<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Edebiyat ve Hukuk &#187; ÖYKÜ</title>
	<atom:link href="http://www.edebiyatvehukuk.org/category/oykuler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edebiyatvehukuk.org</link>
	<description>Edebiyat, hukuk, edebiyat ve hukuk</description>
	<lastBuildDate>Fri, 02 Dec 2011 17:17:52 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>ZEBRA</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/zebra.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/zebra.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Sep 2011 13:13:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kuzey Bilge</dc:creator>
				<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[ÖYKÜ]]></category>
		<category><![CDATA[bilge bingöl]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Didem Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[zebra adlı öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=1488</guid>
		<description><![CDATA[Edebiyat ve Hukuk Öyküleri I 


-Zebra-

Yazarı: Kuzey Bilge
Siyah &#8211; Beyaz Var mıydı?


Bilge Zebra, asalet damlarken üzerinden, döner kapıdan başı yukarıda geçti. Yavaş adımları geçtiği yerlerde derin izler bırakıyordu. Siyahla beyazın mükemmel uyumunu doğasında barındıran bu bilge, yanıp tutuştuğu, çılgınca âşık olduğu düşünce gücüyle birazdan yaratacaklarının hayalini kuruyordu. O merdivenlerin başında, herkes onu dinlerken ağzından çıkan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;">Edebiyat ve Hukuk Öyküleri I </span></h1>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<h2 style="text-align: center;">-Zebra-</h2>
<p style="text-align: center;">
<h2 style="text-align: center;">Yazarı: Kuzey Bilge</h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>Siyah &#8211; Beyaz Var mıydı?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bilge Zebra, asalet damlarken üzerinden, döner kapıdan başı yukarıda geçti. Yavaş adımları geçtiği yerlerde derin izler bırakıyordu. Siyahla beyazın mükemmel uyumunu doğasında barındıran bu bilge, yanıp tutuştuğu, çılgınca âşık olduğu düşünce gücüyle birazdan yaratacaklarının hayalini kuruyordu. O merdivenlerin başında, herkes onu dinlerken ağzından çıkan her kelime gerçekleşecek, idealar dünyasını metalar dünyasına dönüştürecekti. Yine hayretler içerisinde herkes onun ağzından dökülen cümlelerin büyüsüne kapılıp varlıklarını bu Siyah &#8211; Beyaz’a adayacaklardı. Geçen defa bu üstün yetenek gerektiren, ideaları metalara dönüştürme vaazını Bilge Penguen üstlenmişti. Bir asil Siyah &#8211; Beyaz uyumunu daha üzerinde barındıran, varoluşu gereği saygıyı hak ettiğini düşünen doğa harikası, doğal yönetici Penguen… Tüm hayvanlar âlemini &#8211; bizleri de- büyülemeyi başaran Penguenin eşsiz başarısından sonra, bu seferki vaazın yankıları, &#8211; Zebra, Penguenden daha büyük cüsseli olduğu için &#8211; onun daha gerçek ötesini başarabileceği yönündeki dedikodularla birlikte, çoktan dünyada yayılmıştı. Yüzyıllar sonra, kavram, düşünce ve algı karmaşası içerisinde belirsizliklerle dolu geçmişi ve artık merak uyandırmayan geleceği arasındaki kapının eşiğinde duran insanlık da, Siyah ve Beyaz’ın boyunduruğu altına girmişti. Bu yeni sistem, teknoloji devriminin dünyayı bidonlar dolusu çöp suyuna dönüştürdüğü geçtiğimiz yüzyılların ardından bir umut ışığı olarak üzerimize damlamıştı. Bu sistem, doğada kendiliğinden Siyah ve Beyaz’ı bir arada barındıran ne varsa, onların hükmedici konuma geçişlerinin beslediği bir sistemdi. Her defasında, Siyah &#8211; Beyaz vaaz verir ve hayalleri, ideaları maddileştirir, böylece tüm canlıları beslerdi. Aç insanlık da sıradaki kutsal vaazı dinlemek ve özlerine ulaşabilmek için meydanda toplanmıştı…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Metalik döner kapı Zebra’yı vaaz merdivenine asaletine yaraşır bir şekilde uçururken ona kilitlenmiş canlılar kalabalığı, cıvık bir hamur yığını gibi birbirine yapıştı. Her şey Zebra’ya daha yakın olabilmek ve vaazı her ses titreşimine kadar işitebilmek içindi. Uzun süre baktıkça gözlerden içeri sızabilen Siyah &#8211; Beyaz sarmallar, meydandaki tüm canlıları bir çırpıda büyülemişti. Yavaşça boynunu aşağı doğru eğen Zebra’nın kulakları dikildi ve birden tüm canlı yığını dondu. Vaaz meydanını derin bir sessizlik kaplamıştı. Zebra’nın ince, ucu püsküllü kuyruğu bir sağa, bir sola yavaştan hızlıya doğru sallanmaya başladığında; insanlar, ayılar, timsahlar, filler, zürafalar, çeşitli kuşlar, yılanlar, böcekler, kurtlar, aslanlar, geyikler, maymunlar, yaşayan tüm ne varsa birbirine yapışık şekilde vaaz meydanında hareketsiz bir okyanus oluşturmuşlardı. Vaaz meydanından uzakta olmasına rağmen denizlerin içindeki türlü türlü balıklar da birbirine yapışmış kutsal vaazı bekliyorlardı. Tam o sırada birisi dünyaya tepeden baksa, en ince detayına kadar çizilmiş ve silik, soluk rengimsi bir şeyle boyanmış bir tablo gördüğünü düşünürdü. Dünya şimdi bir fotoğraftan kopya edilerek yapılmış, devasa, gerçekçi bir tablo gibi duruyordu. Hareket eden tek şey kulakları havaya dikilmiş, başı eğik, simsiyah gözleri aşağıdan yukarı doğru önündeki canlı yığınına bakan Zebra’nın sağa sola gidip gelen kuyruğuydu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Çok geçmeden, Siyah &#8211; Beyaz Zebra vaazına başladı:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Bin yıllardır bu gezegende insan türü hüküm sürdü. Yalnızca kendisinden olmayan türleri değil, kendi türünü de yedi, yaktı, parçaladı… En güzel buluşları yaparak, aklının kendisine verdiği güçle övündü durdu. Övündü, övündü ve kendi gölgesinin karanlığı üzerimize doğru gelmeye başladığında, inançlarının bir yerinde bir hata yaptıklarını anladılar. Tanrılar icat ettiler ve uğrunda her şeylerini feda ettiler. Parayı icat ettiler, devlet diye bir şey çıkarıp, tuhaf tuhaf yönetim biçimleri türettiler. Sonra, dünyada didiklenmedik tek köşe kalmayınca uzay denen boşluğa daldılar. Kendi dehalarını yaratıp, tanrı dediklerine ulaştılar. Uzayda buldukları her kara parçasına dalıp yayıldılar. <em>Ve zamanı bitirdiler.</em> Geçmiş dediklerini, gelecek dedikleriyle buluşturup, zamanın başını ve sonunu birleştirerek bizi, hepimizi, yaşayan ne varsa her şeyi bir çırpıda sonunda bir döngünün içerisine soktular. Onlar ölümü bile öldürdü. Sonsuz boyuta bölündük. Yaşıyorduk ama aynı anda sonsuz farklı boyutta yaşamaya başladığımız için ne olduğumuzu, ne yaptığımızı ve neden var olduğumuzu bilemiyorduk. Boşlukta duran bir ateş topunun etrafında, yörüngede dans eden dokuz gezegenin avareliğine kendisini kaptırmaktan sıkılan insan türü, güneş dediğini de söndürmüştü sonunda. Üzerimizdeki ışığın da giderek azalmasıyla bizler ortaya çıktık! Siyah ve Beyazlar. Cılız bir ışıkla, bu dünyada bir çöp yığınının içerisinde, tepemizde mor bir güneşle, üstelik de sonsuz boyuttaki halimizle kalınca, Siyah ve Beyaz’ın egemenliği de başlamış oldu. Geçen yılki vaazcı Penguen, sizleri eskilerde olduğu gibi yine dört boyutlu bir gerçekliğe götürmüştü. Ancak gördünüz ki, zamanın bitmesinden sonra artık böyle bir yaşam şekli süreklilik arz edemez. Ben, Penguenin yaptıklarından daha farklı bir şey deneyerek, hepimizde varolan hayal gücünden yararlanacağım. Benden sonra gelecek olan Panda’dır. Panda’nın asaleti sizlere neler verebilir bilmiyorum ancak, ben sizlere bu vaazda yalnızca hayallerinizi yaşatabilirim. Lütfen gözlerimizi kapatalım ve canımız ne istiyorsa onun hayalini kuralım artık.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Vaaz bittiğinde tüm canlı yığını aynı anda gözlerini kapattı ve hayal kurmaya başladı. Zebra da kuyruğunu sallamayı durdurmuş, gözlerini kapatmış ve hayallere dalmıştı. Her şey hayallerle başlamış ve yine hayallerle bitmiş gibi görünüyordu. Biri hariç tüm canlıların daldığı hayaller, yüzlerinden anlaşılıyordu. Aslanlar leziz bir geyik yedikten sonra, parlak güneş ışığının bir ağacın yapraklarından süzülerek üzerlerine geldiği, yemek sonrası şekerleme yapma anının hayalini kuruyordu. Atlar, çitleri olmayan derin ve taze çimenlerin arasında birbirini kovalarken, tatlı gelen rüzgârın yelelerini dalgalandırırkenki yumuşak hissini; geyikler, bir nehirden su içerkenki serinliğin tadını; timsahlar, çamurlu suların yoğunluğunu hayal ediyorlardı. Denizlerdeki balıklar şaşkındı. Maymunlar, uçarken kuşlara çarpmamaya çalışıyordu. Böcekler, toprağın kokusundan bir parça aldıktan sonra yerin dibindeki evlerinin içine giriyor; sinyal veren antenleri bir kunduzun kendilerine doğru yaklaştığını bildiriyordu. Filler büyük aileleriyle, kumların yakıcı sıcaklığının ayak tabanlarından girerek vücutlarına yayılırkenki hissin, ayılarsa; yedikleri balıklardan sonra ılık yağmur damlalarının kalın tüylerinden süzülüşünün düşünü kuruyorlardı. Yalnızca insan türünün dümdüz yüzleri tek bir mimikle dahi hareketlenmemişti. İnsanlar hayal kuramıyordu. Gözleri kapalı milyarlarca insandan birisi bile hayal kuramıyordu. Onlar yalnızca, az önce gözleri açıkken, doyurulmayı bekleyen nefisleri ve şişirilmeyi bekleyen egolarının etkisiyle, Zebra’ya kilitlenen bakışlarının beyinlerinde yarattığı Siyah &#8211; Beyaz imgeyi görebiliyorlardı. Tüm canlılar hayal ettiklerini yaşarken, insan türü hayal edememenin verdiği boşluk hissiyle gözlerini açan ilk tür olmuştu. Vaaz merdiveninde duran Zebra dâhil tüm canlı türlerinin gözleri kapalıydı ve kurdukları hayallerle yüzleri şekilleniyordu. Onları gören insan türü kıskançlığın verdiği hiddetle, hayal kurmak üzere gözlerini bir daha kapattı ancak zihinlerinde beliren tek imge Siyah ve Beyaz olmuştu. Az önce gördükleri Siyah &#8211; Beyaz’dan başka akıllarına hiç bir şey gelmiyordu. Siyah &#8211; Beyaz, Siyah &#8211; Beyaz, Siyah &#8211; Beyaz… Tıpkı dehanın keşfedildiğinde olduğu gibi, tıpkı tanrıyı bulduklarında olduğu gibi, tıpkı zamanı yok ettiklerinde olduğu gibi, tıpkı sonsuz boyuta eriştiklerinde olduğu gibi içlerinden birisi çıktı ve bağırdı:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><em>“Siyah &#8211; Beyaz da var mı?” </em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu ölümcül soru beyinlerde yankılanırken, tüm insan türü etrafındaki her görüntünün sırayla ortadan kaybolduğunu görmeye başladı. Bir tufanın asabi dalgalarının her şeyi yutması gibi tüm canlılar ortadan bir anda kalkmaya başlamış ve sonuna doğru yalnızca insan türü kalmıştı. En son vaaz merdiveninde duran Siyah &#8211; Beyaz Zebra görüntüde kaldığında içlerinden birisi ilk bağırana cevap verdi:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><em>“O da yok!”</em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ve bilge Zebra yavaş yavaş silikleşerek ortadan yok oldu. Tam o sırada birisi dünyaya tepeden baksa, en ince detayına kadar çizilmiş, kirli ten rengi bir şeyle boyanmış bir tablo gördüğünü düşünürdü. Dünya şimdi bir fotoğraftan kopya edilerek yapılmış devasa, gerçekçi bir tabloydu. Artık hareket eden hiçbir şey yoktu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/zebra.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüzyıllık Hesaplaşma &#8211; Bir Radyo Piyesi-</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/yuzyillik-hesaplasma-bir-radyo-piyesi.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/yuzyillik-hesaplasma-bir-radyo-piyesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 10:57:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[ÖYKÜ]]></category>
		<category><![CDATA[dersimiz Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[ismet paşa lozan]]></category>
		<category><![CDATA[lozan andlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[lozan piyesi]]></category>
		<category><![CDATA[mudanya mütakeresi]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[okul piyes]]></category>
		<category><![CDATA[özakman]]></category>
		<category><![CDATA[radyo çocuk oyunu]]></category>
		<category><![CDATA[radyo oyunu]]></category>
		<category><![CDATA[rıza nur]]></category>
		<category><![CDATA[yakın tarih]]></category>
		<category><![CDATA[yüzyıllık hesaplaşma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=1130</guid>
		<description><![CDATA[Tarihin çoluk çocuğa yanlış anlatıldığı hep söylenir. Sanki yanlış anlatılamayacak bir milli tarih olurmuş gibi:)) Şimdilerde Turgut Özakman üstadın yazmış olduğunun söylendiği bir &#8220;Dersimiz Atatürk&#8221; senaryosu içinde Lozan&#8217;ı da içeren yeni bir film izleyecekmişiz. Bugünkü Cumhuriyet Gazetesi öyle diyor.  Ben de 2003 müydü artık 2004 mü beş mi, bir radyo oyunu kaleme alıp TRT&#8217;ye göndermiştim, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Tarihin çoluk çocuğa yanlış anlatıldığı hep söylenir. Sanki yanlış anlatılamayacak bir milli tarih olurmuş gibi:)) Şimdilerde Turgut Özakman üstadın yazmış olduğunun söylendiği bir &#8220;Dersimiz Atatürk&#8221; senaryosu içinde Lozan&#8217;ı da içeren yeni bir film izleyecekmişiz. Bugünkü Cumhuriyet Gazetesi öyle diyor.  Ben de 2003 müydü artık 2004 mü beş mi, bir radyo oyunu kaleme alıp TRT&#8217;ye göndermiştim, açılan bir yarışmaya. Ödül filan almadı bu piyes, ne alacak zaten, tövbe tövbe, bir haber de etmediler sonra  ama bir yerlerde sahneye konulması, aslında radyo oyunu olarak oynanması içimde hep ukde olarak kaldı. Şimdi Turgut Özakman&#8217;ın &#8220;Dersimiz Atatürk&#8221;, &#8220;Lozan&#8217;da hesaplaşma&#8221; ve sair sözlerini duyunca dedim bir de benim radyo çocuk oyunundan bakın azıcık şu Lozan&#8217;a ve bir andlaşma müzakeresi, hukuksal sözleşme öncesi ve sonrası olarak bakın; çok taraflı bir metin oluşturma süreci olarak bakın ve ne &#8220;nasıl aldık ama&#8221; ne &#8220;niye verdik kardeşim&#8221; diye bakın; sadece &#8220;hem&#8221; &#8220;hem&#8221; de veya &#8220;bir yandan&#8221;, &#8220;fakat öte yandan&#8221; olarak bakın! Bir gün bir tarafta radyoya konulur veyahut sahnelenir belki ve tabii her hakkı Telif Hakları Kanunu&#8217;na göre mahfuzdur. )) Bir yerde oynatmak isteyen filan olursa haberim ola! İşte Lozan&#8217;ın &#8220;resmi&#8221; ve azıcık da çocukçul kabul edilebilirlik sınırları içinde &#8220;gayri resmi&#8221; tarihi! İzin verin de bir çocuk oyunluk biz de yarım Cumhuriyetçi olalım kardeşim! Siz hepten tam top teşekekkül  (!) Yezid Cumhuriyetçi, biz hepten Hüseyin demokrat olacak halimiz yok&#8230; Cincinnatus erdemleri ile donatılmışlara Cumhuriyetçilik farzdır, donatılmamışlara günah&#8230; ötesi berisi öz yüz akıyla bir ara Şevket Süreyya Aydemir&#8217;li ve bol alaylı &#8220;Suyu Arayan Adam&#8221; karıştırsın:)) Şaka şaka:)) İşte şu radyo oyunum aşağıda bakın şimdi keseyim artık ama fena da bir şey değil bence de ya sizce:</p>
<p style="text-align: justify;">
<h1 style="text-align: center;">Y Ü Z Y I L L I K   H E S A P L A Ş M A</h1>
<h5 style="text-align: justify;">Yazan: Öykü Didem Aydın</h5>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">(Radyo Piyesi Olarak Yazılmıştır. Kolaylıkla Sahneye de Uyarlanabilir)</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>Özet:</strong> Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir.  Katılımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitimdir. Türkiye’de üniversite sınavlarını kazanarak mühendislik okumak isteyen Umut önce kararsız kalmıştır. Ailesinin karşı görüşüne rağmen sonunda kararını verir, sınavlarda başarılı olarak İsmet Paşa olmaya hak kazanır. Sınavda Rıza Nur’u canlandıracak arkadaşı Başar ile tanışır. Umut, Mustafa Kemal’i canlandıracak Kerem ile de tanışır ve onunla taktik ve stratejiler üstünde konuşur. Hazırlıklar tamamlanır ve on kişilik ekip Lozan’a gider. Ancak itilaf devletleri temsilcileri oraya henüz gelmemişlerdir. Umut, Başar ve gazeteci rolündeki Zeynep Paris’e giderler. Poincare’yi canlandıracak Georges, Umut’a, itilaf devletlerinin günün koşulları bakış açısından yeni önerilerle gelmeyi hedeflediğini ima ederken Umut, 1922 koşullarının münazaraya esas olmasını arzu etmektedir. Umut’a göre Lozan’a Lozan Antlaşması’nı anlamaya, kavramaya gidilmiştir. Değiştirmeye değil. Sınırlar Misak–ı Milli temelinde kararlaştırılmalı, kapitülasyonlar kaldırılmalı ve azınlıklara yurttaşlara tanınan tüm haklar tanınmalıdır. Lozan’a dönülür ve konferans başlar. Gençler kıyasıya yarışırken Umut üzülerek Türk delegasyonuna 1922’de yapılan muamelenin yapılmaya çalışıldığını görür. Konferans başında usul ve şekil kuralları tartışılırken göz doldurmaya ve Türk ekibi için gereken konumu kazanmaya çalışır. İngiltiz Lord Curzon’u temsil eden genç Stewart Jones hem çok yetenekli hem de çok kurnazdır. İtilaf devletlerinin diğer temsilcilerini genelde o idare eder. Boğazlar sorunu konusunda Rusya adina gelen genç de tartismalara atesli bir biçimde katılır. İlk dönemde ülke sınırları, Boğazlar, kapitülasyonlar ve azınlıklar gibi sorunlar tartışılır. Sorunlar tartışılırken gençler olaylara bugünün perspektifinden de bakmaya çalışmaktadırlar. Ancak Umut, Lozan’da kazanılanı güncel hesaplara kurban vermek istememektedir. Kararlılıkla Lozan münazarasına ortak tarihlerini anlamak ve teyid etmek için geldiklerini söyler. Lozan herşeyden önce Türkiye’nin meselesidir. Sınırlar, Boğazlar, azınlıklar ve nüfüs mübadelesi ile kapitülasyonlar konusunda tartışmalar çetin geçer ve sonuca bağlanır görünür. Musul konusu ve kapitülasyonlar askıdadır. Bu arada,  İtilaf devleti temsilcileri Sevr’i andıran öneriler vermekten geri kalmamaktadır. Başar da konferans boyunca pek çok konudaki çıkışları ile dikkati çeker. Umut, konferans boyunca Türkiye ve özellikle Mustafa Kemal’i temsil eden Kerem ile yazışmalarını sürdürmektedir. Zaman ilerlerken azınlıklar ve kapitülasyon konuları çetin tartışmaların nedenidir. Bu arada Umut’a haber vermeden projeye ayrıca katılarak Lozan’a gelen sınıf arkadaşı Dikran, Umut’u ziyaret eder., Umut, Lozan’da azınlıklara tanınan hakların Türkiye’de tam uygulanmadığını kabul etmez ise bir azınlık yurdu talep edecektir. Umut kabul etmez. Başar da, bir azınlık yurdu konusunu tartışmayı kabul etmez. İlgili oturumu sertçe terkeder. Patrikane konusu da güncel ekümeniklik tartışmalarının karıştırılmaya çalışılması ile çetrefilleşir. Umut, diplomatik bir oyunla bu hususta tezini kabul ettirmeyi başarır. Kapitülasyonlar tek mesele olarak kalmıştır. Fransa bastırsa da, Umut ve Başar, tarihte konferansın bir süre kesintiye uğraması nedeni olan bu konuyu da konferansı kesintiye uğratmak zorunda kalmadan dirayetli bir biçimde çozerler. Kapitülasyonlar kaldırılacaktır. Lozan Konferansı simulasyonu sona erer. Artık gençler sonuçları sanal millet meclislerine kabul ettirmek için ülkelerine dönerler. Ankara’da kurulan sanal mecliste de Lozan’ın onaylanması konusunda çetin tartışmalar geçer. Bugünün gençleri, kritik  Lozan günlerini yüreklerinde hissederek yeniden yaşarlar. Bu süreç, onları gerçekte ne okumayı istediklerine karar verecek olgunluğa ulaştıracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<h1 style="text-align: justify;">BİRİNCİ BÖLÜM</h1>
<h2 style="text-align: justify;">Birinci Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">Özgür Öğretmen</p>
<p style="text-align: justify;">Umut</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">UMUT             –  (Ekolu ses ile) Siz yazları ne yaparsınız bilmem ama ben geçen yazımı</p>
<p style="text-align: justify;">Lozan’da geçirdim&#8230;Avrupa’nın orta yerindeki İsviçre’de&#8230;Leman Gölü kıyısında Fransızca konuşulan bu yerde. Bütün bahar aylarımı Lozan’da imzalamayı planladığımız antlaşma için hazırlanarak geçirdim. Yaz başında da oraya gittim ve daha önce tahmin edemeyeceğim şeyler yaşadım orada. Aslında üniversite sınavına hazırlandığım ve liseyi bitirdiğim şu günlerde, geçen yazı düşündükçe içimi kıvanç duygusu kaplıyor. Benim planım başkaydı yaza girmeden önce. Denize gidecek, üniversite hazırlık programım yüzünden az sürecek de olsa bol bol gezecek, yüzecek ve sonra İstanbul’a dönecek, derslerime ve üniversite sınavına hazırlık programıma devam edecektim. Ama bütün bunlar olmadı geçen yaz. Daha önemli şeyler oldu&#8230;(üç saniye duraksar)</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK               (üç saniye)</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT           – Okul ders bitiş zili sesi. Bir sınıfta liseli delikanlı ve gençkızların</p>
<p style="text-align: justify;">uğultusu. Uğultu fona geçer.</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   Evet durun bir dakika çocuklar! Cümlemi bitirmeme izin verin&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">SESLER         –  Gitgide azalan uğultu, fonda üç beş çocuğun neşeli konuşmaları,</p>
<p style="text-align: justify;">gülüşleri, fısıltılar,  teneffüs için sabırsızlanma sesleri</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –  Ne dedik&#8230;Lozan Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’ni bağımsız</p>
<p style="text-align: justify;">kılmakla kalmadı aynı zamanda ülkemizin dünya milletler ailesinin şerefli  bir üyesi olarak tanınmasını sağladı&#8230;Üniversite sınavlarında çok gelen bir  soru olduğunu söylersem tekrarlar mısınız konuyu?! Umut bir dakika gelir misin lütfen yanıma…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (ekolu) Evet, adım Umut. Siz bana “yazlık İsmet İnönü” de</p>
<p style="text-align: justify;">diyebilirsiniz. Arkadaşlarım beni böyle çağırır oldular! Onu mutlaka görmüşsünüzdür, orta boylu, esmer, ince yapılı biri&#8230;Ben bunun tam tersiyim&#8230;Bir kere boyum çok uzun, gözlerim mavi ve kick–boxla ilgilendiğim için gövdem kaslı.  İsmet Paşa’nın küçük ama derin ve sevecen, bazen dalgın bakışlı gözleri var. Ben kocaman gri–mavi gözlerimle daha sert bakıyorum doğrusu. Annemin deyimi ile dövecek gibi bakıyorum&#8230;Ama size bir şey söyleyeyim mi? Tüm bunlar, benim onun gibi davranmamı önlemedi. Artık Onu o kadar iyi tanıyorum ki&#8230;Ve onun yeteneklerine sahip olabileceğimi geçen yaz öğrenmiş olmam, hayatımı değiştirdi&#8230;Herşey, herşey geçen yılın Nisan ayında başladı&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Fonda  çanta kitap toplanması, kağıt hışırtıları, öğrencilerin sınıf</p>
<p style="text-align: justify;">kapısından çıkış sesi, yavaş yavaş azalan bir biçimde beş saniye sürer ve kesilir. Özgür ve Umut’un konuşması boyunca fonda belli belirsiz okul teneffüs gürültüsü duyulur.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT             –  Buyrun Hocam&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –  Ne düşünüyorsun?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –  (endişeli bir ses tonuyla) Bakın Hocam, sağolun ama ben&#8230;.Ben</p>
<p style="text-align: justify;">yapamam. O kadar  zaman, üstelik dersane sınavları sürerken. Sınavda</p>
<p style="text-align: justify;">iyi bir sonuç alıp burslu bir mühendislik istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   (şevkatle karışık meydan okur bir tonda) Bizim okuldan Senin gitmeni istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT           –   Özgür’ün cep telefonu çalar.</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   Alo Müdür Bey…Alo…(iki saniye dinler) Eksik olmayın, iyiyim.</p>
<p style="text-align: justify;">dersten çıktım. (beş saniye dinler) Tabii tabii. (bir iki saniye duraklar) Ben de Umut’la konuşuyorum zaten. (beş saniye dinler)  Uğrarım tabii. (bir saniye duraklar) Size de…Görüşmek üzere (bir saniye duraklar) Umut bak! Müdür Bey de bu işte çok iddialı. Senin mutlaka gitmeni istiyor…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT           – (oldukça şaşkın bir tonda) Benim mi? Peki ama Hocam neden? Yani niye  ben?</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   (Rahatlatmak istercesine yumuşak) Umut karar Senin. Orada çok şey</p>
<p style="text-align: justify;">Öğrenebileceğin ortada&#8230;Bizi de iyi temsil edersin&#8230;Yurtdışına gideceksin ve ülkemizin bir tarihsel davasını orada yaşandığı gibi savunup canlandıracaksın. Çok heyecanlı değil mi? Öğrenci iken ben böyle projeleri arayıp da bulamazdım. Bu diğer bazı yarışmalara benzemiyor&#8230;Hem, ödülü sana bir şey ifade etmiyor mu?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (Heyecanlanmıştır. Atılgan bir tonda) Hocam kim istemez Avrupa’da seçtiğin okulda bir sene Erasmus burslusu olarak, hem de ek bir çok avantajla okumayı. Ama adamlar yarışma konusu ile ilgili bir dalda diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   Öyle sayılabilir evet…(iki saniye duraksar) ama bir şey söyleyeyim mi? Yine de bir istisnası olabilirmiş. Yani yarışmada başarılı olunca, okuduğun dalla ilgili sosyal bir projeye katılmayı kabul edersen tıp da mühendislik de okusan Erasmus ödülünü alabilirmişsin&#8230;.Bir yıl yurtdışında okusan şu bilgisayarı ne olur?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT              – (bir an cesareti kırılmışcasına) Ama bölünmez miyim Hocam? Şu</p>
<p style="text-align: justify;">üniversite sınavını atlattıktan sonra olsaydı keşke, yani bu kadar ara</p>
<p style="text-align: justify;">sınav, bir sürü dert. Sınav derdi nasıl bir şey biliyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   Sen nerede ise yetişkin bir  adamsın. Kararını kendin ver. Böyle tecrübe</p>
<p style="text-align: justify;">hayatta kolay kolay kapını çalmaz. Kabul etmezsen Mert’e vereceğim</p>
<p style="text-align: justify;">projeyi. İlerde pişman olma da…</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR           –  (bir an duraksadıktan sonra sesini biraz yükselterek) Haftaya hazırlık toplantısı var. Diğer okullardan katılacak çocuklarla tanışacaksın&#8230;Bir takım oluşturacağız. Bir ay içinde bize Birleşmiş Milletler’in New York Ofisi’nden bir mektup gelecek ve konunuz –yani simulasyonunu yapacağınız tarihsel dava– ve gideceğiniz yer belli olacak&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<h2 style="text-align: justify;">İKİNCİ SAHNE</h2>
<p style="text-align: justify;">Umut</p>
<p style="text-align: justify;">Umut’un Annesi</p>
<p style="text-align: justify;">Umut’un Babası</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT           –   Zil çalar.</p>
<p style="text-align: justify;">ANNESİ         –   Uzaktan bağırır. Açtım. Bir saniye…(üç saniye geçer)</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT           –   Kapı açılır…</p>
