<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Edebiyat ve Hukuk &#187; EDEBİYAT VE HUKUK</title>
	<atom:link href="http://www.edebiyatvehukuk.org/category/edebiyat-ve-hukuk/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edebiyatvehukuk.org</link>
	<description>Edebiyat, hukuk, edebiyat ve hukuk</description>
	<lastBuildDate>Fri, 02 Dec 2011 17:17:52 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Ödev Hazırlama</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/odev-hazirlama.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/odev-hazirlama.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Oct 2011 17:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[ANAYASA DERSLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[Ödevler Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=1551</guid>
		<description><![CDATA[Ödev Konusu
SEÇENEK I: Seçeceğiniz bir ülke anayasasını, aşağıdaki soruları içerecek şekilde ama onlarla sınırlı kalmak zorunda olmadan, bize tanıtınız. Seçtiğiniz anayasanın yürürlükte olduğu ülkeyi gördünüz mü? o ülkenin sizde yarattığı çağrışımları bize bir paragrafta sayınız.
1) Bu anayasa hangi siyasal mücadelelerin eseridir?
2) Bu anayasayı kimler, hangi organ yapmıştır? Bu anayasaya göre asli ve tali kurucu iktidar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>Ödev Konusu</h1>
<p>SEÇENEK I: Seçeceğiniz bir ülke anayasasını, aşağıdaki soruları içerecek şekilde ama onlarla sınırlı kalmak zorunda olmadan, bize tanıtınız. Seçtiğiniz anayasanın yürürlükte olduğu ülkeyi gördünüz mü? o ülkenin sizde yarattığı çağrışımları bize bir paragrafta sayınız.</p>
<p>1) Bu anayasa hangi siyasal mücadelelerin eseridir?</p>
<p>2) Bu anayasayı kimler, hangi organ yapmıştır? Bu anayasaya göre asli ve tali kurucu iktidar organları hangileridir?</p>
<p>3) Anayasa, anayasayı yapan organ açısından nasıl bir anayasacılık anlayışına dayanmıştır?</p>
<p>4) Seçtiğiniz anayasanın öngördüğü anayasal düzeni tanıtınız.</p>
<p>5) Bu anayasa ne şekilde yönetilen bir devlet öngörmektedir?</p>
<p>6) Bu anayasaya göre egemenliğin kaynağı kimdir?</p>
<p>7) Bu anayasaya göre egemenliği millet adına kullanan organlar var mıdır? Bu organların isimleri nelerdir?</p>
<p>8  Bu anayasaya göre devletin ülkesini ve milletini kısaca tanıtınız.</p>
<p>9) Bu anayasa nasıl bir devlet şekli öngörüyor? Üniter mi? (Merkezi Üniter? Adem-i Merkezi Üniter?) Bileşik mi? (Devlet Birliği mi? (Şahsi Birlik? Hakiki Birlik?) Devlet Topluluğu mu? (Konfederasyon? Federasyon?)</p>
<p>10) Bu anayasa nasıl bir hükümet sistemi öngörmektedir?</p>
<p>[Kuvvetler Birliği mi? (Yürütme Organında Birleşme: Mutlak Monarşi mi? Diktatörlük mü?) Yoksa Yasama Organında Birleşme: Meclis Hükümeti mi?]</p>
<p>[ Kuvvetler Ayrılığı mı? (Sert Kuvvetler Ayrılığı: Başkanlık Sistemi mi?) Yoksa Yarı-Başkanlık Sistemi mi? Yoksa Parlamenter Sistem mi? Yoksa Rasyonelleştirilmiş Parlamentarizm mi?]</p>
<p>11) Bu anayasanın dayandığı demokrasi anlayışı nedir?</p>
<p>12) Bu anayasada düzenlenen temel hak ve özgürlükleri tanıtınız.</p>
<p>13) Bu anayasa bir Anayasa Mahkemesi öngörüyor mu? Nasıl öngörüyor?</p>
<p>14) Anayasanın başlangıç hükümleri ile diğer hükümleri arasındaki ilişkiyi tartışınız. Anayasa başlangıç hükümlerinde sözettiği değerleri metninde somutlaştır mış mı? Nasıl?</p>
<p>15) Bu anayasa nasıl değiştirilebilir? Bu değişiklik kuralını değerlendiriniz, eleştiriniz.</p>
<p>16) Bu anayasayı beğendiniz mi? Beğenmediniz mi? Siz olsaydınız bu anayasanın neresini değiştirmek isterdiniz?</p>
<p>SEÇENEK II. Bir sayfada Türk anayasalarının siyasal ve hukuki tarihini özetledikten sonra  Türkiye’de yeni bir anayasa yapılması konusunu son yıllardaki gelişmeleri göz önünde tutarak değerlendiriniz. Bu değerlendirmede özellikle aşağıdaki sorulara cevap veriniz.</p>
<p>1) Yeni anayasa süreci siyasal olarak kimler (hangi organ) tarafından, ne zaman başlatıldı, hukuki olarak ne zaman başlatıldı?</p>
<p>2) Süreç bundan sonra hangi aşamalarda ilerledi? Ödevi teslim ettiğiniz anda durum ne idi?</p>
<p>3) Türkiye’de olağan dönemlerde anayasanın yapılabilirliği açısından hangi sorunlarla kaşılaşılıyor?</p>
<p>4) Yeni bir anayasa taraftarı ve aleyhtarı tezleri ortaya koyunuz.</p>
<p>5)  Yeni bir anayasa yapılabilirse bu anayasanın hangi yönleriyle, daha önceki anayasalardan ayrılacağını düşünüyorsunuz?</p>
<p>6) Yukarıda I. seçenek altında sorulan soruları bu kere, süregelen tartışmalara da değinerek, hipotetik olarak inceleyiniz.</p>
<p>7) Yeni bir anayasa yapılması halinde o anayasa çerçevesinde hangi organ asli kurucu iktidar organı hangi organ tali kurucu iktidar organı olacak?</p>
<h1>Ödev Hazırlama İlkeleri</h1>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>1) Öğrenci, Türkçe yazım kurallarına azami ölçüde özen göstererek özgün bir ödev hazırlamalıdır; ödev hiçbir şekilde bir başka kaynaktan tamamen alıntı biçiminde hazırlanmamalıdır. Yabancı dilde yazılmış bir eser Türkçeye çevrilerek ödev olarak sunulmamalıdır. Kullanılan tüm kaynaklar baştan sona okunmuş veyahut ödev için gereken ölçüde okunup özetlenmiş ve sonra kullanılmış olmalıdır. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>2) Ödev, bilimsel yayınlarda kaynak gösterme ilkelerine uygun olarak hazırlanmış olmalıdır. Üniversitemiz açısından o ilkeler HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ BİLİMSEL YAYINLARINDA KAYNAK GÖSTERME İLKELERİ adı altında şurada bulunuyor: (<a href="http://www.hun.edu.tr/duyuru/rekduy/bilimselyayin.pdf">Bağlantı</a>) </strong></p>
<p><strong>3) Ödevin formatı, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nün Tez ve Rapor Yazım Yönergesi’ne uygun olmalıdır. Bu yönergeye, birebir değil ödevinize uyarlayarak uyunuz. Yönerge için: (<a href="http://www.sosyalbilimler.hacettepe.edu.tr/belgeler/Tez_ve_Rapor_Yazim_Yonergesi.pdf">Bağlantı</a>)</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>4) Ödevde en az 10 adet kaynak kitap, makale, diğer basılı eserler, internet kaynağı, gazete vb. kaynaklar kullanılmalıdır. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>5) Ödevde kaynağa doğrudan doğruya atıf yapılmalı, başka eserlerin bir kaynağa yaptıkları atıflar (nakletme) çok sınırlı hallerde kullanılmalıdır. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>6) Ödev bilgisayarda yazılmış olmalıdır. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>7) Ödevin girişinde Türkçe-İngilizce Özet, Kaynakça ve Önsöz bulunmalı; ödev metninin ardından Kaynakça veya Kaynak Listesi eklenmelidir. Ödev, metni içinde dipnot veya son-not olarak yapılan atıfları barındırmalıdır. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/odev-hazirlama.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öykü Didem Aydın&#8217;ın İnsan Hakları Dersleri</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/oyku-didem-aydinin-insan-haklari-dersleri.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/oyku-didem-aydinin-insan-haklari-dersleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Oct 2011 22:34:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Dersleri]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI DERSLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[insan haklarının tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=1534</guid>
		<description><![CDATA[Öykü Didem Aydın&#8217;ın İNSAN HAKLARI DERSLERİ
Derslerimizde, İnsan Hakları Hukukunun genel esaslarını tarihsel çerçevesi içinde, ulusal ve uluslararası koruma mekanizmaları ve çeşitli ülke anayasaları bağlamında karşılaştırmalı olarak ele alacağız.
Öğretim Üyesi: Yrd. Doç. Dr. Öykü Didem Aydın
Ofis: Hacettepe Üniversitesi BeytepeYerleşkesi, Hukuk Fakültesi E-mail: oykudidemaydin@hacettepe.edu.tr
Yardımcı Öğretim Elemanı: Araştırma Görevlisi Sümeyye Hande Çakır E-mail: shcakir@hacettepe.edu.tr
DERSİN TANIMI
İnsan hakları hukukunun bilgi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align: justify;"><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2011/10/insan-hakları.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1548" title="insan hakları" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2011/10/insan-hakları.jpg" alt="insan hakları" width="500" height="268" /></a>Öykü Didem Aydın&#8217;ın İNSAN HAKLARI DERSLERİ</h1>
<p style="text-align: justify;">Derslerimizde, İnsan Hakları Hukukunun genel esaslarını tarihsel çerçevesi içinde, ulusal ve uluslararası koruma mekanizmaları ve çeşitli ülke anayasaları bağlamında karşılaştırmalı olarak ele alacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Öğretim Üyesi: Yrd. Doç. Dr. Öykü Didem Aydın</p>
<p style="text-align: justify;">Ofis: Hacettepe Üniversitesi BeytepeYerleşkesi, Hukuk Fakültesi E-mail: <a href="mailto:oykudidemaydin@hacettepe.edu.tr">oykudidemaydin@hacettepe.edu.tr</a></p>
<p style="text-align: justify;">Yardımcı Öğretim Elemanı: Araştırma Görevlisi Sümeyye Hande Çakır E-mail: <a href="mailto:shcakir@hacettepe.edu.tr">shcakir@hacettepe.edu.tr</a></p>
<h2 style="text-align: justify;">DERSİN TANIMI</h2>
<p style="text-align: justify;">İnsan hakları hukukunun bilgi kaynakları, insan hakları terimi ve kavramı, tarihsel çerçevesi içinde insan haklarının gelişimi, insan haklarının siyasal iktidarı sınırlandıran hareketler olarak ele alınması, insan haklarının bireysel koruma mekanizmaları (ulusal ve uluslarüstü)</p>
<h2 style="text-align: justify;">DERSİN AMACI</h2>
<p style="text-align: justify;">Bu ders, Hacettepe Üniversitesi öğrencilerine, insan hakları hukukunun temel kurum, kavram ve kuramlarını Türk ve diğer ülkeler örneklerinde ve karşılaştırmalı bir zeminde öğretmeyi amaçlamaktadır.</p>
<h2 style="text-align: justify;">DERSİN İŞLENİŞ BİÇİMİ</h2>
<p style="text-align: justify;">Ders SOKRATİK yöntemle işlenir. Bu yöntemde belirli bir konu ile ilgili olarak “tümevarım” mantığı ile tartışmalar yürütülür ve genel ilkelere tartışmalar sonucunda varılır. Öğrenci derse gelmeden önce ders konusunu gösterilen kaynaklardan okumuş ve bir önceki hafta sorulan sorular üzerinde araştırma yapmış olmalıdır. Öğrenciler, derslerin başlangıcında (en geç üç hafta içinde) yazılı ve resimli özgeçmişlerini (Curriculum Vitae) öğretim üyesine teslim etmiş olmalıdırlar.</p>
<h2 style="text-align: justify;">DERS MALZEMELERİ (Genel Kaynakça)</h2>
<p style="text-align: justify;">I. <strong>Öykü Didem Aydın’ın Dağıtacağı Notlar ve Metinler, Okuma Parçalar</strong>ı (Bunlar Edebiyat ve Hukuk: &lt;<a href="../../../../../">http://www.edebiyatvehukuk.org</a>&gt; adlı sitede yayınlanacaktır (Sitede insan hakları ders notları ve anayasal konulara dair makale ve tartışmalar da bulunmaktadır). Dağıtılan notlar içinde diktörtgen arasına alınan tartışma ve araştırma soruları, “excursus” biçiminde bulunmaktadır. Ders notları, araya giren bu kutular hesaba katılmadan da okunabilir. Kutu içine alınan soru ve metinler, öğrencinin araştırması ve tartışması gereken konulardır.  Aşağıdaki kitaplar ve diğer kaynaklar örnek olarak verilmiştir, listede bulunmayan eserler de tercih edilebilir, işaret edilen merkezlerden hareket edilerek çok sayıda başka kaynağa ulaşılabilir, insan hakları alanında son derece geniş bir bibliyografya bulunmaktadır). Bu derse yardımcı olarak &#8220;Anayasa Dersleri&#8221;ni de okuyabilirsiniz: <a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/dr-oyku-didem-aydinin-anayasa-hukuku-dersleri-i.html">(Bağlantı)</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>II. Semih Gemalmaz, Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunun Genel Teorisine Giriş (İstanbul: Beta Yayınları). Son Baskısının tercih edilmesi tavsiye edilir.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>III. Micheline Ishay,  The History of Human Rights: From Ancient Times to the Globalization Era (University of California Press)</strong></p>
<table style="text-align: justify;" border="0" cellpadding="0" width="103%">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2" valign="top">IV.   Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Bilgi Bankası &lt; http://www.inhak-bb.adalet.gov.tr/&gt;’   ndan bir liste: İNSAN HAKLARI İLE İLGİLİ TÜRKİYE&#8217;DE YAYINLANAN KİTAPLAR</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">1-</td>
<td width="94%">İnsan Hakları Rehberi, 1999,  Anıl ÇEÇEN</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">2-</td>
<td width="94%">İnsan Haklarının Uluslararası Alanda Korunması ve   Avrupa Sistemi, 2003, Ayhan DÖNER</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">3-</td>
<td width="94%">İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Hukukunda Türkiye,   2002, Bakır ÇAĞLAR</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">4-</td>
<td width="94%">Ülkemizde Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği, 1997, Burhan   KUZU</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">5-</td>
<td width="94%">Türkiye&#8217;nin İnsan Hakları Sorunu, 1994, Bülent TANÖR</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">6-</td>
<td width="94%">İşkencenin Rapor Edilmesi,2001, Camille GIFFARD   (çeviren Orhan Kemal CENGİZ</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">7-</td>
<td width="94%">Düşünce, İnanç, Vicdan ve İfade Özgürlüğü, 1998,   Donna GOMIAN, David HARRIS (Çeviren Orhan Kemal CENGİZ)</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">8-</td>
<td width="94%">Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Işığında Türkiye&#8217;de   İnsan Hakları Sorunu, 2002, Durmuş TEZCAN</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">9-</td>
<td width="94%">Avrupa&#8217;da Düşünce Özgürlüğü/AİHS&#8217;nin 10. maddesine   İlişkin İçtihat, Durmuş TEZCAN</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">10-</td>
<td width="94%">İnsan Hakları Açısından Arama, El koyma, Yakalama ve   İfade Alma, 1995, Feridun YENİSEY</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">11-</td>
<td width="94%">Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması, 2001,   Feyyaz GÖLCÜKLÜ/Şeref GÖZÜBÜYÜK</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">12-</td>
<td width="94%">Türkiye&#8217;de ve dünyada insan hakları,1999, Hikmet   Sami TÜRK</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">13-</td>
<td width="94%">Türkiye&#8217;de Düşünce Özgürlüğü, Türkiye Genç İş   Adamları Derneği Yüksek Kurulu, İbrahim KABOĞLU</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">14-</td>
<td width="94%">Özgürlükler Hukuku, 2003, İbrahim KABOĞLU</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">15-</td>
<td width="94%">Elli Yıllık Deneyimler Işığında Türkiye&#8217;de ve   Dünyada İnsan Hakları, 1999,<br />
İoanna KUÇURADİ/Bülent PEKER</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">16-</td>
<td width="94%">Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Divan   Kararlarının Hukuksal Niteliği Ve Taraf Devletlerde Uygulanması, 1997, Kadir   YILDIRIM</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">17-</td>
<td width="94%">Kişinin Özgürlük ve Güvenlik Hakları, 2000, Karen   REED</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">18-</td>
<td width="94%">Adil Bir Yargılamanın Güvenceleri / Avrupa İnsan   Hakları Sözleşmesi Rehberi/ Üçüncü Kitap 2000, Karen REED</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">19-</td>
<td width="94%">Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi&#8217;ne Bireysel Başvuru   Hakkı, 2000, Karen REED</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">20-</td>
<td width="94%">Avrupa Birliğine Uyum Sürecinde Türk Ceza Hukuku,   2000, Kayıhan İÇEL/ Füsun SOKULLU</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">21-</td>
<td width="94%">İnsan  Hakları  Hukuku Alanında Uluslararası   Mekanizmalar, 1999, Kerim YILDIZ ve Orhan  Kemal  CENGiZ</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">22-</td>
<td width="94%">İnsan Hakları Eğitimi Hakkı, Mesut GÜLMEZ</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">23-</td>
<td width="94%">Belgelerle İnsan Hakları Eğitimi, BM 10. Yılı, Mesut   GÜLMEZ</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">24-</td>
<td width="94%">İnsan Hakları Ve Demokrasi Eğitimi, 2001, Mesut   GÜLMEZ</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">25-</td>
<td width="94%">Temel Belgelerde İnsan Hakları: Örnekli, Açıklamalı,   Karşılaştırmalı, Muharrem BALCİ / Gülden SÖNMEZ</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">26-</td>
<td width="94%">Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yargısı,2002, Mustafa   YILDIZ</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">27-</td>
<td width="94%">İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Ve Avrupa Topluluk   Hukukunda Temel Hak Ve Hürriyetler Üzerine, 1994, Naz CAVUŞOĞLU</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">28-</td>
<td width="94%">Türkiye&#8217;de Demokrasi ve İnsan Hakları, 1996, Oktay   UYGUN</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">29-</td>
<td width="94%">Uygulamacılar İçin Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi&#8217;neBaşvuru Rehberi, 2001, Orhan Kemal CENGİZ</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">30-</td>
<td width="94%">Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Bireysel Başvuru   Hakkı, 1981, Ömer MADRA</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">31-</td>
<td width="94%">Avrupa Sözleşmesinde ve Türk Anayasasında İfade   Hürriyetinin Muhtevası ve Sınırları, 2001, Reyhan SUNAY</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">32-</td>
<td width="94%">İnsan Hakları, 2000, Rona AYBAY, Gökçen   Alpkaya,Gönül Bakır</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">33-</td>
<td width="94%">Uluslararası Boyutları İle İnsan Hakları, 2001, Safa   REİSOĞLU</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">34-</td>
<td width="94%">Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türkiye, 1996,   Süheyl BATUM</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">35-</td>
<td width="94%">Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türk Anayasal   Sistemine Etkileri, Süheyl BATUM</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">36-</td>
<td width="94%">Avrupa İnsan Hakları Yargısında İfade Özgürlüğü ve   Türkiye,2002, Süleyman DOST</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">37-</td>
<td width="94%">Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, İnsan Haklarının   Uluslararası İlkeleri, 2001, Şeref ÜNAL</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">38-</td>
<td width="94%">İnsan Haklarının Korunması Alanında Uluslararası   Temel Belgeler, 1995, Tekin AKILLIOĞLU</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">39-</td>
<td width="94%">Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 1996,   Tekin AKILLIOĞLU</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">40-</td>
<td width="94%">İnsan Hakları Eğitimi, 2000, Yasemin KARAMAN   KEPENEKÇİ</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">41-</td>
<td width="94%">İnsan Hakları, 2001 (Derleme), Yasemin KARAMAN   KEPENEKÇİ</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">42-</td>
<td width="94%">İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve AİHS   Uygulaması, 2001 (Derleme), Yasemin KARAMAN KEPENEKÇİ</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">43-</td>
<td width="94%">İnsan Haklarına ve Temel Özgürlüklere İlişkin Uluslararası   Sözleşmeler ve Bu Sözleşmelere Yer Veren Anayasa Mahkemesi Kararları, 1997,   Yekta Güngör ÖZDEN</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">44-</td>
<td width="94%">1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve İnsan Hakları   Evrensel Bildirgesi BETA BASIM YAYIM, Y. Kishalı</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">45-</td>
<td width="94%">50 Yıllık Deneyimlerin Işığında Türkiye&#8217;de ve   Dünyada İnsan Hakları TÜRKİYE FELSEFE KURUMU YAYINLARI, Bülent Peker/ Ioanna   Kuçuradi</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">46-</td>
<td width="94%">Adil Bir Yargılamanın Güvenceleri / Avrupa İnsan   Hakları Sözleşmesi Rehberi Üçüncü Kitap SCALA YAYINCILIK, 2000, Karen Reid</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">47-</td>
<td width="94%">Alternatif İnsan Hakları Kuramı ANKA YAYINLARI,   2002, Mustafa Yıldız</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">48-</td>
<td width="94%">Ankara Çalışmaları 6 / İngiltere, Terör Kuzey   İrlanda Sorunu ve İnsan Hakları ASAM, 2001, Dr. Sedat Laçiner</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">49-</td>
<td width="94%">Avrupa İnsan Hakları Komisyonu Önünde Türkiye -1-   Kabuledilebilirlik Kararları BETA BASIM YAYIM, Semih Gemalmaz</td>
</tr>
<tr>
<td width="4%" valign="top">50-</td>
<td width="94%">Avrupa İnsan Hakları Komisyonu Önünde Türkiye -2-   Nihai Raporlar BETA BASIM YAYIM, Semih Gemalmaz</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table style="text-align: justify;" border="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="13%" valign="top">51-</td>
<td width="85%">Avrupa   İnsan Hakları Mahkemesi Yargısı ALFA YAYINLARI-DERS KİTAPLARI, Mustafa Yıldız</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">52-</td>
<td width="85%">Avrupa   İnsan Hakları Mahkemesi&#8217;ne Dava Götürme Kılavuzu BELGE YAYINLARI, 2003, Kerim   Yıldız/ Philip Leach</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">53-</td>
<td width="85%">Avrupa   İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Başvuru El   Kitabı ASİL YAYIN DAĞITIM, 2004, Enver Bozkurt/ Selim Kanat</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">54-</td>
<td width="85%">Avrupa   İnsan Hakları Sözleşmesinin Türkiye&#8217;de Olağanüstü Hal Rejimine Etkisi BETA   BASIM YAYIM, S. Yokuş</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">55-</td>
<td width="85%">Belgeler   Işığında İnsan Hakları BABIALİ KÜLTÜR YAYINCILIĞI A.Ş, 2002, Ethem Levent</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">56-</td>
<td width="85%">Belgelerle   İnsan Hakları BETA BASIM YAYIM, M. Sencer</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">57</td>
<td width="85%">Bir Başka   Açıdan İnsan Hakları METİS YAYINLARI, Johan Galtung</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">58-</td>
<td width="85%">Demokrasi   ve İnsan Hakları GÜN YAYINCILIK</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">59</td>
<td width="85%">Demokrasi   ve İnsan Hakları Serisi &#8211; 1 &#8216;Demokrasi ve İnsan Hakları Eğitimi&#8217; TÜRK   DEMOKRASİ VAKFI, Prof. Dr. Savaş Büyükkaragöz</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">60-</td>
<td width="85%">Demokrasi   ve İnsan Hakları Serisi &#8211; 3 &#8216;Demokrasi ve İnsan Hakları Eğitimi&#8217; TÜRK   DEMOKRASİ VAKFI, Yard. Doç. Dr. Halil İbrahim Bahar</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">61-</td>
<td width="85%">Ders   Kitaplarında İnsan Hakları: Tarama Sonuçları TARİH VAKFI YAYINLARI, 2004</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">62-</td>
<td width="85%">Fotoğraflarla   Türkiye&#8217;de İnsan Hakları TARİH VAKFI YAYINLARI,</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">63-</td>
<td width="85%">Günümüzde   İnsan Hakları DER YAYINLARI, 2002, Prof. Dr. İsmet Giritli/ Hasan Atilla   Güngör</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">64-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları Avrupa Mahkemesi SU YAYINLARI, 2003, Naz Çavuşoğlu</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">65-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları Belgeleri ( 1.Kitap ) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Protokolleri   ve İlgili Diğer Belgeler BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ YAYINLARI, 2003, Semih   Gemalmaz</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">66-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları Belgeleri ( 2. Kitap ) Human Rights Instruments BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ   YAYINLARI, 2003, Semih Gemalmaz</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">67-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları Belgeleri ( 3. Kitap ) Human Rights Instruments BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ   YAYINLARI, 2003, Semih Gemalmaz</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">68-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları Diplomasisi BAĞLAM YAYINCILIK, 2002, Emin Gürses</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">69-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları Eğitimi ANI YAYINCILIK, 2000, Dr. Yasemin Karaman Kepenekçi</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">70-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları Evrensel Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması   YAYLIM YAYINCILIK, 2001</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">71-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları Evrensel Bildirgesi YAYLIM YAYINCILIK</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">72-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları GÜNDOĞAN YAYINLARI, Prof. Dr. Anıl Çeçen</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">73-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları Hukuku Alanında Uluslararası Mekanizmalar EGE YAYINLARI, 1999, Kerim   Yılmaz/ Orhan Kemal Cengiz</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">74-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları Hukukunun Genel Teorisine Giriş BETA BASIM YAYIM, S. Gemolmaz</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">75-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları Küresel Siyaset ve Türkiye BOYUT YAYIN GRUBU, 2000, İhsan D. Dağı</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">76-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları ÖZGÜR ÜNİVERSİTE, 1999, Erol Anar</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">77-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları Tarihi ÇİVİ YAZILARI, 2000, Erol Anar</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">78-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları ve Çevre ANAHTAR KİTAPLAR YAYINEVİ, Oktay Ekinci</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">79-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları YAPI KREDİ YAYINLARI, 2001</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">80-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları, Laiklik, Demokrasi Yolunda BİLGİ YAYINEVİ, Yekta Güngör Özden</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">81-</td>
<td width="85%">İnsan   Haklarına Duyarlı Ders Kitapları İçin TARİH VAKFI YAYINLARI, 2004,</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">82-</td>
<td width="85%">İnsan   Haklarına Saygılı Bir Eğitim Ortamında Doğru TARİH VAKFI YAYINLARI, 2004,   Fatma Gök/ Alper Şahin</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">83-</td>
<td width="85%">İnsan   Haklarına Saygılı Devlet İNKILAP KİTABEVİ, İlker Hasan Duman</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">84-</td>
<td width="85%">İnsan   Haklarının Cinsiyeti Yoktur TÜMZAMANLAR YAYINCILIK, Heike Brandt</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">85-</td>
<td width="85%">İnsan   Haklarının Felsefi Temelleri TÜRKİYE FELSEFE KURUMU YAYINLARI, Ioanna   Kuçuradi</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">86-</td>
<td width="85%">İnsan   Haklarının Gelişimi TÜBİTAK</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">87-</td>
<td width="85%">İnsan   Haklarının Uluslararası Boyutları BİLGİ YAYINEVİ, Münci Kapani</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">88-</td>
<td width="85%">İnsansız   Yönetim Türkiye&#8217;de İnsan ve Hakları DOST KİTABEVİ, 2003, Turgut Tarhanlı</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">89-</td>
<td width="85%">Kutlu   Doğum-5 Doğu&#8217;da Batı&#8217;da İnsan Hakları DİYANET VAKFI YAYINLARI</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">90-</td>
<td width="85%">Okul ve   Ailede İnsan Hakları ve Demokrasi Eğitimi NOBEL YAYIN DAĞITIM, 2002, Dr.   Rüştü Yeşil</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">91-</td>
<td width="85%">Terörizm,   Avrupa Birliği ve İnsan Hakları SEÇKİN YAYINCILIK, 2002, Ertan Beşe</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">92-</td>
<td width="85%">Toplum ve   Bilim Kış 2000/2001 Hukuk-Demokrasi-İnsan Hakları BİRİKİM YAYINLARI, 2001</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">93-</td>
<td width="85%">Uluslar   arası İnsan Hakları Bildirgeleri, KARE YAYINLARI, 2002</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">94-</td>
<td width="85%">Vatandaşlık   Demokrasi ve İnsan Hakları PEGEM A YAYINLARI, 2001, Doç.Dr. İsmail Doğan</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">95-</td>
<td width="85%">Vatandaşlık   ve İnsan Hakları Eğitimi -7 AYŞE NUR AKSAN YAY.</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">96-</td>
<td width="85%">Veda   Hutbesi&#8217;nden İnsan Hakları, İCMAL YAYINCILIK</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">97-</td>
<td width="85%">Yeryüzü   Cennetinin Sonbaharı İnsan Haklarının Serencamı PINAR YAYINLARI, 2000, Mesut   Karaşahan</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">98-</td>
<td width="85%">Yaşama   Hakkı ve Ölüm Cezası, Yargı Matbaası, Ankara 2002, Seyfullah ÇAKMAK</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">99-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları Avrupa Mahkemesi İçtihatları Cilt-1, 2002, Osman Doğru</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">100-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlar Rehberi (1960-1994), 1999, Osman Doğru</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">101-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlar Derlemesi Cilt 1-2-3, 1998, Osman Doğru</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">102-</td>
<td width="85%">İnsan   Hakları Avrupa Mahkemesi ve Türkiye Karar Özetleri (1995-2000), İstanbul   Barosu Yayınları 2001, Osman Doğru/Atilla Nalbant</td>
</tr>
<tr>
<td width="13%" valign="top">103-</td>
<td width="85%">İnsan Hakları   Evrensel İlkelerinin Avrupa Mahkemesinde Uygulaması, ADALET YAYINEVİ,   2004,           Özcan ÖZBEY</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top">104-</td>
<td>Avrupa   İnsan Hakları Mahkemesine Başvuru Yöntemleri, ADALET YAYINEVİ,   2005,  Özcan ÖZBEY</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top">105-</td>
<td><a href="http://www.inhak-bb.adalet.gov.tr/dkaynak/189.doc">Adalaet   Bakanlığı’nın, Boğaziçi Üniversitesi Avrupa Çalışma Merkezi, Avrupa Birliği   Komisyonu ile İngiltere Hükümeti tarafından uygulanan &#8220;Yargıya Erişim   Projesi&#8221; kapsamında 23-29 Mayıs 2005 tarihleri arasında insan hakları   alanında İngiltere’de gerçekleştirilen Çalışma ziyaretine ait Geziye   katılanlar adına Alanya Hakimi Ahmet TÜRKERİ tarafından hazırlanan rapor</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: justify;"><strong>V. Çeşitli İnsan Hakları Örgütlerinin Web Siteleri, TBMM İnsan Hakları Komisyonu vb. Kurum Kaynakları , Üniversitelerin İnsan Hakları Enstitüleri Kaynakları, Uluslararası Örgütlerin Web Siteleri Kaynakları ve Yayınları</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1- Türkiye İnsan Hakları Vakfı: &lt; <a href="http://www.tihv.org.tr/index.php?turkce">http://www.tihv.org.tr/index.php?turkce</a>&gt;</p>
<p style="text-align: justify;">2- Helsinki Yurttaşlar Derneği: &lt;<a href="http://www.hyd.org.tr/?pid=306">http://www.hyd.org.tr/?pid=306</a>&gt;</p>
<p style="text-align: justify;">3-İnsan Hakları Ortak Platformu Web Sitesi</p>
<p style="text-align: justify;">4-TBMM İnsan Hakları Komisyonu</p>
<p style="text-align: justify;">5- İnsan Hakları Derneği: <a href="http://www.ihd.org.tr/">http://www.ihd.org.tr/</a></p>
<p style="text-align: justify;">6- Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı <a href="http://www.ihb.gov.tr/Anasayfa.aspx">http://www.ihb.gov.tr/Anasayfa.aspx</a></p>
<p style="text-align: justify;">7- Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Bilgi Bankası &lt;http://www.inhak-bb.adalet.gov.tr/&gt;</p>
<p style="text-align: justify;">8- <a href="http://www.insanhaklari.gov.tr/" target="_blank">T.C Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı</a></p>
<p style="text-align: justify;">9- <a href="http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/index.htm" target="_blank">TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu</a></p>
<p style="text-align: justify;">10- <a href="http://insanhaklarimerkezi.bilgi.edu.tr/" target="_blank">Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma Merkezi </a></p>
<p style="text-align: justify;">11- <a href="http://www.hacettepe.edu.tr/ortak/universite/arastirma.php" target="_blank">Hacettepe Üniversitesi İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi </a></p>
<p style="text-align: justify;">12- <a href="http://www.barobirlik.org.tr/insanhaklari" target="_blank">Barolar Birliği İnsan Hakları Sayfası</a></p>
<p style="text-align: justify;">13- <a href="http://www.echr.coe.int/" target="_blank">Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi </a></p>
<p style="text-align: justify;">14- <a href="http://www.un.org/" target="_blank">Birleşmiş Milletler </a></p>
<p style="text-align: justify;">15-<a href="http://www.coe.int/" target="_blank">Avrupa Konseyi</a></p>
<p style="text-align: justify;">16- <a href="http://aihm.anadolu.edu.tr/">Anadolu Üniversitesi İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi İçtihatları </a></p>
<p style="text-align: justify;">17-Ankara Üniversitesi SBF İnsan Hakları Merkezi (Merkez’in web sitesinin gösterdiği şu bağlantıları da ziyaret ediniz: &lt;http://ihm.politics.ankara.edu.tr/#&gt;</p>
<p style="text-align: justify;">18- Marmara Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi</p>
<p style="text-align: justify;">19- İstanbul Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>VI.  Süreli Yayınlar (İngilizce geniş bir kaynakça için bkz. URL: &lt;http://libguides.shadygrove.umd.edu/humanrights&gt;; diğer diller için Öykü Didem Aydın’a başvurunuz)</strong></p>
<h4 style="text-align: justify;">A. Türkçe:</h4>
<p style="text-align: justify;">1- İnsan Hakları Yıllığı</p>
<p style="text-align: justify;">2- 19- Turkish Yearbook of Human Rights</p>
<p style="text-align: justify;">3- Ankara Üniversitesi SBF İnsan Hakları Merkezi Dergisi, Merkez’in URL’si: &lt;http://ihm.politics.ankara.edu.tr/&gt;  (Sitede İHMD ve RDH/HRR Dergileri<br />
Makale Tarama Motoru da bulunmaktadır).</p>
<h4 style="text-align: justify;">B. İngilizce:</h4>
<p style="text-align: justify;">1- Human Rights Quarterly</p>
<p style="text-align: justify;">(Hein Online Law Journal Library) <a href="http://sfx.umd.edu/cp?url_ver=Z39.88-2004&amp;url_ctx_fmt=infofi/fmt:kev:mtx:ctx&amp;ctx_enc=info:ofi/enc:UTF-8&amp;ctx_ver=Z39.88-2004&amp;rfr_id=info:sid/sfxit.com:azlist&amp;sfx.ignore_date_threshold=1&amp;rft.object_id=954925504245&amp;rft.object_portfolio_id=1000000000064916&amp;svc.fulltext=yes" target="_blank">1979-2007</a></p>
<p style="text-align: justify;">(Project Muse) <a href="http://sfx.umd.edu/cp?url_ver=Z39.88-2004&amp;url_ctx_fmt=infofi/fmt:kev:mtx:ctx&amp;ctx_enc=info:ofi/enc:UTF-8&amp;ctx_ver=Z39.88-2004&amp;rfr_id=info:sid/sfxit.com:azlist&amp;sfx.ignore_date_threshold=1&amp;rft.object_id=954925504245&amp;rft.object_portfolio_id=1000000000440739&amp;svc.fulltext=yes" target="_blank">1995-present</a></p>
<p style="text-align: justify;">2- Humanity: An International Journal of Human Rights</p>
<p style="text-align: justify;">(Project Muse) <a href="http://muse.jhu.edu/journals/humanity/" target="_blank">2010-present</a></p>
<p style="text-align: justify;">3- International Journal of Human Rights</p>
<p style="text-align: justify;">(Academic Search Premier) <a href="http://sfx.umd.edu/cp?url_ver=Z39.88-2004&amp;url_ctx_fmt=infofi/fmt:kev:mtx:ctx&amp;ctx_enc=info:ofi/enc:UTF-8&amp;ctx_ver=Z39.88-2004&amp;rfr_id=info:sid/sfxit.com:azlist&amp;sfx.ignore_date_threshold=1&amp;rft.object_id=110978984253214&amp;rft.object_portfolio_id=111038261459050&amp;svc.fulltext=yes" target="_blank">2000-present</a></p>
<p style="text-align: justify;">4- The Journal of Conflict Resolution</p>
<p style="text-align: justify;">(JSTOR) (Arts and Sciences 2) <a href="http://sfx.umd.edu/cp?url_ver=Z39.88-2004&amp;url_ctx_fmt=infofi/fmt:kev:mtx:ctx&amp;ctx_enc=info:ofi/enc:UTF-8&amp;ctx_ver=Z39.88-2004&amp;rfr_id=info:sid/sfxit.com:azlist&amp;sfx.ignore_date_threshold=1&amp;rft.object_id=954925412854&amp;rft.object_portfolio_id=111015886947037&amp;svc.fulltext=yes" target="_blank">1957-2006</a></p>
<p style="text-align: justify;">(Sage Publications) <a href="http://sfx.umd.edu/cp?url_ver=Z39.88-2004&amp;url_ctx_fmt=infofi/fmt:kev:mtx:ctx&amp;ctx_enc=info:ofi/enc:UTF-8&amp;ctx_ver=Z39.88-2004&amp;rfr_id=info:sid/sfxit.com:azlist&amp;sfx.ignore_date_threshold=1&amp;rft.object_id=954925412854&amp;rft.object_portfolio_id=111092951464027&amp;svc.fulltext=yes" target="_blank">1999-present </a></p>
<p style="text-align: justify;">5- The Journal of Ethics</p>
<p style="text-align: justify;">(SpringerLink) <a href="http://sfx.umd.edu/cp?url_ver=Z39.88-2004&amp;url_ctx_fmt=infofi/fmt:kev:mtx:ctx&amp;ctx_enc=info:ofi/enc:UTF-8&amp;ctx_ver=Z39.88-2004&amp;rfr_id=info:sid/sfxit.com:azlist&amp;sfx.ignore_date_threshold=1&amp;rft.object_id=954927384345&amp;rft.object_portfolio_id=1000000000038394&amp;svc.fulltext=yes" target="_blank">1997-present </a></p>
<p style="text-align: justify;">6- Journal of Religious Ethics</p>
<p style="text-align: justify;">(Academic Search Premier) <a href="http://sfx.umd.edu/cp?url_ver=Z39.88-2004&amp;url_ctx_fmt=infofi/fmt:kev:mtx:ctx&amp;ctx_enc=info:ofi/enc:UTF-8&amp;ctx_ver=Z39.88-2004&amp;rfr_id=info:sid/sfxit.com:azlist&amp;sfx.ignore_date_threshold=1&amp;rft.object_id=954925528869&amp;rft.object_portfolio_id=110975953941816&amp;svc.fulltext=yes" target="_blank">1975-present</a></p>
<p style="text-align: justify;">7- Journal of World History</p>
<p style="text-align: justify;">(Project Muse) <a href="http://sfx.umd.edu/cp?url_ver=Z39.88-2004&amp;url_ctx_fmt=infofi/fmt:kev:mtx:ctx&amp;ctx_enc=info:ofi/enc:UTF-8&amp;ctx_ver=Z39.88-2004&amp;rfr_id=info:sid/sfxit.com:azlist&amp;sfx.ignore_date_threshold=1&amp;rft.object_id=954925591425&amp;rft.object_portfolio_id=1000000000440798&amp;svc.fulltext=yes" target="_blank">1996-present</a></p>
<p style="text-align: justify;">8- Social Problems</p>
<p style="text-align: justify;">(JSTOR) (Arts and Sciences 7) <a href="http://sfx.umd.edu/cp?url_ver=Z39.88-2004&amp;url_ctx_fmt=infofi/fmt:kev:mtx:ctx&amp;ctx_enc=info:ofi/enc:UTF-8&amp;ctx_ver=Z39.88-2004&amp;rfr_id=info:sid/sfxit.com:azlist&amp;sfx.ignore_date_threshold=1&amp;rft.object_id=954925444669&amp;rft.object_portfolio_id=111082312230004&amp;svc.fulltext=yes" target="_blank">1953-present </a></p>
<p style="text-align: justify;">9- <a href="http://www.universalhumanrightsindex.org/" target="_blank">Universal Human Rights Index</a></p>
<p style="text-align: justify;">10- Harvard Human Rights Journal</p>
<p style="text-align: justify;">(Hein Online Law Journal Library) <a href="http://sfx.umd.edu/cp?url_ver=Z39.88-2004&amp;url_ctx_fmt=infofi/fmt:kev:mtx:ctx&amp;ctx_enc=info:ofi/enc:UTF-8&amp;ctx_ver=Z39.88-2004&amp;rfr_id=info:sid/sfxit.com:azlist&amp;sfx.ignore_date_threshold=1&amp;rft.object_id=110978979121973&amp;rft.object_portfolio_id=1000000000647949&amp;svc.fulltext=yes" target="_blank">1988-present</a></p>
<p style="text-align: justify;">11- Human Rights Law Review</p>
<p style="text-align: justify;">(Oxford Journals) <a href="http://hrlr.oxfordjournals.org/content/by/year" target="_blank">2001-present</a></p>
<p style="text-align: justify;">12- Human Rights Quarterly</p>
<p style="text-align: justify;">(Hein Online Law Journal Library) <a href="http://sfx.umd.edu/cp?url_ver=Z39.88-2004&amp;url_ctx_fmt=infofi/fmt:kev:mtx:ctx&amp;ctx_enc=info:ofi/enc:UTF-8&amp;ctx_ver=Z39.88-2004&amp;rfr_id=info:sid/sfxit.com:azlist&amp;sfx.ignore_date_threshold=1&amp;rft.object_id=954925504245&amp;rft.object_portfolio_id=1000000000064916&amp;svc.fulltext=yes" target="_blank">1979-2007</a></p>
<p style="text-align: justify;">(Project Muse) <a href="http://sfx.umd.edu/cp?url_ver=Z39.88-2004&amp;url_ctx_fmt=infofi/fmt:kev:mtx:ctx&amp;ctx_enc=info:ofi/enc:UTF-8&amp;ctx_ver=Z39.88-2004&amp;rfr_id=info:sid/sfxit.com:azlist&amp;sfx.ignore_date_threshold=1&amp;rft.object_id=954925504245&amp;rft.object_portfolio_id=1000000000440739&amp;svc.fulltext=yes">1995-present</a></p>
<p style="text-align: justify;">13- Human Rights Watch World Report</p>
<p style="text-align: justify;">(free journal website) <a href="http://sfx.umd.edu/cp?url_ver=Z39.88-2004&amp;url_ctx_fmt=infofi/fmt:kev:mtx:ctx&amp;ctx_enc=info:ofi/enc:UTF-8&amp;ctx_ver=Z39.88-2004&amp;rfr_id=info:sid/sfxit.com:azlist&amp;sfx.ignore_date_threshold=1&amp;rft.object_id=110978979436242&amp;rft.object_portfolio_id=111085411673051&amp;svc.fulltext=yes" target="_blank">1989-present</a></p>
<p style="text-align: justify;">14- <a href="http://catalog.umd.edu/F/7VA84IDKII8BQYV4167M45TJJQ3I59EJFJXS89XQFFS7VCKX6G-23922?func=find-acc&amp;acc_sequence=004715648" target="_blank">Israel</a><a href="http://catalog.umd.edu/F/7VA84IDKII8BQYV4167M45TJJQ3I59EJFJXS89XQFFS7VCKX6G-23922?func=find-acc&amp;acc_sequence=004715648" target="_blank"> Yearbook on Human Rights</a></p>
<p style="text-align: justify;">15- <a href="http://www.state.gov/g/drl/rls/cerd_report/" target="_blank">Report of the Committee on the Elimination of Racial Discrimination</a></p>
<p style="text-align: justify;">16- Yearbook of the European Convention on Human Rights</p>
<p style="text-align: justify;">17- Yearbook of the Human Rights Committee</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>VII. Veri Tabanları</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1- Hacettepe Üniversitesi Kütühaneleri’nin Üye Olduğu Veri Tabanları İçin bkz. &lt;http://www.library.hacettepe.edu.tr/index.php?sid=94&amp;dil=tr&amp;s=A-Z%20Dizin&gt;</p>
<p style="text-align: justify;">2- <a title="International Political Science Abstracts" href="http://researchport.umd.edu/V/LKENM1T9L45XAS8JUSPMMG7B9BR91EHTPJ5PYMAM4DYYXC5KG6-43344?func=native-link&amp;resource=UMD05392" target="_blank">International Political Science Abstracts</a></p>
<p style="text-align: justify;">3- <a title="JSTOR" href="http://researchport.umd.edu/V/LKENM1T9L45XAS8JUSPMMG7B9BR91EHTPJ5PYMAM4DYYXC5KG6-43349?func=native-link&amp;resource=UMD01840" target="_blank">JSTOR</a></p>
<p style="text-align: justify;">4- <a href="http://muse.jhu.edu/" target="_blank">Project Muse</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>VIII. Çeşitli Uluslararası Örgüt veya NGO’ların Web Siteleri, Veri Tabanları, Diğer Bilgi Kaynakları</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1- <a title="Amnesty International" href="http://www.amnesty.org/" target="_blank">Amnesty International </a><a href="http://www.amnesty.org/" target="_blank"><br />
</a>2- <a title="Human Rights Watch" href="http://www.hrw.org/" target="_blank">Human Rights Watch</a></p>
<p style="text-align: justify;">3- <a title="HuriSearch" href="http://www.hurisearch.org/" target="_blank">HuriSearch</a></p>
<p style="text-align: justify;">4- <a title="International Labour Standards and Human Rights" href="http://webfusion.ilo.org/public/db/standards/normes/index.cfm" target="_blank">International Labour Organization: International Labour Standards and Human Rights </a></p>
<p style="text-align: justify;">5- <a title="Lawyers Committee for Human Rights" href="http://www.humanrightsfirst.org/" target="_blank">Lawyers Committee For Human Rights</a></p>
<p style="text-align: justify;">6- <a title="Privacy International" href="http://www.privacyinternational.org/" target="_blank">Privacy International</a></p>
<p style="text-align: justify;">7- <a href="http://www.un.org/" target="_blank">United Nations </a><a href="http://www.un.org/" target="_blank"><br />
</a>8- <a href="http://www.un.org/rights/" target="_blank">United Nations Human Rights</a> <a href="http://www.un.org/rights/" target="_blank"><br />
</a>9- <a href="http://www.ohchr.org/" target="_blank">United Nations Office of the High Commissioner for Human Rights </a><a href="http://www.ohchr.org/" target="_blank"><br />
</a>10- <a href="http://www.unhcr.ch/" target="_blank">UN High Commissioner for Refugees (UNHCR)</a></p>
<p style="text-align: justify;">11- <a href="http://www.universalhumanrightsindex.org/" target="_blank">Universal Human Rights Index</a></p>
<p style="text-align: justify;">12- <a href="http://www.arab-human-rights.org/" target="_blank">Arab Organization for Human Rights</a></p>
<p style="text-align: justify;">13- <a href="http://www.achpr.org/" target="_blank">African Commission on Human and People’s Rights</a></p>
<p style="text-align: justify;">14- <a href="http://www.aict-ctia.org/courts_conti/achpr/achpr_home.html" target="_blank">African Court on Human and People’s Rights </a></p>
<p style="text-align: justify;">15- <a href="http://www.ahrchk.net/index.php" target="_blank">Asian Human Rights Commission</a></p>
<p style="text-align: justify;">16- <a href="http://www.coe.int/t/dghl/monitoring/ecri/default_en.asp" target="_blank">European Commission against Racism and Intolerance (ECRI)</a></p>
<p style="text-align: justify;">17- <a href="http://www.echr.coe.int/">European Court of Human Rights</a></p>
<p style="text-align: justify;">18- <a href="http://curia.europa.eu/" target="_blank">European Court of Justice</a></p>
<p style="text-align: justify;">19-<a href="http://www.cpt.coe.int/en/default.htm" target="_blank">European Committee for the Prevention of Torture</a></p>
<p style="text-align: justify;">20-<a href="http://www.cidh.oas.org/DefaultE.htm" target="_blank">Inter-American Commission on Human Rights </a></p>
<p style="text-align: justify;">21-<a href="http://www.corteidh.or.cr/index.cfm?CFID=858095&amp;CFTOKEN=79607135" target="_blank">Inter-American Court of Human Rights</a></p>
<p style="text-align: justify;">22- <a href="http://www.oas.org/en/topics/human_rights.asp" target="_blank">Organization of American States – Human Rights </a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>IX. Gutenberg Projesi, alanımız açısından son derece önemli tarihi eserlerin neredeyse tümünün tam metnini vermektedir. Bu siteden yararlanabilirsiniz: &lt;http://www.gutenberg.org/&gt;</strong></p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;">Hukuk ve Edebiyat</p>
<p style="text-align: justify;">Filmler, romanlar, şiirler, drama eserleri, hatta resim ve heykel gibi sanat eserleri, bir üniversite öğrencisinin, öğrenim gördüğü sosyal bilim dalına özellikle tarihsel ve estetik-kurgusal bir arka planda daha aşina olmasını sağlayabilir. Bunlar hukukun kaynaklarından sayılmasa da “edebiyat” ve görsel sanatlar, öğrenim gördüğünüz dalla ilgili bir kültür geliştirmenize yardım edebilir. Anayasa hukukunu ilgilendiren, özellikle anayasaların yapılışına önayak olan devrimlerle, hükümet darbeleriyle, yabancı işgallerle, kurtuluş mücadeleriyle vb. tarihsel gerçekliklerle ilgili sayısız edebiyat eseri, film ve diziler bulunmaktadır. Örneğin 1983 tarihli Danton filmi, Fransız Devrimi ve sonrasını da anlatır. Yine, TRT’nin büyük prodüksiyonu “Kurtuluş”, Türk kurtuluş savaşını ve sonrasını yetkin biçimde anlatmaktadır. Bunlar, kurgusal eserler de olsa, size tarihî bir bakış açısı kazandıran eserlerdir. Sofokles’in trajedileri; Kral  Lear, Venedik Taciri, Othello, Hamlet gibi Shakespeare eserlerini;  Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler, Kumarbaz, Diriliş, Madam Bovary, Katerina Blum’un Çiğnenen Onuru, Bitmeyen Kavga gibi yabancı klasikleri ve Türk yazınını, hukuk hakkında kurgusal bir bakış açısı edinmek için de okuyunuz. Çeşitli eserler arasında hoşunuza giden birkaçını hergün okula gidip gelirken otobüste dahi okuyup bitirebilirsiniz. Özellikle Türk edebiyatının çağları, Osmanlıdan günümüze siyasal dönüşüm dönemleri ile paralel bir gelişme seyretmiştir. Deyim yerindeyse 19. yüzyıldan günümüze Türk romanı, siyaset ile yakın bir ilişki içinde bulunmuş, anayasal değişim dönemlerini ve bu dönemlere özgü çatışmaları anlatmıştır.  Edebiyatımızın yakın tarihî ana dönemleri de siyasal dönüşümlerle imlenmiştir. Tanzimat Dönemi Edebiyatı, Servet-i Fünun, Fecr-i Ati, Milli Mücadele Dönemi, Cumhuriyet edebiyatı dönemleri gibi.  Örneğin Üç İstanbul romanını ele alalım. Üç İstanbul, Mithat Cemal Kuntay’ın 1938 yılında yayımlanan tarihi bir romanıdır. Roman Abdülhamit dönemiyle başlar ve Ankara Hükümeti’nin kurulduğu yıllarda son bulur. Romanın başkahramanı Adnan’ın yaşamından da çıkarılabilecek olan 30-40 yıllık bir süreçte geçer. Romanda İstanbul’un üç dönemi (İstibdat dönemi İstanbul’u, İttihat ve Terakki dönemi İstanbul’u ve mütareke dönemi İstanbul’u) anlatılır. Yine örneğin Cemal Süreya’nın “Kısa Türkiye Tarihi” adlı şiiri çeşitli anayasalara vücut veren askeri  müdahalelerin çarpıcı bir özeti gibidir. Üniversite öğrenim dönemi, sadece öğrenim gördüğünüz dalla ilgili olarak bilgi ve beceri kazanmanız yolunda değil, genel olarak aydın olma yolunda iyi değerlendirmeniz gereken paha biçilmez bir zaman sürecidir ve önünüzde değerlendirmeniz gereken pek çok entelektüel fırsat bulunmaktadır. Bilim dalınızla ilgili üniversitede düzenlenen toplantıları, sempozyumları mümkün olduğunca izlemeye çalışın. Bilim dalınızla ilgili kurgusal veya bilimsel kitapları, İngilizceden de veya bildiğiniz başka dillerden de okuyun. Dil bilginiz yetersiz ise yeni bir dil öğrenmek için bol zamanınız ve fırsatınız bulunuyor. Bu fırsatları kaçırmayın. Bir “özgeçmiş” yazmanın, “rapor” yazmanın, “belge” oluşturmanın, “araştırma ve inceleme” yapmanın yöntemlerini şimdiden öğrenin. Enformasyonun son derece yaygın olarak elimizin altında bulunduğu ama el altındaki enformasyon kaynakları  içinden “kullanılabilir” olanı ayırmanın, tahlil yapabilmenin güçleştiği bir çağda yaşıyoruz. Mesleki ya da bilimsel bir meseleyi çözmek için hangi yollara, nasıl başvurmanız gerektiğine ilişkin bir tavır geliştirin.</p>
</blockquote>
<h2 style="text-align: justify;">DERS PLANI</h2>
<p style="text-align: justify;">1. Hafta: İnsan Hakları Hukukunun Bilgi Kaynakları ve İnsan Hakları Kavramı</p>
<p style="text-align: justify;">2. Hafta: Antik Çağlar: Tarihsel Çerçevede İnsan Haklarının Düşünsel Kaynakları</p>
<p style="text-align: justify;">3. Hafta: Eski Yunan-Roma Çizgisi: Tarihsel Çerçevede İnsan Haklarının Düşünsel Kaynakları (Siyasal İktidarın Sınırı Olarak İnsan Hakları)</p>
<p style="text-align: justify;">4. Hafta: Aydınlanmacı Düşünce Tarihinde İnsan Hakları: Erasmus’tan Thomas Paine’e</p>
<p style="text-align: justify;">5. Hafta: Amerikan ve Fransız Devrimleri</p>
<p style="text-align: justify;">6. Hafta: Anayasacılık Hareketleri ve İnsan Hakları</p>
<p style="text-align: justify;">7. Hafta: 1848 Devrimi Sonrasındaki Gelişmeler</p>
<p style="text-align: justify;">8. Hafta: Marksist Öğreti ve İnsan Hakları</p>
<p style="text-align: justify;">9. Hafta: 20. Yüzyıl ve İnsan Haklarının Kurumsallaşması</p>
<p style="text-align: justify;">10: Birleşmiş Milletler Sistemi</p>
<p style="text-align: justify;">11. Hafta: Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmeleri ve Korunan Haklar</p>
<p style="text-align: justify;">12. Hafta: Bölgesel Korumacılık ve Özellikle Avrupa İnsan Hakları Sistemi</p>
<p style="text-align: justify;">13. Hafta: Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu Hukuk ile Siyaset Ayrımında Bir Tartışma</p>
<p style="text-align: justify;">14. Hafta: Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunun Normatif Kaynakları Işığında İnsan Hakları Kavramı, İnsan Haklarının Temel Felsefesi, İşlevi, Devletlerin Koruma Sorumluluğu ve İnsan Haklarının Sınıflandırılması (“Semih Gemalmaz” Okuması: Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunun Genel Teorisine Giriş, s. 649-762)</p>
<p style="text-align: justify;">15. Hafta: Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunun Normatif Kaynakları Işığında İnsan Hakları Kavramı, İnsan Haklarının Temel Felsefesi, İşlevi, Devletlerin Koruma Sorumluluğu ve İnsan Haklarının Sınıflandırılması</p>
<p style="text-align: justify;">16. Hafta: Ödev Tartışmaları</p>
<h2 style="text-align: justify;">SINAVLAR VE DEĞERLENDİRME</h2>
