bir millet aleyhine&#8221; eklenir ise hem Türk milleti kapsanacak, hem de diğer milletler korunacak, böylece madde nesnel bir eşitlik anlayışı içinde işlevini koruyacaktır. Yani düşüncenin içeriği bakımından bir ayrımcılık yapılmamış olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>301&#8242;in Geri Kalan Kısmı?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bunun yanında, 301. maddenin geri kalan kısmı tamamen KALDIRILMALIDIR. Kaldırılmayacak ise, en azından Türk milleti dışında koruduğu değerler bakımından madde &#8220;<strong>Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını kamu güvenliğini bozmaya elverişli bir biçimde alenen aşağılayan kişi &#8230;cezalandırılır</strong>&#8221; biçiminde değiştirilmelidir. Yani bu maddeye &#8220;k<em>amu güvenliğini bozmaya elverişli biçimde</em>&#8221; unsurunun eklenmesi, hatta kanımızca, &#8220;<em>bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde</em>&#8221; gibi bir unsurun eklenmesi gereklidir. Ayrıca hiçbir özgürlükçü sistemde hükümetin aşağılanması cezalandırılamaz. Hükümetin siyasal olarak en sert biçimde eleştirilebilmesi, yeri geldiğinde aşağılanabilmesi bile gerekir. Ayrıca, bir yandan hükümeti aşağılamayı cezalandırmak, öte yandan yargılama iznini Adalet Bakanlığı&#8217;na vermek kabul edilebilir bir durum değildir. Bu yolla &#8220;mağdurun&#8221; bir organına yargılama izni verilerek, keyfi idareye yol açılmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/turk-ceza-kanununun-301-maddesi-icin-israrli-oneriler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