<p style="text-align: justify;">ANNESİ         –   Gel oğlum. Gel. Ayakkabılarını çıkar oğlum şu eve girerken…</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT           –   Evde kıpırtılar. Bardak çanak sesleri, fonda belli belirsiz Radyo Haberleri.</p>
<p style="text-align: justify;">ANNESİ         –   Yavrum bugün Özgür Hanım aradı. Israrla projeye katılmanın</p>
<p style="text-align: justify;">yararından sözediyor. Tarih Hocası tabii. Bunlarda biraz kompleks olur.  Kendini gösterecek ya! Dikkatini dağıtmasına izin verme sakın. Bilgisayar okuyacak çocuğun Türk tarihi ile ne ilgisi var dedim. Kızdı hafif galiba. Aman, kızarsa kızsın. Baban da dedi. Bu kadın Senin yakana niye yapıştı?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (Şaşkın ve kızgın) Yakama yapışmak mı? Her işe neden karışırsınız ki!</p>
<p style="text-align: justify;">ANNESİ         –   (Müstehzi) Seni okulunun en iyi müzakerecisi seçmişler! Ama sen</p>
<p style="text-align: justify;">yeteneklerin farkında değilmişsin. (Hiddetle) Bu kadın kim oluyor Allah</p>
<p style="text-align: justify;">aşkına! Matematik ve fizikteki başarını unutuyor galiba (bir iki saniye</p>
<p style="text-align: justify;">sessizlik)&#8230;Ne unutması, kadının bundan haberi bile yok!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (iyiden iyiye şaşkın bir tonda) Müzakereci mi? (Bir iki saniye sessizlik)</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Kapı açılır. İçeriye babası girer.</p>
<p style="text-align: justify;">BABASI        –  (babası  tok sesli ve tane tane konuşan biridir)</p>
<p style="text-align: justify;">Ne kaynatıyorsunuz orda? Aa geldin mi sen? Vücud çalışman yok muydu senin bugün?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            – Yok baba. Hep karıştırıyorsun. Cuma değil Perşembe…</p>
<p style="text-align: justify;">BABASI         –   (meraklı) Ne o? Ne tarih Hocası ne olmuş tarih hocasına?</p>
<p style="text-align: justify;">ANNESİ         –   Şu uluslararası konferans şeysi gene…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Müzakere simulasyonu anne!</p>
<p style="text-align: justify;">ANNESİ         –   (umursamaz) Neyse işte…Müzakere…</p>
<p style="text-align: justify;">BABASI         –   (sitemkar) Oğlum müzakere etmek, karşılıklı pazarlık etmek, kendi</p>
<p style="text-align: justify;">görüşünü ortaya  koyup başkalarının etkilerine tepki vermek ve sonunda istediğini koparmaya çalışmaktır. Biz bunu ticarette çok yaparız…Ama senin şu sıralar en az ihtiyacın olan şey gevezelik bana sorarsan. Ortağımla bahse girdim. İlk bine girersen galerimizden sana hediye edeceğimiz arabanın ithal vergisini verecek (hınzırca güler) Ama sözünü tutmaz o herif. (kesin tavırlı) Bir yere gitmiyorsun Umut. (üç saniye sessizlik)</p>
<p style="text-align: justify;">BABASI         –   Annenin demek istediği şu ki, nasılsa gitmiyormuşsun zaten&#8230;Hocanın</p>
<p style="text-align: justify;">anlattığına göre çok çalışmak lazımmış bu işte&#8230;Yurtdışında da galiba bütün  yazı geçirmek, kimbilir ders yılı içinde birkaç hafta kalmak gerekebilirmiş&#8230;Sınavla birlikte götürmen imkansız&#8230;Olacak şey mi yani!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bilmiyorum. Bir yandan yarışmada başarılı olup yurtdışında bir yıl</p>
<p style="text-align: justify;">mühendislik okumak var işin ucunda.</p>
<p style="text-align: justify;">BABASI         –   (hayretle) Oğlum senin buna ne ihtiyacın var! Biz ilk binden</p>
<p style="text-align: justify;">bahsediyoruz, sen yurt dışı diyorsun. Nasılsa gidersin. Kaparlar seni zaten. Üniversiteler transfer parası bile veriyorlarmış artık. Hediyeler, burslar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (Ekolu) Annemlerin kesin tavrı hiç de hoşuma gitmemişti</p>
<p style="text-align: justify;">yani. Özgür Hoca sandıkları gibi kompleksli biri değil ki! Babam ve şu ortağı. Benimle uğraşmayı bırakıp ticaretlerine devam etseler ya…Durmadan benim üstüme bahis oynamaktan bıkmayacaklar mı? Bir an yokoluversem keşke dedim. Yokoluversem de şu üniversite belası bitse. Şila’nın bile yüzünü göremez olmuştum bu yüzden. Beni ben olduğum için bir tek o seviyordu galiba. Annem işi yemek rejimimi ayarlayacak kadar abartmıştı. Yok elmalı bilmem ne, beyinde bilmem hangisidir artık hormonun birinin salgısını artırıp şunu yapar bunu yapar! Her günün menüsü aynıydı…Sınav aşağı sınav yukarı. Bıkmıştım artık. Beş yaşımdan beri sınav sorusu çözmekten, durmadan dersanelere gitmekten&#8230;Derece hesapları yapmaktan&#8230;Neden kazanmam yetmiyordu onlara? Herkes bu sınavı kazanabiliyor muydu sanki? Neden her seferinde çıtayı yükseltiyorlardı? İlk bin derdi çıkmıştı şimdi de, onu başarabileceğimi anlasalar ilk beşyüz, sonra yüz! Hep daha fazlası, hep daha fazlasını isterlerdi!</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<h2 style="text-align: justify;">Üçüncü Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Umut</p>
<p style="text-align: justify;">Umut’un kız arkadaşı Şila</p>
<p style="text-align: justify;">Umut’un dedesi Süreyya Bey</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">EFEKT           –   Sabah sesleri. Kuş sesleri (Bu sesler Şila ile diyalog boyunca sürer). Umut’un çalar saati (dört saniye).</p>
<p style="text-align: justify;">ANNESİ         –   Fonda daha uzaktan annesinin “Umut kalk artık!” sesi</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (Telefon çevirme sesi– esner) Alo, alo Şila, Şila?</p>
<p style="text-align: justify;">ŞİLA               –    Efendim beyefendi? Hangi rüzgar koçu arattı seni Denizatı? Kesin rüyanda gördün…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Şila saçmalama kızım… Okula gitmeden konuşalım dedim. Kusura</p>
<p style="text-align: justify;">bakma dün arayamadım. Moralim bozuktu. Hemen yattım…Senin</p>
<p style="text-align: justify;">vizen nasıl geçti?</p>
<p style="text-align: justify;">ŞİLA                    Girmedim ki iyi geçsin. Ben okulu bırakıyorum Umut. Yeniden sınava    gireceğim. Amcamın bir lafı hayatımı mahvedecekmiş de haberim yokmuş&#8230;Ben kim elektronik mühendisliği kimmiş, öyle mi? Mezarından çıksın da görsün şimdi. Kazansam da haklı çıktığını görsün&#8230;Artık çalışırız Seninle. O sapık üniversite adayı moduna girerim. Moralin niye bozuk oğlum senin ki? Ne o, dersane çocuğu sıkıldı mı çalışmaktan?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT             –  Özgür Hoca beni bir yarışmaya göndermek istiyor. Birleşmiş Milletler türü bir toplantı. Bir ulusal davayı savunacakmışız&#8230;Müzakere simulasyonu diyorlar…Ekip olarak. Gitmek istemiyorum ama resmen kararsız kaldım. Dün akşam bizimkilerle konuştum. Benimle değil de bir atla konuşur gibi kestirip attılar. İnadına gideceğim. İlk bine giremesem de bir iş yapmış olurum böylece&#8230;Yaa aslında kararsızım. Hocaya hayır deyip durdum ama gerçek karar anı geldi çattı&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">ŞİLA               –   Oğlum neredeyse lise sona geldin hala adam olmadın. Şaka şaka! Gerçi</p>
<p style="text-align: justify;">ben üniversiteyi bitiriyorum hala kararsızım ya. Onu bunu bırak, sen istiyor musun? Ne güzel yurtdışı fırsatı. Sen ana kuzuluğundan çıkana kadar yıllar geçecek yoksa! Sütünü yumurtanı kaynatmayı öğrenirsin fena mı orda? Bak bana&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Çok ağır bir proje, felaket hazırlanmak gerekliymiş ama kazanırsam</p>
<p style="text-align: justify;">istediğim yabancı üniversitede bir yıl okuma şansı var.</p>
<p style="text-align: justify;">ŞİLA               –   Denesen ne olur? Bininci olmasan da ikibininci olsan ne olur? Zaten</p>
<p style="text-align: justify;">bininci olunca da aynı bursu almak için uğraşmayacak mısın? Şimdiden</p>
<p style="text-align: justify;">al, daha iyi değil mi? Hazır önünde fırsat. Ben olsam atlardım abi…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ya bu iş yüzünden üniversiteyi kazanamazsam?!</p>
<p style="text-align: justify;">ŞİLA              –   Olsun&#8230;Kazanama&#8230;Şaka şaka! Ne kadar sürecekmiş ki bu iş?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Önümüzdeki yaz boyunca. Dönünce sınava sekiz ayım, belki de daha az</p>
<p style="text-align: justify;">sürem kalacak&#8230;Kimbilir hepten konsantrasyonun kaybolacak…</p>
<p style="text-align: justify;">ŞİLA              –   Yaaa senin konsantrasyonun kaybolur mu hiç!.…Babamın lafıyla yer</p>
<p style="text-align: justify;">göğe ne kadar uzak! Sen bir yere hayırlısı ile kapağı atsan da şu</p>
<p style="text-align: justify;">telefonlarda kalmaktan kurtulsak. Ama elektronik okumaktan vazgeçip başka bir şey okusam belki de çıkmazsın benimle.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Şila sen neden sözediyorsun yahu? Okulu bırakacağına inanmamı</p>
<p style="text-align: justify;">bekleme! Bırakırsan yerini bana verip vermeyeceklerini sorsan iyi</p>
<p style="text-align: justify;">edersin. Gerçekten alemsin.</p>
<p style="text-align: justify;">ŞİLA               –   Ne istediğimi bir bilebilsem.</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT           –   Kent gürültüsü. Otobüs, otomobil sesleri. Umut konuşurken azalır.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (Telefonla konuşmaktadır) Dede indim indim, yoldayım. Bi dakka</p>
<p style="text-align: justify;">sonra sendeyim herhalde. Yok sen gir bende anahtar var.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT           –   Köpek havlar. Hırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –    Cabbar! Cabbar, hop, dur (kahkaha atar) oğlum benim, benim…</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT           –   Kapı anahtarla açılır. İçeri girilir. Kapı kapanır. Köpekten koklama,</p>
<p style="text-align: justify;">karşılama sesleri. Fonda belli belirsiz televizyon haberleri, bölüm sonunda söner.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   N’aber Cabbar?! Al sana bir teklik kemik (Seslenir) Dede, banyoda</p>
<p style="text-align: justify;">mısın? (çağırır)Dedeee!…</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT           –   Duş sesi gürültüsü artar, söner. Kapı açılır, kapanır.</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   (sevecen ve titrek bir sesle) A merhaba evladım. Gel gel. Yemek yedin</p>
<p style="text-align: justify;">mi?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Yedim dede okulda yedim. N’aber dede? Sıhhatler olsun!</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Sağol oğlum. Bugün Özgür Hanım aradı. Artık son çare dedi</p>
<p style="text-align: justify;">herhalde…Hazırladığın ödevin harika olduğundan filan bahsederken. Lozan’a mutlaka senin gitmen lüzumundan bahsetti&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (şaşkın) Lozan’a mı?</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA     –  Mektup gelmiş. Mevzu Lozan Konferansı imiş. Senin İsmet Paşa</p>
<p style="text-align: justify;">olmanı istiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –    (şaşkın) İsmet Paşa mı? İsmet İnönü mü?</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Yaa. İsmet Paşa. İsmet İnönü. Ben İsmet Paşa’yı tanırdım bilir misin?</p>
<p style="text-align: justify;">Genç bir siyasetçi iken tanıdım onu. (Aktarma tonunda) “Hadi canım sen de!”&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   “Hadi ordan sen de!”</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –    Espriyi, İsmet Paşa’nın bu sevimli sözünü anlatır dururdum,</p>
<p style="text-align: justify;">unutmamışsın evlat. (İki saniye duraksar)</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Lozan’a gitmeni arzu ediyorum oğlum. Böyle fırsat kaçmaz. İsmet</p>
<p style="text-align: justify;">Paşa’nın tecrübelerini, onun  tavrını bire bir yaşayacaksın.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Peki ya annemler? Üniversite sınavı?</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA     –  Birinci Dünya Savaşı adı verilen savaşta Almanların yanında savaşa</p>
<p style="text-align: justify;">giren Osmanlı Devleti yenilmiş ve savaş sonunda kazanan devletler her iki ülkenin de başına çorap örmek için harekete geçmişlerdi. Bu çorabı Paris Konferansı’nda ördüler. Adı da Sevr’dir! (üç saniye duraksar)</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Umut, bu adamlar da üniversite okudu. Harp Akademilerini bitirdiler.</p>
<p style="text-align: justify;">O kadar meşakkat. Ama onlarda üniversite sınav binincisi olmaktan</p>
<p style="text-align: justify;">fazla bir şeyler vardı. Sana bir fırsat.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ben siyasetle ilgilenmem ki dede!</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –    Sen siyasetle ilgilenmezsen o seninle bir gün ilgilenir! (Birkaç saniye</p>
<p style="text-align: justify;">duraksar)</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA     –  Sevr’in sonunda kabul edilen ve Anadolu’yu paramparça etmeyi</p>
<p style="text-align: justify;">hedefleyen anlaşma hiç uygulanmadı. Sevr Fransa’da, Paris’de yavrum. Orada, Anadolu’yu paramparça etme planları yapıldı. Sevr uygulansa idi, bugün çok farklı yaşardık. Kimbilir belki de hiç yaşamazdık (Süreyya Bey iç çekerek konuşmasını sürdürür). Ağustos 1920’de imzalanan bu anlaşma dörtyüzden fazla maddeyi ihtiva ediyordu, bilir misin? Bir tarafta İngiltere, Fransa, İtalya, öte tarafta İstanbul hükümeti. Tabii imzalayanlar arasında Japonya’dan tut da Belçika, Yunanistan, Romanya, Sırp, Hırvat, Sloven Krallıkları, Ermenistan, Polonya, Portekiz, Çekoslovakya bile vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –  (şaşkın) Dede bunların ne alakası var şimdi!</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –  23 Nisan 1920 ile 10 Ağustos 1920 arasında üç aydan fazla bir zaman var. Yani padişahın imzaladığı Sevres ulusal irade için zaten geçersizdi. Meclis yetkilerini büyük bir kıskançlıkla kullanmıştır. Ben mecliste iken kütüphanede farklı bir tutanak düzeni arzu etmiştim. Eski tutanaklarla yenileri yanyana koymalı diye. Bizde kütüphaneyi kullanan azdır. Sabah altıda açtırdığım bile olurdu. Hey gidi günler! Lozan çıkmaza girdiğinde bile Mustafa Kemal meclisi lağvetmeyi tahayyül etmemiştir&#8230;İki Türkiye&#8230;.Biri Osmanlı padişahı ve onun memurları, diğeri cumhuriyet ve hürriyet mücadelesi veren Mustafa Kemal ve arkadaşları. Sevr’i, dedim ya, Osmanlılar imzalamış!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Dede bir soru sorduk ya, bir de yanıtını alabilsek izninizle!</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Tabii Osmanlı Devleti diye bir şey kalmış mı ki, milletin meclisi dururken! Millet Meclisi’ni arkasına alan Türk ulusu kurtuluş mücadelesine devam ettirmiştir&#8230;Ama adamların hesapları başka&#8230;Sevr, ölü doğan bir antlaşma oldu. Türkiye&#8217;yi parçalayan ve Türk Ulusu&#8217;nun bağımsızlığını yok edip kölelik durumuna düşüren bu antlaşma, milletin meclisinin dirayet ve inancını arttırmıştır. Bu antlaşmanın Anadolu&#8217;da Ulusal Mücadele İradesi&#8217;ne kabul ettirilmesi imkanı yoktu. Ama adamların hesapları Lozan’a kadar aynı kaldı&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Dede dalga mı geçiyorsun yaa! Sen Mustafa Kemal’in meclisinde</p>
<p style="text-align: justify;">değildin ya!</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Oğlum meclis hep aynı meclis. 1920’den beri TBMM.  Lozan’a</p>
<p style="text-align: justify;">gideceksen bazı tarihi gerçekleri tekrar etmelisin&#8230;! Lozan</p>
<p style="text-align: justify;">simulasyonu&#8230;Vallahi müthiş bir proje bence! Müthiş bir münazara!</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<h1 style="text-align: justify;">İKİNCİ BÖLÜM</h1>
<p style="text-align: justify;"><strong>Birinci Bölümün</strong><strong> </strong><strong>Özeti:</strong> Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Ailesi sınavda ondan çok şey beklemektedir. Umut baskı altındadır. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir. Katılımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitimdir. Üniversite sınavlarını kazanarak iyi bir üniversitede mühendislik okumak isteyen Umut kararsızdır. Sekiz ay kadar sürecek projenin üniversite hazırlığını, dersane programını böleceği kanısındadır. Zaten tarih vb. konulara pek ilgisi yoktur.  Anne ve babasının tamamen aksi fikirde olmasına karşın eski bir siyasetçi olan dedesi Süreyya Bey ve elektronik mühendisliği öğrenimini bırakmak isteyen kız arkadaşı Şila Umut’un bu projeye katılmasını istemektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Umut</p>
<p style="text-align: justify;">Umut’un Öğretmeni Özgür Hanım</p>
<p style="text-align: justify;">Umut’un Dedesi Süreyya Bey</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (ekolu) Dedemden aldığım haber beni çok heyecanlandırmıştı. Tarihi</p>
<p style="text-align: justify;">Lozan Konferansı’nın simulasyonunu yapacağız. Bu çok önemli bir şey. Annemlerin yaygarasına rağmen, belki de, biraz da sırf onlar karşı çıkıyor diye Lozan’a gitmeye karar verdim. Bilemiyorum, karar verdim demek kolay. Aslında bilmiyordum, gerçekten garip bir durumla karşı karşıyaydım. Hayatımda ilk kez yurt dışına çıkacak ve ilk kez hiç anlamadığım bir konu üzerinde kafa yoracaktım.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                 Arka planda zil efekti ve öğrenci uğultusu</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Teneffüs uğultusu arka planda sürer…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Hocam New York’dan beklenen mektup gelmiş galiba…</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –  Umut, bu yazıyı iyice oku. Bu yaz tatilini Lozan’a geçireceksin. Tarihi</p>
<p style="text-align: justify;">Lozan Konferansı’nın yapıldığı yerde ve o konferansa katılan tarihi kahramanlarımızdan biri olarak, onların kaldığı yerlerde kalarak. Yaza kadar tam beş ayımız var. Bu süre zarfında Türk Kurtuluş Savaşı’nı ve tabii Lozan Konferansı’nı iyice öğrenmen gerekiyor. Öyle basit bir iş değil. Dışişleri Kütüphanesi ile konuştum. Yararlanabileceksin&#8230;Haftaya Ankara’ya gidilecek. Orada toplarsın kaynakları. Türkiye’nin diğer okullarından katılacak öğrencilerle tanışacağız.  Tanışmadan sonraki bir ay senin için çok zorlu geçecek. Rol dağıtımı için yazılı ve sözlü sınav olacak bir ay sonra. Türk Tarih Kurumu’ndan uzmanlar da katılacak.”</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Türk Tarih Kurumu mu?</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   Evet Umut. Türk Tarih Kurumu. Hadi sen şimdi eve git. Annenlerle</p>
<p style="text-align: justify;">konuş, rahatla biraz. heyecanın geçsin. Bir ara tekrarlarız seninle bu konuları. Hadi bakalım&#8230; Hadi ne duruyorsun!”</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Hocam ben tam kararımı vermedim ki!</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   Seni tanıyorsam, ortabirden beri okuttuğum çocuğu tanıyorsam</p>
<p style="text-align: justify;">yanılmam.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –  Konferansa katılanlara rol dağıtımı için neden sınav yapılacağını</p>
<p style="text-align: justify;">anlamadım.</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR            Çoğu kişinin arayıp da bulamadığı bir fırsat bu. Sen İsmet Paşa görevini</p>
<p style="text-align: justify;">iyi yaparsın.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT               (teneffüs uğultusu azalarak sona erer)</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                (Fonda sokak gürültüsü, yaklaştıkça azalır. Umut eve girdiğinde söner)</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –  (ekolu) Lozan’a kimlerin gittiğini bile bilmiyorum aslında tam olarak. İyi ki Özgür Hoca bir şey sormadı. Benim cehaletimi bilse anında vazgeçerdi beni tavsiyeden. Oraya kimlerin gittiğini ve tam olarak ne yaptıklarını öğrenmeliyim. Atatürk gitmiş miydi Lozan’a? O mu gitti acaba?</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Kapı zili çalar. Köpek Cabbar’ın havlaması. Kapı açılması.</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Ne o Umut Bey…Hangi rüzgar attı Sizi buraya gene bakalım beyefendi</p>
<p style="text-align: justify;">bu saatte, okuldan mı kaçtın yoksa? Dersanen yok mu senin? Eve neden gitmedin?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Evde yoklar ki nerde annemler?</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Yeni galeri için yer bakmaya gittiler.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Sen niye gitmedin dede?</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Oğlum benim sözümü dinliyorlar mı? Show room filan…Ne gerek var.</p>
<p style="text-align: justify;">Fazla açılmayın diyorum ya! Dersanen yok mu senin yahu?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (Bezgin bir sesle) Dersaneye ara vereceğim dede.</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   O niye o?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Lozan Projesine katılmak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Karar verdin demek! Bu işi annenlere nasıl anlatacaksın? Senin Lozan’a</p>
<p style="text-align: justify;">Türk milletinin hakimiyetini savunmaya gittiğine inanmaları zor.</p>
<p style="text-align: justify;">Üniversite hazırlığından bezdiğini ve üzerindeki yükten kurtulmaya çalıştığını sanacaklar!</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   (Güleç bir ifade ile) Ne dikiliyorsun oğlum kapıda?!. Girsene sen</p>
<p style="text-align: justify;">bakayım önce içeri&#8230; Eşikte ne bekliyorsun!&#8230; Çıkar şu üstündekileri… Ellerini yüzünü yıka. Yemek yedin mi sen? Ver şu çantayı&#8230;Aman Yarabbi&#8230; Sen bu çantayı hergün taşıyor musun evladım?!..Lozan Heyeti bile senin kadar yük taşımamıştır oraya giderken! Rıza Nur bir bavulla gittiğini anlatır! Sandviç yapayım, dur sana. Koş hadi, koş da ben işimi bitirmeden ellerini  yüzünü yıka, üstünü başını değiştir&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (Sandviç yer ve ilk anda ağzı dolu bir biçimde konuşur) Dede o kitap</p>
<p style="text-align: justify;">ne?</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –  Bu kitabı okumanı tavsiye ederim. Fakat dili biraz ağır. Ama ondan önce Sana küçük bir imtihan hazırladım. Daha doğrusu bir yazı. Bu yazının ne anlama geldiğini intibak edersen, doğrusu bunu içinde hissedersen İsmet Paşa olma imtihanını verdin demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            – (şaşkınlıkla ve hızlı hızlı soluk alıp vererek tekleye tekleye sorar) Dede</p>
<p style="text-align: justify;">sen de kaçtığımı mı düşünüyorsun? Kaçıyor muyum sence üniversite</p>
<p style="text-align: justify;">sınavından?</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA      – (Dalgın hülyalı ses tonu ile) Baban delikanlı iken hep zıddıma</p>
<p style="text-align: justify;">hareket tarzı benimsemişti. Siyaset yaparken çok ihmal ettim onu.</p>
<p style="text-align: justify;">Okumayı sevmeyen bir çocuk oldu. Yani ben ne kadar düşkünsem, O o</p>
<p style="text-align: justify;">kadar ilgisiz oldu. Hırslıdır baban. Fakat siyasetin nankörlüğünü gördü. Darbeden sonra parti kapatılınca ben siyasete küstüm. Çok sıkıntı çektik. Gençti, etkilendi. Neticede delikanlılığında iyi zamanımı göremedi. Gitti iyi para kazandı. Oğlum senin okuluna kazanç mı yeter! Gerçekten iyi para. Senin matematik zekan olması onun için kıvanç. Sıkıntı yaratmayacak, dünyanın her yerinde ekmek garanti edecek mesleğin olsun istiyor. Emekleri boşa gitmesin istiyor…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ama o babam, ben değil. Ben sordum da, ben, neden şey&#8230;Yani,</p>
<p style="text-align: justify;">kaçtığımı mı düşünüyorsun?</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Neden kaçacakmışsın?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Üniversite hazırlığından, sınavlardan, dersanelerden&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Evladım Lozan’a hazırlanmak daha kolay iş mi zannediyorsun</p>
<p style="text-align: justify;">sen!&#8230;Gel gör ki babanlar bunu anlamayacak. Kaçıyorsun zannedecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekten kaçıyorsan Lozan’da da başarılı olamazsın. O zaman kaçma</p>
<p style="text-align: justify;">derim. Özgür Hanım’la konuştum bugün. Mektuptan bahsetti. Sana</p>
<p style="text-align: justify;">vermiş, getirdin mi?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Zaten gösterecektim dede. İşte bak.</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA     –  Şu gözlüğümü bir bul bakayım&#8230;Ne şaşkınım ben&#8230; bak masada. Uzat</p>
<p style="text-align: justify;">şunu bana. Tamaam. Eveet. (Mektubu evirir çevirir, kağıt hışırtısı, Süreyya Bey öksürür)</p>
<p style="text-align: justify;">DIŞ SES         –   (Ekolu) Tarihe özel ilgi ve yetenekleri gözönünde tutularak</p>
<p style="text-align: justify;">okullarınızdan seçtiğiniz öğrencileriniz, rehberleri ile birlikte Birleşmiş Milletler UNICEF Kuruluşu’nun davetlisi olarak Lozan’a seyahat edecekler ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Lozan tarihi konferansını İngiltere, Fransa, Rusya ve Yunanistan’dan gelen diğer temsilcilerle ve katılacak diğer tarihi şahsiyet ve ilgili kimseleri canlandıracak gençlerle birlikte bahar sonunda kendilerine bildirilecek tarihten itibaren Lozan’da canlandıracaklardır. Bir ay içinde rollerin dağıtılıp yürütme komitesine bildirilmesi ve Lozan Konferansı içeriği olarak belirlenen kitapçıkta yazan hususlara bir itirazınızın olup olmadığını belirtmenizi, sanal konferans uygulama yöntemini aday öğrencilere etraflıca belletmenizi yürütme komitesi adına rica eder iyi hazırlıklar  dileğimizin kabulü temennimizi bildiririz.</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Mektubu okudun mu Umut?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Okumaz mıyım dede! Tabii okudum. Ama bu iş de beni korkutmaya</p>
<p style="text-align: justify;">başladı!</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Nedenmiş o?! Neden korkacakmışsın ki&#8230;Ama doğrusu, Lord</p>
<p style="text-align: justify;">Curzon’dan kim olsa korkar?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Dede ben daha Lozan’ın haritadaki yerini bile bulamam. Tarihte hiç de</p>
<p style="text-align: justify;">parlak değilim. Özgür Hoca’nın neden benim üstümde durduğundan</p>