<p style="text-align: justify;">Sınav tarihleri daha sonra ilan edilecektir. Her öğrencinin bir ödevi bulunmaktadır. Ödev, grup halinde veya bireysel olarak yazılabilir ve istenirse ödevle ilgili sınıf önünde onbeş dakikalık bir sunum yapılabilir. Ödev konuları ilk üç hafta içinde dağıtılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sınavlarda sorulan sorular “yorum” ve “tahlil” soruları olacaktır. Bazıları kısa yanıt gerektiren sorular, bazıları da kompozisyon biçiminde uzun yanıt gerektiren sorulardır. Sınavlarda örnek olaylar veya metinler üzerine dayalı sorular da sorulur. Sorular bilgi zemininde akıl yürütmeyi (muhakeme) ve yorum yapmayı gerektirir.</p>
<h2 style="text-align: justify;">SINAVLARDA UYGULANACAK KURALLAR</h2>
<p style="text-align: justify;">1. Sınavlar defter, kitap, tüm notlar, anayasa metinleri, ulusal ve uluslarüstü insan hakları belgeleri ve dersle ilgili diğer malzemeler açık olarak yapılır.</p>
<p style="text-align: justify;">2. Sınavlarda mavi veya siyah renkli tükenmez kalem veya dolma kalem kullanılması gereklidir.</p>
<p style="text-align: justify;">3. Sınav cevap kağıtlarının sol yandan en az 1 cm, sağ yandan en az 4  cm, üstten en az 4 cm, alttan en az 1 cm kadar boş bırakılması gerekir. Keza cevap metninde birden fazla paragraf varsa, paragraflar arasında bir satır boş bırakılması ve paragrafların satır başından başlatılması gerekir. Yazarken okunaklı yazınız.</p>
<p style="text-align: justify;">4. Sınav başlamadan önce öğrencilerin sınav salonunda bulunmaları gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">5. Sınavın başında öğrenciler “sınava giriş tutanağı”nı imzalarlar. Bu tutanakta imzası bulunanlar, kağıdını teslim etmemiş olsa bile sınava girmiş sayılır.</p>
<p style="text-align: justify;">6. Her öğrenci sınav kağıdını teslim ederken de “sınav kağıdı teslim tutanağı”na imza atar.</p>
<p style="text-align: justify;">7. Sınavlar 100 üzerinden bir notla değerlendirilir ve öngörülen usullerle ilan edilir.</p>
<p style="text-align: justify;">8. Ara sınav ve yarıyıl sonu sınavlarının sayısal notlarındaki maddi hatanın düzeltilmesi için öğrenci, dersin kodunun ait olduğu idari birime süresi içinde ve yazılı olarak başvurabilir. Bu başvuru öğretim elemanına iletilir.</p>
<h2 style="text-align: justify;">DERSLERE DEVAM</h2>
<p style="text-align: justify;">Bu hususta üniversitemizin yönetmelikleri esastır. Derse devam ve derste yapılan tartışmalara katılım ödüllendirilir.</p>
<h2 style="text-align: justify;">SINIF DİSİPLİNİ</h2>
<p style="text-align: justify;">1. Sınıfa Girip-Çıkma.- Öğrencilerin ders saatinden önce sınıfta hazır olmaları beklenir ancak öğretim üyesinden sonra da derse girebilirler. Öğrenciler ders sırasında sınıftan çıkabilirler ve tekrar girebilirler. Sınıfta dersle ilgili soru sormak, tartışma açmak serbesttir, hatta takdirle karşılanır.</p>
<p style="text-align: justify;">2. Diğer Konular.- Ders esnasında cep telefonuyla konuşulmaması gerekir, cep telefonu ile konuşmanın zorunlu olduğu hallerde sınıftan çıkmak gereklidir.</p>
<h2 style="text-align: justify;">DERS DİSİPLİNİ VE DAĞITILAN NOTLAR HAKKINDA AÇIKLAMA</h2>
<p style="text-align: justify;">Öğrencilere dağıtılan notlar ve okuma parçaları ile bu internet sitesinde bulunan notlar, yazılar ve okuma parçaları, öğretim üyesinin veya diğer yazarların basılı eserlerinden alıntılar olarak telif hakları hukukunun koruması altındadır. Bireysel ders amacı dışında kullanımı, çoğaltılması, dağıtılması, basılması ve satılması, internete konulması yasaktır. Aksine davrananlara karşı telif yasaları gereğince başvuru ve işlem yapılmaktadır. Derse katılamayan öğrencilere, talep etmeleri halinde, bu notlardan verilecektir. Çeşitli zaruretlerden dolayı derslere katılamamış iseniz, birkaç kereye mahsus olmak üzere ders notlarını arkadaşlarınızdan da alabilir, istisnai hallerde birkaç arkadaşınıza dağıtabilirsiniz. Ancak toplu çoğaltım ve dağıtım yapmamaya, ders notlarınızı dağıtarak arkadaşlarınızı derse girmemeye özendirmemeye dikkat ediniz.</p>
<h2 style="text-align: justify;">BU DERSE VERİMLİ OLARAK KATILMAK İÇİN NELER GEREKLİDİR?</h2>
<p style="text-align: justify;">Derslerimize verimli bir biçimde katılabilmek için her hafta bir önceki haftanın notlarını gözden geçirmek, tartışma için verilen okuma parçalarını okumak, ertesi hafta tartışılmak üzere bir önceki hafta derste sorulan soruların yanıtlarını araştırmak ve derste yapılan tartışmalara katılmak gereklidir. İsteyen öğrenci, bir hafta sorulan bir sorunun yanıtını ertesi hafta, öğretim üyesine yazılı olarak verebilir veya sınıfta üç dakikayı aşmayacak şekilde sunabilir.  Bu dersi alan öğrenci, dersle ilgili olarak ayda en az bir kere üniversite kütüphanesini ziyaret etmiş olmalı ve üniversitenin on-line bilgi bankalarında araştırma yapmış olmalıdır.</p>
<h2 style="text-align: justify;">BU DERSTE BAŞARILI OLMAK, İNSAN HAKLARI HUKUKUNU İYİ ÖĞRENMEK İÇİN NE YAPMAK GEREKLİDİR?</h2>
<p style="text-align: justify;">Derslerimizde başarılı olmak için insan hakları hukuku alanında yazılmış en az bir ders kitabı okumak, derslerde dağıtılan notları ve okuma parçalarını okuyup tartışmak, derslerde bir sonraki hafta için sorulan soruların yanıtlarını araştırarak bulmuş olmak gereklidir. Derse katılım, başarının en önemli anahtarıdır.</p>
<blockquote>
<h2 style="text-align: justify;">Genel Olarak Hukuka Nasıl Yaklaşmalı?</h2>
<p style="text-align: justify;">Profesör Ernst E. Hirsch (d. 1902-1985), İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi soykırımından kaçarak Türkiye’de sığınma olanağı bulmuş ve “Ankara Hukuk Mektebi”nde Hukuk Felsefesi, Hukuk Sosyolojisi ve Metod dersleri vermiş bir bilim insanı. Almanya’nın Frankfurt kentinde hem yüksek yargıç hem de öğretim üyesi iken 1933 yılında Yahudi olduğu için görevlerine son verilmiş, o da Hollanda üzerinden Türkiye’ye gelmiş. Akrabalarını Auschwitz toplama kampında yitiren Hirsch, önceleri hep Türkiye’de kalmak istemişti. Çünkü Nazi dönemi sırasında Alman vatandaşlığından çıkarılmış ve 1943 yılında Türk vatandaşı olmuştu. Bununla birlikte savaş sonrasında Berlin Belediye Başkanı olan <a title="Ernst Reuter" href="http://de.wikipedia.org/wiki/Ernst_Reuter">Ernst Reuter</a> (Reuter de aynı nedenlerle 1933–1945 yılları arasında Türkiye’de bulunmuştu) Ernst Hirsch’i Berlin Özgür Üniversitesi’nin çağrısını kabul ederek Almanya’ya dönmeye ikna edebilmiştir. 1953 ve 1955 yılları arasında Berlin Özgür Üniversitesi’ne Rektör seçilen Ernst Hirsch’in, Türk Ticaret Kanunu’nun hazırlanmasında büyük katkıları olmuştur. Ardında bıraktığı büyük eserler ve yorumlar bugün de hukuk kuramı ve uygulamasını aydınlatmayı sürdürüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Babam Avukat Ahmet Aydın’la siyaset tartışırken zaman zaman “siyasetle pek ilgilenmemek lazım aslında” dediğimi anımsarım, O da bana hep Ernst Hirsch’e atfedilen bir anektodu anlatmıştır. “Ernst Hirsch, babasına ‘siyasetle ilgilenmiyorum’ deyince babası O’na ‘sen siyasetle ilgilenmezsen, siyaset seninle ilgilenir’ demiş”!</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Türk hukukçusu Ernest Hirsch, Türkçe kaleme aldığı “Pratik Hukukta Metod” adlı kitabında hukukçuların sorun çözümüne nasıl yaklaşmaları gerektiğini anlatır. Bu yazıda, Ernst Hirsch’in temel ilkelerini –öğrenciler için bazı anayasa ve insan hakları hukuku eklemeleri de yaparak- hatırlatmak istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Aşağıda, bir sorun çözme uygulamasını nasıl gerçekleştirmek gerektiğine ilişkin bilgiler bulacaksınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Pratik Olayları Nasıl Çözmeli, Pratik Hukuka Nasıl Yaklaşmalı?</p>
<p style="text-align: justify;">1. Olayı Saptayın. “Ne olmuş, kim, nerede, ne zaman, ne için, nasıl, ne yapmış” sorularına verilecek yanıt önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">2. Sorunun özünü tahlil edin, incelemeye sorudan hareket ederek başlayın ve ne sıfatla cevap vereceğinizi bilin. Avukat mısınız? Savcı mısınız? Yargıç mısınız? İhlalden zarar gören misiniz?  İhlale karşı harekete geçmek  isteyen sivil toplum örgütü müsünüz? Kamu görevlisi misiniz? Tanık mısınız? Kimsiniz?</p>
<p style="text-align: justify;">3. Karar vermeden önce olaya uygulanacak hukuku yer ve zaman bakımından araştırın. Neredeyiz? Kimin hukukunu uyguluyoruz? Patagonya’da mı? Yoksa Hawaii adalarında mı? Hangi insan hakları ihlalleri, işlendikleri yerden bağımsız olarak takip edilebilir? Hangi eylemler her yerde, her zaman her devlet tarafından takip edilecek suçlardandır? İnsanlık suçları, insanlığa karşı suçlar ile insan hakları ihlalleri arasındaki ayrımı araştırın.</p>
<p style="text-align: justify;">4. Talep hakkını ve bu hakkın dayandığı esasları tahlil etmeden nitelemeye girişmeyin. Kim ne istiyor?</p>
<p style="text-align: justify;">5. İddia ve savunmanın dayanabileceği hukuksal ilişkiyi saptayın, bu bağlamda öncelikle tüm mantıksal olasılıkları gözden geçirin.</p>
<p style="text-align: justify;">6. Bu ilişki olaydan hemen çıkmıyorsa bunu sistematik şekilde arayın.</p>
<p style="text-align: justify;">7. Şema yapmadan hüküm vermeyin:</p>
<p style="text-align: justify;">Kim (örneğin Savcı, Hakim, Sanık, Tanık, Mağdur, Müdafi vs.)</p>
<p style="text-align: justify;">Nerede?</p>
<p style="text-align: justify;">Ne Zaman?</p>
<p style="text-align: justify;">Nasıl?</p>
<p style="text-align: justify;">Ne için?</p>
<p style="text-align: justify;">8. İhlali değerlendirirken, ihlal yüzünden zarar görmüş veya tehlikeye düşürülmüş hakkın ulusal-anayasal veya uluslar arası olarak korunması koşullarını kontrol ediniz.</p>
<p style="text-align: justify;">9. Olayı aydınlatmadan hüküm vermeyin (ihtimallerle çalışmayı bilin, “A gerçekleşmişse B de gerçekleşmiş olabilir”; “C gerçekleşmemişse  D gerçekleşmiş olabilir” gibi…)</p>
<p style="text-align: justify;">10. Olayı mümkün mertebe çeşitli hukuk ilişkilerine dayandırmaya çalışın. Hakkın kaynağı, “bu müessese de olabilir şu da olabilir” gibi. “Fiil şu ihlali de oluşturabilir, bu ihlali de” gibi! “İşlem, şu işlem de olabilir o da” gibi.  Bazen bir vakıada tek ilke ya da yasa değil birden fazla ilke ya da yasa, tüm unsurları ile birlikte uygulanmak gerekir. Uygulamaya öncelikli olan ilkeden başlayınız.</p>
<p style="text-align: justify;">11. Olayın koşulları ile ihlale ilişkin şikayetin ya da davanın dayanağını, davanın açılmasına engel olan itirazlar ile def’ileri, hak düşürücü süreleri, ayırt etmeye dikkat ediniz.</p>
<p style="text-align: justify;">12. Davaya yol açan olayın bir çok alt-vakıadan oluşabileceğini unutmayın. Kimi zaman kronolojik bir şema, kimi zaman kişilere göre şema, kimi zaman yapılan işlemlere ilişkin şema, kimi zamansa bunların bir kombinasyonu gerekebilir analiziniz için.</p>
<p style="text-align: justify;">13. Uyuşmazlığı tam olarak açıklayın. Uyuşmazlığı yeniden izah ederken, insan hakları hukukuna, anayasal temel haklara özgü nitelemeler yapın. Olayda “ele geçirilmiş” şüpheliden sözedilebilir. Siz özetlerken “tutuklanmış” ya da “yakalanmış” kimseden söz edin.</p>
<p style="text-align: justify;">14. Çözüme ve yazıya başlamadan önce çözümün ya da yazının planını  (”içindekiler” kısmını) ortaya koyun. Düşüncelerinizi bir plan dahilinde açıklayınız.</p>
<p style="text-align: justify;">15. Savlar ve savların dayanağı olan bilgi ve düşünceler arasındaki teselsüle büyük önem verin.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Lüzumsuz veya alakasız;</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>gereksiz ve hüküm için bir etkisi olmayan;</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>usulsüz veya kabul edilemez olan;</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>yanıltıcı veya mesnetsiz bir biçimde sadece bir tek cevabı haklı kılan;</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>kafa karıştırıcı veya çok erken söylenmiş ya da fazlalık olan;</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>yanlış veya uygunsuz;</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>önyargılı;</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>aslı ya da kaynağı ortada olmayan (örneğin kulaktan kulağa söylenerek yayılmış)</em></p>
<p style="text-align: justify;">iddialarda, ifadelerde bulunmayın.</p>
<p style="text-align: justify;">16. Az ve ölçülü yazın ve konuşun (Ben bu kurala kolay kolay uyamıyorum!).</p>
<p style="text-align: justify;">17. Konuyla ilgili olmayan argümanlar getirmeyin ve karşı taraf bunları getirmişse “konumuzla ilgisi yok” diyerek geri çevirmesini bilin. Ama tabii neden konumuzla ilgisi yok, onu da bilin!</p>
<p style="text-align: justify;">18. Özellikle kısa süreli açıklamalarda, sınavlarda ayrıntıları bir tarafa bırakarak yalnızca can alıcı noktaları kısaca izahla yetinin. Konu dışına çıkarak değerli zamanı harcamayın.</p>
<p style="text-align: justify;">19. Fikrinizi açık olarak anlatın. Özellikle yazılı ifadeler açısından, diliniz ve üslûbunuz herkesin özel bir çaba göstermeden, üzerinde muhakeme etmeden anlayabileceği bir nitelikte olmalıdır.  Hazırladığınız cevapları, açıklamaları birkaç kere okuyup sadeleştirmekte yarar vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">20. İnsan hakları hukuku bakımından da anayasal veya uluslararası ya da uluslarüstü temel ilkeleri ve temel “orantılılık ilkesi”ni gözönünde bulundurmak gereklidir. Orantılılık, bir yasa, karar ya da işlemin istenen sonucu doğurmaya UYGUN olması, bu sonuç için GEREKLİ ya da ZORUNLU olması ve kısıtladığı haklara ÖLÇÜLÜ bir müdahale oluşturması anlamına gelir.  Anayasa hukuku, ceza hukuku ile insan hakları hukuku arasındaki sıkı bağı görmezden gelmek büyük eksiklik olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Takdir edersiniz ki görünüşte her türlü teknik kurala uygun, hatta akrobatik yorum teknikleri ile verilmiş bir karar ya da yapılmış bir işlem de “HAKSIZ” olabilir. Bu durum, özellikle işlemin dayandığı yasa kuralının etik ilkelere dayanmadığı ya da işlemi yapanın yetkili olmadığı, usulün hiçe sayıldığı ya da çok eksik uygulandığı vb. hallerde söz konusu olur. İnsan olabilmenin ve insanca davranmanın etik ilkeleri yasal metinlere tümü ile geçmiş değildir. Ama yaşadığımız çağa göre sınırları az çok belirlidir. İnsanlığın en temel ilkelerine aykırı hiç bir işlem, ne kadar kanuni olursa olsun hukuka uygun değildir. Hiç unutmayın. Çünkü bir gün fena hatırlatabilirler. Profesör Ernst Hirsch, bir gün birilerinin kendilerine hesap soracağını akıllarına dahi getirmeyen, pek yasal bir barbarlık düzeninden kaçarak Türkiye’ye gelmişti. Ama bütün Avrupa’ya “diz çöktüren”  o düzen de bir gün yerle bir oldu ve yapılan yargılamalarda uygulanan kurallar “insan olanın bilmesi gereken evrensel ilkeler” oldu, yasal metinler değil…</p>
</blockquote>
<h1 style="text-align: justify;">Birinci Hafta</h1>
<h2 style="text-align: justify;">Giriş ve Eski Yunan</h2>
<p style="text-align: justify;">İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın ardından, 1948 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu &#8220;İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” (İHEB) olarak adlandırılan bir belgeyi kabul etti. Bu ünlü belgenin kabul edildiği 10 Aralık günü &#8220;İnsan Hakları Günü&#8221; olarak tanınmaktadır ama &#8220;İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”, 1948’den günümüze insan haklarının tüm dünyada yaygın olarak ihlal edilmesini önleyememiştir.  Milyonlarca insan,  insan haklarına aykırı veya insanlık dışı eylemler nedeniyle hayatını kaybetmiştir, bugün de kaybetmektedir.  Hayat hakkı kadar önemli olmasa da insanın maddi ve manevi varlığını geliştirmesi için yaşamsal olan pek çok diğer temel hak da dünyanın çeşitli coğrafyalarında ihlal edilmiş, edilmektedir. Oysa insanın dokunulmaz bazı hakları olduğu fikri neredeyse insanlığın uygarlık tarihi kadar eskidir.  İnsan haklarının düşünsel tarihine bakılırsa neyin “doğal” hak olduğu, hangi hakların “devredilemez ve evrensel” olduğu konusunda son derece geniş bir bibliyografya ile karşılaşılır ve bu bibliyografya salt modern çağlar açısından değil, çok eski çağlar açısından da zengindir.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bir çelişki üzerinde düşününüz: İnsan haklarının tarihi-düşünsel kaynakları bu kadar zengin iken neden insan hakları alanında hala yaygın ihlaller yaşanıyor?</strong></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">İnsan Hakları Derslerimizde insan haklarının bu fikrî-tarihi kilometre taşlarını izleyecek;  insan haklarının düşünsel ve bildirgeci kaynaklarının kuvveti ile “reel politika”sının zayıflığı arasındaki çelişkinin nedenlerini tartışmak için bir zemin yaratmaya gayret edecek ve siyasal iktidarın sınırı olarak insan haklarının doğuşu ile çağcıl devletin temel ödevi olarak insan haklarının hukuki-kurumsallaşmasını, bireysel koruma mekanizmaları zemininde tahlil edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Derslerimiz, özelde, insan hakları hukukunun doğuşu, gelişimi ve uygulamasına merkezî bir konum atfedeceği için insan haklarının tarihini önce siyasal iktidarın sınırlanması hareketleri (bir anlamda anayasacılık hareketleri) paradigması içinde ele alacak,  insan haklarının bireysel olarak korunması mekanizmalarının doğuşunun ele alınması ise bu ilk paradigmadan çıkışı ve yeni bir paradigmanın başlangıcını imleyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sofokles’in ünlü tragedyasının kahramanı Antigone’un (Kreon’un gömülmesine izin vermediği kardeşi Polyneikes’i gömmeye kalkıştığı için ölümle cezalandırılmasına karşı isyan ederek attığı) özgürlükçü çığlığa kulak verelim:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;">“&#8230;          Ey mezar, ey kayalar içinde oyulmuş gelin odası, ey içinde ebediyen oturacağım karanlık zindan! Ben şimdi oraya, soyumdan olan insanların yanına gidiyorum. Fakat içimi bir ümit kaplıyor: babam beni sevinçle karşılayacak. Anneciğim, sen de sevineceksin! Ey sevgili kardeşlerim, siz de memnun olacaksınız! Öldükten sonra ben sizi bu ellerimle yıkadım, giydirip süsledim ve mezarınıza sular döktüm. İşte, ey Polyneikes, senin vücudunu toprakla örttüğüm için gördüğüm mükâfat bu oldu. Ama iyi insanların nazarında, sana karşı gösterdiğim saygıda haklıydım. Her şeyden evvel bunu düşünerek sana ölümünde saygı gösterdim, ve işte bunun için yaptıklarım Kreon’a bir cürüm gibi, küstahça bir isyan gibi geliyor. Ah sevgili kardeşim! Ben, zavallı dostlardan mahrum, terk edilmiş olarak, canlı canlı, ölülerin karanlık çukuruna ineceğim.”<a href="#_ftn1">[1]</a></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">Tanrının yasalarının daha üstün olduğuna inanarak Kreon’un hükümran buyruğunu dinlemeyen Antigone, tarihteki ilk insan hakları anlatısı değildir ama o anlatılar içinde en etkileyicilerinden biridir. Antigone’un ortaya koyduğu düşünce, hükümdarın hukukunun üstünde Tanrı yasalarının olduğudur. İlerleyen çağlarda bu düşünce, Tanrı yasalarının da üstünde doğal yasaların olduğu fikrine evrilecek, insana salt insan olarak verilmesi gereken değere Tanrının bile saygı göstermesi gerektiği ileri sürülecektir.<a href="#_ftn2">[2]</a></p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yukarıdaki paragrafın dipnotu eksik görülüyor. &#8220;Tanrının dahi doğal yasalara saygı göstermesi gerektiği fikri kim/kimler tarafından ileri sürülmüştür. Bir kaynak gösteriniz. </strong></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">Doğu ve Batının erken medeniyetlerinin toplumsal ve kültürel bağlamı içinde ortaya konan çeşitli insancıl felsefeler,  hem dinî hem de din dışı insan hakları öğretisini doğurmuş,  ilk  insan hakları yasaları bu öğretilerden ilham almıştır. Uygarlığın öncelleri,  tarım üretim biçimi ve tahıl depolaması, insanların yerleşik hayata geçişini sağlamış, bu sayede insan nüfusu artmış ve şehirler kurulmuştur.  Uygarlık tarihinin; yerküre üzerindeki çeşitli coğrafyalardaki -en başta Mezopotamya’dan Eski Mısır’a, Ege antik çağ sitelerinden Roma medeniyetine; Roma medeniyetinden Batı Avrupa&#8217;da aydınlanma çağına ve aydınlanmadan endüstri devrimi ile endüstri devrimi sonrasına uzanan- gelişimini izlemek, insan haklarının tarihî kilometre taşlarını belirlemek bakımından önemlidir.  Bununla beraber uygarlığı nasıl belli bir kronolojik-coğrafi haritaya özgü değerler bütünü olarak görmüyorsak insan haklarını da belli bir kronolojik-coğrafi haritaya özgü değerler sistemi olarak görmememiz gerekir. Bir insan uygarlığından söz edebiliyor ve bunu bütün insanlığın eseri veyahut eserleri bütünü olarak görebiliyorsak insan haklarını da bütün insanlığın kazanımı ve süreğen ideali olarak ele almamız gerekir.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><strong>Son önermeyi tartışınız. İnsan hakları, salt batı medeniyetinin bir kazanımı mıdır? Tartışalım. </strong></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">Uygarlık tarihi içinde insan haklarının doğuşu “etik”in (doğru davranış kurallarının) doğuşu çizgisi ile de paraleldir. Örneğin On Emir ve Hammurabi Kanunları gibi belgeler “iyi davranış kuralları” getirmiş, insan hakları hukukunda batı geleneğinin kökenleri olarak görülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Tevrat&#8217;ın On Emir’i içinde bulunan bazı hükümlere bir göz atalım:</p>
<p style="text-align: justify;">“Anneni ve babanı şereflendir.</p>
<p style="text-align: justify;">Öldürme.</p>
<p style="text-align: justify;">Çalma.</p>
<p style="text-align: justify;">Yalan yere şahitlik yapma. ..”</p>
<p style="text-align: justify;">M.Ö. 9. Yüzyıldan itibaren Yunan şehir devletlerinin yükselişi ve toplumsal hayatın bireyi özgür kılması Yunan düşünürlerinin çok sayıda eser verebilmesinin yolunu açmıştır. Eflatun’un (<em>M.Ö</em> <em>427</em><em>-</em>347<em>);</em><em> </em>hocası Sokrates (M.Ö. 469 –M.Ö. 399) ve öğrencisi Aristoteles (M.Ö. 384 BC – 322) ile birlikte batı felsefesinin temellerini attığı bilinmektedir. Yunan filozoflarının “insan” ve “varlık” üzerine geliştirdikleri kuramlar, bir insan hakları öğretisinin oluşması yolunda önemli katkılarda bulunmuşlardır. Bu filozoflar salt düşünsel düzlemde değil, yaşayış biçimleriyle de kendi felsefelerini somutlaştırmışlardır. Örneğin bizatihi Sokrates’in Müdafaası<a href="#_ftn3">[3]</a>, demokrasi prensibine dayanan çoğunluğun yargısının insan hak ve özgürlükleri açısından ortaya koyduğu tehlikeye işaret eden önemli bir tavırdır.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sparta, Arkadia, Attika bölünmesini ve Attika’da klasik demokrasinin doğuşunu hatırlayınız. Solon Anayasası üzerine küçük bir araştırma yürütünüz. Sokrates ve Eflatun neden “demokrasi” hakkında olumsuz düşünüyorlardı? Anayasacılık hareketleri bir yandan siyasal iktidarın sınırlanması, devletin örgütlenmesinin yazılı kurallara dayalı olarak belirlenmesi anlamına gelirken öte yandan temel hak ve özgürlükler bildirgeciliği çizgisinde ilerlemiştir. Bu çatallaşmanın tarihsel nedenleri neler olabilir? </strong></p>
</blockquote>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/File:Solon_bas-relief_in_the_U.S._House_of_Representatives_chamber.jpg"></a> Amerikan Temsilciler Meclisi’nde taş madalyonları bulunan 23 “büyük kanun koyucu”nun ortak özellikleri üzerinde düşününüz! Siz bunlara hangilerini eklemek isterdiniz?</p>
<p style="text-align: justify;">George Mason<br />
Robert Joseph Pothier<br />
Jean Baptiste Colbert<br />
I. Edward<br />
X. Alfonso<br />
Papa IX. Gregory<br />
Fransa Kralı IX. Louis<br />
I. Jüstinyen<br />
Tribonyan<br />
Isparta’lı Lycurgus<br />
Hammurabi<br />
Musa<br />
Solon<br />
Papinian<br />
Roma’lı Gaius<br />
Maimonides<br />
Kanuni Sultan Süleyman<br />
Papa III. Innocent<br />
Simon de Montfort<br />
Hugo Grotius<br />
Sir William Blackstone</p>
<p style="text-align: justify;">Napolyon</p>
<p style="text-align: justify;">Thomas Jefferson</p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">Eski Yunan’da klasik çağın şehir-devletlerinin çoğu (bunların en önde geleni Atina’ydı) belirli bir demokratik idare prensibini benimsemişlerdi. M.Ö. 6. Yüzyıl başlarında Atina’da ortaya çıktığı haliyle demokrasi prensibi, ergin, erkek, yurttaş ve özgür kimselerin doğrudan doğruya yönetime katılması demekti. Solon (M.Ö. 594), Kleisthenes (M.Ö. 508), Efialtes (M.Ö. 462) ve Perikles (M.Ö. 495 M.Ö. 429) klasik Yunan demokrasisinin önde gelen yöneticileridir. Bunlar arasında Solon, ünlü &#8220;Solon Anayasası&#8221; ile tanınmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Batı medeniyeti açısından insanın felsefede merkezi bir konum edinmesinin kökenlerini Sokrates’te bulmak mümkündür.<a href="#_ftn4">[4]</a> Hem Eflatun hem de öğrencisi Aristoteles, insanların insan olmasından doğan ortak tabiatı bulunduğunu ve bu tabiatın kurumsallaşmış bir topluluk olan “polis” içinde gerçekleştirildiğini ortaya koymuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sokrates, Eflatun ve Aritoteles’in insan hakları felsefesi bakımından önemi; onların doğru idare arayışı içinde siyasal iktidarı sınırlama çabalarına öncülük etmiş olmaları, Avrupa Rönesans felsefesesinin önde gelen çoğu düşünürüne kaynaklık etmeleridir.  Eflatun “Cumhuriyet” (veya “Devlet”) adlı eserinde ideal bir devletin ütopyasını yazarken adalet arayışı içindeydi.<a href="#_ftn5">[5]</a> Yine özellikle Aritoteles’in kendi <em>etik</em> okulunun temellerini kuran Ethika Nikomacheia adlı eserinin bir devamı niteliğindeki<em> </em><em>Politika</em><a href="#_ftn6">[6]</a> adlı eserinde Sokrates ve Eflatun’dan çok daha açık olarak ortaya koyduğu bu düşünce, bir anlamda kötü yönetime sınır çekme arayışıdır. Aritoteles’in bu sınır arayışı özellikle monarşi, aristokrasi ve cumhuriyet yönetimlerinin tiranlık, oligarşi ve demokrasi biçiminde yozlaşmasının yarattığı tehlikelere karşı uyarılarında somutlaşmıştır.  Nasıl Ethika Nikomacheia eseri, insanın doğru davranmasının kurallarını arayan bir eser ise <em>Politika</em> da “polis”in “şehir”in ne demek olduğunu, ne için kurulduğunu ve hangi şekilde yönetilen “şehir”in doğru şehir olduğunu arayan bir eserdir. Aritoteles, şehirlerin bir arada yaşamak için bir arada yaşamak anlamına gelmediğini, insanların mutlu olmak, kendilerini gerçekleştirmek için şehirler halinde örgütlendikleri düşüncesini geliştirmiştir. Bu çerçevede Aritoteles, insanların adalet düşüncesine doğal bir eğilimi olduğunu gözlemler.<a href="#_ftn7">[7]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Bu şekilde siyasal iktidarı sınırlamak hak veya adalet fikrine dayandırılmış ve herkes için geçerli, değişmez ve yazılı olması gerekmeyen kuralların iktidarın sınırı olması gerektiği düşüncesinin temelleri atılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte Sokrates, Eflatun ve Aristoteles’te köleler, kadınlar ve yurttaş olmayanları toplum içinde konumlandırılmasına karşı köklü bir tepki bulunmamaktadır. Her bir düşünür, kadının, yabancının ve kölenin eşitsiz konumunu meşru kılma çabası içinde olmuş, bu sayılanların “aşağı varlık” olmaları hasebiyle özgür yurttaş erkeğin sahip olduğu haklardan yararlanamayacaklarını belirtmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aşağıdaki şemayı “merkez” ve “periferi” ilişkileri içinde değerlendiriniz. Periferide bulunan bir grubu birbirleriyle kombine ederek veya bir grup içinde daha da dezavantajlı alt-gruplar yaratarak değerlendirmelerde bulununuz</strong>:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p><img src="data:image/png;base64,iVBORw0KGgoAAAANSUhEUgAAAU8AAAEoCAIAAABXXuRHAAAgAElEQVR4nO2dS08bT5fG32/oFRtWLIZVFsMqGzbjBZGQgjReREykZEE0ForEwoqQEqRwD4RcYJxgEeeCHUIg5iJjZFvGGKdmcf6ct6jqbveluqraPo+OkGmXy93t+nXdTp36FyORSIOhf5k+ARKJpElE+6Dor4tMnxdJn4j2PlQUjOkR0Mci2vtHakEl7PtPRHvi5YFlo9XZLVdfbP2ani+Oz+w42sO5wuxKafv7+eFZM2j+pGSJaE+wHCGs1tuL+eOHc4XhydVUejGopbP5F1u/HMkn5pMuoj2RksGr1tsvP/4ee/wuBOGOdu/R22evf5xctHp+NSkpItoTJhm27e/nD+cKqiCX7f7TD4v543an630aJPtFtCdJAmO75arCytzbRqbWX3787XEyJPtFtCdDAlqlP/XxmR09nAvN+60vpx4nRrJZRHsCxBPVaHWevf6hn3Pe0tl8td52PD2SzSLabRfP0vb385GpdbOogw1Pri7mjx1PkmStiHarhRS1O93p+aJxyAUbn9lptDrCqZKsFdFur5CfRquTzuaNs+1o9x69lWfpSHaKaLddjVZH28B7OBvNbJT+1PGEqZK3VkS71Tq5aI1mNozz3NOGJ1d3y1U8bQLeThHt9qr0px7O+9WIDU0srxUqePIEvIUi2i3V9vfzBKGOJnjgkKwS0W6Rut1/vFOLh5dDE8vG0Q1nODOHl0OyRES7LUI2qvV2IvrqbjY0sYyDdgS8VSLarRDfyzXiEqvWRjMbNA9voYh2uzS7UjLOqhJ78Pyz6XtJEkW0mxfWfrvlqnFKFdqLrV9mbyxJENFuWIh6td62xAdelQ1NLBcPL4XLJBkU0W6L+qC7Lht14K0S0W5SCMDcm5+aOYTv1fBFD+cKwsWSTIloN69qve1/dh0+wh+pNdrXN11raU+lF3FCjoA3K6LdmLDoB1rKCh/Bf8uVOmMsu7RvM+33n34wcodJgoh2wyr9qYem9P3XM8bYWqESgkA+Hw2G8a2oejcoot2MsNA/eP45HKW5zQPGWPHwEt+ani+WK/Xrmy5j7PqmW67ceY4sbB81rzqMsVqjnV3ax3wE8hljp7VWdmn/6PyfkPJCPpBJ0EfM2ON32u4tyU1Eu0kFrdiRzOn54vVN9+i8yb9Va7QRQmjhYwJ4NNQa7VR6Mbu0D8QyF9qbV53mVSe3eYD58M+UcLRT9W6DiHYDwuL+5NW3cLSf1lreI3PT80VICf9CRb2wfcTDz1xoZ9xAAOQTYhRQNuy9E+2mRLQbU6CheIF2WEn+qeTlewcp4TU07/nhQP5dt9duR0IbH+KGpF9Eu25hzRbOJR4+m7ptY0N7G61cqWMrHVP2ZNh/yohGc+9mRbTrFhb0+08/RKE9Jc20n9ZajKvw+ZTw2njdPjSxLOwwRdIpot2MTi5a4YCBj8NrGFo/rbUcseT/hQeB/357TLSn0ot8NCuSZhHtWhXdVRY+jv/ClDuMmUMb/v3Xs9RtOx9TLmwfsbtj8pA4BO2hx+TBqDFvUES7VkVsxjvSiO502aX9WqPNGLu+6X4qVaE+558LMFYH0+n8u3yecv7CkYi0U2PeoIh2A2q0OqFbwn1gfCxqkk4R7Qa09eXUOHIGbXalBPeBGvOaRbTrExZu45u0mjUMYkW0axbRrk9YuPsycIV/G55cNftDDKyIdt1qd7rJjRWvysipzoiIdt06PGvGzZL9hitkSDpFtOvWgA/Rgc29+Wn6dxhEEe269WLrl3HYjBsu0aOBOp0i2jUpXFyqfrXxmR3htpA0iGjXJCzW6WzeOGzGbTSzIdwWkgYR7ZpE029Eu3ER7ZqExXrs8TvjsNlgwm0haRDRrklYrBO9W7Ny2kk6RbRrEtFOtBsX0a5JgWjPLu1/KlUx+ISHOa48xYN+1qWGXrsaMR+zP8dgimjXpEC0fypVc5sHxcNLiP2a2zyYni9ml/bhBT+H96lUhbfgX0gAwargkcEfx8/Cv5gDJOa/KJVexMSYEmLgwfHs0r7wvXw+RLudIto1KdAo3adStVypn9ZaCDmQX67UkStMuVaolCt1PiUcXCtUkED+OP7L58Afh7fKlTp8HB89QDukPzpvwl/MnzEG+fhBfWhiWbgtJA0i2jUp0AwcAJZd2n//9WytUHn/9Qw2bEH8+JSYHlPCwwLf5Y/z//JPFv74wvbR+69n77+e8Zlnl/bhicOfA58hk3aV8TCagTMiol2TgtJertShJoc6Gf6FCtaNdkwJB/GFcBz/5XOAzPF486ozPV9c2D7C01grVIqHlwvbRzLt8EF2G/eaaLdWRLsmYbHO5PZ8VoC2Gb8/VEQjz1kjItp1K3S0WeMWYt9oN8vk9uBuEO06RbTrlpIZL35QXf7XLSU0+D2SeazYUTVRB0ah6YyIaNetEPu6elSz8pwZXwNDNxt3a01JrXH8IKSBMNWO83Aw1aeK9sX8senfYRBFtOuWkvDSOEi2sH2E43b8bBxfaSPtuc0D+IvvAvwwzJa6rfxxdFB4y3uTyUBGQaaNiGjXJ2y13nv0VgntuCeUME7O84y0w2vhWeA42Qav5bcU0t5odbzvFSkOEe36pHBYHoEsHl7yQAq0A95AOGAMNTb40kCaWqPNT7ad1lroSANvKad97PE74YaQ9IhoN6DF/LGqStK/Q0uIHKJn7mhPXn2D+0C0axbRbkAKw85GnxXzGHuLKagWBZw1JaJdq7A2G5lajwOkRBh12k2JaNcqn7EoI65j9Zh+V/WN/FcE+jryojMoot2MdsteI14h1rHyS1D5Dzo+C/hk/HS69zfCV0ACPiWehp9uxYutX3AHiHb9Itp1C0p5u9Mdnlz1oB3Wq2JYC3kdq3CcX4KKi1Vk2uFTkDPOqKfuztU7rpzlvzp1d8IfhuvlqX5HO7lomf4FBldEu275mYcDlqDaPK21ACdhHSt/PCVNuUP1i/Ew0GCKPrd58P7rGc6op+7O3jmunOW/OnV3wp8/BzfPXLD7Tz8IN4GkU0S7MXm40MLE+NF5E2bC+Ul1XLjqNtmOf3GN6sL2ETIPn8JKGGbUBdrdVs7ii9TdCX//tFMz3qyIdgPSFm0aWulQeztarNP1go1Mrbc7XbN3fsBFtBsQ0h73DpA9h82iz6j7n/CndW/GRbQblmNQShgPx1Yx9LHdKOq5WDV1dwotyvSePNnmc/ptaGK5Wm+bvtmDLqLdjLB+e/nxt1uFCWNgOGYuQCUvVk3dBoT0Xq8aZXqP/xSM8Alf5GbkLWuDiHbzcuu98yvS+aVsYI6LVTEurcd61SjTe/zcnrBCzqNRMDK1ThW7DSLajcm7946TZ8A8rGPnEzguVk1xo+Vu61WjTO/xc3uQA5/AzWgo3hIR7SaFpf/B8888Hu+/nkFFijNwGASaHxUTFqvC+tae61WjTO/xc3t81Go8Lg/ajT1+R0PxlohoNymkvVpvh1gn4z37FdN6VWx6+Ek2NLFcPLwULpZkSkS7YSED3p7zjuY9MBbTelUwnxNv2IYn2SCi3SLNrpTi41O/PXj+2fQdJd0R0W5efBPXz04yibDRzAauY6c2vCUi2q0Q8tBodfpgg/ehieXSnzpcUbdLQ3S2iGi3RUhF8fByaGLZOLFRDMPFE+pWiWi3US+2fhknNrThrk8k20S0W6onr74Z5zaEpbN5nF2n7rptItrtEk9I4vaHzOT2CHWbRbRbJ56TxfxxUvrwz17/cLwEkj0i2m0UT8v293P7gX/58bfjyZOsEtFuqXhmSn/qHiErzdrQxPJaoeJ42iTbRLQnQycXLQvn4YcnV/ndWgl1y0W0J0aNVif6dpEKLZ3N86vWCXX7RbQnQEI33viuUsOTq+g/Q0qQiPZkiAfebCX/4PlnqtITKqI9MRK4OrloaWY+nc2j97vjKZEsF9GeMAmAHZ41p+eLcY/YP5wr8KNx8mmQEiGiPWFyxKzd6S7mj5Wvlh3NbMy9+ekYQJKWuyRRRHti5Kc6rdbbi/njB88/R3HISWfzL7Z+HZ41VZ0VyRIR7bbr79+/MlG75Womt/cf/70xPV90xLLd6e6Wqy+2fj159W18ZsejqT80sTw+szM9X3yx9Wu3XHWMGFmtt+fe/BzNbDycK/C+NPxJKrlYUqwi2u2VjNDhWfPJq2/yDNz9px8W88d+QrvCU8CNallrhcrDuYLwdcOTq5ncHoaX9DhhklUi2i2VQE7pT12IQu1o959+mHvzUxg5D6qTi9bLj7/9dAfGZ3a2vpx6nznJHhHt1kmgZbdcDTH8NjK1Pj6z8+TVN2ife2/VsluuLuaPZ1dK6Wz+3qO3Qb9r7PE7oXlPwNspot0iyfV5goJSjmY2tr+fe1wOybiIdlskeMslN3bNyUXL4G0keYhoNy+hDnz58be161v92NDE8rPXP/hRQKrkLRHRblg8CScXrftPPxjHVYmNTK3zg/YEvA0i2k1KCEqV6Crd0WZXSm7XS9Ivot28Gq2OPKfdNzY+s0Nr5iwR0W5AQhQq4+vV4zYKcWOJiHbdSlyESVVGkSqNi2jXKqGjbpxAzUZRqM2KaNenRO8MocoezhVohwlTIto1iS/ZfbZPe1Cj3aNMKfG0/+0l0yfIGKHuBLzjzbFHiShXQZUw2v/+/Rs6akq32zX+I738+Ns4aZYYvxWs8d8lIsBJ4T8BtEch3E1GyB/AYTlvE3xvNCsmRG0m317avW/Zbrm6VqjMrpQezhXGZ3bcbHalBEs+PZZqxPrbYOZbX06N02Whvdj6peFXcPxFHLVbrm59OZ1dKWVyex7lKp3Nz66UXn787b2a2DbybaTdrSYvHl7OvfkZ2pN8NLMxPV/c+nLqGLYljrCK+EufXLT6zytWiQ1NLKM7fdyPXbf8t7+fP3v9I8oKhZGp9UxubzF/7Ea+JczbRbuM3MlFazF//HCuoJYWt0CLCpnHH7jd6fbNWpc4bDSz0Wh1hJumUI55Qs0RR/iAscfvnrz6tv39XK5UjDNvC+0CZu1O98XWrxBxVEIUtdmVkvBIVlvP27BSnTH2qVRVm1Khjc/sKLzhKJmu3XL14VxBm/9iOpuXg3YaZN487QJajVZn7s1Pza7jQxPLT159U8i8nu769Y14hm4pmd20p7gROyUwyJmsFSpjj9/pv65UenE0s/Fi65dQ1Rth3jztqEarM7tSMti/HZpYzuT2hPG8EL8KfqRab8f62GIxMOw/pXLD4JkRSeA/3u50X378bcNm2MOTq89e/xBqFM3MG6Odv04IzGTP+pBMbi/KIk1MH/c+bay/aB97/E5hoWp3umYrD0eDGsXUEmAztPNXWDy8VNg/Z4oK6/DkKt/j8v+TYMrdcuzMuF0sY6xcqTevOtc3XTllrdE+rbVS6cXi4SX0BY7Om455Ysrrm+71TXd6vhj3FUWZkIuvUCk3eUtsPczrpl24qrk3P72rdMYVvuzS/vVNd61QgX+bVx382xOAcJbJ7YWLr9budDWUNuFLhePZpX3kE29LrdEuHl6m0oufStXmVQcSNK865UrdLWVKI+1DE8tY74V4wsKdf/b6R9znqcTS2TxORgS63tDSSrvQek9n834KNNJ7fdPFQpnSQnsqvXjv0Vt+MwbvnwTf1eMM73axjDEElT9yWmstbB/h3cPPQiXvllKzPXj+2c+tRvGDqYdnTZurdNlGptb5sNxxA6+Pdv5KdstVn8NXjKtqoFXpM71CG5pYxhYm8/GTVOttPWMQbhcrH2eMHZ03m1ed7NI+HuHF0y6k1G/+h+t41Hu2E621TG4vVo8DlCba+WsItLSbMfapVC1X6rVGW3gLfbDcup0pl65puHbpg+efvddp4kFtE+wsCO2fStW1QuX6pgsYX990PT7Lp9RvPqt3RL3d6fppJ9ps9x69xcmg+IDX3W8PugiMMda86jDGBDiLh5fQ7ZyeLzp2O1PuXdPQvVA/y7a0Veyp4LTDfYPnJtzA3OaB22cxZZQ7Ftp6Vu/9hDrYaGYjbuC10h5iERhjDOpnoSPKHxG6nVjQ3bqmUWx6voiXw/8k+iv2lLt3DXOnPZVePDpvIvB8Dh4p9dPuXb33H+pgcQOvj/ZwERcZY59K1dzmAWOMHzdid+tw5lRYhRNQQnvq7jpN4SfRWbH3vbntVNuvqIPde/Q2vj58vLTj6YYOrspu6f1UqvI9SaFux5F5dncMPyZHEX7Qjr/MF1u/jBeXvrGHcwXh9rK7w3JxOy+ZsrHH72ICPkba8URLf+qhXZoYR+9prYU9SfAewX47X5/zrXfHrqmSdil6R/DBNkx5YvelDU0sO65NBvUr6mAxAR8X7XiKjVYniq84u9sF5av0o/N/1qvyXXrmMiYPwkyU9EL5fc4YY6U/9YgZkgnGP1L5W63KnYFFm6+N+HFvi2NdYOz99j5+Bt979JavfJLiwpUgwxLPRxbzcEnmZ15St0OqHm5CzGLaU6rXBbKYaOe768ZLTKzGb4fwn/9DzXj1JixJ9F5WCEsbsNVWrtS9PbKY3bQrD+wTY93e7nT7foezFDd0TEN0cdjcm598oXrw/LN3eqzeoWKXR214Y3bTnpLajxGlnvZBG6DGmWE9K2EGzfjuq+Bz4WhYvQsVe0/PS3TNzi7t1xr/XpGa8jfdG59LgsJAnXHV7QM184zVO8WQVm7/9b//h4XK55RH86pzWmsxrmLv6XkpLPjjnwgp07QPT656hLUNJMW0G3EpM2589T4InRedtvXlFO4trnTuaQvbR4wxvmL38LyUF/w1rzq1RpvnlvmgXTaeC37sMIQ9efVN4CucYqnb252ubTFD4jas3gfqMRe3jUytY681kC8Du8shc8dVXvCXXdqHyd1aow3HPT7es98ODx24BGwy1BptaEHI7QhHG5pY5lfCh5ZK2getx84bPn1PLnovyyXzaTgFFXRyh7m7aciel24L/oDJlAracdQAc07dhmaQF3c6mpLeeyy0D+Bg1fDkarhaiMzDcPqt51C8YOwuhz09L/kFf2hQ96a4Abzc5gE4a8nf4tZvhw9C5vgVcJD/29PuPXobnVD1LfmBdSnDOHZBPb3efz1Dhz/vlIwbeeKDdikxGNliwZcPKT8TMCzfjVYn6GeZVOv29LzEBX9YkrEln13ah2XXp7UW1NLyx71px64BfzAQ7SnJdzOElNGuOUiThYar34PGn2S+h6BYrwnk6JbbPPAz0aXBsBlPMx1g6MoVujGvnvaB3QVpZGod7kDQQcpypY7VI/Qh2W2lAe0FrBMYYwvbR1gFwUJgIYYXvj46bwq54YAQVuPyEBF8XPggfB1+EX6c3U5HO55JRMOqLGgzvl9tNLMhsBZUilvyIRpd/WQ4Mh/0kZfbPABUhDU8QiOZMVZrtGE6h90yxrctU+nFtUIFTchtrVB5//VsYfsI8oSZKv40js6bGMeK/2DqdrIK/kXnE3hYuJ1JFBuaWIavaHe6g+O40dPc1vz7lGLaFTYCe+YJJSz6tyhsG7/8+BvOOYSXBVTj1zfd91/P+NMTaC9X6gJj/Cgx2NF5E54IQm6p9OJprQUfR2LxrfdfzzCx/EH+i4SOvceZhDbcSWJgh4EcDQtYOCmmPWjYOQ9jjOU2D6CCckxgIe04DxdoDhI+AtU4XyGnbluz/IxRbvOgJ+3lSh1oF3KDDOGtWqMNwOOn+Pa5/EH+i/BJAQ9itzPJbR6EdiPHUBbUaectopuNGtrjcKHDzHFGlHFxbBhjWFi9O5k4GOuWUiHt6Wwevkvh4j+mqLYEg5Z8xExwNsv73IqHl6E9SXExjGZvpZ7j5EEH0v18nX/DAmYF7QrjhDHGcpsHMDsldCMZY2uFCnY7vTuZzasO7wItp1RIO46jqPKxub7p+vS+iKl4ORo8QOXWvkLDOBbhSpTPy1Q4pqjnR4k4UKeY9vGZHVW3gHEtebk3u7B9xNPu0clMca7RjikV0o5jSwnyqAOPEbg5cU/v+bfdcjVQicJWGwxzyJMOfD+FP5hd2sfKgM8EUkILEV7jR/i/eLxcqUN7p3h4CWWP943nj/AdKGF2o6dhAbOCdoVb50KGjr1ZuHdQw6SceqeMox2Oww/smFJtEcd7EgcDg2NIu88ShdUjcujorCocFGLdCJm8/3q2VqigX42Qf+qu0yu0Q99/Pcsu7ctlgD/CL7kJ0S+Iwqm9tCfUcHGiwjxh5IIvHwotu7QPNUzP3aBwWJTF7+RzeNYMVKJkNzVHZ1X5IO9xwB8vHl7CPRd+Sj4H4bfAwVG588UfmZ4vOjrV+bQoq1+JdsWGrt1qs4VCCaH13dKwWwhZEBqPzpuQObqO2mB4G32WKJy/xJa8o7OqfHB6vojA85lg2YaGN++zhIMpAqXFw0vcP1coA/wRxk0q4zPIv7eyELorkIh2xYZrY9RmC71BnHsTVmLx3T9BSLLbWbHbRwNfdbNbJGS3Ofmr47iN2OQ2XqJwGZyqDCMObUYJXGXvKF1CDe5Dta64koTpLmxbCsjBpBqT6nYcyOQnJuQTFmhPcX0H2W3O8auVW9BRuvgMnncK488Je5AHNYG4QLKFdp99Qo9k7NbHI+XZppUXbClcwoWu8nGMyfMXJSAnXCy8ELzl3HbCqzXaWP/Di3KljjdEdptz/GrlhiFrjNNulWEBs4J2nRsDCsacSp7jwfgM/T3jWEaG1wJDUExCDrt/8IL3luPPSnBx45dzYqgWUEpym3P7auUWxQdZuQm9FYOz9FjATNKOCrQ3O2/CfCnkFqjryJz8Nxm3aAyPoCseHlG1hMtmf09sQAZycfPpNqfcwvkg9zQ/v2/oMuD2QYVPB1xVbQXtW19Ow10GNKcXto+w6Ri068hcaMdFY3iESUtNVC3hQn9PC/eNCddd1OA252iqfJBlr5uUFBaOL10pyeUGjvBLj4VM+DvslqFwJLQJ240GlWLaD89CXg+7dY8D2kN0HZkL7bhoDI8wF9qjL+HC3iYtyY5ow5OrcCcjjnd6eMVgWDhvlxv4lBxBQI4q55ah7OoT2nDwMpzUR7MIN2UizJditinfXUd44fiuQDs6k/BpmAra0fPB+LxRHxhOLEeJj+IRHMrDD0eohPnNhR0zEY7LGQpHwpn3prd+pJ525cMqcXQdFWaFhruahG7gkPGGC2NCDwalnLxu5L/eLjcprnKGGqIn7XKGwpFw5rihfSCpj0IZNCpbT1PedVS+sAwM+1RRSicZGnbdLVliZDxcHz7+QiuW3SMGc78UbHnSFLES4xuuNgQ7jOgVE/1uRN9AIpZ48haOSMdtuDmUci+6QTb0V1cYEymhpmRzqFjq9gEs8TgaT814hXb/6Qe4q8nda0zVZDsuCoyiuHZ9jD4FBT7eMN6OMS28XVyDLsn0maynYUQRFnCfHDgBtwB7wul5bDIhpMRVXPJB/+cmp4/u3RzCIm6w58fjJSiQfj6r1t8OW4527fqIZxM9VCiMgkJxgZL3qVRV23diimhHN88Q+0b4p525bzLheCGqrs6sPV34pwUbbo9wqCTkeDK8C81prSW8K7jfuH0Wiz2fANYjoJOIHOUmhOEjzy7amdLqnXFz6XwgOt54j6WUU9QaGH6XkwFj+Df0SaLrcohL5u8b/ounyu66/fKbTMgpebdfvC5+/ZZ8mfLeEngmQiZC+tDezSEM+6sslBctTnTzp5e660Ijh4sS3G+8P8v/jimngBmpaDPtEb1lecVIe/Tqnd0WUJztZBLtwo4I7G45Q/dbOZkq2rHHHmKPbibV7fwTjUluv7jJhJxS2J8M8uSj98mXKcTkFFbF8plg+ojezSGM9x5rd7pBNxRF9gTeeBcawXkm5eJ+4/bZ1F2YPTZ4DGFDE8tRgtUIimWUTpWnDbstoJCP4APrePcZV85491s5mRLa0aOGMfZ0IXDHkt2lXVijyiS33xS3V5SQUvYmZozB0w3jMci0Cy4M/KpY+eawyN7NQY0fEAEF7SvBjcKWPJ4S70KDLXn+Xf6vx2ehzc8ngHvoRntQ7HEzvOgVO4uJdlS70w3tQ4qZ5DYPhEiAqbuTn7gjQuquXy3mICdjKmgfmljmwwaFWBHEJNo93H7hW6CClVM60i635Pm1rkJMTniB1bt8c6J7Nwc1LOvd7r+bIYOzrShflyhRXLTjo0iDB5LPHRGUbJzAm7BNT7vTtdytqOda19CDoDEtjHWLwTYI/kvDk6t4+UoqdhZr3Y6nGPcUtM/WkdpJEfTrZFzNo3ljE+UWmvY4FsZizYYFCV9U6+3+Xnc0NLG8/f1cuOroirclj+qz1lc6m0enTv7HoC0KFRoOf/J3GF+fXLT6FXgedbWKl3b+d7Ih5JASG3v8TkZd4bwjWeruvKZboepL4ONDnWmo23ngM7k970tlnsM57O74sM+BHw8fshDxJ8cev8PFCY51DlXvSsyxYpfv9uFZM6EetY4WK+pMT0sef5t2p+u9iR+Lgfag3+Jho5kNnPyUSyFV76rMo2KX73bpT70/gI8bdaat3+4TeMZNGjnuvoy+ZXBcTgBzP+VKnd26uzBuc4XU3XkjJrmLedhoZsN7jJSqd1XmXbHL6gPgNaDOtNHO7gLvNnbNOPcvx92X0bdMyBwTwJwwTLYxp2nklFMou54zc+ls3qNWl6+RqvfQ5qdil3V41rRhDXw4u/foLe91H5/00c7ucrL9/Vx+HjPO/ctx92X0LYNMHLdnZnddVuBf2Uss5eRAItvQxDJGkmW9aht+iijEEg6yVHoxyszT3Jufibvtmdxe9DAVPqWVdnb3J6zW28LzmDm15JmTbxnjWvJM8iETaAdh9Y67LLC7tMuzzcJD10/50+Zl0JcWLvQan/jwrBnUl96UjUyt8613hfPqbtJNO5OuSs9UfAi/EeGhyztv+lG70x17/M54kUqQDU+u+uku9SxU7U7X/uhJfN8wxPWGkwHaQfzlFQ8v4544DUT7yNR6lIh/eGnKA3L2t6EncuiiL71hzkIAAAvcSURBVBQqO5+2cunSgzozSDuTasu1QsX4zzMytf5i6xcftTtolQ7C36+niwEZmKoVIAI529/P7XGqv/fo7WL+mC9d2jgHmaSdOV3t1pdTI4Oro5kNuT6P/mO0O93kjhVrs5Gp9dBteEcJmZT+1M0+dsdnduQJNs2oM+O0g+TL3i1XtT2Sxx6/kzkPV6U7XtTJRSvps8Gx2tDEMg6FKgRAzurkovXk1TfNv0Umt4dxpjzOTY+soB0k34LDs+aLrV/pbD6OaZX7Tz/MvfkZ6y+BWUXcurC/DXfdiIOBv3//Ctm2O93t7+dPXn2Lr9t479Hb6fni1pdTIeyMfDKaZRHtILfbAb9QxMmV0cwG/AyO+2nF+kv02SpAVYZTbnHL8cet1ttrhUomtxd9kHhkaj2T21vMHzuuyTcLOco62kEeT8GTi9bLj79nV0oPnn8en9nxrvbHHr8bn9mZXSm9/PjbIyK3nh+DRuwEG5/ZcVw4HJ88vuXwrAnl6uFcYXxmp2dgkvtPP6SzeUuKlk9ZSjsqvsaPtmYV/y3ei4IGytxWE+pR3L++VZCjbKedl5JfyMjPwK8RoCH6VHpxNLNhEHVBqsg33i3vqSTRLsjPzf17Kz2n5H0m8KLR6hh3KzCOuvKIawrls8xYUq4CKcG0J0488ANbw1uOen+LaNcqvkk/gKtixx6/U+tFQwokol23+FKe9Bi1gSydzdvTVx9MEe0GxJf1AdmZPJPb0zzZRpJFtJuR5iWABm1oYpnfZoNQNyii3Zj4ct9odR7OFYyTqdzuP/3Ae54Q6mZFtFukxfxx4gItediz1z8Mru4kySLazUsItNQH/nZjj98FjfBF0iCi3QoJPGx9OU1oT354chXXtDleGsmgiHaLJARXm10pJathPz1fFMKnEupWiWi3SwIe1Xr7yatv4ZiH9X/PXv+Ye/Nzt1x1s8X8MSwojOLe93CuIEQKIM4tFNFuoxyZ9xN0ZXxmZ+7NzyhbEZT+1F9s/Xrw/LPPGC+Z3J6wops4t1ZEu70SsGm0OrMrJbk/PzSx/HCuAJvkqNVuuTo9X3Rc6T0ytf7k1Tc5NovycyApFNFuu2SESn/qAOH4zM5aoeIYh4cxdnLR2i1X5978fPb6x/jMjptNzxdnV0rb3889WgS75SqE4hiaWM7k9nCfNo+TJFkooj0Z8olT0Ha4bOls3q0v0Lq+6XRdd7Yl2S+iPUn6+/evYzDc0p/6k1ff1E7ajUytT88Xd8tVj5OJ81pJ6kW0J0ly+NQXW7/inpmnLnrfiGhPhhw57xkpUaENTSwT80kX0Z4ACV43mjnvyTwpKSLarZY9nHszT5V8IkS02ythtYxtsSuHJ1c1bz9Oiiii3VLx8Gx9ObV2J7nZlZLjOZMsFNFuu+yPXTc+s8MvhiHmrRXRbq+q9XZSAlGPTK3Tgnb7RbTbJeRkt1y1YUDOvw1NLAsr20m2iWi3SIh66U89WSvb0fiAkyTbRLTbIkT95KJl7ZicH8OBemrP2yai3Qqh93u13k5ojCq0oYll7MM7evWTTIloNy9Eot3p2japHs6GJ1cxxAUBb4+IdsPid4brg2izaFbt2UwCEe2GhSRMzxeNI6rWxh6/M3tvSYKIdpPiB+GNwxmH4RA9tedtENFuhfqjuy7byNS6EHOaZFBEuzFhxb6YPzaOZXz25NU34XpJpkS0G1a7002Wz1xQG5pYxo0fCXizItrNCMv9s9c/1NLFGPtUqhqHnLcHzz8bvdmkf0S0m9TJRaunh2zzqlOu/HsMb3q+yBhb2D5KEO2p9CIGpabq3aCIdgPCEu9nz3bYFgLn58qV+mmt5ZGeWUk7zsYR7QZFtBtTo9XxufQFq3eo2HObB4mjPZVejLJfFUmJiHbdwsrt5cffPjnB6p2v2LNL+0fn/4x+1Rrt7NI+0l48vDyttRhjp7UWNgr8pG9edfB4Kr1YrtQZY9c33bVCBRPjCVzfdK9vuv6dgjK5PeEOkDSLaNctLOuB5tibVx0AEiv2WqONvffmVad51UEgr2+6kKx51Tk6bwZKX2u0sSpGmPEgi0D70MSy2yZWJD0i2s3o5MKr7y3bwvYR40gT7FOpyhjj62o8fn3TDZQej1/fdPE4msc5+DF5AzmSThHtWoUV+4utX0FRYXc75HzLHCQn4+kNmp459f9ZNNqpMW9WRLtWYSkfn9mJSDvfSnejFFrj/tPHXbePZjaE+0DSKaLdgPyPxnvQfn3TBXqn54u1Rptx9F7fdGGwjZ+r90jvSHu5Um9edaBbjo8JFqHfDoZ+dST9ItoNKNyKN3aX9rVCpXnVYYzVGu33X88YRy8M3bO79bBHekfaAXLG2PVNFxOwyLTD/ALJiIh2A8IJrQG0Z69/wE2gxrx+Ee0GpNw3PkGGPvNEu34R7fqE5fvB88/GqTNl9x69Fe4GSZuIdn2KMiDfNzYytS7cDZI2Ee36FM6Lrv9MuBskbSLa9QnLd9Ijxkc08p81JaJdn6LQ/v7r2fXNP5Ck0ov8SpVAlSq/fo65L6fj3/JIFs4w1DxJs4h2fYpCO1Mxb8fsoL1abxv7DQZbRLs+Rem3lyt1t5Wn4EjDGAOPN3SGT932kHlPOIH2WqMN+cgpF7aPYOkbnr/sUcdCPQiEu0HSJqJdnyKOyec2D3g4P5Wq77+eLWwfwSMAFsml0ovNqw7v347HHWmHCBOOKWuNNnjdwqeEd2HxLAtO+9DEsnA3SNpEtOsTlu/QO0CB2ylidlprQX0Lfu/slkZcDCMcZxLt6CorpyxX6pA5fwlCPiw47bQwxqCIdn3C8v3k1bdwrV9szDPGcpsHxcNLqH5rjTYudIGU+BQQFsB40C6n5Gl3zIcFp/3+0w/C3SBpE9FuQP5jVHkbtOSVZKXNILQeI9pNiGg3IHndeDiLstTclL3Y+mX69g+uiHYDarQ6xqkzZdvfz03f/sEV0a5V2Hy9//SDcfD0GwWiNCuiXauQ9tmVknH29Fs6mxfuA0mniHYz2i0H2OCBeQ59MxV+bz4/mNs8YFzguqDufbidO9FuRES7Mfnf2pXppd0jE572EEY+s2ZFtOtWiFl3xhi4x34qVdcKFVgew8eK471cIYa8kOC01gLfOMZYuVL3yATPU0gDM/PyrDvzHYWWmvHGRbQbk/9YlIyxhe0j8F3FlXDMxcuVFyYAJzyYn/eTSW7zQEgDmch+uMxzw1neMP4k0W5KRLsBBV0ewxgDf3gI8/r+65nwruDlKicALHObB/CiZyZAO5+GcU8cOduelzA8uUqj8cZFtBsQ0r715TR0S565eLliS545YQkvvDOpNdowAsengZY8LLALQfvsSkm4dpJ+Ee2GFXqFTIJsZGqdKnYbRLSbEVZxpT/1EPvGJMtws0eq2M2KaDemKEviEmTjMztm7zMJRbSbV6PV8T/3njgr/anDZVLFblxEu0khAKrWwNpmT159E66UZFBEuy3qv3UyI1Pr5DxnlYh2w8JKr1pv91Oc+aGJ5d1yVbhGklkR7eaFMJxctIYnV42DqsTIc85CEe1WCJEoHl72wYQcBaixU0S7LULgt7+fG8c1iuHIHMk2Ee02ajF/bBzacIbbszNqw9snot1Szb35aRzdEKijhyyhbqGIdrvEQ7JbriZo0I7vqxPqdopot048KtV62/55+JGpddhhSj5/klUi2m1Xu9O12ZF+fGaHd6Eh1G0W0W6veHLWChULW/XPXv8weH9IQUW0Wy0e+MOzZrjNYeOw0cwGrmNlVKUnRES77RJA2i1XzTI/mtlYzB97nCHJWhHtyZDMvP7RO5lz+cRINotoT4z+/v0roLX15dRnHEvinMSI9sRJZmy3XJ2eL8YRD2NoYvnhXGGtUBGiyhHnCRXRnkg58rZbrj57/SN6C3/s8bvp+aIMudv3kpIioj3BcmOv3elufz+fXSk9efVtfGbn3qO3HmwPT66Oz+xMzxdnV0rb388brU6g7yIlSER7Pyg+FAnyfhLR3leSR/JMZUKyUER7P+vvrSKmIfWHiHYSaVBEtJNIgyKinUQaFBHtJNKg6P8BOTabBTyIK08AAAAASUVORK5CYII=" alt="" /></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Aritoteles “köleler ve hayvanlar özgür varlıklar değildir ve mutluluktan pay alamazlar” biçimde yazmıştı.<a href="#_ftn8">[8]</a></p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><strong>Köleliğin ne zaman kalktığını, kadınların ilk olarak ne zaman &#8220;vesayet&#8221; altından kurtulduklarını, ne zaman siyasal haklara kavuştuklarını, belirli bir ülkede yaşayan yabancıların siyasal hak ve özgürlüklerinin sınırlarını, zengin veya yoksul &#8220;herkes&#8221; için siyasal katılım hakkının ilk kez ne zaman ortaya çıktığını araştırınız. </strong></p>
</blockquote>
<p>İnsan hakları düşüncesinin tarihi içinde özellikle Eski Yunan bağlamı içinde kalınacak olursa en önemli okul Stoa okuludur. Kriton’lu Zenon’un M.Ö. 334 – M.Ö. 262) kurucusu olduğu Stoacılık Sokrates’ten Aristoteles’e uzanan düşünce çizgisini aşan ve özellikle konumuz açısından son derece kapsayıcı ve küresel bir insan hakları anlayışının temellerini atan son derece önemli bir felsefi okul olmuştur. “Polis”in ötesine geçilip “kosmopolis”e varılması görüşünü savunan Siniklere dayanan ve hakları ve özgürlükleri sadece yurttaşlara tanıyan anlayışı eleştirirken bir dünya devletine ulaşılması gereğini savunan Epikürcülerden de beslenen Stoacılar, öyle ya da böyle belirli sınırlar dahilinde de olsa kölelik müessesesini meşru gören Sokrates, Platon<a href="#_ftn9">[9]</a> ve Aristoteles’in aksine tüm insanların doğası gereği eşit olduğunu savunmuş, bu doğal eşitliğe aykırı yasaların ve kurumların, özellikle  köleliliğin  doğaya aykırı olduğunu savunmuşlardır. Stoacılar Platoncu ve Aristoteles’çi adalet anlayışına insanların eşitliği ve evrensel kardeşlik boyutunu da katmışlardır. Daha önceki dönemlerde Eski Yunan&#8217;da insanlığın Yunanlılar ve barbarlar olarak ikiye ayrılması Zeus&#8217;un takdiri ilâhisi olarak görülüyor, tabiatın emri sayılıyordu. Stoacılar, tüm insanların ortak bir akıl gücüne sahip olduklarını ve hepsinin ilahi bir logos&#8217;a tabi olduklarını savunmuşlardır. Stoacılar, kendilerini bir ülkenin yurttaşı değil tüm dünyanın yurttaşı olarak kabul etmişlerdir.</p>
<p>Stoacılar aynı zamanda mağlup düşmanlara ve kölelere de nezaket içinde davranılması gerektiğini ve kendini sevme kuralının bireyin kendisinden ailesine, ailesinden arkadaşlarına ve oradan da tüm insanlığa uzanması gerektiğini ifade etmişlerdir.  Stoacı prensiplerin batı medeniyetinde Hıristiyanlığın kabul görmesine önayak olduğu da vurgulanmıştır. İsa&#8217;nın havarisi Aziz Paul de kimsenin Yahudi veya Yahudi-Olmayan, özgür ya da köle olmadığını ifade ederken Stoacı ilkeleri paylaşıyordu, sayılabilir.</p>
<p><a id="ref50835" name="ref50835"></a><a title="Epictetus" href="http://www.britannica.com/EBchecked/topic/189728/Epictetus"><span> </span></a>Geç-Stoacılardan Epiktetus herkesin doğal olarak kardeş olduğunu, kim olduklarını ve kimlere egemen olduklarını hatırlamaları gerektiğini çünkü yönetilenlerin de tabiatın hükmü gereği yönetenlerle kardeş olduklarını, hepsinin Zeus&#8217;un çocukları olduğunu söylemiştir.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><strong>Büyük İskender&#8217;in Stoacı olduğu söylenir. Bunu İskender&#8217;in hangi uygulamalarından anlıyoruz? Derslerimizde vurguladığımız noktaları hatırlayınız. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Stoacı düşünce tüm insanların eşitliği ilkesini çerçevelendirmiş görülmektedir. Eşitlik ilkesi insan hakları alanında özel bir yere sahip görünmektedir. Eşitlik ilkesinin, onu diğer haklardan özellikli kılan yönü nedir? </strong></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">Eski Yunan siyasal-coğrafi tarih sahnesindeki yerini Roma İmparatorluğu’na bıraksa da burada temellenen felsefe Roma döneminde de gelişmesini sürdürmüştür. Yunanlıların “insan sevgisi”nden (philanthropia) beslenen Roma’da kültürlü, eğitimli ve adalet duygusu ile hareket eden bir toplum anlayışı yüceltilmişti.  Roma felsefesi de Eski Yunan’daki gibi insanların birbirlerine karşı keyfi bir şiddete başvurmaması gerektiğini düstur edinmiştir. Bu felsefenin ilk yasal örneği 12 Levha Kanunlarıdır.  (M.Ö. 451 vd.). Bu kanunlar köleler için değil sadece Roma yurttaşları için geçerli olsa da aynı zamanda bir insan hakları belgesi veyahut bir tür anayasa olarak okunabilir.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Yazılı kanun yapmak, aynı zamanda insan haklarını korumaktır” önermesini tartışınız. Herhangi bir yazılı “kanun”un işlevi neler olabilir? Bu işlevlerden hangisi adalet düşüncesi ile ilintilidir? </strong></p>
</blockquote>
<p>İkinci Hafta (<a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/ikinci-hafta.html">Bağlantı</a>)</p>
<hr style="text-align: justify;" size="1" />
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref1">[1]</a> Sofokles’in Antigone adlı eseri, Sabahattin Ali çevirisi.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref2">[2]</a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref3">[3]</a> Eflatun’un “Apologia”sı; Sokrates&#8217;in Müdafaası adıyla Niyazi Berkes tarafından Türkçe&#8217;ye çevrilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref4">[4]</a> Semih Gemalmaz, Ulusalüstü İnsan Haklarının Genel Teorisi’ne Giriş (İstanbul: Beta Yayınları, 2003), s. 3).</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref5">[5]</a> İnternet üzerindeki tam metin (İngilizce çevirisi) için bkz. &lt;http://www.gutenberg.org/files/1497/1497-h/1497-h.htm&gt;.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref6">[6]</a> İnternet üzerindeki tam metin (İngilizce çevirisi) için bkz. &lt;http://www.gutenberg.org/files/6762/6762-h/6762-h.htm&gt;.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref7">[7]</a> A.g.e. IX. Ve devamı bölümler.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref8">[8]</a> Daha geniş olarak bkz. S. 7.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref9">[9]</a> Platon’un Yunanlılar’ın hiçbir şekilde köle yapılamayacağını savunması veyahut genel olarak kölelere adil davranılması gerektiğini vurgulaması bu bağlam içinde bir “sınırlama çabası”, bir özgürleştirme çabası olarak da değerlendirilebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/oyku-didem-aydinin-insan-haklari-dersleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Kitabımız Ankara Yetkin Yayınları&#8217;nda: &#8220;Biz, Halk, Egemenliğin Sahibi&#8230;&#8221;</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/yeni-kitabimiz-pek-yakinda-ankara-yetkin-yayinlarinda-biz-halk-egemenligin-sahibi.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/yeni-kitabimiz-pek-yakinda-ankara-yetkin-yayinlarinda-biz-halk-egemenligin-sahibi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Oct 2011 18:08:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[ANAYASA DERSLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[1982 Anayasası]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa 2011]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa hocaları]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa hukuku kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa profesörleri]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa tartışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa yapımı]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa yapımı yöntemi]]></category>
		<category><![CDATA[anayasacılık]]></category>
		<category><![CDATA[anayasal]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratik Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[demokratik konvansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Hacettepe Üniversitesi Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk devleti ve anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[karşılaştırmalı anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[karşılaştırmalı anayasa hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[kurucu meclis]]></category>
		<category><![CDATA[kurucu meclis tartışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[modification of constitution]]></category>
		<category><![CDATA[new constitution in Turkey]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Didem]]></category>
		<category><![CDATA[partiler yeni anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM yeni anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Anayasası]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[yeni anayasa tartışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[yeni çıkan hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Yetkin Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[yetkin yayınlarında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=1527</guid>
		<description><![CDATA[Yetkin Yayınları, 2011&#8230; (İçindekiler İçin: Bağlantı)




]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>Yetkin Yayınları, 2011&#8230; (İçindekiler İçin: <a href="https://docs.google.com/leaf?id=1dcpfIASbkxDLpe1hm0EHO4HQ_Q9M45knqKkE1S0KcN0xM7DL5AF_u4zact88&amp;hl=en" target="_blank">Bağlantı</a>)</h1>
<p><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2011/10/BİZ-HALK-ANAYASA-YAPIMI-YENİ-KİTAP.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1574" title="BİZ HALK, ANAYASA YAPIMI, YENİ KİTAP" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2011/10/BİZ-HALK-ANAYASA-YAPIMI-YENİ-KİTAP.jpg" alt="BİZ HALK, ANAYASA YAPIMI, YENİ KİTAP" width="581" height="913" /></a></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/yeni-kitabimiz-pek-yakinda-ankara-yetkin-yayinlarinda-biz-halk-egemenligin-sahibi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ZEBRA</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/zebra.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/zebra.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Sep 2011 13:13:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kuzey Bilge</dc:creator>
				<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[ÖYKÜ]]></category>
		<category><![CDATA[bilge bingöl]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Didem Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[zebra adlı öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=1488</guid>
		<description><![CDATA[Edebiyat ve Hukuk Öyküleri I 


-Zebra-

Yazarı: Kuzey Bilge
Siyah &#8211; Beyaz Var mıydı?