<p style="text-align: justify;">emin değilim. İki üç dönem ödevi beğendi diye…</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   İyi haritalar edinmen gerek. Lozan’da çok toprak kaybedersin yoksa.</p>
<p style="text-align: justify;">Kapitülasyonları da muhafaza eder dönersin!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Toplantı esnasında elimizde başvuracak bir kaynak</p>
<p style="text-align: justify;">olmayacakmış&#8230;Yani olacakmış da biraz, öyle konuşurken filan</p>
<p style="text-align: justify;">kitaplardan aynen okumak,    önceden hazırlanan şeylerden aktarmak yokmuş&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA     –  Olur mu evladım! İsmet Paşa bile tetkik edeyim önce, sonra konuşalım derdi&#8230; Ama Ankara ile görüşmenize izin var herhalde! Yalnız bilmem hangi dilde konuşacaksınız&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Lozan’a tam olarak kimler gitti dede? Ve ben neden İsmet Paşa olacakmışım? Başka biri olsam daha iyi olur bence ama tam olarak kim olmam gerektiğini    bilmiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Lozan heyetinde İsmet Paşa, Rıza Nur Bey ve Hasan Saka vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlarca danışman, içlerinde Celal Bayar var, Münir Ertegün var,</p>
<p style="text-align: justify;">gazeteciler vs. Senin okulun ikinci müdürü bile vardı tercüman olarak.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT             – En iyisi İsmet Paşa olmaya uğraşmak.</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA        (bir kahkaha atar)</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Dede bana yardım etmelisin!</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Nedenmiş o? Karşılığında ne alacağım? Babanın hayıflanmalarını mı</p>
<p style="text-align: justify;">dinleyeceğim? “Müsebbibi sensin, çocuğun kanına girdin” diye!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Senin dede olarak işin bu! Tarihi öğrenmem için çaba göstermen</p>
<p style="text-align: justify;">gerekmez mi? Dede bence bu işten çıkayım ben. Ben bunu beceremem.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama, ama Atatürk olabilirim&#8230;.Evet en iyisi Atatürk olmak. Hem onun</p>
<p style="text-align: justify;">hakkında çok şey bilirim&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Atatürk olmak daha mı kolay sanıyorsun sen! Ama Atatürk Lozan’a</p>
<p style="text-align: justify;">gitmedi ki, Ankara’da kaldı&#8230;Öyle her seferinde devlet başkanları mı</p>
<p style="text-align: justify;">gider sanıyorsun sen konferanslara. Müzakereciler gider!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Niye ki, bazen devlet başkanları da gider…</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA     – Herşeyi bana sorma. Al şunu bakalım oku. Ne anladığını anlat bana! Hadi durma&#8230;Yüksek sesle&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –  Yardım edeceksin yani?</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Evet ama kaytardığını görürsem bozuşuruz. Hadi ama tut şu kağıdı ve</p>
<p style="text-align: justify;">yüksek sesle oku&#8230;”</p>
<p style="text-align: justify;">(Sessizlik)</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –  (titrek ve çekingen bir sesle dedesinin verdiği kağıdı tekleyerek ve</p>
<p style="text-align: justify;">heyecanlı  okumaya başlar)</p>
<p style="text-align: justify;">Sevr Antlaşması’na göre Osmanlı Devleti, İstanbul ve çevresi ile Anadolu&#8217;da kü, küçük bir toprak parçasından ibaret olacak, fakat Osmanlılar, antlaşma hükümlerine uymazlarsa, İstanbul da ellerinden alınacak. Bo, Boğazlar, savaş zamanında bile bütün devletlerin gemilerine açık bulundurulacak ve özel bir bayrağı ve bütçesi olan bir Avrupa komisyonu tarafından kontrol edilecek (öksürür).</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Sevr deyince ne aklına gelir?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Dede aşkolsun yani! O kadar da cahil değiliz herhalde.  Ülke</p>
<p style="text-align: justify;">parçalanacak ve içinde birkaç tane devlet olacak. Boğazlar yolgeçen</p>
<p style="text-align: justify;">hanına dönecek&#8230;Asker olmayacak. Paramız olmayacak ve kimseden para istemek yok. Borçlar, borç, imtiyazlar imtiyaz, Musul gitti, adalar çoktan gitti…Yabancı seri cinayet işlese olur böyle vakalar Türk polisi yakalar değil, yakalayamaz… Bildiğimiz şeyler işte&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –  Hangileri imiş bildiğin o şeyler?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –  Bir sürü şey. Sevr’i bilmeyen mi var? Özgür Hoca canımızı çıkardı Sevr</p>
<p style="text-align: justify;">diye diye&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –  O zaman bilmen lazım ki Lozan’da bu antlaşmanın kaç maddesini iptal</p>
<p style="text-align: justify;">ettirirsen o kadar kârdır.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Lozan’da bunların hepsi iptal olmuş mu ki?</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Hepsi değil ama önemli olan bir çoğu, önemli olan bir çoğu…</p>
<p style="text-align: justify;">Evladım&#8230;Şimdi Sevr’deki hükümleri olumsuz yap bakalım, Osmanlı Devleti’nin adını da Türkiye Cumhuriyeti olarak değiştir, hadi bakalım, hadi yapabilecek  misin?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Nasıl?</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Canım cümleleri olumsuz yapacaksın! Bak şöyle, ver bakayım şu kağıdı, eeeveeeet, evet&#8230; Türkiye Cumhuriyeti Devleti, İstanbul ve çevresi ile Anadolu&#8217;da küçük bir toprak parçasından ibaret olmayacak, fakat Türkiye, antlaşma hükümlerine uymazlarsa, İstanbul da ellerinden alınmayacak. Boğazlar, savaş zamanında bile bütün devletlerin gemilerine açık bulundurulmayacak ve özel bir bayrağı ve bütçesi olan bir Avrupa komisyonu tarafından kontrol edilmeyecek&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (gülerek) Anladım, anladım dede&#8230;tamam, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Japonlardan kurulacak bir komisyonun adli kapitülasyonların yerine geçmek üzere koyacağı bir usulü Türkiye Cumhuriyeti Devleti kabul etmeyecekler filan…</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   (gürültülü bir kahkaha atar) Sen böyle filan falan deyip durursan itilaf</p>
<p style="text-align: justify;">devletleri çiğ çiğ yer seni alimallah.  Ama dikkat et. Hepsi de olumsuz olmaz. İzmir bizim tabii. Her kalesinde de Türk bayrağı dalgalanmalı&#8230;Ama Mısır’da da bir hakkımız kalmadı&#8230;Akdenizdeki adalar kaldı (iki saniye duraksar). Sevr’i bilmeden Lozan’a gidemezsin Umut&#8230;Hatta tüm Osmanlı tarihini, kapitülasyonları, Birinci Dünya Savaşı’nı, Londra Konferansı’nı, Mudanya Mütarekesi’ni, ötesini berisini iyice bellemen lazım. Musul ne oldu?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ne olacak, hala işgal altında olduğuna göre mesele askıda!  (üç saniye</p>
<p style="text-align: justify;">duraksar)</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Dede, sence tarih  tekrar eder mi?</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Tekerrür eder mi diyeceksin!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Yani her milletin hep öyle kalacak milli davaları ya da çıkarları var</p>
<p style="text-align: justify;">mıdır? Yoksa bunlar değişebilir mi?</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Bilmem ama bilmek isterdim. Bilsek bugün atacağımız adımları bile iyi</p>
<p style="text-align: justify;">tartabilirdik.</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<h1 style="text-align: justify;">ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</h1>
<p style="text-align: justify;"><strong>Geçen Bölümlerin Özeti:</strong> Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Ailesi sınavda ondan çok şey beklemektedir. Umut baskı altındadır. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir. Katilımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitimdir. Üniversite sınavlarını kazanarak iyi bir üniversitede mühendislik okumak isteyen Umut önce kararsız kalmıştır. Sekiz ay kadar sürecek projenin üniversite hazırlığını, dersane programını böleceği kanısındadır. Zaten tarih vb. konulara pek ilgisi yoktur.  Anne ve babasının tamamen aksi fikirde olmasına karşın eski bir siyasetçi olan dedesi Süreyya Bey ve elektronik mühendisliği öğrenimini bırakmak isteyen kız arkadaşı Şila Umut’un bu projeye katılmasını istemektedirler.  Sonunda kararını verir. Lozan projesine katılacaktır. Ancak İsmet İnönü olabilmek için seçme sınavlarını kazanması gerekmektedir. Dedesi Süreyya Bey onun bu fikrini destekler ve ona projeye hazırlanmasında yardım eder. Umut, Lozan’da kendisinden beklenen görevi iyi yapabilmek için Osmanlı tarihini, Sevr Antlaşması’nı, Mudanya Konferansı’nı iyi bilmesi gerektiğini anlamıştır.</p>
<h2 style="text-align: justify;">Birinci Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Umut</p>
<p style="text-align: justify;">Özgür Hoca</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (ekolu) Dedemin verdiği metni okuduktan ve onunla Sevr antlaşması</p>
<p style="text-align: justify;">üzerine uzun uzadıya konuştuktan ve anlattıklarını dinledikten sonra işimin çok zor olduğunu düşünmeye başlamıştım&#8230; Özgür Hoca’dan bana daha çok yardım etmesini istedim. Bana günde bir saat ders vermeyi teklif etti. Bir iki saat de dedemle ile konuşuyor, böylece günde üç saatimi Lozan’a veriyordum. Takip eden günlerde Lozan kenti hakkında bilgi edindim, Özgür Hocanın verdiği haritalara, internete baktım&#8230;Lozan Konferansı’na katılan devletlerin ve bu devletler adına tartışmaları yürüten kişilerin isimlerini öğrendim ve bu iş için hazırladığım dosyama bu kimseler hakkında özet bilgiler yazdım. Millet meclisini temsil edenler İsmet Paşa, Hasan Bey ve Rıza Nur’du. Çok sayıda danışman da götürmüşler yanlarında.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Özgür Hocam Lozan toplantıları çok uzun sürmüş&#8230;.Biz, biz de o kadar</p>
<p style="text-align: justify;">kalacak mıyız orada?</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –  Canım olur mu öyle şey! Kısaltılmış olarak, bir yazda bitireceksiniz. Ya</p>
<p style="text-align: justify;">da anlaşamadan bırakacaksınız. Lozan Konferansı ne zaman başladı?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   11 Kasım galiba…</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   11 Kasım ne? 11 Kasım mı 20 Kasım mı?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   1922 Hocam. Yani Kasımın tam ne zamanı öğreneceğim.</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   Türk heyeti yola çıktı&#8230;Ne ile?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Eeeh, trenle&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   Aferin&#8230;Ama siz yazın gidiyorsunuz ve uçakla gideceksiniz. Yaz</p>
<p style="text-align: justify;">sonunda konferans  bitmiş, barış sağlanmış olmalı&#8230;Bu senin elinde.</p>
<p style="text-align: justify;">İngiliz grubun çok kuvvetli olduğunu söylediler. İçlerinde bir çocuk varmış ki oğlan şıp demiş Lord Curzon’un burnundan düşmüş&#8230;Lozan ne işe yaramış Umut? Dur şöyle sorayım&#8230; Lozan imzalanmasa ne eksik kalırmış?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Lozan’ın 1919 yılında Atatürk’ün Samsun’a ayak basması ile başlayan</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Kurtuluş Savaşı’na son noktayı koyan ve Türkiye</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyeti’nin dışa karşı bağımsızlığını güvence altına alan bir uluslararası antlaşma…Olmasa Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devlet olarak tanınamazmış&#8230;.Bir de her öğün bulgur pilavı yemek zorunda kalırmışız?</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   O niye o?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Mat’çı Mr. Hayriyeson’un lafı&#8230;Üniversiteyi kazanamazsanız artık</p>
<p style="text-align: justify;">lisenin bulgur günlerinin müdavimi olursunuz der durur&#8230;Lozan olmasa bugünkü sınırlar belli olmazdı Hocam ve Meriç sakin akmazdı!</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   Başka?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Yunanistan&#8217; la aramızdaki sorunlar  içinden çıkılmaz bir hal alırdı,</p>
<p style="text-align: justify;">yeniden savaş patlak verirdi. Şey… Boğazlar ve İstanbul’u geri</p>
<p style="text-align: justify;">alamazdık Lozan olmasa&#8230;Bu çok kötü  olurdu işte! Ben dersaneyi bırakıp Lozan’a gitmezdim şimdi!</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –    Kararından pişmanlık mı duyuyorsun?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT                 (sıkıntılı bir ses tonu ile) Öfff&#8230;Bir sıkıntıdan kurtuldum</p>
<p style="text-align: justify;">derken…Acaba ben kim olacağım? Kim olduğumu bir bilebilsem ona</p>
<p style="text-align: justify;">göre çalışabilirdim Hocam&#8230; Konferanstan kaçanı cezalandırmıyorlar herhalde. Son anda vazgeçebilirim!</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   Bir haftamız var. Sonra diğer okullardan öğrencilerle buluşacaksın.</p>
<p style="text-align: justify;">Sizleri sınava tabii tutacağız, biliyorsun. Hazır mısın buna?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Hazır olmazsam Mustafa Kemal beni çiğ çiğ yemez mi?</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<h2 style="text-align: justify;">İkinci Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Umut</p>
<p style="text-align: justify;">Özgür Hoca</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Özgür Hocam şuna bakar mısınız? Bir mail geldi. Mesajda</p>
<p style="text-align: justify;">Mussolini hazretlerinin teklif ettiğinin tersine İtalya’ya değil, İsviçre’ye, Lozan’a buyurmamız söyleniyor. Altında Fransa temsilcisi Poincare namına Georges Riceur imzası var&#8230;Bu tip de kim Allahın aşkına? ‘İsviçre’nin Lozan kentindeki toplantımıza Osmanlı Devleti ile birlikte katılmanızı arzu ederiz, İzzet Paşa Hazretleri’ne çağrı yapılmıştır’ diyor. Osmanlı Devleti mi? Üstüne bi de flaminyon soslu Konstantinopolis verseydik canım, nasıl olurdu!  (Üç saniye duraksar)</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bu mektuba cevabı kim verecek? Biraz erken gelmemiş mi Hocam bu?</p>
<p style="text-align: justify;">İzzet Paşa şimdiden belli mi ki?</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   Mektup erken gelmiş. Sınav toplantısında tartışılacak konulardan biri,</p>
<p style="text-align: justify;">bu mektuba cevap yaz. Ben de kontrol edeyim. Rolün kesinleşirse</p>
<p style="text-align: justify;">yollarız.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ama bana niye yollamışlar ki?</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   Bilmem. Ben de anlamadım.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Saçmalamışlar bence. İzzet Paşa mı? Havanızı alırsınız yazacağım!</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   Daha diplomatik bir üslup kullanmanı tavsiye ederim. Muadil Lord</p>
<p style="text-align: justify;">Curzon, Eton’da okuyormuş&#8230;Poincare de Sorbonne’a kabul edilmek üzereymiş!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Hava alması bilmiyorlar mı yani!</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<h2 style="text-align: justify;">Üçüncü Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Umut</p>
<p style="text-align: justify;">Özgür Hoca</p>
<p style="text-align: justify;">Başar</p>
<p style="text-align: justify;">Sözlü Sınav Komisyonu</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   (anfiden ilan tonunda, mikrofon sesi, fonda anfide bulunan öğrencilerin</p>
<p style="text-align: justify;">uğultusu, uğultu ikinci cümleden sonra azalır ve kesilir) Arkadaşlar. Lozan projesi hazırlık toplantısı ve sınavlara hoş geldiniz. Projeyi biliyorsunuz. Bu toplantının amacı sorularınıza yanıt vermek, sonra sınavları uygulamak. Hazırlık çalışmalarını yürütmek. Sonraki toplantılar için çalışma ilkelerini belirlemek. Üniversite sınavlarına hazırlandığınız şu günlerde bu yoğun çalışmalar sizlere fazla gelebilir. Unutmamanız gereken nokta, projede başarılı olmanız halinde hepinizin en az bir sömestr Avrupa’da öğrenim görme hakkı kazanacağı. İstediğiniz okulda. Tabii burada üniversiteyi kazanmış olmak şartıyla. Çoğunuz zaten başarılısınız. Hırslısınız. Ama üniversite sınav hazırlıkları aksayacak. Bunu bilin ve eğer bundan hoşnut olmayacaksanız yol yakınken dönün. 100 kişilik ekibimizden on kişi Lozan’a gidecek. Bunlardan sadece biri İsmet Paşa, biri Rıza Nur ve biri de Hasan Saka olacak. Burada kalanlara da sırf katıldıkları için sürpriz burslar var!  Yarış çetin. Lozan daha da çetin olacak. Hepinize başarılar.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   (fısıltılı) Ben Rıza Nur olmak istedim abi. Yine de işim kolay değil!</p>
<p style="text-align: justify;">Senin planın ne?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (fısıltılı) Herhangi bir planım yok. Kimin hesabına yararlı olursam o</p>
<p style="text-align: justify;">olur.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   (fısıltılı) Beyimiz ihtiyatlı. Aferin&#8230;Sen İsmet Paşa ol da tutmayın</p>
<p style="text-align: justify;">beni…</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   (anfiden ilan eder, mikrofon sesi) Lütfen üç sıra yapın. Arkadakiler</p>
<p style="text-align: justify;">öndekilerin hizasında otursun.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –  (fısıltılı) En iyilerimizin bile başı dertte olacak bence. İngiltere’den bir</p>
<p style="text-align: justify;">çocuk  geliyormuş, topumuzu cebinden çıkarır diyorlar. Benim tarih bilgim fena sayılmaz ama dilim iyi değil be abi&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (fısıltılı) Dille çok ilgili bir konu değil ki. Önemli olan tezleri iyi</p>
<p style="text-align: justify;">savunabilmek.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   (fısıltılı) Olabilir ama sadece Lozan meselesi olmayacakmış konu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünün bakış açısından Lozan’a bakmamız istencekmiş. Sence bu kimin yararına? Onların mı bizim mi?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (fısıltılı) Onlar sözü ile kimi kastediyorsun ki?</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   (fısıltılı) Kimi olacak itilaf devletlerini!</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –    (Anfiden ilan eder. Mikrofon  sesi) Sınav kağıtları dağıtılıyor. Lütfen</p>
<p style="text-align: justify;">notlarınızı kaldırın ve sağınıza solunuza bakmayın. Konuşmaları keselim artık lütfen!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (ekolu) Bu hava içinde sınava girdik. Sınavda hiç alışık olmadığım</p>
<p style="text-align: justify;">türden sorular vardı. “İsmet Paşa olsaydınız, Lozan’a 11 Kasım 1922’de mi yoksa 20 Kasımda mı giderdiniz, neden?” sorusuna “ne kadar erken gidersem o kadar kardır” diye cevap verdim. Notlarımdan hatırladığım kadarı ile Lozan daveti gelmediği halde İsmet Paşa bence biraz da içerdeki şahinlerin baltalamasına fırsat vermemek için atik davranmış. Ama sorunun neden kısmını biraz politik ifade ettim. Bir an önce barış görüşmeleri başlasın isterim dedim. Sözlü daha zorlu oldu (Beş saniye duraksama).</p>
<p style="text-align: justify;">SÖZLÜ           –   (sınav komisyonu edası ile ve mikrofondan). Umut Bey yazılı</p>
<p style="text-align: justify;">sınavınınz oldukça başarılı. Umarız sözlüde de aynı sonucu alırsınız. Tercihiniz İsmet Paşayı oynamak öyle mi? Neden?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Şey…Öğretmenim Özgür Hanım bana İsmet İnönü’yü önerdi. Ben de</p>
<p style="text-align: justify;">İsmet İnönü’yü daha iyi okuyup daha iyi anlayınca onunla özdeşleşebileceğimi anladım.</p>
<p style="text-align: justify;">SÖZLÜ           –   Lozan’a giden yolu ve alınan sonuçları iki cümlede özetler misiniz</p>
<p style="text-align: justify;">Umut?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Birinci Dünya Savaşı’nda mağlup olan Osmanlı Devleti’ne rağmen</p>
<p style="text-align: justify;">Anadolu’nun işgaline karşı verilen Türk Kurtuluş Mücadelesi sonunda Misak’ı Milli hedefinin gerçekleştirilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı Devleti’ni tasfiye ile eşit varlığının kabulü.</p>
<p style="text-align: justify;">SÖZLÜ           –   İsmet Paşa bu zamanda yaşayan bir çocuk olsaydı nasıl olurdu?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Sanırım sessiz ama kararlı ve inatçı, kendi halinde fakat dost canlısı,</p>
<p style="text-align: justify;">neşelendiğinde gözleri parlayan, aklına koyduğunu yapan bir çocuk</p>
<p style="text-align: justify;">olurdu.</p>
<p style="text-align: justify;">SÖZLÜ           –   Bugün çocuk olsa hangi oyunları oynardı mesela?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Satrancı seven, hareketli ama ölçülü, boş zamanlarında bilmece</p>
<p style="text-align: justify;">çözmeyi, bilgisayarında akıl oyunları oynamayı ve hepsinden çok</p>
<p style="text-align: justify;">legoyu seven bir çocuk olurdu.</p>
<p style="text-align: justify;">SÖZLÜ           –   Siz de bu oyunları sever misiniz?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Şey…Ben satranç oynarım. Küçükken legoyu da severdim ama şimdi</p>
<p style="text-align: justify;">daha çok kickbox ve hockey yapıyorum. Ama İsmet Paşa bugün yaşasa kesin kickbox öğrenirdi. Hockey de oynardı…</p>
<p style="text-align: justify;">SÖZLÜ           –   Sınav komisyonundan kahkahalar yükselir…</p>
<p style="text-align: justify;">SÖZLÜ           –   Lozan’da ilk önce hangi itilaf devleti ile sorunları halletmek gerek?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   İsmet İnönü İngilizlerle olan sorunları halletmeli diye düşünmüş,</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında İtalyanların Adalar ve Fransızların kapitülasyonlardan başka temel bir sorun çıkaracakları yokmuş. İngilizler başkalarının meseleleri üzerinden mutlaka kendi sorunlarına giden bir köprü kurabiliyorlar…</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   (Belli belirsiz insan sesleri, sıra kapakları kapanır, sesler müzik</p>
<p style="text-align: justify;">başlayınca söner) Beni Rıza Nur seçtiler! Umut sen İsmet Paşa’sın.</p>
<p style="text-align: justify;">Nasıl bildim ama, di mi? Gözünden tanırım ben! İşini biliyor bu komisyon. Bizim okuldan Emrah da Hasan Saka oldu. Kalan  yedi kişiden dördü danışman, biri tercüman, ikisi gazeteci olarak gelecek. Abi benim merak ettiğim şey neden Atatürk seçmedi bu adamlar.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bilmem ben de merak ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Sen İsmet Paşa’ya hiç mi hiç benzemiyorsun be. Boyun fazla uzun</p>
<p style="text-align: justify;">senin.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Evet boyum biraz uzundur.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Can diye bir oğlan vardı bizim okuldan tanıştın mı?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Hayır&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Resmen çatladı İsmet Paşa olamayınca. Sen Hasan Saka ol demişler</p>
<p style="text-align: justify;">krize girmiş. Ben istemiyorum demiş. Hocası yardımcı olmuş da bir</p>
<p style="text-align: justify;">Rauf Orbay’lık ayarlamışlar. Türkiye’de kalıyor ama programdan çıkmadığı için yine de burs alma şansı var. Bence iyi oldu senin seçilmen. Sende İsmet Paşa gözü var abi…Ama bak Lozan’da yeme beni yoksa anılarımı farklı kaleme alırım. Aynen Rıza Nur havaları.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (çok şaşkın) Türkiye’de kalanlar da burstan yararlanabiliyorlar mı?</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Herald yani oğlum&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Benim Hocaya bir şey sormam gerekiyor. Memnun oldum Başar.</p>
<p style="text-align: justify;">Havaya fazla girmesek iyi olur. Önemli olan tarihteki başarılar yanında</p>
<p style="text-align: justify;">hatalardan da ders almak.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Mesajı aldım! Görüşürüz Paşam, aman yağlı yeme Lozan’da bize</p>
<p style="text-align: justify;">lazımsın! Savaş alanına çıktın ama bakalım hodri diplomasi meydanı</p>
<p style="text-align: justify;">Paşam!</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK               (Beş saniye)</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (hiddetli) Özgür Hocam beni kandırdınız. Buradan da programa</p>
<p style="text-align: justify;">katılmak mümkünmüş!</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   Umut bu yeteneğinle burada mı kalmak istiyordun? Sözlüde müthiş göz</p>
<p style="text-align: justify;">doldurdun! Senin şu ne düşündüğünü belli etmeme huyun var ya…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Pekala Atatürk ya da Rauf Orbay olabilirdim!</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   Sen Atatürk olmak ile Rauf Orbay olmanın seçime bağlı bir şey</p>
<p style="text-align: justify;">olduğunu mu sanıyorsun? Ne isen olsun! Seni yıllardır tanıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Sen, İsmet Paşa’sın!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Alacağınız olsun Hocam, ben bu iş için dersaneyi bıraktım!</p>
<p style="text-align: justify;">ÖZGÜR          –   Yol yakınken programdan çık o zaman!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Sporcu alışkanlığı Hocam, başladığım atağı yarım bırakmam!</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<h2 style="text-align: justify;">Dördüncü  Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Umut</p>
<p style="text-align: justify;">Umut’un Babası</p>
<p style="text-align: justify;">Umut’un Annesi</p>
<p style="text-align: justify;">Umut’un Dedesi Süreyya</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">EFEKT           –   Ev ortamı. Fonda Avrupa Birliği müzakere tarihi ile ilgili televizyon</p>
<p style="text-align: justify;">haberleri. Masabaşı. Çatal bıçak sesleri. Yemek, tabak çanak sesleri, sürahiden su boşaltılır. Diyaloglar boyunca sürer.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Anne şu ekmeği bir uzatsana…(Beş saniye geçer)</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Lozan’da İsmet Paşa olmaya hak kazandım.</p>
<p style="text-align: justify;">BABASI         –   Bunu üniversite sınavında da hatırlarsın.</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Oğlum senin derdin Umut’un sınavı değil&#8230;Sen ondan ayrılmaya</p>
<p style="text-align: justify;">dayanamıyorsun.</p>
<p style="text-align: justify;">ANNESİ         –   Alsana şunu öğlum! Ne ilgisi var babacığım. Bu maceralara daha sonra</p>
<p style="text-align: justify;">atılsa olmaz mı?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Anne! Lozan bir macera değil!</p>
<p style="text-align: justify;">BABASI         –   Oğlum, 2005 yılında macera. Okursun öğrenirsin oğlum kitaptan ne</p>
<p style="text-align: justify;">var?</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Bu kadar basit düşünebilmenize şaşıyorum oğlum.  O zaman bu</p>
<p style="text-align: justify;">adamlar da Lozan’da toplanmaz, mektupla iş hallederlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">BABASI         –   Hem dünya değişti. Küreselleşti. Bugün Lozan’ın bile eskidiği</p>
<p style="text-align: justify;">konuşuluyor, Türkiye Avrupa’ya girecek, sınırlar kalkacak.  Lozan’ı</p>
<p style="text-align: justify;">şöyle bir öğrenirsin geçer gidersin&#8230;Hep o tarih Hocası olacak kadının suçu!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bana izin verecek misiniz, yoksa 18 yaşımı doldurana kadar birkaç ay</p>
<p style="text-align: justify;">beklemem mi gerekecek?</p>
<p style="text-align: justify;">BABASI         –   İstediğin yeri kazanamadıktan sonra bu işin bursundan da</p>
<p style="text-align: justify;">yararlanamayacakmışsın ki, ya kazanamazsan? Ne olur sana söyleyeyim&#8230; Hem eğitimin hem bursun yanacak!</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   O sonraki iş&#8230;Benim torunum alnının akıyla bu işin üstesinden gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">BABASI         –   (Sesini iyice yükseltir) Sonraki iş mi? Üniversite sınavına bir sene var.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir sene uçar gider. Siz bu yaz Lozan’cılık oynarken millet eksiklerini kapatacak ve öne geçecek. Dört ay kaybın olacak ve ne olacak sonunda? İstediğin burslu bölüme girememekle kalmayıp ya kötü bir üniversiteye kalacaksın ya da ne olacak söyleyeyim benden üniversite ücretini ödememi isteyeceksin! Belki hiç kazanamayacaksın. Kendine fazla güvenme. Herkes bilgisayar mühendisi olmak, herkes yazılım mühendisi olmak istiyor bu memlekette. Treni kaçıracaksın!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (öfkeli) Sizden üniversite parası marası istemeyeceğim! Treni de</p>
<p style="text-align: justify;">kaçırmayacağım&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">BABASI         –   Görürüz bakalım&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Oğlum sana bazı kitaplar aldım. Bir de Dışişleri Bakanlığı’nın Lozan</p>
<p style="text-align: justify;">bibliyografyası var. O yayınları edinmelisin. Bu konularda çeşitli</p>
<p style="text-align: justify;">fikirler olur. Zamanın şartlarını anlamadan ahkam kesmek kolaydır. Önemli olan o zamanı hissetmek, belgeleri incelemek. İyi anlamak, muhakeme etmek.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   O zamanı hissetmekten kastın ne büyükbaba?</p>
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   İtilaf Devletleri Lozan’a bir günde giderken bizimkiler tam dört günde</p>
<p style="text-align: justify;">hem de kar kışın soğuğunda yorgun argın ulaştılar. Onlar telgraflarını bir ülke üzerinden yollarken bizimkiler ya Fransızların işlettiği karadan Köstence’ye oradan da İstanbul’a uzanan Köstence Hattını, ya da İngilizlerin işlettiği Akdeniz üstünden Asya’ya ulaşan Doğu hattını kullanmak mecburiyetinde idi. İtilaf devletleri bu telgraflar için adamakıllı para talep etmiş, İngilizler de Doğu hattından gelenleri mahir uzmanları sayesinde deşifre edip satır satır okumuşlardır. Saatlerce süren gecikmeler vs. işte böyle şartlar. Suikast korkusu. O zaman kurye mi kullanabiliyorlardı? Nerdeee?! O zamanları hissetmek gerek!</p>
<p style="text-align: justify;">BABASI         –   Tövbe Estağfirullah!</p>
<p style="text-align: justify;">ANNESİ         –   (fısıltılı) Yani aşkolsun baba. Çocuğun kanına sen girdin gene!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   İzninizle benim Kerem diye bir arkadaşla randevum var. Anne eline</p>
<p style="text-align: justify;">sağlık.</p>
<p style="text-align: justify;">BABASI         –   Ne randevusu oğlum bu? Kerem de kim? Tanıyor muyuz?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   O Atatürk’ü canlandıracak da…Konuşmamız lazım…</p>
<p style="text-align: justify;">BABASI         –   Kaptırmış gidiyor bu oğlan yahu! Ciddi bu yav!</p>
<p style="text-align: justify;">ANNESİ         –   Akşama geç kalma oğlum sakın…</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT           –   Kapı çarpılır. Umut çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<h1 style="text-align: justify;">DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</h1>
<p style="text-align: justify;"><strong>Geçen Bölümlerin Özeti:</strong> Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Ailesi sınavda ondan çok şey beklemektedir. Umut baskı altındadır. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir. Burs kazanarak iyi bir üniversitede mühendislik okumak isteyen Umut önce kararsız kalmıştır. Sekiz ay kadar sürecek projenin üniversite hazırlığını, dersane programını böleceği kanısındadır. Zaten tarih vb. konulara pek ilgisi yoktur.  Anne ve babasının tamamen aksi fikirde olmasına karşın eski bir siyasetçi olan dedesi Süreyya Bey ve elektronik mühendisliği öğrenimini bırakmak isteyen kız arkadaşı Şila Umut’un bu projeye katılmasını istemektedirler.  Sonunda kararını verir. Lozan projesine katılacaktır. Ancak İsmet İnönü olabilmek için seçme sınavlarını kazanması gerekmektedir. Katılımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitimdir. Dedesi Süreyya Bey onun bu fikrini destekler ve ona projeye hazırlanmasında yardım eder. Umut, Lozan’da kendisinden beklenen görevi iyi yapabilmek için Osmanlı tarihini, Sevr Antlaşması’nı, Mudanya Konferansı’nı iyi bilmesi gerektiğini anlamıştır. Umut sınavlarda başarılı olarak İsmet Paşa olmaya hak kazanır. Sınavda Rıza Nur’u canlandıracak arkadaşı Başar ile tanışır. Anne ve babası karşı olsa da öğretmeni Özgür Hanım ve dedesi Süreyya Bey’den destek alan Umut artık kararlıdır. Lozan simulasyonunda başarılı olmak istemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<h2 style="text-align: justify;">Birinci Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Umut</p>
<p style="text-align: justify;">Kerem</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">EFEKT             Dört saniye sokak gürültüleri (Umut Kerem ile bir kafede buluşacaktır).</p>
<p style="text-align: justify;">Gürültüler Umut kafeye girene kadar sürer, sonra söner ve yerini kafe içi seslerine bırakır)</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (ekolu, aklından geçenler) Evde resmen sinir harbi var. Ama bu beni</p>
<p style="text-align: justify;">kararımdan döndürmeyecek artık. Kendimi bu işe verdiğimde görecek onlar da… oyun değil….görecekler! Bütün “Perde Arkası” kitaplarını okumalıyım. Dersaneden kurtulmak da rahatlattı hakkaten…Keyifle okurum artık. Hazırlık toplantılarına katılırım. Diğer delegelerle tanışırım.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT             Kafeye girer (fonda kafe sesleri, diyalog boyunca sürer)</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT              Sen Kerem’sin, değil mi? Karşıda oturduğunu söyledi Başar, daha önce</p>
<p style="text-align: justify;">bilsem…Yani ta Kadıköy’den…</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM            (Umut’un sözünü keser) Yok yok… Bir işim vardı burda zaten…(üç</p>
<p style="text-align: justify;">saniye duraksar)</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Buraya sık gelir misin?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Yaa. Çayları iyi oluyor. Taze sıkılmışlar da çeşit çok&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Çalışmaya başladın mı abi? Senin rolün çok büyük.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Evet, evet. Yoğun, yoğun okuyorum anlayacağın&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Herkes Komisyonun gözünü doldurmak için tarihi rollerini taklit</p>
<p style="text-align: justify;">edecek. Ancak sen ve ben biliyoruz ki bu konferansta başarı kazanmamız bu rolleri sadece taklit etmekle olmaz!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ne düşünüyorsun?</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Bir şey içelim. Ben bir kahve söyledim.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bana da bir portakal suyu. Bakar mısınız? Bakar mısın? Bir taze</p>
<p style="text-align: justify;">sıkılmış buraya, bir tane! Portakal, portakal!</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Proje kitabını ve talimatı ayrıntısı ile okudum. Lozan Konferansı</p>
<p style="text-align: justify;">başlangıç koşulları aynı kalacakmış ancak taraflar tarihi kozları kısmen</p>
<p style="text-align: justify;">de olsa bugünün perspektifinden değiştirmeye uğraşabilirlermiş.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ne demek oluyor şimdi bu?</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Lord Curzon namına Lozan’a gelecek Stewart Jones adında çocuk bana</p>
<p style="text-align: justify;">bir E–mail yazdı. İyi bir anlaşma ile her koşulda kazan–kazan oyunu oynayabiliriz diyor. (Üç saniye duraksar)</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Bu herifin aklında başka şeyler var. Lozan’ı bir tarafa bırakıp işi</p>
<p style="text-align: justify;">yeniden yazma maskaralığına çevirebilir. Farklı taleplerle göz doldurmak isteyebilir. Sürprizlere hazırlıklı olmalıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Sürekli mailleşelim, hatta chatleşelim. Ben Seninle, Özgür Hoca ve</p>
<p style="text-align: justify;">dedem Süreyya Bey’le yazışacağım.</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Lütfen onların tavsiyelerini uygulamadan önce beni haberdar et. Benim</p>
<p style="text-align: justify;">de ekibim var haliyle! Bir de bu işler belli olmaz. Şifre programı ayarla.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Dedem bahsetti. Yani adamlar o telekulak işlerine Lozan’da da sardırırlar</p>
<p style="text-align: justify;">mı?</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Yine de maillerimizi okumaya filan kalkabilirler. Kompetan bunlar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Biliyorsun, Lozan’da İsmet Paşa bir Mustafa Kemal’i bir de hükümetin başı olarak Rauf Bey’i bilgilendirmek surumunda kalmıştır. Rauf Bey’i Can oynayacak. Bilmem tanıştın mı? Kanımca ikimiz biraz daha farklı yazışalım, çünkü Can oldukça fevri davranabiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bunu söylemişlerdi&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Osmanlı Devleti’ni de çağıran e–maili reply’ladın mı?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Evet, evet “havanızı alırsınız” dedim.</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Ne cevap yazdılar?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Hiçbir cevap&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Şimdiden numaralara başlamışlar.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ya Lozan’da bir de Osmanlı Devleti takımı çıkarsa oğlum ne yaparız?</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Merak etme! Merak etme. “Onlar burada kalırsa biz çeker gideriz” dersin. Mecburen tıpış tıpış dönerler. Hevesleri kursaklarında kalır. Ama önce saltanatı kaldırmak üzere şu geri kalanları bir toplayalım bakalım…UNICEF Projesi yönetimi,  yapılacak her gerekli harekete puan veriyormuş. Artık hiçbir şeyi verili kabul edemeyiz. Tarihi biz yazıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –          Tabii ya…Saltanatı kaldırıp gitmek gerek, değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –          Kaldırmalı ve bizim gazetecilerin onlarınkine bir ajans geçmesini sağlamalıyız. Bunu yapmazsak işte o zaman Osmanlı Heyeti karşılar seni Lozan’da! Bu simulasyonda asla uygun bir noktayı açık bırakmamalıyız. Tarihimizi iyi okuyup satır aralarını kaçırmamalıyız!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   İnanılmaz bir çocuksun. Senin sınavın çok farklı ve zor olmuş, öyle mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Üniversite sınavında sosyal bilimler birincisi bu olur dedirtecek türden.</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –    Aziz kardeşim seni sevdim! Bu işi götürebilecek birine benziyorsun, şu</p>
<p style="text-align: justify;">metne bir baksana, çalışma ilkeleri.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ben de aziz kardeşim lafını sevdim. Birbirimize iyi ısınmamız lazım…</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   İkimiz oturtsak bu işi iyi olmaz mı? Konferans boyunca bana e–mail</p>
<p style="text-align: justify;">yazsan ve Rauf Orbay olacak o çocukla da benden habersiz yazışmasan iyi olur.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Can’ın bu kadar isteyip de İsmet Paşa olmayı başaramamasına üzüldüm</p>
<p style="text-align: justify;">doğrusu. Aslına bakarsan ben bu işe girmeyi istemedim. Sınav hazırlığı</p>
<p style="text-align: justify;">felan. Senin böyle sorunların yok galiba?</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Siyaset bilimi okumayı planlayan biri için iyi tecrübe. Bunları boşver</p>
<p style="text-align: justify;">şimdi, Can’ı da…Sen gitmeden saltanatı kaldıralım da için rahat olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Senin tecrüben var mı bilmem ama bu gibi projelerde her kafadan bir ses çıkar, millet birbirini yanıltır, kendilerini ön plana çıkarmak, rollerini aşmak isteyenler olur. Hatta taş koyanlar, sırf kendini tatmin için sorun çıkaranlar. İyi ya da kötü niyetle karşı tarafla işbirliği yapanlar.  Şimdiden Hocalardan talimat alırım deyip bizi es geçenler olacaktır. Buna izin vermezsek başarılı oluruz…Ben birkaç kız arkadaş olsun istedim takımda. Ona bile karşı çıktılar. İlle kendileri gidecek ya.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ne oldu peki? Ne dediler?</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Ne diyecekler, tarihe uymaz dediler. Gidenler hep erkekmiş falan filan.</p>
<p style="text-align: justify;">Israr ettim, olmaz dedim. 21. yüzyılda Lozan’a gidecek gençler isek biz, aramızda kız olsun dedim…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Kabul ettiler mi?</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Bir gazeteci ve bir danışman kız arkadaşlardan olacak…Bana kalsa</p>
<p style="text-align: justify;">delegasyona da sokardım ama bunu bile kabul ettirmek zor oldu. Ama</p>
<p style="text-align: justify;">gelenler çok girişken kızlar. Kök söktürecekler inşallah adamlara!</p>
<h2 style="text-align: justify;">İkinci Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Umut</p>
<p style="text-align: justify;">Kerem</p>
<p style="text-align: justify;">Umut’un Dedesi Süreyya</p>
<p style="text-align: justify;">Başar</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                       Arka planda belli belirsiz havaalanı sesleri, kalkış iniş ilanları, Umut’un uçağı kalkana kadar sürer</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (ekolu) Saltanatı kaldırmıştık. Lozan yoluna çıktık… Son toplantıda bir</p>
<p style="text-align: justify;">eksik bırakmamak için tüm ekip canını dişine taktı…Ama Kerem haklıydı. İçimizde bağımsız davranma yeteneğine sahip olanlar gerçekten azdı ve işin başında bunun bir ekip çalışması olduğunu kavramaları güç oldu. Bir çoğu Hocaların güdümünde bir proje sanıyorlardı işi…Bağımsız davranmak onlar için çok zor olacaktı. Hazırlık döneminde, bazıları turistik gezmeye gideceğini sanıyor, kitap yüzü açmıyor, tartışmalara gelmiyorlardı. Toplantılarda öne çıkan topu topu beş altı kişi oldu. Türk Hava Yolları ile İstanbul’dan Lozan’a uçacak on kişilik ekibimizi yolcu etmeye kalabalık bir grup geldi. Ailelerimiz, Hocalarımız, siyasal bilgiler danışmanları, tarih kurumundan proje sorumluları, okul arkadaşlarımız, birkaç da gerçek gazeteci vardı. Proje şimdiden ilgi çeken bir haber olmuştu. Hazırlıklar döneminde gitgide yakınlaşıp neredeyse kan kardeş olduğumuz Kerem, parlak siyah bir takım giymiş, açık kumral saçları, masmavi gözleri ile Mustafa Kemal gibi ışıl ışıl parlıyordu. Herkes arasından seçilmek için özel bir çaba ile giyindiği anlaşılıyordu. Pasaport kontrolüne girmeden önce elime bir çanta verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Bu çantayı al. Hazırlıklar sırasında vermedim konular dağılmasın diye</p>
<p style="text-align: justify;">ama içinde çok önemli bir dosya var. Dosyalardan biri çok yönlü bir</p>
<p style="text-align: justify;">Lozan Dosyası yazılımı. Tutanakları bilgisayar yazılımı biçiminde düzenlemek aylar aldı.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Yazılım mı?</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Eve yazılım. Bilgisayar programcısı ağabeyime ve şirketinden</p>
<p style="text-align: justify;">arkadaşlarına hazırlattım. Kolay olmadı. Fotoğraflar her türlü belgeler var. Ben bu işlerden anlamam ama müzakerelerin böyle interaktif bir dosya ile yürütülmesi uygun olacak. Tartışmalarda cevap süren kısalır, göz doldurursun! Senin bilgisayarla aran çok iyiymiş. Bir mühendisin bu işe katılmasına sevindim. Projeye sadece bir tarihçi gibi bakma, şimdi mühendisliğe gidiyorsun, yolun açık olsun&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bu müthiş bir fikir! Yeni sorunlar çıkarsa hemen</p>
<p style="text-align: justify;">başvurabilirim&#8230;Lozan’a hazırlıksız gittik desinler bakalım şimdi!</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   İnsanlar tarihi kolay eleştirirler. Yapılanları unutup bardağı boş</p>
<p style="text-align: justify;">tarafından görmek kolaydır. Ama şunu unutma abi. Hiçbir bilgisayar</p>
<p style="text-align: justify;">haklı bir davayı cesurca ve kararlılıkla savunan tecrübeli bir kafanın  yerini tutamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   İşte şimdi Mustafa Kemal gibi konuştun!</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK (Canlı, kararlı)</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">SÜREYYA    –   Hoşçakal benim akıllı torunum. Başarılar. Bir karış toprağı kaptırayım</p>
<p style="text-align: justify;">deme yoksa külahları değişiriz! (Beş saniye geçer)</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Uçak kalkış sesi (Üç dört saniye sonra inene dek fonda uçak içi)</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Ne yapıyorsun?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Notlarımı gözden geçiriyorum. Kurtuluş Savaşı’nı biz kazandık ama</p>
<p style="text-align: justify;">itilaf devletleri Lozan’da bize hala Birinci Dünya Savaşı’nın mağlubu bir müstemleke muamelesi çekecekler!&#8230;Evet…Mustafa Kemal, ben, Kazım Karabekir, Fevzi Paşa, Refet Paşa, Ali Fuat Paşa, Rauf Bey ve Türk ulusu. 9 Eylül 1922’de İzmir’e biz girdik ve kenti Yunanlıların elinden aldık. Son nokta!</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Mustafa Kemal sen? Biz ne oluyoruz? Venizelos, Lozan’da bir oraya</p>
<p style="text-align: justify;">bir buraya koşacak, kendilerini kullanan İngilizlere veryansın edecek sonunda geleceğin bizimle dostlukta olduğunu görecek. Yemezler. Sahi çözdük mü biz bu oğlanı? Yani Venizelos kim olacak?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Stephanos Kiriakaki diye biriymiş. Girit’li.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Ben anlamıyorum. Sen niye Malatyalı değilsin o zaman?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Canım Girit’li olması tesadüftür.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Nedense her şey tesadüf bu projede.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT           Uçak iniş sesi. (Üç dört saniye)</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT           (Fonda belli belirsiz havaalanı sesleri, üçüncü sahneye dek sürer ve tedrici olarak söner)</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK          Bir Fransız şarkısı (üç saniye sonar belli belirsiz fona geçer ve sahne sonunda söner)</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Abi hava ne güzel. Allah vere de Allahın günü konferans olmasa.</p>
<p style="text-align: justify;">Gezsek biraz. Valla ben planımı yaptım abi. Avrupa’yı şöyle bir</p>
<p style="text-align: justify;">gezeceğim. Fransa’da olsaydı ya şu iş. Daha iyi olmaz mıydı?! Sahi yahu, Senin Fransızcan var mı?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Benim İngilizcem, Fransızcam var.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Süper! İsmet Paşa bu kadar dil biliyor muydu abi?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ama Türkçenin de konferans dili olmasına uğraşmalıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Kabul etmez bu adamlar oğlum. Güvendikleri simultane tercümanı</p>
<p style="text-align: justify;">nereden bulacaklar?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bulsunlar, eskisi gibi değil. Bir sürü profesyonelleri var şimdi. Yirmili</p>
<p style="text-align: justify;">yıllarda değiliz ya&#8230;Pardon…Benim şurdan bir telefon açmam gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Telefon tuşu çevirme sesleri</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Cebin de parlıyor helal olsun. MMS’li mi abi?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Dedem hediye etti gelmeden. (Bu arada  Kerem’in telefonunu</p>
<p style="text-align: justify;">çevirmiştir) Alo, alo Kerem benim ben abi. Benim Umut&#8230;İndik indik. (Bir saniye duraksama) İyi geçti, iyi geçti&#8230;Tamam mail çek itilaf devletlerine o zaman, zaman kaybetme abi&#8230;</p>
<h2 style="text-align: justify;">Üçüncü Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Umut</p>
<p style="text-align: justify;">Başar</p>
<p style="text-align: justify;">Unicef Görevlisi</p>
<p style="text-align: justify;">Resepsiyon Görevlisi</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (ekolu) İşte Lozan’a indiğimizde bir öğleden sonra idi. Yurt dışına ilk</p>
<p style="text-align: justify;">kez çıkmıştım ve herşey gözüme çok farklı görünüyordu. İlk gece kalacağımız yer 1922’de Türk Delegasyonu’nun da kaldığı Lozan Palace’mış, otel gerçekten şahane görünüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Otel lobisi. Fonda klasik müzik ve asansör kapısı gongları, her</p>
<p style="text-align: justify;">dilden elli  belirsiz sesler, telefon sesleri. Müzik başlayana dek sürer.</p>
<p style="text-align: justify;">UNICEF         –   Yarın Lozan Üniversitesi yurtlarına geçeceksiniz ama konferansı</p>
<p style="text-align: justify;">başarıyla bitirirseniz burada üç gün kalmak ilk ödülünüz olacak.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Gerçekten harika bir yer. Herşey çok lüks görünüyor&#8230;Seksen yıllık</p>
<p style="text-align: justify;">yermiş. Nerede ise Cumhuriyetle yaşıt. Ne tuhaf bir tesadüf olmuş. Çok şık doğrusu…</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Fiyatı da şık abi. Resepsiyonda baktım geceliği 200 Euro. Bu benim iki</p>
<p style="text-align: justify;">aylık harçlığım be! Ekstraları kimim karşılayacağını öğrendin mi?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Merhaba Mösyö. Siz Unicef’den geliyorsunuz sanırım. Ben Başar</p>
<p style="text-align: justify;">Türkeri. İsmet Paşa’yı temsil edeceğim. Meşhur itilaf devletleri ile ne zaman tanışacağız?</p>
<p style="text-align: justify;">UNICEF         –   Onlar henüz gelmedi Mösyö Türkeri.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ne zaman gelecekler?</p>
<p style="text-align: justify;">UNICEF         –   Bilmiyorum. Ben ayrılmak durumundayım arkadaşlar. Otelinize</p>
<p style="text-align: justify;">yerleşin ve lütfen otel görevlisinden odalarınız, çalışma salonu ve size gelen mesajlar hakkında bilgi alın. Yarın sabah saat 11’de Sizi alıp yurda götüreceğiz. Zamanında hazır olmanız dileğimizdir. Şu andan itibaren Simulasyon Projemizin Lozan ayağı resmi anlamda başlamıştır! Ourvoir!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Konferans nerede, nasıl başlayacak?</p>
<p style="text-align: justify;">UNICEF         –   Bilmiyorum, gelen mesajlardan takip edin.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Başar bence dileklerin tuttu.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Ne dileği?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bence bunlar bu konferansı bire bir oynamak istiyorlar. Fransa’ya</p>
<p style="text-align: justify;">gideceğiz gibi bir his var içimde. Hani Türk delegasyonu erken gelmiş</p>
<p style="text-align: justify;">de İsmet Paşa Fransa’ya gidip Poincere ile görüşmüş ya!</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Olamaz…Aynen 1922’deki gibi mi?  Bunlar iyiden iyiye</p>
<p style="text-align: justify;">kaptırdı&#8230;Eyvah&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Rıza Nur da gitmiş miydi ki?</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Abi mutlaka ben de gelmeliyim. Paris’e mutlak gelmeliyim!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Senin Fransızcan var mı?</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Oğlum Alman liseliyiz herhalde. İkinci dil olarak aldık ama çat</p>
<p style="text-align: justify;">pat…Hani dil önemli değildi? Paris’e gidemezsem bozuşuruz ona</p>
<p style="text-align: justify;">göre….Şu resepsiyoncu ne diyor bir baksana…</p>
<p style="text-align: justify;">RESEPSİYON– Mösyö, bir mesajınız var.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Alayım, teşekkürler. Odamız hazır mı Mösyö?</p>
<p style="text-align: justify;">RESEPSİYON–        Va la Madam Mösyö…Bellboyu takip ediniz silvuble…</p>
<p style="text-align: justify;">BİR GAZETECİ Bon Jour Mösyö İnönü. Ben Le Matin Gazetesi adına konferansı takip</p>
<p style="text-align: justify;">edecek bir gazeteciyim. Konferansın ertelendiğinden haberiniz var mı? Nasıl tepki vereceksiniz Mösyö?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bir dakika bu da ne demek oluyor? Herhalde Mudanya Silah</p>