Bilge Zebra, asalet damlarken üzerinden, döner kapıdan başı yukarıda geçti. Yavaş adımları geçtiği yerlerde derin izler bırakıyordu. Siyahla beyazın mükemmel uyumunu doğasında barındıran bu bilge, yanıp tutuştuğu, çılgınca âşık olduğu düşünce gücüyle birazdan yaratacaklarının hayalini kuruyordu. O merdivenlerin başında, herkes onu dinlerken ağzından çıkan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;">Edebiyat ve Hukuk Öyküleri I </span></h1>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<h2 style="text-align: center;">-Zebra-</h2>
<p style="text-align: center;">
<h2 style="text-align: center;">Yazarı: Kuzey Bilge</h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Siyah &#8211; Beyaz Var mıydı?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bilge Zebra, asalet damlarken üzerinden, döner kapıdan başı yukarıda geçti. Yavaş adımları geçtiği yerlerde derin izler bırakıyordu. Siyahla beyazın mükemmel uyumunu doğasında barındıran bu bilge, yanıp tutuştuğu, çılgınca âşık olduğu düşünce gücüyle birazdan yaratacaklarının hayalini kuruyordu. O merdivenlerin başında, herkes onu dinlerken ağzından çıkan her kelime gerçekleşecek, idealar dünyasını metalar dünyasına dönüştürecekti. Yine hayretler içerisinde herkes onun ağzından dökülen cümlelerin büyüsüne kapılıp varlıklarını bu Siyah &#8211; Beyaz’a adayacaklardı. Geçen defa bu üstün yetenek gerektiren, ideaları metalara dönüştürme vaazını Bilge Penguen üstlenmişti. Bir asil Siyah &#8211; Beyaz uyumunu daha üzerinde barındıran, varoluşu gereği saygıyı hak ettiğini düşünen doğa harikası, doğal yönetici Penguen… Tüm hayvanlar âlemini &#8211; bizleri de- büyülemeyi başaran Penguenin eşsiz başarısından sonra, bu seferki vaazın yankıları, &#8211; Zebra, Penguenden daha büyük cüsseli olduğu için &#8211; onun daha gerçek ötesini başarabileceği yönündeki dedikodularla birlikte, çoktan dünyada yayılmıştı. Yüzyıllar sonra, kavram, düşünce ve algı karmaşası içerisinde belirsizliklerle dolu geçmişi ve artık merak uyandırmayan geleceği arasındaki kapının eşiğinde duran insanlık da, Siyah ve Beyaz’ın boyunduruğu altına girmişti. Bu yeni sistem, teknoloji devriminin dünyayı bidonlar dolusu çöp suyuna dönüştürdüğü geçtiğimiz yüzyılların ardından bir umut ışığı olarak üzerimize damlamıştı. Bu sistem, doğada kendiliğinden Siyah ve Beyaz’ı bir arada barındıran ne varsa, onların hükmedici konuma geçişlerinin beslediği bir sistemdi. Her defasında, Siyah &#8211; Beyaz vaaz verir ve hayalleri, ideaları maddileştirir, böylece tüm canlıları beslerdi. Aç insanlık da sıradaki kutsal vaazı dinlemek ve özlerine ulaşabilmek için meydanda toplanmıştı…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Metalik döner kapı Zebra’yı vaaz merdivenine asaletine yaraşır bir şekilde uçururken ona kilitlenmiş canlılar kalabalığı, cıvık bir hamur yığını gibi birbirine yapıştı. Her şey Zebra’ya daha yakın olabilmek ve vaazı her ses titreşimine kadar işitebilmek içindi. Uzun süre baktıkça gözlerden içeri sızabilen Siyah &#8211; Beyaz sarmallar, meydandaki tüm canlıları bir çırpıda büyülemişti. Yavaşça boynunu aşağı doğru eğen Zebra’nın kulakları dikildi ve birden tüm canlı yığını dondu. Vaaz meydanını derin bir sessizlik kaplamıştı. Zebra’nın ince, ucu püsküllü kuyruğu bir sağa, bir sola yavaştan hızlıya doğru sallanmaya başladığında; insanlar, ayılar, timsahlar, filler, zürafalar, çeşitli kuşlar, yılanlar, böcekler, kurtlar, aslanlar, geyikler, maymunlar, yaşayan tüm ne varsa birbirine yapışık şekilde vaaz meydanında hareketsiz bir okyanus oluşturmuşlardı. Vaaz meydanından uzakta olmasına rağmen denizlerin içindeki türlü türlü balıklar da birbirine yapışmış kutsal vaazı bekliyorlardı. Tam o sırada birisi dünyaya tepeden baksa, en ince detayına kadar çizilmiş ve silik, soluk rengimsi bir şeyle boyanmış bir tablo gördüğünü düşünürdü. Dünya şimdi bir fotoğraftan kopya edilerek yapılmış, devasa, gerçekçi bir tablo gibi duruyordu. Hareket eden tek şey kulakları havaya dikilmiş, başı eğik, simsiyah gözleri aşağıdan yukarı doğru önündeki canlı yığınına bakan Zebra’nın sağa sola gidip gelen kuyruğuydu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Çok geçmeden, Siyah &#8211; Beyaz Zebra vaazına başladı:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Bin yıllardır bu gezegende insan türü hüküm sürdü. Yalnızca kendisinden olmayan türleri değil, kendi türünü de yedi, yaktı, parçaladı… En güzel buluşları yaparak, aklının kendisine verdiği güçle övündü durdu. Övündü, övündü ve kendi gölgesinin karanlığı üzerimize doğru gelmeye başladığında, inançlarının bir yerinde bir hata yaptıklarını anladılar. Tanrılar icat ettiler ve uğrunda her şeylerini feda ettiler. Parayı icat ettiler, devlet diye bir şey çıkarıp, tuhaf tuhaf yönetim biçimleri türettiler. Sonra, dünyada didiklenmedik tek köşe kalmayınca uzay denen boşluğa daldılar. Kendi dehalarını yaratıp, tanrı dediklerine ulaştılar. Uzayda buldukları her kara parçasına dalıp yayıldılar. <em>Ve zamanı bitirdiler.</em> Geçmiş dediklerini, gelecek dedikleriyle buluşturup, zamanın başını ve sonunu birleştirerek bizi, hepimizi, yaşayan ne varsa her şeyi bir çırpıda sonunda bir döngünün içerisine soktular. Onlar ölümü bile öldürdü. Sonsuz boyuta bölündük. Yaşıyorduk ama aynı anda sonsuz farklı boyutta yaşamaya başladığımız için ne olduğumuzu, ne yaptığımızı ve neden var olduğumuzu bilemiyorduk. Boşlukta duran bir ateş topunun etrafında, yörüngede dans eden dokuz gezegenin avareliğine kendisini kaptırmaktan sıkılan insan türü, güneş dediğini de söndürmüştü sonunda. Üzerimizdeki ışığın da giderek azalmasıyla bizler ortaya çıktık! Siyah ve Beyazlar. Cılız bir ışıkla, bu dünyada bir çöp yığınının içerisinde, tepemizde mor bir güneşle, üstelik de sonsuz boyuttaki halimizle kalınca, Siyah ve Beyaz’ın egemenliği de başlamış oldu. Geçen yılki vaazcı Penguen, sizleri eskilerde olduğu gibi yine dört boyutlu bir gerçekliğe götürmüştü. Ancak gördünüz ki, zamanın bitmesinden sonra artık böyle bir yaşam şekli süreklilik arz edemez. Ben, Penguenin yaptıklarından daha farklı bir şey deneyerek, hepimizde varolan hayal gücünden yararlanacağım. Benden sonra gelecek olan Panda’dır. Panda’nın asaleti sizlere neler verebilir bilmiyorum ancak, ben sizlere bu vaazda yalnızca hayallerinizi yaşatabilirim. Lütfen gözlerimizi kapatalım ve canımız ne istiyorsa onun hayalini kuralım artık.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Vaaz bittiğinde tüm canlı yığını aynı anda gözlerini kapattı ve hayal kurmaya başladı. Zebra da kuyruğunu sallamayı durdurmuş, gözlerini kapatmış ve hayallere dalmıştı. Her şey hayallerle başlamış ve yine hayallerle bitmiş gibi görünüyordu. Biri hariç tüm canlıların daldığı hayaller, yüzlerinden anlaşılıyordu. Aslanlar leziz bir geyik yedikten sonra, parlak güneş ışığının bir ağacın yapraklarından süzülerek üzerlerine geldiği, yemek sonrası şekerleme yapma anının hayalini kuruyordu. Atlar, çitleri olmayan derin ve taze çimenlerin arasında birbirini kovalarken, tatlı gelen rüzgârın yelelerini dalgalandırırkenki yumuşak hissini; geyikler, bir nehirden su içerkenki serinliğin tadını; timsahlar, çamurlu suların yoğunluğunu hayal ediyorlardı. Denizlerdeki balıklar şaşkındı. Maymunlar, uçarken kuşlara çarpmamaya çalışıyordu. Böcekler, toprağın kokusundan bir parça aldıktan sonra yerin dibindeki evlerinin içine giriyor; sinyal veren antenleri bir kunduzun kendilerine doğru yaklaştığını bildiriyordu. Filler büyük aileleriyle, kumların yakıcı sıcaklığının ayak tabanlarından girerek vücutlarına yayılırkenki hissin, ayılarsa; yedikleri balıklardan sonra ılık yağmur damlalarının kalın tüylerinden süzülüşünün düşünü kuruyorlardı. Yalnızca insan türünün dümdüz yüzleri tek bir mimikle dahi hareketlenmemişti. İnsanlar hayal kuramıyordu. Gözleri kapalı milyarlarca insandan birisi bile hayal kuramıyordu. Onlar yalnızca, az önce gözleri açıkken, doyurulmayı bekleyen nefisleri ve şişirilmeyi bekleyen egolarının etkisiyle, Zebra’ya kilitlenen bakışlarının beyinlerinde yarattığı Siyah &#8211; Beyaz imgeyi görebiliyorlardı. Tüm canlılar hayal ettiklerini yaşarken, insan türü hayal edememenin verdiği boşluk hissiyle gözlerini açan ilk tür olmuştu. Vaaz merdiveninde duran Zebra dâhil tüm canlı türlerinin gözleri kapalıydı ve kurdukları hayallerle yüzleri şekilleniyordu. Onları gören insan türü kıskançlığın verdiği hiddetle, hayal kurmak üzere gözlerini bir daha kapattı ancak zihinlerinde beliren tek imge Siyah ve Beyaz olmuştu. Az önce gördükleri Siyah &#8211; Beyaz’dan başka akıllarına hiç bir şey gelmiyordu. Siyah &#8211; Beyaz, Siyah &#8211; Beyaz, Siyah &#8211; Beyaz… Tıpkı dehanın keşfedildiğinde olduğu gibi, tıpkı tanrıyı bulduklarında olduğu gibi, tıpkı zamanı yok ettiklerinde olduğu gibi, tıpkı sonsuz boyuta eriştiklerinde olduğu gibi içlerinden birisi çıktı ve bağırdı:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><em>“Siyah &#8211; Beyaz da var mı?” </em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu ölümcül soru beyinlerde yankılanırken, tüm insan türü etrafındaki her görüntünün sırayla ortadan kaybolduğunu görmeye başladı. Bir tufanın asabi dalgalarının her şeyi yutması gibi tüm canlılar ortadan bir anda kalkmaya başlamış ve sonuna doğru yalnızca insan türü kalmıştı. En son vaaz merdiveninde duran Siyah &#8211; Beyaz Zebra görüntüde kaldığında içlerinden birisi ilk bağırana cevap verdi:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><em>“O da yok!”</em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ve bilge Zebra yavaş yavaş silikleşerek ortadan yok oldu. Tam o sırada birisi dünyaya tepeden baksa, en ince detayına kadar çizilmiş, kirli ten rengi bir şeyle boyanmış bir tablo gördüğünü düşünürdü. Dünya şimdi bir fotoğraftan kopya edilerek yapılmış devasa, gerçekçi bir tabloydu. Artık hareket eden hiçbir şey yoktu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/zebra.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düz Çocuğun Komüncü Kurda Sevdası</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/duz-cocugun-komuncu-kurda-sevdasi.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/duz-cocugun-komuncu-kurda-sevdasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 May 2011 10:38:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİİR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=1479</guid>
		<description><![CDATA[INNOCENTE ALEXANDER VOLODIN’E,
COMMANDER-IN-CHIEF OF THE BALTIC FLEET
Öykü Didem Aydın
Düz Çocuğun Komüncü Kurda Sevdası 


Seni sevmek bir deli özlemini hatırlamak
Baba ocağının, yâr kucağının:
Özgürlük!
Eşitlik!
Kardeşlik!
Ein Leben für die Revolution!
Bezirgân –bizim-şu “Cesur Yeni Dünya”da,
Darmadağın bir yatakta
Bekâret özlemek sevmek seni…
Seni sevmek savruk bir yapracığın
Çınar dalına özlemi
Dümdüzen “rootless cosmopolit” çocuğun
Ve çağın sidikli ‘nişadır-ruhu’nun
Olga Benário Prestes düşlenimi
Salgım kayalarda ılgarın ve
“Büyük Tövbe Ayı”nın
“Kafkasların…” [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>INNOCENTE ALEXANDER VOLODIN’E,</p>
<p>COMMANDER-IN-CHIEF OF THE BALTIC FLEET</p>
<p style="text-align: center;">Öykü Didem Aydın</p>
<p><em>Düz Çocu</em><em>ğ</em><em>un Komüncü Kurda Sevdası </em></p>
<p><span style="color: #800000;"><em><br />
</em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Seni sevmek bir deli özlemini hatırlamak</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Baba ocağının, yâr kucağının:</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Özgürlük!</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Eşitlik!</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Kardeşlik!</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Ein Leben für die Revolution!</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Bezirgân –bizim-şu “Cesur Yeni Dünya”da,</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Darmadağın bir yatakta</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Bekâret özlemek sevmek seni…</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Seni sevmek savruk bir yapracığın</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Çınar dalına özlemi</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Dümdüzen “rootless cosmopolit” çocuğun</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Ve çağın sidikli ‘nişadır-ruhu’nun</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Olga Benário Prestes düşlenimi</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Salgım kayalarda ılgarın ve</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>“Büyük Tövbe Ayı”nın</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>“Kafkasların…” –Kanı-Haklı- “…Şair”in!</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Demir “Hançer”ini sevmek seni.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Özlemin var olduğu bir zamanlar o çağı,</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Aşk için savaşı,</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Kavgayı, isyanı, dayanıyı</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Yakup’un Düşü,</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Leningrad Direnişi,</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Şimdi Ravensbrück’ten benmişim hayali</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Adımı taşır Berlin’de o caddede…</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>“Olga-Benário-Prestes-Strasse”</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Yeniden hatırlamak sevmek seni.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>İnanan uzun bir soluğu,</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Rüzgârların nefesini</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Kral yağmurları ve</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Manolyanın sesini</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Emeği, haysiyeti, sıkılan sol yumruğu!</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Çökkün yıkıntılar ardından</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Istırabı saklayan</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>o kızıl, esrarlı neşeni</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>“yine de mümkün kalan” o bir başka dünyayı</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>“bir-çocuk-gibi-şaşarak” sevmek seni…</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Yanında kalarak,</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Elinden tutarak.</strong></span></p>
<p>Öykü Didem Aydın</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/duz-cocugun-komuncu-kurda-sevdasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Benim Yumurtam Seninkini Kırar: Dişi ve Dişli Cinsli Yumurtalarımız ve İletişimsel Eylem Kuramımız</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/benim-yumurtam-seninkini-kirar-disi-ve-disli-cinsli-yumurtalarimiz-ve-iletisimsel-eylem-kuramimiz.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/benim-yumurtam-seninkini-kirar-disi-ve-disli-cinsli-yumurtalarimiz-ve-iletisimsel-eylem-kuramimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Dec 2010 20:43:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ]]></category>
		<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel Tartışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Kuramsal Çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Sansüre Karşı]]></category>
		<category><![CDATA[esnafın kepenk kapatması]]></category>
		<category><![CDATA[ifade özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[iletişimsel eylem]]></category>
		<category><![CDATA[örenci protestoları]]></category>
		<category><![CDATA[oturma eylemleri]]></category>
		<category><![CDATA[siyasalda protesto]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite olayları]]></category>
		<category><![CDATA[yumurta atıldı]]></category>
		<category><![CDATA[yumurta atmak]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtalı saldırı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=1469</guid>
		<description><![CDATA[Aşağıdaki yazı, -son bölümü hariç- yumurta atmak vb. eylemlerin, &#8221;Üç Demokraside  Düşünce Özgürlüğü ve Ceza Hukuku&#8221; (Seçkin Yayınları- 2004) adlı  kitabımızda ortaya koyduğumuz &#8216;&#8217;salt ifade&#8221; ve &#8221;iletişimsel eylem&#8221;  kategorilerinden yola çıkarak nasıl değerlendirilebileceğine ilişkin  olarak verdiğimiz bir röportajdan alıntıdır. &#8221;Kırk Soruda Düşünce  Özgürlüğü&#8221; adlı bu röportajın tamamını Edebiyat ve Hukuk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2010/12/images.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1470" title="yumurta" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2010/12/images.jpg" alt="yumurta" width="216" height="172" /></a>Aşağıdaki yazı, -son bölümü hariç- yumurta atmak vb. eylemlerin, &#8221;Üç Demokraside  Düşünce Özgürlüğü ve Ceza Hukuku&#8221; (Seçkin Yayınları- 2004) adlı  kitabımızda ortaya koyduğumuz &#8216;&#8217;salt ifade&#8221; ve &#8221;iletişimsel eylem&#8221;  kategorilerinden yola çıkarak nasıl değerlendirilebileceğine ilişkin  olarak verdiğimiz bir röportajdan alıntıdır. &#8221;Kırk Soruda Düşünce  Özgürlüğü&#8221; adlı bu röportajın tamamını Edebiyat ve Hukuk adlı sitemizde  de &lt;<a rel="nofollow" href="../dusunce-ozgurlugunun-anlami-ve-islevi-isiginda-dusunce-ozgurlugunun-sinirlanmasinin-mesruiyeti.html" target="_blank">http://www.edebiyatvehukuk.org/dusunce-ozgurlugunun-anlami-ve-islevi-isiginda-dusunce-ozgurlugunun-sinirlanmasinin-mesruiyeti.html</a>&gt; bulabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: center;"><strong>Öykü Didem Aydın</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Düşünce Özgürlüğü Hem Söz, Hem de Eylem Özgürlüğüdür</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Düşünce özgürlüğü, kavramsal olarak hem eylem özgürlüğüdür, hem de söz,   yazı vb. araçlarla ortaya konan bir oluş biçimi/ifade özgürlüğüdür. Bu   savımız, dış dünyada somut değişiklik yapma amacıyla sarfedilen,   -örneğin komunist düzenin kabul edilmesi yolunda propaganda oluşturan ya   da örneğin devlet egemenliği altındaki belirli bir etnik grubun başka   bir devlet kurması gereğini savunan- ifadelerin, ifade özgürlüğünün   koruma alanı dışında olduğu anlamına alınmamalıdır. Söz konusu olan   ifade şekli ne olursa olsun, ister söz ya da yazı, isterse eylem olsun,   asıl olan bir “fikri” açıklamasıdır, fikir oluşturmak yolunda öyle ya  da  böyle bir tercih sunmasıdır. Karşılıksız çek yazan kimse hiçbir  fikri  açıklamamaktadır, fikir oluşturmak ile de ilgili değildir oysa  komunizm  propagandası yapan kimse bir fikri de (komunizmin iyi bir  yönetim  olduğuna olan siyasal inancını) açıklamaktadır, olması gereken  bireysel  ve toplumsal-siyasal yaşama dair bir seçenek sunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>İletişimsel Eylem Kuramı </strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Fakat bu  bağlam içinde düşülmemesi gereken bir tuzak da vardır. Bir  kimse bir  fikir açıklamak (örneğin çek kanununu protesto etmek) için de   karşılıksız çek yazabilir. İşte o zaman, eylem iletişimsel  eylem haline  gelebilir ve duruma göre düşünce özgürlüğünün koruma  alanı içine  girebilir. Eğer yaptırımcı otorite; bu davranışı, örneğin  ticari düzenin  sağlıklı işlemesi meşru nedenine dayalı olarak değil de  salt protestoyu  engellemek amacı ile bastırmaya çalışıyorsa o zaman  ortada iletişimsel  bir eylem vardır. Bayrak yakmak örneği  de paralel bir örnektir. Bayrağın  yakılması, mala zarar vermeyi ya da  yangın tehlikesi çıkarmayı önlemek  için değil, salt içeriğindeki  protestoyu bastırmak için  cezalandırılmaktadır. O halde bayrak yakmak  da düşüncenin ifadesidir.  Salt ifade suçu ile iletişimsel eylem  kategorilerini birbirinden pratik  olarak ayırmak göründüğünden daha  güçtür. “Oturma eylemi”, “pankart  asmak veya taşımak”, “bayrak  sallamak”, “bayrak yakmak”, “açlık grevi  yapmak” vb. eylemler,  görünüşte, <em>salt hareket</em> olarak  algılanabilirken, bir kimsenin  bir düşünceyi savunma itkesi ile bu  eylemlere girişmesi değerlendirmeyi  zorlaştırmaktadır. “<em>Hapishanelerde açlık grevi yapma eylemleri</em>”   ilk bakışta ifade özgürlüğünün koruma alanına giren bir düşünce   açıklaması sayılmayabilir. Ancak bir protesto eylemi olarak herhangi bir   gösteri yürüyüşünden amaçsal ve işlevsel farkı olmayan eylemlerdir.   Kimi açlık grevlerinde, özellikle bir durumu protesto ya da siyasal bir   amaca ulaşma amacı ile yapılanlarında, tehdide benzer bir hal olsa da,   zararın yöneldiği kimse protestocunun bizzat kendisi olduğu için açlık   grevi suç olarak kabul edilmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Yumurtanın Kulpu Yok, Tersine Döner Şemsiye</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yine örneğin bir kimse, “yanlış  alarm” vererek, kendi düşüncesine  göre, güvenlik güçlerinin zayıf  yönlerine dikkati çekmek istiyor  olabilir. Bir başka kimse, sağlık  sistemindeki çarpıklığa işaret etmek  için, hasta olmadığı halde acil  ambülans çağırıp ambülansın geç  gelişini ya da müdahale etmekteki  yetersizliğini belgeleyebilir.  Evsizliği protesto için gruplar halinde  sokaklarda çadır kuranlar  olabilir. Nükleer atıkların taşınmasını  protesto için tren rayları  kapatılabilir. Esnaf, siyasal protesto  amacıyla kepenklerini  kapatabilir, boykot yapabilir. <em>Sivil itaatsizlik</em> adı da verilen  bu örnekler, ifade özgürlüğü koruması bakımından  tartışma yaratan  iletişimsel eylem kuramı çerçevesinde değerlendirilir. <strong> Başbakana yumurta atmak gibi bir iletişimsel eylemin de düşünce   özgürlüğüne sıkı sıkıya bağlı olduğu bilinmelidir. Bu çerçevede, yumurta   atmak ile “suikast girişiminde bulunma”nın aynı kefeye konulamayacağı   fikrindeyiz. Bu alanda yeni bir örnek, ABD başkanına ayakkabı atmaktır.   İletişimsel eylemler, normal koşular altında suç teşkil etmelerinde   şaşılacak bir yan olmayan ve salt eylem adını verdiğim diğer bazı   davranışlardan farklıdır. İletişimsel eylemlerin yolaçtığı zararlar   görece küçüktür, hatta ihmal edilebilir zararlardır (ya da açlık   grevindeki gibi zararın bizzat protestocunun kendisine yönelirler),   eylemle verilmek istenen bir mesaj vardır ve yaptırımcı otorite bu   eylemleri sırf vermek istedikleri mesajı gözeterek bastırmaya   çalışmaktadır. </strong>Örneğin on kişi üniversitenin kapısında  “öylesine”  otururlarsa bir sorun çıkmaz, ama aynı on kişi üniversite  kapısı önünde  bir durumu “protesto etmek için” otururlarsa sorun  çıkabilmektedir.  İletişimsel eylemlerin <em>iletişimsel yönleri gözetilmeden</em> sınırlandırılması mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Örneğin anfi kapısının önünde, dersi  engelleyecek biçimde oturma  eylemi yapılması, derslere devam  edilebilmesini sağlamak amacı taşıyan  ölçülü müdahalelerle önlenebilir.  Çünkü dersleri engelleyen her  davranışa karşı, hale göre, meşru önlemler  alınabilir. Ancak otoritenin  gerçek amacı, eylemle açıklanmak istenen  düşüncenin içeriğini  bastırmak değil, dersin devamını sağlamak  olmalıdır. Otorite, aynı  eylemin, örneğin ders yokken yapılmasına izin  vermiyorsa ya da bir  düşünceyi savunan iletişimsel eyleme izin verirken  bir başka düşünceyi  savunan eyleme izin vermiyorsa kanımızca düşünceyi  gayrimeşru olarak  sınırlamış olur. Öte yandan, görünürde düşünce  özgürlüğünün koruma  alanına girdiği sanılan bazı ifadeler, somut işleniş  koşullarında hiç  de öyle olmayabilirler. Hakaret fiilleri bunlara bir  örnek  oluşturabilir. Bir kimse, bir düşünceyi savunma kisvesi altında,   hakaret ettiği kimsenin ticari itibarını sarsmayı ve bu yolla ticari   rakibi karşısında üstünlük sağlamayı amaçlamış olabilir. Basın yayın   organlarının giriştiği bazı “skandal” açıklamaları zaman zaman ticari   rakiplere yönelik bir karalama kampanyasının bir parçası olabilir. Bu   açıdan, yukarıda farklı kategoriler olarak belirttiğimiz eylemleri   birbirlerinden kuramsal olarak ayırabilmek için hem düşünce özgürlüğü   kuramının “<em>işlevinin</em>”, -yani düşünce özgürlüğü ile korunmak istenen değerler sisteminin-; hem, somut olayda düşünce açıklamasında bulunan kimsenin, <em>bu değerler sistemi ile bir ilgisinin olup olmadığının, </em>hem de <em>sınırlayıcı otoritenin ifadenin içeriğine karşı tavrının </em> araştırılması gerekebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>İyi de ya köpeğime &#8221;parçala!&#8221; diye emredersem?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz, ağızdan çıkan her söz, örneğin,  bir kimsenin karşısındakini  yaralamak amacı ile eğitimli köpeğine  yönelik olarak sarfettiği  “parçala!” sözü, anayasal ve anayasalarüstü  insan hakları hukukunun  tanımladığı anlamda “düşüncenin ifadesi”  değildir. İlkesel olarak,  gürültü çıkarmak, tehdit etmek, sövmek vb.  fiiler, düşüncenin ifadesi  değildir. Ancak, somut olayların koşulları bu  gibi davranışları dahi,  düşünce özgürlüğünün koruma alanı içine  sokabilmektedir. “Susurluk”  Olaylarını takiben yapılan “Aydınlık İçin  Bir Dakika Karanlık”  eylemleri çerçevesinde <em>evlerin ışıklarının söndürülmesi</em> davranışları, tipik iletişimsel eylemlerdendir. Bunların düşüncenin   ifadesi olmadığı savunulamaz. Pahalılığı protesto için yollara düşüp <em>tencere tava tokuşturmak</em> da düşüncenin ifadesidir. Görüldüğü gibi kimi zaman gürültü çıkarmak da   düşüncenin ifadesidir. Bu çerçevede, her söz düşünce olmadığı gibi,  her  bedensel hareket de, düşünce özgürlüğünün koruma alanı dışında bir   “eylem” olmayabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>“<em>Her söz yüzde yüz eylem ve her eylem de yüzde yüz düşüncedir” </em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Anayasa  hukukunun verdiği düşünce ya da ifade  tanımı, tümü ile metinden soyut  olarak ele alınırsa, Amerikalı Anayasa  kuramcısı John Hart Ely’nin  dediği gibi “<em>her söz yüzde yüz eylem ve her eylem de yüzde yüz düşüncedir” </em>denebilir.  Yani</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Sadece salt ifade değil, iletişimsel eylem de korunmalıdır. İletişimsel  eylemler duruma göre engellenebilir ve yasaklanabilirse de ceza  yaptırımlarının konusu olmamalıdır!</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de esas tartışma konusu salt ifade suçlarıdır denemez.   İletişimsel eylemlerin korunması da önemli bir sorun olarak karşımıza   çıkar. Şüphesiz biz bugün daha çok salt ifade suçlarına yoğunlaşırken,   iletişimsel eylem alanında olup bitenler de üzüntü verici olabiliyor.   Örneğin toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü her ne kadar Türk   Anayasasında düşünce özgürlüğünden bağımsız olarak düzenlenmişse de,   felsefi olarak düşünce özgürlüğünün uzantısıdır, bir anlamda düşüncenin   toplu olarak ifade edilmesi özgürlüğüdür. “Laf olsun” diye toplantı ve   gösteri yürüyüşü düzenlenmediğine göre, bu özgürlük de çok önemlidir ve   Türkiye’deki kuramsal ve pratik sınırları son derece belirsizdir ve  sık  sık da gayrimeşru olarak sınırlanmaktadır. Geçen 1 Mayısı düşünün   İstanbul’da. Köprü geçişleri mümkün oldu, vapurla geçiş önlendi, hatta   bırakın gösteriye katılmak isteyenleri, vapura binmek isteyen herkesin   şehir içi seyahat özgürlüğü kısıtlandı. İşte, tipik bir gayrimeşru   sınırlama örneği, düşünce özgürlüğü koruması bağlamında keyfiliğe varan   bir gayrimeşruluk örneği.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Özetle, ister salt ifade  olsun ister  iletişimsel eylem; bir eylemin, ifade  özgürlüğünün koruma  alanına girip  girmediği sorusuna yanıt ararken <em>hem ifadede bulunanın o ifade ile doğurmayı kastettiği sonucu ve sarfettiği ifadesiyle düşünsel ilişkisi</em>, hem de <em>ifadeyi sınırlayan yasa koyucunun, ifadenin hangi yönü ile ilgilendiği</em> göz önününde tutulmalıdır. Bu değerlendirmede bize ışık tutacak olan   felsefe, ifade özgürlüğünün, demokratik karar alma sürecini   kolaylaştırması, gerçeğin aranmasına hizmet etmesi ve bireyin kendini   ifade ederek mutlu olması yolundaki önemli <em>işlevlerini anlatan </em>kuramlardır.  Görece ihmal edilebilir zarar veren gürültü çıkarmak, tepinmek, yumurta  atmak, oturma eylemi yapmak, elektrikleri söndürmek, kepenk kapamak  gibi eylemler ceza yaptırımı konusu olamamalıdır&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Yumurta  atılanlar &#8221;muhalifler&#8221; ise eylemi düşünce özgürlüğü olarak  niteleyen  ama eğer &#8221;yandaş&#8221;lar ise &#8221;şiddet eylemi&#8221; olarak  yaftalayan  Türkiye&#8217;de yerleşmiş anlayış, sorunun düşünce ve düşüncenin  ifadesi  özgürlükleri ile ne kadar yakından ilgili olduğunun açık  kanıtıdır. &#8221;Bana özgürlük, sana yok&#8221; anlayışı, her kesimde  gözlemleniyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yumurta  atmak, yaka paça sürüklenme,  dövülme,, tartaklanma veyahut alınıp nezarete götürülmeyi hakeden  bir  &#8216;&#8217;suç&#8221; değildir, hele hele bir protesto eylemi çerçevesinde   yapılıyorsa. İletişimsel eylem kuramı diye bir şey vardır, bu kuramdan  haberi olmayan liberal anti-demokratlar hemen bilgiye sarılıp öğrenmeye  çalışmalıdır. Herkes &#8216;&#8217;silahsız&#8221; toplanmalıdır. Yumurta ise silah   değildir&#8230; Aslına bakılırsa pek de sevimli bir protesto aracıdır.  Şemsiyenin, yumurtaya karşı etkili bir karşılama aracı olduğu da ortaya  çıkmıştır. Devlet &#8221;büyük&#8221;lerinin şemsiye taşımasının yararları  sınırsızdır. Bununla birlikte sevgili öğrencilerimize, konu üzerinde  daha yaratıcı olmak isterlerse  başka iletişimsel eylem modelleri de  önerebiliriz:</p>
<p style="text-align: justify;">1) Devlet erkanının kulaklarını sağır edecek kadar yüksek volümlü rock veya heavy metal parçaları çalmak</p>
<p style="text-align: justify;">2) Etrafa çöp atmak, ortalığı çöplüğe çevirmek</p>
<p style="text-align: justify;">3) Sokak ortasında topluca hacet gidermek</p>
<p style="text-align: justify;">4) Narkoleptik numarası yaparak salonda birden bire topluca yere yatıp uykuya dalmak</p>
<p style="text-align: justify;">5) Salonda birden bire topluca sigara içmeye başlamak</p>
<p style="text-align: justify;">6) Koltuklara ters oturmak</p>
<p style="text-align: justify;">7) Topluca ninni söylemeye başlamak veya &#8221;daha dün annemizin kollarında yatarken&#8221; diye şarkılar söylemek</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> <img src='http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Salonda kızlı erkekli birden bire dudak dudağa ve müstehcen şekilde öpüşmeye başlamak </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle   8. örnek yetkililerimizi şoke edecek, &#8221;şiddet&#8221;ten değil &#8221;aşk&#8221;tan   dem vuran öğrencilerimizin üzerine biber gazı sıkmaktan Türk polisimizi   alıkoyabilecek; polislerimiz, akademilerinde, öpüşmekle bekaret bozulamayacağını, ana karnında katledecekleri bir çocuk   yapılamayacağını öğrenmiş bulunduklarından, kızlar bekaret kontrolüne de   götürülemeyecektir!</p>
<p style="text-align: justify;">Örnekler çoğaltılabilir, muhtaç   olduğumuz kudret, düşünen dimağlarda, eylem yapacak genç ve güçlü   bedenlerde olduğu sürece.-))﻿</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/benim-yumurtam-seninkini-kirar-disi-ve-disli-cinsli-yumurtalarimiz-ve-iletisimsel-eylem-kuramimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kurgu Düşün Sanat&#8217;ın 5. Sayısı &#8221;Edebiyat ve Görsellik&#8221; Dosyası ile Çıktı: Aşağıdaki Yazı İle Oradayız</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/kurgu-dusun-sanatin-5-sayisi-cikti-asagidaki-yazi-ile-oradayiz.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/kurgu-dusun-sanatin-5-sayisi-cikti-asagidaki-yazi-ile-oradayiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Sep 2010 20:58:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[ÇEVİRİ]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİİR]]></category>
		<category><![CDATA[Federico Garcia Lorca'dan çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Kurgu Düşün Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Önce Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Didem Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Sonra Yeşil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=1458</guid>
		<description><![CDATA[Önce Şiir, Sonra Yeşil:
Federico García Lorca’nın “Uyurgezer Gönül Serüveni”nin Dylan Thomas’ın “Ölümün Hiçbir Hükmü Olmayacak”lı ve W.B. Yeats’in “Kedi ve Ay”lı Okuması
“Nerede yeşille kuşanılır,
Değişir, değişir orası sonuna kadar:
korkunç bir güzellik doğar.”[1]

Öykü Didem Aydın* 
 
Makalemi, Volodin lakâplı dostumun iflâh olmaz ‘Passion’una ve “Büyük Beyaz”ına adıyorum. 
I. Önce Şiir
Uyurgezer Gönül Serüveni



Gloria Giner
ve Fernando de los Rios’a…
Yeşil, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align: center;"><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2010/09/Kurgu-Düşün-Sanat-Yeni-Sayı-Sayı.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1464" title="Kurgu Düşün Sanat Yeni Sayı Sayı" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2010/09/Kurgu-Düşün-Sanat-Yeni-Sayı-Sayı.jpg" alt="Kurgu Düşün Sanat Yeni Sayı Sayı" width="222" height="317" /></a>Önce Şiir, Sonra Yeşil:</h1>
<h1 style="text-align: center;">Federico García Lorca’nın “Uyurgezer Gönül Serüveni”nin Dylan Thomas’ın “Ölümün Hiçbir Hükmü Olmayacak”lı ve W.B. Yeats’in “Kedi ve Ay”lı Okuması</h1>
<p>“Nerede yeşille kuşanılır,<br />
Değişir, değişir orası sonuna kadar:<br />
korkunç bir güzellik doğar.”<a href="#_ftn1">[1]</a></p>
<p align="center">
<p align="center">Öykü Didem Aydın<a href="#_ftn2">*</a><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Makalemi, Volodin lakâplı dostumun iflâh olmaz ‘Passion’una ve “Büyük Beyaz”ına adıyorum. </em></p>
<h1 style="text-align: center;">I. Önce Şiir</h1>
<p><strong><em>Uyurgezer Gönül Serüveni</em></strong></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="307" valign="top"><em>Gloria Giner</em><em><br />
<em>ve Fernando de los Rios’a…</em></em></p>
<p>Yeşil, nasıl da   yeşil istiyorum seni.<br />
Yeşil rüzgâr. Yeşil dallar.<br />
Denizin üstünde vapur<br />
ve dağ yolunda at.<br />
düşen gölgeyle beline<br />
O, korkulukta düşlüyor,<br />
yeşil ten, saçları yeşil,<br />
soğuk gümüş gözlerle.</p>
<p>Yeşil, nasıl da   yeşil istiyorum seni.<br />
Çingene ayının altında,<br />
herşey Ona bakıyor<br />
ama O göremiyor.</p>
<p>Yeşil, nasıl da   yeşil istiyorum seni.<br />
Büyük kırağı yıldızlar<br />
gölge balığıyla gelirler<br />
şafağa yol açan.<br />
İncir ağacı rüzgârını ovuşturur<br />
zımpara kâğıdıyla dallarının,<br />
ve dağ, sinsi kedi,<br />
diken-diken eder kırılgan liflerini.<br />
Fakat kim gelecek? Ve nereden?<br />
O hâla korkulukta<br />
yeşil ten, saçları yeşil,<br />
düş görüyor amansız denizde.</p>
<p>–Kadim dostum,   değişmek istiyorum ben<br />
atımı sizin evinizle,<br />
semerimi sizin aynanızla,<br />
bıçağımı sizin örtünüzle.<br />
Kadim dostum, kanayarak gelirim ben<br />
Cabra’nın geçitlerinden.</p>
<p>–Mümkün olsaydı   eğer, oğlum,<br />
El verirdim sana ben bu değiş-tokuşta.<br />
Ama şimdi ben, ben değilim,<br />
Ne de evim artık benim evim.</p>
<p>–Kadim dostum,   ölmek istiyorum<br />
doğru dürüst, yatağımda,<br />
demirden olsun, mümkünse eğer,<br />
ince-şambriden battaniyeli.<br />
Aldığım yarayı görmez misin sen benim<br />
bağrımdan gırtlağıma kadar?<br />
–Senin beyaz gömleğin büyüttü<br />
susamış koyu-kahverengi gülleri.<br />
Kanın sızar ve gözden yiter<br />
kuşağının etrafında.<br />
Ama şimdi, ben ben değilim,<br />
Ne de evim artık benim evim.<br />
–Bırak beni çıkayım, en azından,<br />
yüksek korkuluklara.<br />
Bırak beni çıkayım! Bırak,<br />
yeşil korkuluklara.<br />
içinde suyun gürüldediği<br />
ay parmaklıklarına.</p>
<p>Şimdi tırmanır   iki kadim dost,<br />
yüksek korkuluklara.<br />
Kandan iz bırakarak.<br />
İz bırakarak gözyaşlarından.<br />
Teneke çan sarmaşıklar<br />
titrek çatılar üstünde.<br />
Bin kristalli tefler<br />
gün ağarırken vurdular.</p>
<p>Yeşil, nasıl da   yeşil istiyorum seni.<br />
yeşil rüzgâr, yeşil dallar.<br />
İki kadim dost tırmandı.<br />
Sert rüzgâr ağızlarında<br />
garip bir tat bıraktı<br />
safra, nane ve reyhan.<br />
Kadim dostum, nerede O—söyle bana—<br />
nerede o amansız sevgilin senin?<br />
Kaç kere bekledi o seni!<br />
Kaç kere bekleyecekti,<br />
Serin yüz, siyah saç,<br />
bu yeşil korkulukta!</p>
<p>Sarnıcın ağzında<br />
sallanıyordu çingene kızı,<br />
yeşil ten, saçları yeşil,<br />
soğuk gümüş gözlerle.<br />
Aydan bir buz sarkıtı<br />
Tutar onu su üstünde.<br />
Gece mahrem oldu<br />
küçücük bir meydan gibi.<br />
Sarhoş jandarmalar<br />
yumrukluyorlardı kapıyı.</p>
<p>Yeşil, nasıl da   yeşil istiyorum seni.<br />
Yeşil rüzgâr. Yeşil dallar.<br />
Denizin üstünde vapur<br />
ve dağ yolunda at.”</p>
<p><strong>Federico García Lorca’nın   ”ROMANCE SONÁMBULO” şiirinin</strong><strong> </strong><strong>İspanyolca   aslından İngilizce, Almanca ve İtalyanca çevirileri ile  <em>Volodin</em></strong><a href="#_ftn3"><em><strong>[2]</strong></em></a><strong> için karşılaştırmalı çeviren:</strong><strong> </strong><strong>Öykü Didem Aydın</strong><strong> </strong></td>
<td width="307" valign="top">ROMANCE   SONÁMBULO<br />
Federico García Lorca</p>
<p>A Gloria Giner<br />
e a Fernando de los Rios</p>
<p>Verde que te   quiero verde.<br />
Verde viento. Verdes ramas.<br />
El barco sobre la mar<br />
y el caballo en la montaña.<br />
Con la sombra en la cintura<br />
ella sueña en sus baranda,<br />
verde carne, pelo verde,<br />
con ojos de fría plata.<br />
Verde que te quiero verde.<br />
Bajo la luna gitana,<br />
las cosas la están mirando<br />
y ella no puede mirarlas.</p>
<p>Verde que te   quiero verde.<br />
Grandes estrellas de escarcha,<br />
vienen con el pez de sombra<br />
que abre el camino del alba.<br />
La higuera frota su viento<br />
con la lija de sus ramas,<br />
y el monte, gato garduño,<br />
eriza sus pitas agrias.<br />
¿Pero quién vendrá? ¿Y por dónde…?<br />
Ella sigue en su baranda,<br />
verde carne, pelo verde,<br />
soñando en la mar amarga.</p>
<p>Compadre, quiero   cambiar<br />
mi caballo por su casa,<br />
mi montura por su espejo,<br />
mi cuchillo por su manta.<br />
Compadre, vengo sangrando,<br />
desde los puertos de Cabra.<br />
Si yo pudiera, mocito,<br />
este trato se cerraba.<br />
Pero yo ya no soy yo,<br />
Ni mi casa es ya mi casa.<br />
Compadre, quiero morir<br />
decentemente en mi cama.<br />
De acero, si puede ser,<br />
con las sábanas de holanda.<br />
¿No ves la herida que tengo<br />
desde el pecho a la garganta?<br />
Trescientas rosas morenas<br />
lleva tu pechera blanca.<br />
Tu sangre rezuma y huele<br />
alrededor de tu faja.<br />
Pero yo ya no soy yo.<br />
Ni mi casa es ya mi casa.<br />
Dejadme subir al menos<br />
hasta las altas barandas,<br />
¡dejadme subir!, dejadme<br />
hasta las verdes barandas.<br />
Barandales de la luna<br />
por donde retumba el agua.</p>
<p>Ya suben los dos   compadres<br />
hacia las altas barandas.<br />
Dejando un rastro de sangre.<br />
Dejando un rastro de lágrimas.<br />
Temblaban en los tejados<br />
farolillos de hojalata.<br />
Mil panderos de cristal,<br />
herían la madrugada.</p>
<p>Verde que te   quiero verde,<br />
verde viento, verdes ramas.<br />
Los dos compadres subieron.<br />
El largo viento, dejaba<br />
en la boca un raro gusto<br />
de hiel, de menta y de albahaca.<br />
¡Compadre! ¿Dónde está, dime?<br />
¿Dónde está tu niña amarga?<br />
¡Cuántas veces te esperó!<br />
¡Cuántas veces te esperara,<br />
cara fresca, negro pelo,<br />
en esta verde baranda!</p>
<p>Sobre el rostro   del aljibe<br />
se mecía la gitana.<br />
Verde carne, pelo verde,<br />
con ojos de fría plata.<br />
Un carábano de luna<br />
la sostiene sobre el agua.<br />
La noche se puso íntima<br />
como una pequeña plaza.<br />
Guardias civiles borrachos<br />
en la puerta golpeaban</p>
<p>Verde que te   quiero verde.<br />
Verde viento. Verdes ramas.<br />
El barco sobre la mar<br />
y el caballo en la montaña.</p>
<p>ROMANCE   SONÁMBULO<br />
Federico García Lorca</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><em>Kedi ve Ay</em></strong></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="307" valign="top">
<h2>Prenses<a href="#_ftn4">[3]</a> ve Ay</h2>
<p>Kedi oraya   buraya gitti<br />
Ay yörüngesinde ne de hızlı döndü,<br />
Ve en yakın kandaşı ayın,<br />
Sessiz adım yürür kedi yukarı baktı.<br />
Beyaz Prenses, ayı gözleriyle süzdü,<br />
Çünkü, onun gibi gezedöner ve inilder,<br />
Katıksız donuk ışık gökyüzünde<br />
Onun bağışlanmış kanını tedirgin etti.<br />
Prenses yeşilliklerde koşar<br />
Narin ayacıklarını kaldırarak.<br />
Dans mı ediyorsun, Prenses, dans mı ediyorsun?<br />
İki yakın aynı-tabiat karşılaşınca,<br />
Dans demekten başka ne dersin?<br />
Belki ay öğrenebilir,<br />
Şu kur yapar edadan yorulur,<br />
Yeni bir dans dönüşadımı bulur.<br />
Prenses yeşilliklerden süzülür<br />
Mehtabın düştüğü yerden bir başka yere,<br />
Mukaddes ay başının üstünde<br />
İşte yeni bir evrede.<br />
Prenses bilir mi hiç gözbebekleri<br />
Değişimden değişime geçecek,<br />
Ve dolunaydan hilâle,<br />
Hilâlden dolunaya bürünecek?<br />
Prenses yeşilliklerden süzülür<br />
Yalnız, gururlu ve bilge<br />
Dönüşen aya kaldırır<br />
Dönüşen gözlerini.</p>
<p>William Butler   Yeats</p>
<p>Ay Yüzünden Bize   İnsan Bakan Prenses’in Hatırası İçin Çeviren: Öykü Didem Aydın</td>
<td width="307" valign="top">The Cat And The   Moon by William Butler Yeats</p>
<p>THE cat went   here and there<br />
And the moon spun round like a top,<br />
And the nearest kin of the moon,<br />
The creeping cat, looked up.<br />
Black Minnaloushe stared at the moon,<br />
For, wander and wail as he would,<br />
The pure cold light in the sky<br />
Troubled his animal blood.<br />
Minnaloushe runs in the grass<br />
Lifting his delicate feet.<br />
Do you dance, Minnaloushe, do you dance?<br />
When two close kindred meet,<br />
What better than call a dance?<br />
Maybe the moon may learn,<br />
Tired of that courtly fashion,<br />
A new dance turn.<br />
Minnaloushe creeps through the grass<br />
From moonlit place to place,<br />
The sacred moon overhead<br />
Has taken a new phase.<br />
Does Minnaloushe know that his pupils<br />
Will pass from change to change,<br />
And that from round to crescent,<br />
From crescent to round they range?<br />
Minnaloushe creeps through the grass<br />
Alone, important and wise,<br />
And lifts to the changing moon<br />
His changing eyes.</p>
<p>W.B. Yeats</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><em>Ve Ölümün Hiçbir Hükmü Olmayacak</em></strong></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="307" valign="top">Ve   Ölümün Hiçbir Hükmü Olmayacak</p>
<p>Ve   ölümün hiçbir hükmü olmayacak.</p>
<p>Ölüler   çıplak bir olacak</p>
<p>Rüzgar   yüzündeki insanla ve batı ayında;</p>
<p>Bedenleri   arındığında ve arınmış o bedenler ayrıldığında,</p>
<p>Yıldızlar   olacak yanıbaşlarında ve ayak uçlarında;</p>
<p>Deliye   dönseler de aklı başında olacaklar;</p>
<p>Denize   batmış olsalar da yeniden yüzeye çıkacaklar;</p>
<p>Âşıklar   yitirmiş olsa da aşk yitmeyecek</p>
<p>Ve   ölümün hiçbir hükmü olmayacak.</p>
<p>Ve   ölümün hiçbir hükmü olmayacak</p>
<p>Denizin   kıvrımsı döngüleri altında</p>
<p>Uzanıp   yatanlar uzadıya ölmeyecek;</p>
<p>Dokular   çözülürken cenderede gerilmiş,</p>
<p>Çarka   bağlanmış ama kırılmayacak</p>
<p>Ellerindeki   inanç, ikiye ayrılacak,</p>
<p>Ve   tek boynuzlu kötülükler sürüklese de;</p>
<p>Tüm   uçları ayırsa da koparamayacak</p>
<p>Ve   ölümün hiçbir hükmü olmayacak</p>
<p>Ve   ölümün hiçbir hükmü olmayacak</p>
<p>Belki   hiçbir martı artık çığlık atmayacak kulaklarında</p>
<p>Ya   da belki hiçbir dalga coşkulu vurmayacak kıyılarına;</p>
<p>Bir   zamanlar bir çiçeğin açtığı yerde başka bir çiçek daha</p>
<p>kaldırmayacak   başını rüzgarın esintisine;</p>
<p>Çılgın   olsalar da ve mıh gibi ölü,</p>
<p>O   kişiler ki başları, harfi harfine papatyalara vuracak;</p>
<p>Güneşte   kırımlanacak güneş batıncaya kadar,</p>
<p>Ve   ölümün hiçbir hükmü olmayacak.</p>
<p>Çeviren<a href="#_ftn5">[4]</a>:   Öykü Didem Aydın</td>
<td width="307" valign="top">And Death Shall   Have No Dominion</p>
<p>And death shall   have no dominion.<br />
Dead mean naked they shall be one<br />
With the man in the wind and the west moon;<br />
When their bones are picked clean and the clean bones gone,<br />
They shall have stars at elbow and foot;<br />
Though they go mad they shall be sane,<br />
Though they sink through the sea they shall rise again;<br />
Though lovers be lost love shall not;<br />
And death shall have no dominion.</p>
<p>And death shall   have no dominion.<br />
Under the windings of the sea<br />
They lying long shall not die windily;<br />
Twisting on racks when sinews give way,<br />
Strapped to a wheel, yet they shall not break;<br />
Faith in their hands shall snap in two,<br />
And the unicorn evils run them through;<br />
Split all ends up they shan’t crack;<br />
And death shall have no dominion.</p>
<p>And death shall   have no dominion.<br />
No more may gulls cry at their ears<br />
Or waves break loud on the seashores;<br />
Where blew a flower may a flower no more<br />
Lift its head to the blows of the rain;<br />
Though they be mad and dead as nails,<br />
Heads of the characters hammer through daisies;<br />
Break in the sun till the sun breaks down,<br />
And death shall have no dominion.</p>
<p>Dylan   Thomas</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h1 style="text-align: center;">II. Sonra Giriş</h1>
<p style="text-align: justify;">Şiir, bir imge sanatıdır, bir görüntü sanatıdır. Ece Ayhan’dan hatırlarız ve pek çok şairden. İmge, şairin, özgün bir görüntüyü dile aktarışı ve o aktarımın şiir okuyucusunun ya da dinleyicisinin hayalinde canlanışı ise peki, şair aynı zamanda bir ressam mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">Şiirde resimden farklı çok şey var ama kimi şiirlerin imgeleri, gerçek-üstü tablolar gibidir: –“çikolata yiyen trenler”, “bir düdüğün kırmızısı” (Edip Cansever); “sokaktan yatağa uzanan otomobiller”, “Afrikası uzun bir gece” (Cemal Süreya); “bulutların çıkını”, “telgraf direklerinde gemi leşleri” (Oktay Rıfat)<a href="#_ftn6">[5]</a>; “Tek başına yol tüküren bir garip yolcu it” (Attila İlhan)-. Aslına bakılırsa bu görüntülerin pekâla resimleri de yapılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurgu’da “Edebiyat ve Görsellik/Edebiyat ve Görsel Sanatlar İlişkisi” dosyası için kaleme aldığım bu yazıda resim, karikatür, plastik sanatlar, fotoğraf ve benzeri sanatlar ile edebiyat arasındaki etkileşimler ve yazma süreçlerine görsel sanatların katkısı üzerinde düşünürken, bunu, tutkuyla bağlı olduğum şairlerden Federico García Lorca’nın<a href="#_ftn7">[6]</a> Türkçeye kazandırdığım <em>Uyurgezer Gönül Serüveni</em>’ni tahlil ederek ve o tahlil içinde az da olsa Dylan Thomas ve W.B. Yeats’den çevirdiğim şiirlerden de bahsederek yapabilirim diye hissettim. Şiirin müziğini dinleyebildiğimiz kadar imgelerini de ‘görebildiğimize’, hatta bunları bir tablonun karşısında uzun-uzun dururcasına ‘seyredebildiğimize’ inanıyorum. Bazı şiirler fotoğrafsı keskinlikler taşıyorlar, bazıları resimli öykücükler, bazıları dize-dize, dörtlü-dörtlük, o kadar devingen kareler barındırıyorlar ki içlerinde, bizi düşsel bir sinema filmine davet eder gibiler; şairin, kurguda kastî açtığı gedikler ve montajdan kaçınması onları büsbütün bir kurmacaya tamamlamamızı zorlaştırsa da pek çok şiirde resimli-öyküye benzer çok şey var.</p>
<p style="text-align: justify;">García Lorca’nın <em>Uyurgezer Gönül Serüveni</em> de öyle. Bu baladın içeriği üzerindeki tartışmalar hâlâ sürse de, o, kanımca düşsel bir resimli öykü. Aynı özellik, W.B. Yeats’in <em>Kedi ve Ay</em>’ında da bulunuyor. Dylan Thomas’ın <em>Ölümün Hiçbir Hükmü Olmayacak</em>’ı o kadar öyküsel değil ama görüntüleri ve ‘kareleri’ en az Lorca’nın ve Yeats’in şiirleri kadar güçlü. <em>Uyurgezer Gönül Serüveni’nde</em> dramatik özellik, son derece özgün bir biçimde dikkati çekiyor. Hatta şiirin içinde diyaloglar da var. <em>Kedi ve Ay</em>’da drama yok ama bir durum-öyküsü var; <em>Ölümün Hiçbir Hükmü Olmayacak</em> ise, içinden binlerce öykü çıkarmak üzere bize sunulmuş bir görüntü pınarı gibi akıyor.</p>
<h1 style="text-align: center;">III. Sonra Yeşil</h1>