<p style="text-align: justify;">Bırakışması altında olduğumuz unutuluyor…Bütün bir ulusu ve orduyu mütareke halinde tutmak kolay değildir, değil mi? Konferans bir an önce başlamalı. Konferansı sürüncemede bırakmaktan kasıt ne!</p>
<p style="text-align: justify;">GAZETECİ    –   Elinizdeki mesaj ne Mösyö? Kimden geliyor?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Lütfen izin verin. Odamıza yerleşelim. Lütfen. Daha fazla bir şey</p>
<p style="text-align: justify;">söylemek istemiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK          –   Beş saniye sürer ve söner</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Bunlar ciddi ciddi Lozan oynuyorlar. Gazeteci türedi abi baksana iki</p>
<p style="text-align: justify;">dakkada. Bunlara dikkat et. Adamı dolaba koyuverirler animallah! Ne istersen onu yazdıracaksın, samimi tek laf etmeyeceksin. Abi kimden o mesaj hakkaten?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Gazeteci olduğunu söyleyen çocuk haklıymış. Mesaj Poincare’yi</p>
<p style="text-align: justify;">oynayacak olan Riceur adlı çocuktan geliyor. Konferansın başlamasına daha üç gün varmış. Bizim gelmeden yazdığımız notayı hiç almamış gibi yapıyor hinoğluhin. Sizi Paris’te ağırlamaktan şeref duyarız diye bir e–mail çekmiş…Bence önce aralarında anlaşmak için ertelediler.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   İyi de biz nasıl gideceğiz oraya?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Notun içinde açık uçak biletleri var. Unicef almış. İki kişi için. Bana</p>
<p style="text-align: justify;">kalırsa Unicef görevlisine haber verip yarın hemen gidelim. Seninle gitmemiz doğru olur. Ama gazeteci kız arkadaşı da alsak iyi olmaz mı?</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   E o nasıl bilet alacak? Biz mi ödeyeceğiz abi?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Unicef’den gelen şu adamla halledebiliriz belki…</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Abi daha dinlenmedik bile. Adam da çekti gitti. Şöyle Lozan’ı gezelim</p>
<p style="text-align: justify;">biraz…Meydana inelim, göle girelim. Bakarsın Lozan’ı seçeriz üniversite olarak.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bence uçak biletlerini geri verelim, o para üçümüzün tren biletine yeter.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Canıma minnet.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Barış mümkün olursa bol bol gezeriz. Şimdi iş vakti…Zeynep baksana.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim ekibi topla. Herkesten biz Paris’de iken burada gazeteci sıfatı ile bulunanları izlemelerini iste.</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK               (Paris’de geçen bölüm için 20’li yıllardan Fransızca bir chanson)</p>
<h2 style="text-align: justify;">Dördüncü Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Umut      (İnönü)</p>
<p style="text-align: justify;">Georges (Poincare)</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Tren istasyonu. Fransızca olarak Paris anonsu. (Beş saniye sürer, söner</p>
<p style="text-align: justify;">ve üç saniye sessizlikten sonra diyaloglara geçilir)</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   İsmet Paşa namına Mösyö Türkeri. Paris’e hoş geldiniz. Seyahatiniz</p>
<p style="text-align: justify;">nasıl geçti?  Sizi ağırlamak Bana şeref verecek. Aslına bakarsanız ben de Lozan’da buluşuruz sanıyordum ama…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Her noktada eski süreci yineleyeceksek bu projeden ne öğreneceğiz</p>
<p style="text-align: justify;">merak diyorum doğrusu. Lozan’a geldik. Kimse yoktu. Notamızı almadınız mı? Otele gelir gelmez notunuzu aldık. Atladık Paris’e geldik. Madem öyle hemen başlayalım. Unicef bizden rapor isteyecek bu görüşme için. İzninizle gazetecim Matmazel Zeynep Alaçatı teyplerini açabilirler mi?</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Konuşmamız kayda geçmese daha iyi.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   İyi de…Unicef Komitesi’nden kimse yok burada. Bu konuşmada neler</p>
<p style="text-align: justify;">geçtiğini nereden kanıtlayacağız proje yönetimine?</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Tabii kaygılarını anlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Anlamanız yetmez. Komite denetimi olmadan yapılan görüşmeler</p>
<p style="text-align: justify;">kayıtlı sayılmıyor, talimatı okumadınız mı? Tabii gazetecilerin tanık</p>
<p style="text-align: justify;">oldukları başka…</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Pekala kaydedelim o zaman. Yalnız ben de kaydı alayım da…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Benim için sorun olmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Pekala…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   İstanbul’dan çıkmanız şarttır. Bu nokta açık herhalde. Zaman yitirmeye</p>
<p style="text-align: justify;">değmez.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Tabii.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Müttefikler Boğazlardan da Çanakkale Boğazı’ndan da çıkacaklar mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Yani durum şu: Büyük taarruz sona erdi. Statüko artık farklı. Lozan Konferansı’nda Misak–ı Millide ilan ettiğimiz sınırlarımızı talep edeceğiz. Gelibolu Yarımadası’ndan da çıkacak mısınız? (Üç saniye duraksar) İstanbul’da, Trakya’da, Boğazlarda, hiçbir yerde ne bir güç, ne bir komisyon, ne bir kimse kabul etmeyeceğimiz açık değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –    Tabii.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Askeri sınırlamalar da olmayacak!</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Birkaç gün önce Lord Curzon namına Mösyö Stewart Jones buradaydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Azınlıklar sorununu görüşmek istedim. Azınlıklar kaldı mı ki görüşelim dedi…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Askeri sınırlama kabul etmeyiz demiştim…</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Tabii, tabii…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Azınlıklar konusunda son zamanlarda olan savaşlarda kabul edilen</p>
<p style="text-align: justify;">ilkeler dahilinde herkes için genel geçer kabul edilmiş koruma ve güvenceleri biz de kabul ederiz. Uluslararası hukuk ne gerektiriyorsa ona tabi oluruz. Bu azınlıklarımız için de en uygun rejimdir.  Bunun dışında ek noktalar ve Türk yurttaşlarına tanınandan fazla ve gereksiz olan noktalar kabul edemeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Lord Curzon namına Mösyö Stewart Jones bu hususlarda bazı</p>
<p style="text-align: justify;">yenilikler getirmeyi ister görünüyor. Yani Mösyö Türkeri son seksen yılda bu alanda çok değişiklikler oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ne demek bu?</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Sadece bir uyarı. Lord Curzon namına Mösyö Stewart Jones 2005</p>
<p style="text-align: justify;">yılının perspektifinden bakmaya kararlı görünüyor. Oysa biz bu projeye Lozan antlaşmasını gerçekleştirmek için katıldık, onun üzerine spekülasyon yapmak için değil…Doğrusu UNICEF ne der bilemiyorum. Ama Mösyö Curzon’u oynayacak Stewart Jones…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Herhalde tutup Ankara Anlaşması’nı da değiştirecek değiliz. Lord</p>
<p style="text-align: justify;">Curzon namına Jones da herhalde Musul konusu ile oynamak</p>
<p style="text-align: justify;">istemeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   O bizim sorunumuz değil.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Kapitülasyonlar ilga edilecek. Herhalde bu konuya da 2005</p>
<p style="text-align: justify;">perspektifinden bakmayı düşünmüyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Biz anlaşmamızda kapitülasyonlardan söz etmek istemiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Biz istiyoruz. Tamamen kaldırılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Bir hal çaresi bulunur elbet.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Kaldırılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Kapitülasyonlardan ne anlıyorsun ki?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ticari, mali ve adli tabii. Bir devlet sınırları içinde ticareti idare</p>
<p style="text-align: justify;">edebilmeli, herkesten vergi alabilmeli ve adalet dağıtabilmeli.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Adli bakımdan da bir hal çaresi buluruz.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Hal çaresi ne demek, ben anlamam böyle dolambaçlı sözlerden, biz</p>
<p style="text-align: justify;">kaldırılacaktır diyoruz. (üç saniye sessizlik)</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Doğrusu dünyada çok şey değişti seksen yıldır. (iki saniye duraklar)</p>
<p style="text-align: justify;">Strasbourg Mahkemesi mesela…Size göre bu da mı kapitülasyon?</p>
<p style="text-align: justify;">AB’ye girmek istiyorsunuz, Lozan’da bazı konuları halledebilseydiniz</p>
<p style="text-align: justify;">belki şimdi bu çok daha kolay olurdu…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Strasbourg Mahkemesi’nin yargı yetkisine siz de tabisiniz ama. Bakın</p>
<p style="text-align: justify;">ben bu konularda spekülasyon yapmaya gelmedim buraya. Lozan Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşıyor. Ben kapitülasyon deyince tek taraflı bir bağımlılık anlıyorum. Yabancıların benim ülkemde kendi yurttaşlarımın üstünde ve ayrıcalıklı olarak yargıdan bağışık olmamalarını, her türlü imtiyaz sahibi olmalarını…Vergi ödememelerini…Bunun istisnası olacaksa karşılıklı olmalı. Olsa bile eşit imkan yaratacak bir karşılıklılık.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   La Haye’de bir Uluslararası Ceza Mahkemesi kuruldu. Bu sisteme dahil</p>
<p style="text-align: justify;">olmak da mı kapitülasyon?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Her yerde karşılıklı olarak kabul edilen evrensel insan hakları neden</p>
<p style="text-align: justify;">kapitülasyon olsun?! Biz uluslararası hukuka tabi olmak istiyoruz. Ama Fransa’nın Türkiye’de başka, kendi ülkesinde başka azınlık anlamasını da anlayışla karşılamamızı beklemeyin!</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Telefon çalar</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   (Telefonda beş saniye Fransızca bir şeyler konuşur)</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Doğru, doğrudur. Karşılıklılık hesabına gelmez.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bir iş yapacağız ki devasa&#8230;Osmanlı’yı tasfiye edeceğiz. Ve ben bu</p>
<p style="text-align: justify;">aşamada 1922’de kalmak istiyorum. Karşılıklık ilkesinde kalmak istiyorum.  O zaman Devlet kapitülasyonların pençesinde inim inim inliyordu. Düşün ki yabancı bir seri katili bile ülkemiz tutup yakalayamıyor. Yabancıdan vergi alamıyoruz. Gümrüğümüzü arttıramıyoruz. Ne yani o zaman siz de ülkenizdeki göçmenlere azınlık statüsü verin olsun bitsin. Bu spekülasyonlara girmemeliyiz bence…</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Peki ya AB? Gümrük Birliği. Yabancıların mal edinmesi.</p>
<p style="text-align: justify;">Küreselleşme? Bu gelişmeleri hiç mi konuşmayacağız? Konuşmazsak</p>
<p style="text-align: justify;">yazık ederiz.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ama bu da karşılaştırmalı üstünlüklerle olmalı…Bence Lozan</p>
<p style="text-align: justify;">simulasyonuna güncel tartışmaları karıştırmamalıyız. 1920’lere bak.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkede elli tane hukuk sistemi…Kendi vatandaşımızın dini farklı diye</p>
<p style="text-align: justify;">dokunamayız. Askere alamayız. Mektuplarımızı yabancılar getirip götürür. Böyle zafer mi olur? Böyle ulusal devlet mi olur? Ne demek istediğimi en iyi Fransa anlar…</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Mösyö Türkeri… Bir çok konuda anlaşacağız eminim ama herhalde</p>
<p style="text-align: justify;">benden daha konferans başlamadan daha fazla bir söz almak istemiyorsun…Ben sadece 2005’den yola çıkmanın…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (söz keser) Kapitülasyonlar konusu can damarımız herhalde</p>
<p style="text-align: justify;">biliyorsunuz Georges.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Hı hı…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Kayıtsız ve şartsız özgürlük için geldik!  Ben atraksiyon yapmak için</p>
<p style="text-align: justify;">girmedim bu projeye. Lozan Konferansı ise Lozan Konferansı olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Dahi diplomat çocuk havalarına girmek istemiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                       Telefon çalar</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   (Fransızca bir şeyler konuşur).</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Trenimiz birkaç saat içinde kalkacak. İzin isteyeyim. Yoksa Louvre ve</p>
<p style="text-align: justify;">Paris’in diğer güzelliklerinden mahrum kalırım.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Güler. Hoşçakal Umut. Lozan’da görüşmek üzere. Sizi gezdirmek üzere</p>
<p style="text-align: justify;">yanınıza&#8230;(sözü kesilir)</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Yo yoo. Biz kendimiz gezeriz. Böylesi daha iyi.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Kapıdan çıkış, kapı çarpması.</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –   Umut nasıl geçti? Bir haber patlatayım isterim. Bir açıklama yap. Nasıl</p>
<p style="text-align: justify;">buldun Poincare’yi?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Poincare&#8217;yi kapitülasyonlar meselesinde şüpheli gördüm. Bu sorun</p>
<p style="text-align: justify;">çözülmezse, olmazsa hiç bir şey olmaz!&#8221; dedim.</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –   Sence neden?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            – Neden meden ne bileyim.  Kapitülasyonlardan vazgeçmiyor!</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –   Bence bilmiyorlar. Benim babam Fransızdır. “Bazı devlet adamları, bu</p>
<p style="text-align: justify;">Anadolu harekatı nedir, başında bulunan adamlar nedir, bilmiyorlar, cahildirler&#8221; dedi bana gelirken. Sanıyorlar ki orada hakikaten eşkiya dağa çıkmıştır ve basarılı olmuştur. Gerçekten böyle düşünenler vardı. Kendilerini evrensel millet, diğer halkları yerel insanlar olarak görme alışkanlığı, bir tür sömürgeci tavrı abi!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ama bu iş başka bilmiyorlar mı, okulda öğrenmemişler mi?!</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –   Çoğu bunu bilmez. Ne yapacaksın sen? Kısa bir zamanda</p>
<p style="text-align: justify;">kapitülasyonlar vs. meselesi gelecek.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Olmuyor kızım işte, dönüp Lozan’a gideceğim, başka çare arayacağız,</p>
<p style="text-align: justify;">buluruz, herhalde kabul etmeyeceğiz yani. Şu zamanda buraya gelip kapitülasyon saçmalıklarına harcayacak vaktimiz mi var Allahını seversen!</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –   Sakın kısa zamanda bırakıp gitmeğe kalkma, bunu kışkırtmaya</p>
<p style="text-align: justify;">çalışırlar. Bırak masadan kaçan onlar olsun.  Oğlan bir şey için söylemiyor, bilmiyor; cahil&#8230; Bu konferansı yıpratırsın sen de o zaman eğer onlar saçmalarlarsa. Israr edeceksin, söyleye söyleye anlatacaksın&#8230;Babam Türklerle Fransızlar arasında öyle bir fark görür. Türkler açık kapı bırakmaz der. Ya suratına çarpar ya sonuna kadar açar. Ama bu adamlarla farklı davranmalısın.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Zeynep biz de büyük devlet adamı havalarında doğru dürüst</p>
<p style="text-align: justify;">konuşmadık. Sen hangi okuldansın?</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –   Ben Fransız lisesindenim. Ankara’da oturuyoruz. Bak, çok</p>
<p style="text-align: justify;">sıkıştırdıkları zaman ilişkiyi koparma, fakat davada ısrar et. Ya askeri kuvveti, yani savaş gücünü zorlarsın, iradeni kabul ettirirsin&#8230; Yok bu koşul olmazsa, iki ülkenin, iki politika tarafının bir konu üzerinde anlaşması son derece güç. Nuh deyip peygamber demezler. Kendisi hayal ettiği şeye ulaşmaya, elde etmeğe çalışır. Mutlaka onu kabul ettirecek, onunla seni anlaşmaya zorlayacak&#8230; Dolaba koyma da olur. Yani cicilik yapar, seni öve öve bitiremez. Bir bakmışsın ki şirinlik yaparken bir sürü şey. Yararlanacağı bir konudur, anlaşmak kolaydır, ya da böyle olmaz da bir pazarlık şart olursa, o pazarlıktan sonuç almak son derece zor, son derece zor! Ama hiç kavga etme, bağırıp çağırma. Elli defa da tekrarlaman gerekse ısrar et. Kibarca.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Sen nereden öğrendin bu işi yaa?</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –   Biz okulda çok münazara yaparız. İki teknik vardır abi: Ya</p>
<p style="text-align: justify;">sinir savaşı yapıp ortamı bozarsın ve grubu terketmeye zorlarsın ya da gruptan birini kafaya alıp pohpohlarsın ki senin görüşüne yaklaşsın, kendi grubununkini unutsun!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT/ZEYNEP İkisi kahkahalarla gülerler!</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Tren kalkar, Fransızca olarak Paris’den Lozan’a gidecek tren kalkıyor</p>
<p style="text-align: justify;">sinyali, gar gürültüleri (bölüm sonuna kadar sürer)</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –    Louvre ne devasa değil mi Başar?</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Mona Lisa’nın önündeki kuyruğa ne demeli. Saat tuttum onbeş dakka</p>
<p style="text-align: justify;">bekledik ha sıra gelmesi için. Abi seninle de eğlenmek zor. Müzelere</p>
<p style="text-align: justify;">gidip kuyruğa gireceğiz artık anlaşıldı…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Niye? Picasso Müzesi’ne gelmedin ama… Napolyon’da da ortada</p>
<p style="text-align: justify;">yoktun!</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Kültüre ilgini takdir ediyorum ama benim burada bazı arkadaşlarım</p>
<p style="text-align: justify;">var…Onlara uğramasam olmazdı…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT              Lozan’a daha yolumuz var. Ben biraz uyuyacağım.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR            Uyu uyu. Ben de kalkıp bistroya gideyim bakarsın birileri ile</p>
<p style="text-align: justify;">tanışırım…</p>
<h1 style="text-align: justify;">BEŞİNCİ BÖLÜM</h1>
<p style="text-align: justify;"><strong>Geçen Bölümlerin Özeti:</strong> Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Ailesi sınavda ondan çok şey beklemektedir. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir. Katılımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitim bursudur. Üniversite sınavlarını kazanarak iyi bir üniversitede mühendislik okumak isteyen Umut önce kararsız kalmıştır. Ailesinin karşı görüşüne rağmen sonunda kararını verir, sınavlarda başarılı olarak İsmet Paşa olmaya hak kazanır. Sınavda Rıza Nur’u canlandıracak arkadaşı Başar ile tanışır. Lozan simulasyonunda başarılı olmak istemektedir. Umut, Mustafa Kemal’i canlandıracak Kerem ile de tanışır ve onunla taktik ve stratejiler üstünde konuşur. Kerem gitmeden saltanatın kaldırılmasını uygun görür. Hazırlıklar tamamlanırve on kişilik ekip uçakla Lozan’a gider. Ancak itilaf devletleri temsilcileri oraya henüz gelmemişlerdir. Umut, Başar ve gazeteci rolündeki Zeynep Paris’e giderler. Poincare’yi canlandıracak Georges, Umut’a, itilaf devletlerinin günün koşulları bakış açısından yeni önerilerle gelmeyi hedeflediğini ima ederken Umut, 1922 koşullarının simulasyona esas olmasını arzu etmektedir. Umut’a göre Lozan’a Lozan Antlaşması’nı anlamaya gidilmiştir. Değiştirmeye değil. Sınırlar Misak–ı Milli temelinde kararlaştırılmalı, kapitülasyonlar kaldırılmalı ve azınlıklara yurttaşlara tanınan tüm haklar tanınmalıdır. Fransız Georges kapitülasyonlar konusunda ikircikli konuşur. Gezeteci Zeynep, Umut’a müzakere yaklaşımı konusundaki düşüncelerini belirtir. Sabır ve sebat önemlidir. Masadan kalkmamak, görüşünü ısrar ve sükunetle belirtmek gerekmektedir. Ekip Lozan’a döner. Lozan Simulasyonu başlamak üzeredir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<h2 style="text-align: justify;">Birinci Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">Umut</p>
<p style="text-align: justify;">Başar</p>
<p style="text-align: justify;">Unicef Görevlisi</p>
<p style="text-align: justify;">Haab</p>
<p style="text-align: justify;">Stewart</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (Mektup yazmaktadır, ekolu, fonda bilgisayar tık tık sesi duyulur)</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgili kardeşim Kerem!  E–mail için şifre programı işliyor mu?  Bu adamlar Hacker bile karıştırırlar eminim. İsmet Paşa’nın yazışmalarına ne tele kulaklar el atmaya kalkmış hatırla! Bugün Paris’de Poincare namına katılan Georges Riceur ile görüştüm. Oğlan repliklerini iyi öğrenmiş. Ankara Antlaşması baki…Bence bu cephede bir mesele olmayacak, ama Curzon namına gelecek Stewartson denen o çocuğun başka hesapları olduğunu öğrendim. Anlaşılan oğlan Lozan’ı yeniden yazmak istiyor. Ne gibi talepleri olacak kestiremiyorum. Yarın saat dörtte Mont Benon’da toplanacağız. Konferans başlıyor. Bana başarılar dile.</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK          Üç saniye sürer ve söner</p>
<p style="text-align: justify;">SES                 –   Umut Bey Size birini tanıştırmak isterim. Singor Benito Mussolini.</p>
<p style="text-align: justify;">İtalyan heyeti başkanı. İtalya Başbakanı’nı simule eden Singor Marinucci</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Singor Marinucci. Ne onur. Barışı sağlamaya teşrif etmeniz ne güzel.</p>
<p style="text-align: justify;">MARINUCCI–   Bana Mussolini de diyebilirsiniz. Nasılsa gerçekmiş gibi oynamıyor</p>
<p style="text-align: justify;">muyuz?! Sinyor İnönü. Sinyor İnönü. Barışı sağlamaya geldiğimizden emin olabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Keşke İngilizler de Sizin kadar açık konuşabilse. Ama onlar sadece</p>
<p style="text-align: justify;">bizim Boğazlara değil kendi Boğazlarına da önem veriyorlar herhalde. Gırtlakları dokuz boğum!</p>
<p style="text-align: justify;">MARINUCCI–   (Kahkaha atar) İngilizlerin Boğazlarda kalmasına izin veremeyiz. Bizim</p>
<p style="text-align: justify;">için önemli konular önemlidir. Ulusal sınırları içinde bağımsız ve özgür</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin her tezine destek olacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Her tezine?</p>
<p style="text-align: justify;">MARINUCCI–   Ama Adalar sorunu çözümlenmiştir. Tekrar gündeme gelmemesi iyi olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepimize başarılar.</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –   Sinyor Mussolini. Sinyor Mussolini. Görüşmeniz hakkında bir mülakat</p>
<p style="text-align: justify;">alabilir miyim?</p>
<p style="text-align: justify;">MARINUCCI–   Bir saat içinde İtalyan gazetecilerle toplantım var. Daha sonra gelin!</p>
<p style="text-align: justify;">Bittiğinde&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –   Sinyor Mussolini Ismet Paşa’yla ne konuştunuz?</p>
<p style="text-align: justify;">MARINUCCI–   Siz de kimsiniz?</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –   Ben İkdam Gazetesi adına Zeynep Alaçatı. Acaba mülakat verecek</p>
<p style="text-align: justify;">misiniz? Birkaç saat önce olur demiştiniz de. İsmet Paşa ile ne konuştunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">MARINUCCI     –     Türk yemeklerini değil tabii, konferansı konuştuk!.</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –  Görüşünüz nedir?</p>
<p style="text-align: justify;">MARINUCCI     –     Türkiye’nin hakkı verilmeli! Hakkı verilmeli (hakkı sözü vurgulu).</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –   Fakat Sinyor Mussolini? Bu hak nedir? Öyle esnek bir ifade ki</p>
<p style="text-align: justify;">istediğiniz gibi yorumlarsınız!</p>
<p style="text-align: justify;">MARINUCCI     –     Evet, evet, öyledir. Adalet, insanlık vs. tüm bunlar aynı cinsten</p>
<p style="text-align: justify;">deyimlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –  O halde görüşünüz nedir? Türkiye’nin hakkı Sizce nedir?</p>
<p style="text-align: justify;">MARINUCCI     –     Türkiye’nin hakkı verilmeli! Hakkı verilmeli (hakkı sözü vurgulu). Ben</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin üç tür çıkarı olduğunu görüyorum. Manevi çıkar, arazi çıkarı ve siyasal çıkar. Manevi çıkar dediğim kısma bağımsızlık durumunu da katıyorum. Bir devletin bağımsızlığı ya vardır ya yoktur. Bu öyle bir şeydir ki, kısıtlanamaz, sınırlanamaz. Onun için, Avrupa Türkiye’nin bağımsız ve ayrı bir devlet olduğunu kabul edince artık onun gereklerini teslim etmelidir. Bağımsızlığın birinci göstergesi adalettir. Bir devletin kendi topraklarında adalet dağıtması ve sağlaması onun en kutsal hakkıdır. Bu hakkına saygı gösterilmelidir. Ben devletler arasındaki ilişkilerin mertçe ve safça olması yanlısıyım. Onun için, Türkiye’nin haklarını bir takım koşul ve kayıtlar koymadan, ulusal gururunu yaralamadan tanımak gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –  Ya siyasal menfaatler? Görüşünüz nedir?</p>
<p style="text-align: justify;">MARINUCCI     –     Bununla kastettiğim anlam, dostlarınızı seçme hakkıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –  Bizden ne isteyeceksiniz? Sevr Antlaşması’ndaki nüfuz bölgeleri</p>
<p style="text-align: justify;">konusunda..(sözü kesilir).</p>
<p style="text-align: justify;">MARINUCCI     –     O anlaşma çoktan tarih oldu. Nüfuz bölgeleri falan hayalleri artık</p>
<p style="text-align: justify;">kalmamıştır. Anlamsız bir şeydir. Yalnızca genel çıkarlardan söz edilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –  Konferans sonuçsuz kalır da, Müttefikler bizimle savaşırsa, siz de</p>
<p style="text-align: justify;">katılacak mısınız?</p>
<p style="text-align: justify;">MARINUCCI     –     Tarihte Benito Mussolini ile kim röportaj yaptı hatırlamıyorum</p>