<p style="text-align: justify;">Federico García Lorca’nın “Romance Sonámbulo”sunu (<em>Uyurgezer Gönül Serüveni</em>’ni) Türkçeye kazandırmak  üzere yeniden okuduğum günden bir süre öncesinde Dylan Thomas’ın  “And the Death Shall Have No Dominion”unu (<em>Ve Ölümün Hiçbir Hükmü Olmayacak</em>’ını)<a href="#_ftn8">[7]</a> ve W.B. Yeats’in “The Cat and Moon”unu (Kedi ve Ay’ını)<a href="#_ftn9">[8]</a> çevirmiştim.  Neden özellikle bazı şiirleri çevirmek için dayanılmaz bir arzu duyduğumu kendime sorduğumda bunların önemli bir kısmının bazı ortak yönleri olduğunu gördüm. Neden her beğendiğim şiiri çevirmeye meyyal olmuyordum da bazı şiirleri çevirmeye daha çok meyyal oluyordum ve beni büyüleyen bu şiirlerin ortak yönleri var mıydı? Varsa, bu ortak yönler nelerdi? Bu sorulara vereceğim yanıtların, kendi yaratıcı seçimlerimi daha iyi tanıyabilmenin ötesinde bir yararı olabilir miydi?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sorulara yanıt arayışı içinde rastladığım bir makale, soruların olası yanıtına ilişkin bir işaret verecekti bana: Robert G. Havard’ın, 1972 yılında “The Modern Language Review” adlı dergide yayınlanmış &#8220;The Symbolic Ambivalence of Green in García Lorca and Dylan Thomas&#8221; (“García Lorca Şiirinde ‘Yeşil’in Sembolik Müphemliği”) adlı bir makalesi.<a href="#_ftn10">[9]</a> Havard, her iki şairin müzikallik ve dramatik-şairlik özelliğinden, karşıt imgeleri bir öykü kurgusu içinde parçalı da olsa birbirlerine bağlama tavırlarından ve özellikle karşıtlıkların beraberliğini ve hayatın trajik müphemliğini simgeleyen ‘yeşil’ rengi seçtiklerinden bahsediyordu<a href="#_ftn11">[10]</a>; ‘genç’ içindeki ‘yaşlı’dan, ‘yaşlı içindeki genç’ten, ‘aşk’ içinde ‘yitirmek’, ‘yitirme’ içinde ‘aşk’tan ve ‘trajik ihtiras’tan. Dylan Thomas’tan çevirdiğim şiir açısından bu müphemlik, ölümle hayatın birbirine karışmasına yol açıyor ve hayat, ay yüzünden bize insan bakan ölülere de uzanıyordu. Yazar, örneğin Dylan Thomas’ın bunu şöyle anlattığını vurgulamıştır:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Ben bir imge yaratırım-yaratmak doğru kelime olmasa da; belki de bir imgenin içimde heyecansal olarak doğmasına izin verir, sonra onu, sahibi olduğum entelektüel ve eleştirel kuvvetlere uygularım-; bir imgenin diğerini doğurmasını sağlarım, ikinci imgenin birincisiyle çelişmesini sağlarım, üçüncü imgenin, ilk ikisinden doğmasını sağlarım, dördüncü bir imge daha doğururum, ve hepsini, kendi biçimsel sınırlarım içinde, ihtilâfa düşürürüm. Her imge, kendi içinde, kendi yok oluşunun tohumunu taşır, ve anladığım kadarıyla, benim diyalektik yöntemim, kendisi de aynı zamanda hem yıkıcı hem yapıcı olan merkezî bir tohumdan doğan imgelerin sürekli bir yeniden yapılması ve yıkılmasıdır…”<a href="#_ftn12">[11]</a></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İşte o “yeşil”; -‘yeşil’in her iki şairin yaratıcılık süreçleri açısından taşıdığı anlam ve önem düşünüldüğünde-, çelişme ilkesinin son derece özellikli bir sembolü olma işlevi anlamına ermektedir çünkü her iki şairde de birbirleriyle çelişen değerler iç içe girmiş  ve “yeşil” de kelimenin tam duygu yükü içinde çekişmenin ve çelişmenin en yoğun yaşandığı bir hâlin simgesi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan her iki şairin şiirinde de renklerin kullanımının çok yaygın olduğu belirtilmiştir. Salt renkler değil aynı rengin çeşitli tonları da kullanılmıştır. Beyaz, kırmızı, altın rengi ve siyah, tüm temel renkler bu şairlerin şiirlerinde episodik imgelerin oluşmasına yardımcı çarpıcı simgeler olarak yer almışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">W.B. Yeats’in <em>Kedi ve Ay</em>’ındaki Minnaloushe’un (‘Minnoş’un) yeşilliklerden süzülmesi (aslında şair ‘through the grass’ ifadesini kullanmıştır ama nasılsa ‘grass’ da yeşil değil midir?) ve Thomas (d.1914 &#8211; ö.1953)  ile Lorca’dan (d. 1898 &#8211; ö. 1936) eski olmasına karşın onların arasına yerleştirdiğim W.B. Yeats’in (d. 1865 – ö. 1935) tablosu da işin içine girince her üç şiirde de hakikaten ortak bazı yönler olduğunu keşfetmiştim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir kere her üç şiirde de ‘<em>aşağısı’ ve ‘yukarısı’</em> vardı. Bu, Lorca’da balkon korkulukları ile ona tırmananın yeri arasındaki yükseklik farkı idi. Bir de at üstünde olmaklık, dağlar ve dağlardan aşağılar, aydan bir buz sarkıtı, çingene kızını su ‘üstünde’ tutuyordu. Thomas’ta kabirlerden ay yüzüne uzanan bir bağlantı var gibiydi. Veyahut yıldızlar, kabirlerin ayakuçlarına kadar inmişti. W.B.Yeats, kedilerin gözbebeklerinin ayın evreleriyle uyumlu şekillenmesinde görmüştü ‘yukarısını’. Yaşamın yeşilliklerinden süzülen kedinin gözü, tabiatın buzsu amansızlığını da yansıtıyordu.  Böylece aşağısı yukarısı bağlamı içinde her üç şiirde ay hep vardı. Şair, nordik mitolojinin Ratatoskr/sincabı gibi aşağısı ile yukarısı arasındaki ‘haberleşmeyi’ yürütüyordu. Her üç şiirde hayat ve ölüm vardı ve karşı karşıya konulmuş iki ayna gibi olan bu ikili, özellikle Lorca’da gerçek-üstü olmasına rağmen dramatik özelliğini koruyan bir ‘öykü’ ile ‘resmedilmişti’. Resim? Görsellik? Renkler? Yeşil? Her üç şiirde yeşil vardı. Thomas’taki yeşil, onun bazı diğer şiirlerindeki kadar açık değilse de ortada ‘yeşil’ bir hâl vardı. Yeşilin temsil ettiği tüm o müphemlik vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Sorumun yanıtına yaklaşmış mıydım? Çünkü ben de yazınımda ve ‘’Edebiyat ve Hukuk’’ta<a href="#_ftn13">[12]</a>, insanın edebî ve bedî hakikati ile sosyal hayatının mer’i hakikatı arasındaki rekabet tanelerinden zenginleştireceğim başka türlü bir maden arayışına girmemiş miydim? Yeşil, kırmızı ve siyah, bizde hukukun renkleriydi. Yeşil her iki tarafa da kulak verilmesini gerektiren ama bir türlü ulaşılamayan adalet duygusunu, aslında içinde trajik bir konumu barındıran sürekli bir ‘arayış’ı temsil ediyordu. “En yüksek alevinde sönen aşk”, “bulunduğu mecrada kaybolan yol”, “serap”, “devrim çocuklarını yer”, hepsinin kapısı ‘yeşil’e çıkıyordu. Bu çelişme kendi benliğimde de vardı. Romanımda da, başka yazdıklarımda da, çevirdiklerimde de. Üstelik Dylan Thomas ve García Lorca çizgisi bir tarafa, Dylan Thomas’ı W.B.Yeats’e de bağlayan biçim, teknik, deyiş ve temalar vardı.<a href="#_ftn14">[13]</a> Bu düşünce çizgisini uzatmayacağım ama bu üç şairi bana bağlayan bir yönü bulmakla büyük bir keşif yaptığım inancına kapılmıştım. Benim rengim de yeşildi, aslında herkes yeşildir, o yüzden çok seviyordum onları ve o yüzden hipnoz etkisi altında kalmışçasına ‘denileni yapma’ saptantısına gark olmuş ve şiirleri çevirmiştim. Her biri birer gece boyunca.</p>
<p style="text-align: justify;">Her üç şiirin gerçeküstü düşselliği, belirli bir aldatılmışlık, aldanış, aldatış, göründüğünden farklı oluş, farklı bir kalıba giriş hâllerini de anlatıyordu sanki. Zamanın, hayatın, mekânın, aşkın müphemliği bir aldanma hâli miydi? Dylan Thomas’ın  kolaylıkla aldatılabilen bir kimseyi anlatan- “<em>green person</em>” ifadesini başka şiirlerinde kullandığı bilinir. Yeşil, tabiatın doğurganlığına, hayatın başlangıcına, gençliğe ve enerjiye bağlandığı kadar aynı tabiatın, içinde barındırdığı unsurların yok olabilirliğine, ölümlülüğüne de dayanır ve insanın hayatlılığını ve ölümlülüğünü bir arada ifade ederek insanın trajik konumuna işaret eder: Bu düşünce çizgisinden bizim kültürümüze de bir yol var mıdır? Çünkü hayat yalandır veyahut uzun ince ve iki kapılı bir yoldur! Yunus Emre, Karacaoğlan ve Pir Sultan&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Zaman beni yeşil  ve ölmeye çıkardı</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa denizcesine şarkılar söyledim zincirlerimde.” <a href="#_ftn15">[14]</a></p>
<p>Daha doğrusu:</p>
<p>“Zaman beni çırak çıkardı ve ölmeye</p>
<p>Oysa deniz gibi, şarkılar söyledim zincirlerimde.”</p>
<h1 style="text-align: center;">IV. Sanatların Sınırlarına Dair</h1>
<p style="text-align: justify;">Aslında bir sanatın diğerine katkıda bulunması, sanata dair bilgi kuramı açısından paradoksal bir sıkıntı da barındırır içinde: Bir sanat, diğeri gibi olmaktan kaçınmalı, kaçınmak ne kelime, bir sanat başka bir sanat’a rastladığında mümkünse eline bir değnek alıp bir sınır çizmeli ve diğerine ‘<em>burası benim alanım, canını seviyorsan adımını atma’</em> demeli! Sanatın her dalı, sadece bilim ve felsefe olmadıkları için değil başka bir sanat olmadıkları için de ‘işte o’ sanattırlar. Buna rağmen sanatın da artık daha çok bilim, daha çok felsefe ve daha çok diğer sanatları aynı bünyede barındıran karışık-yaratılardan oluşmaya başladığı yolundaki gözlemimize de haksızlık etmeyelim. Yine de temel sanatlar, her biri sanki estetik hakikat tanrıçasının ayrı ayrı çocuklarıdır ve kendilerini annelerine beğendirmek için, onu, estetik hakikatin, diğerlerinin bulduğundan daha iyi bir parçasını bulduklarına inandırmaya çalışırlar. Bunun minik bir mitolojisini yapalım, benzerleri bir yerlerde bulunacaktır: Müzik bir zamanlar bu konuda kendini çok şanslı sayarmış, diyelim. Resim de. Şiir de. Heykel de, ama tiyatro burnu büyük bir tavırla üçüne de ‘hepinizin gösteremediği daha geniş bir hakikat parçasını ben gösterebilirim der dururmuş’. Ta ki sinema sanatı ortaya çıkana kadar. Öykü, fotoğraf sanatı çıkmadan önce insan dilinin tüm o ihtişamı içinde ortaya koyduğu gerçekçi-tabiat-tasvirleriyle övünür dururdu belki, hele roman, bir dizi öykünün tasvir ettiği tabiatı başka bir düzleme taşıdığını düşünüyordu. Ama fotoğraf, her ikisine de bu işi mümkünse artık gerçekçi betimlemeler kullanmadan yapmalarının gerekeceğini çünkü nesnelerin nasıl ise öyle olduklarını en iyi kendisinin gösterebileceğini iddia etmiş gibidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni bir sanat formu ortaya çıktıktan sonra diğerlerinin yönelimini hep merak etmişimdir. Yukarıdaki örnek gibi. Öykücülük ve romancılık; fotoğraf ve sinema sanatı çıktıktan sonra nasıl evrilmiştir mesela? Dünyayı olduğu gibi, objektif anlatma iddiasını bırakıp öznel yargıların evreninin derinliklerine mi salmışlardır kendilerini? (Öte yandan fotoğrafın bile ‘objektif’ olduğunu kim söyledi?) Veyahut maddeciliği bırakıp idealizmin kucağına mı atmışlardır kendilerini? Gövdeyi, ruhun kafesi saymaya, onu, edebî ruhtan sıyırıp çekmeye ve insanın bilinç akışlarını, manevi dünyasını keşfetmeye mi çıkmışlardır? Ne yöne evrilmiş olurlarsa olsunlar değiştikleri kesin. Klasik doğacı romanlarda, sayfalar süren doğa betimlemelerini bugün o kadar bulamamız acaba salt şehirleşmiş olmaktan değil de dünyamızın gitgide görsel sanatlarla çevrili bir hâle geldiğini gören edebiyatın, kendini artık başka türlü anlatmasından mı kaynaklanmaktadır? Sorunun yanıtı ne olursa olsun her durumda bir sanat, keşiflerini kendisinden önce veya sonra gelen diğerlerinin keşifleri ile sınırlandırır. Ama sanatları bir ‘sınırlar ve ayrılıklar coğrafyası’ olarak da görmemek gerekir belki. Gövde imgesi, bize sanatların evrensel niteliğinin, insan gövdesinin estetik kullanımlarından da anlaşılabileceğini hatırlatır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sanatı sevmek insan gövdesini sevmektir diyorum. Gövdemize şöyle bir baktığımızda, tüm sanatlarımızı orada görebiliriz. Konuşabiliyor isek şarkı ve şiir söyleriz; dokunabiliyor ve görebiliyor isek yazabiliriz; yazabiliyor isek çizebilir, çizebiliyor isek resim, tutabiliyor isek heykel yaparız; bacaklarımızla, kalçamızla, ellerimizle, kollarımızla, başımızla dans eder; tüm gövdemizle pandomim ve rol yapabiliriz. İnsan bedeni ve ruhu, sanatın kaynağıdır. O bedeni hapsederek veya kalıplara sıkıştırarak sanatı susturacağına inanan kuvvetler yok mu?</p>
<p style="text-align: justify;">Bir sanatın başka sanatla sınırlanmışlığı, onun özünü bulmasını sağlar. Sanırım, görsel sanatların edebiyata bugün sağladığı en önemli katkı, ondan başka bir şey yapmalarıdır!</p>
<p style="text-align: justify;">Ama sanatlar birbirini besler de. Aksini iddia etmek, bizatihi sanatların ‘gövde’mizin bir parçası olduğunu görmezden gelmek demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte 1898-1936 yılları arasındaki kısa hayatına o gövdenin tüm görkemini taşımayı bilmiş bir şair Federico García Lorca ve sadece bir şair değil aynı zamanda bir tiyatrocu, dramaturg, müzisyen ve ressam. Ozan, besteci, yazar, ressam, yönetmen ve oyuncu Lorca&#8217;nın kısacık ama dolu-dolu gövdeli yaşamından geriye kalan çok sayıda şiir kitabı ve daha da çok sayıda tiyatro yapıtı ve bir nesir kitabı bulunuyor.<a href="#_ftn16">[15]</a></p>
<h1 style="text-align: center;">V. Uyurgezer Gönül Serüveni’nde İmge ve Görsellik</h1>
<p style="text-align: justify;">Lorca’nın <em>Uyurgezer Gönül Serüveni, şairin,</em> 1928 yılında yazdığı ve içinde ‘gece’, ‘ölüm’, ‘gökyüzü’, ‘ay’ vb. imgeler senfonisinin bulunduğu çingene hayatına dair İspanyol <em>romans</em>’ı olan <em>Romancero Gitano’sunda</em> bulunuyor. Orada bıçaklar, örsler, yüzükler, çingene hayatını ve mücadelesini; rüzgâr, erotizmi; yeşil, müphemi; ayna, evi ve evcimen hayatı; akarsu, hareketi; durgun su, engellenmiş tutkuyu; at, insanı ölüme götüren gemlenemez ihtirası; ay, tabiatın insan hayatına çaktığı bir işaret fişeğini, siyah, ölmüşlüğü, beyaz, masumiyeti simgeler sanki. Onun şiirinin sesi, müzik ile sınır anlaşmazlığına düşüyorsa özü olan imge de resim sanatı ile doğrudan bir ilişki içindedir.  Lorca’nın <em>Uyurgezer Gönül Serüveni</em> de işte öyle bir müzik ve imgeler küçük-evreni.</p>
<p style="text-align: justify;">Lorca’nın görselliğinin şairin köklerinden kaynaklandığı söylenebilir. Granada yakınlarındaki bir köyde bir çiftçi çocuğu olarak doğan García, Endülüs’ün ve tüm Güney İspanya’nın egzotik sanatına, folkloruna ve destanlarına ilgi göstermiş, şairin renk ve güzellik sevgisi çok erken yaşlarda gelişmiştir.<a href="#_ftn17">[16]</a> Leticia S.Taylor, bölgenin insanlarının kendine özgülüklerinin ve karşıt özellikleri bünyelerinde barındırmalarının belki de o coğrafyanın kendi içindeki çelişkilerinden kaynaklandığını söylemiştir:</p>
<p style="text-align: justify;">“Aşağı ovalar boyunca bir ışık huzmesi ve hayat; yukarıda Sierra Nevada Dağları’nın ebedî karları”.<a href="#_ftn18">[17]</a></p>
<p style="text-align: justify;">O coğrafya duyulara ve ruha hitap etmiş, hayatı ve ölümü aynı anda çağrıştırmıştır. Taylor, García’nın çocukken neredeyse çıplak olarak ovalarda ve dağların eteklerinde koştuğundan bahsettiğini de ekler. Şiirleri, tabiatın rengindedir. Çiftçilerden, boğa güreşçilerinden ve çingenelerden hareketli ve kıvrak aksanını ve özünde insana ve insan doğasına inanca dayalı felsefesinin önemli bir kısmını almış; İkinci Dünya Savaşı sonrasının Madrid’inde çalışan sınıflara ilgi geliştirmiş ama 1930’ların bunalım ve ayrımcılık dönemi Amerika’sında yaşadıkları onu, kendi ülkesindeki çingenelerin kaderine karşı hissettiği türden bir keder ve umutsuzlukla doldurmuştur. Lorca, toplumun fenalığına karşı eylemlilik hâli içine giren bir şair değildir ama zayıflarla, acı çekenlerle ve dezavantajlı kesimlerle birlikte ağlayan  ve bir insancıl olarak mükemmelliği arayan, zaman zaman gerçeküstü düşler gören modern, romantik ve ütopyacı bir şairdir. Onun sosyal adalet hayali, Taylor’a göre Shelley, Byron ve Keats’in beslendiği kaynaklardan beslenir.<a href="#_ftn19">[18]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Lorca’nın şiirinde tekrar tekrar ortaya çıkan esaslı temalar ‘ölüm’, ‘ay’ ve ‘at’tır. Buna ‘yeşil’i de katabiliriz.<a href="#_ftn20">[19]</a> Ölüm, Lorca’nın şiirinde güzel bir kadın gibidir ve ateşine tam ulaşıldığı anda akkorlaşarak sonsuza tek yok olan bir aşkın trajedisidir.<a href="#_ftn21">[20]</a> Ve bu tema, ‘ay’ ve ‘at’ ile de buluşur. Çingene ruhu onu, ‘kan’, ‘acı’, ‘bıçak’ üzerinden kader fikrine ve o fikrin keskin ama koyu renklerine ulaştırır.<a href="#_ftn22">[21]</a> İnsanın insana kulluğu ve zalimliğinden duyduğu elem, kendi ölümünün şiddet ve askerler elinden olacağını öngörecek kadar duyarlı kılmıştır onu. &#8220;Romance de la Guardia Civil&#8221;<a href="#_ftn23">[22]</a> işte bu öngörünün şiiridir. Ve kanımca aşağıda çevirdiğim <em>Uyurgezer Gönül Serüveni</em> de Lorca’nın şiirindeki <em>episodik-parçalılık</em> adını vereceğim bir görüntünün devamıdır. Lorca’da şiir ve şiir içindeki kıtalar, sanki bir dramın montaj öncesindeki kareleridir ve birbirleriyle bağlantıları, ancak onun ‘büyük resmi’ni düşününce ortaya çıkar. O resim, başlangıcından sonuna Lorca yaşamı ve o yaşamın parlak şiiridir.</p>
<p style="text-align: justify;">1936 yılında İspanya İç Savaşı’nın patlak vermesinden kısa bir süre sonra, faşist askerler bir gece baskıyla, büyük şairi almışlar, açık tarlalara sürmüşler ve doğduğu yerde, tabiatın tüm o müphem renklerini içine sindirdiği, o renklerden bir  senfoni yaratarak ideal dünyayı aradığı yerde büyük şairi katletmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Uyurgezer Gönül Serüveni</em>, çok çeşitli biçimlerde yorumlanmaya uygun ve yorumlanmış, zor bir şiirdir. Şiirin zorluğunun bir dizi nedeni var: Öncelikle şiirin nihai mânâsı, ‘yeşil’in muğlak sembolizminin çözülmesine bağlı gibi görünüyor. Ayrıca anlatı çizgisi ve hattı parçalı olduğu için -bir anlamda dramatik kurguda kasti açılmış gedikler bulunduğu için- mânâyı keşfetmek zorlaşıyor. Şüphesiz her şiirde bir mânâ bulmak zorunluluğumuz yoktur; şiir mânâ değil bir hâli de içerebilir veya bir dizi başka şeyi ama bu şiirin dramatik kurgusu bizi, zorunlu olarak mânâ araştırmasına itiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Lorca’nın bu şiiriyle ilgili olarak düşünceleri de belli değildir. Şairin bir aşk şiiri ya da şarkısı anlamındaki <em>balad</em> formunu, dramatizasyona giden yolda bir aracı olarak kullandığının hatırlanması gerektiği belirtilmiştir.<a href="#_ftn24">[23]</a> Ama şairin hem erken şiirlerinin hem de daha sonraki trajedilerinin perspektiflerinde pek de önemli bir fark olmadığı da bilinmektedir. Lorca, aşk temasıyla yoğun bir biçimde meşgul olmuş; bu ilgi, özellikle erotizm, düş kırıklığı ve yasak aşk çizgisi üzerinde ilerlemiş ve şairin her zaman ‘anormal aşığın trajedisi’ duygusu üzerinden yürüdüğü vurgulanmıştır. Onun eşcinsel eğilimlerini de bu çerçevede vurgulamakta yarar var.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Uyurgezer Gönül Serüveni</em> de buna paralel bir temayı işlemektedir, işlemektedir ama şiirin anlaşılması bakımından bazı sorunlar vardır ve bunlar ancak şiirin sembollerinin incelikli bir tahlili ile ortaya konabilir. Şiirin kurgusunda, daha doğru bir ifade ile, kurmaca öyküsünde bir dizi olay var gibi görünmekte ancak bunların birbirine nasıl bağlanacağı belli olmamaktadır. Şair, bize bir dizi ‘kare’ ve ‘diyaloglar’ sunmuştur ama karelerin birbirleriyle bağlantısını, diyaloglardaki kişilerin kim olduklarını saklamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">En başta birinin <em>yeşil ama hem de nasıl yeşil </em>istendiğini görüyoruz. Bu aşamada her şey yeşildir. Şiirde üç kişi olduğunu görüyoruz. Biri genç bir adam, diğeri onun “kadim dostum” olarak nitelediği bir yaşlı adam ve genç bir çingene kızı. İki adamdan birinin genç, diğerinin yaşlı olduğunu birincisinin ikincisine “<em>Compadre”</em> olarak hitap etmesinden anlıyoruz. Bugünün gündelik İspanyolca’sında ‘ahbap’, ‘babalık’ anlamına gelen bu ifade, zamanında ve işte bu şiirde ‘yaşça büyük, kadim dost’ anlamına geliyor. Bir de en son planda, ortaya sarhoş jandarmalar, daha doğru bir ifadeyle sivil muhafızlar<a href="#_ftn25">[24]</a> çıkıyor ve sahne kapanıyor. İspanyol İç Savaşı’ndan oldukça önce yazılan bu şiirin, nerede ise bu savaşın, şairin hayatı bakımından ifade ettiği yıkıma dair karabasansal bir iç-görünün ifadesi olduğunu da söylemek mümkün.</p>
<p style="text-align: justify;">Şiirin kurmacasının kare-kare ama kesik-kare-kare şeklinde olduğunu ve parçalı, gedikli bir hâlde bize sunulduğunu görüyoruz. Bunun yanında, şiirin kronolojik bir düz çizgisi de yok, snapshot’larla (enstantanelerle) ileriye ve geriye sarmaya benzer bir akışı var. Tüm bu özellikler, şiire düşsel nitelik kazandırıyor. Yani şiir, ‘bir düş’ten manzaralar gibi. Zaten adı da <em>Uyurgezer Gönül Serüveni</em>. Uyurgezerlik, gerçeklikle düşsellik arasında bir yerlerde yürümek demek olarak da anlaşılabileceğinden, biz de şiirin kurmacasında gerçek ile düşsellik arasındaki gölge topraklarda yürüyoruz ama düşsellik aslında gerçekliğin zıddı olmak zorunda değil, o nedenle “düşsel ile düşsel olmayan arasındaki gölge topraklarda yürüyoruz” demek daha doğru. Düşsellik niteliği akla, psişikliği de getiriyor şüphesiz. Biz, şiirde üç, hatta dört kişi ve çeşitli olaylar yaşıyor olabiliriz ama bu olaylar, belirli bir kimsenin, büyük bir olasılıkla şairin öz-psişik hâlinden doğuyor gibi. Uyurken alter egosuyla gezen şair!</p>
<p style="text-align: justify;">Elimizdeki ilk resim, genç bir kızın balkon korkuluğunda düş görmesine dair. “O korkulukta düşlüyor.” Gölge içinde yeşil saçlı ve yeşil tenli biri bu. Daha sonra bir gece manzarası içinde tabiata ait unsurların dışavurumcu bir biçimde çizilmesi var. Genç kızın birini beklediği ortada. Fakat burada görüntü kayboluyor ve ortaya iki adam çıkıyor. Adamlardan genç olanı; dağlardan, Cabra’nın geçitlerinden geçerken yaralanıp kanayarak kaçan biri ve diğer adamın bulunduğu eve gelip sığınma istemiş gibi bir hâli var. Tehlikeli hayatını ve bu hayatın tehlikeli unsurlarını; &#8216;caballo&#8217;, &#8216;montura&#8217;, &#8216;cuchillo&#8217;sunu (atını, semerini ve bıçağını) yaşlı adamın daha evcimen, daha oturaklı eşyası ile değişmek istiyor:</p>
<p style="text-align: justify;">“Kadim dostum, değişmek istiyorum ben<br />
atımı sizin evinizle,<br />
semerimi sizin aynanızla,<br />
bıçağımı sizin örtünüzle.<br />
Kadim dostum, kanayarak gelirim ben<br />
Cabra’nın geçitlerinden.”</p>
<p style="text-align: justify;">Ama yaşlı adam bu değişime razı değil çünkü evinin artık kendisinin olmadığını söylüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu iki adamın kimler olabileceği üzerinde kafa yormuş, önce baba-oğul kadar yakın iki dost olarak düşünmüş ancak kurmacanın tamamına iyiden iyiye eğilip de  bunun bir <em>uyurgezer serüven</em>, <em>düşsel bir gönül serüveni</em> olduğunu görünce ortada iki ayrı kişinin değil, bir tek kişinin gençliği ve yaşlılığı olduğunu sezmiştim. Düşlerimizde bazen birkaç kişi görürüz ve uyandığımızda çevremize o birkaç kişiden söz ederiz, başkalarıymış gibi. Oysa elimizde yeterli psikanalitik araçlar olsa, o birkaç kişinin çoğu zaman bizden başkası olmadığının ayrımına varabiliriz. Örneğin düşümüzde küçük bir çocuğu kurtarmaya çalışıyoruzdur. O çocuk biz olamaz mıyız? İşte Lorca’nın  bu şiirinde de benliğin, düşsellik kesitleriyle parçalandığı bir tablo karşısındayız diye sezmiştim. Sezmiştim ama bu sezgime düşünsel bir destek bulmam gerekiyordu. İşte o destek de sezgilerimde o kadar da yanılmamış olabileceğim konusunda cesaret veren Havard’ın bahsi geçen makalesi oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra genç adam yaşlı adama, hiç olmazsa korkuluklara -kızın bulunduğu o balkonun korkuluklarına- çıkmasına izin verip vermeyeceğini soruyor ve iki adam oraya birlikte çıkıyorlar. Erkek erotizminin en önemli simgelerinden biri, bir balkonun altında beklemek veya oraya tırmanmaya çalışmak olsa gerek. Bunun edebiyattaki sayısız örneklerini saymaya gerek var mı? Ama vardıklarında kızın artık orada olmadığını anlıyor genç adam. Yaşlısı ise kızın onu çok kereler beklediğine yanıyor. Artık bir çingene kızı olarak nitelenen bu yeşil kız imgesi buzdan bir sarkıtla su üstünde tutuluyor. Aslına bakılırsa ilk dizeden bu yana da bu kızın çoktan gitmiş olduğu bilinmekte. Yani şiir, olanın bitenin zaten bilindiği bir aşamada yazılmaya başlamış. “<em>O, korkulukta düşlüyor, yeşil ten, saçları yeşil, soğuk gümüş gözlerle”</em> ifadesi bunun kanıtı gibi. En sonunda sarhoş jandarmalar, muhtemelen genç adamı bulmak üzerek gelen sivil muhafızlar, kapıyı yumrukluyor. Sonunda da o birini ‘yeşil hem de ne çok yeşil arzulamak’ duygusu yineleniyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz burada tam bir kurmaca ve biçimsel anlamda bir kurmaca söz konusu değil ama kurmaca, imgelerin <em>snapshot</em>’lar olarak bize sunulmasından çıkıyor. Bu parçalılık, şiirin anlaşılmasını zorlaştırıyor demiştim; gerçekten de zorlaştırmış olduğu, kimilerinin, yaşlı adamın çingene kızının babası olduğunu veya kızın kocası olduğunu ve genç kızla genç adamın ilişkisini öğrenince onu yaralamış olduğunu düşündürmeye itmiş<a href="#_ftn26">[25]</a>; şiirin düşselliğinin, şairin kendi psişik yapısındaki bir bölünmeye işaret eden bir dizi imgelerde somutlaştığı pek akla gelmemiş. Gerçekten, bu iki adamın ayrı ayrı değil tek bir kişi, bir ikili-kişilik olduğu açıklaması bana daha sağlam geliyor. Ortada şizofrenik bir parçalanmış benlikten ziyade, benliğin; -benlik altı ve üstünde, yani bilinç, bilinç altı ve bilinç üstünde; id, ego ve süper ego çizgilerinde yürüyen bir alter ego (ikinci benlik) ile eşzamanlı ve eş-görüntülü olarak bir arada bulunduğunu düşünüyorum. İşte geldik yine ‘aşağısı’ ve yukarısı’ imgesine! Her iki adamın birbirlerine ayrılmaz olarak yakın olduğu, konuşmalarının birbirlerinden ayrılmasının zor olduğu, benzer acı ve keder hisleriyle dolu oldukları ve korkuluklara beraber tırmandıkları ortada çünkü. Gencin kanayan yaraları, daha çok psişik yaralar gibi ve tavrı da özellikle geleneksel hayattan, toplumsal norm ve uygulamalardan kopuk yaşayan bir ‘dışarıdaki’nin tavrı gibi. Ama o, yaşlıdan, yani isteseydi olabileceği o yaşlıdan, olası-yaşlı-hâlinden bir şeyler istiyor. İlk isteği, aslında aşkî bir oluşa da işaret eden simgelerini yaşlının, daha oturmuş ve güvenceli hayatının simgeleri ile değiştirmek: Atın ev ile, semerin ayna ile  bıçağın örtü ile değiştirilmesi ve bu sayede yatağında ölebilmenin sağlanması. Oysa ‘dışarıdaki’ genç, yatağında değil başka türlü ölmeye mahkûmdur. Aynı zamanda erotik motifler olan at, semer ve bıçak; gencin, ‘marjinal’-tutkulu konumunu da belirlemektedir.  Bu konum şehir hayatının klasik konvansiyonları dışında yaşayan, hem maddi hem de manevi olarak bir ‘marjinal’ olan şairin de konumudur. Bu, hayatını değiştirme yolunda trajik bir sığınma ve kabul isteğini ve <em>acaba bunun mümkün olup olamayacağı </em>yolundaki merakını uyurgezer şu düşle dile getiren bir ‘protest’in konumudur. Yaşlı adam bu merakı anlayışla karşılasa da gence vereceği cevap değiş-tokuşun imkânsız olduğu yolundadır çünkü</p>
<p style="text-align: justify;">&#8216;Pero yo ya no soy yo, / ni mi casa es ya mi casa&#8217;: “Ama şimdi, ben ben değilim, ne de evim artık benim evim”</p>
<p style="text-align: justify;">demiştir. Ev, adamın gövdesidir ve o gövdenin maddi ve manevi denetimi üzerindeki iradesini, iflâh olmaz, şiddetli ve hiçbir biçimde ‘tedavi edilmez’ bir <em>passion</em>, bir ihtiras yüzünden yitirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat genç adam kaderine razı olsa da son bir şey daha istiyor: ‘<em>En azından’</em> istiyor ve bunu, içinde bulunduğu trajediyi anlamış olarak istiyor:</p>
<p style="text-align: justify;">“–Bırak beni çıkayım, <strong><em>en azından</em></strong>,<br />
yüksek korkuluklara.<br />
Bırak beni çıkayım! Bırak,<br />
yeşil korkuluklara.<br />
içinde suyun gürüldediği<br />
ay parmaklıklarına”…</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun dahi mümkün olamayacağını öğreniyor sonra ama. Çünkü arzunun nesnesi sonsuza dek gözden yitmiştir. O yeşil ve genç kız kaçıcıdır, bulanık bir görüntüdür. Tüm ihtirasına teslim olan trajik insandan o arzu nesnesi alıkonulmuştur. Artık elimizde  &#8216;fría plata&#8217;, &#8216;luna&#8217;, &#8216;escarcha&#8217;, &#8216;mar amarga&#8217;, &#8216;hojalata&#8217;, &#8216;cristal&#8217;, &#8216;carambano de luna&#8217; kareleri vardır: ‘Gümüş soğuğu gözler’, ‘ay’, ‘kırağı’, ‘acı ya da amansız deniz’, ‘amansız sevgili’, ‘teneke’, ‘kristaller’, ‘aydan buz sarkıtı’ vardır. Kırılma, parçalarına ayrılma ve buzsu ölüm imgesi ve sivil muhafızlarla gelen ölüm.</p>
<p style="text-align: justify;">Şiirin açılışında gençliği ve tazeliği anlatan kızın yeşilliğinin, aynı kızın soğuk gümüş gözleriyle çelişkisi de tüm şiirin diyalektik altyapısı gibidir ve başından beri söz konusu olan bir uyarı anlamındadır. Yeşil, bir yanılsamadır. Artık acı yeşil hâline gelmiştir. Yeşil, özellikle İspanyolca’da olgunlaşmamış, taze, acı anlamına da gelir ve bu durum aşkî bir oluş penceresinden görüldüğünde haddinden erken olduğu için gayri-meşru bir birleşme çabasını da anlatır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Denizin üstünde vapur”, “dağ yolunda at”, devasa tabiatın karşısında bulunan insanın o yolculuk yalnızlığının simgeleridir. Ama bu trajediden hiçbir çıkış yok mudur? <em>Kedi ve Ay</em>’da ve <em>Ölümün Hiçbir Hükmü Olmayacak</em>’ta mesela? Recep Nas’ın “minnoş” olarak şahane çevirdiği bir ‘minnaloushe’  kedi, benim “prenses” kedim ayın evrelerini gözlerine taşıyabiliyorsa ve “rüzgâr yüzündeki insanla ve batı ayında; bedenleri arındığında ve arınmış o bedenler ayrıldığında, yıldızlar olacak”sa “yanıbaşlarında ve ayak uçlarında” belki de şairin ihtirasını o kadar da korkunç görmemek gerekir. Yüksek korkululukların ötesinde ölüm beklemektedir ama onun belki de ‘hiçbir hükmü olmayacaktır’. İşte William Butler Yeats, Federico García Lorca ve Dylan Thomas’la kendi içinde yok oluşunu barındıran bir tohumdan ötekine sürüklendik ama o tohumda da kendi yok oluşu içinden varoluşun hakikatine uzanan bir bağ keşfettik.</p>
<p style="text-align: justify;">Osman Çakmacı, Lorca’ya dair bir derlemenin yayınlanması vesilesiyle Radikal Kitap’ta yazdığı “Lorca’nın Şiir Cini” başlıklı bir yazısında<a href="#_ftn27">[26]</a></p>
<p style="text-align: justify;">“Lorca&#8217;nın hemen bütün eserleri şiirleri, tiyatro eserleri, yazıları, müzik araştırmaları derin köklerle bağlı olduğu masalsı İspanyol kültürüne köklerinden bağlı eserlerdir. Lorca&#8217;nın bu özelliği bile onu günümüz sanat ortamının dışına savuran bir özellik olarak ele alınabilir. Günümüzde …[Lorca’nın<a href="#_ftn28">[27]</a>] yayımlanması sadece okurlara değil, ama sanatçılara da benzer kaygıları güttükleri için çoğunlukla eskimiş değerlere bağlı kaldıkları suçlamalarına karşı dayanabilecekleri bir destek oluşturabilir. Lorca&#8217;nın efsanelere, masallara, türkülere, geleneksel biçimlere bağlı kalarak yarattığı şiiri tam da açıklanamayacak, deşifre edilemeyecek bir mistisizme sahip değil mi? Bu da kendiliğinden bu yapıtı günümüzün kabullerinin oluşturduğu dünyanın dışına atıyor. Dolayısıyla Lorca&#8217;ya ve onun gibilere tutunup bağlı kalmak bir tür direniş anlamına da geliyor, dışarı savrulanların yanında olmak anlamına da…”</p>
<p style="text-align: justify;">diyor. Ne kadar haklı.</p>
<p style="text-align: justify;">“Katıksız donuk ışık gökyüzünde”…şairin…“bağışlanmış kanını tedirgin eder”. Lorca, <em>Uyurgezer Gönül Serüveni</em>’nde kendi ölümünü öngörmüş sayılır mı? Öyle olsa da ölümün bir hükmü var mıdır ki? Ve hayatın gerçeği nedir ki? Hayata dair düş kırıklıkları, insanı bir değiş-tokuş nesnesinden ibaret kılmayı aşarak, şairin, benliğini tüm insanlık saymasına veyahut mutlak olarak tabiata katmasına varıyor. Galiba ölümden korkmak için sıradan olmaya gönül eğmek lazım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şiir ve görsel sanatlar ilişkisine dair bir şey yazdım mı? Bilmiyorum.  Esinin o en eski tapınağında gördüğüm ihtiraslı birkaç tablodan bahsettim. Parçalı ve kastî gedikli bir şekilde…</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>-Bitti-<br />
</strong></p>
<hr size="1" /><a href="#_ftnref1">[1]</a> W.B. Yeats’in Easter 1916 adlı şiirinden çeviren Öykü Didem Aydın.</p>
<p><a href="#_ftnref2">*</a> Romancı. Eski Sinagog Meydanı adlı romanı, İletişim Yayınları’nca 2009 yılında yayınlanmıştır. Yazarın ‘Edebiyat ve Hukuk’ adlı sitesi <a href="../../../../../">http://www.edebiyatvehukuk.org</a> sitesinde ziyaret edilebilir. Yazar, saygıdeğer Hülya Soyşekerci’ye yazı çağrısı için şükranlarını sunar.</p>
<p><a href="#_ftnref3">[2]</a> Volodin de ‘yeşil’ sayılabilecek bir yazar dostum için kullandığım özel mahlas.</p>
<p><a href="#_ftnref4">[3]</a> Bu şiirde “Minnaloushe” kelimesini, Prenses olarak çevirmemim özel bir nedeni var. Şiiri şair Feride Özmat’ın kedisi ‘Prenses’e adamak istemiştim. Ancak daha doğru çeviri, çevirmen Recep Nas’ın yaptığı gibi Minnaloushe’u “Minnoş olarak çevirmektir. Recep Nas’ın çevirisi <a href="../../../../../kedi-ve-ay-the-cat-and-the-moon-%E2%80%93-william-butler-yeats-ii-recep-nas-cevirisi.html">http://www.edebiyatvehukuk.org/kedi-ve-ay-the-cat-and-the-moon-%E2%80%93-william-butler-yeats-ii-recep-nas-cevirisi.html</a> adresinde okunabilir.</p>
<p><a href="#_ftnref5">[4]</a> Aynı şiir, Bülent Ecevit, Talat Halman, Şehnaz Tahir, Ülkü Tamer ve Recep Nas tarafından da Türkçeye kazandırılmış, her farklı çevirmen/şair metne kendi özgün nefesini üflemiştir. Recep Nas ile bu çeviri üzerindeki yazışmalar iç. bkz. http://www.edebiyatvehukuk.org/bir-ceviri-seruveni-dylan-thomas%E2%80%99in-%E2%80%9Cand-death-shall-have-no-dominion%E2%80%9D-siiri-recep-nas-%E2%80%93-oyku-didem-aydin-yazismalari.html</p>
<p><a href="#_ftnref6">[5]</a> Bu örnekler Hulusi Gerçel’in Ece Ayhan’ın Şiir Sanatı Üstüne Düşünceleri adlı yazısından alınmıştır: <a href="http://www.izedebiyat.com/yazi.asp?id=10375">http://www.izedebiyat.com/yazi.asp?id=10375</a></p>
<p><a href="#_ftnref7">[6]</a> Dilimizde Federico García Lorca iç. bkz. Federico García Lorca, Hazırlayanlar: Yıldız Ersoy Canbolat, Selahattin Özpalabıyıklar, Yapı Kredi Yayınları, 2007.</p>
<p><a href="#_ftnref8">[7]</a> http://www.edebiyatvehukuk.org/bir-ceviri-seruveni-dylan-thomas%E2%80%99in-%E2%80%9Cand-death-shall-have-no-dominion%E2%80%9D-siiri-recep-nas-%E2%80%93-oyku-didem-aydin-yazismalari.html</p>
<p><a href="#_ftnref9">[8]</a> http://www.edebiyatvehukuk.org/kedi-ve-ay-the-cat-and-the-moon-william-butler-yeats.html</p>
<p><a href="#_ftnref10">[9]</a> Robert G. Havard, <em>The Symbolic Ambivalence of Green in García Lorca and Dylan Thomas</em>, in: The Modern Language Review, Vol. 67, No. 4 (Oct., 1972), S. 810-819.</p>
<p><a href="#_ftnref11">[10]</a> Robert G. Havard, <em>a.g.e.</em>, S. 811-812.</p>
<p><a href="#_ftnref12">[11]</a> Nakleden: Robert G. Havard, a.g.e., S. 812.</p>
<p><a href="#_ftnref13">[12]</a> &lt;http://edebiyatvehukuk.org&gt;</p>
<p><a href="#_ftnref14">[13]</a> New Perspectives on Robert Graves, Patrick J. Quinn (Ed.), London: Associated University Pres, S. 190.</p>
<p><a href="#_ftnref15">[14]</a> Dylan Thomas’ın “Fern Hill” adlı şiirinden: “Time held me green and dying though I sang in my chains like the sea”.</p>
<p><a href="#_ftnref16">[15]</a> Şairin özyaşam öyküsüne dair bkz. basılı kaynakları da içeren <a href="http://www.anafilya.org/go.php?go=7d693f0270b21">http://www.anafilya.org/go.php?go=7d693f0270b21</a></p>
<p><a href="#_ftnref17">[16]</a> Stephen Walsh, <em>Review: Richard Meale&#8217;s &#8216;Homage to Garcia Lorca, in: </em> Tempo, New Series, No. 75 (Winter, 1965-1966), pp. 17-20, Cambridge University Press, S. 18.</p>
<p><a href="#_ftnref18">[17]</a> Leticia S. Taylor, <em>Federico García Lorca</em>, in: Hispania, Vol. 33, No. 1, Doyle Number (Feb., 1950), S. 33-36, S. 33.</p>
<p><a href="#_ftnref19">[18]</a> Leticia S. Taylor, <em>Federico García Lorca</em>, in: Hispania, Vol. 33, No. 1, Doyle Number (Feb., 1950), S. 33-36, S. 34.</p>
<p><a href="#_ftnref20">[19]</a> Robert G. Havard, <em>The Symbolic Ambivalence of Green in García Lorca and Dylan Thomas</em>, in: The Modern Language Review, Vol. 67, No. 4 (Oct., 1972), S. 810-819.</p>
<p><a href="#_ftnref21">[20]</a> Alfredod e la Guardia, Garcia Lorca, Persona y Creacion, Buenos Aires, Editorial Schapire, 1944, S. 42.</p>
<p><a href="#_ftnref22">[21]</a> Tüm bu temaları, Lorca şiirinde tek-tek tanıtlamak, yazımızın kapsamını aşar. Şairin pek çok şiirinde bunların izlerinin sürülebileceğini belirtmekle yetiniyoruz.</p>
<p><a href="#_ftnref23">[22]</a>“İspanyol Sivil Muhafızı Baladı”nın çevirisi iç. bkz. Ulaş Başar Gezgin: <a href="http://ispanyoldiliedebiyati.blogspot.com/2008/08/federico-garca-lorcadan-bir-iir-ve.html">http://ispanyoldiliedebiyati.blogspot.com/2008/08/federico-garca-lorcadan-bir-iir-ve.html</a></p>
<p><a href="#_ftnref24">[23]</a> Havard, a.g.e., S: 815.</p>
<p><a href="#_ftnref25">[24]</a> Şairin bu şiirle de ilgi kurulabilecek “İspanyol Sivil Muhafızı Baladı”nın çevirisi iç. bkz. Ulaş Başar Gezgin: <a href="http://ispanyoldiliedebiyati.blogspot.com/2008/08/federico-garca-lorcadan-bir-iir-ve.html">http://ispanyoldiliedebiyati.blogspot.com/2008/08/federico-garca-lorcadan-bir-iir-ve.html</a></p>
<p><a href="#_ftnref26">[25]</a> Rupert Allen, An Analysis of Narrative and Symbol in Lorca&#8217;s &#8220;Romance sonambulo&#8221;, in: Hispanic Review, 36 (I968), 338-52), Nakleden Havard, a.g.e, S. 817.<strong> </strong></p>
<p><a href="#_ftnref27">[26]</a> <a href="http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&amp;haberno=6774">http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&amp;haberno=6774</a></p>
<p><a href="#_ftnref28">[27]</a> Benim ifadem.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/kurgu-dusun-sanatin-5-sayisi-cikti-asagidaki-yazi-ile-oradayiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Halk İçin Ne Anlama Geldiği Belli Bir Anayasa: 2009 Bolivya</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/halk-icin-ne-anlama-geldigi-belli-bir-anayasa-2009-bolivya.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/halk-icin-ne-anlama-geldigi-belli-bir-anayasa-2009-bolivya.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Sep 2010 16:43:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[ANAYASA DERSLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasal Reform Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül 2010]]></category>
		<category><![CDATA[2009 Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa ve Haklar]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasalar]]></category>
		<category><![CDATA[Bolivya]]></category>
		<category><![CDATA[Bolivya Anayasası]]></category>
		<category><![CDATA[Bolivya halkoylaması]]></category>
		<category><![CDATA[Bolivya Kurucu Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Bolivya'da anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Anayasaları]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal ve Demokratik devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=1440</guid>
		<description><![CDATA[Aşağıdaki Anayasal felsefeye evet mi derdiniz? Hayır mı? Sanırım boykot etmezdiniz çünkü ne olduğu, ne anlama geldiği tam olarak belli! :
 
Halkın salt yeni bir anayasa yapmak üzere genel oyla seçtiği ve kendisine tarım işçisi bir kadın lider olan Silvia Lazarte&#8217;yi (yanda çok sevimli bir resmi bulunuyor) başkan seçen Kurucu Meclis&#8217;çe hazırlandıktan sonra gene halk oyuyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2010/09/Silvia-Lazarte.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1455" title="Silvia Lazarte" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2010/09/Silvia-Lazarte.jpg" alt="Silvia Lazarte" width="150" height="137" /></a>Aşağıdaki Anayasal felsefeye evet mi derdiniz? Hayır mı? Sanırım boykot etmezdiniz çünkü ne olduğu, ne anlama geldiği tam olarak belli! :</p>
<p><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Halkın salt yeni bir anayasa yapmak üzere genel oyla seçtiği ve kendisine tarım işçisi bir kadın lider olan <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Silvia_Lazarte">Silvia Lazarte&#8217;yi </a>(yanda çok sevimli bir resmi bulunuyor) başkan seçen Kurucu Meclis&#8217;çe hazırlandıktan sonra gene halk oyuyla kabul edilip yürürlüğe giren 2009 Bolivya Anayasası, Ana Hatlar:</strong></p>
<p>1)      Ülkenin ve halklarının tarihsel, coğrafi, etnik değerlerine, zengin doğal kaynaklarına  ve kültürel mirasına atıf yapan, &#8221;Tabiat Ana&#8221;yı yüceltirken seküler ve ilahi dünya görüşlerini kaynaştıran, son derece şiirsel bir dille ifade edilmiş bir dibace. Ülkenin dağlarının, göllerinin, nehirlerinin vb. kaynaklarının heybetine  övgü.</p>
<p style="text-align: justify;">2)      Barış ideali, <strong>saldırgan savaşın açıkça yasaklanması</strong></p>
<p style="text-align: justify;">3)      Üniter ancak pluri-nasyonal (çoğul-milletli) ve çoğulcu devlet, devletin kuvvetlerinin sıfatının “ulusal” olarak değil “çoğul-ulusal” olarak belirlenmesi: Çoğul-ulusal kongre, çoğul-ulusal anayasa mahkemesi vb. gibi</p>
<p style="text-align: justify;">4)      Kolonyal ve neo-liberal cumhuriyete veda edildiğinin, yeni bir düzenin kurulduğunun vurgulanması</p>
<p style="text-align: justify;">5)      Katılımcı, çoğulcu, sosyal, demokratik devlet, kuvvetler ayrılığı</p>
<p style="text-align: justify;">6)     Ülke kaynaklarının ve üretim değerlerinin paylaşılmasında adalet ilkesinin vurgulanması, herkesin çalışmaya, eğitime, sağlığa hakkı olduğunun vurgulanması, sosyal devletin tüm kurum ve kuralları ile benimsenmesi, örneğin ev edinme, sağlık yardımı alma, çocuk bakımı vb. konuların devletin görevi ve yurttaşların hakkı olarak tanınması</p>
<p style="text-align: justify;">7)      Ayrıntılı temel haklar ve siyasal özgürlükler kataloğunun yanında çok çeşitli ve güçlü sosyal haklar; bazı hakların anayasada sayılmamasının bunların varolmadığı anlamına gelmeyeceğinin öngörülmesi, yerli halkların ilave haklarının düzenlenmesi</p>
<p style="text-align: justify;">8)      Kadın haklarının ve kadın erkek eşitliğinin çok güçlü koruması, her türlü ayrımcılığın,  din, dil, ırk, etnik köken, cinsiyet, cinsel tercih (eşcinsellik), engellilik konumu, medeni hal,  kültür, felsefi veya siyasal inanç veya bağlılık vb. ayrımcılığının açıkça yasaklanması, yabancılara da temel hakların tanınması ve ayrıca sığınma ve iltica hakkı tanınması</p>
<p style="text-align: justify;">9)     Su, hijyen ve beslenmenin temel hak olarak öngörülmesi (ve ayrıca suyun özelleştirmeye ve lisans ve ruhsat işlemlerine tâbi olamayacağının düzenlenmesi), ücretsiz sağlık, ilaç, eğitim ve barınmanın temel hak ve devletin görevi olarak düzenlenmesi, ayrıca  herkesin içme suyuna, gaz, elektrik, posta hizmetleri ve telekomünikasyona ulaşım hakkı olduğunun öngörülmesi</p>
<p style="text-align: justify;">10)  Tam sendikal haklar, sendikaların bağımsızlığı, toplu sözleşme ve grev hakları ve sendikaların ekonomik varlıklarına müdahale edilemeyeceği, bu varlıkların devredilemeyeceği ilkesi</p>
<p style="text-align: justify;">11)  Tüm ileri sosyal haklarla birlikte mülkiyet hakkının da tanınması ancak toprak sahipliğinin belirli bir hektar sınırına tabi olması</p>
<p style="text-align: justify;">12)  Özel hayatın temel hak olarak düzenlenmesi</p>
<p style="text-align: justify;">13)  Tüketici haklarının öngörülmesi</p>
<p style="text-align: justify;">14)  Çocukların, gençlerin, yaşlıların, engellilerin ilave temel haklarının ayrıca sayılması</p>
<p style="text-align: justify;">15)  Sağlıklı çevre ve habitat hakkının temel hak olarak tanınması, yurttaşların tek tek ve yurttaş-gruplarının, çevreyi korumak için dava açabileceğinin öngörülmesi; <strong>geniş yetkili çevre mahkemeleri sistemi</strong>, biyolojik-çeşitliliğin, ülkenin endemik bitkilerinin; hayvan ve bitki varlığının doğrudan ve müeyyideli korunması, Amazonların ayrıca koruma altına alınması</p>
<p style="text-align: justify;">16)  Temel hakların sınırlandırılmasının minimal ölçüde olması, <strong>genel sınırlama sebeplerinin bulunmaması</strong></p>
<p style="text-align: justify;">17)  Bölgesel ve etnik çeşitliliğin, kültürler-arasılığın hem zenginlik olarak değerlendirilmesi hem de devletin nitelikleri arasında sayılması</p>
<p style="text-align: justify;">18)  Ademi merkeziyetçiliğin arttırılması, bölgelerin ve yerel idarelerin gücünün arttırılması, ayrıca çeşitli özerk bölgelerin tanınması</p>
<p style="text-align: justify;">19)  Ülkede yaşayan birden çok halkın açıkça kurucu halklar olarak sayılması</p>
<p style="text-align: justify;">20)  Çok dilliliğin kabulü, devletin ve bölgelerin en az iki dilinin olması, birinin İspanyolca diğerinin ilgili bölgedeki dillerin çeşitliliğine göre yasa ile belirlenmesi, ülkede konuşulan dillerin tek tek sayılması</p>
<p style="text-align: justify;">21)  Yerli halkların kültürlerine ve adalet anlayışlarına saygı, modern yargılama sisteminin yanında yerli halklar için kendi kültürlerinde geçerli olan uzlaşma mekanizmalarının tanınması</p>
<p style="text-align: justify;">22)  Doğal kaynaklar ve enerjinin yurttaşlar için temel haklara benzer biçimde düzenlenip korunması gereği; doğal kaynakların ayrı-ayrı sınıflandırılarak korunması, petrolün Bolivya halklarının mülkiyetinde olduğu, onların mülkiyetinden çıkarılmasının vatana hıyanet demek olacağı; petrol arama ve işletmesinin sınırlı özelleştirilmesinde yasama organı yetkilendirmesinin gerekmesi, alternatif enerji kaynaklarının geliştirilmesinin öngörülmesi</p>
<p style="text-align: justify;">23)  <strong>Yurttaşların yarı-doğrudan veya doğrudan siyasal girişim olanaklarının arttırılması, egemenliğin hem halk tarafından doğrudan hem de halkın temsilcileri aracılığıyla kullanılacağının öngörülmesi, seçmenlerin belirli bir yüzdesinin yasa veya anayasa değişikliği teklifi verebileceklerinin, kurucu meclis toplayabileceklerinin öngörülmesi</strong></p>
<p style="text-align: justify;">24)  Sivil toplum örgütlerine siyasete ve siyasal karar alma süreçlerine katılım hakkı tanınması, sivil toplumun ayrı ve uzun bir bap olarak anayasaca düzenlenmesi</p>
<p style="text-align: justify;">25)  Anayasanın katı anayasa olarak düzenlenmesi ve şiddet yoluyla ilgası halinde de geçerli kalacağının öngörülmesi, anayasal düzeni cebren kaldıranların iktidarı altında görev alan ve menfaat sağlayanların yargılanacaklarının, cebri darbe girişimleriyle sağladıkları menfaatlerin müsadere edileceğinin, böyle durumlarda yurttaşların anayasalarına sahip çıkmaları gereğinin öngörülmesi</p>
<p style="text-align: justify;">26)  Anayasa koyucu kurucu meclis kurumunun, asli kurucu iktidar organı olarak anayasallaştırılması, bütünsel anayasa değişikliklerinin halk tarafından doğrudan doğruya anayasa yapmak üzere seçilecek kurucu meclislerle yapılmasının düzenlenmesi, kısmi değişikliklerin yasama organına bırakılması</p>
<p style="text-align: justify;">27)  <strong>Anayasa Mahkemesi üyelerinin en az otuz beş yıldır hukukçu olanlar arasından Yüksek Mahkemece yapılacak bir tüzüğe göre düzenlenecek çoğul-ulusal genel seçimle göreve gelmesi (halkın Anayasa Mahkemesi üyelerini seçmesi), sivil toplum örgütlerinin ve yerli halkların mahkemeye aday gösterebilmesi <span id="_marker"> </span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span><br />
</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span> </span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/halk-icin-ne-anlama-geldigi-belli-bir-anayasa-2009-bolivya.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Referandum Yolunda Tartışmalar IV: Sokratik Yolun Sonunda&#8230;</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/referandum-yolunda-tartismalar-iv-sokratik-yolun-sonunda.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/referandum-yolunda-tartismalar-iv-sokratik-yolun-sonunda.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Aug 2010 01:37:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel Tartışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül 2010]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa değişiklikleri]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa değişikliklerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[ayrı ayrı oylama]]></category>
		<category><![CDATA[halkoylaması]]></category>
		<category><![CDATA[HSYK]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[referendum]]></category>
		<category><![CDATA[temsili rejim]]></category>
		<category><![CDATA[toplu oylama]]></category>
		<category><![CDATA[vesayet rejimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=1422</guid>
		<description><![CDATA[Sokratik diyalogların sonuna geldik.
[ Diyalogların Üçüncü Bölümü İçin Bağlantı (Bağlantı)
Diyalogların İkinci Bölümü İçin Bağlantı: (Bağlantı)
Diyalogların Birinci Bölümü İçin Bağlantı: (Bağlantı)]
Şimdi sıra Evetçi, Hayırcı,  Boykotçu, Akademia ve Politea&#8217;yı dinlemiş olan yazarın görüşlerinde.
Referandum yolunda asıl tartışılan konularla ilgili olan bu yazı dört ana başlıktan oluşuyor,
I. Giriş,
II. Anayasa Mahkemesi Konusu
III. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Konusu
IV. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2010/07/Themis.JPG"><img class="alignleft size-full wp-image-1300" title="Themis" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2010/07/Themis.JPG" alt="Themis" width="98" height="130" /></a>Sokratik diyalogların sonuna geldik.</strong></p>
<p>[ Diyalogların Üçüncü Bölümü İçin Bağlantı (<a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/12-eylul-2010-halkoyuna-dogru-evetci-hayirci-boykotcu-ve-onlari-karsilastiran-mantik.html">Bağlantı</a>)</p>
<p>Diyalogların İkinci Bölümü İçin Bağlantı: (<a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/12-eylul-2010-halkoyuna-dogru-evetci-hayirci-ve-boykotcu-ile-onlari-karsilastiran-mantik-sokratik-diyaloglar-ii.html">Bağlantı</a>)</p>
<p>Diyalogların Birinci Bölümü İçin Bağlantı: (<a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/12-eylul-2010-halkoyuna-dogru-evetci-ile-hayirci-ve-onlari-karsilastiran-mantik-sokratik-diyaloglar.html">Bağlantı</a>)]</p>
<p><strong>Şimdi sıra Evetçi, Hayırcı,  Boykotçu, Akademia ve Politea&#8217;yı dinlemiş olan yazarın görüşlerinde.</strong></p>
<p>Referandum yolunda asıl tartışılan konularla ilgili olan bu yazı dört ana başlıktan oluşuyor,</p>
<blockquote><p>I. Giriş,</p>
<p>II. Anayasa Mahkemesi Konusu</p>
<p>III. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Konusu</p>
<p>IV. Bir de Denklemde Hesaba Katmamız Gereken Şey: Peki Ya Yargıtay ve Danıştay Üyelerini Kim Seçer?</p>
<p>V. Ayrı Ayrı mı Topluca Oylama mı Konusu&#8230;</p>
<p>Neden Bu Başlıklar? Bu başlıklar çünkü değişikliklerde, bu başlıklardan başka sorun edilecek bir konu bulunmuyor ve zaten bu değişiklik paketinin özü de bu başlıklarla değerlendirilecek konulardan oluşuyor. Paketin hak ve özgürlüklerle ilgili diğer hükümlerine denecek çok şey yok kanısındayız.</p></blockquote>
<p style="text-align: center;"><strong>Yazan: Öykü Didem Aydın</strong></p>
<h1>I. Giriş</h1>
<p>Öncelikle genel görüşümü ifade edeceğim:</p>
<p style="text-align: justify;">Anayasa değişiklik paketinin içinde, yargı ile ilgili olan düzenlemeler bakımından, &#8216;arzu edilenden&#8217; ve &#8216;ideal olandan&#8217; uzak olan çok yön var ama 1982 Anayasası&#8217;ndan geriye gidiş anlamına gelen hiçbir düzenleme yoktur. Bilakis bunlar, her türlü siyasal yandaşlık düşüncesinden ari olarak düşünüldüğünde değerli sayılabilecek değişikliklerdir. <strong>Şahsen, anayasanın bütünsel reformunun, yani toptan bir değişikliğin, halkın, anayasa yapımı için ve hiçbir seçim barajı uygulaması olmadan seçeceği kurucu meclisler marifetiyle yapılmasını ve böyle hazırlanan anayasanın halkın onayına sunulması taraftarıyım. Bu, &#8221;bütünsel reform&#8221; konusundaki düşüncelerimdir. </strong> Ama kısmi bir reformun, her zaman, seçilmiş temsilcilerimiz eliyle ve anayasaya uygun olarak yapılabilmesinin taraftarı oldum. Öte yandan, 1982 Anayasasını &#8221;halk&#8217;ın temsilcileri&#8217; yapmamış olduğu için (özellikle kısmi değişiklik söz konusu olduğunda) seçim barajının mevcudiyetinin; seçilmiş bir parlamentonun anayasayı değiştirebilme yetkisinin meşruiyetini etkilemeyeceği kanısındayım. Yani halkın yapmadığı bu anayasayı, halkın -seçim barajlarıyla da olsa- seçilmiş temsilcilerinin kısmi olarak değiştirebilmesi taraftarıyım. Bunlar usulî meşruiyetle ilgili konular.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama siyasal parti yandaşlığının ötesine geçilerek düşünülecek olursa, içeriksel olarak, bu anayasa değişiklikleri, seçilmiş temsilcilerin anayasaya uygun olarak gerçekleştirmeye çalıştıkları ve Anayasa Mahkemesi&#8217;nin de iptal etmediği meşru tercihlerinin ifadesidir.   <strong>Bu tercihlerin hiçbir neticesi olmaması düşünülemez. O netice,  parlamentonun (ve netice itibariyle Türkiye&#8217;de yürütme üzerinde parlamenter denetim etkin bir biçimde kullanılamadığı için yürütmenin) ve özellikle cumhurbaşkanlığının güçlendirilmesi; yargı erkinin, demokratik temsilcilere nazaran geri planda kalması ve  daha az &#8216;aktivist&#8217; olması, siyasal tercih meselelerine karışamaması ve asıl işini yapması, yani anayasa yargısının bireylerin davalarına ve hak ve özgürlüklerinin korunmasına odaklanmasının sağlanmasıdır. </strong><strong>Anayasa  değişiklikleri; yürütmenin, yargı erki üzerindeki etkisini arttırma  amaçlıdır ve o etkiyi arttırmaya elverişlidir. Ancak ben, bunun bir fenalık olmadığını, şimdiki  durumla karşılaştırıldığında güçler arasında bir &#8221;denge pozisyonu&#8217;  yaratacağını düşünüyorum. Nedenlerini aşağıda anlatacağım. </strong><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Öte yandan, değişikliklerin topluca oylanması, mahzurları olan bir durum ve son derece ciddi bir sorun. </strong>Konu birliği teşkil eden başlıklar, ayrı ayrı oylansa ne iyi olurdu. Bunun yapılmamış olması, seçmen iradesini fesada uğratabilecek bir durum kabul edilebilir. Gerçekten konu birliği esası, ve değişikliklerin ayrı ayrı oylatılması, çağcıl dünyada, özellikle kısmi anayasa değişiklikleri açısından, uygulanan bir prensiptir. Aşağıda V. başlık altında bunun örneklerini vereceğim. Fakat dediğim gibi: 1982 Anayasasını halk yapmamıştır. 1982 Anayasasını halk yapmadığı gibi, bu anayasa tüm o eleştirilen kurum ve kurallarıyla  bir &#8221;plebisit&#8221; biçiminde halka dayatılmıştır. Şu anda hem usulî, hem de içeriksel olarak 1982 Anayasasının kabul edildiği düzlemden çok daha demokratik ve meşru bir düzlem söz konusu. Hem yapılış usulü hem de içerikleri bakımından, bu anayasa değişikliklerini, &#8221;olması gereken&#8221;, &#8221;ideal&#8221; sistemle değil, değiştirdiği-sistemle karşılaştırmak zorundayız. Bu, mantığın gereğidir. Çünkü Türkiye&#8217;de &#8221;anayasacılığın özü&#8221;, yani halkı, temsilcilerinden sakınma işi aşamasına henüz gelinememiştir. Önce halkın kendisini reşit kılması ve kendini vasilerinden sakınması gereklidir. Vasiler ortadan kaldırıldıktan sonra, halk, kendisini, temsilcilerinin (olası ya da potansiyel) aşırılıklarından da sakınma imkanını bulur. Önce vesayetin kaldırılması, sonra da temsilcilerin sınırlandırılması denen etkinliğin adı da zaten anayasacılıktır. Biz şimdi temsilcilerimiz eliyle vesayeti kaldırıyoruz. <strong>Halk için sırada, gerekirse eğer, temsilcilerini de daha sıkı denetleme imkanı bulabilmek, seçim barajlarını düşürmek, yürütme organı üzerindeki denetim mekanizmalarını çeşitlendirmek vb. girişimler olacaktır.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle Anayasa Mahkemesi&#8217;nin oluşumu açısından, yürütmenin ve yasamanın (aslında Türkiye&#8217;de bir parlamenter denetim kültürü olmadığı için) netice itibariyle yürütmenin etki ve kontrolü hususu, daha çok Cumhurbaşkanı; Cumhurbaşkanı/YÖK bağlantısı ve TBMM/Sayıştay bağlantısı üzerinden gerçekleşecek muhtemelen. Fakat bu, mevcut düzeni altüst etmekten ziyade,  orta-vadede güçler arasında bir denge pozisyonu,   marjini dar oylama çoğunlukları yaratacaktır.<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></strong></p>
<p>Tavrımı netleştireyim, gene sitemdeki bir yerde yazmış idim:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;">&#8221;&#8230;seçilmişlikle korporatist atanmışlık arasındaki en büyük fark, belki de, seçilmişlerin nitelik ve ahlaki seciyesinin seçim ‘kampanyası’ sırasında kamuoyunun bilgi ve dikkatine sunulabilmesi ve açık açık tartışılabilmesine karşın korporatist atanmışlığın, kapalı kapılar altında belirli bir kesimin, pek de tartışılamayan tercihleri ile gerçekleşmesidir. Aslında demokrasiyi demokrasi yapan ve olası seçim yöntemleri içinde tercih edilebilir kılan seçilmişlerin, seçilmemişlerden her zaman daha üstün ve nitelikli olduğunun kabulü değil; seçilmişlerin, pazara çıkarılması gereken bir iplikleri  var ise, bunların seçim öncesi pazara çıkarılması imkanının sağlanmış olmasıdır&#8230;&#8221;</p>
</blockquote>
<p>Bu düşüncemi hep korudum. Bir de şu düşüncemi koruyorum:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;">&#8221;&#8230;Aslına bakılırsa yargıçların da belirli siyasal partilerin program ve ilkelerine yakın olmaları doğaldır. Yargıç Tanrı değildir, o da insandır ve insan da siyasal bir hayvandır. Önemli olan, onların davaları görürken ve bu tür yüksek yargı konseylerinde görevlerini ifa ederken siyasal etkilerden uzak ve üstün mesleki bilgi ve araştırmaya dayalı olarak çalışabilme kapasitesine sahip olup olmadıklarıdır. Ayrıca, belirli bir siyasi görüşü olan veya bu görüş ‘adına’ belirli etkinliklerde bulunan kimselerin, siyasi görüşlerini belli etmeyen ya da bu konuda hiçbir etkinlik göstermemiş kimselerden daha taraflı olacağı ya da bağımsız davranmayacağı da sosyoloji biliminin araçları ile kanıtlanmış değildir. Her iki kesimden de partizan kararlar çıkabilir. Yüksek yargı organları söz konusu olduğunda tarafsızlık ve bağımsızlığın sağlanması açısından önemli olan ‘yaştaş ve baştaşlarından üstün olduğu kanıtlanmış bir çaplı mesleki nitelik; hayat koşusunda (curriculum vitae) pürüzsüz veya pek az pürüzlü bir ahlaki bütünlük, kimseye müdanası olmama ve siyasal iktidarlardan beklentisi olmama anlamında yaşça kıdem ve çeşitli siyasal güçler arasında belirli bir uzlaşma ile göreve gelmiş olmak gibi görünmektedir. Tartışalım. Aksi her zaman iddia edilebilir.&#8221;</p>
</blockquote>
<p><strong>Dilerseniz yargı kurumları üzerinde doğması muhtemel bir yürütme etkisini önce Anayasa Mahkemesi, sonra da HSYK açısından şöyle somutlaştırayım ve bundaki fenalık ya da iyilikleri bir tahlil edeyim:</strong></p>
<h1>II. Önce Anayasa Mahkemesi:</h1>
<p style="text-align: justify;">1. TBMM, Sayıştay&#8217;ın göstereceği adaylardan <strong>2 üye </strong>seçecek (TMBB, Sayıştay üyelerini seçer biliyorsunuz), TBMM de Türkiye&#8217;de ne yazık ki iktidar partisinin hakimiyeti altındadır ve gene Türkiye&#8217;de yürütme üzerindeki parlamenter denetim yöntemleri işlevsizdir).</p>
<p style="text-align: justify;">2. Cumhurbaşkanı, YÖK&#8217;nun göstereceği adaylar arasından <strong>3 üye </strong>seçecek (YÖK üyelerini de biliyorsunuz büyük ölçüde yürütme organı belirler ve seçer).</p>
<p style="text-align: justify;">3. Cumhurbaşkanı, ayrıca 4 üyeyi doğrudan seçecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Yargıtay, Danıştay vb. yüksek yargı organlarının göstereceği adaylar bir tarafa bırakılacak olursa (biliyoruz o cenah normal olarak muhalif taraf ya da diyelim bir ifadeye göre ‘statükocu taraf’ oluyor), TBMM + Cumhurbaşkanı; Anayasa Mahkemesi&#8217;ne, üzerlerinde &#8221;etki&#8221; sahibi olacakları (yani yanlış anlaşılmayayım, buradaki etki <em>düşünce birliği ya da benzerliği</em> anlamındadır) toplam <strong><span style="text-decoration: underline;">9 üye</span></strong> gönderecek. Dierseniz buna &#8216;yürütme cephesi&#8221; adı verelim. <strong>Yeni düzen 17 üye öngörüyor. Bu 17 üyeden 9 üyeyi (&#8221;yürütme cephesini&#8221;) çıkarırsak 8 üye kalacaktır.</strong> Bu <strong>8 üyenin</strong> <strong>7’si </strong>bir taraf açısından ‘muhalif’, öte taraf açısından ‘statükocu’ yargıçlar olabilir diyelim çünkü yeni düzende Yargıtay/Danıştay ve diğer yüksek yargı organları da Anayasa Mahkemesi&#8217;ne <strong>7 üye </strong>gönderecek. Yani Yargıtay/Danıştay/diğer yüksek yargı organları cephesi <strong><span style="text-decoration: underline;">7&#8242; üyeden</span></strong> oluşur.  Ayrıca Baro başkanları tarafından <strong><span style="text-decoration: underline;">1 üye</span></strong> gönderilecek (Bu üyenin siyasal tavrı belirsiz/ortada sayılabilir ancak bu üyenin de baro başkanlarının gösterdikleri adaylar arasından TBMM&#8217;nce seçileceğini hatırlatmakta yarar vardır).</p>
<p style="text-align: justify;">[Parantez arası: <em>''Statükocu'' nitelemesini pek sevmemekle birlikte ' ''statükocu''yu,   ''mevcut durumda 'yetkili ve etkili' olan ya da mevcut durumun devamını  savunan kesim'' anlamında kullanıyorum.</em> ]</p>
<p style="text-align: justify;">Bu çerçevede aslında bir denge düzeninin yaratıldığı söylenebilir. Şimdiki düzen tümü ile  Danıştay/Yargıtay ve diğer yüksek yargı &#8221;cephesi&#8221; tarafından yürütülüyor. Ama anayasa değişiklikleri ile başlayacak yeni düzende  bir &#8221;Cumhurbaşkanı/TBMM &#8221;cephesi&#8221;  de oluşacak.  Çünkü cumhurbaşkanının doğrudan ve YÖK üzerinden yaratacağı etki ile TBMM&#8217;nin Sayıştay üzerinden yaratacağı etki de işin içine giriyor. Orta pozisyonda baro başkanlarının göndereceği tek üye var. Bununla birlikte bu üye de neticede  baro başkanlarının gösderdiği adaylar arasından TBMM&#8217;nce seçilecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Anayasa Mahkemesi, yakın gelecekte, bu kombinasyonu yansıtacak biçimde yeniden oluştuğunda yakın dönemdeki siyasal davalarda  yürütmece arzu edilen karar kombinasyonları, daha sonra çıkarılacak bir &#8221;uygulama kanunu&#8221; ya da &#8221;Anayasa Mahkemesi Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun&#8221;u yeni düzene uyarlamak için yapılan değişikliklerle hükümet bakımından arzu edilir biçimde düzenlenebilir. Neden? Bu konuda 149. maddede yapılan değişiklik çok önemli. Değişiklikten sonra maddenin bizi ilgilendiren kısımları şöyle olacak:</p>
<blockquote style="text-align: justify;"><p>&#8221;MADDE 149- Anayasa Mahkemesi, iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışır. Bölümler, başkan vekili başkanlığında dört üyenin katılımıyla toplanır. Genel Kurul, Mahkeme Başkanının veya Başkanın belirleyeceği başkan vekilinin başkanlığında <strong><span style="text-decoration: underline;">en az on iki üye ile toplanır</span></strong>. Bölümler ve Genel Kurul, kararlarını salt çoğunlukla alır. Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi için komisyonlar oluşturulabilir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Siyasî partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurulca bakılır, bireysel başvurular ise bölümlerce karara bağlanır.</span></strong><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Anayasa değişikliğinde iptale, siyasî partilerin kapatılmasına ya da Devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğu şarttır.</span></strong><strong> </strong></p>
<p>Şekil bozukluğuna dayalı iptal davaları Anayasa Mahkemesince öncelikle incelenip karara bağlanır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, Genel Kurul ve bölümlerin yargılama usulleri, Başkan, başkan vekilleri ve üyelerin disiplin işleri kanunla; Mahkemenin çalışma esasları, bölüm ve komisyonların oluşumu ve işbölümü kendi yapacağı İçtüzükle düzenlenir&#8230;</em>&#8221; (Bu italik ile işaretli son kısıma da dikkat, ileride bu ‘işbölümü’nün belirlenmesi sırasında çıkacak ‘tantana’yı haberlerden takip ederiz.)</p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">Altını çizerek koyu ile işaretlediğim değişiklikler bakımından; yani yasa iptali, anayasa değişikliklerinin iptali, siyasal partilerin kapatılması bakımından 12 üyeli ‘genel kurul’un 2/3’ünün kararı gerekecek. <strong>Bu çerçevede karar yeter sayısı 8’dir.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Elimizde 17 üye var. Bunların <strong>9’u yürütme cephesi</strong>, <strong>7’si ‘statükocu’ addedilen cephe</strong>, <strong>1’i</strong> de barodan gelen ancak muhtemelen &#8221;yürütme cephesine&#8221; meyyal üye. <strong> </strong>Genel Kurul’a <strong>yedi kişiden oluşması muhtemel </strong>Yargıtay/Danıştay/Diğer Yüksek Yargı &#8221;cephesi&#8221;nden (!) <strong>7’si de </strong>katılsa, hatta barolardan gelen üye (uzak ihtimal ama) onlara katılsa bile, yani bir genel kurulda yürütme cephesinden hiçbir üye bulunmasa (ki bu olanaksızdır) karar yeter sayısı olan 2/3’e ulaşmak, ‘Yargıtay/Danıştay/Diğer Yüksek Yargı organları&#8221;cephesinden gelenler için olanaksız duruma gelecektir. Ç<strong>ünkü bunların yedisinin de bir arada bir genel kurulda bulunması ve onlara barodan katılan üyenin destek olması gerekir. </strong> Bu da şu demektir: Hükümetin çıkarılmasına önayak olduğu yasalar ve anayasa değişikliklerinin yargı denetimi bizatihi üye profillerinin eğilimleri nedeniyle zorlaştırılabilecektir. Bu, şüphesiz bir olasılıktır. Bir &#8221;potansiyel&#8221;in yaratılmasıdır. Yoksa, yüksek yargı organı mensubu kimselerin, her durumda, gözü kapalı olarak, kendilerini mahkemeye gönderen siyasal ittifakın isterlerine uygun hareket edeceği de iddia edilemez. Bununla birlikte, Kuzey Amerikalıların &#8221;yüksek profilli&#8221; davalar adını verdikleri davalarda ve siyasal ayrışmayı çözmenin çetrefilli ve tansiyonun yüksek olduğu davalarda, bunların o isterlere göre hareket etme eğilimi içine girebileceği de tahmin edilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>149.</strong><strong> maddenin değişik halinde, dikkatle okur isek, bizi üye kombinasyonlarının etkisi bakımından ilgilendirecek iki önemli yön var:</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1. Anayasa Mahkemesi&#8217;nin iki daire ve genel kurul olarak çalışması </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2. Genel Kurul’un alması gereken kararların mahiyeti ve karar yeter sayısı. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Özetle Türkiye’de mevcut siyasal bölünme, yakın ve orta gelecekte devam edecek olursa bu değişiklikler yasaların iptalini ve anayasa değişikliklerinin iptalini ve parti kapatmalarını ve partileri mali yardımdan yoksun bırakmayı ‘hükümet’ lehine zorlaştıracaktır.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bunda bir fenalık var mıdır? Gelelim o yöne.</strong> Eğer Anayasa Mahkemesi; kamuoyunda 367, başörtüsü kararı olarak bilinen kararlarda ve bir dizi başka kararlarda bu kadar yanlış, hukuksuz, gayri-adil ve gayri-meşru bir yargısal aktivizm ve müdahalecilik içine girmese idi başına bunlar gelmezdi. İleri gitmek pahasına, bu kesimin, bindikleri dalı kesmekle pek de doğru bir iş yapmadıkları kanısında olduğumu ve şimdi bu kanımda haklı çıktığımı vurgulamak istiyorum. Bu durumu şuna benzetiyorum: Çocuğu tedip edeceksiniz, kafasını gözünü yarıyorsunuz, o da sizi terk ediyor ya da Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından elinizden alınıyor!  İşte ‘hukuk devleti’, ‘laiklik’ vb. ilkeler de ne yazık ki  kafası gözü yarılan o çocuk… Bu, benim siyasal kanım. Yani, gene ileri gitmek pahasına ‘’siz istediniz’’, ‘ettiğinizi buldunuz’  demek lazım. Özetle <strong>değişikliklerle, nispeten monolitik ve yekvücut Anayasa Mahkemesi&#8217;nde ikinci bir cephe  açılma potansiyelinin yaratıldığını düşünüyorum. HSYK&#8217;nda ikinci bir cephe, olası-karşıt bir cephe açılmaktadır (</strong>Bu konuyu aşağıda III. Başlık altında değerlendirdim<strong>). Kısa-orta vade, bu iki cephenin ihtilaflarından çıkan sonuçlarla belirlenecek.  Uzun vadede ne olacağını aşağıdaki IV. başlık altında değerlendirdim. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Olan bitende bir fenalık var mıdır? Bunun halihazırda bir fenalık olduğunu düşünmüyorum.</strong> Tek pozisyonlu bir yüksek yargı organından belirli &#8221;blok&#8217;ların ve çeşitli &#8221;pozisyonların&#8221; bulunduğu bir yargı organı profiline geçilmesi ve yargıçların eğilimlerinin çeşitlenmesi hukuk devleti açısından da arzu edilebilir bir gelişme sayılabilir.  Öte yandan aynı durum hükümetlerin &#8221;yatay hesap verebilirlikleri&#8221; açısından bir fenalık tehlikesidir sadece ve fenalığın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini zaman gösterir. Bununla birlikte bu değişikliğin, yargının özellikle yerindelik denetimi yapmasının önünü alması, siyasal partileri ‘kafasına göre’ kapatmasını engellemesi ve ‘anayasa değişiklikleri’ konusunda iptalleri zorlaştırması kısmını olumlu buluyorum. Ancak aynı değişiklik, anayasa yargısının asıl işi olan yasaların anayasaya uygunluğunu denetlemesi yönünü de yıpratabilecek, anayasa yargısını zayıflatacaktır. Bu kısım hoşuma gitmiyor ama ülkede siyasal nitelikteki kararları, yüksek yargı organlarının alması da hoşuma gitmez ve her zaman seçilmişleri, atanmışlara tercih ederim. Yine, <strong>bir demokraside, hukuk devleti, ‘bölünmez bütünlük’, ‘laiklik’ vs. adı altında, demokrasinin altı oyularak parti kapatılması hoşuma gitmez ama</strong> <strong>bir demokraside, yürütmenin at oynatması ve &#8221;yatay hesap verebilirlik&#8221; adı verilen denetime tabi olmaması da hoşuma gitmez. </strong>Bununla birlikte hoşuma gitmeyenler arasında öncelikli olanlar, önceliklidir. Öncelik ise Türkiye&#8217;de hiç olmazsa biçimsel olarak bir demokrasi türünün yerleşmesidir. O demokrasi türünün kendine özgü aksaklıklarıyla sonra uğraşılır.</p>
<h1 style="text-align: justify;">III. Dönelim Tekrar  HSYK’na:</h1>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong>Şimdi de HSYK üzerinde yürütme etkisini görelim:</p>
<p>Öncelikle şu hükmü bir kenarda tutalım: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yirmiiki asıl ve oniki yedek üyeden oluşur; üç daire halinde çalışır.</p>
<p>Kurulun, <strong>4 üyesi, </strong>Cumhurbaşkanınca,</p>
<p><strong>3 üyesi </strong>Yargıtay üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulunca,</p>
<p><strong>2 üyesi </strong>Danıştay üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca,</p>
<p><strong>1 üye</strong> Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulunca kendi üyeleri arasından,</p>
<p><strong>7 üye</strong> adlî yargı hâkim ve savcılarınca,</p>
<p><strong>3 üye</strong> idarî yargı hâkim ve savcılarınca, dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilir.</p>
<p><strong>2 üye de</strong> Adalet Bakanı ve Müsteşar&#8217;dan oluşacak.</p>
<p><strong>Bu çerçevede de benzer denge durumu oluşturulmuş:</strong></p>
<p><strong>4 üye </strong>(Cumhurbaşkanı) + <strong>1 üye </strong>(Adalet Akademisi) = <strong>5 üyeli yürütme cephesi</strong> bir yanda <strong>3+2=5 üyeli  ‘mevcut cephe’</strong> (Yargıtay/Danıştay Cephesi) <strong>öte yanda</strong>.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer üyelerin belirlenmesi, yani adli yargı hakim ve savcıları ile (<strong>7 üye</strong>); idari yargı hakim ve savcıları (<strong>3 üye</strong>) seçilmesinin doğrudan şu ya da bu cepheye yazılması zor tabii. Ama azıcık aklı selim ile bunların tercihlerinin az ya da çok şu veya bu şekilde ülkedeki siyasal çoğunlukları yansıtacağı düşünülebilir, özellikle adli yargı savcı ve hakimleri bakımından bu daha doğru sayılabilir ama durumu genellememek,  iddiayı sosyolojik araştırmalarla desteklemek gereklidir. Böyle bir yansıma potansiyelinde fena bir yön var mı? O kadar da değil. Ülke sathındaki hakim ve savcı sayısı düşünülecek olursa, bunların temsilcilerini de bu kadar önemli bir kurula gönderebilmeleri gerekir. Pek çok sistemde, bu kaynaktan kadar yüksek sayıda temsil çıkmamakla birlikte bu anayasa değişikliğini olumlu görmek gereklidir.</p>
<p>Ama bir de Adalet Bakanı + müsteşar ile birlikte bu kurulda da yürütme etkisi artıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bu denge durumunda bir fenalık var mı? Bence yok. Mevcut durumda hiçbir ‘denge’ yok çünkü. Bir pakt da yok. Tek taraflı bir üstünlük var. Şimdiki durum, tümü ile ‘mevcut’  pozisyonları avantajlı kılıyor.<br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Özetle, HSYK’ndan ziyade anayasa yargısı daha çok yürütme etkisine açılıyor diye düşünüyorum. HSYK da açılıyor fakat bu açılma, daha çok belirli bir dengeyi yaratma ve yeni bir karşı-cephe açılması sonucu doğuruyor.</strong></p>
<h1>IV. Bir de Denklemde Hesaba Katmamız Gereken Şey: Peki Ya Yargıtay ve Danıştay Üyelerini Kim Seçer?</h1>
<p style="text-align: justify;"><strong>Değişikliklerle yüksek yargıda, özellikle Anayasa Mahkemesi&#8217;nde ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu&#8217;nda ikinci bir &#8221;cephe&#8221; açılacağı fikrini savunduk. Bu ikinci cephenin, &#8217;statükocu&#8217; tabir edilen kısmı, yani Yargıtay ve Danıştay cephesi, zaman içinde eriyecektir. Neden? Çünkü onları Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu seçer de ondan. Hakimler ve Savcılar Kurulu&#8217;nda yürütme etkisi, aşırılıklarla beslenmiş bir şekilde kurulursa, bu etki yansısını Danıştay ve Yargıtay üyelerinin profilinde de bulacaktır: </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Önce mevcut düzende HSYK üyelerini kim seçer diye hayırlayalım:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mevcut Düzende HSYK ÜYELERİ NASIL SEÇİLİYOR?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kurulun üye sayısı 7&#8242;dir. Kurulun Başkanı, Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabii üyesidir. Kurulun 3 asil ve 3 yedek üyesi Yargıtay Genel Kurulu&#8217;nun, 2 asıl ve 2 yedek üyesi Danıştay Genel Kurulunun kendi üyeleri arasından, her üyelik için gösterecekleri 3&#8242;er aday içinden Cumhurbaşkanınca, dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilirler. Kurul, seçimle gelen asıl üyeleri arasından bir başkanvekili seçer.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi bu Kurulun yapısı değiştirilecek ancak kurulun Yargıtay ve Danıştay üyelerini seçmesi kuralı doğallıkla değiştirilmeyecek.</p>
</blockquote>
<p><strong>DANIŞTAY ÜYELERİ NASIL SEÇİLİYOR?</strong></p>
<p>Danıştay üyelerinin dörtte üçü, birinci sınıf idarî yargı hakim ve savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından <strong>Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu; </strong>dörtte biri, nitelikleri kanunda belirtilen görevliler arasından Cumhurbaşkanı; tarafından seçilir.</p>
<p><strong>YARGITAY ÜYELERİ NASIL SEÇİLİYOR?</strong></p>
<p>Yargıtay üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış, adli yargı hakim ve Cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasında <strong>Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca </strong>üye tamsayısının salt çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir.</p>
<p><strong>Şimdi HSYK&#8217;nun yapısı değişince doğallıkla Yargıtay ve Danıştay&#8217;ın yapısı da değişecektir. Burada da yürütme etkisi artacaktır. Cumhurbaşkanı; Yargıtay ve Danıştay üyelerinin dörtte birini mevcut düzende zaten seçiyor. Bir de şimdi HSYK üzerinden dolaylı olarak, Danıştay ve Yargıtay üzerindeki etkisi artacak tabii. </strong></p>
<p><strong>Yürütme etkisi yürütme etkisi der iken, bunun, halkın, genel seçimlerle seçtiği &#8221;organlar&#8221;ın olduğu gerçeğini de unutmayalım tabii. Yüksek yargı organlarının -özellikle Anayasa Mahkemesi&#8217;nin- üye profillerinin demokratik olarak meşru olması ve üye-bloklarının gelişerek, kararların bu &#8221;blok&#8221;ların kuramsal ve uygulamaya ilişkin belirli siyasal tercihlerden esinlenen ihtilaflarla oluşması o kadar fena bir durum değildir ve dış dünyada da yaygın olarak görülen bir haldir. </strong></p>
<h1 style="text-align: justify;">V. Son olarak: Ayrı Ayrı mı, Topluca Oylama mı Konusu:</h1>
<p style="text-align: justify;">Anglo-Amerikan ve Latin Amerikan anayasacılığında (bizler ne yazık ki bir Avrupa’dır tutturmuşuz, demokrasileri gitgide eskiyen Avrupa dışında da bir dünya var) <em>single subject rule</em> (tek konu kuralı) veya “separate vote”  (ayrı oy) adı verilen uygulama, bir yasa girişiminin ya da bir yasanın onaylanması ile ilgili bir referandum girişiminin, konusu anayasa değişiklikleri de olsa, tek bir soru ya da mesele’yi içermesi kuralıdır. Örneğin ABD’nde şu 15 eyalette bu kural sıkı bir biçimde geçerlidir (biliyorsunuz orada da eyaletler, ABD federal anayasasına uygun olmak koşuluyla kendi anayasalarını yaparlar).</p>
<table style="text-align: justify;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="35%" valign="top"><strong>Alaska</strong> (Alaska Stat. 15.45.040)<br />
<strong>Arizona<br />
California</strong> (Const. Art. II, Sec. 8 (d))<br />
<strong>Colorado</strong> (Const. Art. V, Sec. 1 (5.5) and CRS 1-40-106.5)<br />
<strong>Florida</strong> (Const. Art. XI Sec. 3)<br />
<strong>Missouri</strong> (Const. Art. III Sec. 50)</p>
<p><strong>Montana</strong></p>
<p><strong>Nebraska </strong>(Const. Art. III sec. 2)</td>
<td width="65%" valign="top"><strong>Nevada</strong> (N.R.S. 295.009)<br />
<strong>Ohio</strong> (O.R.C. 3519.01)<br />
<strong>Oklahoma<br />
Oregon</strong> (Const. Art. IV sec. 1 (2)(d))<br />
<strong>Utah</strong></p>
<p><strong>Washington<br />
Wyoming</strong> (Wyo. Stat.   22-24-105 (a))</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: justify;">Bu kural, ilginçtir, bırakınız anayasa değişikliklerinin referandumunu, meclislerin yasa yapmasında dahi geçerlidir. Yani bizim anayasamızda bir yasa yapılırken o yasanın ‘madde madde’ oylanması gereği gibi bir şeydir. Örneğin 2005’te TBMM Yeni Ceza Kanunu yaptı. Bunu topluca mı oyladı? Hayır. Madde madde oyladı. İşte halk da anayasayı oylayacaksa, madde madde oylasın, iradesi fesada uğramasın ve araya sıkıştırmalar olmasın diyor Amerikalılar ve Latinler. Bizim oralara gelmemize daha uzun süre var. Biliyorsunuz onlar cumhuriyetlerini 1776’da kurdular, biz ne zaman kurduk?! Kendimizi o kadar da küçük görmeyelim.))  Gerçi bizim bir de ‘Bazı Kanunların Muhtelif Hükümlerinin Muhtelif Şekilde Değiştirilmesi Hakkında Bir Kanun’ uygulamaları gibi garabetlerimiz de var.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Örnek: Ohio Eyalet Anayasasının XVI. Maddesinin 1. fıkrası (özet geçiyorum):</strong></p>
<blockquote style="text-align: justify;"><p>‘’Yasama organının her iki kanadından her biri, bir anayasa değişikliği önerisi gerçekleştirebilir. Eğer bu öneri, yasama organının her iki kanadının üye sayılarının beşte üçüne tekabül eden çoğunlukla kabul edilirse, evet ve hayır oyları tutanağa geçirilerek bu değişiklikler eyalet tarafından bir sonraki seçimlerden doksan gün önce, üzerlerinde hiçbir siyasal parti damgası olmadan ayrı bir pusula ile kabul veya reddedilmek üzere seçmenlerin onayına sunulur.……. <strong><span style="text-decoration: underline;">Eğer aynı anda birden fazla değişiklik oylanacaksa, bunlar seçmenlerin; her bir değişiklik üzerinde ayrı ayrı oy vermesini sağlayacak bir şekilde sunulur.’’</span></strong></p></blockquote>
<p style="text-align: justify;">Bu bir örnek, bunların sayısız örnekleri var; ‘çağcıl dünya’ diye bir dünya var ise ve ileri demokrasi diye bir ideal var ise işte bir örneği. Bu ileri teknoloji çağında, e-devlet uygulamaları döneminde, şu değişiklikleri üç dört grupta, konu birliği esasına göre başlıklar altında toplayıp ya da bir form üzerinde ‘1. madde: evet/hayır 2. madde: evet/hayır; n’inci madde: evet/hayır’ diye oylatmak çok mu zor? Hele hele ÖSYM gibi bir sistemi, on yıllardır standart sapmaları, şunları bunları hesaplamaya varacak derecede kullanabilen bir ülke, seçmenlerin üç veya dört grupta toplanacak oylarını mı sayamayacak?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Veyahut ‘Biz Türk milleti’, önümüzdeki form üzerinde üç ya da dört soruya ayrı ayrı ‘evet’ veya ‘hayır’ demeyi bilemeyecek miyiz? Bilmiyorum.)) Fakat şunu yeniden ifade etmeme izin veriniz. Bahsettiğim halklar, kendi anayasalarını kendileri yaptılar ve ‘temsilcileri’ni de sınırlamak üzere yaptılar. Bir avukata vekalet verirken malımızı, mülkümüzü, her şeyimizi satıp savmasına izin verecek şekilde vermiyoruz değil mi? Halk, siyasal vekillerine de bu açık çeki vermez aslında. Anayasacılığın anlamı, açık bir çek vermek değil, temsili sınırlandırmaktır. Ama biz oralara gelemedik. Bizim, bizi çocuk sanan, askeri, yargısal ve sair vasilerimiz var daha. Önce onlardan kurtulmalıyız. Önce reşit olmalıyız. Sonra sıra işte temsilcilerimizi sınırlandırmaya ve yukarıdaki gibi düzenlemelere gelir belki.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya Evet mi? Hayır mı? Boykot mu? Sadede geleyim. Her yurttaşınki gibi benim oyum da gizlidir. Kendime saklayayım. Propagandist değil,  &#8221;Sokrates&#8217;çil&#8221;im.)) Gençlerin ahlakını bozmak, daha çok hoşuma gidiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<h2 style="text-align: justify;">Ek Not:</h2>
<p><strong>[Parantez arası: Ayrıca orta-uzun vade açısından, yeni düzende  seçilmiş cumhurbaşkanının iyiden iyiye ön plana çıkması ve yargı erkinin  arka planda kalmasının, başka türlü ihtilaf potansiyelleri  doğurabileceğini düşünüyorum. Bu ihtilafın yeni adresi parlamento ile  cumhurbaşkanı ihtilafı çizgisi olacaktır. Güçlü bir cumhurbaşkanı,  yarı-başkanlığa yakın bir rejim, parlamentoyu da arka plana iterek  iyiden iyiye ön plana çıkar ise bunun doğal sonucu, ülkede  ademi-merkeziyetçi taleplerin artması olacaktır. Çünkü parlamentonun  etkin olmadığı bir merkeziyetçi düzende güçlü cumhurbaşkanını  dengelemenin tek yolu, bölgelerin yerinden yönetim ısrarcılıklarını  arttırmaları olacaktır. Sonumuz 'fedaralizm' mi veyahut özerk bölgeli  bir yarı-başkanlık rejimi mi veyahut zayıf parlamentarizm, güçlü  yürütme, güçlü bölgesel yönetim mi olacaktır zaman gösterir ama her hal  ve karda bir dönüşüm süreci içine girmiş bulunuyoruz.]</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/referandum-yolunda-tartismalar-iv-sokratik-yolun-sonunda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>12 Eylül 2010 Halkoyuna Doğru Evetçi, Hayırcı, Boykotçu ve Onları Karşılaştıran Mantık:-Sokratik Diyaloglar-III veya Üçüncü Tetralog</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/12-eylul-2010-halkoyuna-dogru-evetci-hayirci-boykotcu-ve-onlari-karsilastiran-mantik.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/12-eylul-2010-halkoyuna-dogru-evetci-hayirci-boykotcu-ve-onlari-karsilastiran-mantik.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Aug 2010 15:13:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel Tartışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül 1980 anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül 2010]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül ve zamanaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[1982 Anayasası]]></category>
		<category><![CDATA[1982 Anayasası değişiklikler]]></category>
		<category><![CDATA[Akademia ile anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa değişikliği tartışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa değişiklik gerekçesi]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa değişiklikleri]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa değişiklikleri Anayasa Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa değişiklikleri gerekçe]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi gerekçeli kararı]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'ne dair anayasal kurallar]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa reformu]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa tartışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa ve sokratik diyalog]]></category>
		<category><![CDATA[anayasacılık ve demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[anayasada ne değişiyor?]]></category>
		<category><![CDATA[anayasal hak ve özgürlükler]]></category>
		<category><![CDATA[Boykot]]></category>
		<category><![CDATA[Evet]]></category>
		<category><![CDATA[Geçici 15. madde]]></category>
		<category><![CDATA[Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[halk egemenliği]]></category>
		<category><![CDATA[halkın kurucu meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[halkoylaması]]></category>
		<category><![CDATA[Hayır]]></category>
		<category><![CDATA[HSYK anayasada nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk devleti ve demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[kurucu meclis]]></category>
		<category><![CDATA[kuvvetler ayrılığı ve anayasa değişiklikleri]]></category>
		<category><![CDATA[madde madde anayasa değişiklikleri]]></category>
		<category><![CDATA[ministerializm]]></category>
		<category><![CDATA[ordu mensuplarının yargılanması]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Didem Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[öyküdidem aydın]]></category>
		<category><![CDATA[parlamentonun üstünlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Politea ve anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[referendum]]></category>
		<category><![CDATA[seçimler ve anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[sokratik diyaloglar ve hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[tetralog]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=1378</guid>
		<description><![CDATA[12 Eylül 2010 Halkoyuna Doğru Evetçi ile Hayırcı ve Onları Karşılaştıran Mantık:
-Sokratik Diyaloglar-III veya Üçüncü Tetralog

Yazan: Öykü Didem Aydın
Değerli Ziyaretçi,

Anayasa değişikliklerinin neler olduğu  konusunda tümüyle bilgilenmek ve hem &#8221;Evet&#8221; ve &#8221;Hayır&#8221;  hem de &#8221;Boykot&#8221;  &#8221;cephe&#8217;&#8217;since ileri sürülen argümanları tanımak ve sonuçta yurttaş sağduyusu ve aklı ile bağımsız ve özgür kararınızı kendiniz vermek istemez misiniz?
Bilinçli karar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><em><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2010/08/phpThumb.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1394" title="phpThumb" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2010/08/phpThumb.jpg" alt="phpThumb" width="75" height="75" /></a>12 Eylül 2010 Halkoyuna Doğru Evetçi ile Hayırcı ve Onları Karşılaştıran Mantık:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>-Sokratik Diyaloglar-III veya Üçüncü Tetralog<br />
</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Yazan: Öykü Didem Aydın</em></strong></p>
<h1 style="text-align: justify;">Değerli Ziyaretçi,</h1>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Anayasa değişikliklerinin neler olduğu  konusunda tümüyle bilgilenmek ve hem &#8221;Evet&#8221; ve &#8221;Hayır&#8221;  hem de &#8221;Boykot&#8221;  &#8221;cephe&#8217;&#8217;since ileri sürülen argümanları tanımak ve sonuçta yurttaş sağduyusu ve aklı ile bağımsız ve özgür kararınızı kendiniz vermek istemez misiniz?</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinçli karar vermek seçenekleri ve seçenekleri destekleyen savları bilmek demektir; bilmek, öğrenmeyi, öğrenmek önyargılardan arınarak süreç içinde araştırmayı gerektirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha vaktiniz var. Sizin yerinizde olsam acele etmez, sakin sakin araştırır, okur ve değişiklikleri hem yandaş hem de karşıt fikirleri gözeterek anlamaya çalışırdım çünkü doğru-karar, oldu-bitti’sel bir kavram veya doğru ya da yanlış bir ”fikir” değil, süreç’sel bir kavram ve vakıalar hakkında yeterli deneyimlerle aydınlandığı için yerleşmiş bir algıdır ve çünkü doğru-karar denen şey, aceleye gelmez.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8221;Edebiyat ve Hukuk&#8221; adlı bloğumuzda Anayasa Mahkemesi&#8217;nin anayasa değişiklikleri ile ilgili kararının öncesinden bugüne uzanan süreçte tüm argümanları gözeten bir &#8216;&#8217;sokratik diyalog&#8221; kültürü, daha doğru bir ifade ile bir &#8221;tetralog&#8221; anlayışı içinde iki metin kaleme almıştık.<em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">İlk metinde </span> (Bağlantı: &lt;<a href="../12-eylul-2010-halkoyuna-dogru-evetci-ile-hayirci-ve-onlari-karsilastiran-mantik-sokratik-diyaloglar.html">bağlantı</a>&gt;) 12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak halkoylamasına giden süreçte, anayasa değişiklikleri Anayasa Mahkemesi’nin önünde iken bu değişiklikleri inceleyen Anayasa Mahkemesi’nin yetki ve konumunu aydınlatmaya çalıştık. Burada millet egemenliğinin anlamından, halk egemenliği kavramına, anayasanın işlevine, meclisin anayasayı değiştirme yetkilerinin anlamı ve sınırlarına, Anayasa Mahkemesi’nin denetiminden, olası bir iptal kararının yetki aşımı anlamına gelip gelemeyeceğine veya “yok” hükmünde sayılıp sayılamayacağı tartışmalarına, 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonucunda yapılan anayasanın değiştirilmesi gereksinimlerine  kadar bütün hukuksal yönleriyle anayasayı değiştirme konusunda tartışmalar vardı.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">İkinci metinde</span> (Bağlantı: <a href="../12-eylul-2010-halkoyuna-dogru-evetci-hayirci-ve-boykotcu-ile-onlari-karsilastiran-mantik-sokratik-diyaloglar-ii.html">bağlantı</a>) ise, tek tek değişiklikleri tam metinleriyle  ve eski metinle karşılaştırmalı olarak sunarken, değişiklik gerekçelerini  de ortaya koyarak, değişikliklerin hem yanında hem de karşısında olanlar ve  olabilecekler tarafından kullanılan ve kullanılabilecek argümanları ortaya koyan bir “rehber” hazırlamıştık.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şimdi aşağıya, bu iki metni birleştiren bir toplu-özet-metin ekliyoruz. Bu sokratik diyaloglarla kafamızdaki bazı soruları açıklığa kavuşturabiliriz belki.  <span style="text-decoration: underline;"> </span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia (Akademi), Politea (Anayasa), Evetçi, Hayırcı ve Boykotçu karakterleri tartışıyor… Kolay gele. </strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>[Aşağıdaki metin, daha önce yazılmış 1. ve 2. kısımların karma özetidir. ]<br />
</strong></p>
<h1 style="text-align: justify;">Giriş</h1>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi Yurttaş (Evetçi):</strong> Kısa bir zaman içinde oyumu vereceğim, anayasa değişsin diye.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı Yurttaş (Hayırcı):</strong> Kısa bir zaman içinde oyumu vereceğim, anayasa değişmesin diye.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Oyunuzu  anayasa, yasama meclisi tarafından önerildiği şekilde ve içerikte  değişsin ya da değişmesin diye mi vereceksiniz yoksa anayasa tümden  değiştirilsin diye mi?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi ve Hayırcı:</strong> Ne farkı var?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Anayasa tamamen değişmeyecek. Tamamen değişecek olsa idi, onu tamamen değiştirmeye kalkan meclis çoğunluklarının daha yüksek bir meşruiyet zeminine dayanması gerektiği iddia edilebilirdi belki. Yani şimdi seçim barajları var, bu barajlar bu halde iken anayasanın toptan değiştirilmesi daha büyük bir sıkıntı yaratabilirdi belki.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Biliyoruz o  kadarını. 82 Anayasası kısmen değişecek. Darbe anayasası  o  biliyorsunuz. Hazırlanış süreci demokratik değildi. İçeriği de hala  demokratik sayılmıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Anayasa daha önce de değişmişti pek çok kere. Anayasayı demokratikleştirme yolunda pek çok adım atılmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Evet ama bu kere pek kritik noktalarda değişecek. Daha kurumsal noktalarda. Vesayet rejimi zayıflayacak ve yargı demokratik meşruiyete dayanacak. Ayrıca bir dizi temel hak da geliyor. Kişisel verilerin korunmasını talep etme hakkı, fişleme uygulamalarının önünde bir engel olabilecek mesela. Yüksek Askeri Şura kararları ile Hakimler ve Savcılar Kurulu&#8217;nun meslekten çıkarmaya ilişkin kararları yargı denetimine açılıyor. Anayasa yargısında bireysel başvuru hakkı geliyor.  Bu, yargıya temel hak ve özgürlükler içtihadı yaratma olanağı verecek.  Yine, Anayasa Mahkemesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu&#8217;lun üye profillerinde çeşitliliği sağlamaya yönelik değişiklikler var. Velhasılı kelam  hem yeni tanınan temel haklar hem de yargının hem kurumsal hem de maddi olarak demokratik meşruiyet zeminine dayanması çok önemli bir gelişme.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Daha önce dayanmıyor muydu?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Yeterince değil.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Bunu daha  sonra tartışmak üzere not edelim. Peki geçerli kalan kısım bu  değişikliklerle beraber değerlendirilince ortaya net bir demokratik  kazanç çıkıyor mu sizce?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Çıkıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Çıkmıyor  çünkü değişiklikler darbe anayasasından kurtulmak ya da onu daha  demokratik kılmak amacıyla yapılmıyor, başka bir amaçla yapılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Şu halde her ikiniz de darbe anayasasının değişmesini ya da daha demokratik kılınmasını istiyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Ben istiyorum ama o hiç istemiyor. O, vesayet sisteminin değişmesini istemiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Ben  istiyorum ama asıl o samimiyetle istemiyor. O, yeterince  nitelikli  olmayan çoğunluğunun eline yargı organlarının, özellikle yüksek yargının  kontrolünü vermek istiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Evetçi,  sen daha iyi bir anayasa mı istiyorsun, yoksa sadece darbe anayasasının  hangi şekilde olursa olsun değişmesini mi istiyorsun?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Tabii ki birincisini.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Şu halde  seninle, değişikliklerin daha iyi bir anayasa oluşturup  oluşturmayacağını tartışalım. Ama öncelikle bir sorum var: Vesayet  sisteminden kastın ne?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Halk iradesi önüne konulan anti-demokratik kurumsal engellerdir bunlar. Yani seçilmemiş bir takım organların, seçilmiş organların işlemlerini, kendi yetkilerini aşarak denetlemeye ya da kaldırmaya kalkışmalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Ya sen hayırcı, sen vesayet sistemini mi savunuyorsun?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Hayır  efendim. Halk iradesi denilen şey, doğrudan halk iradesi değil ki halkın  çoğunluğunun temsilcilerinin iradesi. Tavşanın suyunun suyu yani. Yani çoğunluğun aşırılıklarına  karşı denge ve fren mekanizmaları kurulmalıdır. Ben vesayet kavramından her anti-demokratik engeli değil  çoğunluk iradesi önüne konan gayrimeşru  anti-demokratik engeli  anlıyorum. Meşru engeller de vardır. Anayasa yargısı bu meşru engellerden biridir mesela. Dünyanın her yerinde anayasa yargısının bağımsız ve tarafsız yargıçlar tarafından yürütülmesi esası kabul edilmiştir. Ama bu değişiklikler, anayasa yargısını bir nev&#8217;i hükümete bağlıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Yani anti-demokratik engellerden bazılarının meşru olabileceğini kabul edebiliyorsun.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Soruyu o biçimde sormazdım. Yine de belirtmeliyim ki her  demokratik anayasa, temel hak rejimi kabul etmiştir. Ama temel hak  rejimini korumak bile anti-demokratik biçimde tezahür edebilir. Mesela  “işkence yasağını kaldıralım mı” diye bir soru halkoyuna götürülebilir  mi? Götürülemez. Şu halde o yasağı her durumda sonsuza dek geçerli  kılmak istemek anti-demokratiktir ama doğru ve adildir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Evetçi, sen İsviçre’deki minare yasağının halkoyuna sunulmasını uygun buldun mu mesela?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Hayır  efendim. Temel haklar, hele hele inanç özgürlüğü halkoyu konusu olmamalı. Bunu ben de kabul ederim.  En azından en temel olanları, mesela artık insan olmamız için korunması  gerekli tutulanları. Ama 12 Eylül 2010 tarihinde halkın oylayacağı  değişiklerin hiçbiri böyle bir örnek oluşturmuyor. Ayrıca temel haklardan bazıları kaldırılsın mı veyahut X inancına özgürlük olsun da Y inancına olmasın diye oylama yapılmıyor ki, tam aksine yepyeni temel haklar hepimiz için, herkes için tanınsın diye oylama yapılıyor. Minare oylamasından çok farklı bu!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Şu halde  halkoyuna götürülemeyecek bazı konular olduğunu kabul ediyorsunuz ikiniz  de. Sorun onların hangi konular olduğunu bulmakta.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Evet, evet.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Peki Hayırcı, sen değişikliklerin amacının darbe anayasasını değiştirmek olmadığını düşünüyorsun. Peki sence asıl amaç ne?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Hükümetin yargıyı ele geçirmek istemesi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Değişikliklerin amacının iyi niyetli olmadığını söylüyorsun.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Evet.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Peki değişikliklerin sonucunun, senin korktuğun sonuç olacağından emin misin?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı</strong>: Büyük ölçüde.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Korktuğun sonucun mutlaka doğacağını ispatladın yani.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Mutlaka doğacağını ispatlamaya gerek mi var? Bu değişiklikler, o sonuçları doğurmaya elverişli. Belirli kesimlerde bir korku doğmuştur. Bu da yeterlidir zaten.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Şu halde  seninle de değişiklikleri tartışalım ve bunların hükümetin yargıyı ele  geçirmesi anlamına gelip gelmediğini tartışalım. Ayrıca hükümetin  yargıyı ele geçirmesinin ne demek olduğunu ve bunun ne kötülüğünün   olduğunu tartışalım. Ve son olarak da değişikliklerin, senin korktuğun  sonucu doğurmaya elverişli olup olmadığını ve eğer elverişli iseler o  sonuçları doğurma tehlikesinin boyutunu tartışalım. Çıkış noktamızın  mümkün olan en iyi anayasa değil, 82 Anayasasından daha iyi bir anayasa  olmak zorunda olduğunu kabul ediyor musun?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Evet. Gerçi tüm anayasayı değiştirmeden bir tek bu şekilde değiştirmenin de iyi bir siyaset olduğunu düşünmüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Evetçi,  peki ya sen, çıkış noktamızın mümkün olan en iyi anayasa değil, 82  Anayasasından daha iyi bir anayasa olmak zorunda olduğunu kabul ediyor  musun?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Tabii.  Zaten öyle olmak zorunda. Tüm anayasayı değiştiremiyorsak daha iyi bir  tanesini yapalım. Fazladan bir tek demokratik damla bile iyidir!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Peki bu kısmi değişikliklerin bu anayasaya göre yapılması gerektiğini kabul ediyorsun, değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Tabii, öyle yapılıyor zaten.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Peki Evetçi, sen muhalefet olsaydın hükümetin, yargıyı ele geçirmesi anlamına  geliyorlarsa eğer, o değişiklikleri meşru  bulur muydun? Yani gene de &#8221;evet&#8221; der miydin?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Böyle bir  şey, anayasal kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı olabilirdi ama temel  hak rejimi geçerli kılındıkça yargı üzerindeki yasama veya yürütme  etkisinin arttırılması belki de her durumda gayrimeşru sayılmak zorunda  değil. Belki uygun değil, hoş değil ama halkoyu konusu olamayacak kadar   veyahut &#8221;hayır&#8221; gibi büyük bir tepkiyle karşılanacak kadar aşırı bir fenalık olmak zorunda değil bu. Çünkü Türkiye&#8217;de seçilmiş temsilcilerimizin iradesi üstüne çıkan kurumsal engellerden kurtulmamız lazım. Hiçbir organın işlemleri yargı denetimi dışında tutulmamalı. Temel anayasal organlar, demokratik meşruiyet zemininde hareket etmeli. Öte yandan, örneğin İngiltere’de 2009  yılına kadar yüksek yargı yetkilerinden bir kısmını Lordlar Kamarası da  kullanmıştır. Oysa Lordlar Kamarası, yasama meclisinin bir kanadıdır. Yargı organlarının etkinliklerindeki tarafsızlığı ile atamasal düzlemdeki bağımsızlığı, daha doğru bir ifade ile başıboşluğunu karıştırmayalım. Atama düzleminde şüphesiz onlar da demokratik olarak meşru olmak zorunda. Ama etkinlik düzleminde bağımsız ve tarafsızdırlar. Atama usulü ile etkinliğin sınırlarını birbirinden ayırmak bu kadar mı zor?!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Yani sen  değişikliklerin; parlamentonun, dolayısı ile hükümetin, hatta özellikle cumhurbaşkanının atama düzleminde etki kazanması anlamına gelebileceğini  düşünüyorsun ama bunun bir fenalık olmadığını, bazı demokratik ülkelerde  örneklerinin olduğunu söylüyorsun.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Ben  bir “ele geçirmeden” değil belli ölçüde etkide bulunmaktan söz ediyorum, evet ve bu etki atamasal ya da seçimsel bir etkidir, içeriksel bir etkileme  sonucu açık ve yakın tehlike olarak oluşmuş demek değildir.  Ayrıca hem Anayasa Mahkemesi&#8217;ne hem de Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu&#8217;na bir çeşitlilik geldi. Ne fenalık var bunda. Sadece cumhurbaşkanı değil parlamento da üye atayacak bu kurumlara artık ve özellikle Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bakımından daha alt derecedeki yargıç ve savcılar da kurula kendi meslektaşları tarafından seçilerek üye olabilecekler. Ama yargıçlık bağımsızlığı ve teminatı değişmeyecek ki. Sadece anayasa  yargıçlarının seçimi ve yargıç ve savcıların özlük işlerine bakan çok önemli bir kurul olan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin sayıları arttırılacak, üye kaynakları çeşitlendirilecek ve bu organlar daha adil ve demokratik bir zemine dayanacak o  kadar. Bir anayasal düzende, en temel haklar ve özgürlükler rejimi  geçerli kaldıkça yargı üzerinde yasamanın veya cumhurbaşkanının etkide  bulunması ama bu etkinin sadece atama ve seçilme aşamasında rol almak  demek olması, yani yargının somut olaylarda vereceği kararlara doğrudan  etkide değil, yargının sadece atanmasında ya da seçilmesine dolaylı  etkide bulunmak meşru kabul edilebilir diyorum.  Zaten yargıçların mesleki eğitiminde yürütmenin oldukça  büyük bir etkisi vardır. Yargıç olmak isteyen hukuk fakültesi mezunları,  Adalet Bakanlığı’nın açtığı sınava girerek ve o sınavı kazanırlarsa  yargıç adayı olabilirler mesela.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Ama ilk derece yargıç ve savcı adayları, mesleki bilgi ve görgüyü ölçen objektif sınavlarla belirlenmek gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Tamam işte.  Mesele seçimin objektif ölçütlere dayanıp dayanmadığı olmalı, yoksa bir  yargıcı kimin atadığı ve seçtiği değil. Yargıçlar gökten zembille  inmiyorlarsa, onların kullandıkları yetkilerin bir ucundan halka da  bağlanabilmesi gerekir. Çünkü “Türk Milleti” adına karar veriyorlar. Ayrıca örneğin Hakimler ve Savcılar Kurulu gibi bir kurumda mesela, sadece yüksek yargı organından üyelerin olması saçma değil mi? Daha alt düzeydeki üyeler de olmalı. Bu kurul, ülkedeki tüm savcı ve yargıçların atanmalarını, denetlenmelerini, özlük işlerini düzenliyor mesela değil mi? Burada devletin en önemli erklerinden birini, yani yargı erkini kullanacak yargıç ve savcıların özlük işleri düzenleniyor. Kendisine yaraşır bir çeşitliliği yansıtmalı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Yargı erkinin anayasal zemini ile oynuyorsunuz ve bu zemini yürütmenin zeminine çekiyorsunuz, anayasa bu, boru değil!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Anayasa, kendi içinde, değiştirilebileceğini kabul etmiş. Şu halde yasama organı,  tercihini, demokratikleşme yolunda kullanabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Sizlerin anayasadan ne anladığınızı merak ediyorum doğrusu!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Doğru bir soru. Belki de önce anayasanın anlamı ve kime ne yetki dağıttığını tartışmamız lazım. Var mısınız tartışmaya?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi ve Hayırcı</strong>: Varız.</p>
<p style="text-align: justify;">
<h1 style="text-align: center;"><em><strong>BİRİNCİ BÖLÜM: Akademia ve Politea Anayasaya ve Yasama Meclisinin Anayasayı Değiştirme Yetkilerine Dair Ne Der? </strong></em></h1>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Şu halde Bayan Politea (Anayasa) ile tartışmamı izlemek ister misiniz?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi, Hayırcı:</strong> Politea neden bay değil de bayan?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Yasanın “Ana”sı niteliğini taşıdığı için… Bu da minik bir akademi şakası olsun. Pekala sonra sizlerle bir araya geleceğim yeniden. Ey Politea, bir Anayasa ne için vardır?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Antik anlamda mı çağcıl anlamda mı?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Hem antik hem de çağcıl anlamda. Ama önce çağcıldan neyi kastettiğini ifade et.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Çağcıl,  içinde yaşadığımız çağın vardığı gelişim düzeyi göz önünde tutularak  gıpta edilen kurallar ve uygulamalardır. Çağcıl, ideal değildir belki  ama yaşadığımız çağa göre eskisinden daha iyi olduğu kabul edilen ilke  ve değerleri anlatır. Yöntemsel çağcıllık demokratik olmayı anlatır  mesela ve içeriksel çağcıllık insan haklarını korumayı anlatır. Çağcıl  anayasalar hem yöntemsel bakımdan demokratik olarak yapılmışlardır, yani  halk tarafından, halk için, halka ait olarak yapılmışlardır hem de  içerikleri demokratik yönetimi öngörmesinin yanında insan haklarını  korur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Şu çağcıl sözü bence biraz sorunlu ama ne demek istediğini anladım, şimdilik söylediklerini geçerli kabul edelim, devam et.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Antik  anlamda Anayasa, devletin ana düzenini ve teşkilatını ifade eden  kurallar bütünüdür. Her toplumsal birimin veya örgütün bir anayasası  olmuştur aslında ama anayasa deyince devletin siyasal düzenini ifade  eden yüksek düzeydeki soyut kurallar anlaşılır. Bunlar, öncelikle tüm  yurttaşlara hitap ederler ama devlet içinde yasama veya yönetim  yetkileri kullanacak olan yurttaşlara özellikle hitap ederler. “İfade  etmek” terimi, zaten varolan düzeni belgelemek anlamına geleceği gibi  daha önce geçerli olmayan yeni bir düzeni ihdas etmek ve saklı tutmak  anlamına da gelir. İfade, sözlü ya da yazılı olabilir. Sözlü olduğunda  onun ne olduğunu “belgeleyen” bir yetkili söze ihtiyaç vardır. Yazılı  olduğunda ise belirli bir biçimde kabul edilmiş yazılı metin, yetkili  sözün yerine geçer. Tabii yazılı metnin ne demek olduğunu anlatacak,  yani onu “yorumlayacak” bir yetkili söze de her zaman gereksinim  olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Çağcıl demokratik anlamında ise  Anayasa, iki amaca hizmet eder: Yurttaşı devletten ve yurttaşları  birbirlerinden sakınmak ile yurttaşı, temsilcilerinden sakınmak.  Yurttaşı devletten ve birbirlerinden sakınmak, temel hak ve özgürlükler  rejimi sayesinde gerçekleşir. Yurttaşı, temsilcisinden sakınmanın yolu,  temsilcilerin tâbi olduğu kuralların ve temsilcileri sınırlandırıcı  ilkelerin kolay kolay değişememesidir. Herkes, demokratik toplumlarda  anayasayı değiştirme işinin mutlak surette yasama organına ait bir yetki  olduğunu düşünür ama yasamanın bu yetkisi öyle kolay anlaşılabilir bir  hal değildir. Çünkü anayasalar, yasama organlarına da, millet  meclislerine de sınırlar koyarlar. Meclisler tarafından bu sınırların  gayrimeşru olarak değiştirilebilme tehlikesi her zaman mevcuttur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Bu,  mantığın gereğidir çünkü temsilciler sayıca az oldukları için  yurttaşların “kendisi” sayılamazlar. Bir temsilcinin yani vekalet  ilişkisinin söz konusu olduğu yerde, o temsilcinin sınırlarının da belli  olması gerekir. Ya “vekaleti” kötüye kullanıyorsa değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Evet.   Gerçi vekaleti kötüye kullanan temsilciyi değiştirme, yani azletme  yetkisi korunduktan sonra (ki her dört beş yılda yapılan seçimlerle bu  yetki korunmuştur) sorun olmaz. Asıl sorun, milletin seçme ve seçilme  hakkını veyahut temsilin nisabını mesela seçim barajlarıyla kısıtlayan  değişikliklerdedir aslında. Neyse, ayrı konu.  Öte yandan, ilk  demokratik yazılı anayasanın yapıldığı yer olan Amerika Birleşik  Devletleri’nde, seçilmiş meclislerin, seçildikleri dönemle sınırlı  olarak etkinlik göstermeleri ve olağanüstü bir temsil kabiliyeti  göstermedikçe anayasalarını kolay kolay değiştirememeleri esası kabul  edilmiştir. Diğer çağcıl demokratik ve yazılı anayasaların tümü,  milletin meclisinin milletin anayasasını kolay kolay değiştirememesi  esasını kabul etmişlerdir. Buna sert anayasacılık denir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Fakat burada 12 Eylül 1982 Anayasası için bir paradoks doğmuyor mu?<strong> </strong>Yani o Anayasa demokratik bir yöntemle kabul edildi sayılmaz, içeriği de yer yer hiç de demokratik değil.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong><strong> Haklısınız. Çünkü ülkenizde bir de milleti vasilerinden sakınma gereği var. O gerek, tam anlamıyla yerine getirilmiş değil. Yani  sisteminize, sistem dışından müdahaleler olmuş, oluyor. Askeri müdahaleler olmuş, benzer başka müdahaleler olmuş&#8230; Bu müdahaleler,  türlü anayasal kurumların, kendilerini seçilmiş temsilcilerin üstüne  çıkarması yoluyla oluyor. Meclislerin temsilini sorunsallaştırmadan önce  vesayet rejimini sorunsallaştırmakta fayda olacaktır. Yani çağcıl anayasalar, temsilcileri sınırlandırmak üzere çıkarılmışlardır ama eğer bir sistemde vesayet kurumları adı verilen kurumlar var ise, bunların da sınırlandırılması gerekir. O zaman çağcıl anayasa, ilk önce vesayet kurumlarını sınırlandıracak, daha sonra da temsilcileri, yani yasama organını sınırlandıracak. Demokratik bir anayasanın, hiçbir biçimde halk tarafından seçilmemiş bir organa veya demokratik meşruiyet zemini sorunlu bir organa, anayasa ile verilen yetkilerini aşma ve halk tarafından seçilmiş yasama organının üzerine çıkma yetkisi tanıyacağı düşünülemez.<br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: Ama yasama organı da kendisine verilen temsil yetkisinin sınırlarını aşabilir. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: Şüphesiz. </strong>Ama onun önünü alacak olan gene halk olmalıdır. Başladığım düşünce çizgisini bitirmeme izin verin, o da bu tespitinizle ilgili zaten:</p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Mesela </em>15 Haziran 1780’de  onaylanıp 25 Ekim 1780 tarihinde yürürlüğe giren Massachusetts  Anayasası, dünyanın hâlâ yürürlükte olan en eski anayasasıdır.  Massachusetts’in, anayasa yapmak üzere, o zaman varolan yasama organı,  yani millet meclisi yerine,  halkın anayasa yapmak üzere doğrudan  seçeceği kurucu meclisi tercih etmesinin, tarihsel olarak, şöyle  açıklandığı not edilmektedir:</p>