<p style="text-align: justify;">ama Sizin gelmeniz iyi oldu, güzel Sinyorina.</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –  Sinyor Marinucci! Mussolini’ye dönebilir misiniz lütfen! Tarihte</p>
<p style="text-align: justify;">görüşmeyi Hüseyin Cahit Yalçın adlı bir sinyor yapmıştı. Sorumu</p>
<p style="text-align: justify;">tekrarlıyorum. Muhtemel bir savaşa siz de katılır mısınız?</p>
<p style="text-align: justify;">MARINUCCI     –     Sus Sinyorina sus, bu konuda bir şey söylemem!</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">EFEKT            –  Otel lobisi. Çeşitli dillerden sesler, ananonslar.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Günaydın Başar? Hazır mıyız? (Ağzına bir şey atar, yerken konuşur)</p>
<p style="text-align: justify;">Bir şey yemiyor musun? Sıkı kahvaltı yapmalısın. Yap, sonra kafan</p>
<p style="text-align: justify;">çalışmaz ha toplantılarda&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Dün gece uyuyamadım valla Umut. Rıza Nur’u oynayacak Başar’ın</p>
<p style="text-align: justify;">gözümden uyku akıyor anlayacağın. Lozan Palace’dan sonra üniversite</p>
<p style="text-align: justify;">yurdu pek bir fakir göründü gözüme…Sabah rahatlamak için göle</p>
<p style="text-align: justify;">gittim ama ne gezer daha da heyecanlandım.  Bu arada günlük tutmak lazım abi. Bakarsın rapor filan isterler. Her  yaptığımız teybe alınmıyor ya…Dün bütün gün peşimde koşan tipler oldu. Göl kenarında biri sanki tesadüfen karşılaşmışız havalarına girmesin mi? Bu arada bizim ekip nerede yahu. Topluca yola çıkmayacak mıyız? Ha işte Senin Unicef’çi göründü!</p>
<p style="text-align: justify;">UNICEF         –   Ekip Türk! Sizleri bir midibüs bekliyor, konferans saat dörtte başlıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Madam, Mösyö&#8230;Geç kalmayalım silvouple!</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Midibüs çalıştırılır. Karışık sesler, midibüse binilir, yerleşme</p>
<p style="text-align: justify;">sesleri…Sohbet sesleri…Midibüs durana kadar sürer, durunca söner…</p>
<p style="text-align: justify;">BİR SES         –   Hey işte bizim ünlü gazinomuz! Mont Benon!</p>
<p style="text-align: justify;">UNICEF         –   Evet geldik…</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Midibüs yanaşır, durur. Durduktan üç saniye sonra bina önünde</p>
<p style="text-align: justify;">toplanmış kalabalık çok çeşitli dillerde havaya yayılan sohbet, kahkaha.</p>
<p style="text-align: justify;">Umut konuşmaya başlarken nitelik değiştirir, içerideki gürültüye</p>
<p style="text-align: justify;">dönüşür…İçeride kalabalık seslerinden başka belli belirsiz klasik müzik (müzik İsviçreli açılışı yapmaya başlayınca kesilir), gürültüler de açılış konuşması başlayınca beş saniye içinde azalır ve söner.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Mont Benon’a geldik işte, artık gerisi bize kalmış. Hello… Bon jour…</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Toplantı salonu önündeki çocukları gördün mü?  Bir sürü çocuk yaa.</p>
<p style="text-align: justify;">İçeride de en az yüz kişi var. İzleyici de mi olacak abi? Şu afralı tafralı</p>
<p style="text-align: justify;">fraklı tip kim yahu?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (Gülerek) Lord Curzon! Konuşurlarken duydum. Bizi kesin</p>
<p style="text-align: justify;">tanıdı…Otomobilden inip toplantı yerine yaklaşırken bir ara göz göze</p>
<p style="text-align: justify;">geldik. Sen binaya bakıyordun. Görmedin. Oğlan selam vermek şöyle dursun yanımızdan geçip gitti…</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Gerçekten etkileyici bir tip abi. Kızların hoşuna gidecek bir tip.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Eton lisesinde çok arasa da kız bulamaz o. Bak şuna, şurda salona</p>
<p style="text-align: justify;">hakim bir konumda oturanlar var ya?</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Kim ki onlar?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Birleşmiş Milletler UNICEF komitesi herhalde. Tüm müzakereleri</p>
<p style="text-align: justify;">izleyip bize not verecek olan onlar.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Bak bak…Adamların yanına gitmeye, tek–tek ellerini sıkmaya bak.</p>
<p style="text-align: justify;">Lord Curzon’un bursu garantilemek amacında olduğu belli.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Şu yanındaki kim peki? Kapıda bir şeyler gevelediydi ama!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Toplantının açılışını yapacak olan İsviçre namına, yani Mr. Haab olarak</p>
<p style="text-align: justify;">rol alan çocuk. Tanıttı ya kendini abi kapıda.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Bak bak, Curzon olacak o tipin kulağına eğilip bir şeyler  fısıldıyor,</p>
<p style="text-align: justify;">bizimkine bak sen oğlanın sırtını sıvazlıyor, seninkiler iyi tanışıyor anlaşılan!</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Bir gong sesi duyulur (bir önceki efektler sürmektedir). Üçer saniye ara</p>
<p style="text-align: justify;">ile iki gong sesi daha…Sonra mikrofon düzeltme ve bir toplantı çın çın sesi)</p>
<p style="text-align: justify;">HAAB            –   İsviçre Konfederasyonu Başkanı Mösyö Robert Haab adına Doğu İşleri</p>
<p style="text-align: justify;">Konferansı’na hoş geldiniz derim. Dilerim ki, Türk–Yunan Savaşı</p>
<p style="text-align: justify;">ve Birinci Dünya Savaşı’nın on yıldan beri Avrupa&#8217;yı ve Asya&#8217;nın bir</p>
<p style="text-align: justify;">parçasını yakıp yıkmış olan uğursuz etkileri, hem yenenlerin hem yenilenlerin gelecek kuşaklarında sürüp gidecek trajedyanın son perdesi olsun&#8230;İşte, bunun içindir ki, dünya Leman Gölü kıyılarına, içinde umut ışığı parlayan, kuşkulu gözlerle bakmaktadır. Ülkelerin ve halkların kaderini ellerinizde tutmaktasınız. Göreviniz hem nazik hem çok büyüktür. İlk olarak İngiltere adına Marki Curzon namına burada bulunan Mösyö Stewart Jones’u davet sahibi olarak kürsüye davet ediyorum…</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   (fisıltılı) Türk Yunan savaşı mı?! Diğerleri ne halt etmeye gelmişler o</p>
<p style="text-align: justify;">zaman? Haa Doğu işlerini mi halledecekler bizimle!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (fisıltılı) Bi dakka bi dakka dur bak şu işe sen! Stewartson’u çağırdı</p>
<p style="text-align: justify;">kürsüye…</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART      –   (Fonda mikrofonda konuşmaya başlamıştır, ilk anda Fransızca ve</p>
<p style="text-align: justify;">İngilizce teşekkür ederim vs. konuşma öncesi sözler eder…)</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (Fonda Stewarson mikrofondan konuşurken fısıldamaktadır)Bu da</p>
<p style="text-align: justify;">nereden çıktı şimdi! Müsamare mi oynuyoruz? Lozan’da yaptıkları</p>
<p style="text-align: justify;">münasebetsizlikleri Lozan projesinde de aynen tekrarlamakla ne</p>
<p style="text-align: justify;">kazanacaklar? Doğu İşleri tabiri, Curzon’un kürsüye çıkması…Kerem’in Lozan yazılımı işe yarayacak. Evet, Evet… İsmet Paşa’nın yaptıklarını tekrarlamaktan başka çarem yok. İşini bitirsin ben de kalkıp Türk Kurtuluş Savaşı ne idi bugün bizler için ne anlama gelir anlatacağım.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   (Fonda Stewartson mikrofondan konuşurken fısıldamaktadır) Bu tipten</p>
<p style="text-align: justify;">korkulur haa…Baksana elinde not mot da yok. Şakır şukur konuşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   (şiirsel) Evet. Victor Hugo, Lozan’a geldiğinde  katedral meydanından</p>
<p style="text-align: justify;">Leman gölünü görmüş, gölün üstünde dağları ve dağların üstünde</p>
<p style="text-align: justify;">yıldızları. Düşünceleri, bir merdiven tırmanır gibi her yükseltide daha</p>
<p style="text-align: justify;">da derinleşmiş. Katedral onu yüceltmiş, yukarıları görmesini sağlamış. Umalım ortak tarihimizi yazacağımız bu toplantılarda bir düzlükte kalmaz, bulunduğumuz yerden yükselmeyi başarabiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Alkışlar (beş saniye sonra söner, yerini fonda podyum gürültüsüne</p>
<p style="text-align: justify;">bırakır. Gürültü Umut kürsüye çıktıktan sonra söner)</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Bir dakika İsmet Paşa namına Mösyö Türkeri, Mösyö Türkeri nereye?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Nereye mi? Kürsüye tabii Mösyö. İzninizle…İngiliz delegesinin</p>
<p style="text-align: justify;">konuşma hakkı varsa ben de konuşurum, Mösyö Poincare, şey pardon Mösyö Barrere namına Riceur! Sizinle Paris’de görüşmedik mi? Poincare değil misiniz? Şimdi de konferasta Fransa’yı temsil eden Barrere mi oldunuz?</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES         Şey biz bazı tarihsel karakterlerden tasarruf ettik. Ben hem Poincare’yi</p>
<p style="text-align: justify;">hem de Barrere’yi oynuyorum. Zaten konferansta Barrere esas olacak. Herhalde biliyorsunuz…Yani Fransa deyince aklına Georges’u getir yeter!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Olanı biteni müsamere gibi sunacaksanız ben de varım. Oysa beklerdim</p>
<p style="text-align: justify;">ki hiç olmazsa 2005 yılındaki projemizde benden de konuşmamı</p>
<p style="text-align: justify;">isteyin!<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Ama sabah ayrıntısı ile konuşmuştuk bunları. Yani ben Poincare</p>
<p style="text-align: justify;">rolündeyken&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ben de<strong> </strong>(sesini yükselterek),<strong> </strong>“Lord Curzon vazgeçsin o zaman ben de</p>
<p style="text-align: justify;">vazgeçerim” demiştim sabah, sağır kulaklara çarptı galiba. Oysa</p>
<p style="text-align: justify;">tarihimiz de tanıktır ki, kulaklarının az da olsa sorunu olmaya hakkı olan</p>
<p style="text-align: justify;">benim!<strong> </strong></p>
<h3 style="text-align: justify;">EFEKT                 Beş saniye daha podyum gürültüsü, fısıltılar, konuşmalar…</h3>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (kürsüde, mikrofondan) Yıllardan beri sıkıntılar çekiyoruz, her yaşta</p>
<p style="text-align: justify;">Türk; kadın, çocuk, erkek savaştık, vatanımızı savunduk, Türkiye toprakları dört yıl yakıldı, yıkıldı, Siz dört, biz sekiz yıl savaştık, ama yılmadık! İstiklal aşkıyla doluyuz…Efendiler! Çok ıstırap çektik, çok kan akıttık. Bütün uygar uluslar gibi özgürlük ve bağımsızlık istiyoruz! Bizim için bu Lozan’ın anlamı bu. Son yılların olayları, insanlığın vicdanında genel barış ve huzurun, devletlerce, birbirlerinin haklarına, özgürlüklerine ve bağımsızlıklarına karşılıklı olarak saygı gösterilmedikçe gerçekleşmeyeyeceği gerçeğini bir inanç ilkesi haline getirmiş bulunduğundan bu olayların anısı, gelecek için bir barış ve huzur güvencesi olur kanısındayım. Umarım katedral meydanından yukarı bakmaktaki amacınız gözünüzü, gözümüzden kaçırmak için değildir! Biz bu hususta en içten duygularla ve iyi niyetle buraya geldik. Bağımsızlığına değer veren şanlı ve soylu bir ulusun ülkesinin konferansta ev sahipliği yapmasından mutluluk duymaktayım.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT/SESLER       Alkışları takip eden podyum sesleri…Fısıltılar.</p>
<p style="text-align: justify;">HAAB            –   (Mikrofondan) Teşekkür ederiz Mr. Türkeri. Mösyö Venizelos namına</p>
<p style="text-align: justify;">Mösyö Kiriakaki de, şey, tamam, evet konuşmaktan vazgeçti. Toplantı oturumlarına yarın Ouchy Şatosu’nda devam edilecek. Kolaylıklar dileyerek açılış törenini kapatıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Podyumda kuvvetli alkışlar. Her dilden dağılma sesleri. Sesler, Umut ile</p>
<p style="text-align: justify;">Haab’ın ve sonra  Umut ile Stewart’ın diyaloğu boyunca sürer.</p>
<p style="text-align: justify;">HAAB            –   Mösyö Türkeri, hızlı başladınız. Davet sahibinin nazik sözlerine bu</p>
<p style="text-align: justify;">kadar sert cevap vermenize gerek var mıydı? Neticede Türk–Yunan</p>
<p style="text-align: justify;">savaşı…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (sözünü keser) Ben Mondros’dan değil Mudanya’dan geldim.</p>
<p style="text-align: justify;">Malumunuz herhalde. Dersinizi çalıştınız. Doğu İşleri Konferansı adını kesinlikle beğenmedim…Zeynep Hanım not edin bunları lütfen! Mösyö…Şunu da bilin ki yarın komisyon başkanları seçilirken bir tane de ben talep edeceğim.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Lord Curzon adına derim ki O biraz zor!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Nedenmiş?</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Tarihsel gerçeğe aykırı…Tarihte size komisyon başkanlığı verilmemişti.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bu noktada ısrarlıyım. Üyelerimiz toplantı idare edecek yeterlilikte. İyi</p>
<p style="text-align: justify;">hazırlandık. Konuşmaların kameraya çekilmesini istiyorum. Anlamadığım bir husus da neden İngiltere adına katılan Mösyö Stewart internete bağlı video konferans ekranlı bir panelde oturuyor da biz dinleyici gibi oturtulmuşuz…Toplantı düzenine ilişkin bir önerge hazırladım. Alın…</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   İnceleyeceğim. (Fonda podyum gürültüleri sürmektedir, fısıltı ile) Sert</p>
<p style="text-align: justify;">çıktınız, çıkıyorsunuz Umut Paşa. Birbirimize karşı böyle sert ifadeler</p>
<p style="text-align: justify;">sarfetmekten çekinmeliyiz, değil mi? Neticede biz 21. yüzyılın çocuklarıyız. Savaşan bizler olmadık&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ben kimseyi hedef almaya gelmedim. Endişe etme Stewart.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<h2 style="text-align: justify;">İkinci Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">Stewart</p>
<p style="text-align: justify;">Umut</p>
<p style="text-align: justify;">Georges</p>
<p style="text-align: justify;">Baldini</p>
<p style="text-align: justify;">Kiriakaki</p>
<p style="text-align: justify;">Milanese</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   (mikrofondadır oldukça burnubüyük ve tepeden konuşmaktadır). Baylar</p>
<p style="text-align: justify;">Bayanlar! Huzurunuzda Stewart Jones! Lord Curzon namına ve açılış oturumunun geçici başkanı olarak konuşuyorum. Ouchy Şatosu açılış oturumumuzda tüzük, genel sekreter seçimi, konuşulacak dil ve komisyonların belirlenmesi işleri esas olacaktır. Bu oturumda komisyonlar seçilecek ve başkanları belirlenecek. Daha sonra çalışmalar başlayacak. Genel sekreter olmak üzere tüm temsilciler, İtalya’dan Mr. Massigli adına Mr. Milanese  üzerinde duruyorlar. Türkiye adına Mösyö Türkeri buyrun bir şey mi söyleyeceksiniz?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bu aşamada tarihte olanın tersine bir komisyon başkanlığının da</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’ye verilmesini talep ediyorum. Hazırlığımız tamdır ve bir komisyon yönetecek donanımımız vardır. Genel Sekreter olarak Mr. Milanese’ye bir itirazımız yoktur. Ancak konferans genel sekreter yardımcısı bizim delegasyondan olmalı. Yine önerge olarak içtüzük tasarısının “Yakın Doğu İşlerine İlişkin Konferansın İçtüzük Tasarısı” olan başlığının ‘Doğu İşleri Konferansı’ değil Lozan Konferansı olarak değiştirilmesini talep ediyorum. Konferansa katılacak devlet isimleri tek tek sayılmalı ve kimlerle muhatap olacağımız bilinmeli. Bu talebim tarihsel gerçeğe de uygundur. Konferans dili olarak Türkçe’nin de kabul edilmesi arzumuz vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Senin uzmanlık alanın neymiş bakalım İsmet Paşa namına Mr. Türkeri?</p>
<p style="text-align: justify;">(Alaylı) Nereye başkan olmayı kafana koymuştun?  İstersen oradan başlayalım?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Tüm komisyonları idare edebilecek düzeyde hazırlandım. Dedim ya</p>
<p style="text-align: justify;">tüm komisyonları idare edebilecek düzeyde hazırlandım. Ve saydığın sorunlar sizden çok bizim sorunlarımız.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   E öyleyse biz eve dönelim de sen kendi kendine konferansçılık oyna!</p>
<p style="text-align: justify;">SESLER              Podyumdan gülüşmeler</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Belki Siz dönerseniz herkesle tek tek ve ayrıca barış antlaşması</p>
<p style="text-align: justify;">yapabilirim. Sizinle de daha sonra buluşuruz, ne dersiniz?</p>
<p style="text-align: justify;">MILANESE   –   Rica ediyorum. Lütfen Mösyö Stewartson, Mösyö</p>
<p style="text-align: justify;">Türkeri bu üslubu da usul konuları halledilsin  isterim.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   İtilaf devletleri ne diyor? Olur diyenler el kaldırsın. (İki saniye</p>
<p style="text-align: justify;">duraklama)</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT           –   (Duraklama sırasında) Podyumdan kıpırtılar</p>
<p style="text-align: justify;">Evet. Tamam. konferansın adı Lozan Konferansı olacak ancak İçtüzük adı aynı kalacaktır.  Bir komisyon başkanlığı Türkiye’ye verilecek mi? (İki saniye duraklama)</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                (Duraklama sırasında) Podyumdan kıpırtılar</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Hayır. Reddedildi. Genel sekreter yardımcılığı konusu? Evet…Tarihte</p>
<p style="text-align: justify;">olduğundan farklı olarak burada kabul edildi. Dil konusu? Dil konusu?</p>
<p style="text-align: justify;">(İki saniye duraklama)</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                (Duraklama sırasında) Podyumdan kıpırtılar</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Başkanlık vermemeniz Sizin için olumlu bir puan olacak sanmayın.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Bu konu oylandı Mr. İnönü. Lütfen dil konusuna geçelim. Evet&#8230;.evet</p>
<p style="text-align: justify;">ne diyordum, İngilizce ve Fransızcadan başka resmi dil kabul edemeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu uluslararası teamüllere de uygundur. Gerçi tarihte İngilizce,</p>
<p style="text-align: justify;">Fransızca ve İtalyanca resmi dil olmuştur ama şu sıra iki dil yeterli. Konuşmaların artık Fransızca değil, İngilizce olması uygundur.  Georges, dostumuz, bir şey mi söyleyecektiniz? Mr. Baldini daha sonra siz de buyrun&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Fransa adına İngiltere temsilcisi Mösyö Stewart Jones’a katılıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak Fransızca resmi dil olarak kalacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">BALDİNİ       –   İtalya adına ve Lozan tarihi konferansına katılmış Sinyor Garroni adına</p>
<p style="text-align: justify;">talep ediyorum: İtalyanca da resmi dil olarak kabul edilmeli.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Bu mümkün değil ama. Lord Curzon adına  derim ki aksi durumda her</p>
<p style="text-align: justify;">dil resmi olmak zorunda olur.</p>
<p style="text-align: justify;">BALDİNİ       –   Niye? Tarihi Lozan Konferansı’nda resmi dillerden biri de İtalyanca idi.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Buna katılıyorum. Beni ikna ettiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Fransa adına beni de ikna ettiniz. Hepimizi ikna ettiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   İsmet İnönü namına katılan beni ikna edemediniz. Tarihte öyle idi ama</p>
<p style="text-align: justify;">durum değişti. Unicef tarafından bize verilen simulasyon yönergemiz</p>
<p style="text-align: justify;">usul ve şekli kuralların belirlenmesinde çağdaş uluslararası standartları şart koşuyor. İtalyanca kabul edilirse Türkçe de kabul edilmeli…Aksi durumda haksızlık olacak. İtilaf devletlerinin dilleri resmi dil olacak, konferansın diğer asli unsuru olan bizlerin dili olmayacak….Bu nasıl iş?!</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Mösyö Türkeri haklı gibi. İngilizce ve Fransızcayı kabul edenler el</p>
<p style="text-align: justify;">kaldırsın. (İki saniye duraklama)</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                (Duraklama sırasında) Podyumdan kıpırtılar</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Evet, Fransızca ve İngilizceyi kabul edenler el kaldırsın. (iki saniye</p>
<p style="text-align: justify;">duraksar)  Kabul ettik.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   O zaman konferans organizasyonundan Türkçe simultane tercüman ve</p>
<p style="text-align: justify;">stenografımıza gereken olanakların sağlanmasını talep ediyoruz. Bunun yanında, bazı sıralarda gördüğümüz internet ve video–konferans bağlantılı panellerin bizim sıralar için de sağlanmasını talep ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Yönergeye göre bu olanağa bir engel yok, kabul ediyoruz. Ama lütfen</p>
<p style="text-align: justify;">salona getireceğiniz, çevirmen, stenograf sayısını abartmayalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Kapalıçarşı olmasın burası, değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Kahkahalar…(Üç saniye sürer ve söner)</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Kabul ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">BALDİNİ       –   Kabul ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Yunanistan adına, Venizelos namına Mr. Kiriakaki el kaldırdı buyrun</p>
<p style="text-align: justify;">Mr. Venizeloz</p>
<p style="text-align: justify;">KİRİAKAKİ  –   Aynısı biz Yunanlılara da sağlanacaksa kabul ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">SESLER              Podyumdan onaylayan mırıltılar.  Tabii ya, tabii sesleri.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Herkes, Türk temsilciler de dahil, ana komisyonların üç adet olmasını</p>
<p style="text-align: justify;">ve Birinci Komisyonun askerlik ve sınırlarla ilgilenmesini, ikincinin mali ve ekonomik konularla ilgilenmesini ve üçüncünün de azınlıklar ve diğer hukuksal konularla ilgilenmesini kabul etti. Her birine sırasıyla ben, Fransa adına Georges Riceur ve İtalya adına Baldini başkanlık edecek. İtiraz var mı? Olmaması lazım…Yazı Komitesi İngiltere, Fransa, Japonya, İtalya ve Türkiye”den katılımla oluşacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bize bir başkanlık vermedikten sonra! Ayrıca üç tam yetkili delegemiz</p>
<p style="text-align: justify;">var biliniyor herhalde!</p>
<p style="text-align: justify;">SESLER              Podyumdan itiraz homurtuları.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Lord Curzon adına derim ki Simulasyon yönergesi açık. Bu hususta</p>
<p style="text-align: justify;">tarihsel önceli değiştirebilmek için çok iyi bir nedeniniz olmalı. Davet edenler bizleriz. Davet edilenin böyle bir hakkı yok. Bence zorunlu bir nedeniniz de yok…Kaldı ki tarihsel öncele ters olarak sekreter yardımcılığı da verdik. Bununla yetinmelisiniz…Sedece iki yetkili delege kabul edebiliriz. Herkes için sayı ikidir.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Protesto ediyorum. TBMM üç tam yetkili delege gönderdi. Sayı üç</p>
<p style="text-align: justify;">olmalı. İçtüzüğü oluşmuş saymıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Podyumdan homurtular.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Bu itirazınız İsmet Paşa adına tutanaklara geçildi Mr. Türkeri.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilindiği gibi konferansımız basına gizlidir. Basına bildiriler resmen Genel Sekreter tarafından yapılacak. Teklifler Genel Sekreter’e bildirilecek ve üzerinde anlaşılan tutanaklar delegasyonlara dağılılacak ve kırksekiz saat içinde bir itiraz olmazsa kesinleşip arşive konacaktır. Artık işimize başlasak iyi olmaz mı? Yarın Genel Sekreterimiz Milanese  idaresi altında toplanmak üzere bu oturumu kapatıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bir diyeceğim var mı diye sorulmadan oturumu kapanmış saymam.</p>
<p style="text-align: justify;">Basına açık görüşme tercih etsek de bu hususta sizin duyarlılığınıza saygı göstereceğiz. Ama protokoller bizim tarafımızdan da imzalanmalı…</p>
<p style="text-align: justify;">MILANESE   –    Seçilmiş Genel Sekreter Montagna adına olarak belirtmek isterim.</p>
<p style="text-align: justify;">Tutanaklar sizin yakın işbirliğinizle hazırlanırsa bir sorun çıkmaz. Yazı kurulunda da bir temsilciniz bulunmakta.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Yakın işbirliğinden benim anladığımı anlıyorsanız sorun çıkmayacak!</p>
<p style="text-align: justify;">MILANESE   –   Sizin anladığınız neymiş bundan Mösyö Türkeri?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Tutanakları iyice görmeden imzalamayız!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MILANESE   –   Seçilmiş Genel Sekreter olarak şekle ve usule ait konuları hallettiğimizi</p>
<p style="text-align: justify;">bildirmek isterim. Konferans, çalışmalarına yarın Ouchy Şatosu’nda devam edecek. Hatırlatırım. Birinci Komisyon Siyasi İşler yani Ülke ve Askerlik İşleri Komisyonudur. Başkanı olarak Lord Curzon adına Stewart Jones belirlendi. İkinci Komisyon Yabancılara Uygulanacak Rejim Komisyonudur, başkanlığını İtalya’dan Garroni adına Mösyö Baldini yürütecek. Üçüncü komisyon ise Maliye ve İktisat Sorunları Komisyonudur. Başkanlığını Fransa yürütecek. Lütfen zamanında yerlerinizi alın. Ouchy Şatosu’na gidecek otobüsümüz Lozan Üniversitesi yurdu önünden alacak bizleri…Akşam hepimiz İsviçre temsilciliğinin verdiği resepsiyon ve sonrasında ziyafete davetliyiz. Ben bir basın ve halkla ilişkiler merkezi kuracağım, daha önce düşünülmemiş. Gazeteci sıfatı ile gelenlerin bu merkeze akredite olmasını rica ediyorum. İki gün içinde akredite olmayanlar konferansı izleyemeyeceklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Alkışlar. Herkes kalkar. Sıra gürültüleri, konuşmalar (Gürültüler</p>
<p style="text-align: justify;">fona geçer).</p>
<h4 style="text-align: justify;">MÜZİK</h4>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Bilgisayar tık tıkı (Üç saniye önden girer. Umut’un monoloğu boyunca</p>
<p style="text-align: justify;">fonda sürer)</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (Kerem’e e–mail yazmaktadır, bilgisayar tık tıkı mail boyunca fonda</p>