<p style="text-align: justify;">“…Yüksek Yasama, aşağıdaki nedenlerden  ötürü, ne kendi yetkisi içinde ne de birleşik bir komite halinde, bir  Anayasayı biçimlendirmek ve ihdas etmek için hiçbir biçimde uygun bir  organ değildir; çünkü; bir kere, biz Anayasa fikrini, tebanın hak ve  imtiyazlarını yönetici organ tarafından yapılacak her türlü müdahaleye  karşı güvence altına almak için ihdas edilmiş ilkeler sistemi olarak  anlıyoruz; çünkü;ikinci olarak, anayasayı biçimlendiren aynı organ,  neticede onu değiştirme yetkisine de sahip olacaktır; çünkü; üçüncü  olarak, Yüksek Yasama tarafından değiştirilebilen bir anayasa, yönetici  organların, tebanın hak ve imtiyazlarına karşı yapacağı hiçbir  müdahaleye karşı teba için güvence olamaz.”<a href="../12-eylul-2010-halkoyuna-dogru-evetci-ile-hayirci-ve-onlari-karsilastiran-mantik-sokratik-diyaloglar.html#_ftn1">[1]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kısa paragrafta demokratik  anayasacılık ve anayasanın üstünlüğü kuramı konusunda bugün dahi  tartışılan son derece önemli noktalar bulunmaktadır. Anayasaların yasama  organları tarafından dahi değiştirilemeyeceği, ancak ve ancak halkın  sırf anayasa yapma işi için seçeceği kurucu meclis tarafından  değiştirilebileceği fikrinin dayandığı demokratik anayasacı mantık şu  aşamalarla özetlenebilir:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;">1. Anayasa, günlük siyasal meseleleri  değil, kurucu meseleleri çözüme bağlayan bir metindir ve bu meseleler  konusunda siyasal iktidarın sınırıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">2. Anayasa, tebanın hak ve özgürlüklerini veya imtiyazlarını belirler.</p>
<p style="text-align: justify;">3. Yasama organı da siyasal iktidarın  parçasıdır ve siyasal organ da tebanın hak ve özgürlüklerini gayrimeşru  olarak sınırlayabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">4. Ayrıca yasama organının anayasayı  değiştirmesi, bir organın, kendi sınırını belirleyen kuruluş metnini  değiştirmesi anlamına gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">5. Yasama organı, böyle bir metni  değiştirebilir ise, tebanın hak ve imtiyazları konusunda kendisine  konulan müdahale sınırını da değiştirebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">6. Öyle ise kurucu meselelerle ilgili olarak anayasayı değiştirmek için yasama organı, uygun bir organ değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">7. Çünkü anayasa, devlet tarafının müdahalelerine karşı tebanın hak ve imtiyazlarını güvence altına almak için çıkarılmıştır.</p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Peki ama pek çok demokratik ülkede meclislerin anayasayı değiştirebileceği kabul edilmiştir. <em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Evet ama bugün  dünya üzerinde geçerli bulunan yazılı anayasaların çoğunun  değiştirilmesi için, yasama meclislerinde nitelikli çoğunluklar, yani  basitçe çoğunluk değil üçte iki veya beşte üç gibi çoğunluklar  aranmaktadır. Bunun nedeni, bir hükümetin basit çoğunlukla, kendi  sınırını belirleyen metni değiştirememesinin gerekmesidir. Ayrıca  değiştirilemezlik yasakları vardır. Yasama organı; devletin ülke, millet  ve siyasal teşkilatlanma unsurlarını, demokratiklik ve hukuk devletliği  ilkelerini kolay kolay değiştirememelidir. Mesela, yeryüzeyindeki  hiçbir cumhuriyet meclisi, ülkenin artık cumhuriyet esasına değil  saltanat esasına göre yönetileceğini düzenleyemez.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Evet ama nitelikli çoğunluk deyince, halkın büyük bir oranının temsilini anlarız, değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Evet.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Şu halde büyük çoğunluklar kurucu meselelere de el atabilmelidir. Yani gerekirse anayasayı tamamen yeniden yapıp demokrasi ilkesi içinde kalmak kaydıyla  ilk üç maddeyi de yeniden düzenleyebilmelidir. Yeniden düzenlemek, kaldırıp atmak demek olmasa gerek.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> İyi de ya seçim sistemleri, halkın meclislerde yeterince temsil edilmemesine yol açıyorsa.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Evet bu büyük bir sorun ama yürürlükteki anayasaya göre, Türkiye&#8217;de mevcut millet meclisi, anayasayı değiştirebilir. Değiştiremez demeyeceksiniz herhalde?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> <strong>Yoo kısmi değişiklikler söz konusu olduğunda hemfikiriz. Mevcut millet meclisi, mevcut anayasaya göre, tartıştığımız referandumun konusu olan kısmi değişiklikleri yapabilir kanısındayım. Benim yukarıda vurguladığım saptama daha çok yepyeni bir anayasanın, silbaştan yapılması ile ilgiliydi.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Ama öte yandan senin anlayışında bir sorun tespit ettim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Bu anlayış benim anlayışım değil.  Tarihteki en ilk demokratik yazılı anayasayı yapan halkın anlayışı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Olabilir ama tespit ettiğim sorun baki.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Neymiş o sorun?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Anayasa  siyasal iktidarın sınırı ise, en azından devlet iktidarının sınırı ise,  bu iktidarın parçası olan yasama organı dışındaki organların da sınırı  olmalıdır. Yani mantığı şöyle de kurabiliriz:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;">1. Anayasa, kurucu meseleleri çözen bir metindir ve bu meseleler konusunda siyasal iktidarın sınırıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">2. Anayasa tebanın hak ve özgürlüklerini veya imtiyazlarını belirler.</p>
<p style="text-align: justify;">3. Yargı organı da siyasal iktidarın  parçasıdır. Hele hele mesela 82 Anayasasına göre, millet egemenliğini  yargı kısmını, anayasada tarif edildiği biçimde kullanan temel  organlardan biridir.</p>
<p style="text-align: justify;">4. Yargı organının anayasayı yorumlaması  da, bir organın, kendi sınırını belirleyen kuruluş metnini değiştirmesi  anlamına gelebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">5. Yargı organı, böyle bir metni  yorumlarken değiştirebilir ise, tebanın hak ve imtiyazları konusunda  kendisine konulan müdahale sınırını veya yasama organı ile olan  ilişkilerini de değiştirebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">6. Öyle ise yargı, anayasayı yorumlamak için uygun bir organ değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">7. Çünkü anayasa, devlet organlarının müdahalelerine karşı tebanın hak ve imtiyazlarını güvence altına almak için çıkarılmıştır.</p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong>Haklı olabilirsin. Evet. Bu da bir sorun. Zaten seçilmemiş organların, seçilmiş organlar üzerindeki anayasal denetim yetkilerini aşmaları, seçilmiş organların anayasal yetkilerini aşmalarından daha tehlikelidir. Çünkü seçilmiş organlara karşı halk freni her zaman mevcuttur. Genel seçimler, aynı zamanda bir denetim yoludur. Ama seçilmemiş organların aşırılıkları, eğer halk tarafından denetlenmiyorsa, mesela ilgili ülkenin silahlı kuvvetleri, şeffaf değilse ve kararları, kaynağını hakikaten halktan alan bir yargı denetimi dışında ise, o zaman demokrasi açısından oldukça büyük bir tehlike vardır denebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Şu halde  Politea bir mantık hatasına düşmemek için veyahut bu paradokstan çıkmak  için bir yol bulmalıyız. Mantıksal argümentasyonu sonuna kadar sınamamış  isek sınayalım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Nasıl?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Madem diyelim  82 Anayasası, yasama yetkisi ile yargı yetkisini birbirinden  ayrılmasını öngörmüş ama her ikisinin de kendisine verilen yetkileri,  özellikle anayasayı değiştirerek ya da yorumlayarak gayrimeşru bir  şekilde aşma tehlikesi var, bu çatışmanın nasıl çözüleceği konusunda da  kafa yorman gerekir. Çünkü mesela <em>hayırcı</em> diyor ki yasama organı, yargıyı, özellikle yüksek yargıyı ele geçirerek yetkilerini aşıyor. <em>Evetçi </em>de diyor ki yargı, anayasal denetimin sınırlarını aşarak yetkilerini aşıyor. Bu çatışmada bir hakem yok mu?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong> Denge ve frenlerle değil de çatışmalı ve sancılı biçimde yürütülen kuvvetler ayrılığı sistemlerinde benzer sorunlar sıklıkla görülür. Çeşitli ülkelerde, mesela, özellikle Latinamerikan rejimlerinin çeşitli anayasa krizlerinde farklı farklı kurumsal çatışma  kombinasyonları oluyor. Bazen başkanla yasama organı, yani parlamento birbirine giriyor, Yüksek Mahkeme ikisinden birini tutuyor; yok Yüksek Seçim Kurulu, parlamenterlerin fezlekelerini iptal ediyor, parlamento yüksek seçim kurulunun yetkilerini kısıyor, deyim yerinde ise yasama, yürütme yargı kurumları birbirlerine girebiliyor, bu arada işin içinde hep silahlı kuvvetler de oluyor veya benzer başka organlar, çık krizin içinden çıkabilirsen, oluyor yani!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> İyi de bu tür krizlerden çıkmanın bir yolunu bulmalı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong>Bu tür  krizlerden çıkış, egemenliğin, kaynağına dönüşü ile olur. Ne anayasa  adına anayasayı çiğnemeye namzet yargı uygulamaları ile ne de Anayasa  Mahkemesinin anayasayı çiğnediğini iddia ederek onun kararlarını “yok”  sayabilecek meslislerle veya parlamenter temsilcilerle.<strong> Çünkü  aynı derecede yetkili iki organdan biri diyebilir ki “senin yasan ‘yok  hükmünde!’ ”, diğeri de demeye getirebilir ki “senin de kararın ‘yok  hükmünde!’” Bu sorunu ikisi de çözemez. Egemenliğin asli sahibi çözer. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Nasıl?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong>Halk, sadece  yeni anayasa yapmak için seçilecek kimselerden oluşan bir kurucu meclis  seçmelidir. O kurucu meclis de yeni bir anayasa yapmalı ve sonra  dağılmalıdır. En son da parlamento, kendisini bağlayan o anayasaya tabi  olarak çalışmalı, mahkemeler de kendilerini bağlayan o anayasaya göre  karar vermelidir. Hepsinden üstün millet vardır. Çeşitli anayasa krizlerini aşmanın yolu, egemenlik  meselelerinde, yani kurucu meselelerde kararı millete bırakmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: Haklı olabilirsiniz ama halkın kurucu meclisinin şu aşamada değil, toptan bir değişiklik söz konusu olduğunda gündeme getirilmesi düşünebilir. Yani anayasanın kısmi reformu, her zaman parlamentolar marifeti ile de yapılabilir. 12 Eylül 2010 referandumundan &#8221;evet&#8221; çıkarsa, işte bu gibi tartışmaların yolu o zaman açılabilir.  O zaman tartışılır. Şu tartışılır: Yepyeni ve asli kurucu nitelikteki demokratik anayasayı yapmanın en iyi yolu nedir diye tartışılabilir.<br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Haklısınız Evetçi. Pek çok çağcıl anayasa, kapsamlı anayasal reform yetkisini, yani anayasayı toptan değiştirme işini, halkın bu iş için seçtiği  anayasa koyucu kurucu meclislere bırakmış iken, sıradan parlamentolar her zaman kısmi reform yapabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Yani öncelikle bu meclisin anayasayı kısmi olarak değiştirebilme yetkisini hepimiz kabul ediyoruz değil mi dostlar?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Şüphesiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Eh işte. Ama yine de paketin &#8216;içeriğine bakarak &#8216;hayır&#8221;ı basıyoruz&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Yürürlükteki anayasaya bakacak olursak, evet tabii, parlamento bir kısmi değişiklik paketi yapmış. Neticede o anayasanın kurallarına göre yapılmayacak mı referandum? Sanırım şu aşamada, bu meclisin, yürürlükteki anayasanın öngördüğü biçimde bir anayasa değişikliği yaptığını ve referandumun meşru olduğunu belirtebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><br />
</strong></p>
<h1>İKİNCİ BÖLÜM: Anayasa Değişiklikleri ve Tartışmalar</h1>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Evet isterseniz şimdi gelelim anayasa değişikliklerini daha somut olarak tartışmaya. Politea, istediğiniz zaman müdahale edebilir, araya girebilirsiniz. Bu bölümde madde madde değişikliklere gireceğiz. Metinde, Politea, Evetçi ve Hayırcının konulara yaklaşımları olacak. Ayrıca şurada (<a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/12-eylul-2010-halkoyuna-dogru-evetci-hayirci-ve-boykotcu-ile-onlari-karsilastiran-mantik-sokratik-diyaloglar-ii.html">bağlantı)</a> anayasa değişikliğinin genel gerekçesi ve konu ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararı var. Kararı, ilgili maddelere işledim. Hayırcı, siz başlayın isterseniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Hemen araya girdi demezseniz, usul hakkında bir önerim olacak.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Tabii, buyrun.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Baştan başlayarak madde madde gidelim derim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Olur mu?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Şu halde değişikliklerin ilk maddesinden başlıyorum…Bir dakika! Siz de kimsiniz? Nereden çıktınız?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:  Ben boykotçuyum! Deminden beri buradayım, görmediniz mi?<br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Boykotçu mu?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:  Aynen öyle, boykotçu. Beni de tartışmaya katmalısınız. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Fakat. Hımm.<strong> </strong>Ne dersiniz dostlar, kendisine boykotçu diyen bu kimseyi de aramıza alalım mı?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Demokrasi kültürü gelişmemiş birini neden aramıza alacakmışız? Demokrasi, katılım demektir, siyasal toplumun karar alma sürecine katılmayı reddediyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Katılımı reddetmiyoruz. Sınırlı katılımı reddediyoruz. Ayrıca aramızdan bazıları oy vermeye gitmeyecek belki ama bazıları da gidip geçersiz oy kullanacak.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Benim için farketmez. Belki söyleyecekleri vardır, onu da dinlemeli.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Böyle bir tuhaflık görmedim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Ne dersiniz Politea?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Bu kimse ilgisiz değil, boykot ediyor, o da bir tavır. Bence buyursun konuşsun. Referanduma katılmayabilir veya katılıp geçersiz oy kullanabilir ama bizim görüşmemize katılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Ne konuşacaksa! Boykot ettiğine göre, maddeler üzerinde ne söyleyebilir!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Her durumda çoğunluk, Boykotçuyu da dinlemek ister, Evetçi. Dilerseniz maddelere geçelim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong>Önerim şu benim, dilerseniz önce boykotçunun neden boykot etmek istediğini öğrenelim.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Tamam.<strong> </strong>Ey boykotçu, anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulmasını neden boykot ediyorsun?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: </strong>Ben 12 Eylül Anayasasının değiştirilmesini istiyorum ama tümden değiştirilmesini istiyorum, bu bir. Ayrıca bu pakette demokrasi adına kazanımlar pek sınırlı. Ayrıca ben halkçıyım. Yani durup dururken özgürlükleri genişletmek kisvesi altında yürütme organının güçlendirilmesi hoşuma gitmez. Bu da iki. Yürütme organını, yani mesela cumhurbaşkanını güçlendirmek, denetimsiz ama hızlı karar almak isteyenlerin işine gelir. Kimdir onlar? Bırakınız &#8221;yanlış&#8221; yapsınlar, bırakınız geçsinlercilerdir, bu da üç. Ama hayır da diyemem. 12 Eylül Anayasası, bir darbe anayasasıdır. Ona her ne surette olursa olsun, onay veremem. Hayır diyemem. Sonra evet, vesayet rejimi diye bir şey var. Ben bunun kalkmasını isterim. İsterim ama bunun yürütme organı lehine değil, halk lehine kalkmasını isterim. Bugün seçim barajları var, üstüne üstlük meclis  çoğunlukları parti liderlerinin ya da merkezi yönetimlerinin sultası altında.  Bu hal ortadan kalkmadan yürütme organını güçlendirecek değişiklikler yapmak kabul edilemez ki bu değişiklikler, zaten demokratikleşme makyajı altında güçlü ama denetimsiz idare kervanını devam ettirmek için yapıldı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> İyi de boykotçu, cumhurbaşkanını halk seçecek. Yani halkın seçtiği bir cumhurbaşkanının bazı mercilere üye ataması yolundaki yetkilerini arttırmakta ne sakınca olabilir?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: </strong>Meclisle cumhurbaşkanı aynı partidense ve yargı erki üzerinde de çok etkililerse artık denetimsiz at oynatabilirler diyorum.<strong> </strong>Ben  kurucu meselelerle ilgili olarak parlamentarizm değil  (ki burada parlamentarizm bile lüks sayılıyor artık, iş düpedüz ministerializme evriliyor) anayasacılık taraftarıyım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Bu anayasa değişikliği ile ilgili olarak kastettiğiniz kurucu meseleler ne?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Temsilci, temsil ilişkilerini değiştiriyor, yani diğer organlarla ilişkilerine dokunuyor. Bu, asilin yapacağı bir iştir, vekilin değil. Yani anayasayı halk yapmalı, halkın bu iş için seçtiği kurucu meclisler yapmalı. Bunlar gelecek seçimlerde yeniden seçilme kaygısı olmadan anayasa yapmalı. Öte yandan hayırda da hayır yok gibi. Olası bir hayır da, ülkede çok uzun bir süre yeni anayasa yapılması girişimlerini engelleyebilir. Ama yine de yeni anayasa yapılması yolundaki talepleri öldüremez. Yani evetçi şunu istiyor: ‘biz acil olan bazı sıkıntıları dindirdiğimiz izlenimi verelim, yani tam çözüm getirmeyelim, sadece kendimiz için önemli olan acil meselelere eğilelim. Hayırcı diyor ki, rahatsızlık yoktur, metin sağlamdır. Ben de diyorum ki hem acil sıkıntıları dindirelim, hem de sorunun tam çözümüne girişelim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Metin sağlamdır demedik doğrusu. Biz de sizin gibi anayasa tümden değişsin diyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Nereden çıkardınız izlenim vermek istendiğini. Ben evet diyorsam bu anayasaya çözüm yolunda önemli bir adım atmak için diyorum. Ya hep ya hiç diyecek değiliz. <strong>1982 Anayasasını halk mı yaptı ki tümüyle halk değiştirsin diye tutturalım. Şu anda elden gelen, hiç olmazsa halkın temsilcilerinin yaptığı kısmi bir anayasal reform.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu</strong>: Sizin yönteminiz sıkıntıları gidermiyor. Sıkıntı istiyorsanız bir tanesini söyleyeyim: Seçim barajı. Demokratikleşmeye buradan başlayın. Bir tane daha söyleyeyim, Kürt halkının durumu. Ülkede süren kirli savaşın nasıl durdurulacağı. Nasıl barışa erileceği.  Demokratikleşmeye buradan da başlayabilirsiniz. Daha çok sayabilirim. Ayrıca sonradan doğru dürüst bir anayasa yapılacağını nereden bileceğim ben? Bu paket geçerse ikinci adım olarak akılda nelerin olduğunu biliyor musunuz? Yok bilmiyorsunuz. İşe, kendinizi güçlendirmekle başladınız. Nereye karşı güçlendirmekle başladınız? Yüksek yargıya. Niye? Vesayetçi. Anladık vesayetçi, hem de çok ama sizin potansiyel politikanızı gerçekleştirmek üzere yapacağınız yasaların içeriklerinin hukuksal olarak denetimsiz olması daha mı iyi? Bu yılın geçen Mart ayında, referandum yasasını değiştirerek halkın düşünme süresini 120 günden 60 güne indirmiştiniz, hatırlarsınız. Yani siz o yasayı yapmasaydınız, bugün halkoylaması için düşünme süremiz daha fazla olacaktı. Bu mu demokrasi? Halka paketi inceleme zamanı dahi vermediniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Siz, siz deyip durmayın. Bu anayasa değişikliklerini ben hazırlamadım. Bir yurttaşım sadece ve onların içeriklerini uygun buluyorum. Ayrıca karıştırıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Neyi karıştırıyormuşum?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Referandum süresi 60 gün olacaktı ama biliyorsunuz Yüksek Seçim Kurulu, bence hukuka aykırı bir kararla 120 gün olacak dedi zaten. Referandumu seçim yasası olarak kabul edip bu değişiklikliklerin bu referanduma uygulanmasını engelledi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: </strong>İyi yapmış! Size kalsa durumu beş on günde istediğiniz sonuca ulaştırmak için elinizden ne gelirse yapardınız!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Siz, siz derken, desteklediğiniz tavrı anlatmaya çalışıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>&#8221;İdeali bulamazsam eğer, o zaman daha azına razı olurum&#8221; anlayışında bir erdem görmüyor musunuz? Yani yetmez belki ama &#8221;evet&#8221; anlayışında?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Görmüyorum. Burada ekmek ya da kömür dağıtmıyorsunuz. Bir anayasa yapıyorsunuz. Gereken zamanı ve emeği verirseniz, ideal olmasa da toplumun geniş kesimlerini temsil eden çoğunlukları uzlaştırabilecek modeller bulabilirdiniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Allah aşkına &#8216;&#8217;siz siz&#8221; deyip durmayın. Ben oy verecek bir yurttaşım. Bu politikanın ya da anayasa değişikliğinin mimarı ben değilim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Neyse işte. Bir kere şunu da aklınıza sokun. Bu boyuttaki kısmi anayasa değişikliği çabalarının yarattığı fırtına öyle ya da böyle dindiğinde yeni bir fırtına koparmak istemeyebilirler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Şimdi de onlar demeye başladınız.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Tanrı aşkına siz diyemiyorum, onlar diyemiyorum, ne diyeceğim ben?! Bu değişikliklerin öznesi kimse onlardan bahsetmek istiyorum o kadar!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Hayır yanlış anlattım kendimi, sadece espri yapmak istemiştim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Fırtına dindiğinde yeni anayasa tartışmaları diner mi? Siz diner diyorsunuz, ben tam aksine daha da canlanır ve daha da kapsamlı bir ek reform yapılabilir diyorum. Bir kapı açılır diyorum ve açılan o kapıdan içeri girildiğinde pek çok demokratik olasılık bizi karşılar&#8230; Tam aksine olası bir &#8221;hayır&#8221; kapatır tüm kapıları. Gezetelerdeki manşetleri hayal bile etmek istemiyorum: &#8221;Halk 12 Eylül Anayasasına Sahip Çıktı&#8221;! Bunu mu istiyorsunuz?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: </strong>12 Eylül Anayasasını tamir etmekle yetinilmek isteniyor. Oysa bu tür baştan kara işler tamir edilemez.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Ne alakası var! Bir reform, sonra bir reform daha ve en sonunda toptan ve tam demokratik bir anayasa yapılabilir.  Kapıyı açmak zorundayız. O demokratik kapı ancak böyle açılabilir&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Toplumda bu yolda bir irade var iken ve tartışmalar zaten yapılıyorken daha kapsamlı bir reformla yeni demokratik anayasa yapılabilirdi. Şimdi bir dizi küçük fırtınalarla yeni yeni reformcuklar yapılabilir belki. Ama nereye kadar? Bu gücü koruyamayabilirler. Bu reform anayasalaşır ve 12 Eylül Anayasası, bir,  tırnak içinde demokratik yama daha alır, o kadarla kalır iş.  Sonra ver elini nükleer santral, ver elini al gülüm ver gülüm…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Tövbe estafirullah! Halkın seçtiği çoğunluklar, nükleer santral yapılmasına karar vermişse buna ne itirazımız olabilir?! Siz mi karar vereceksiniz memlekete hangi yatırım yapılacak diye , yoksa seçilmiş temsilcilerimiz mi? Öncelikle memleketi kimin idare edeceğinde anlaşalım. Seçtiklerimiz mi idare edecek yoksa seçmediklerimiz mi?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: </strong>Olabilir ama her idari işlem yargı denetimine tabidir biliyorsunuz, örnek olarak ele aldığımız mesele gibi meselelerde işin içine bir takım hakların korunması, hukuk filan da girer. Ama bakın ne yapıyorlar bu değişiklikle, hukukun, yürütmenin uzun eli olmasını sağlamayı amaçlıyorlar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Yargı da yerindelik denetimi yapamaz ama; idareyi kıpırdatmamazlık edemez.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Bak şu kıpırdayamayana. Look who can&#8217;t move! Bir de kıpırdasa yer yerinden, eksen ekseninden oynayacak!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Sizin derdiniz ne biliyor musunuz? Sizler, seçilmeden yönetmek, daha doğru bir ifadeyle el altından yönetmek, bel altından vurmak istiyorsunuz! İleri demokrasiler, ileri demokrasiler deyip duruyorsunuz, Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde daha birkaç ay önce, başkan, kendi siyasetini, açık açık bile değil sadece belli belirsiz imalarla bir dergide yayınlanan ropörtajında eleştiren bir yüksek rütbeli askeri pat diye görevden aldı. Komutan Afganistan&#8217;daki savaşta Amerikan yönetiminin kendince eleştirilecek yönlerine atıf yapmıştı. Başkan Obama, bu askerin uluorta hükümeti eleştirmesine o kadar sinirlendi ki istifasını istedi. Adam da paşa paşa istifa etti. O sizin ileri demokrat dediğiniz ülkelerde seçilmiş yönetim, atanmışları yönetir, adı üstünde. Atanmışların, seçilmişlerin idaresine saygı duyması lazım. Burada maşallah, ülkenin çeşitli kurumlarının atanmış başları, hele hele silahlı kuvvetler parlamentoya ve hükümete ne çamurlar atıyor veya başına buyruk olmaya çalışıyor. Şunu öğrenin artık, alışın şuna, eskiden milli güvenlik derslerimizde yaptığımız gibi &#8221;hoca&#8221; geldiğinde, sınıf başkanının &#8221;dikkaaaat&#8221; nidası ile ayağa fırlayıp hazırola geçme dönemlerini aştık, aşmalıyız. Artık dünyalı olmak istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Hayırcı belki de &#8221;Evren&#8221;li kalmayı istiyordur Sayın Evetçi!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Ha, haa, Evet, doğru galiba!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> İyice saçmaladınız. &#8221;Evren&#8221;li kalmak isteyenlerin belirli bir ideolojisi varmış gibi konuşuyorsunuz. Vesayet rejimi, vesayet rejimi diye tutturmuşsunuz. Oysa, diyelim bir askeri vesayeti veya derin işleri savunan ve uygulayan bir kesim varsa bu memlekette, belirli bir siyasal partinin kadrolarından çıkıyor değil o kesim. Her partiyi yatay olarak kesiyor, her partinin içine girmeye çalışıyor ve en başta sağ partilerde çörekleniyor, bu gerçeği unutmayalım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Lütfen  bol göndermeli siyasal tartışmalardan ziyade anayasa değişiklikliklerine odaklanalım. Anayasa tartışmalarına dönelim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: İzin verirseniz Akademia, Boykotçu&#8217;ya bir sorum olacaktı. Boykotçu, size göre anayasa değişikliklerinin içeriği, onu yapanların kim olduğundan daha önemli değil, öyle mi</strong>?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Aptal değilseniz sevgili bayan Politea ki siz koskoca anayasasınız, hangi halklarca, hangi içeriklerle nasıl çağlardan çağa süzüldüğünüzü bilirsiniz, içinize işlenen dokuyu ören elin önemini bilirsiniz, o zaman şunu da bilirsiniz ki anayasanın içeriği, onu yapanın o içerikten beklentilerine  ve o içeriği nasıl işlettiğine göre değişir. O kadar temel hak yazılı şu 82 Anayasasında ama memleketin temel haklar meselesi çözüldü mü? Hayır! Çünkü 82 Anayasasını yapanlar, öyle bir metin oluşturmuşlar ki  merkeze koyduklarının dışından gelenlere,  &#8216;çevre&#8217;den, periferiden gelenlere imkan vermek istememişler. &#8221;Anayasayı yapan kimdir&#8221; sorusu çok önemlidir. Anayasayı halk ve halkın gerçek temsilcileri yapmışsa amenna. Ama burada durum öyle değil. Burada anayasa değişikliklerinin amacı, içeriği tartışmalı bir dizi neoliberal ve denetimsiz politikaya hukuksal geçit vermek.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Öyle ise hayır deyin canım siz de.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Bunu yapamam. Bu da 12 Eylül’ün ruhunu kabul ettiğim anlamına gelir. Bu, örneğin yüksek yargının ya da ordunun da politikaya karıştığını, dedim ya dünyanın merkezi olarak kabul ettikleri ideolojiden başkasına hayat hakkı vermediklerini görmezden gelmek demektir. Oysa yargı, tarafsız olmalı, gerçi aramızda yargının tarafsızlığının bir mitos olduğunu ve tarafsızlık vb. kavramların burjuva ideolojisinin araçları olduğunu savunanlar var ya neyse, hiç olmazsa yargı, kimseye gebe olmamalı; askerin de politikayla işi olmamalı. Siz ise bunu kabul etmiyorsunuz. Kimlerle beraber dansettiğim de önemlidir. Bu çok unsurlu bir süreç, kirlenmeden, sonunda pişman olmadan işin içinden çıkmak istiyorum. Çünkü önüme konan tercih, gerçek anlamda bir tercih olmayacak. Bana bir oyun oyna deniyor. Oyun, benim oyunu değil ki niye oynayayım? Sofranızda niye meze olayım?! Sizinle de aynı oyu veremem. Demokrasiye saygınız yok sizin.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Aman sizin çok var. Baksanıza oy bile kullanmıyorsunuz!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Hem askerin siyasetle işi olmamalı deyip hem de referandumu boykot etmeyi anlamıyorum. Anayasa değişikliklerinde en üst düzey ordu mensuplarının suç işlemişlerse nerede yargılanacağını gösteren maddeler var artık. Yüksek Askeri Şura kararları yargı denetimine açılıyor. Ayrıca 12 Eylül cuntacılarının tasarruflarına karşı yargı yoluna gitme konusu hiç olmazsa tartışılabilir hale geliyor. Düşünün 12 Eylül Anayasası öyle bir anayasa ki, üst düzey askerlerin suç işleyeceğini bile kabul edememiş, onların nerede yargılanacağını göstermemiş.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Ne demek göstermemiş? Göstermemişse göstermemiş&#8230; Şimdi ne olmuş? Tutulmuş <strong>Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar</strong>, denilip Anayasa Mahkemesi&#8217;ne havale edilmiş, Anayasa Mahkemesi de nasılsa iktidara havale edilecek. Sistem kapalı devresi oluşturulmuş&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Evetçinin katıldığı anlayış, kendisinin üstüne vazife olmaması gereken, kendine düşmeyen bir iş yapıyor, temsil ve temsilin denetimi zeminiyle oynuyor; Hayırcının anlayışı ise statükoyu sürdürmek, asker sivil bürokratik vesayetçi bir idare anlayışı. İkisine de red!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Sıkıldım ama artık, paketin maddelerine geçelim. Belli ki Boykotçunun hem benimle hem de Hayırcı ile çözemediği meseleleri var.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Evet. Halkın ve halkların hem Evetçi ile hem de Hayırcı ile çözemediği meseleleri var. Halk, kurucu meselelerde söz sahibi olmak ister. Olmak istemeyi ister. Ama fırsat vermezsiniz. İkiniz de onun adına en yetkili sayarsınız kendinizi. Vekil, asilmiş gibi davranıp vekalet zeminini değiştiremez. Aynı şekilde bir parlamento, diğer erklerle ilişkilerinin düzenlenmesini halkın doğrudan seçeceği kurucu meclislere bırakmalıdır. Bugün dünyada pek çok anayasal sistemde parlamentonun seçim kanununu yapması bile doğru sayılmıyor. Halk, sırf o iş için kurucu meclisler seçiyor.  Soğuk savaşın sonunda, doğru yolu bulduğuna inandığım bazı Latin Amerikalı halklar yaptılar bu işi&#8230;  200 yıl önce Birleşik Amerikalılar da yapmışlardı&#8230; Önce karar vereceksiniz. Sınırsız parlamenter egemenlik mi? Yani İngiliz Westminster ‘ı mı? Halk egemenliği mi? İkincisini seçenler, parlamentoların anayasa yapmasına, hele hele kendi temsil zeminlerini, temsil yetkilerini ve devletin yasama, yürütme, yargı kuvvetleri arasındaki ilişkileri değiştirmesine sıcak bakmaz. Düşünün, sizce bir yasama organı tutup seçimleri dört yılda bir düzenlemek yerine on yılda bir düzenlemeye karar verebilir mi? Bence hayır. Bu, halkın bu düzenleme işi için seçeceği kurucu meclislerin, anayasa koyucu meclislerin işi olmalı. Sıradan parlamentoların değil.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> İyi de o zaman yaşayan anayasa gereği, yani toplumdaki değişim ve dönüşüme kulak verme işi olağanüstü bir hal almaz mı? Kurucu meclis tantanalı bir iştir, halk seçer kurulur, anladık tamam ama böyle meclislerin  içinden ne çıkacağı belli mi olur?!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Siz sanıyorsunuz ki kurucu meclis olağanüstü bir hal. Hiç de değil! O yüzden örneğin ABD eyalet anayasalarının pek çoğunda her on ya da onbeş yılda bir halka çok önemli bir soru sorulması öngörülmüştür, &#8221;yeni bir anayasa yapmak istiyor musunuz&#8221; sorusudur bu. Halk evet derse, bu iş için özel meclisler seçerler. Nüfus artışlarını seçim çevrelerine yansıtma işinde bile uygulanır bu. Çünkü bilinir ki bir parlamento çoğunluğu bu işi yaparsa, kendisini yeniden seçtirme imkanını sağlamayı gözönünde tutarak yapar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Ben ortada bir kurucu meclis hareketi görmüyorum. Demek ki halk cumhuriyetin kurumlarına güveniyor!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Ben de ortada bir kurucu meclis hareketi görmüyorum. Demek ki halk, seçilmiş temsilcilerine güveniyor!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Politea açıkladı. Kapsamlı ve yepyeni bir anayasa  bakımından haklı olsanız da, sistemin özünü değiştirmeyen bir kısmi  anayasal değişiklikte parlamentolar da yetkili dedik.</p>
<p><strong>Hayırcı: </strong>Tamam işte. Bence burada sistemin özünün değiştirilmesi tehlikesi mevcut.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Sorun nerede biliyor musunuz?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Nerede Politea?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> <strong>Sorun söz konusu ülkede liberal parlamenter demokrasinin bile, hatta pek biçimsel, seçim demokrasisinin bile henüz tam anlamıyla işlerliğe konulamamış olmasında. Sistem dışından müdahaleler var. Bunların adına vesayet kurumları deniyor.  Öyle olunca, halkın demokratik bilgilenme, katılım ve temsil sorunlarının sorunsallaştırılması aşamasına gelinememiş. Sanırım Boykotçu, önce bunların sorunsallaştırılmasını istiyor. Ama Evetçi de istiyor ki halkı vasilerinden sakınalım, önce doğru dürüst bir parlamenter egemenlik kuralım&#8230;Oysa Boykotçu diyor ki <em>önce halkı hepsinden birden, hem vasilerinden hem temsilcilerinden doğru dürüst sakınalım</em>. Çünkü eğer anayasa değişikliklerini anayasalaştırmak isteyenlerin hareket alanını denetimsiz açarsak bunun halkın yararına olup olmayacağı şüpheli olabilir diyor.</strong> Bir nevi, “oğlan kızı kötü adamdan kurtarır, ya sonra?” meselesi!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: </strong>Burada affediniz Politea, itiraz etmek zorundayım. Parlamentarizm değil ministerializm, yürütmecilik, partizan egemenliği kuralım diyorlar!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong>Görüşünüzü not ettim&#8230; Fakat aslında mesele şu: <em>Halkı temsilcilerinden sakınma işine gelmeden önce halkı vasilerinden sakınma işini halledelim</em> diyor Evetçi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> O, iyi niyetli, olacakların farkında olmayan Evetçinin yaklaşımı. Bir de kötü niyetli Evetçi var. Asıl Evetçi bu ikincisi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Memleket için iyisini istediğine inanan, büyük ve kuvvetli bir memleket hayal eden ve buna muvaffak olabilecek bir kesimin, kendi idaresini güçlü kılmak istemesinden daha doğal ne olabilir? Bu bir kötü niyet olabilir mi?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Sorun şu ki kendinizi devin boy aynasında görmeniz hoşumuza gitmiyor! Ayrıca durum, &#8221;memleket&#8221; veya &#8221;millet&#8221; kavramından ne anladığınıza göre değişir. &#8221;Çek defterlerinizse&#8221; mesela memleket, tamam&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Ne biçim konuşuyorsunuz? Bizim için millet bir yapma hakikat değildir. Uyduruk bir şey değildir. Organik bir şeydir. Kapsayıcıdır, kavrayıcıdır, asli değerlerimizle, bin yıllık tarihimizle uyumlu bir büyüklüktür!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Yeni Osmanlıcılıktır!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: </strong>Sömürgeci taşeronluğudur!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Sizler, özellikle siz Hayırcı. Soğuk savaşın bittiğini kabul etmek istemiyorsunuz. Asıl taşeron sizdiniz. Soğuk savaşta derin derin işlerle kime hizmet ettiğinizi biliyoruz. Dünya değişiyor, Türkiye de, artık merkezde siz oturmuyorsunuz. Merkezi, çevreden gelen çok renklilikle paylaşmak zorundasınız. İnançları olanlarla, azınlıklarla, halkla paylaşmak zorundasınız. İnsanların &#8221;öteki&#8221; olma haklarını teslim etmek zorundasınız.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Şimdi Evetçinin &#8221;İyi&#8221;-Tarafı konuştu işte!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Bakınız böyle tepeden sözlerle karşılıklı suçlamalarda bulunmanın tartışmamıza bir fayda sağlamayacağı kanısındayım dostlar! Tartıştığımız, bir esas teşkilat ve haklar belgesi olarak anayasa. Anayasal konulara, hamasi  siyasetten daha çok ağırlık vermeliyiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> İyi de Akademia, sizin kadar soyutlayamayız biz. Bir anayasa belirli bir esas teşkilatı empoze etmek için yapılır, o esas teşkilatın arkasında yatan temel  siyasal espriyi görmezden gelemeyiz. Her metin metinlerarasıdır. Önüme anayasa değişikliklerini koyup herşeyden soyutlayarak okusam belki de hayran olurum ona ama oy öyle verilmez. Oyumuzu bilinçli vereceksek, metnin altını üstüne getirmeyi başarabilmeliyiz. Evetçi ise metne bakıyor, başka şey yokmuş gibi  &#8221;oh ne güzel, bu metin şimdikinden güzel&#8221; diyor basıyor Eveti. İşler o kadar basit değil.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Oylamaya katılmayacak biri olarak çok konuştunuz bence.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Bence de sence.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Boykotçu, ilk kısımda aramızda olmadığı için onu biraz daha fazla dinlemek istedik galiba!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Ne dersiniz Politea, işler o kadar basit mi, değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Evetçi, önce doğru dürüst bir biçimsel demokrasi kuralım da gerisi kusur kalsın diyor gibi görünüyor&#8230; Sanki bu ülkede demokrasi ile anayasacılık ilişkisinin sorunsallaştırılması, 1921 ve 1924 Anayasaları döneminden sonra derin dondurucuya kaldırılmış, o dönemde kurulan cumhuriyet rejimini daha da demokratikleştirme yolunda bir arpa boyu ileri gidilmemiş belki de. Ara rejimler, demokratik sağduyuyu öldürmüş. Evetçi, bu değişikliklerle amaçlananın demokratik sağduyuyu esas kılmak olduğuna inanmış görünüyor. Anayasacılık bunun gerisinde kalsın, diyor. Çünkü burada anayasacılık, halkı temsilcilerinin aşırılıklarından sakınmak yolunda kullanılmamış, halkı vesayet altına, hacir altına almak için kullanılmış. Askeri müdahaleler, parlamentoları etkisiz hale getirmiş. Şimdi parlamento, &#8221;güç bende artık&#8221; demek istiyor, demek istiyor ama işte anayasacılığa özgü temel sorunlar baki kalıyor çünkü demokrasi ile anayasacılık arasındaki ilişki genellikle dostça değildir. Çağcıl anayasalar, parlamentoların üstünde etkili olmak, onları sınırlamak için çıkarılmışlardır. Vekili kontrol eden asalet araçlarıdır. Ama bu ülkede bu mülahazaya yer olmamış çünkü ara rejimler demokrasi prensibi ile anayasacılık arasında sağlıklı bir denge kurulmasını engellemiş. Şimdi parlamento kendince &#8221;reşit olmak istiyorum&#8217; artık ben&#8221;&#8217;diyor. &#8221;Yeter söz milletin&#8221; diyor ve milletten parlamentoyu anlıyor. Velayet, vesayet, hacir altından kurtulmak. Ama bunun bir bedeli olacaktır, bu bedel de eğer bu değişiklikler anayasalaşırsa, abartılı parlamenter egemenlik altında bunalmak ve dolayısıyla -iktidardaki merkez parti de parlamentoya egemen olacağı için- yürütme egemenliği altında bunalmak olabilir. Çünkü parti içi demokrasi zayıf, partilerin temsil gücü seçim barajı ve  bir dizi toplumsal, ekonomik ve kültürel nedenlerden ötürü kırılgan.. Bir de parlamento, parlamento deyince ben, Boykotçu, kanımca haklı olarak itiraz etti. Neden? Çünkü tartıştığımız sistemde aslında güçlü bir parlamenter denetim olduğu pek de iddia edilemez. Seçim barajları ve parti içi demokrasinin pek de geçerli olmaması yüzünden lider ve periferisinin, parlamento üzerinde güçlü hakimiyeti var.  Ama parlamentonun yürütme üzerinde denetimi yok denecek kadar az, hatta pratik anlamda hiç yok gibi&#8230; Yürütme parlamento üzerinde partiler yoluyla büyük ölçüde etkili. Güçlü parlamento veya güçlü yürütme isteyenler, demokrasi istiyorlar gibi görünüyorlar. Gerçekten de istiyor olabilirler&#8230; Ya da istedikleri, demokrasinin sınırlı bir veçhesi olabilir. Oysa demokrasinin başka yüzleri de var&#8230;  Halkın kurucu anayasal demokratikliği alternatifi de var. Tartışalım. Diyeceğim o ki  ara rejimler, demokratik anayasal sağduyuyu ve  anayasal girişim yeteneğini öldürmüş ve anayasacılığın gerçek anlamını çarpıtmış, hatta felç etmiş.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> O kadar da değil. Mesela 1961 Anayasası pekala iyi bir anayasa idi. Portekiz’in Karanfil Devrimi gibi bir şeydi. Anayasa dediğin öyle olur işte!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Yok öyle bir şey. Karanfil Devrimi, sadece şu veya bu ordunun yaptığı bir devrim değildi. Tüm Avrupa’da ve Portekiz halkında yükselen sesin, ordu tarafından dinlenilmesi idi hiç olmazsa. O dönemde Portekiz’in Afrika’da sürdürdüğü kirli emperyalist savaşı sona erdirdirmişir. 1961’de işin içinde halk mı vardı, asker-cuntacılar, bürokrasi, aydınlar, aydıncıklar, üniversite öğrencileri, pek sınırlı bir kesim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Konumuz geçmiş anayasalar değil. Geçmiş anayasalarla başlarsak işe, aylarca çıkamayız işin içinden.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Aslına bakılırsa, ülkenizde çeşitli ihtilalleri halkın yaptığı söylenemeyeceği gibi bu ihtilaller sonrası kurulan &#8221;demokratik&#8221; düzenlerde de ortaya çıkmamış pek halk. Parti sisteminden seçilerek meclise gelenlerin profiline baktığınızda, ortada &#8221;halkın&#8221; temsilinin pek de sağlam bir şekilde ayakta olmadığını görüyorsunuz. Halk; nüfusa özgü profil açısından işçi ise, köylü ise, çalışan ise, mavi veya beyaz yakalılar ise; bu halkın yarısı kadın ise, büyük bir çoğunluğu genç ise, nerede bunlar? Parlamentoda olmadıkları kesin&#8230; Bu yıl TBMM&#8217;niz  &#8216;Üstün Hizmet ve Onur Ödülleri&#8221; dağıtmış.  Baktım, ödülü alanların büyük bir çoğunluğu işadamı veya işkadını veya eşraf vs. Aralarında pek az çalışan var.  Yanlış anlaşılmayayım. Ülkenizde çalışkan işadamları çok tabii ama hiç mi çalışkan, üstün hizmet gören işçi yok?! Ya da bu kadar az mı? İşadamlığı istisna, işçilik kural olduğuna göre, nüfus bakımından, normalde daha çok işçi olmalıydı üstün hizmet madalyası alan,  değil mi? Öte yandan diliniz bile açığa veriyor bu sorunu. İşadamı? İşkadını? İşçi? Bu terimlerde işçi aleyhine bir tuhaflık olduğunu seziyorum. Neyse&#8230; Konumuz bu değil, değil mi Akademia?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Yoo, söylediklerinizin konu ile ilgili olduğunu düşünüyorum. &#8221;Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir&#8221; deyip de milletin temsilini sorunsallaştırmamak yanlış olur doğrusu. Yine de anayasa değişikliklerine dönecek olursak, bu konuda Hayırcıyı veya Boykotçuyu en çok rahatsız eden durumu ve bu durumu geçerli kıldığına inandıkları savları bilmek isterdim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Kanımca en ciddi ve güçlü savım şu:  Bana, değişiklikleri ayrı ayrı oylatma imkanını vermeyen bir tavrın anayasasını desteklemem. Neyim ben? Aptal mı? Demokrasinin en temel kuralı olan bağımsız irade ile oy verme imkanım kalkıyor, iradem fesada uğratılıyor. Burada birbirinden bağımsız bir dizi değişiklik var. Hangisini isteyip hangisini istemediğime karar verebilme imkanı neden sağlanmadı?! Sapı samandan, çöpü ayrandan ayıramayacak değilim. Neyi istediğime, neyi istemediğime, hangi değişikliği isteyip istemediğime ben karar verebilmeliydim. Dünyadaki pek çok halk, soğuk savaşın sona ermesiyle doğan boşlukları ülkeleri için yeni ve daha hakça arayışlara evirebildiler. Bizler bunu bir türlü başaramıyoruz. Çünkü bulunduğumuz coğrafya soğuk savaşın, bu kere başka kisvelere büründüğü, medeniyetler çatışmasının sınır boylarındaki bir yer. Doğal kaynaklar, enerji, yasal ya da yasadışı ticari taşımacılık koridoru vs. İzin vermiyorlar, kıpırdatmıyorlar!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Politea, dünyada nasıl yürüyor bu işler? Yani Boykotçunun değindiği şu ayrı ayrı veya topluca oylama meselesinde&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea</strong>: Çağcıl demokrasilerde, halkoyları, daha doğru bir ifade ile plebisiter halkoylaması, bu şekilde yapılamaz genelde. Konu birliği esası vardır. Bir konuya evet mi hayır mı şeklinde bir oy, bir diğer konuya evet mi hayır mı şeklinde bir oy verilir ve her bir konu ardarda evet mi hayır mı diye tek tek oylanır. Karışık bir paketi &#8221;evet mi yoksa hayır mı&#8221; diye sunmanın, seçmenin iradesini fesada uğratma demek olduğu ABD’sinden Latin Amerika’sına oradan Avrupa’sına kadar kabul edilmiş. Düşük yoğunluklu demokrasiler farklıdır tabii. Düşük yoğunluklu demokrasilerde durum işte burada olduğu gibidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Bir mesele daha var. Referandumlarda, seçmenin, içerikler hakkında bilgilendirilmesi esastır. Değişikliklerin ayrı basılmış kopyalarının seçmene dağıtılması ya da belirli merkezlerde hazır bulundurulması gerekir. Kırgızistan’da mesela, 27 Haziran 2010 tarihinde yapılan halkoylamasından önce, değişiklik metninin tam 1,5 milyon kopyasının halka dağıtıldığı belirtiliyor. Burada internete bir belge konulunca veya gazetede “değişiklikler neler” diye bir haber yapılınca bilgilendirme işi bitti sanılıyor. Internet okuryazarlığının düzeyi belli, herkes internet kullanmıyor, asıl olan, metnin, tüm seçmenlerin okumasına fırsat verecek şekilde belirli merkezlerde bulundurulması ya da seçmenlere dağıtılması.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Ben dağıtılacak diye biliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Aslında halkoylamaları, demokratik katılımcı sayısını arttırırken katılım  ve tercih kalitesini azaltan bir şeydir. Yani katılanların, konuları madde madde görüşmemesi, görüşemese de en azından madde madde oylayamaması bir eksikliktir.  Öte yandan halkoylamasının sorunları bununla sınırlı değil, madde madde oylamayı kabul etseniz bile, oylamanın madde bazında ardışık sonuçlu olarak mı yani bir maddeye dair sonucu bilerek ardından ikinci maddenin ve sırasıyla mı oylandığı yoksa her maddeyi herkesin bir anda mı oyladığı da önemli.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Evet, referandum usulü de tek değil ki. Referandumun nasıl yapılması gerektiği konuları hiç tartışılmıyor burada.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Boykotçunun dediği gibi bu yılın geçen Mart ayında mesela, Referandum Kanununda değişiklik yapıldı ve referandumda düşünme süresi 120 günden 60 güne indirildi. Ama hükümet buna &#8216;&#8217;seçmen kütüklerinin oluşturulması süresi &#8216; diye bakmış. Yani bazı sürelerin anlamına ilişkin perspektif bile değişiyor.  Bu konunun ülkede pek tartışıldığını sanmıyorum. Oysa çok önemli bir değişiklikti.  Gerçi Yüksek Seçim Kurulu sonradan 60 gün kuralını değil 120 gün kuralını uyguladı. Tartışmalı bir karardır, belki hukuka aykırıdır çünkü referandum bir seçim sayılmaz ama yine de netice itibarıyla adil bir sonuç doğurdu. Buna rağmen yaz ortasında 120 gün. Kim ne düşünecek, ne toplanıp tartışacak?! Bunlar, seçmenin aydınlatılmasının önünü alan pratikler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Öte yandan Anayasa Mahkemesi henüz gerekçeli kararını da açıklamadı. Referandumun, bu kararın açıklanmasından itibaren 120 gün içinde yapılması gerektiğine dair görüşler var.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Mesele karışık görünüyor. Mahkeme bir an önce kararını açıklasa da durum açıklığa kavuşsa.</p>
<p style="text-align: justify;">{<em>Akademia&#8217;dan 31 Temmuz 2010 tarihli Post Script: Anayasa Mahkemesi&#8217;nin Gerekçeli kararı Resmi Gazete&#8217;de yayımlanmıştır.</em> Gerekçeyi, iuraya eklemiştik (<a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/12-eylul-2010-halkoyuna-dogru-evetci-hayirci-ve-boykotcu-ile-onlari-karsilastiran-mantik-sokratik-diyaloglar-ii.html">Bağlantı</a>)}</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong>Düşünüyorum da&#8230; daha referandum seçim mi değil mi 60 mı 120 mi, şu mu bu mu gibi temel uygulama sorunları bile açıklığa kavuşmamış&#8230; Hukuk, normatif bir düzlemde değil de bir common law düzleminde işliyor gibi sanki&#8230; Yani bir normun uygulanması söz konusu olduğunda uygulamacılar kamplara ayrılıyor ve çatışmadan çıkan sonuç yeni bir teamülün doğuşuna benzer şekilde normu değiştiriyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Kamu hukuku meselelerinde uygulanacak hukuk açısından bir common law eğilimi mi başladı diyorsunuz?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Bilemiyorum. Ayrı bir düzlemde tartışırız. Ama şunu biliyorum: Doğru dürüst bir normatif çerçeve ve yapı ile gerçekleştirilmezlerse, referandumların, otoriter liderlerin emme basma tulumbası olacağına dair görüşler de vardır.  Referandum Kanunu da pek tartışma konusu olmuyor nedense.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Neden olsun ki? Bizim II. Özal&#8217;cılarımızın yasa yapma ve norm koyma teknikleri muhteşemdir! Önce bir dizi yasa değişikliği yaparlar, bu değişikliği yapan kanunun adına da &#8221;Bazı Kanunların Değiştirilmesine Dair Kanun&#8221; adı takarlar. Sonra içinde bir aşure pişirirler. Bir değişiklik yapılır ama örneğin birkaç ay sonra yutacağımız asıl lokmanın ön adımı olarak yapılır bu değişiklik. Biz hemen anlamayız belirli bir değişikliği niye yaptılar diye çünkü yiyeceğimiz kazık arkasından gelecektir. Bir de norm koymada takımadacılıkları vardır bunların.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> &#8221;Bunlar&#8221;mış! Ne takımadacılığıymış bu?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Mesela belirli bir sonuca ulaşmak bir normla olmaz değil mi? Olmaz. Bir dizi normlar konstellasyonu ile olur. Konu ile alakasız görünen periferik bir normda, o anda bize çok da fena görünmeyen bir değişiklik yaparlar. Sonra bir başka periferik normda, sonra bir başkasında. Öyle öyle, ana kanunun, asıl felsefesinin çevresini sararlar. Takımadacılık taktım ben bunun adını. Orman Kanunu böyle delinir, Çevre Kanunu böyle delinir, Sosyal Güvenlik Kanunları, Devlet Memurları Kanunu, böyle irili ufaklı anlamsızlıklarla doldurulur. Neyse, ayrı konu. Pardon, ne konuşuluyordu?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Araya laf sokuşturup sonra geçiştirmeyiniz. Türkiye&#8217;de yasa yapma ve norm koymanın sorunlarını ayrıca tartışırız, şimdi anayasa değişiklikleri ve halkoylaması tartışılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Referandum Kanunu&#8217;ndan; seçmenin konular üzerinde etraflıca bilgilendirilip bilgilendirilmediğinden ve temsilin doğru yansıtılmasının koşullarından sözediyorduk. Seçim denen şeyin, tercih denen şeyin öncesi, esnası ve sonrası vardır değil mi demokrasi kuramında?! Yani seçmek, seçebilmenin ekonomik, toplumsal, kültürel koşullarının da yaratılmasını, mesela neyin seçileceği konusunda etraflı bilgi edinilmesini gerektirir. Öte yandan, seçim esnası bakımından tercihleri en iyi yansıtacak modelin bulunması önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Tabii. Halkın tercihlerinin en iyi nasıl yansıtılabileceğinin tartışılması sosyal seçim teorisinin alanına girer. Borda, Condorcet, Dodgson ve Nanson gibi isimleri duymuş muydunuz?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Cordorcet’i duymuştum. Halkoylamasında amacın, <em>Condorcet-Kazananı</em> denen sonuca ulaşmak olması gerektiğini…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Yirmi otuz konuyu topluca oylamanın, çoğunluğun anayasal içerikler konusunda bir tercihi değil, hükümeti oylamak demek olacağı bence aşikar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Ne demek istiyorsunuz?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Sağduyu ile de tahmin edebilirsiniz ki birbirinden farklı bir dizi konudaki tercih önününüze konulup “bunların hepsine birden ya evet ya da hayır demelisin” denirse, ister istemez, bu konuların içeriklerine karşı bir mesafe geliştirip toplu paketi önünüze koyanın “kim” olduğu tartışmaya başlarsınız. Bu, mantığın gereğidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Babam mı önüme paket sunuyor, eniştem mi, çok önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> İyi de maddeler birbirlerinden o kadar ayrı değiller ki! Neticede yargının  kurumsal olarak demokratikleştirilmesi, insan haklarının korunması için de bir güvencedir. Yüksek yargı, rejim koruyuculuğu refleksi içinde veya rejimi koruma kisvesi altında bazı paranoyalar geliştirmişse, kendisini milletin vasi sanıyorsa, bunun önü alınmalıdır. Şu halde bu maddeler, yani bir yanda haklar meseleleri, öte yanda yargıya ilişkin kurumsal dönüşüm zemini, her durumda birbirini destekleyen konular. Öte yandan daha önce Politea&#8217;nın sözünü ettiği durum, sosyal realist bir perspektiften değerlendirilir ise şu sonuca da varılabilir: Artık hukuk, merkez kuvvetlerinin devamlı bir ittifakı olarak tezahür eden ve belirli menfaatleri dile getirdiği halde genel ve soyutmuş gibi görünen bir normatif gerçeklik değildir bu ülkede. Çevreden gelen hak talepleri ve başkaldırı, hukukun ayaklarının yere basmasını sağlamaya başlamıştır. O nedenle normlar artık kurcalanıp dağıtılır o nedenle pek yalın ve uygun görünen bir normun uygulanması bile çatışmalı ve sancılı bir süreçte gerçekleşir.  Şunu da not edelim ki çekiştirme işine Evetçi taraf başlamadı. Bunun 367 Vakası denen bir öncesi de var. Bir de baktık ki merkez, kendine hizmet eden normu bile çekiştirmeye başlıyor işine gelince. Şu halde belki de &#8221;çevre&#8221; de benzer taktikleri uygulamaya başladı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> İlginç bir tespit. Peki Hayırcı, sizin bu değişikliklerle temel meseleniz ne? Ve en ciddi savınız nedir?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Öncelikle, değişikliklerin sorunlu gördüğümüz taraflarının neden ayrı ayrı oylatılmadığı çok önemli bir sorun. Yani bence bunlar, konuları bakımından ayrılabilir ve halka ayrı gruplar halinde sorulabilirdi.  Öyle yapılmamış olması, bunların bazılarını beğenirken bazılarını beğenmeyen yurttaşı zor durumda bırakacak. Bu konular referanduma gitmeye gerek kalmadan uzlaşma ile çözülebilirdi. Yargısal kurumsal değişiklikler ise halkoyuna sunulurdu mesela. İşte yargı ile ilgili kurumsal düzenlemeler deyince en temel meseleme geldik. Benim inancım, bu değişikliklerin yargıyı ele geçirmek amacıyla ve korkulan sonucu doğurmaya elverişli bir biçimde yapıldığı. Yargının sorunları ülkemizde uzun yıllardır dile getiriliyor. Ben de pek çok sorun olduğunu kabul ediyorum, hatta mevcut sistemde yüksek yargıda büyük bir sorun olduğunu kabul ediyorum. Ama bu değişiklikler bu sorunu gidermeyecek, sadece bir cephenin daha da güçlenmesine ve artık yargının iyiden iyiye partizan hale gelmesine ve partizan çatışmaların artışına neden olacak. Bakın iki tane türban kararı, yargının hükümeti iş göremez hale getirmesine bir örnek olarak gösterilmek isteniyor. Veyahut üç tane meslek okulu kararı. Alakası yok. Arzu edilen; yargının bu gibi eleştirilen kararlarının veya yerindelik denetimi yapmasının önünü almak veya yargıda temsil kabiliyetini, millet adına karar verme kabiliyetini arttırmak filan değil. Arzu edilen, ortada yargı erki diye bir şeyin kalmaması, yargının hükümet ne derse onaylaması.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Kurmuşsunuz tabii saadet zincirinizi, kimse kırmasın bu zinciri diyorsunuz, öyle mi? Sen bana üye seç, ben sana üye seçeyim, al gülüm ver gülüm anlayışı içinde demokratik iradeye saygınız yok&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Bakın, siz de siz dermişsiniz ha?!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Arada &#8216;&#8217;siz&#8221;in kim olduğunuzu merak etmiyor değilim&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Ha şunu bileydiniz Evetçi. Ben de “siz kimsiniz” diye bakıyorum ve demokratikleşmeden kastınız ne diye bakıyorum. Demokratikleşme adı altında belki kolay, hızlı, etkili ama denetimsiz idare istiyorsunuz. Zaten dünyadaki tüm liberaller bunu ister. Onların demokrasisi, merkeziyetçi, lider sultacı ve çoğunlukçu bir demokrasidir. İşler çabuk yürüsün, kimse karışmasın isterler. Peki ama kimin işleri? <em>Establishment</em>’ın işleri tabii. Yani sermayenin. Hangi sermayenin? Onu da siz bulun!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Artık izninizle maddelere geçelim, Boykotçu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Tablo üzerinden madde madde gideceğim. Önce değişiklik öngören hükmü ekledik. Onun altında ve sağda yeni metinde değişiklikler daha koyu renk ile işaretli. Eski metin de solda olacak. Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği kısımları da artık içermeyecek şekilde bakalım. Onları da tablo üzerinde işaretledim. Ama bir noktayı unuttuk: Geçen Anayasa Mahkemesi kararını tartışmadık. Oysa önceki diyaloğumuzda, Boykotçu, siz yoktunuz belki bilmezsiniz ama biz olası Anayasa Mahkemesi kararını da tartışmıştık.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Evet evet, bu arada Anayasa Mahkemesi kararına ne diyorsunuz?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>O konuda tartışmalarımızın ilk bölümünde söylediklerimi hatırlatırım. Anayasa Mahkemesi işin esasına girememeliydi. 1982 Anayasası, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin anayasa değişikliklerini sadece şekil yönünden, o da sayılan şekle aykırılıklar açısından denetleyebileceğini öngörmüştür. Bununla birlikte karar, bence, toptan iptalden veya kritik maddeleri iptalden evladır. <strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>İşinize geldiği yerde, o beğenmediğiniz 1982 Anayasasının metincağızına ne de bağlısınız. Başka tarafta Anayasa Mahkemesi kararına direniş hakkı vardır diyorsunuz ama! Mahkemenin, anayasayı yorumlama hakkı yok, sizin direniş hakkınız var! Ben de ilk kısımda ifade ettiğim görüşlerimi yineliyorum. İlk üç maddeyi değiştirirmeye kalkarsanız öyle bir girer ki Anayasa Mahkemesi işin esasına ve bal gibi girdi de işte!  Ne yaptınız?  Paşa paşa uydunuz. Uyacaksınız, mecbursunuz! Ama kararı yetersiz buluyorum. Bence temel hak ve özgürlükler dışındaki ve özellikle yargıya ilişkin maddelerin hepsini bir kalemde silmeliydi. <strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: </strong>Bir araştırmada, Anayasa Mahkemesi’nin, kurulduğu tarihten bu yana CHP’nin aynası olduğu öne sürülmüş. Yani CHP sola kaydığında solcu, CHP statükoculuğa kaydığında statükocu olduğu&#8230; Mesela 1971 muhtırası sonrası kararlar Ecevit ve ortanın solu anlayışına yatkın çünkü o dönemde CHP-ordu ilişkisi sarsılmış, CHP militarizmi reddetmiş. Aynı CHP, 1978’de sıkıyönetim ilan ettiğinde kararlar hemen ona göre ince ayar edilmiş… Ama mesela CHP’nin SDHP döneminde, mahkeme, güneydoğu siyasetinin hukukdışı unsurlarını denetlemeye yatkın olmuş. Yani Sosyal Demokrat Halkçı Parti, 1991’den itibaren anti-terör kanunlarını mahkemeye götürdüğünde, mahkeme, anti terör önlemi kisvesi altında insan haklarını ihlal eden pek çok yasayı iptal edebilmiş. Ama CHP pek yakın geçmişte, Evetçinin tabiriyle &#8216;&#8217;statükocu&#8221; idi. O zaman da mahkeme ona göre karar pratiği geliştirmiş. CHP bir güneş, mahkeme de günebakan mübarek! Analizde haklılık payı olduğunu düşünüyorum. Şimdi CHP’deki değişimin ne yöne evrileceği tam olarak belli olmadığı için mahkeme iki arada bir derede karar verdi.<strong> Yani bu karar “siyaseti ferahlatıyorum, önünü açıyorum” kararı olmaktan ziyade, belki de “du bakalım CHP’deki dönüşümden ne çıkacak” kararı olabilir. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Öyle ise bu, şu demektir: Bir mahkemenin kararları, belirli bir partide güncel olarak geçerli olan ideolojinin aynası ise ve kararlar, aynı parti içindeki ideoloji içi salınımları yansıtıyor ise; mahkemenin, o parti ile organik ilişkisi var demektir. Yani mahkeme, o partinin ideolojisinin belirli bir versiyonunu, mesela resmi versiyonunu benimsemekten ziyade o partideki ideolojik salınıma ve yükselen dalgalara göre karar vermektedir. Bu durum, mahkemenin üye profilinin, o partinin katkıları ile belirlenmekte olduğunu göstermez mi?. 1970’lerin Ecevit’li CHP’si ile 2000’lerin Baykal’lı CHP’sinin yansımalarını mahkemenin kararlarından okuyorsak eğer bu durum, mahkemenin belirli bir ideolojiden ziyade, hangisi olursa olsun CHP arzularına göre karar verdiğini gösterir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Şimdi de siz, sizin arzularınıza göre karar versin istiyorsunuz, öyle mi? Silaha sahip olana kadar silah karşıtısınız. Silah sizde olursa mesele bitiyor, değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Bu konuda sizinle polemiğe girmeyi gerekli görmüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Kim yapmış o araştırmayı?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Kimse kim, yapmış bir aydın işte ve doğru yapmış!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Hımm, rastlamıştım ben de. Bir bakayım&#8230; Bir dakika izin veriniz&#8230; Evet&#8230; Ceren Belge adlı araştırmacı. Makalenin künyesi şu: “Friends of the Court: The Republican Alliance and Selective Activism of the Constitutional Court of Turkey” (&#8221;Mahkemenin Dostları: Cumhuriyetçi İttifak ve Türkiye Anayasa Mahkemesi&#8217;nin Seçmeci Aktivizmi&#8221;) Yazan: Ceren Belge;  Yayınlandığı yer: Law &amp; Society Review, Vol. 40, No. 3 (Sep., 2006), pp. 653-692.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Akademia, Türkçe makalelere atıf yapsanıza! Akademia hep böyle mi olur?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Academia:</strong> Olmamalı ama bu makale önemli galiba. Ayrıca makaleye atıf yapan ben değildim, Boykotçu idi. Ben sadece onun görüşünün kaynağını biliyorum. Bilgi nerede olursa olsun bulunup çıkarılmalıdır. “Korkarım tek kitaplı insandan ve korkarım tek dilli insandan”!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Ama o saptamada bir sorun tespit ettim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Nedir o?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Ülkede, yakın geçmişte CHP zaten çoğunlukla ana muhalefet konumunda olmuş, o nedenle Anayasa Mahkemesi’ne en çok başvuran parti de o olmuştur. Yani verilen kararlardan iptal sonuçlu olanları, davayı CHP açtığı için olacaktır mecburen.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Ama mesela Kürt toplumunun temsilcileri olan partilerin açtıkları davalarda aynı korelasyon gözlenmemiş. Üstelik, neredeyse aynı davayı CHP açtığında başka, Kürt temsilcisi olan partiler açtığında bir başka karar vermiş mahkeme. &#8221;Özgürlük; 60’larda ve 70’lerde sosyalistler, komunistler ve Demokrat Parti’liler ya da 80’ler ve 90’larda islamcı ve Kürt aktivistler tarafından talep edildiğinde; mahkemenin her zaman ‘kamu düzeni ve güvenliği’ mülahazasının ardında saklı bulunan anlayışı ve Kemalizm sayılanın, devletin izin verilen tek ideolojisi olmasını kabul ettiği gözlenmiş.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Bahis konusu makale öyle demiş, evet.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> ‘Kürt temsilcisi’ diye bir şey olmaz. Her parti, ulusal bir partidir. Etnik particiliği kabul etmiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Boykotçu, sosyolojik konuşuyor, sayın Hayırcı, yani sosyal realist olalım, durum tespiti yapalım anlamında.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Kanımca artık sıra, maddeleri tartışmaya geldi.  Madde madde bakalım arzu ederseniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Bakalım tabii, güzele bakmak sevaptır, ne güzelmiş bakalım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Bakalım da ne fenaymış görelim.</p>