<p style="text-align: justify;">sürer).</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgili dostum. Belki de Sen bu maili okurken biz yarın resmen Lozan Görüşmelerine başlamış olacağız. İşimiz zor. Hazırlığımız iyi ama itilaf devletleri adına gelen çocuklar da tarihte yaşadığımız zorlukları yaşatmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Komisyon başkanlıklarını alamadık. Bazı kolaylıklar sağlandı ancak bana göre çok yeterli değil. Yine de bu çocuklara oynadıkları gibi Birinci Dünya Savaşı’nda mağlup bir devletle değil yeni ve muzaffer bir devletle karşı karşıya olduklarını anlatacağım. Lord Curzon tam bir baş belası. Konusuna hakim, kibar tavırlar içinde ama yeri geldiğinde sırf beni bozmak için taşı gediğine koymaktan geri kalmıyor. Yine de çok umutluyum. Gazeteci Zeynep yaklaşıyor, benden şimdilik bu kadar, tekrar haberleşmek üzere. Rauf Orbay’ı canlandıran Can aradı. Misak–ı Milliden hiçbir taviz yok diyor. TBMM çok huzursuzmuş, öyle mi? Tabii bize verilen talimatı sonuna kadar yerine getirmeye çalışacağız. Sevgiler Kerem.</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –   Paşam çok iyiydin doğrusu. Bundan sonraki adımınız ne olacak?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Aç kitabı oku. Kızım ben de tarihin ya da talihin elinde oyuncak bir</p>
<p style="text-align: justify;">Umut’çuk muyum, yoksa koskoca İsmet Paşa mıyım şaşırdım?</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –   Gazeteci olarak belirteyim! Sen gayet iyi gidiyorsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Herkesin harcı değil. Ezberlemeyle felan olacak gibi değil o çıkışlar. Hem rolünü iyi biliyorsun, hem spontane durumlara hazırsın yani. Ne zaman sakin, ne zaman atılgan olacağını biliyorsun. Top diplomat oldun yani&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bilmem ki biraz moralim bozuk ve bitkinim. Çok mücadele vermek</p>
<p style="text-align: justify;">gerekecek.</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –   Ben senin moralini yükseltmesini bilirim. Millet İngiltere’de  Lord</p>
<p style="text-align: justify;">Curzon için bir tekerleme bile uydurmuş, biliyor muydun?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Yoo. Bak onu atlamışız!</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –   Süper felaket komik abi&#8230;Bak: Benim adım George Nathaniel Curzon,</p>
<p style="text-align: justify;">en üstün bir kişiyim, yanaklarım pembe, saçlarım şahane, haftada bir kere yemek yerim Blenheim’de!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT                 (Gürültülü bir kahkaha atar, sonra öksürür ve boğazını temizler)</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Zeynep, diğer gazetecilerle ilişkilerin nasıl? Bana bir mülakat</p>
<p style="text-align: justify;">ayarlamalısın.</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –   Doğrusu Amerikalı bir çocuk seninle görüşmek istiyor. Ortak haber</p>
<p style="text-align: justify;">yazalım dedi bana ama ben kabul etmedim. Seninle tek görüşüp kendisinin haber yapmasının daha uygun olacağını söyledim.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Çok iyi. Beni bulsun bir şekilde. Başar nerede?</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –   Peşinde bazı delegeler var. Yarınki komisyon toplantıları için ağzını</p>
<p style="text-align: justify;">arıyorlar. Ama bizimki çocuklardan öcüden kaçar gibi kaçıyor! Başar bir</p>
<p style="text-align: justify;">alem. Batılılar söz konusu olunca inanılmaz kuşkucu. Geçende çocukların</p>
<p style="text-align: justify;">birlikte yüzmeye gitme davetini bile reddetti. Havaya tam girdi</p>
<p style="text-align: justify;">anlayacağın.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Geç oldu. İyi bir uykuyu hakettik. Ben odama çıkıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">ZEYNEP        –   İyi geceler. Paşa&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<h2 style="text-align: justify;">Üçüncü Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">Stewart</p>
<p style="text-align: justify;">Umut</p>
<p style="text-align: justify;">Milanese</p>
<p style="text-align: justify;">Stephanos (Kiriakaki)</p>
<p style="text-align: justify;">Stromboliski</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Güzel bir Lozan sabahında, şairleri kıskandıran doğanın kucağında</p>
<p style="text-align: justify;">herkese günaydın. Hepimiz biliyoruz ki Sınırlar, Boğazlar, Musul’un</p>
<p style="text-align: justify;">Durumu, Kapitülasyonlar ve Osmanlı Borçları ve Türkiye ile Yunanistan arasında Azınlıklar ve İstanbul’daki Ortodoks Patrikhanesi Sorunları üst başlıklar ve bu konferansın en önemli konuları. (İki saniye duraksama).</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Evet. Sınırlara, askerliğe ve boğazlara bakacak komisyon benim</p>
<p style="text-align: justify;">başkanlığımda çalışmalarını sürdürecek…Dün kabul edildi sanırım.</p>
<p style="text-align: justify;">Trakya sınırları meselesi ilk meselemiz.  Söz, Türk delegasyonu başkanı İsmet Paşa namına Umut Türkeri’nin. Mr. Türkeri, Paşa, please…go ahead!</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Podyumda kıpırtılar</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bu noktada 1913 sınırları kabul edilmeli. Batı Trakya için halk karar</p>
<p style="text-align: justify;">Versin, orada plebisit olsun isteriz. Balkan Savaşı’ndan sonra Bulgarlarla yaptığımız bir antlaşma var. Doğu Trakya’nın huzur ve güvenliğinin Batı Trakya’ya bağlı olduğu ortada. Meriç’in karşı sahili ve Batı Trakya halkının çoğunluğu Türk’dür. Çoğunluğu Türk olan bir coğrafya…</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   (Umut’un sözünü keser) Meriç’in batısı, Doğu Trakya. Muğlak sınırlar</p>
<p style="text-align: justify;">bunlar. Batı Trakya’da Türklerin çoğunlukta olduğu yerler tam olarak</p>
<p style="text-align: justify;">nereleridir ki?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Uzmanlarla görüştükten sonra yanıt vereceğim.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Yunanistan’dan  Mr. Venizelos namına Mr. Kiriakaki! Stephanos</p>
<p style="text-align: justify;">dostum buyrun söz Sizin…</p>
<p style="text-align: justify;">STEPHANOS     –     Yunanistan adına, Mösyö Venizelos namına belirtmek isterim. Türk</p>
<p style="text-align: justify;">halkı Balkan savaşları sonuna kadar Trakya’da ne zaman çoğunluk olmuş ki! Yunanistan, müttefiklere yaptığı bunca hizmetten sonra savaşın sorumluluğunu yüklenemez. Hele hele kendisini doğrudan ilgilendiren böyle asli konularda. Bize ait toprakları vermeyiz. Batı Trakya pazarlık konusu edilmemeli!</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT           –   Podyumda kıpırtılar</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Laf ebeliği ve bizi ilgilendirmeyen sitemlerle bu sorunun çözümlenmesi</p>
<p style="text-align: justify;">olanaklı mı Sizce? Mösyö Venilezos önceki konuşmasına da Türkiye ve Yunanistan’ı Dünya Savaşı’na sokan nedenleri incelemekle başlamıştı. Delegasyonumuz ne Osmanlı İmparatorluğu’nu savaşa sürükleyen nedenlerin ne de Yunanistan’ın kimin hesabına savaşa girdiğinin ve bunun tırnak içinde ödülünü kimden alacağının hesabı ile ilgilenmektedir. Komisyon önünde bunların incelenmesi tamamen anlamsızdır. Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki otuz yılın incelenmesin gerektiren bu çaba barışa balta vurmaktan başka işe yaramaz.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Olayları tetikleyen önceki politik durumu bütün açıklığı ile</p>
<p style="text-align: justify;">sergilemeden antlaşmayı hangi zemine oturtacağız Sizce, Mr. Umut</p>
<p style="text-align: justify;">Türkeri?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Türkiye Birinci Dünya Savaşı’nda Yunanistan’la savaş yapmak</p>
<p style="text-align: justify;">durumunda olmadı ki! İki ülke arasındaki savaş 1919 Mayısında başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">İzmir’e Yunan çıkarması ile başlar ve Mösyö Venizelos namına Mösyö Kiriakaki’nin özel gençlik rüyaları bir yana bu çıkarmanın  arkasında hangi güçlerin bulunduğu bilinmektedir. Bir işgal eylemi için Türkiye’ye saldırı suçlaması yapılamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Siz bir antlaşmayı ihlal ettiniz. Mondros’u çiğnediniz. Başkaldırdınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendi devletiniz bile sizi asi ilan etmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Siz gidin o devletle görüşün o zaman. Bizi neden çağırdınız?! Lord</p>
<p style="text-align: justify;">Curzon’un bile söylemeye cesaret edemeyeceği bu sözleri onun namına</p>
<p style="text-align: justify;">söyleyebilme cüretinize şaştım Mösyö Stewart Jones! Boynumuzda</p>
<p style="text-align: justify;">idam fermanlarıyla içimizdeki hainlerle ve emsali bulunmayan bir zaferin temsilcileri ile yokluk içinde savaşarak bu günlere geldik biz. Anadolu’yu kana bulayan bu savaşlarda iki tarafın ahlaki açıdan karşılıklı durumu açık değil mi? Savaşın sürdüğü dört yıl boyunca kendi müttefiklerinin de tüm barış girişimleri Yunanlılar tarafından geri çevrildi…</p>
<p style="text-align: justify;">STOMBOLİYSKİ     Bir dakika! Bulgaristan adına konuşuyorum. Trakya sorunu</p>
<p style="text-align: justify;">konuşuluyor hatırlatmak isterim! Bölmek istemezdim ama Batı</p>
<p style="text-align: justify;">Trakya’da biz Bulgarlara da toprak verilmelidir. Dedeağaç Bulgar toprağıdır!</p>
<p style="text-align: justify;">STEPHANOS–   Venizelos namına belirtmek isterim ki biz Türklere yenildik. Şimdi bir</p>
<p style="text-align: justify;">de Bulgarlar mı çıktı! Türklere Doğu Trakya’yı bırakıyoruz, tamam. Meriç Irmağı temelinde bir çözüme ulaşacağız. Batı Trakya meselesini de dinliyoruz. Anlamıyorum Bulgarlar ne diye girdi işin içine! Onlara ne oluyor ki! Mösyö Bulgar Temsilcisi Size de yenilmedik ya!</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Batı sınırı sorununu çözmek o kadar zor mu?</p>
<p style="text-align: justify;">STEPHANOS     –     Yunanistan adına belirtmeme izin verin. Türkler Batı Trakya’yı</p>
<p style="text-align: justify;">kendilerinden değil, Bulgarlardan aldığımızı kabul etmemekte direnirlerse zor tabii. Balkan Savaşı’nı anımsayın beyler! İttihat ve Terakki Hükümeti ile o zamanki Bulgar hükümeti arasında yapılan anlaşmayı hatırlayın! Bulgaristan’ı Birinci Dünya Savaşı’nda Almanlarla birlikte yanınızda görmek için Dimetoka ve Edirne hinterlandını Bulgarlara bırakmanızı ve aranızda Meriç boyundan geçen bir sınır çizilmesini hatırlayın. Biz Batı Trakya’yı Bulgarlardan aldık ve artık Türklere geri vermeyiz! Batı Trakya’yı kaybettiniz! Sırf Almanlara yaranmak için!</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Buraya katılan tüm itilaf devletleri Türklerin Meriç’in batısındaki arazi</p>
<p style="text-align: justify;">isteklerine karşı koymaktadır. Mr. Türkeri İngilizler, Fransızlar,</p>
<p style="text-align: justify;">İtalyanlar, Japonlar hepsi sizin taleplerinize karşı. Batı Trakya’yı</p>
<p style="text-align: justify;">kaybettiniz. Bunu kabul edin…Batı Trakya’yı Almanlara yaranabilmek</p>
<p style="text-align: justify;">ve onların yanında sonu olmayan maceralara girebilmek için feda ettiniz. Alman generali von Falkenstein’ın Enver Paşa’nıza telgrafını biz de biliriz. Merak etmeyin Batı Trakya’yı verdiniz ama biz telafi ederiz diyordu. Ne oldu? Telafi edebildi mi? Hayır. Birinci Dünya Savaşı’nda yenildiniz ve bu bölgeyi kaybettiniz. Şimdi buraya gelmiş, savaşta yitirdiğinizi barışta kazanmak istiyorsunuz. Buna izin vermeyiz. Bir diyeceğiniz yoksa oturuma ara veriyorum. Görüşlere göre anlaşma taslağı hazırlayacağız. Lütfen herkes iki gün içinde yanıt versin. Oturumu kapatıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Fonda müzik, yemek salonu sesleri, sesler, kahkahalar. Toplantı arası</p>
<p style="text-align: justify;">sesleri</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Batı Trakya gitti abi.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Herhalde Lozan’da yitirileni Lozan simulasyonunda geri alabileceğimizi</p>
<p style="text-align: justify;">düşünmüyordun! Hele hele 2004 yılında elimizde olmayanları yeniden</p>
<p style="text-align: justify;">alma hülyasına hiç mi hiç girmemeli.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Hiç olmazsa ahali değişiminden istisna tutabileceğiz orayı, değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   E Lozan’da da öyle olmadı mı? Biz burada ana ve alt başlıkları</p>
<p style="text-align: justify;">unutmaz isek başarılı oluruz. Dikkatimizi dağıtmalarına izin</p>
<p style="text-align: justify;">vermeyelim yeter.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Ankara’nın talimatını hatırlıyoruz değil mi Paşam? Yabancı bir askeri</p>
<p style="text-align: justify;">kuvvet kabul edilemez. Bu yüzden görüşmeleri kesmek gerekirse onlara bilgi verilecek. Ordu ve donanma için sınırlama da söz konusu olmayacaktı. Ama tabii itilaf devletleri ayrı telden çalmakta ısrar ederlerse&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ankara bir bilse biz burada ne inatçılarla uğraşıyoruz ve onlara</p>
<p style="text-align: justify;">kendimizi hem eşit ortak hem de dost kabul ettirmemiz lazım&#8230;</p>
<h2 style="text-align: justify;">Dördüncü Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Stewart</p>
<p style="text-align: justify;">Umut</p>
<p style="text-align: justify;">Çiçerin</p>
<p style="text-align: justify;">Romanya</p>
<p style="text-align: justify;">Bulgaristan</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   (Podyumdan bir iki kişinin rahatsız edici fısıltılı konuşmaları sürerken</p>
<p style="text-align: justify;">konuşmaya başlar) Komisyon başkanı Lord Curzon olarak artık Boğazlar sorununu tartışmaya geçelim derim lütfen. Bilindiği gibi zaman aleyhimize işliyor. Ana konuları bir ay içinde tamamlamış olmamız gerek.  Bir saniye Mösyö Georges, keyifli sohbetinize ara verin de dinleyin (fısıltılar kesilir). Hepimizi ilgilendiren konular değil mi! Mösyö Türkeri söz Sizin.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bizim Boğazlar konusunda fikrimiz açık. Hem Misak–ı Milli’de hem</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün uluslararası antlaşmalarda belirttik. Ticaret gemilerine açık olabilir. Gece ve gündüz her türlü kolaylığı sağlarız. Ama Boğazlar bizim can damarımız, ülkemizin en önemli bölümlerini kapsayan bir alan. Burada askeri ve siyasi güvenliği sağlayacak önlemlerin alınması egemenlik hakkımızın doğal sonucu.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Boğazlar bölgesinin askerden arındırılarak Milletler Cemiyeti gözetimi</p>
<p style="text-align: justify;">altında bulundurulması hakkında müttefiklerin düşüncesine ne dersiniz                                   İsmet Paşa namına?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Şimdilik söyleyecek başka bir sözüm yok. İleride gerek gördüğümde</p>
<p style="text-align: justify;">her zaman konuşabilirim.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –    Boğazlar sorunu böyle genel sözlerle geçiştirilemez.  Türklerin</p>
<p style="text-align: justify;">görüşünü ayrıntılı olarak bilmeliyiz. Sizi dinleyelim general devam</p>
<p style="text-align: justify;">edin Paşa!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Boğazlardan geçiş müttefikler için bir sorunsa görüşleri nedir biz de                             bunu öğrenelim Mylord!</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Önce Siz söyleyeceksiniz sonra biz…(iki saniye duraklar) Pa&#8230;Paşam.</p>
<p style="text-align: justify;">ÇİÇERİN       –   Rusya’dan Çiçerin adına konusuyorum. Kimse laf etmeyecekse bırakın</p>
<p style="text-align: justify;">ben söyleyeyim! Boğazlar sorununda müttefikler neden konuşmuyorlar!? Bence bu konuda hakem durumunda olan biziz. Boğazlar Sovyet Rusya için yaşamsal önem taşımaktadır. Boğazlar savaş gemilerine ve uçaklarına kapalı olmalı! Karadeniz Devletlerinin güvenliği için Boğazlar müthiş önem taşımaktadır. Bu su yollarından geçişte Türklerin güvenliği ile bizim güvenliğimiz paraleldir. Boğazlar Türklerden başka her devlete kapalı olmalıdır. Siz İngilizlerin Türklere yüzbinlerce şehide malolan Çanakkale’yi  niçin geçmek istediğini bütün dünya çok iyi bilmektedir. Hele hele 21. yüzyılda iyiden iyiye ortadadır!</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Son cümlenizin konumuzla ilgisi yoktur. Herhalde bu boş sözlerin bir</p>
<p style="text-align: justify;">anlamı olmayacaktır. Şimdi sizin gibi söz hakkı olan başka Karadeniz</p>
<p style="text-align: justify;">devletlerini dinleyelim.</p>
<p style="text-align: justify;">ROMANYA   –   Romanya’nın Rusya’ya karşı güvenliği Boğazlar için uluslararası bir</p>
<p style="text-align: justify;">düzen kurulmasına bağlıdır! Ege Denizi’nden Karadenize kadar bütün Türk sahilleri askerden arındırılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">BULGARİSTAN Bulgar hükümetine göre savaş ve barışta Boğazlar yalnız ticaret</p>
<p style="text-align: justify;">gemilerine açık olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Şimdi Lord Curzon olarak İsmet Paşa namına Mr. Türkeri’nin görüşünü</p>
<p style="text-align: justify;">söylemesini istiyorum. Buyrun Mr. Türkeri artık lütfen görüşünüzü anlatın.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Konuşmacıların hepsini dikkatle dinledim. Bunların içinde Sovyet</p>
<p style="text-align: justify;">Rusya’nın görüşü bizim görüşümüze en yakın olanıdır. Ancak kendi</p>
<p style="text-align: justify;">önerimizi açıkça ve daha ayrıntılı biçimde sunmak için müttefiklerin Boğazlar sorununda ne düşündüklerini bilmek isteriz…</p>
<p style="text-align: justify;">ÇİÇERİN       –   Sovyet Rusya’mız adına söylüyorum ki eşit koşullarla, eşit haklara</p>
<p style="text-align: justify;">sahip Devletler olarak müzakereler sürdürülmelidir. Müttefikler neden</p>
<p style="text-align: justify;">konuşmuyorlar? İngilizler, İtalyanlar, Fransızlar Boğazlar sorununda niçin susuyorlar? Bize öyle geliyor ki ard ve kötü niyetlerini saklamak için susuyorlar! Türklere karşı hala mağlup devlet muamelesi yapmak cüretinde bulunuyorsunuz. Yunanlıların büyük ideallerini tahrik ederek Anadolu’nun işgalini Siz sağladınız. Türklerin bütün iyi niyetlerine karşın bu saçma işgali dört yıl sürdürdünüz ve hala da sürdürmek niyetindesiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   (Çok sinirli) Bir de fes vereyim de takın Mösyö Çiçerin namına, Mösyö</p>
<p style="text-align: justify;">Çiçerin, Mösyö şey, Her neyse…Boş konuşmaktansa biz görüşlerimizi yarın bildirmek üzere oturumu kapatıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK<strong> </strong></p>
<h2 style="text-align: justify;">Beşinci Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">ÇİÇERİN       –   Toplantılarda ataksın Umut. Bravo. İşte Akdeniz sıcakkanlılığı. Gölde</p>
<p style="text-align: justify;">biraz kayıkla dolaşmaya ne dersin?</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Kürekleri ben çekeceksem hayır demem!</p>
<p style="text-align: justify;">ÇİÇERİN       –   (Kahkahalar ile güler)</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Beş saniye kayıkta gölde kürek çekilmekte. Efekt fona geçer ve Umut</p>
<p style="text-align: justify;">ile Çiçerin diyaloğu boyunca sürer.</p>
<p style="text-align: justify;">ÇİÇERİN       –   Sana komşu kıyağı çekerim. Umut, dünya değişti. Uluslarımızın</p>
<p style="text-align: justify;">dayanışması daha da önemli hale geldi. Bak AB projesi suya düşerse ne olacak? Bizimle yakınlaşmanız şart olacak. Bizim arzumuz da bu zaten.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ben Avrupa Birliği penceresinden değil, Türk Kurtuluş Mücadelesi</p>
<p style="text-align: justify;">penceresinden bakıyorum. Doğrusu da odur. Boğazları kapalı tutmayı istemek barış seçeneğinden vazgeçilmesi sonucunu doğuracaktı. Herhalde aynı replikleri okumayacaksın simulasyonda da. Montreaux’yu iyi öğrendin mi bilmem. Zaman her şeyi yola koydu.</p>
<p style="text-align: justify;">ÇİÇERİN       –   Biz de barış yanlısıyız. Ama Karadenizi feda etmek Rusya aleyhine bir</p>
<p style="text-align: justify;">politika izlenmesi anlamına gelir. Bu da tıpatıp Damat Ferit’in politikası değil miydi?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Gospadin Çiçerin! Biz Lozan’a savaşarak geldik, Lozan sürerken</p>
<p style="text-align: justify;">ordularımızın İngiliz orduları ile yakın temasta bulunduğunu biliyorsun herhalde. Mudanya Ateşkesi’nde kararlaştırıldı. Konferans boyunca ordular karşı karşıya bulunacak ama eyleme geçilmeyecekti. Konferans kesintiye uğradığı an ne olacaktı? Taraflar eyleme geçmekte serbest olacaktı! Ben yarın çıkar Boğazlar Konferansında söylediklerimin tamamını reddederim. Ve ertesi gün ne olur? Savaş başlar? Hazır mısınız? Yani sence böyle bir manevra hele hele tarihin huzurunda Unicef’den iyi puan alır mı? Hepimiz tepetaklak oluruz. İkimiz başta ve itilaf devletleri bütün bursları kapar!</p>
<p style="text-align: justify;">ÇİÇERİN       –   Moskova’ya gelirsin bunun gerisini orda görüşürüz.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Gospodin Çiçerin. Beni dinle. Ben savaşı patlatacağım, ondan sonra</p>
<p style="text-align: justify;">Moskova’da görüşeceğim, bunu mu diyorsun? Unicef ne der? Sence puan verir mi?</p>
<p style="text-align: justify;">ÇİÇERİN       –   Görüşürüz, görüşürüz.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ben savaşı patlatacağım sonra görüşeceğiz, böyle iş olur mu?! Hazır</p>
<p style="text-align: justify;">değilsiniz! Barış yapmak kararındayız. Boğazlar sorunu için, zamanla çözülecek bir sorun için bugün savaş çıkarmak niyetimiz yok…Bu nedenle Boğazlar sorununda bir kesinti yapmayacağım. Burada öncelikle ilişkiyi keserim, savaşı zorunu hale getiririm ve sonra da sizinle görüşürüm, böyle şeyin ciddiyeti mi olur?! Benden bunu istemeye hakkın yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">ÇİÇERİN       –   Dostluk siyaseti başka nasıl olur ki? Sen böyle bir tercih yaparsan</p>
<p style="text-align: justify;">Unicef de puanını kırmaz ki! İsmet Paşa yapmamış. Sen yap. Bakarsın kafadan çözeriz meseleyi!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Yani İsmet Paşa’nın aklı ile mi yarışacağım! Dost kalacağız ve</p>
<p style="text-align: justify;">aramızdaki ilişki iyi olduğu, birbirimize güveni yitirmediğimiz sürece, Boğazlar açık olsa da Sovyet Rusya aleyhine bizi yok sayarak bir askeri eylem yapma olanağı yok! Sorun, aramızdaki ilişkinin güvenli ve sürekli olmasına bağlı. Bu politikayı izleyeceğiz ve yürüteceğiz. İlerde bu iyi ilişkileri kökünden sarsacak basiretsiz politikacıların uluslarımızı yönetme konumunda olmamalarını dilerim. Bence Lozan’ın ana fikri bu olmuş. Ben bu ana fikri değiştirmeye gelmedim buraya…(birkaç saniye duraksar).</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Sen iyi kürek çekerim zannediyorsun ama Oxford’lu olma adayı</p>
<p style="text-align: justify;">Stewart’ın Thames’de yaptığı talimleri unutuyorsun. Bu çocuk bir son dakika kazığı atarak hepimizi burstan edebilir. Hiç olmasa hazırlıklı ol.</p>
<h2 style="text-align: justify;">Altıncı Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">STEWART     –  Lord Curzon adına Bizim görüşümüz açık…Barış zamanında</p>
<p style="text-align: justify;">Boğazlardan gece ve gündüz savaş gemilerinin geçişinin serbest bırakılmasını istiyoruz. Ayrıca Boğazların tüm engelleyici donanımlardan ve her türlü askeri savunmadan arındırılmasının kabulünü istiyoruz. Her devlet için Boğazlardan Karadenizde bulunan en güçlü donanma kadar bir donanmayı Karadenize geçirmek yetkisinin tanınmasını istiyoruz. Boğazlardan geçişin ve askerden arındırılmış bölgenin denetlenmesi için Türklerin de katılacağı bir uluslararası komisyon kurulmalıdır. Majesteleri Büyük–Britanya ve İrlanda Birleşik–Krallığı ve Denizler Ötesi İngiliz Ülkeleri Kralı ve Hindistan İmparatorluğu’nun Boğazlar sorunundaki görüşü özetle budur. Şimdi sözü Fransa adına Mösyö Poincare namına Mösyö Riceur’a veriyorum. Buyrun Mösyö Riceur…</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Sayın Curzon namına Stewart Jones dostumuzun önerilerine aynen</p>
<p style="text-align: justify;">katılıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">İTALYA         –   Biz de Lord Curzon namına Sinyor Stewart Jones’un önerilerini</p>
<p style="text-align: justify;">paylaşıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">ÇİÇERİN       –   Müttefikler işte baklayı nihayet ağızlarından çıkardılar. İstekleri biz ve</p>
<p style="text-align: justify;">Türkler için büyük bir tehlikedir. Çarlık zamanında Boğazlar için ne düşünüyorlarsa şimdi aynı uslüpta ve aynı zeminde istekler ileri sürüyorlar. İngiltere, Fransa, İtalya söz birliği etmişler…Oysa bugün geçmiş anlaşmaların tümünü iptal etmiş bir Sovyet Rusya vardır. Sovyet Rusya’nın Boğazlarda ve başka hiçbir ülkede saldırı planı olmadığını buradan açıkça dünyaya ilan ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   (Fısıltı ile)   Dostum Riceur, şu oğlana bak biri buna İkinci Dünya</p>
<p style="text-align: justify;">Savaşı’nda nereye kadar gelmişler anlatsın!</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Bilgisayar tık tıkı (Umut Kerem ile chat yapmaktadır) Kerem’in yanıtı</p>
<p style="text-align: justify;">da tık tıklı…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (Ekolu, Kerem’le chat yapmaktadır.) Boğazlar sorununda bir anlaşmaya</p>
<p style="text-align: justify;">varmanın barış için esas koşullardan biri olduğuna inanıyorum Kerem.</p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğin gibi Lord Curzon’un barış anlaşmasının oluşmasında birinci</p>
<p style="text-align: justify;">derecede rolü var. Bize karşı savaş politikasını izleyen Lyoyd George devrildikten sonra Curzon geldi ve Türkler barış istiyorlar, biz de barış istiyoruz biçiminde tavır koydu. Adamın Boğazlar üstündeki davası Boğazların açık olmasına, donanmalarının Karadeniz’e engelsiz girmesine dayanıyordu biliyorsun. Yani bu adamların bu toplantıda çok önem verdiği iki sorun var. Bir Boğazlar sorunu iki Musul sorunu.  Curzon adına Stewart için doğrudan mücadele zor abi. Bu yüzden müttefiklerle birlikte karşımızda bir cephe oluşturma politikasını esas aldı. Asıl amacı gizleyip bütün müttefikler arasında bize karşı kurulacak cephenin yine şampiyonu. Ben de karşımızda başlıca mücadeleci olarak İngilizleri kabul ettim ve İngiltere’nin diğer müttefikleri ile aramızdaki anlaşmazlıklardan yararlanmayı planladım. Bunun için diğer müttefiklerin sorunlarını çözmeye çalışarak İngilizlere karşı bir doğal barış cephesi kurmaya uğraşıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Bu düşüncen Mudanya Ateşkesi’nde benimsediğimiz plana uygundur.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynen sürdür…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (yüksek sesle) Baylar Bayanlar, Boğazların Türkiye’nin başkanlığında</p>