<h1 style="text-align: justify;">ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: Madde Madde Tartışmalar</h1>
<p style="text-align: justify;">
<h2 style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">1) Kadınlar, Çocuklar, Yaşlılar ve Engellilere Ek Anayasal Koruma Getiriliyor</span></h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Ben başlayabilir miyim?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Tabii… lütfen… Hayırcı.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>“Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz”&#8230; “Çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi özel surette korunması gerekenler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılamaz”.  Bunlar kabul edilebilir şeyler ama anayasada yer aldılar diye  bir şey değişecek değil. Kadın erkek eşitliği konusunda ve yaşlılar ile engellilerin, daha doğrusu engellenmişlerin korunması, daha çok, somut uygulamalarla gerçekleşmesi gereken bir hedef. Anayasanın mevcut hali de aynı korumaya zemin olabilecek nitelikteydi zaten ama durum ortada.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Pozitif ayrımcılığı desteklemiyor musunuz, yani ek olarak korunması gerekli olanları ek tedbirlerle koruma uygulamalarına?<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Bu ifadeler çok muğlak. Pozitif ayrımcılığın destekleneceğine dair bir işaret değil bunlar.<strong> </strong>Memlekette engellilerin durumu ortada, örneğin engellilerin işe yerleştirilmelerini mecbur kılan yasal düzenlemeler, yani o anlamda pozitif ayrımcı kanunlar çoktan var. Doğru dürüst uygulanıyorlar mı? Hayır!<strong> </strong>Olsa da olur olmasa da olur ve muhtemelen işlemeyecek bir hüküm. Kadın sığınma evlerinin sayısını ve halini düşündüğümde anlıyorum bunu. Şiddet gören, eğitim görmeyen, eşit işe daha az ücret alan, ev kadınlığı tabir edilen hizmetlerinden hiçbir karşılık alamayan, sigortalı olmayan işçi kadınları görünce anlıyorum.<strong> </strong>Türkiye’de belediye başkanı olan kadın sayısını merak edince anlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Sadece orta üst sınıf kadının bir noktaya gelebilmesinden, yoksul kadının, emekçi kadının  çifte sömürülmesinden anlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Ama ben sizi anlamıyorum. Şu an işlemeyecek olsa bile bir gün tam anlamıyla işletilebilecek ek koruma önlemlerini anayasa yazmakta ne zarar var Allah aşkına?!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: İkinci sırada şu aşağıdaki düzenleme var: </strong></p>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">2) &#8221;Fişleme&#8221; Adı Verilen Uygulamalara Karşı Bir Önlem: Kişisel Verilerin Korunmasını İsteme Hakkı Getiriliyor</span></h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Tövbe tövbeee diyorum bu noktada. Bunun yasası zaten çıkmış. Yasal düzende olan durum anayasaya taşınmış. Hiçbir yenilik içermiyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Yanılıyorsunuz. Bunun yasası çıkmamıştı. Ayrıca çıkmış olsaydı bile yasal düzende olanın anayasalaşması, bir daha o düzenden geriye dönmeyi engeller ama. Yani artık sadece bilgi edinme hakkı  değil &#8221;veri edinme hakkı&#8221; da anayasal düzeyde korunuyor. Bu hak, insanların fişlenmesinin filan önünü alabilecek bir değer.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Bakın bunlara ayrı ayrı evet derdim belki ama şimdi bu paket içindeki ağırlıkları benim için bir anlam ifade etmiyor, tüy sıklet ve kozmetik şeyler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Sırada şu var, güzel bir şeye benziyor:</p>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">3) Yurtdışına Çıkmak Ancak Suç Soruşturması veya Kovuşturması Nedeniyle ve Yargıç Kararı ile Sınırlanabilecek</span></h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Güzel, iyi bir güvence tabii. Önemli. Bir diyeceğim yok. Benim diyeceğim, paketin hoşlanmadığım maddelerine karşı bir koz ya da pazarlık unsuru olarak sunulması bunların. Bu gibi maddelerin ayrıca referanduma bile gerek kalmadan anayasalaşması mümkündü. &#8221;Şu yargı ile ilgili olanları ayırın, bunlardan geri kalanlar tamam&#8221; denilmişti ama kabul etmediler. Neden? Bunları pazarlık konusu yaptılar. Yurttaşla pazarlık ediyorlar. Yani &#8216;&#8217;siz istemediklerinizi de kabul edin, karşılığında bir takım yeni haklar alın&#8221; diye.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Yurtdışına çıkma hürriyeti, yerleşme ve seyahat özgürlüğünün önemli bir parçası. Onu kısıtlamak için, tüm bireysel haklarda olduğu gibi hakim kararı gerekmesi önemli bir güvence.<strong> </strong>Şu anda referandumu konuşuyoruz, öncesini değil. Şu oldu bu oldu diye dedikodu yapma zamanı değil; pakete odaklanma zamanı!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: Çocukların korunması konusunda şuna ne dersiniz:</strong></p>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">4) Çocuğun Yeterli Himayesi ve Anababasıyla Doğrudan İlişkisi Temel Hak Olarak Düzenleniyor</span></h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Kozmetik şeyler, zaten mevcut yasal düzen de bunları öngörüyor. Boğaz Köprüsü’nden geçerken sokakta yaşamaya mecbur bırakılmış çocukları görüyorum. Sadece Boğaz Köprüsü mü? O zaman anayasa gelmiyor aklıma. Boş boş hükümler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Ben taş atan çocuklar tabir edilen çocukları düşünüyorum da şimdi… Zaten bir anayasada ‘devlet ek tedbirleri alır’ deniyorsa boşverin gitsin, almayacaktır!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Ek anayasal koruma fena mı? Yarın bir gün o tedbirleri almaya mecbur kılanlar çıkacaktır devleti. Şimdi Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı da doğdu. Şu halde devleti de bu konuda dava etmek mümkün olur belki…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Gelelim memurların toplu iş sözleşmesi yapma  hakkına.</p>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">5) Aynı zamanda ve Aynı İş Kolunda Birden Fazla Sendikaya Üye Olunabiliyor</span></h2>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">6) Memurların Toplu İş Sözleşmesi Yapması Hak Olarak Düzenleniyor</span></h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Grev hakkı olmadıkça bir anlamı yok. Ne olmuş yani?! İstenirse yasal düzenleme ile bile verilecebilecek şeyler.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Bunun sosyal haklar bakımından önemini görmüyor musunuz?!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Görmüyorum, göstermediler ki! Ortada işçi mi kaldı, iş güvencesi mi kaldı?! Tekel direnişi ve sonuçları ortada. Bir sürü başka şey ortada.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Siz her şeyi günlük siyasete döküyorsunuz. Anayasa bu, günlük siyaset değil!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Maden işçilerinin, &#8221;kaçak&#8221; inşaat işçilerinin, mevsimlik işçi göçünün, sokaklardaki zoraki-çevreci çöp ayrıcılarının da hali ortada! Yine de bu hükümler çok değerli kazanımlar. Yazık olacak doğrusu, şuna bile gönül rahatlığı ile evet diyemeyeceğim ha?! Yazıklar olsun!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Verin şu halde oyunuzu…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Veremem, nedenlerini anlattım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Politea, siz de haklı olarak yüksek katılım arzu ediyorsunuz tabii değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Eh, bendeniz &#8221;Anayasa&#8221;nın haklarını temsil ediyorum. Hakkımda yapılan her oylamada katılım yüksek olsun isterim tabii. Ama gocunmuyorum Boykotçunun tavrından. Onu da anlamaya çalışıyorum. Neticede onun Anayasa anlayışı da oldukça ağırlıklı bir görüş ve -önceki tartışmalardan anımsayacaksınız-, benimkilerle de uyuşmuyor değil&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: Burada bir ara verelim değerli dostlar, sizler maddeleri ve ilgili düzenlemeleri okuyun, döndüğümüzde yine maddeler üzerinden tartışmaya devam ederiz. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: Sanki maddeler üzerinden oylayabilecekmişiz gibi! </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyun da cevap verin. &#8221;Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu, grev uygulanan işyerinde sebep oldukları maddî zarardan sendika sorumludur&#8221; hükmünün ve &#8221;Siyasî amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz’&#8221;hükmünün artık tarihe karışması kötü mü? 12 Eylül zihniyetini işte tam da böyle noktalarda aşıyor bu değişiklikler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>12 Eylül zihniyetiymiş! Şimdi bir 12 Eylül 1982 zihniyeti var, bir de 12 Eylül 2010 zihniyeti türedi! Bakın siz hakları korumak için daha doğrusu hakları koruma kisvesi altında, önce yargıyı ele geçireyim diyorsunuz, ben &#8221;yargı ele geçmişse bu haklar zaten korunamaz&#8221; diyorum. Capischi?!<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Ne?<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Anlıyor musunuz?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Anlamıyorum. Saçmalıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Siz saçmalıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> İkiniz de saçmalıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi ve Hayırcı</strong> (bir ağızdan): Siz Boykotçu, saçmalayamıyorsunuz bile! Daha beterini yapıyorsunuz!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Dostlar, biraz nezakete davet edebilir miyim sizleri?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Bence yazık oldu böyle güzel maddelere, yazık ettiniz. Bunlar referanduma bile gerek kalmadan geçebilirdi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Öyle bir teklif vardı zaten. Sadece tartışmalı konular oylansın istenmişti ama kabul etmediler. Üstelik temel hakları referanduma sunma zafiyeti içine düştüler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Madde güzelse tamam işte. Ötesi yok, kabul edelim geçelim gidelim. Bir sorum olacak, hem Hayırcıya hem de Boykotçuya izin verirseniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Rica ederim, buyrun.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Şimdi bu paketin, diyelim %90’ını beğendiniz. Sırf şu yargı ile ilgili maddelere taktınız diye hayır mı vereceksiniz veyahut boykot mu edeceksiniz?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Anlattım hala anlamıyorsunuz! Yasama, yürütme, yargı hep bir elde toplansın, bakın bakalım hak mak kalıyor mu?! Hem yüksek yargıya, ilk derece hakimlerini denetleme ve onlara not verme yetkisi tanıyın, ondan sonra da ilk derece yargıçlarını oturtun Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na, tutsunlar yüksek yargıcı seçsinler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Yerel yargıçları beğenmiyor musunuz?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Ne alakası var?!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Şu yüksek yargıç meselesi benim de kafamı karıştırıyor. Öyle bir sistem bulunmalı ki yüksek yargıya, kimseye mudanası olmayanlar, kimseye gebe olmayanlar seçilmeli. Ama siz böyle bir sistem getirmemişsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Siz de bir gebe kalmak deyimi tutturdunuz gitti, biraz daha az cinsiyetçi deyimler seçemez misiniz?!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: </strong>Değerli bayan Politea&#8217;yı kızdırmak, istediğim en son şey, ben lafın gelişi söylemiştim, kusuruma kalmayın&#8230; Devam edebilir miyim?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong>Rica ederim, lütfen&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Diyeceğim o ki, yani Hayırcının haklılık payı olan savı şu ki, hükümetten beklentisi olan ve henüz kariyerinin başındaki genç yargıcı oturtuyorsunuz Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na. Orada görevi bitince ne olacak bu yargıca? Adalet Bakanlığı onu bir yerlere atayacak. Yani Bakanlığa gebe olacak. Çok özür dilerim, gene ağzımdan kaçtı!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Sizler aynı zamanda gençlik düşmanısınız. Sizi bilmem Boykotçu ama Hayırcı resmen gençlik düşmanı. Zaten onun fikirlerini temsil eden partinin milletvekillerinin de yaş ortalamasından belli hali!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Siz de bağımsız insan düşmanısınız. Birey düşmanısınız, cemaat sevdalısısınız!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Pabucumun bağımsızısınız siz. Örümceklenmiş kafalılar!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Rica ederim Evetçi ve Hayırcı. Lütfen tansiyonu düşürelim biraz ve fikir tartışması yapalım. Kişilikleri hedef almayalım ve izin verirseniz yargı ile ilgili tartışmaları, ilgili maddeler altında yapalım. Şimdi aşağıdaki hükme ne dersiniz?</p>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">7) İşçilerin grev esnasında verdikleri kasıtlı veya kusurlu maddi zarardan sendika sorumlu olmuyor; dayanışma grevi, siyasi grev, iş yavaşlatma vb. eylemler yasak olmaktan çıkıyor</span></h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Bunlar son derece önemli düzenlemeler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı</strong> (Suskun):</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu</strong> (Suskun):</p>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">8. Dilekçe Hakkına Bilgi Edinme Hakkı  ve Kamu Denetçisine Başvurma Hakkı Ekleniyor</span></h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Dilekçe, Bilgi Edinme ve Kamu Denetçisine Başvurma Hakkı şöyle düzenlenmiş</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> İşte bir komiklik daha. Bilgi edinme hakkının zaten kanunu çıkmış durumda.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Ne yapalım çıkmış durumda ise, anayasal düzlemde güvence altına almak fena mı? Anayasaya koyarsak bu hakları, artık meclisler kolay kolay değiştiremez onları. Anayasacılık, anayasacılık diye tutturan sizler değil misiniz?! İşte size anayasacılık!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Bence de fena değil. Öte yandan TBMM’nin seçeceği Kamu Başdenetçisi de fazlalık değilse nedir? Ombudsman, tamam iyi bir kurum şu bu da, TBMM seçince ne çıkar o Ombudsman’dan! Üstelin dördüncü oylamada en fazla oyu alan vs. hepsi çoğunlukçu, işe yaramaz güvenceler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Fakat bu hükmün düzenlenmesinde önemli bir sorun görüyorum…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong>Ben de öyle, yoksa aynı şeyi mi düşünüyoruz?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: ‘</strong>Kamu Başdenetçisi’, tamam da kim, peki ama ne iş yapmak üzere kanunla düzenlenecek?! İçi dolmamış bu hükmün.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong>Siz benden uzun yaşayacaksınız Akademia!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Aslında genelde Politea’dan daha uzun yaşamam doğaldır ama 1982 Türkiye Politea’sından uzun yaşar mıyım bilinmez?!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong>Şili Politea’sı da hayli uzun ömürlü biliyorsunuz.-)) İki yakın arkadaş çok kalıcı iki eser bırakmış memleketlerine.-))<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Sarı Çizmeli Kamubaşdenetçisi! Kanunla düzenlenir!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Anayasa değişikliklerinin genel gerekçelerine bakamaz mıyız ne iş yapacakmış diye? Veyahut madde gerekçesine de bakabiliriz&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Bravo/a Evetçi, haklısınız oraya bakalım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Baksak ne olacak?! Halk anayasayı oylayacak, gerekçeyi değil!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Genel gerekçe şöyle açıklamış:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>‘MADDE 9 -</strong> Bireylerin, kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen iş ve işlemlerle ilgili olarak bilgi edinebilmesi, kamu yönetiminde şeffaflığın sağlanması bakımından büyük öneme sahiptir. Bilgi edinme hakkı, bu konuda çıkartılan özel bir Kanunla düzenlenmiş bulunmasına rağmen, Anayasada bu hakkı doğrudan düzenleyen açık bir hüküm yer almamaktadır. Günümüz toplumunda büyük önemi haiz olan bu hakkın garanti altına alınmasının ileri bir adım olacağı düşünüldüğünden, maddede yapılan değişiklikle bilgi edinme hakkı, Anayasada açıkça düzenlenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan, maddeyle, Kamu Denetçiliği Kurumunun kurulması öngörülmektedir. Kamu Denetçiliği Kurumu, bireylerin idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetlerini incelemekle görevlendirilmektedir. Pek çok Avrupa ülkelerinde işletilen bu müessesenin, idarenin işleyişi konusunda standartlar oluşturacağı, ilkeler belirleyeceği ve önemli katkılar sunacağı düşünülmektedir. Kamu Denetçiliği Kurumunun kurulup faaliyete geçirilmesi, Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının da bir gereğidir. Bu kapsamda, idarenin işleyişi ile ilgili olarak, bireylere, kamu denetçisine başvurma hakkı getirilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulması öngörülen Kamu Denetçiliği Kurumunda görev yapacak Kamu Başdenetçisinin seçimine ilişkin anayasal esaslar düzenlenmektedir. Bunların yanında, Kamu Denetçiliği Kurumuna ilişkin diğer hususların kanunla düzenleneceği hükme bağlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilindiği gibi konuyla ilgili Kanun daha önce yürürlüğe girmiş olmasına rağmen, anayasal dayanağının bulunmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. Sorun, Anayasa normu düzeyinde ve kurulu iktidarı bağlar şekilde çözüme kavuşturulmaktadır.’</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Ha şunun özetcağızını metne de koysalarmış ya. Elli çeşit Kamu Başdenetçisi olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Genel veya madde gerekçelerini de katalım tartışmaya, aydınlatıcı oluyor… Evet,<strong> </strong>1982 Anayasasının şu hükmü yürürlükten kalkacak, ne diyorsunuz? ‘Partisinin temelli kapatılmasına beyan ve eylemleriyle sebep olduğu Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararında belirtilen milletvekilinin milletvekilliği, bu kararın Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayımlandığı tarihte sona erer. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı bu kararın gereğini derhal yerine getirip Genel Kurula bilgi sunar.’</p>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">9) Partisinin Kapatılmasına Eylemleriyle Sebep Olan Milletvekilinin Milletvekilliği Sona Ermiyor</span></h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Eyvallah, demokratik bir adım daha.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Benden de ama ne anlamı olacak ki benim eyvallahımın?! Yazık ettiniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Size göre her şeye eyvallah zaten Evetçi. Bir tartışma yürütmüyorsunuz ki!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Ben beğendim, niye beğendiğim açık değil mi, siz anlatın şu halde niye beğenmediniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Bu madde ile vakit kaybedecek halim yok. Benim derdimin ne olduğunu anlattım size bin kere!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Aşağıdaki yeni düzenleme mantıksal bir zorunluluk, itiraz eden var mı? Başkanlık Divanı, ikinci devrede, doğallıkla yasama süresinin sonuna kadar görev yapmalı, üç yıl değil.</p>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">10) TMBB Başkanlık Divanı İkinci Devre Görev Süresi Üç Yıl Değil Yasama Döneminin Sonuna Kadar Devam Ediyor</span></h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Aman itiraz etsek bir şey değişecek sanki, hepsini toptan oylayacağız zaten.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Şuna ne dersiniz?:</p>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">11) Yüksek Askeri Şura kararları prensip olarak yargı denetimine açılıyor, yargının idari işlem ve eylemlerde yerindelik denetimi yapması bu kere &#8220;kesinlikle&#8221; yasaklanıyor&#8230;</span></h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Hukuk devleti hukuk devleti diye bağırıp çağırıyorsunuz. İşte size hukuk devleti! Bu düzenleme, hukuk devleti yolunda önemli bir adım. Yüksek Askeri Şura kararlarını yargı denetimine açıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Bence de sence. Ama yazık işte yazık…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Tam da bir olayı yargı denetimine açtığınız maddede tutup yargıya nefret kusmak da sizin norm koyma tekniğinizin güzide bir örneği… &#8221;X veya Y yargı dentimi dışında bırakılamaz&#8221; &#8221;amma velakin&#8221; &#8221;ey yargı adımını ona göre denk al, yakarım ha!&#8221; mantığı…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Aman ne komik!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Komik, hem de ne komik!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Şu aşağıdaki maddeyi değerlendirelim:</p>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">12) Memurların Haklarının Kanunla Düzenlenmesi Kuralına Toplu Sözleşme Eki Getiriliyor</span></h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Çok hoş.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Çok hoş ve yararsız hoş. Memura grev hakkı olmadıkça.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> İstim belki arkadan gelir, hoş hoş….ama boş…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Disiplin kararlarının yargı denetimi dışında bırakılamayacağına ilişkin şu aşağıdaki madde nasıl?</p>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">13) Memur Hukukunda Tüm Disiplin Cezaları Yargı Denetimine Açılıyor</span></h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi (çenesini okşayarak):</strong> Çok hoş.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı (dudak kıvırarak) :</strong> Hoş.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu (kaşlarını kaldırarak):</strong> Hoş.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Gelelim adalet hizmetlerinin denetimine. Bu konu tartışmalıdır biliyorsunuz o yüzden gerekçesine göz atalım bir. Ama önce düzenlemeyi okuyalım:</p>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">14) Adalet Hizmetinin (Hakim ve Savcıların İdari Yönden) Denetiminin Adalet Müfettişleri Eliyle Yapılacağı Öngörülürken Bunların İşledikleri Suçlarla İlgili Soruşturmalar Genel Hükümlere (Ceza Usul Kanunu vb.) Bırakılıyor</span></h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Maddenin<strong> </strong>gerekçesi şu:<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>&#8221;MADDE 15-</strong> Anayasanın 144 üncü maddesinde hâkim ve savcıların denetimi ile haklarında inceleme ve soruşturma işlemlerinin yapılması düzenlenmektedir. Hâkim ve savcılarla ilgili denetim, inceleme ve soruşturma işlemleri, halen Adalet Bakanlığının izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılmaktadır. Adalet müfettişleri ise Teftiş Kurulu bünyesinde ve Adalet Bakanlığına bağlı olarak görev yapmaktadır. Maddenin mevcut hükmü, içeriğinde çok az değişiklik yapılmak suretiyle, 159 uncu maddede düzenlenmektedir. Hâkim ve savcıların denetimi yetkisi Adalet Bakanlığından alınarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna devredilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">144 üncü maddede yapılan değişiklikle, &#8220;Adalet hizmetlerinin denetimi&#8221; kenar başlıklı yeni bir hüküm getirilmektedir. Hâkim ve savcıları denetim yetkisinin Kurula devredilmesi üzerine, Kurulun denetim yetkisinin dışında kalan ve yargı göreviyle ilgili olmayan adalet hizmetlerinin denetimi için Adalet Bakanlığına bağlı yeni bir Teftiş Kurulunun kurulması öngörülmektedir. Bu bağlamda, icra daireleri, noterler, cezaevleri gibi yerlerde sunulan adalet hizmetleri ile savcıların idarî görevleri yönünden denetim, araştırma, inceleme ve soruşturma işlemlerinin Adalet Bakanlığına bağlı adalet müfettişleri ile hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler eliyle yapılacağı, buna ilişkin usul ve esasların kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmaktadır.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Yetki kargaşası yaratır bu hüküm.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Püüüf! Gayet güzel bence. İdari görevler ile yargısal görevler ayrılmış birbirlerinden. Biliyorsunuz, yargıç ve savcıların bir yargılama etkinlikleri var, bir de adalet hizmetlerinin yönetimi ile, örneğin mahkeme kalemlerinin idaresi vb. etkinliklerle ilgili görevleri var. Birinci konuda denetim Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun olmalı. Çünkü hakilik ve savcılık teminatı onu gerektirir. Ama idari konular, adalet hizmetlerini örgütleyen ve yürüten Adalet Bakanlığı’nındır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Teşekkürler Evetçi, geçelim, askeri suçlar hususuna:</p>
<h2 style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">15) Siviller Savaş Hali Hariç Askeri Mahkemelerde Yargılanamıyor</span></h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Madde gerekçesi bu hükmü şöyle açıklamış:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>&#8221;MADDE 16- </strong>Maddeyle, askerî yargının görev alanı yeniden düzenlenmektedir. Mevcut hükümde askerî yargının görev alanı oldukça geniş düzenlenmiş olup bu durum, değişik uluslararası belgelerde (Katılım Ortaklığı Belgesi, İlerleme Raporları, İstişari Ziyaret Raporları vb) vurgulanmıştır. Yine, Yargı Reformu Stratejisinde ve Avrupa Birliği müktesebatının Türkiye Cumhuriyeti tarafından üstlenilmesine yönelik olarak hazırlanan ve Bakanlar Kurulu tarafından onaylanarak yürürlüğe giren 2008 Yılı Ulusal Programında, askerî mahkemelerin görev alanının demokratik hukuk devletinin gerektirdiği ölçüler çerçevesinde yeniden tanımlanması öngörülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Mukayeseli hukuk da göstermektedir ki, pek çok ülkede ayrı bir askerî yargı sistemi bulunmamakta ve asker kişiler de adliye mahkemelerinde yargılanmaktadır. Bazı ülkelerde ise, askerî mahkemeler sadece disiplin mahkemesi olarak, oldukça sınırlı bir alanda görev yapmaktadır. Buna karşın askerî yargı ülkemizde, demokrasi ve hukuk devleti standartlarının dışında, geniş bir görev alanına sahiptir. Askerî yargının görev alanının geniş belirlenmiş olması, bazen yargı mercileri arasında görev uyuşmazlıklarına da neden olabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Getirilen düzenlemeyle askerî mahkemelerin görev alanı, askerî suçların yargılanmasıyla sınırlandırılmaktadır. Askerî suç ise yüksek mahkemelerce tanımlanmış bir kavramdır. Anayasa Mahkemesinin 25/10/1994 tarihli ve E. 1994/2, K. 1994/76 sayılı kararında, askerî suçun unsurları, askerî bir yararı ihlâl etmek ve askerî nitelikte olmak biçiminde açıklanmıştır. Bir suçun Askerî Ceza Kanununda açıkça yer almış olmasının, onun askerî suç sayılmasına yetmeyeceği belirtilmiştir. Yine 1/7/1998 tarihli ve E. 1996/74, K. 1998/45 sayılı kararında askerî mahkemelerin görev alanının, &#8220;askerî hizmetlerin yürütülmesindeki özellikler, disiplinin korunması, asker kişilerin astlık üstlük ilişkileri dikkate alınarak &#8230;&#8221; belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu veriler göz önüne alınarak, askerî mahkemelerin görev alanı, çağdaş ülkelerde olduğu gibi daraltılmakta ve asker kişilerin, sadece askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri askerî suçlara ait davalarla sınırlı tutulmaktadır. Maddede yer verilen &#8220;asker kişi&#8221;, &#8220;askerî hizmet ve görev&#8221; ve &#8220;askerî suç&#8221; kavramları tahdidi ve daraltıcı bir düzenleme olarak; askerî gerekler ile demokratik hukuk devleti ve adil yargılanma hakkı gereklerini ölçülü bir şekilde denkleştirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan, Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçların, her halde adliye mahkemelerinde görüleceği düzenlenmektedir. Devletin güvenliğine karşı suçlar ile anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ibaresi ile 26/09/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci bölümlerinde yer alan suçlar kastedilmektedir. Dolayısıyla, bu suçların, kim tarafından işlenirse işlensin, adliye mahkemelerinde yargılanacağı hükme bağlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle, asker olmayan kişilerin, savaş hali haricinde, askerî mahkemelerde yargılanamayacağı anayasal teminat altına alınmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Üçüncü fıkrada yer alan mevcut düzenlemede, savaş veya sıkıyönetim hallerinde, askerî mahkemelerin hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili olduklarının kanunla düzenleneceği öngörülmüştür. Bu hüküm, ikinci fıkrada yapılan değişikliğe rağmen, sıkıyönetim halinde, askerî mahkemelerin, sivilleri de yargılamasına imkan verebilmektedir. Yine bu hüküm, birinci fıkrada askerî mahkemelerin görev alanının yeniden belirlenmesine ve daraltılmasına rağmen, sıkıyönetim halinde, kanunla, görev alanının genişletilmesine imkan vermektedir. Bu tür yorumlamaların önlenmesi ve olası tereddütlerin giderilmesi amacıyla, üçüncü fıkrada yapılan değişiklikle, sıkıyönetim dönemlerinde de, kanunla, sivillerin yargılanmasının ya da askerî mahkemelerin görev alanlarının genişletilmesinin mümkün olamayacağı hükme bağlanmaktadır. Bu nitelikteki düzenlemelerin, sadece savaş hali için mümkün olabileceği belirtilmektedir. Mukayeseli hukuka bakıldığında da, sadece savaş ve barış hali olmak üzere ikili bir ayrıma gidildiği ve savaş haline münhasır olmak üzere bazı istisnaî düzenlemelere yer verildiği görülmektedir. Yine değişik sivil toplum kuruluşları tarafından hazırlanan Anayasa taslaklarında da, sıkıyönetim dönemiyle ilgili olarak yargı konusunda özel hükme yer verilmediği görülmektedir. Bu doğrultuda yapılan değişiklikle, sıkıyönetim dönemlerinde de temel hak ve özgürlüklerin korunması ve adil yargılanma hakkının garanti altına alınması amaçlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Anayasanın mevcut 145 inci maddesinin dördüncü fıkrasında, askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin mahkemesinde görevli bulundukları komutanlık ile ilişkilerinin; mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı ve askerlik hizmetinin gereklerine göre kanunla düzenleneceği belirtilmektedir. Anayasa Mahkemesinin 07/05/2009 tarihli ve E. 2005/159, K. 2009/62 sayılı kararında, Anayasanın 9, 138 ve 140 ıncı maddelerindeki düzenlemeler gereğince, adlî ve idarî yargı için öngörülen yargı bağımsızlığının, askerî yargı için de geçerli olduğunda kuşku bulunmadığı vurgulanmaktadır. Bu nedenle, söz konusu fıkrada yer alan ve askerî yargının bağımsızlığını zedelediği düşünülen &#8220;askerlik hizmetinin gerekleri&#8221; ibaresi çıkartılmakta ve fıkranın aynı mahiyetteki son cümlesi yürürlükten kaldırılmaktadır. Bu durumda, askerî mahkemelerin komutanlıkla ilişkilerinin, sadece &#8220;mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı&#8221; esaslarına göre kanunla düzenlenmesi hükme bağlanmaktadır.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Asker sivil ayrımı tümden kalkmalıydı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Yeterince düzeltmiş bence 12 Eylül Anayasasının sivilleri de askeri yargıda yargılatan hükmünü.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Bu konuda daha sonra konuşacağım. Şimdi çok önemli maddelere geçeceğiz gibime geliyor, düşüncelerimi oraya odaklamak istiyorum!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Pekala gelelim ünlü, Anayasa Mahkemesi’ne ilişkin hükümlere:</p>
<h2 style="text-align: justify;">16) Anayasa Mahkemesi&#8217;ne Üye Seçilmesine İlişkin Kurallar Köklü Değişiklik Görüyor</h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Şimdiki düzene göre ne değişiyor tam olarak Politea? Bir açıklar mısınız?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Öncelikle Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı arttırılıyor. Mevcut düzenlemede üye sayısı 11 asıl 4 yedek. Değişiklik 17 üye öngörüyor. 1982 Anayasasının mevcut hükmüne göre; Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi üyelerini, çeşitli kurumların gösterecekleri adaylar içinden seçiyor. Bu kurumlar neler? Şunlar: Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay (yani sayılan mahkemelerin genel kurulları) ve ayrıca Yükseköğretim Kurulu. Yeni hüküm ise, çeşitliliği arttırıyor. İki yönde arttırıyor: Birincisi, artık Anayasa Mahkemesi üyelerini sadece Cumhurbaşkanı değil TBMM de seçebiliyor. İkincisi ise, hem Cumhurbaşkanına hem de TBMM’ne aday gösteren kurumlar çeşitlenmiş. Sayıştay, kendi üyeleri arasından 3’er aday; baro başkanları ise avukatlar arasından 3’er aday gösterecek; TBMM de Sayıştay’ın gösterdikleri içinden 2 üye, baro başkanlarının gösterdikleri içinden 1 üye seçecek. <strong>Yani TBMM toplam 3 üye seçecek.</strong> Gelelim Cumhurbaşkanına: Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, üyeleri arasından her boş üyelik için 3’er aday gösterecek, Cumhurbaşkanı da 3 üyeyi Yargıtay’ın; 2 üyeyi Danıştay’ın; 1 üyeyi Askeri Yargıtay’ın ve 1 üyeyi Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin gösterdikleri adaylar arasından seçecek.  <strong>Cumhurbaşkanı bu düzlemde 7 üye seçecek.</strong> Sonra bir de gene Cumhurbaşkanı, Yükseköğretim  Kurulunun  kendi üyesi olmayan  yükseköğretim  kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği 3’er aday içinden 3 üyeyi seçecek; ayrıca 4 üyeyi de, üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçecek.<strong> Cumhurbaşkanı bu düzlemde de 7 üye seçecek. Ayrıca şunu unutmayalım: </strong>Yüksek Öğretim Kurulu’nun göstereceği adayların en az 2’si hukukçu olmak zorunda. Yani bir hukukçu, iktisat fakültesinde veya siyasal bilimlerde hoca olsa da aday gösterilecek o en az 2 hukukçu arasına girebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bu düzenlemede önemli bir değişiklik Cumhurbaşkanının aracısız seçim olanaklarının arttırılmış olması. Cumhurbaşkanı, 4 üyeyi doğrudan seçiyor, yani kimsenin ona aday göstermesine gerek kalmadan. </strong>Ayrıca Yükseköğretim Kurulu’nun göstereceği adaylar arasından 3 üye seçecek Cumhurbaşkanı ve Yükseköğretim Kurulu üyelerinin de önemli bir bölümünü (üçte birini) Cumhurbaşkanı ve gene önemli bir başka bölümünü de (üçte birini) Bakanlar Kurulu doğrudan seçtiği için, yürütme erkinin mahkeme üye profili üzerindeki etkisi artmış oluyor. Öte yandan Sayıştay üyelerinin seçilmesi de Sayıştay Kanununa göre TBMM marifetiyle olduğu ve Sayıştay da TBMM’ne Anayasa Mahkemesi üyeliği için aday gösterdiği ve TBMM 2 üyeyi Sayıştay kanalından seçeceği için bu nokta da yasama erkinin etkisi bakımından önemli. Ayrıca Baro başkanları kanalından da 1 üye seçiyor TBMM. Baroların gösterecekleri adaylar, ilgili ilin avukat sayısının seçime yansımasına olanak tanımıyor. Tüm illerin baro başkanları, TBMM’ne aday göstermek için eşit oy hakkına sahip gibi. Özetle 1982 Anayasasından farklı olarak, bu değişiklikler, Cumhurbaşkanının ve TBMM’nin, mahkemenin üye profilini belirlemesinde etkiyi arttırmaya yönelik ve o sonucu doğurmaya elverişli.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Tartışmalara geçmeden önce birer çay kahve içelim, ne dersiniz?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Arayı çok açmayalım, diyeceklerim var ama tek cümle ile: Burada amaç yüksek yargıyı ele geçirmek ve bu değişikliklerin doğuracağı sonuç da ortada yüksek yargı diye bir şeyin kalmaması olacak&#8230; İlk derece yargısını ele geçirme işinden sonra sıra yüksek yargıya geldi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Benim diyeceklerim tek cümle ile şu: Bu değişiklikler, yargı yetkisini millet adına kullanan yüksek yargının da demokratik bir temsil esasına göre ve çeşitlilik içinde oluşturulmasına imkan veriyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Kahve daveti için teşekkürler ama birkaç tümce de ben edeyim giriş babından. Ben, yasama organının bu anayasa değişiklikleri ile kendi temsilinin denetlenmesi üzerinde oynamasını ve kendisinin yaptığı yasaları denetleyecek olan Anayasa Mahkemesi’nin profilini kendisinin değiştirmesini uygun bulmuyorum. Bu tür değişiklikleri yapmaya ehil olanlar halkın kurucu meclisleri olmalıdır. Ayrıca bir kurucu meclis söz konusu olamasa bile başlanacak ilk yer yüksek yargı olmamalıydı. Bir mutabakata dayanmayan, tek parti dayatmacılığı biçiminde ortaya konan ve hak ve özgürlükleri, işte şimdi tartışmaya başladığımız kurumlarla ilgili değişiklikleri gerçekleştirmek amacı ile pazarlık kozu olarak süren bir anlayışı boykot ediyorum. Yüksek seçim barajı ve pek çok başka engel yüzünden, Türkiye halkını ve halklarını tam olarak temsil etmediğine inandığım bu meclisin bu boyutta anayasa yapmasını içime sindiremiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Sizde bir mantık hatası var dostum Boykotçu. Bu değişiklikler halkoyuna sunulacak ve ayrıca biliyorsunuz anayasayı değiştirmek için gerekli olan çoğunluklarla geçti bu değişiklikler. Ayrıca sanki 1982 Anayasasını halk yapmış da şimdi halk değiştirmiyor gibi konuşuyorsunuz. Tam tersi, 1982 Anayasasını halk yapmamıştı ama şimdi halkın temsilcileri marifeti ile değiştiriliyor. Bunun hiç mi önemi yok?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Kahve içeyim, zihnim açılsın sonra cevap vereceğim!</p>
<h3 style="text-align: justify;">Akademia&#8217;nın Notu: Değerli Ziyaretçi, diyaloglar şimdilik burada sona eriyor. Güncellemeler aynı sayfada yapılacağı için pek yakında aynı sayfayı yeniden ziyaret ederseniz seviniriz. Aşağıda sadece takip eden maddeler, madde gerekçeleri ve konu ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararı bulunuyor. Diyaloglar, kahve arası sona erdiğinde yeniden başlayacak&#8230; Ve işte başladı bile!</h3>
<h2 style="text-align: justify;">17) Anayasa Mahkemesi Üyelik Süresi 12 yıl İle Sınırlanıyor;</h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Açıldı mı zihniniz Sayın Boykotçu ha?! Maşallah sigara sizde, kahve sizde, bu gidişle açacağınız zihin de kalmayacak!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Sizin probleminiz ne bayım biliyor musunuz?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Neymiş?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Siz, kendinizden başkası için demokrasi istemiyorsunuz. Size ne milletin içkisinden, sigarasından&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Sigara sağlığa zararlıdır, duymadınız mı?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Duymadım! Sizden duyacağım varmış Bay Sağlık-Kültü!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Lütfen tartışmalara dönelim. Evet Boykotçu, Evetçinin son savı hayli güçlü bir sava benziyor. Demişti ki &#8221;bu anayasayı halk mı yaptı ki doğrudan kurucu meclislerle veyahut seçim barajının kalkmasıyla oluşacak meclislerle halk yapsın. Halkın mevcut temsilcilerinin yapacağı kapsamlı reform, demokratikleşme yolunda iyi bir adımdır&#8221; mealinde.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: </strong>Haklı olabilir belki kabul etmeliyim ama ben her durumda sınırlı bir çoğunluğun, temsilin denetimi zemini ile yürütmeyi bu denli güçlendirecek ölçüde oynayabilmesi taraftarı değilim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Anayasa Mahkemesi&#8217;nde üyelik süresinin 12 yılla sınırlanmasına ne diyorsunuz?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Güzel, böylelikle, sistemin önünü tıkayan yargıçlar hükümetinden kurtulma olanağı doğdu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Tanrı aşkına görev süresi 12 yılla sınırlanmış bir yargıç, hele hele yürütmenin güçlü etkisiyle seçilmişse, iş başındaki hükümetin uzun eli olur ancak. Anayasa yargıcı yeterince uzun, hatta ömür boyu görev yapmalı ki kararları bağımsız olsun, aynı yargıç yargıçlığı süresince birkaç iktidar görebilsin. Hepsinin üstüne çıkabilsin. ABD&#8217;nde böyledir mesela, orada Yüksek Mahkeme yargıçları ömür boyu görev yapar.</p>
<h2 style="text-align: justify;">18) Anayasa Mahkemesi&#8217;ne Bireysel Başvuru Hakkı Getiriliyor; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanıyorlar.</h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Bireysel başvuru hakkı temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkese tüm kanun yollarını tükettikten sonra şansını bir de Anayasa Mahkemesi’nde deneme hakkı getirecek. Yani bir anlamda Türkiye İnsan Hakları Mahkemesi olarak çalışacak mahkeme aynı zamanda. Anayasa Mahkemesi’nin bu işi yapması, ileri demokratik ülkelerde yaygın bir uygulamadır. Böylelikle siyasal partilerin açtığı iptal davalarının yarattığı siyasallaşma eğilimi, bireysel hakkını takip eden kişinin açtığı insan hakları davasının yaratması gereken adalet anlayışı ile dengelenecek. Anayasa Mahkemesi bir özgürlükler hukuku yaratmayı öğrenecek.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Katılıyorum. İnsanlar tecrübe ettikleri işleri daha iyi öğrenirler. Mahkemeler de. Bir partinin veya kurumun açtığı dava ile bireyin açtığı dava farklıdır. Türkiye’de anayasa yargısı hep özünde siyasal olan ve partiler arasında meydana gelen ihtilafları çözüme bağlamak yolunda kullanılmış. Bireyin davaları, devletin nitelikleri, hukuk devleti laiklik vs. yüksek ilkenin ötesinde somut ve derinlikli bir insan hakları içtihadı yaratmayı öğretebilir Mahkemeye.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> ‘Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir’ demek ne demek anlamadım. Yani bu anayasada yer alıp da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında değilse bu haklar, vatandaş dava açamayacak öyle mi?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Maddenin lafzı öyle görünüyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Çok saçma! Madem bu anayasa temel hak ve özgürlükler tanımış, bu anayasada tanınanlarla ilgili olarak mahkemeye başvurulabilmeliydi. Bu da bir nevi ‘mahkemeye başvurabilirsiniz ama’cılık olmuş. Şimdi bilgi edinme hakkı AİHM kapsamında değilse Mahkemeye de gidemeyeceğiz öyle mi?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Öyle görünüyor. İsterseniz, madde gerekçesini gözden geçirelim:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>‘MADDE 19-</strong> Maddede, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerinin arasına, bireysel başvuruların incelenmesi de dahil edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bireysel başvuru ya da anayasa şikâyeti, kamu gücü tarafından, temel hak ve özgürlükleri ihlâl edilen bireylerin başvurdukları olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde, temel hakların korunması amacıyla bireysel başvuru yolu, pek çok uygar ülkede anayasa yargısının ayrılmaz bir parçası kabul edilmektedir. Bireysel başvuru yolu, kapsamı ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte, başta Federal Almanya olmak üzere Avusturya, İspanya, İsviçre, Belçika, Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovak Cumhuriyeti, Meksika, Brezilya, Arjantin gibi pek çok ülkede uygulanmaktadır. Doğu Avrupa ülkelerinin çoğunda da bireysel başvuru kurumu kabul edilmiş ve işletilmektedir. Anglo-Amerikan hukukunda teknik anlamda bireysel başvuru kurumu olmasa da, bireysel başvuruyla benzer işlevlere sahip kanun yolları bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye&#8217;nin konumuna baktığımızda, bireysel başvuru müessesesinin kabul edilmediği, ancak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hakkının ve bu Mahkemenin zorunlu yargılama yetkisinin tanındığı görülmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yoluyla, iç hukukta halledilemeyen temel hak ihlâllerine ilişkin şikâyetlerin, ulusalüstü düzeyde ele alınması kabul edilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde her yıl Türkiye&#8217;ye karşı çok sayıda dava açılmakta ve Türkiye pek çok davada tazminata mahkum edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, iç hukuk yollarının tüketilmiş olup olmadığını araştırırken, ilgili ülkede bireysel başvuru kurumunun bulunup bulunmadığını da dikkate almakta ve bunu hak ihlâllerinin ortadan kaldırılmasında etkili bir hukuk yolu saymaktadır. Bu nedenle, bireysel başvuru müessesesinin getirilmesiyle, hak ihlâllerine maruz kaldığını iddia edenlerin önemli bir bölümünün bireysel başvuru aşamasında, başka bir ifadeyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmeden önce, tatmin edilebilmesinin mümkün olabileceği ve böylece Türkiye aleyhine açılacak dava ve verilecek ihlâl kararlarında azalma olacağı değerlendirilmektedir. Bu itibarla, Türkiye&#8217;de de iyi işleyen bir bireysel başvuru sisteminin kurulması, haklar ve hukukun üstünlüğü temelindeki standartları yükseltecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer yandan, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 2004(6) Sayılı Tavsiye Kararında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki dava yükünün azaltılabilmesi için bireysel başvuru yönteminin iç hukukta tanınmasının gerekliliğine değinilmiş; aynı şekilde, Venedik Komisyonu da 2004 yılında kamuoyuna duyurulan bireysel başvuruya ilişkin Anayasa değişikliği önerisini olumlu bulduğunu ifade etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye&#8217;de bireysel başvuru yolunun kabul edilmesi, bir yandan bireylerin sahip oldukları temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunmasını sağlayacak, öte yandan da kamu organlarını, Anayasaya ve kanunlara daha uygun davranma konusunda zorlayacaktır. Bu amaçlarla yapılan değişiklikle, bireysel hak ve özgürlüklerin korunması ve teminat altına alınması için, vatandaşlara bireysel başvuru hakkı tanınmakta ve Anayasa Mahkemesine de bu başvuruları inceleme ve karara bağlama görevi verilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna göre herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurma hakkına sahiptir. Bireysel başvuruda bulunabilmek için, olağan kanun yollarının tü¬ketilmiş olması şarttır. Şu kadar ki, bireysel başvuru kurumunun niteliği dikkate alındığında, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların bu kapsamda incelenmeyeceği kuralı benimsenerek, diğer yüksek yargı organları ile Anayasa Mahkemesi arasındaki olası görev uyuşmazlıklarının ortaya çıkmasının önlenmesi amaçlanmaktadır. Bu müessesenin işleyişine ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenecektir. Yapılan yeni düzenlemeyle, bireysel başvuruları inceleme görevi verilmek suretiyle, Anayasa Mahkemesine, özgürlükleri koruma ve geliştirme misyonu da yüklenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan, Yüce Divan kararlarının yeniden incelenmesini talep etme imkanı getirilmek suretiyle bu yargılama yönteminde sağlanan güvenceler geliştirilmektedir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan sıfatıyla yargılayacağı kişiler arasına Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da eklenmektedir.’</p>
<p style="text-align: justify;">…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Anayasa Mahkemesi’nin iki bölüm ve genel kurul halinde çalışması ve siyasal partilerin kapatılması veya devlet yardımından yoksun bırakılması kararlarının enaz oniki üye ile toplanacak Genel Kurula katılan üyelerin üçte iki çoğunluğu ile alınabilmesi önemli değişiklikler olarak göze çarpıyor. Hükmü bir inceleyiniz:</p>
<h2 style="text-align: justify;">19) Anayasa Mahkemesi&#8217;nin İki Bölüm ve Genel Kurul Halinde Çalışacağı Düzenleniyor</h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Güzel. Bu yolla siyasal partilerin kapatılması da bir şekilde zorlaştırılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Siyasal partilerin kapatılmalarının içeriksel olarak da zorlaştırılması maşallah desteklediğiniz parti sayesinde geçememişti meclisten.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Ne alakası var Allah aşkına! Milletvekillerinin özgür iradesidir. Bu konuda parti karar alamazdı ki. Hem grup karar alamaz diyorsunuz hem de canınızın istediği değişiklik geçmeyince neden milletvekillerinin hepsi birden aynı iradeyi göstermedi diyorsunuz!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Yüce Divan sıfatıyla görev yapacak mahkemeyi ele geçirme çabanız ileride orada yargılanmaktan kurtulmak amacıyla olabilir mi acaba?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Tövbe tövbeeee! Ben mi yargılanacağım yahu?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Hayır siz değil tabii desteklediğiniz parti liderleri veya üyeleri mesela.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Bunlar çok saçma iddialar. Kahve arasında Anayasa Mahkemesi’ne üyelik seçimi ile ilgili maddenin gerekçesine baktım. Bence sizlerin çağcıl dünya adını verdiği dünyada da paralel uygulamalar var. Parlamento Mahkemeye üye seçiyor, Başkan veya Cumhurbaşkanı üye seçiyor vs.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Öyle ama oralarda parlamentoda 2/3 oranında desteği arkasına alan üye seçiliyor. Mutlaka 2/3 oranı korunuyor. Veya başkanın önerdiğini Senato onaylıyor. Yğksek yargıya üye güçlü uzlaşmalarla seçilebiliyor, didik didik ediyorlar adamın ya da kadının geçmişini, kişiliğini, karar ve açıklamalarını. Mükemmeli arıyorlar, uzun eli değil! Sayıştay’la al gülüm ver gülüm oynanmıyor!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Size laf anlatmak deveye hendek atlatmaktan zor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Siz develeri ve hendekleri seversiniz tabii… Develerle sıfır sorun esasınız vardır!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Rica ederim bu tür iğnelemelerden uzak durunuz. Tartışmaları fikirlerimizle yapalım! Şimdi Askeri Yargıtay’la ilgili değişiklikte sıra:</p>
<h2 style="text-align: justify;">20) Askeri Yargıtay&#8217;ın Kuruluş ve İşleyişi Açısından &#8220;Askerlik Hizmetlerinin Gerekleri&#8221; Kriter Olmaktan Çıkıyor</h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> (çenesini tutarak): Eyvallah!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong>(dudak bükerek): Aman, eyvallah!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: </strong>(kaşlarını kaldırarak): Eyvallah.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Şu halde aynı şekilde aşağıdaki hükme de eyvallah!</p>
<h2 style="text-align: justify;">21) Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişinde &#8220;Askerlik Hizmetlerinin Gerekleri&#8221; Kriter Olmaktan Çıkıyor</h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> İşte şimdi hiç de eyvallah diyemeyeceğim bir maddeye geldik.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Evet, bu çok tartışılan bir madde. Önce maddeyi ve gerekçesini gözden geçirelim:</p>
<h2 style="text-align: justify;">22)Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu&#8217;na Üye Seçilmesine İlişkin Kurallar Esaslı Şekilde Değişiyor; Kurul Kararlarına Karşı Yargı Yolu Açılıyor</h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>‘MADDE 22- </strong>Maddeyle, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşumu, Kurul üyelerinin nitelikleri ve seçimi, Kurulun çalışma usul ve esasları yeniden düzenlenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun mevcut yapısı, üye sayısının azlığı, üyelerin sadece yüksek yargıdan gelmesi, ilk derece mahkemelerini yönetmekle görevli olmasına rağmen Kurulda, buralarda görev yapan hâkim ve savcılardan hiçbir temsilcinin yer almaması, Kurul kararlarının tamamen yargı denetimine kapalı olması, Kurul kararlarına karşı etkili iç itiraz sisteminin öngörülmemiş olması, hâkim ve savcıların denetimi, haklarında inceleme ve soruşturma izni verilmesi, adalet müfettişlerinin atanması gibi önemli bazı yetkilerin Adalet Bakanına ait olması, Kurulun kendisine ait sekretaryasının, binasının ve bütçesinin bulunmaması gibi hususlar gerek iç ve gerekse uluslararası kamuoyunda eleştiri konusu yapılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yandan bu eleştirilerin karşılanması ve diğer yandan da Yargı Reformu Stratejisinde öngörüldüğü üzere, yargı bağımsızlığının ve hâkimlik teminatının güçlendirilmesi amacıyla, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısında önemli değişiklikler öngörülmektedir. Bu değişiklikler yapılırken, uluslararası belgeler ve diğer kişi, kurum, parti ya da sivil toplum kuruluşları tarafından hazırlanan anayasa taslakları göz önünde bulundurulmuştur. Bunların yanında mukayeseli hukuk uygulamaları da dikkate alınmıştır. Yüksek yargı kurullarıyla ilgili olarak mukayeseli hukuka bakıldığında, bu kurulların Fransa&#8217;da 18, İtalya&#8217;da 27, İspanya&#8217;da 21, Polonya&#8217;da 25 ve Portekiz&#8217;de 17 üyeden oluştuğu ve bu kurullarda hakim ve savcıların da yer aldığı görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yapılan değişiklik kapsamında, öncelikle, Kurulun üye sayısı, yedi asıl ve beş yedek üyeden, yirmibir asıl ve on yedek üyeye yükseltilmektedir. Adalet Bakanı, Kurulun Başkanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurulun üç daire ve Genel Kurul şeklinde çalışması öngörülmektedir. Kurul üyelerin geldiği kaynaklar çeşitlendirilmektedir. Bu bağlamda, Kurul üyelerinden dördü, yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ve avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca doğrudan seçilecektir. Bundan başka Kurulun;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Üç asıl ve iki yedek üyesi, Yargıtay üyeleri      arasından, Yargıtay Genel Kurulu tarafından,</li>
<li>Bir asıl ve bir yedek üyesi, Danıştay üyeleri      arasından, Danıştay Genel Kurulu tarafından,</li>
<li>Bir asıl ve bir yedek üyesi, Türkiye Adalet      Akademisi Genel Kurulu üyeleri arasından, Akademi Genel Kurulu tarafından,</li>
<li>Yedi asıl ve dört yedek üyesi, birinci sınıf adlî      yargı hâkim ve savcıları arasından, tüm adlî yargı hâkim ve savcıları      tarafından,</li>
<li>Üç asıl ve iki yedek üyesi ise, birinci sınıf      idarî yargı hâkim ve savcıları arasından, tüm idarî yargı hâkim ve      savcıları tarafından,</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">seçilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurul üyeliklerinin herhangi bir nedenle boşalması halinde, o üyenin geldiği yerden seçilen yedek üye tarafından kalan süre tamamlanacaktır. Sadece Cumhurbaşkanının seçeceği üyelerin yedeği öngörülmemiştir. Cumhurbaşkanı kontenjanından gelen Kurul üyesinin, herhangi bir nedenle üyeliğinin boşalması halinde, Cumhurbaşkanı kısa süre içinde yeniden atama yapabilecektir. Kaldı ki, bu durum, Kurulun yeni oluşumunda, kanunla düzenlenmesi öngörülen toplantı ve karar yeter sayıları karşısında Kurulun çalışmalarını etkilemeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Getirilen düzenlemelerden birisi de, Yargıtay, Danıştay ve Türkiye Adalet Akademisi genel kurulları ile ilk derece mahkemelerinde, dört yılda bir yapılacak seçimlerde, her seçmenin ancak bir aday için oy kullanmasına ilişkin hükümdür. Bu düzenlemenin iki amacı bulunmaktadır. Birincisi, seçimlerin tek seferde sonuçlandırılmasıdır. Gerçekten, Yargıtay Genel Kurulunda yapılan ve aday gösterilmek için salt çoğunluğun arandığı bu nitelikteki seçimlerin onlarca, hatta bazen yüzlerce defa tekrarlanması yoluna gidildiği görülmektedir. Benzer şekilde ilk derece mahkemelerinde yapılacak seçimlerde salt çoğunluğun aranması halinde de, aday gösterme seçimlerinin defalarca tekrarlanması söz konusu olabilecektir. Bu durum, yüksek mahkemelerin ve ilk derece mahkemelerinin çalışma performansını düşürecek ve esasen ağır iş yükü altında olan yargının ilave sorunlarla karşı karşıya kalmasına sebep olabilecektir. Getirilen düzenleme öncelikle bu olumsuzluğa meydan vermeme amacını içermektedir. Bu hükmün ikinci amacı ise, seçmen iradesinin sonuçlara en iyi şekilde yansımasıdır. Halen Yargıtay ve Danıştay genel kurullarında yapılan aday gösterme seçimlerinde, her aday adayının salt çoğunluğun oyunu alması aranmaktadır. Örneğin, Yargıtayda 250 üyenin olduğu düşünülürse, 126 oy alan kişi aday gösterilmektedir. Bu işlemler tekrar edilmekte ve aynı 126 oy, her üç aday adayını da belirleyebilmektedir. Buna karşın geriye kalan 124 kişinin iradesi hiçbir şekilde sonuçlara yansımamaktadır. Bu durum ise Anayasada öngörülen &#8220;temsilde adalet&#8221; ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Bu amaçlarla, aday belirleme seçimlerine ilişkin söz konusu hüküm getirilmiştir. Getirilen bu hükümle, yapılacak seçimlerde &#8220;çoğunlukçu&#8221; değil, &#8220;çoğulcu&#8221; bir anlayışın benimsenmesi öngörülmüştür. * <em>Akademia’nın Notu: :<strong><span style="text-decoration: underline;">Anayasa Mahkemesi ilgili hükmü iptal ettiği için bu gerekçenin bir anlamı kalmamıştır.</span></strong> </em></p>
<p style="text-align: justify;">Getirilen bir diğer hükme göre, Kurulun Başkanı olan Adalet Bakanı ile Kurulun doğal üyesi olan Adalet Bakanlığı Müsteşarı dışındaki diğer Kurul üyeleri, kanunda belirlenenler dışında, başka bir görev alamayacak; Kurul tarafından başka bir göreve atanamayacak ve seçilemeyecektir. Bu nitelikteki Kurul üyelerinin hangi görevleri alabilecekleri ilgili kanunda gösterilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mevcut düzenlemede olduğu gibi, Kurulun yönetim ve temsili Kurul başkanına, yani Adalet Bakanına ait olacaktır. Ancak, getirilen bir yenilik olarak, Adalet Bakanı, dairelerin toplantılarına katılamayacak ve oy kullanamayacaktır. Kurul üyeleri kendi arasından üç daire başkanı ve daire başkanlarından birini de Başkanvekili olarak seçecektir. Kurul Başkanı yetkilerinin bir kısmını, başkanvekiline devredebilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurulun görevleriyle ilgili mevcut düzenlemede yer alan hükümler esas itibariyle aynen korunmaktadır. Mevcut metinde &#8220;kadro dağıtma&#8221; işlemi de Kurulun görevleri arasında sayılmakla birlikte bu hüküm, daha önceden yapılan değişikliklerle anlamsız ve hükümsüz hale geldiğinden madde metninden çıkartılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurulun görevlerine ilave olarak getirilen en önemli yenilik ise, halen Adalet Bakanlığına ait olan hâkim ve savcıların denetlenmesi yetkisinin tamamen Kurula devredilmesidir. Yine hâkim ve savcılar hakkında inceleme ve soruşturma izni, Kurulun ilgili dairesinin teklifi üzerine, Kurul Başkanının oluruyla verilecektir. Denetim ile inceleme ve soruşturma işlemleri, Kurul müfettişleri tarafından yapılacaktır. Kurul müfettişleri, muvafakatleri alınmak suretiyle Kurul tarafından atanacaktır. Buna karşın yargısal faaliyetler dışında kalan, icra, noter, cezaevi gibi mercilerin denetlenmesi ile savcıların tamamen idarî nitelikteki iş ve işlemlerinin denetimi Adalet Bakanlığına bağlı olarak görev yapan adalet müfettişleri ile hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler eliyle yapılacaktır. Şu halde Kurula bağlı olan Kurul müfettişleri ile Adalet Bakanlığına bağlı olan adalet müfettişleri ayrı alanlarda görev yapacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yürürlükteki düzenlemede, Kurul kararları tamamen yargı denetimine kapalı iken, yapılan değişiklikle meslekten çıkarma cezalarına ilişkin kararlar yargı denetimine açılmaktadır. Kurulun diğer kararları için ise etkili iç itiraz sistemi öngörülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mevcut düzenlemede, Kurulun kendi sekreteryasının olmaması, bu işlemlerin Adalet Bakanlığı tarafından yapılması, yine bina ve bağımsız bütçesinin bulunmaması eleştiri konusu yapılmaktaydı. Getirilen düzenlemeyle Kurula bağlı bir Genel Sekreterlik kurulmaktadır. Genel Sekreterlik, Kurulun tüm sekreterya işlemlerini yürütecektir. Yine Anayasa hükmü olarak yazılmamışsa da ilgili kanunlarda yapılması düşünülen değişikliklerle, Kurulun binasının ve bütçesinin olmasının sağlanması öngörülmektedir. Kurul Genel Sekreterinin birinci sınıf hâkim ve savcılar arasından, Kurulun teklif ettiği üç aday arasından Kurul Başkanı tarafından atanması hükme bağlanmaktadır. Yukarıda da değinildiği gibi Kurul müfettişleri ile Kurulda çalışacak hâkim ve savcıların atanması, muvafakatleri alınmak koşuluyla, Kurul tarafından yapılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Adalet Bakanlığı merkez, ilgili ve ilişkili kuruluşlarında geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcıları atama yetkisi ise Adalet Bakanına ait olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Son olarak maddede, kanunla düzenlenmesi gereken hususlara yer verilmiştir.’’</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: Hale bakar mısınız? Hakim ve savcı teminatının ve bağımsızlığının güvencesi olması gereken yerdeki yürütme etkisini: </strong>Kurul üyelerinden dördü, yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ve avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca doğrudan seçilecektir. Gerçi <em>iktisat ve siyasal bilimler dalları</em> kısmını iptal etti Anayasa Mahkemesi&#8230; Ayrıca,<strong> </strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Yedi      asıl ve dört yedek üyesi, birinci sınıf adlî yargı hâkim ve savcıları      arasından, tüm adlî yargı hâkim ve savcıları tarafından,</li>
<li>Üç asıl      ve iki yedek üyesi ise, birinci sınıf idarî yargı hâkim ve savcıları      arasından, tüm idarî yargı hâkim ve savcıları tarafından</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">seçilecek. Seçilecek üyelerden bu bahsettiğim kısmı tamamen yürütme kontrolündeki üyelerden oluşacak. Bu çok büyük bir rakam. Ayrıca daha önce de dedim. Mesleğinin az çok orta kademesinde bulunan ve üyelik süresi bittikten sonra iktidardan beklentileri olabilecek birinci sınıf adli/idari yargı hakim ve savcılarının kurula üye seçilmesi kuşkuyla karşılanmalı. Bakınız ben gençlik düşmanı değilim ama bu tür yüksek kurullar, mesleğinin doruğunda ve kimseden beklentisi olmayanlarca doldurulmalı!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Dinazorlarca yani ha?! Çağdaş çağdaş diye avaz avaz bağırıyorsunuz ama çağın gerisinde kalan sizmişsiniz asıl azizim! Demokrasi; görevleri gözetildiğinde her yargıç ve savcının mesleki kariyerinde ve denetlenmesinde son derece etkili olacak böyle bir kurulda, daha alt seviyedeki yargıç ve savcıların da temsil edilmesini gerektirir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Yahu bunlar ‘demokrasi’ kurumları filan değil ki. Bunlar hukuk devleti kurumları. Ve hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, demokrasiyi denetlemek üzere vardır!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Demokrasi, hukukun üstünlüğünün de güvencesidir. Demokratik seçim prensibinin geçerli olmadığı bir kurumda, yaşlı ve başlı seçkinler idaresinden türese türese belirli bir oligarşi türer.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Birinci sınıf hakim ve savcıları nasılsa kadrolaşma yoluyla biçimlendirebiliyorsunuz değil mi? Fethedilmedik birkaç kale kaldı , onlara geldi sıra.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: Bakınız burada medeni dünyada da yaygın olarak uygulanan bir esası getirilmiş. Anlamıyorum sizi! </strong>Kurul kararlarına karşı etkili iç itiraz sisteminin öngörülmemiş olması, hâkim ve savcıların denetimi, haklarında inceleme ve soruşturma izni verilmesi, adalet müfettişlerinin atanması gibi önemli bazı yetkilerin Adalet Bakanına ait olması, Kurulun kendisine ait sekretaryasının, binasının ve bütçesinin bulunmaması gibi hususlar gerek iç ve gerekse uluslararası kamuoyunda eleştiri konusu yapılmış, öğreniyoruz. Sekretaryalı bir kurul fena mı? Daha önce toptan Adalet Bakanlığı’na bağlıymış ya şimdi daha bağımsız olur işte fena mı?!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Hala Adalet Bakanı ile müsteşarını, kurulda bulunduruyorsunuz ya şaşıyorum size.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Şaşmayın. Adalet Bakanı, dairelerin toplantılarına katılamayacak ve oy kullanamayacaktır. Okumanız yazmanız yok mu?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Bu noktada Anayasa Mahkemesi’nin <strong>ancak bir aday için oy kullanma </strong>kuralını iptal etmesine ne diyorsunuz Politea?<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: Bu biraz tuhaf olmuş doğrusu. Seçim kaynaklarına göre ayırarak incelemek gerek. Bakalım: </strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Üç asıl      ve iki yedek üyesi, Yargıtay üyeleri arasından, Yargıtay Genel Kurulu      tarafından &#8212;&#8211;<strong>Her üye ancak bir adaya oy vermeyecekse, bu durumda üç      asıl ve iki yedek üyeyi belirli bir çoğunluk gönderecek, nisbi temsil      esası olmayacak, oysa olsa iyi olurdu çünkü Yargıtay üç üye seçiyor, biri      azınlık tarafından gönderilebilmeliydi. </strong></li>
<li>Bir asıl      ve bir yedek üyesi, Danıştay üyeleri arasından, Danıştay Genel Kurulu      tarafından &#8212;-<strong>Burada değişen bir durum olmaz çünkü zaten bir asıl ve      bir yedek üyeyi çoğunluk göndermeli.</strong></li>
<li>Bir asıl      ve bir yedek üyesi, Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu üyeleri      arasından, Akademi Genel Kurulu tarafından&#8212;&#8211;<strong> Burada da değişen bir      durum olmaz çünkü zaten bir asıl ve bir yedek üyeyi çoğunluk göndermeli.</strong></li>
<li>Yedi      asıl ve dört yedek üyesi, birinci sınıf adlî yargı hâkim ve savcıları      arasından, tüm adlî yargı hâkim ve savcıları tarafından &#8212;&#8211;<strong> Her üye      ancak bir adaya oy vermeyecekse, bu durumda yedi asıl ve dört yedek üyeyi      belirli bir çoğunluk gönderecek, nisbi temsil esası olmayacak, oysa olsa      iyi olurdu çünkü birinci sınıf adli yargıç ve savcılar yedi üye seçiyor,      burada nisbi temsil mümkün kılınmalıydı. Muhtemelen bu kuralın yaratacağı      sonuç, çeşitli listelerin yarışması olacak. Yalnız bu seçimlerde işler      biraz karışabilir. Her seçmen savcı veya yargıç yedi ayrı isme, ayrı ayrı      oy verebilecekse seçim öncesinde öngörülmesi zor tablolar oluşur tabii. </strong></li>
<li>Üç asıl      ve iki yedek üyesi ise, birinci sınıf idarî yargı hâkim ve savcıları      arasından, tüm idarî yargı hâkim ve savcıları tarafından, &#8212;&#8211;<strong> Her üye      ancak bir adaya oy vermeyecekse, bu durumda yedi asıl ve dört yedek üyeyi      belirli bir çoğunluk gönderecek, nisbi temsil esası olmayacak, oysa olsa      iyi olurdu çünkü birinci sınıf adli yargıç ve savcılar yedi üye seçiyor,      burada nisbi temsil mümkün kılınmalıydı. Muhtemelen bu kuralın yaratacağı      sonuç, çeşitli listelerin yarışması olacak. Ama üç kişi sınırı, durumu bir      önceki örneğe göre daha öngörülebilir kılıyor. </strong></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Neden idari yargıdan az üye gidiyor?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong>Sanırım idari yargı hakim ve savcı sayısı az olduğu için olsa gerek.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Ama idari yargının iş yükü de oldukça yoğundur değil mi?<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong>Öyle sanıyorum. Hükümetler idari yargıdan pek haz etmez.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Duruma göre, bazen haz eder, bazen etmez diyelim.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong>Hıhım, ülkenizde öyle olsa gerek…Dinlenelim mi biraz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi, Hayırcı, Boykotçu: EVET! </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: Sonunda herkesin evet dediği bir soru buldum. Kahve molasından sonra devam edeceğiz! &#8230; </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ve devam ediyoruz:</strong></p>
<h2 style="text-align: justify;">23)Ekonomik ve Sosyal Konsey Kuruluyor</h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Yeni hükümle bir Ekonomik ve Sosyal Konsey kuruluyor. Buna itirazı olan var mı?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Yok. Bu tür somut kurumsal olanaklarla devletin ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınma hedeflerini gerçekleştirme bakımından somut olarak denetlenmesi daha uygun olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Yok benim bir itirazım buna.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Benim de yok da madde gerekçesine bir bakalım isterim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Pekala. Madde gerekçesi şöyle diyor:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>MADDE 23-</strong> Maddeyle, Ekonomik ve Sosyal Konsey uygulaması anayasal dayanağa kavuşturulmaktadır. Demokratik sistem içinde ve uluslararası uygulamalarda; ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında, sivil toplum kuruluşlarının daha fazla görüş ve katkılarının alınması önem taşımaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yapılan yeni düzenlemeyle; Ekonomik ve Sosyal Konseye, geniş bir yelpazede, toplumun çeşitli kesimlerinin temsilcilerinin katılımıyla, ekonomik ve sosyal sorunlar ile bunlara ilişkin çözüm yolları hakkında görüş üreten fonksiyonel bir kurumsal yapı kazandırılması hedeflenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa Komisyonu ilerleme raporlarında, Türkiye&#8217;nin, ekonomik ve sosyal politikaların belirlenmesinde, iyi işleyen ve fonksiyonel bir yapıya kavuşturulmamış olması eleştiri konusu yapılmaktadır. Söz konusu eleştiriler de dikkate alınmak suretiyle anayasal dayanağı oluşturulan yeni Konsey yapılanması içinde; sivil toplum kuruluşları, meslek odaları ve hükümet temsilcileri bir araya gelerek, istişari nitelikte görüş bildirme fonksiyonu ifa edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekonomik ve Sosyal Konseyin kuruluş ve işleyişi kanunla düzenlenecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Peki gelelim bir başka tartışmalı hükme. 12 Eylül tasarrufları ve bunlardan sorumluluğu olanların yargılanması meselesi:</p>
<table style="text-align: justify;" border="1" cellspacing="3" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td valign="top">
<h2>24) 12 Eylül 1980 Sonrası Otoriter Düzenin  (12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak   Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar   geçecek süre içindeki) Karar ve Uygulamalarından Cezai, Mali ve Hukuki   Sorumsuzluk Kalkıyor, Sorumluların Dava Edilip Edilemeyeceği Tartışmaları   Açılıyor…</h2>
</td>
<td valign="top"><strong>Değişiklik Maddesi:</strong></td>
</tr>
<tr>
<td valign="top"></td>
<td valign="top"><strong>MADDE 24-</strong> Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının geçici   15 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top"><strong>Eski Metin:</strong></td>
<td valign="top"><strong>Yeni Metin:</strong></td>
</tr>
<tr>
<td valign="top"><strong><span style="text-decoration: line-through;">GEÇİCİ MADDE 15. </span></strong><span style="text-decoration: line-through;">– 12 Eylül 1980   tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet   Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama   ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla   kurulu Millî Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş   hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden   Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında   cezaî, malî veya hukukî sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla   herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.</span></p>
<p><span style="text-decoration: line-through;">Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve   görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve   uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.</span></p>
<p><span style="text-decoration: line-through;">(Son fıkra mülga: 3.10.2001-4709/34 md.)</span></td>
<td></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Bunun gerekçesi önemlidir kanısındayım. Okuyalım mı?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Okuyalım, okuyalım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Evet.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Evet.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> İşte gerekçe:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>MADDE 24-</strong> Maddeyle, demokrasi ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayan, Anayasanın geçici 15 inci maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: </strong>Bu ne hal yahu! Bu gerekçede 12 Eylülcüleri yargılama kararlılığı filan okunmuyor. Geçiştirmişler resmen olayı!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Dedim size. Ortada yargılanacak bir hal kaldı mı? 12 Eylül ruhunu tümüyle benimsemiş, 12 Eylülden türeyen kadrolarla çalışan bir idare tutacak 12 Eylül&#8217;le hesaplaşacak. Külahıma anlatın siz onu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Bakınız. Bu hükmün bu abuk haliyle anayasada kalması mı ilerleme, sökülüp atılması mı? Tabii ikincisi. İster imkan dahilinde olsun isterse olmasın bu konuda bir tartışma açılması fena mı? Ayrıca hesaplaşma bir tek yargısal yolla olmaz ki! Başka yollarla da olur.  Mesela barış, uzlaşma, yeniden değerlendirme vb. komisyonlarla olur; siyasal, kültürel olarak da hesaplaşabilirsiniz geçmişinizle. Ayrıca hukuksal olarak da zaman aşımı filan deniyor. Bakın Federal Almanya&#8217;da birleşmeden sonra, Doğu Alman askerlerin batıya iltica edenleri sınırda öldürmeleri olayları dava edilebildi. Kanunlar geriye yürümez filan denilmedi. Özellikle emir verenler yargılanabildi. Ayrıca işkence bir insanlık suçu. Bu konuda kanunların geriye yürümemesi olmaz, zamanaşımı filan da olmaz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Olmaz olur mu canım. Açın bakın dönemin  765 sayılı ceza kanununa. Orada adam öldürme için bile zamanaşımı öngörülmüş.  Yirmi sene diyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>İyi de bir de mülga ceza kanununun 103. maddesi var. O da şöyle diyor:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8221;Madde 103 &#8211; Müruru zamanın başlangıcı tamamiyle icra olunmuş cürüm ve kabahatler hakkında fiilin vukuu gününden ve teşebbüs olunan veya icra ve ikmal olunamayan cürümler hakkında son fiilin işlendiği tarihten ve mutemadi ve müteselsil cürümler hakkında dahi temadi ve teselsülün bittiği günden itibar olunur.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Yani son fiilin işlendiği tarihe de bakabilir ve diyebilirsiniz ki o son fiilin işlendiği tarihten yani bu konuyla alakalı son cinayetin, son işkencenin yapıldığı tarihten başlatırız diyebilirsiniz. Ayrıca uzun süredir mağdurlar 12 Eylül tasarruflarına karşı çeşitli şikayetlerde bulunuyorlar. Bu hususlarda yapılmış savcılık işlemleri varsa onlar da zamanaşımını keser. Mesela mülga kanun bir de şöyle demiş:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8216;Madde 104 &#8211; (Değişik madde: 11/06/1936 &#8211; 3038/1 md.)</p>
<p style="text-align: justify;">Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkumiyet hükmü yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeğe başlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şu altını  işaretlediğim hükme göre en fazla otuz yıl oluyor mesela adam öldürme suçundan zamanaşımı konusunda 20 yıl artı (20/2)=30 yıl. Bu durumda 1983 artı 30 yıl=2013 denebilir mi denemez mi, tartışılabilir mesela.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: </strong>İyi de neden eski ceza kanununa bakıyoruz?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>12 Eylül tasarruflarının gerçekleştirildikleri  zaman yürürlükte bulunan  ceza kanunu o da ondan.  Eğer bu eski kanun,  failler lehine ise suç ve cezaların kanuniliği ve geriye yürümezlik kuralı nedeniyle -ki o kural da anayasal bir kuraldır- o kanun uygulanacak da ondan.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong>Fakat Akademia cezacı değilim bağışlayın ama zamanaşımı konusu usuli bir kural ise yürürlükteki kanun da uygulanamaz mı?Yani bildiğim kadarıyla usuli kurallar söz konusu ise lehe kanun değil yürürlükteki kanun uygulanır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Tartışılır tabii ama zamanaşımı konusunda da failin lehine kuralların uygulanması taraftarıyım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Potansiyel sanıkların lehine mi peki mülga 765 sayılı kanundaki kurallar?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Bence eski kanun daha lehe. Çünkü daha kısa zamanaşımı süreleri öngörmüş. Ayrıca bazı suçlar bakımından zamanaşımı olmaz vs. dememiş.  Önce Yeni Ceza Kanunun 66 vd. maddelerine bakınız, sonra da bunları artık yürürlükte olmayan 765 sayılı ceza kanununun zamanaşımı hükümleri ile karşılaştırınız, göreceksiniz ki yeni kanunun zamanaşımı hükümleri daha uzun, yani eski kanun faillerin lehine. O zaman o kanun uygulanacak denebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: Birisinin çıkıp bu işi ayrıntısıyla ve hukuksal olarak tahlil etmesi lazım. Bu tasarruflara karşı sadece cezai değil mali ve hukuki yani tazminat hukuku anlamında da yapılacak şeyler olabilir. Pek çok girişim hala mümkün olabilir.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Olabilir ama bu değişiklik kalktı diye bir arpa boyu gidildi demek değil bu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Bir de eski ceza kanununun zamanaşımına ilişkin kurallarına bakalım bence.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Bakmak lazım tabii ama şunu ifade etmeden geçmeyeyim. <strong>12 Eylül tasarruflarının yargılanması konusunda dört perspektiften yola çıkarak bir tahlil yapmamız gerekecek: Birinci perspektif ceza davaları perspektifi. Bu perspektifte öncelikle siyasi saikli işkence, insan kaybetme vb eylemlerin uluslarüstü insan hakları hukukunda nasıl düzenlendiği ve suç ve cezaların kanuniliği ilkesi açısından nasıl değerlendirildiğine bakılacak. Sonra iç hukukta 765 sayılı mülga ceza kanunu ile yeni ceza kanununun hükümleri karşılaştırılacak ve zamanaşımı konusuna bir açıklık getirilecek. Üçüncü perspektif ise dava zamanaşımı ile ceza zamanaşımı arasındaki ayrımdan hareketle tek tek tasarruflar açısından ve özellikle devam etmekte olan davalar açısından zamanaşımının geçip geçmediği tartışılacak. Dördüncü bir perspektif daha var ki dava ve ceza zamanaşımı geçse dahi, ceza kanunlarında yeralan bir kuraldan hareket etmeyi gerektiriyor. O da şu: Ceza hükümlerinin sukutu, yani mesela zamanaşımı yüzünden sukutu, istirdadı emval ve tazminata ilişkin hükümlere halel vermez.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: </strong>Ne demek şimdi bu?!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Yani tazminat davası hakkı saklı kalabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea</strong>: İyi de galiba tazminat konusunda da zamanaşımı mülahazası var.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Evet. Onu da tartışmak gerek. O konuda medeni hukukun kuralları işlemeli. 12 Eylül yüzünden yerinden edilenler, canlarını, hürriyetlerini, malları mülklerini yitirenler Geçici 15 kaldırıldıktan sonra harekete geçebilirler. İç hukukta bir yere varamasalar bile konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi&#8217;ne ve benzer uluslararası prosedürlere götürebilirler. Orada da iddia edebilirler ki Geçici 15 yüzünden daha önce dava açamadık. Gerçi, Avrupa İnsan Hakları davası açmak da biraz zor çünkü Türkiye bireysel başvuru hakkı tanırken bunu belirli bir tarihten sonra gerçekleşen insan hakları ihlalleri için ve ihtirazi kayıtla tanıdı!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Bir de yeni ceza kanununda şöyle bir hüküm var. Diyor ki: <strong>&#8221;İnsanlığa karşı suçlar </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>MADDE 77. -</strong> (1) Aşağıdaki fiillerin, siyasal, felsefî, ırkî veya dinî saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plân doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi, insanlığa karşı suç oluşturur:</p>
<p style="text-align: justify;">a) Kasten öldürme.</p>
<p style="text-align: justify;">b) Kasten yaralama.</p>
<p style="text-align: justify;">c) İşkence, eziyet veya köleleştirme.</p>
<p style="text-align: justify;">d) Kişi hürriyetinden yoksun kılma.</p>
<p style="text-align: justify;">e) Bilimsel deneylere tâbi kılma.</p>
<p style="text-align: justify;">f) Cinsel saldırıda bulunma, çocukların cinsel istismarı.</p>
<p style="text-align: justify;">g) Zorla hamile bırakma.</p>
<p style="text-align: justify;">h) Zorla fuhşa sevketme.</p>
<p style="text-align: justify;">(2) Birinci fıkranın (a) bendindeki fiilin işlenmesi halinde, fail hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına; diğer bentlerde tanımlanan fiillerin işlenmesi halinde ise, sekiz yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Ancak, birinci fıkranın (a) ve (b) bentleri kapsamında işlenen kasten öldürme ve kasten yaralama suçları açısından, belirlenen mağdur sayısınca gerçek içtima hükümleri uygulanır.</p>
<p style="text-align: justify;">(3) Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine hükmolunur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>(4) Bu suçlardan dolayı zamanaşımı işlemez.&#8221;</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:Yani diyemez miyiz bu suçlardan dolayı zamanaşımı işlemez?</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Evet ama bu kanun yeni kanun. 12 Eylül tasarruflarının yapıldığı zaman yürürlükte değildi bu hükmün (4). fıkrası. Suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan kanun değişmişse, iki kanun arasından sanık lehine olanı uygulama kuralını zamanaşımı için de kabul edeceksek eğer,  12 Eylül tasarruflarının cezai soruşturma konusu olması gitgide zamanaşımına uğradı, uğrayacak gibi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong>Belki de 12 Eylül 1980 ve sonrasında, Türkiye&#8217;nin imzalamış bulunduğu bir uluslararası insan hakları sözleşmesinde buna benzer bir hüküm vardı. Belki de o zaman dünyada yürürlükte bulunan çağcıl  insan hakları düzeni, siyasi işkence vb. eylemlerde zamanaşımı filan uygulanamayacağını öngörüyordu. Almanlar nasıl yargıladılar soykırımcıları, nasıl yargıladılar Doğu Alman sınırındaki askerlerin vatandaşları kurşunlaması olaylarını? Siyasi hakçalığın hukuksal çıkışı her zaman bulunur!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Araştıralım ama sanmıyorum. Yani dediğiniz gibi siyasal hakçalığa hukuksal kılıf yaratabilirsiniz ama bir de faillerin insan hakları var. Eğer onların insan haklarını da düşünmezsek onlardan farkımız kalmaz!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: </strong>Akademia hep böyle saf mı olur?! Ortada işkencelerine, insan kaybettirmelerine, siyasal idamlarına yargı yolunu kapatmış ve bunu da &#8221;demokrasiye aşık Türk evladlarının vatan sevgisine tevdi&#8221; ettiği bir anayasa ile, milletle alay ederek yapmış hukuksuz bir idare ile demokrasi ve insan hakları adına, hukuk devleti adına hesaplaşmanın hukuki yolu kapanabilir mi demek istiyorsunuz? Bu çok saçma! Bence onların o saçma Geçici 15. maddesi &#8221;yok hükmünde&#8221; idi asıl! Öyle bir madde yok hükmünde olduğu için zamanaşımının kesildiği bile ileri sürülebilir. Yani bu madde kaldırıldıktan sonra kaldığı yerden devam eder demeli!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: </strong>Ayrıca bakınız ne denmiş bu konuda süregelen 16 Mart davası ile ilgili olarak:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Zamanaşımı başlamadı ki bitsin</strong></p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;&#8230;Hüküm Mahkemesi son kararını verirken, Yargıtay 1. Dairesi de o son kararı onarken iki büyük yanlış yapmıştır. Bunlardan birincisi Mahkemenin bizim çabamızla ilk defa bir kontrgerilla davasına dönüşmüş olan yargılama sürecinde sanıklara bu doğrultuda ek savunma hakkı verdiği halde, bu aşamayı hiç değerlendirmeden mahkemece zamanaşımı kararı verilmiş ve bu zafiyetle malul olan son kararın Yargıtay&#8217;ca onanmış olmasıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;İkincisi, zamanaşımı konusu maddi olayın özelliğine (katliamın siyasi saikle işlenmiş olmasına) uygun hukuki kriterlere göre değerlendirmedi. Biz baştan beri ısrarla bu suçun örgütlü bir suç olduğunu, suçu işleyen örgütün muhtemelen 16 Mart 1978 tarihinden önce de faal olan ve katliamdan sonra da -belki bugüne kadar- varlığını sürdüren bir örgüt olduğunu savunduk. Bu doğrultuda, yargılama sırasında, MHP ve ülkücü kuruluşlar ana dava dosyası, Abdi İpekçi dosyası, Bahçelievler katliamı dosyası, 1 Mayıs 1977 katliamı dosyasını, hatta Susurluk kazasından sonra açılan dava dosyasını, Başbakanlık Teftiş Kurulu&#8217;nun Susurluk Raporu ve TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu Raporu mahkemeye celp ettirdik. MİT ve İçişleri Bakanlığı&#8217;ndan bilgi ve belge istendi ve polis şefleri ve dönemin İçişleri Bakanı tanık olarak dinlendi.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Toplanan bu bilgi ve belgelere göre suç örgütünün varlığını devam ettirdiği anlaşıldı. Bu durumda, hem eski hem de yeni TCK&#8217;deki zamanaşımı hükümlerine göre &#8216;temadi&#8217; (kesintisiz örgütlü suç faaliyeti) devam ettiği sürece zamanaşımı süresinin işlemeyeceği çok açıktır. Yani zamanaşımı daha başlamadı ki bitsin.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Zamanaşımı kavramı Kontrgerillayla ve 12 Eylül&#8217;le hesaplaşmak istemeyenlerin ileri sürüp, arkasına sığındıkları bir büyük bahanedir. Konuyu İnsanlık suçu kavramının içine sıkıştırmaya kalkmak da bir hukukçu için abesle iştigaldir. Kısacası; ne Anayasa&#8217;nın Geçici 15.maddesi, ne de TCK&#8217;nin zamanaşımı hükümleri 12 Eylül&#8217;le ve Kontrgerillayla yargı önünde hesaplaşmak isteyenler için bir engel değildir. (CA/TK) [KAYNAK HABER İÇİN BAĞLANTI: (<a href="http://bianet.org/bianet/insan-haklari/123650-12-eylul-davalarinda-zamanasimi-oyunlari">bağlantı</a>)]</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: Bakın işte tartışma açıldı bile, fena mı şimdi yani Geçici 15&#8242;in kalkması?</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> <strong>Beyin jimnastiği mi yapacağız?! Durum ortada. Bence bu Geçici 15 yüzünden yırtmışlar ya da yırtmak üzereler çoktan. Ayrıca sanki bu konuda bir siyasal ve kültürel irade varmış gibi konuşuyorsunuz. Anayasa değişiklik gerekçesinin kestirip atıcı dilinden de belli ki bu konuda hiçbir şey yapmayacaksınız!</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Yahu anayasa değişikliğinin mimarları yapmaz belki ama bu durum başkalarının harekete geçmesini engellemez ki. Ayrıca dedik ki bu madde hukuk devletine aykırı. Kaldırılması fena mı?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Bunu kaldırıp 12 Eylülü unutturmak istiyorlar tam aksine. Ne hesaplaşması, tamamen unutturmak!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Son maddelere geçiyorum. Dilerseniz bu konuya, meseleleri biraz araştırdıktan sonra yeniden dönelim. Boykotçu, Akademia&#8217;nın saf olmadığını ancak soyut ihtimal dahilinde her türlü düşünceyi irdelemesi gerektiğini hatırlatmak isterim size ve izninizle.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Teşekkür ederim. Sizi kırmak değil amacım. Dönelim dönelim lütfen bu tartışmalara, bu konunun peşini bırakmayalım. Bu konu otuz yıldır rüyalarıma giriyor, bu konu benim hayatımın kabusu!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Demokrasinin bir daha kesintiye uğramaması da hepimizin düşü Boykotçu, bu ülkede ve tüm dünyada.</p>
<h1 style="text-align: justify;">DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: Sonuca Doğru</h1>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Bir soru sorabilir miyim Akademia?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Rica ederim, buyurun Evetçi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Şimdi Hayırcı ve Boykotçu’ya sormak istiyorum. Elinizi vicdanınıza koyun. Bu değişikliklerden bir tek Anayasa Mahkemesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile ilgili olanlarına karşısınız değil mi? Diğerlerini benimsiyorsunuz prensipte.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Aslında öyle sayılabilir. Benim derdim diğer maddeler değil. Kuvvetler ayrılığının kaldırılacak olması, yargının yürütme hakimiyeti altında olacak olması.  Yargının ele geçme tehlikesi. Yargıçlık ve savcılık teminatı ve tarafsızlığı ile ilgili ciddi sorunların başgösterecek olması.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Benim derdim ise madde madde oylatma olanağı varken topluca oylama yapılması ve 12 Eylül Anayasasını toptan ve geniş katılımlı bir uzlaştırma ile değiştirmek mümkün iken bu yola başvurulmamış olması.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> İyi de bu anayasa değişiklikleri, anayasanın kapsamlı bir reformla daha sonra toptan değiştirilmesinin önünü almıyor ki tam aksine bir kapı açılıyor böylece. Ayrıca Hayırcı’nın kuvvetler ayrılığı ile ilgili iddiası açısından Politea’ya sormak istiyorum. Sayın Politea Hanımefendi, bu değişiklikler kuvvetler ayrılığını kaldırıyor mu Allah aşkına? Yargının ele geçme tehlikesi var mı? Ve dış dünyada nasıl bu düzenlemeler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: Değişiklikler, yürütmenin, özellikle Cumhurbaşkanının elini güçlendiriyor tabii ancak bu değişikliklerin, kuvvetler ayrılığı sistemini kaldıracağını iddia etmek çok yanlış olur. Kanımca burada milletiniz adına karar veren yargı organlarının demokratik-çoğunlukçu temsil esası zemininde hareket etmesi sağlanıyor. Öte yandan, bir Politea olarak, anayasanın kökten reformunun halkın o iş için kuracağı kurucu meclislerle yapması taraftarı olsam da, böyle bir kısmi değişikliği yapma yetkisinin yeterli parlamenter çoğunluklar ile de yapılabileceğini, halkoyuna sunulması gerekiyorsa sunulabileceği, bu girişimin meşru olduğunu biliyorum. Dış dünyadan iki örnek vereyim. Örneğin Fransa’da Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun muadili kurumun başkanı Cumhurbaşkanı, başkan yardımcısı da Adalet Bakanıdır. İtalya’da da kurulun başkanı, Cumhurbaşkanıdır. Ayrıca yasama meclislerinin, bu kurumlara üye seçme yetkisi vardır. Yani karma bir esas öngörülmüştür. O esasa göre hem Cumhurbaşkanı hem yasama meclisi, hem yüksek yargı hem de ilk derece yargıç ve savcılar, mesleki bir özlük kurulu olan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurullarında görev yapacak temsilcilerin belirlenmesinde etkilidirler. Yine hakim ve savcıların, kendi temsilcilerini kurula seçebilecekleri öngörülmüştür. Yani oralardaki sistem de tipik olarak bu değişikliklere benzemektedir. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: Yani Politea diyorsunuz ki bırakalım halk, özgür iradesi ile karar versin. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: Tabii versin. Ülkenizde yapılan bu değişiklikler, yürütmenin güçlenmesini sağlayacaktır ama şunu da unutmayalım. Yürütme dediğiniz organ da, seçilmiş parlamento tarafından seçilen demokratik bir iktidardır. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: Daha önce seçim barajı olumsuz bir etken diyordunuz ama. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: Şüphesiz seçim barajları gibi uygulamalar, hele hele yüzde on gibi bir baraj düşük yoğunluklu bir demokrasiye işaret ediyor. Yalnız başından veri vurguladığım bir husus var. Halkı vasilerinden kurtarmak çabası, belki de halkı temsilcilerinin aşırılıklarından sakınmak çabasından daha öncelikli bir iştir. Çünkü vasilerin meşruiyeti ve kerametleri kendilerinden menkul iken, temsilciler, az veya çok ama bir biçimde demokratik ve meşrudur. Temsilin sorunsallaştırılması konusu, yani halkın, seçim demokrasisinin ötesinde, yönetime ne derece etkin katılıp katılmadığı ileri dünya tabir edilen batıda dahi büyük bir sorun. Burada tartışılan sorun ise o sorun değil. Burada vesayet rejiminden kurtulma sorun ediliyor. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: Benim bu tartışmalardan kendi namıma çıkaracağım sonuç nedir biliyor musunuz? </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: Nedir Boykotçu?</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: Sevgili Hayırcı Dosta hitap etmek istiyorum bu noktada. </strong>Ben toplu oylamanın seçmenin iradesini fesada uğratacak bir durum olduğunu savunuyorum. O nedenle büyük bir olasılıkla referandumu boykot edeceğim. Ama &#8221;evet&#8221; verme ihtimalim de hiç yok değil. <strong>Ancak hiçbir biçimde &#8221;hayır&#8221; vermeyeceğim.</strong> Çünkü belli kurumların içini, dışını ve nasıl korporatist, nasıl tepedenci işlediklerini çok iyi biliyorum. Türkiye&#8217;de öncelikle dışarıdan müdahalelerin önlendiği doğru dürüst bir parlamenter demokrasi kurulması taraftarıyım. Sonra o parlamenter sistemin ve çoğunlukçu yürütme egemenliğinin aksaklıklarını tartışırız.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama halkın oyları ile gelen iktidarları, gökten ve askeriyeden inenlere tercih etmemi yadırgamamalısın. &#8221;O iktidarlar, çoğunluk diktatörlüğü kuramazlar mı&#8221; diye soracaksın. Bu tehlike vardır tabii ve önü alınmalıdır ama bunun önünü alacak olan yine halk olmalıdır. &#8221;Halk için halka rağmen&#8221; mottosuyla hareket eden ve kerameti kendinden menkul kesimler değil. &#8221;Ergenekon&#8221; adı verilen soruşturmanın pek çok aksaklıkları var ve yanlışlıkları; ama seni temin ederim o aksaklıklar sıradan bir davanın aksaklıkları karşısında devede kulak kalır. Ben bir hasta hakkı mücadelesi veriyorum şu sıralar ve davam beş senedir bitmiyor, karşı taraf Adli Tıpta ve mesleklerinin arka odalarında neler neler çeviriyor! Yani bu aksaklıklar Türkiye&#8217;nin genel sorunu bir tek &#8221;Ergenekon&#8221; yargılamalarının değil!</p>
<p style="text-align: justify;">&#8221;Neden Kenan Evren&#8217;i yargılamıyorlar da onu bunu yargılıyorlar&#8221; diye soruyorsun&#8230; Bu tür sorular sorarsan ben de sana &#8221;neden onyıllardır hapishanede çürüyen, kaybettirilen, yargısız infaz edilen ve avukat tutacak parası dahi olmayan sistem karşıtlarını savunmadın da şimdi bir avukat ordusu ve ardında tüm o vasilerle mücadele verebilen &#8216;etkili&#8217; ve &#8216;nüfuzlu&#8217; sanıkları koruyorsun diye sorarım. Bak Türk hukuk lügatına yeni bir kavram kazandırdık: Nüfuzlu sanık&#8230; Nüfuzlu sanık, canı isterse hapse girer, canı isterse hastaneye yatar&#8230; Canı isterse tutukluluğunu veya yakalamalılığını siyasal bir pazarlığın kozu olarak kullanabilir&#8230; Önce vasilerden kurtulalım, belki sonra vekillerimizin aşırılıklarından kendimizi nasıl sakınmamız gerektiğini tartışırız!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: Yargının, bu derece yürütme etkisi altına alınmasını, cumhuriyetin kurumlarına bu derece güvensizliği, kurumları yıpratma çabalarını anlamıyorum. Karşınızda kimlerin olduğundan haberiniz yok mu? Yarın birgün ortalık partizan savcı ve hakimlerle dolarsa, imdat diye ilk bağıracak olan sizler olacaksınız Boykotçu!</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: Kimler? Kimler? Kimler? Seçilmiş temsilciler bunlar. Ben seçmemiş olsam da seçilmiş. Saygı duymak zorundayım. Ayrıca şunu da kulağınıza küpe ediniz Hayırcı. Ben de azıcık araştırdım bu konuda. Akademia’nın bloğunda daha önce yazdığı bir yazıda şu ifadeleri gördüm: </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>‘’</strong>Hem ABD’nde hem de Fransa’da hem de İtalya’da yargıç ve savcıların seçilip atanmasında yürütmenin ve yasamanın etkileri vardır. Fransa’da Türkiye’dekine benzer bir Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu vardır ve bu kurulun başkanı genel siyasal seçimlerle gelen Fransa Cumhurbaşkanıdır. Yardımcısı da Adalet Bakanıdır. Bununla birlikte görev düzeyi yükseldikçe, yani yüksek yargıya yaklaşıldıkça, yargının partizan etkilerden arındırılmasına çalışılmaktadır. Aslına bakılırsa yargıçların da belirli siyasal partilerin program ve ilkelerine yakın olmaları doğaldır. Yargıç Tanrı değildir, o da insandır ve insan da siyasal bir hayvandır. Önemli olan, onların davaları görürken ve bu tür yüksek yargı konseylerinde görevlerini ifa ederken siyasal etkilerden uzak ve üstün mesleki bilgi ve araştırmaya dayalı olarak çalışabilme kapasitesine sahip olup olmadıklarıdır.’’</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca diyor ki Akademia şöyle diyor: ‘…belirli bir siyasi görüşü olan veya bu görüş ‘adına’ belirli etkinliklerde bulunan kimselerin, siyasi görüşlerini belli etmeyen ya da bu konuda hiçbir etkinlik göstermemiş kimselerden daha taraflı olacağı ya da bağımsız davranmayacağı da sosyoloji biliminin araçları ile kanıtlanmış değildir. Her iki kesimden de partizan kararlar çıkabilir. Yüksek yargı söz konusu olduğunda tarafsızlık ve bağımsızlığın sağlanması açısından önemli olan ‘yaştaş ve baştaşlarından üstün olduğu kanıtlanmış bir çaplı mesleki nitelik; hayat koşusunda (curriculum vitae) pürüzsüz veya pek az pürüzlü bir ahlaki bütünlük, kimseye müdanası olmama ve siyasal iktidarlardan beklentisi olmama anlamında yaşça kıdem ve çeşitli siyasal güçler arasında belirli bir uzlaşma ile göreve gelmiş olmak gibi görünmektedir. (Bağlantı: <a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/referandum-yolunda-tartismalar-yargiclar-ve-savcilar-nasil-secilir-atanir-denetlenir-secme-bazi-ulkeler%E2%80%A6.html">Bağlantı</a>)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Böyle mi yazmıştınız Akademia?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Evet Politea.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Doğru yazmışsınız.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Boykotçuya da bakınız, daha önce durmadan eleştirip boykot edeceğim diyordu, şimdi  neredeyse paketi savunur hale geldi!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu: </strong>Hayır ne alakası var. Ben, tartışmalardan sonuç çıkarıyorum ve bu anayasa ile ilgili çeşitli boykotçuların aklından geçen olumlu ve olumsuz savları birarada dillendiriyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong> Boykotçuda hiç olmazsa tahlil etme ve ötekiye de kulak verme eğilimi var.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı:</strong> Öteki siz olduktan sonra çok seversiniz siz o ötekiyi. Ama siz olmayan öteki ölsün, değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi: </strong>Ne biçim konuşma bu!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Lütfen yine kişiselleştirmeyelim. Sonuç olarak ne diyorsunuz dostlar?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evetçi:</strong> Evet. Sistem dışından müdahalelere son vermek, halkın temsilcilerine rüştünü teslim etmek için evet!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayırcı: </strong>Hayır. Halkın sınırlı temsilcilerinin ve dolayısıyla yürütme organının aşırı-hızını kesmek adına Hayır! Yargı bağımsızlığı ve teminatı adına hayır!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Boykotçu:</strong> Boykot! Hatta boş oy! Çok uzak bir olasılık ama belki de Evet ama asla Hayır demem! Bir anayasa, halkın temsilcilerinin aşırılıklarından halkı sakınmak için vardır. Ama şunu da teslim ediyorum ki halkın, kendisini, temsilcilerinin olası aşırılıklarından  korumaya çalışmasından önce  kendini-&#8221;vasi&#8221;-sayanların aşırılıklarından koruması gereklidir. Vesayet rejiminin aşırılıklarından sakınmak gereklidir. Sınırlı da olsa demokratik temsilciye rüştünü ispat etme fırsatı vermek, statükoyu olduğu gibi korumaktan evladır belki de.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>İşte son maddeler:</p>
<h2 style="text-align: justify;">25) Geçici Tatbik Maddeleri</h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<h2 style="text-align: justify;">26) Kanunun Halkoyunda Madde Madde Değil Tümüyle Oylanması Ayrıca Öngörülüyor</h2>
<h1>BEŞİNCİ BÖLÜM: Peki Ya Sonrası? 1982 Anayasasına Mahkum mu Kalacağız?</h1>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Politea, şunu merak ediyorum. Halk bu değişikliklere &#8221;evet&#8221; derse sizce 1982 Anayasasına mahkum mu kalınır?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong>Bilemiyorum ama bu konudaki irade sürdürülürse kapsamlı bir yeni anayasa paketi ile yepyeni bir anayasa yapılabilir. Ama zannımca o yeni anayasanın meşru olması için öncelikle ya seçim barajı kaldırılarak kurulacak bir yasama organı marifetiyle yapılmalı ya da halkın yepyeni anayasa yapmak üzere seçeceği bir &#8221;halkın kurucu meclisi&#8221; marifetiyle yapılmalıdır. Şimdiki referandum paketi geçerse bu tür soruları sormak için uygun bir zemin yaratılabilir belki ama geçmezse de bu konudaki tartışmalar sürdürülmelidir ve sürdürülecektir. Yepyeni ve demokratik bir anayasa ülkenin üzerinden büyük bir yükün kalkmasını sağlayabilir. Tabii yeni çatışmalar da doğurabilir. Sorun şu ki bu referandumla perde kapanmayacak, daha yeni açılacak. Yani ülkenizi bekleyen anayasal çalkantılı dönemin prelüdündesiniz daha. Dünya üzerinde çağlardan çağlara akarak yaptığım gözlemler bana bu öngörüyü yaptırıyor. Sonuç ne çıkarsa çıksın başlayacak yeni dönem, nasıl bir halk olduğunuzun, yazgısına sahip çıkan bir halk olup olmadığınızın ve son derece önemli sancıları atlatıp atlatamayacağınızın test edileceği uzun bir devri başlatacak&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: Bedii</strong> konuştunuz. Siz zaten hep diyorsunuz ki  1982 Anayasasına göre egemenlik yetkilerini kullanan anayasal organlar arasında kurucu  meseleler üzerinde bir çekişme çıkmışsa, bir anayasa krizi çıkmışsa ve anayasa bu  krizden nasıl çıkılacağını tam olarak öngörmemiş ise, anayasanın son  söz hakkını tanıdığı organın sözü geçer. Milletin, bununla bir derdi  varsa eğer; tutsun asli kurucu iktidar yetkilerini kullanan bir kurucu  meclis seçsin ve o meclis yepyeni bir anayasa yapsın.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Evet. 1982  Anayasasından tamamen kurtulmanın yolu, ya gelecek seçimlerde seçilecek  meclisin kurucu meclis sıfatıyla toplanacağını öngörmek ya da halkın,  sırf anayasa yapmak üzere doğruda doğruya bir kurucu meclis seçebilmesi  imkanını yaratmak. Çünkü bakınız. Hani diyordum ya ülkenizde vesayet rejimi sıkıntısı var diye. Yani, seçilmiş organların üzerine çıkarak onların işlemlerine müdahale etmeye çalışan bir dizi &#8221;vasi&#8221;, aslında yanlış bir iş yapıyor. &#8221;Halk için halka rağmen&#8221; anlayışı ile halkın, temsilcilerini kendi kendine denetleyebilmesi yolunda reşit olduğunu kabul etmiyor bir anlamda. Yani anayasacılık, halkı, temsilcilerinden de sakınma işi ise, bunun önkoşulu öncelikle halkın, &#8221;vasi&#8221;lerinden kurtulmasıdır. Halka güvenmeyen, onun reşit olduğu kabul etmeyen bir düzende demokrasi anlayışı yerleşmemiştir. Ne yazık ki bu anlayış sadece &#8221;vesayet&#8221; kurumlarında değil, zaman zaman yasama organlarında yani temsilcilerde de bulunabiliyor. Halkın yönetime katılmak için, hele hele kurucu meselelerde söz sahibi olmak için daha çok çaba sarfetmesi gerekiyor.  Bildiğim kadarı ile bu ülkede halkın kapsamlı bir dönüşüm ve asli kurucu anayasa koyucu olarak sahneye son çıktığı zaman 1921 ve 1924&#8242;ler. O zamandan bu yana demokratik bir kurucu anayasa yapımı söz konusu olmamış.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Tabii dünyada anayasa koyucu kurucu meclislerin örnekleri vardır, değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Olmaz mı?  Bugün kurucu meclis kurumunu metni içinde düzenleyen anayasalar bile  var. Yani yasama, yürütme ve yargının yanında bir de salt yepyeni  anayasa yapmak üzere seçilebileceği öngörülen kurucu meclis müessesesi  var. Hatta hatta bazı anayasalarda, seçmenlerin mesela % 15’inin veya %  20’sinin doğrudan doğruya kurucu meclis girişimi yapmasına imkan veren  düzenlemeler var.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Nasıl işliyor bu girişim?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Seçmenlerin  mesela % 15’inin imzası toplanarak, “yeni bir kurucu meclis seçerek yeni  bir anayasa yapalım mı yapmayalım mı” diye halkoylamasına önayak  olabilme hakkı tanınmış. Ama o sistemler, ileri demokratik ve doğrudan  başka araçlar da öngörmüşlerdir. Mesela seçmenlerin yeterince imza  toplaması durumunda bir milletvekilinin, aynı biçimde “geri  çağrılması”na önayak olmak üzere de girişim imkanı kabul edilmiştir.  Yani, halka dört yılda, beş yılda bir seçeceğini seçmesi sonra da geri  çekilmesi telkinlerinin ötesinde, meclisinin inayetini beklemek zorunda  olmadan doğrudan girişim imkanı tanınmıştır. T</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Politea.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Efendim Akademia.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Dikkat ettim de bazen millet diyoruz, bazen halk. Neden böyle yapıyor olabiliriz?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong>Sorunun can  alıcı önemli bir boyutu da bu işte. Hani Anayasalar gelecek kuşakları  haddinden fazla bağlayamasın ama yasama organları için de hem adil hem  ölçülü bir sınır oluşturabilsinler diye ima etmiştin ya.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia:</strong> Evet.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong>İşte halkın  kurucu meclisi diye anlattığım uygulamalar, bu yolda gelecek kuşakları  artık serbest bırakmanın gerektiği dönüşüm süreçlerinde, milletin, halka  dönüşmesinin de aracıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Nasıl?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Milli  egemenliğin klasik anlayışına göre, milli egemenlikle temsili rejim  arasında bir ilişki bulunur. Egemenliğin, belli bir zamanda belli bir  ülkede yaşayan insanların toplamı anlamındaki ‘halk’ kavramından farklı  olarak, geçmişi ve geleceği de içine alan bir millet ‘tüzel kişiliği’ne  ait olduğu kabul edilecek olursa; milletin, bu egemenliğini, doğrudan  doğruya kullanamayacağı ancak seçilmiş organları aracılığıyla  kullanabileceği düşünülebilir. Bu durum, doğrudan doğruya veya yarı  doğrudan doğruya demokrasiden farklı olarak, temsili rejimi zorunlu  kılar görünmektedir. Fakat çağcıl demokratik gelişmeler sonucunda,  millet ve halk kavramları arasındaki ayrım önemini yitirmiştir. Milli  egemenlik ile temsili rejim arasındaki ilişki de zayıflamıştır. Milli  egemenlik ilkesini kabul eden bir çok  demokraside, halkoylaması gibi  yarı doğrudan doğruya demokrasi araçları da kullanılmaya başlamıştır…  Hele hele kurucu meclis uygulamaları; statik, soyut ve tarihsel bir  millet kavramından ziyade değişken ve yaşayan halk kavramını tercih  ederek bir anayasanın gelecek kuşakları, haddinden fazla süre  bağlamasının önünü alır. Bu bir anlamda <em>yaşayan anayasa</em>” düşüncesinin hayata geçirilmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>O zaman  diyorsun ki yani, özellikle anayasa değişikliği açısından; güncel,  yaşayan ve şekli bir toplumsal beraberliği anlatan halk kavramı ile daha  tarihsel, statik ve maddi bir beraberliği anlatan millet kavramları  arasında halk lehine yapılmış seçim, doğrudan veya yarı doğrudan  demokratik araçların da ihmal edilmemesini sağlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Evet Akademia,  dönüşüm dönemlerinde, anayasal dönüşüm gereksinimi kendisini son derece  ciddi olarak hissettirdiğinde tarihsel millet bize şunu veya bunu dikte  etti demeden; yaşayan halkın, millet olarak beraber yaşamaklığını yeni  uzlaşılarla ve nikah tazelercesine tescil etmesi lazım. Sen bunu lafı  dolandırmadan anlatırsın.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Akademinin  işinin tersi olduğu sanılır oysa… Yani diyorsun ki halkın kurucu  meclisi, dönüşüm dönemlerinde yeni bir toplumsal sözleşme yapılabilmesi  için barışçı bir fırsattır. Seçim siyasetine özgülenmiş ve ne kadar  soyut yasamasal kalırsa kalsın yine de günlük meselelerle meşgul olan  parlamentolar buna müsait olmayabilir. Herşeyden önce, anayasal dönüşümü  gerçekleştirebilecek ölçüde meşru çoğunluklarla işlemiyor olabilirler.  Oysa kurucu meclis, sırf anayasa yapacak, sonra da dağılacak  temsilcilerden oluşurlar. Bunların, bir sonraki seçimleri kazanma veya  kaybetme kaygıları yoktur ve kafalarındaki anayasal sorularla gelirler  kurucu meclislerine.  Ve en önemlisi; ülkede kadın, erkek; solcu, sağcı;  Kürt, Türk; Alevi, Sünni; eşcinsel heteroseksüel, vejeteryen etobur;  sivil, bürokrat ve benzeri her türlü kesimin yurttaş temsilcilerinden  oluşur. Sonuçta ortaya koyan yeni anayasa metni, belki şüphesiz yine  memlekette egemen siyasal çoğunluğun eğilimlerini yansıtacaktır ama asla  muhalefeti gözetmeme, uzlaşmama yanılgısına düşmeyecektir. Muhalefet de  asla uzlaşmadan kaçınır bir görüntü sergileyemeyecektir çünkü onları  seçen halk, onlardan “yepyeni bir anayasa” beklemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong>Şimdi lafı biraz uzattın ama evet öyle.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Peki kurucu meclis, anayasanın içeriğini belirlemek bakımından sınırsız yetkilerle mi donatılacak?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea:</strong> Temel  ve özgürlüklerle demokratik yönetim usulü, tek sınırlarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Peki bir sonraki anayasal reform hangi konularla ilgili olmalı sizce?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: </strong>Benim tahminim, sizin daha önce yazdığınız bir yazıdan hareket ediyor izninizle. Bundan bir yıldan fazla bir süre önce yazdığınız bir yazınızda şöyle demişsiniz (<a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/iki-anayasanin-hikayesi-ozbudun-anayasa-taslagi-ve-ispanya-ornegi-i.html">Bağlantı</a>):</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyetin çalkantılı anayasal  tarihini  göz önünde bulunduran ciddi bir anayasal reform, siyasal  ayrılıkların ideal-kavramsal-hareket noktaları olan bazı temel motifler  üzerinde pek ince bir iş çıkarmalı ve temel motiflerin birbirleri ile  ilişkilerini  -halkın çeşitli kesimleri arasında varolan ayrılıkları  keskinleştirici bir biçimde değil, birlikte yaşamayı mümkün kılıcı bir  yöntemle örmelidir. Şüphesiz birlikte yaşamayı mümkün kılmak demek, bir  zümrenin başka bir zümre üzerinde gayrimeşru hakimiyeti pahasına  birlikte yaşamayı mümkün kılmak demek değildir. Birlikte yaşanacak ise  mutlaka demokratik ve özgürlükçü olarak birlikte yaşanacaktır. <strong>[Peki gerçek bir] Demokratik Açılımın Ana Tartışma Motifleri veya İdeal Kavramlar[ı Nedir?]</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Demokratik açılımın ideal kavramsal  tartışma noktaları, yani ince iş gerektiren dört ana motif şunlardır ve  bu motiflere nasıl yaklaşılacağı konusunda da, doğallıkla dört tane  ciddi soru kümesi bulunmaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;">1) Üniter Devlet İlkesi (Nasıl bir  üniter devlet? Nasıl bir millet tanımı? Ayrıca devletin ‘ülke’, ‘insan  topluluğu’ ve ‘bir siyasal ve hukuksal teşkilât’ unsurları arasındaki  etkileşim nasıl kurgulanmalı?)</p>
<p style="text-align: justify;">2) Demokrasi İlkesi (Ne tür bir  demokrasi? Demokrasinin uygulama alanı bulacağı siyasal birim (”polity”)  meselesi nasıl çözülmeli? Ülkesel düzeyde demokrasi ile yerel ya da  bölgesel demokrasinin isterleri nasıl bağdaştırılmalı?)</p>
<p style="text-align: justify;">3) Anayasallık ve Bununla Bağlantılı  Olan Hukukun Üstünlüğü İlkesi (Hukukun, demokratik çoğunluğun önünü  tıkaması, demokratik çoğunlukların da  anayasal hukuksal istikrarı  sarsması tehlikesinin önü nasıl alınmalı?)</p>
<p style="text-align: justify;">4) Temel Haklara, Azınlık Haklarına ve  Kültürel Haklara Saygı İlkesi (Temel hakların, demokratik çoğunluklar  karşısındaki güvencesi nasıl sağlanmalı? Yargı erkinin bağımsız olması  ama sorumsuz olmaması nasıl sağlanmalı? Ve kültürel haklara saygı ile  üniter devleti ilkesini nasıl bağdaştırmalı?)</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda sayılan motiflerin, her durumda  birbirlerini ‘içeriye buyur’ ettikleri düşünülemeyeceği gibi, mutlaka  çatışmaları da gerekmez. Bunları birbirleriyle çatıştırmak da  uzlaştırmak da siyasetin elindedir. Anayasa siyaseti yapanların, günlük  ve güncel meselelerin ötesine geçmeleri gerektiği açıktır. Anayasa  siyasetinin; milletin tanımını, milletin devlet olarak  teşkilatlanmasını, demokrasinin kurumsal ve bireysel  anlamını, milleti  oluşturan bireylerin veya farklı kesimlerin temel hak ve özgürlüklerini  ilgilendiren son derece önemli ve uzun vadeli sonuçlar doğuran bir  etkinlik olduğu kavranmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki Ya Ekonomik Haklar?</p>
<p style="text-align: justify;">Sürekli tartışılan siyasal hak ve  özgürlükler ile temel hak ve özgürlükler ya da kültürel haklar konusu  şimdilik bir yana, yeni demokrat Türk anayasasından; salt seçme ve  seçilmenin biçimsel koşullarında eşitlik değil, maddi koşullarında da  eşitlik, yani doğru dürüst bir ekonomik hak ve özgürlükler rejimi  kurması da  beklenmelidir. Herkes laiklik, Kürt sorunu vb. yüksek  meseleleri konuşmakta çok haklıdır. Ama nedense daha az konuşulan başka  bir mesele de var: 1982 Anayasası, bırakınız  etsinler eylesinler  düzenine çerçeve olmak için de çıkarılmıştı. Aslında milletin salt  siyasal hak ve özgürlüklerini ya da temel hak ve özgürlüklerini değil,  en başta ekonomik hak ve özgürlüklerini, çalışma düzenini de cendereye  sokmak ve bu yolla Türkiye’de otoriter-siyasal ama liberal-ekonomik bir  düzeni yerleştirmek ve bu yolla güya bireysel teşebbüsü güçlendirip  ekonomiyi büyütmek, dışa açmak, ekonomik girişimciye rekabet gücü  sağlamak için de çıkarılmıştı. Ekonomist değilim ama geçen yirmiyedi  sene içinde yeterince bırakınız etsinlerci ekonomi politikalarının  uygulanmış olmasına karşın Türkiye’de gene de bir girişim  kapasitesizliğinin ve  ekonomik aczin, sıkışmanın bulunduğunu,  Türkiye’nin en bürokratik devletler sıralamasında neredeyse ilk ona  girdiğini, sırtını ithale veya ithal ikamesine dayamacılığın ve  araştırma-geliştirme çalışmalarının güdüklüğünün ayyuka çıktığını  biliyorum. Yapılan büyük çaplı teknoloji transferlerinin, içeride sadece  tüketmeyi kamçıladığını ama transfer edilen teknolojiyi  dağıtıp   kurcalayarak öğrendikten sonra üstünde yaratıcı değişiklikler  yapılmasını kamçılamadığını da biliyorum. Öte yandan ithal eden veya  lisans altında  üreten veya joint venture ile yabancı ile işbirliği  yapan yerli  girişimci; teknolojik bilgi kazanımını yeterince  sağlayamamıştır. Bir yanda siyasal olarak sıkışmış genç Türk, öte yanda  ekonomik girişim olanaksızlıkları bakımından da sıkışmıştır. Yurtdışına  göçmeyen yetenekli gençlerin çoğu, girişimci ve buluşçuluk yerine büyük  holdinglerde veya daha da iyisi devlet büroksasinde bir yere gelmeyi  seçmektedir. Küçük ve orta ölçekli işletme kredi olanakları ve yatırım  finansmanı enstrümanları hala son derece sınırlıdır.  Büyük holdinglerin  hastane, okul, kreş yaptırması soylu bir çabadır da, bunların çoğu  (belki de kendi ithal ürünlerine rakip olacak yenilik ve buluşlar  olmasın diye) araştırma ve geliştirmeyi desteklememektedir. Eğitim,  yaratıcılığı değil, eyyamcılığı kamçılamaktadır.  Üniversite ile sanayi  işbirliği pek azdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Düşünün, dünyanın hangi demokratik  düzeninde ordu, Türkiye’deki  kadar teknoloji ithali ve/veya  üretilmesine ihtiyaç duymuştur da bir gün bir gün ordunun içinde  gerçekleştirilmiş bir yeni buluş, geniş toplumsal kesimlere sızmamıştır?  Bu anormal bir durumdur. İsrail, ordusunun teknoloji transferlerini,  sivil girişimci sermayeye çevirebilmiştir; Hindistan teknolojiyi ithal  ettikten sonra içini kurcalayıp yeniden üretebilmiştir de neden Türkiye  bunu yapmamakta ısrar etmiştir? Yapmamış mıdır? Yapamamış mıdır? Ve her  iki olasılık için neden?</p>
<p style="text-align: justify;">Uzatmayacağım, bunun olası nedenlerini  Arnold Reisman Ph.D., PE. “Why has Turkey spawned so few high-tech  startup firms? Or, why is Turkey so dependent on technologic innovations  created outside its borders?” adlı makalesinde çarpıcı biçime  açıklamış. Internette arayıp bulmak kolay.</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yanda işçiler, memurlar, köylüler  vb. çalışan kesimler açısından sosyal adalet meselesi sürmektedir.  Bırakınız etsinler eylesinler yolunda yapılan anayasanın yürürlüğe  girmesinden bu yana neredeyse otuz yıl olmuştur ama nedense yeterince  edilmemiş, eylenilmemiş gibi ekonomik hak ve özgürlükler, çalışma  güvencesi, sosyal adalet daraldıkça daralmaya devam etmektedir (Ben buna  <strong>Tuzla sorunu </strong>adını takmakta sakınca görmüyorum). Bunun  şu ya da bu siyasal iktidarla ilgili bir mesele olmadığını düşünüyorum.  Bu, Türkiye’deki hantal ekonomik yapılanmadan, devletten  geçinmecilikten ve devletin de bir zümreyi  “nedense” (!) kendi  üstünden geçindirmekte ısrar etmesinden kaynaklanmıştır ve demokratik  açılımın en önemli meselelerinden biri de bu yapılanmadan kurtulmak  olmalıdır. Burada neden siyasal iktidarlar demedim de devlet dedim?  Cumhuriyetin demokrasi tecrübesinin başından beri her gelen giden aynı  şekilde davranıyor ise artık mesele siyasal iktidar değil, devlet  meselesi olmuştur da ondan.</p>
<p style="text-align: justify;">
</blockquote>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: Akademia, haklıydınız bence. Bir ekonomik sistem tercihi olarak &#8221;bırakınız yapsınlar&#8221;a diyeceğimiz belki de sınırlı ama &#8221;bırakınız yanlış yapsınlar&#8221; diye bir anlayış olmamalı. Yukarıda saydığınız dört temel motif üzerine iyi iş çıkarma gereği hala baki bir soru olarak kalacak ve bu referandumdan sonra daha da güncel olacak.<br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Akademia: </strong>Bu referandumdan sonra 1982 Anayasasının toptan değiştirilebileceğine olan inancımızı korumalıyız şu halde.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Politea: Evet! </strong>O inancı korumak gerek. Ama süreç, çok sancılı olacak gibime geliyor. <span> </span><span>Bir  noktayı açıklığa kavuşturalım: Daha sonra cici mi cici bir yeni anayasa  yapılacak diye hayallere kapılanlara: Şili&#8217;de 11 Eylül 1980 tarihli  plebisitle kabul edilen, diktatör Pinochet Anayasası, 1989, 1991, 1994,  1997, 1999, 2000, 2001, 2003 ve 200<span>&#8230;</span><span>5,  2007, 2008 ve 2009 yıllarında değişiklikler görmüş olarak hala  yürürlüktedir. 1982 Anayasasının güçlü cumhurbaşkanı modeli ve anayasayı  değiştirme usulü (ülkenizdeki 175. madde)  &#8216;dost ve kardeş&#8217; Pinochet  sisteminden alınmadır.  Türkiye&#8217;de 1982 Anayasasının tümden  değiştirilmesi için kanımca çok iyimser tahminle en az iki, orta iyimser  tahminle beş, kötümser tahminle on yıl vardır ve o süreci başlatacak  olanlar da büyük bir ihtimalle Türkiyeli Kürtler olacaktır (Anayasa Kehanetleri 1 diyeyim buna).-)) </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span><strong>Akademia: </strong>Geçici 15. maddenin kaldırılması, suçun izlerini silmektir, suçun peşine  düşmek değil mi diyorsunuz?</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span><strong>Politea: Yoo, öyle kesin yargılardan kaçınmalıyız. Çağlardan çağlara akıyorum, bir coğrafyadan diğerine akıyorum ve halkın, demokrasiye ve temel haklara dayanan bir anayasa yapması işinin hala ne kadar da çetrefilli olduğunu görüyorum. Belki de bunun nedeni, birarada millet çatısı altında yaşayan halkın &#8216;millet&#8217;lik niteliğini seçimle kazanmamış olmaları.-)) Ne dersiniz?</strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span><span><strong>Akademia: Ha, ha. Çok şakacısınız. Evet. Millet, seçiyor ama &#8217;seçilmiyor&#8217; tabii&#8230;</strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: center;"><span><span><strong>-Bitti-<br />
</strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span>Sitedeki yazılardan Fikir ve Sanat  Eserleri Kanunu’na uygun olarak kısa alıntılar yapılabilir. Herhangi  bir yazıdan alıntı yapmak için, boşluklar ilgili yazı başlığı ve  yazarının adı ile doldurularak, alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare  eklenmelidir: </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><strong>“…….” başlıklı  yazının tüm hakları yazarı “….” ya aittir ve yazı, yazarı tarafından  Edebiyat ve Hukuk Sitesi (http://www.edebiyatvehukuk.org) kütüphanesinde  yayınlanmıştır.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/12-eylul-2010-halkoyuna-dogru-evetci-hayirci-boykotcu-ve-onlari-karsilastiran-mantik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