<p style="text-align: justify;">bir uluslararası komisyon tarafından idare edilmesini ve prensipte geçişlere açık olmasını kabul ediyorum. Ama biz burada Lozan’dayız ve evlerinize dönünce biraz Montreux çalışmanızı tavsiye ederim.</p>
<p style="text-align: justify;">PODYUM      –   Alkışlar, kahkahalar!<strong> </strong></p>
<h1 style="text-align: justify;">ALTINCI BÖLÜM</h1>
<p style="text-align: justify;"><strong>Geçen Bölümlerin Özeti:</strong> Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Ailesi sınavda ondan çok şey beklemektedir. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir.  Katılımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitimdir. Türkiye’de üniversite sınavlarını kazanarak mühendislik okumak isteyen Umut önce kararsız kalmıştır. Ailesinin karşı görüşüne rağmen sonunda kararını verir, sınavlarda başarılı olarak İsmet Paşa olmaya hak kazanır. Sınavda Rıza Nur’u canlandıracak arkadaşı Başar ile tanışır. Umut, Mustafa Kemal’i canlandıracak Kerem ile de tanışır ve onunla taktik ve stratejiler üstünde konuşur. Kerem gitmeden saltanatın kaldırılmasını uygun görür. Hazırlıklar tamamlanır ve on kişilik ekip uçakla Lozan’a gider. Ancak itilaf devletleri temsilcileri oraya henüz gelmemişlerdir. Umut, Başar ve gazeteci rolündeki Zeynep Paris’e giderler. Poincare’yi canlandıracak Georges, Umut’a, itilaf devletlerinin günün koşulları bakış açısından yeni önerilerle gelmeyi hedeflediğini ima ederken Umut, 1922 koşullarının münazaraya esas olmasını arzu etmektedir. Umut’a göre Lozan’a Lozan Antlaşması’nı anlamaya gidilmiştir. Değiştirmeye değil. Sınırlar Misak–ı Milli temelinde kararlaştırılmalı, kapitülasyonlar kaldırılmalı ve azınlıklara yurttaşlara tanınan tüm haklar tanınmalıdır. Bir çok konuda olduğu gibi kapilütasyonların kaldırılması konusunda Fransızlarla sorun yaşanacağı anlaşılır. Paris’den Lozan’a dönülür. Türk delegasyonundan Zeynep Mussolini adına münazaraya gelen genç ile görüşür ve İtalya’nın yaklaşımını öğrenir. Lozan Simulasyonu  başlar. Gençler kıyasıya yarışırken Umut üzülerek Türk delegasyonuna 1922’de yapılan muamelenin yapılmaya çalışıldığını görür. Konferans başında usul ve şekil kuralları tartışılırken göz doldurmaya ve Türk ekibi için gereken konumu kazanmaya çalışır. İsmet İnönü ve Rıza Nur’un yanında tarihte de önemli olmuş Lord Curzon, Barrere, Garroni, Massigli, Venizelos, Montagna, Çiçerin gibi büyük isimleri temsil eden gençler ön plana çıkar.  İngiltiz Lord Curzon’u temsil eden genç Stewart Jones hem çok yetenekli hem de çok kurnazdır. İtilaf devletlerinden diğer gençleri genelde o idare eder. Boğazlar sorunu konusunda Rusya adina Çiçerin namıma gelen genç de tartismalara ateşli bir biçimde katılır.  İlk dönemde ülke sınırları, Boğazlar, kapitülasyonlar ve azınlıklar gibi sorunlar tartışılır. Sınırlar ve Boğazlar sorunları çözülür. Türkiye sınırları teyid edilir. Ancak Batı Trakya Türk yurdu dışında kalır. Boğazlarda presipte geçiş serbestisi tanınır. Sorunlar tartışılırken gençler olaylara bugünün perspektifinden de bakmaya çalışmaktadırlar. Ancak Umut, Lozan’da kazanılanı güncel hesaplara kurban vermek istememektedir. Kararlılıkla Lozan münazarasına ortak tarihlerini anlamak ve teyid etmek için geldiklerini söyler. Lozan herşeyden önce Türkiye’nin meselesidir. Umut, Lozan Antlaşması uzerinde güncel pazarlıklara razı değildir. Başar da konferans boyunca pek çok konudaki çıkışları ile dikkati çeker. Umut ve Başar’ın farklı tarzları gitgide açıklıkla ortaya çıkmaya başlar. Umut, konferans boyunca Türkiye ve özellikle Mustafa Kemal’i temsil eden Kerem ile yazışmalarını sürdürür. Sıra Lozan’da taviz verilmeyen konuların ateşli tartışmasına gelmiştir.</p>
<h2 style="text-align: justify;">Birinci Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Değişik figüran sesler</p>
<p style="text-align: justify;">Umut</p>
<p style="text-align: justify;">Stewart</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MÜZİK           –   Fonda dansa müsait hareketli klasik batı müziği</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT            –   Bir ziyafet akşamıdır. Masa başında konuşmalar, kahkahalar, tabak</p>
<p style="text-align: justify;">çanak, servis sesleri. Kadeh sesleri. Müzik ve efektler diyaloglar</p>
<p style="text-align: justify;">başlayınca fona geçer ve diyaloglar boyunca sürer)</p>
<p style="text-align: justify;">1. SES             –   Bir barış konferansının en iyi tarafı ziyafet kısımlarıdır arkadaşım.</p>
<p style="text-align: justify;">2. SES             –   Sence 1922’den farklı bir metin mi çıkacak?</p>
<p style="text-align: justify;">1. SES             –   Sanmıyorum. Biz 1923’de kalabilelim yeter. Ne dersiniz Mr. Stewart</p>
<p style="text-align: justify;">Jones?</p>
<p style="text-align: justify;">2. SES             –   Seni duymadı. İsmet Paşa ile derin bir sohbete dalmışlar. Ne</p>
<p style="text-align: justify;">konuşuyorlar acaba?</p>
<p style="text-align: justify;">1. SES             –   Doğrusu masa düzenini yapan kimse bize pek şans tanımamış dostum.</p>
<p style="text-align: justify;">Matmazel benimle dans eder misiniz?</p>
<p style="text-align: justify;">3. (KADIN) SES       Hay hay Mösyö. Ama doğru müziği beklesek olmaz mı?</p>
<p style="text-align: justify;">1.2.3.SES        –   Kahkahalar</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Muzaffer General! Sen çok manevraya alışmışsın, bağırmayı çok</p>
<p style="text-align: justify;">seviyorsun.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bunları ne nedenle söylüyorsun ki anlamadım Lord Curzon Stewart.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Ama düşündüklerini Sana yaptırmayacağım! (iki saniye duraksama)</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   (fısıltı ile) General! Ruslarla anlaşmazlığa ne zaman düşecek,</p>
<p style="text-align: justify;">mücadeleye ne zaman başlayacaksınız?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (fısıltı ile) Sır olarak durumumu söyleyeyim mi? Çok gizli olarak</p>
<p style="text-align: justify;">söyleyeyim ki Ruslarla ilişkilerimiz çok yakındır. Çok içtendir. Onlarla</p>
<p style="text-align: justify;">çok içli dışlıyız. Ne de olsa adamlar burnumuzun dibinde! Komşu</p>
<p style="text-align: justify;">komşunun külüne muhtaç!</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART    –   (Bir kahkaha atar) Amatör diplomat! Sen de Lyoyd George gibi amatör</p>
<p style="text-align: justify;">bir diplomatsın!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Kime söylüyorsun bunları? İsmet İnönü’ye mi yoksa onun namına</p>
<p style="text-align: justify;">gelen Umut Türkeri olarak bana mı?</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Sen kime kabul edersen ona olsun! Biz İngilizler Mudanya’yı çok iyi</p>
<p style="text-align: justify;">anlamlandırmışızdır. En ümitsiz zamanda bile dostluğumuzu goztermek için sabırla uğraştık biliyorsun. 1854’ü takip eden yüzyılda hatta şimdilerde çok sabırla uğraştık, uğraşıyoruz. Bak, AB müzakerelerine, orada da gördün. Türkleri kazanmak, kaybetmemek için ciddi bir gayret gösterdik. Biz İngilizler, dostluk veya düşmanlık yönünü bir kere tuttuktan sonra onu binbir sebat ve çaba, inat ile izler; hedefe varmak için, büyük küçük tüm memurlar uyum içinde birbirimizi tamamlayarak çalışırız.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Sana karşı bir sevgi ve saygı hissi içimde kalacak. Ama o emperyal</p>
<p style="text-align: justify;">devlet adamı havalarını biraz yumuşatıp çağa ayak uydurman gerek. Bir</p>
<p style="text-align: justify;">de o hacker’lara söyle. Ne gerek var  Allah aşkına böyle cambazlıklar. Bizim şifreleri kırmaya uğraşmasınlar! Çağ değişti. Doğu Telgraf Hattı döneminde değiliz.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     – (Kahkaha atar) Doğrusu benim haberim yok. Sen de mühendissin, değil</p>
<p style="text-align: justify;">mi?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Umut olarak daha lise sonda olduğumu söyleyebilirim. Ama evet biraz</p>
<p style="text-align: justify;">hacker’cılıktan ben de anlarım.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   AB’ye girmeye kararlı görünüyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Doğrusu biz kararlıyız da, Sizlerin bazı hesapları bırakıp bir barış</p>
<p style="text-align: justify;">projesine inanmanız gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Doğru. Önemli bir barış projesidir Avrupa Birliği. Almanya, Fransa</p>
<p style="text-align: justify;">köprüsünün kurulması önemli bir barış projesidir. Doğu Bloğu bunun ikinci ayağı olmuştur. Şimdi sıra Türkiye.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   İngiltere’nin yerini nasıl görüyorsun?</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Oldukça zor bir soru sordun.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bazı konular menfaat çatışması olarak görülüyor. Siz öyle diyorsunuz</p>
<p style="text-align: justify;">biz böyle. İyi niyeti ispat etmek her iki taraf için de zor olsa gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Ohooo. Biz ne kötü niyetlerden ne barışlara imza atmış bir kıtayız.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ben de iyimser olmak istiyorum. Ama şu Lozan simulasyonunda,</p>
<p style="text-align: justify;">birbirinizi ne kadar pohpohladığınızı gördükçe kendimi yanlız</p>
<p style="text-align: justify;">hissediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Dostluk başka iş başka. Ama bak. AB içinde dahi ne farklılıklar ne</p>
<p style="text-align: justify;">kavgalar var. Girdikten sonra gördük biz. Siz de göreceksiniz. Önemli olan çok seslilik. Lozan’a gelince. Neticede ortak tarihtir. Olumlu da olsa olumsuz da! Bizlerin ortak tarihidir ve birbirimizi sevsek de yesek de şu yaşlı kıtada çok şey yaşadık birlikte. Dostlar kadehimi Lord Curzon’un ve İsmet Paşa’nın aziz hatıraları için kaldırıyorum!</p>
<p style="text-align: justify;">SESLER         –   (On-onbeş kişilik grup hep bir ağızdan) A votre sante!</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK           –   İyice kuvvetlenir. Efektler sürmektedir. Beş saniye daha sürer ve sahne</p>
<p style="text-align: justify;">biterken azalarak söner.</p>
<p style="text-align: justify;">
<h2 style="text-align: justify;">İkinci Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Stewart</p>
<p style="text-align: justify;">Başar</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">STEWART     – Doğrusu Ruslarla ilişkiniz düşman çatlatır türden! Dünkü ziyafette</p>
<p style="text-align: justify;">Umut’la da konuştuk. Bana Ruslarla aranızın pek sıkı fıkı olduğunu</p>
<p style="text-align: justify;">söyledi Başar.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Bizim Ruslarla dostluğumuza pek de kulak asmamalısınız. Aslen biz de</p>
<p style="text-align: justify;">sonuçta sizinle sıkı fıkı bir ilişki isteriz istemez miyiz? Ülkemizde refahın kurulması gerek. Eh savaşlarda belimiz çok büküldü, büyük imar projelerine gereksinimimiz var.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Tabii ben de öyle düşünmüştüm zaten. Neticede 1920’lerin yıkık</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’sinden bahsediyoruz, değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Herkes kabul etse ne iyi olur. Aslında benim fikrimdir canım. Irak’ta</p>
<p style="text-align: justify;">masraf edeceğinize biz size jandarmalık ederiz. Irak size isyan ederse size bir ordu dahi veririz. Size doğuda bir güç lazım. Yunanistan işe yaramadı. Bu yetenek bizde fazlasıyla var. Ne dersiniz? Yani bunlar 1922’ler için çok parlak fikirler değil mi? Hele hele bugüne baktığında Stewart’çığım?</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Bunlar güzel sözler de dostluğumuz için güvenceyi nasıl alacağız?</p>
<p style="text-align: justify;">Sizde sürekli bir hükümet siyaseti yok ki! Ya birden bire değişirse her şey.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Birden bire cevap bulmak zor ama Fransızları bölgeden atmak</p>
<p style="text-align: justify;">istemediniz mi? Bize güvenmeniz gerek. En azından bu konuları müzakere edelim. Sizlerle dost olmalıyız. Siz bizim biz sizin dostluğumuza muhtaçsınız. Hem 2005’den geriye bak. Musul’u bize verip petrol imtiyazı alsaydınız işiniz daha kolay olabilirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   O bilinmez. Sonuçta bizimle birlikte Irak savaşına girmediniz ki! Hem</p>
<p style="text-align: justify;">de kuzey cephesini engellediniz…</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Musul’u bize verseydiniz bizi savaşa daha rahat sokardınız Mr.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Musul Musul. Gidin o zaman Suriye’yı alın. Bir darbe yeter. Yani 1922</p>
<p style="text-align: justify;">açısından diyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Sen işini iyi öğrenmişsin Patron! Fransa ile asırlık rekabetinizde size</p>
<p style="text-align: justify;">yardım etmemizi istiyorsanız bazı konularda siz de bize yardım edin derim.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Nerede?</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Kapitülasyonlarda mesela! Suriye’yi Fransızlardan alır Size veririz.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   (Kahkaha atar)</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Alın istediğiniz petrol imtiyazlarını, verin bize Musul’u o zaman.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Musul’u size vermek tepeden Bağdat’a inmeniz demek. Ben iki şehir</p>
<p style="text-align: justify;">arasında bir dağ bilmiyorum. Seninle iyi iş yapardık belki ama&#8230;Ben İngiltere adına buraya gelip Musul’u size hediye etsem, akli dengemden şüphe etmezler mi sence?</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Musul’da halkın çoğunluğu Türk iken plebisit yapılsın o zaman. Halk</p>
<p style="text-align: justify;">karar versin</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Buna şiddetle direneceğimi biliyorsunuz. Sakın aklınızdan bile</p>
<p style="text-align: justify;">geçirmeyin. Oradaki halk seçme kabiliyetini haiz değil!</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Böyle yanlı bir argüman görmedim.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Yani benden Musul’u oradaki halkın kararına bırakıp İngiltere’ye</p>
<p style="text-align: justify;">dönmemi mi istiyorsunuz? Bazı konular halkın kararına bırakılamayacak kadar önemlidir. Hele halk bizim halkımız değilse!</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Tarih bir gün hesap soracak.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Bize değil!</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<h2 style="text-align: justify;">Üçüncü Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Milanese</p>
<p style="text-align: justify;">Venizelos</p>
<p style="text-align: justify;">Başar</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                       Toplantı salonu (Yirmi otuz kişi bulunmaktadır. Buna uygun ses ve kıpırtı efektleri, masa başı kağıt, bilgisayar sesleri)</p>
<p style="text-align: justify;">MILANESE   –   (Gong sesi ile başlar) Arkadaşlar İtalya adına Mösyö Montagna namına</p>
<p style="text-align: justify;">alt komisyon başkanı Milanese olarak toplantımızı açıyorum. Siyasi Komisyona dahil alt komisyonumuz Nüfus ve Mübadele işleri ile ilgilenecek. Bu konuda yapılan en önemli öneri Türkiye’de bulunan Yunan ve Yunanistan’da bulunan Türk halklarının değişimidir. Yani, Türkler Türkiye’ye, Yunanlılar Yunanistan’a. Bu, halklar arasında bu ana dek meydana gelmiş elim olayların unutulmasında ve barışın ve komşuların birbirlerinin toprak bütünlüğüne ve ulusal düzenlerine saygı göstermesini sağlamaya yönelik bir önlem olacaktır. Ayrıca iç çatışmaları ve tahrikleri de önleyecektir. Buyrun Mösyö Kiriakaki Yunanistan adına söz Sizin. Mösyö Venizelos namına görüşlerinizi bildirin lütfen!</p>
<p style="text-align: justify;">VENİZELOS –  Ahali mübadelesini kabul ediyoruz. Ancak İstanbul istisna tutulmalı.</p>
<p style="text-align: justify;">Istanbul’un tarihsel ve kültürel önemi ve Ortodoks Patrikanemiz açısından yeri malum. Batı Trakya Türkleri de. Bir de azınlıkların hakları meselesi var. Dinsel, dilsel ve etnik azınlıkların&#8230;(sözü kesilir)</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –  Irkça, dilce, dince azınlık istiyor bunlar yahu…Hallaç pamuğu gibi</p>
<p style="text-align: justify;">Atacaksınız bizi. Biraz daha gayret ederseniz Türkiye’deki karıncaları da azınlık yapacaksınız .</p>
<p style="text-align: justify;">MILANESE   –   Mösyö Rıza Nur adına Başar&#8230;lütfen kesme de konuşsunlar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">VENIZELOS –   Sizin kanunlarınız din. Dininiz Müslüman Müslümanlık ile</p>
<p style="text-align: justify;">Hıristiyanları yönetemezsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Filan falanı bırakalım açık konuşalım. Biz laik cumhuriyeti kuracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Anlatamadım galiba? Bir daha söylememi ister misiniz? Bu laik cumhuriyette&#8230;(Sözü kesilir)</p>
<p style="text-align: justify;">VENIZELOS –   Ne olurmuş Mösyö?</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Hıristiyanlar da askere gitmeli!…</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES       Fransa adına şöyle söyleyeyim. Sonuçta Avrupai bir medeni kanun</p>
<p style="text-align: justify;">uygulanacaksa artık hırıstiyanlar için bir takım imtiyazlar istemek</p>
<p style="text-align: justify;">doğru değil. Hıristiyanlar da medeni yasaya tabi olacaklarsa yani.</p>
<p style="text-align: justify;">MILANESE   –   Karşılıklı laf atacaksak burası kafeye döner ve ben ne diye Montagna</p>
<p style="text-align: justify;">adına başkanlık yapıyorum ki o zaman! Lütfen herkes görüşlerini bir düzen halinde ifade etsin. Yazı kurulu bu atışmaları takip etmekte zorlanıyor! Bu işi uzatmayalım. Neticede İstanbul’daki Rumlar ve Doğu Trakya’daki Türkler hariç her iki ülke topraklarındakiler yer değiştirecek. Tabii savaşta bazı sorunlar yaratmış olanları da affetmek gerekli.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Demesi kolay. <strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<h1 style="text-align: justify;">YEDİNCİ BÖLÜM</h1>
<p style="text-align: justify;"><strong>Geçen Bölümlerin Özeti:</strong> Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Ailesi sınavda ondan çok şey beklemektedir. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir.  Katılımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitimdir. Türkiye’de üniversite sınavlarını kazanarak mühendislik okumak isteyen Umut önce kararsız kalmıştır. Ailesinin karşı görüşüne rağmen sonunda kararını verir, sınavlarda başarılı olarak İsmet Paşa olmaya hak kazanır. Sınavda Rıza Nur’u canlandıracak arkadaşı Başar ile tanışır. Umut, Mustafa Kemal’i canlandıracak Kerem ile de tanışır ve onunla taktik ve stratejiler üstünde konuşur. Kerem gitmeden saltanatın kaldırılmasını uygun görür. Hazırlıklar tamamlanır ve on kişilik ekip uçakla Lozan’a gider. Ancak itilaf devletleri temsilcileri oraya henüz gelmemişlerdir. Umut, Başar ve gazeteci rolündeki Zeynep Paris’e giderler. Poincare’yi canlandıracak Georges, Umut’a, itilaf devletlerinin günün koşulları bakış açısından yeni önerilerle gelmeyi hedeflediğini ima ederken Umut, 1922 koşullarının münazaraya esas olmasını arzu etmektedir.  Umut’a göre Lozan’a Lozan Antlaşması’nı anlamaya gidilmiştir. Değiştirmeye değil. Sınırlar Misak–ı Milli temelinde kararlaştırılmalı, kapitülasyonlar kaldırılmalı ve azınlıklara yurttaşlara tanınan tüm haklar tanınmalıdır. Bir çok konuda olduğu gibi kapilütasyonların kaldırılması konusunda Fransızlarla sorun yaşanacağı anlaşılır. Lozan’a dönülür ve konferans başlar. Türk delegasyonundan Zeynep Mussolini adına münazaraya gelen genç ile görüşür ve İtalya’nın yaklaşımını öğrenir. Lozan Simulasyonu  başlar. Gençler kıyasıya yarışırken Umut üzülerek Türk delegasyonuna 1922’de yapılan muamelenin yapılmaya çalışıldığını görür. Konferans başında usul ve şekil kuralları tartışılırken göz doldurmaya ve Türk ekibi için gereken konumu kazanmaya çalışır. İsmet İnönü ve Rıza Nur’un yanında tarihte de önemli olmuş Lord Curzon, Barrere, Garroni, Massigli, Venizelos, Montagna, Çiçerin gibi büyük isimleri temsil eden gençler ön plana çıkar.  İngiltiz Lord Curzon’u temsil eden genç Stewart Jones hem çok yetenekli hem de çok kurnazdır. İtilaf devletlerinin diğer temsilcilerini genelde o idare eder. Boğazlar sorunu konusunda Rusya adina gelen genc de tartismalara atesli bir biçimde katılır. İlk dönemde ülke sınırları, Boğazlar, kapitülasyonlar ve azınlıklar gibi sorulnlar tartışılır. Sorunlar tartışılırken gençler olaylara bugünün perspektifinden de bakmaya çalışmaktadırlar. Ancak Umut, Lozan’da kazanılanı güncel hesaplara kurban vermek istememektedir. Kararlılıkla Lozan münazarasına ortak tarihlerini anlamak ve teyid etmek için geldiklerini söyler. Lozan herşeyden önce Türkiye’nin meselesidir. Umut, Lozan Antlaşması üzerinde güncel pazarlıklara razı değildir. Sınırlar, Boğazlar, azınlıklar ve nüfüs mübadelesi ile kapitülasyonlar konusunda tartışmalar çetin geçer ve sonuca bağlanır görünür. Musul konusu ve kapitülasyonlar askıdadır. Bu arada,  İtilaf devleti temsilcileri Sevr’i andıran öneriler vermekten geri kalmamaktadır. Başar da konferans boyunca pek çok konudaki çıkışları ile dikkati çeker. Umut ve Başar’ın farklı tarzları gitgide açıklıkla ortaya çıkmaya başlar. Umut, konferans boyunca Türkiye ve özellikle Mustafa Kemal’i temsil eden Kerem ile yazışmalarını sürdürmektedir.</p>
<h2 style="text-align: justify;">Birinci Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">Umut</p>
<p style="text-align: justify;">Sesler</p>
<p style="text-align: justify;">Dikran</p>
<p style="text-align: justify;">İsviçreli</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">EFEKT           (Bilgisayar tıktıkı. Bilgisayar sesi. Umut’un monoloğu boyunca fonda</p>
<p style="text-align: justify;">sürer)</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (Ekolu) Sevgili Şila, Sana Lozan’dan, odamdan yazıyorum. Kusura</p>
<p style="text-align: justify;">bakma sahte isimli bir hotmail açmak durumunda kaldım çünkü, İngilizlerin hackerları iş başında gibime geliyor. Kimbilir, Seni keşfedip Senin destinasyona gelen mailleri de okuyorlardır. Kerem ile şifreli yazışıyoruz! Gülme, ciddi. Bazı herifler buraya hackercılık oynamaya gelmiş. Geçen gün konferans salonundaki giriş şifremi kırmışlar. Allahtan o bilgisayarda hiç bir şey bulundurmuyorum. Konferans sırasında tutulan notları hemen kendi Notebookuma aktarıyorum! Sevgili Şila, ne kadar yorgunum bilemezsin. Günlerdir kendi kendime kaldığım zamanlar çok sınırlı. Ama hoşuma gidiyor insanın inanır mısın? Gerçekten önem taşıyan işlermiş, şimdi düşünüyorum da! Biz birkaç sayfa ile yarı şaka yarı ciddi tarih hocasını dinleme lütfunda bile bulunmazken, kitapların o sayfalarında ne yaşamlar, ne önemli kaderler gizliymiş. Koca koca ulusların orduları birbirleri ile savaşa girmek üzere silahlarının başında ve karşı karşıya beklerken bir barış görüşmesini başarıyla sonlandırmak bence en zor bilgisayar programı yapmaktan daha zor. Elinde canlar tutuyorsun. Cerrahlık gibi. Bilgisayara istediğin komutu veriyorsun ve seni dinliyor. Oysa insanlarla anlaşmak, onları tanımayı, herşeyden once, kendini tanımayı gerektiriyor. Geceler boyunca uykusuz kalıp çalışıyorum, tarihimizi daha iyi anlamaya uğraşıyorum. Curzon namına gelen çocukla cedelleşebilmek, itilaf devletlerini bölebilmek için taktikler geliştiriyorum. Gerçekten bitkinim ve bu bitkinlik içinde kafamda bir sürü tilki dolaşıp hiçbirinin kuyruklarının birbirine değmemesi gerekiyor. Zayıfladım inanır mısın? Ama kaşeksiden ölme noktasına da gelsem bu işten alnımın akı ile çıkmadan dönmeyeceğim. Sen nasılsın güzelim? Okulu bıraktım deme, bozuşuruz. Ama dönünce anlatırım herhalde aynı okulda buluşamayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT            –   Kapı çalar.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (Bilgisayar tıktıkı) Kapı çalıyor, sonra yazarım. Öpüldünüz. Tabi</p>
<p style="text-align: justify;">canım!</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT            –   Kapı daha gürültülü olarak çalınır.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Girin. Girin.</p>
<p style="text-align: justify;">SES                 –   Eski Osmanlı nazırı Narodunkyan sıfatı ile burada bulunan biri</p>
<p style="text-align: justify;">görüşmek istiyor sizinle.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Narodunkyan mı? Bu nereden çıktı şimdi.?</p>
<p style="text-align: justify;">SES                 –   İstanbul’dan gelmiş.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   İstanbul’dan mı? Türk vatandaşı mı?</p>
<p style="text-align: justify;">SES                   Tabii Türk vatandaşı. Ne olacak ki!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –    (Sinirli) Nereden bileyim ne olacak! (Öfler püfler) Peki içeri alın…</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Kapı açılır, kapanır.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Dikran! Dikran Sen miydin? Oğlum ne geziyorsun sen burada Allah</p>
<p style="text-align: justify;">aşkına!</p>
<p style="text-align: justify;">DİKRAN        –   Sen ne geziyorsan ben öyle geziyorum abi…Konferansta görevliyiz</p>
<p style="text-align: justify;">herhalde&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Buraya geleceğini bana neden söylemedin oğlum? Bi de sınıf</p>
<p style="text-align: justify;">arkadaşıyız. Özgür Hoca bunu benden nasıl saklayabildi şaşıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">DİKRAN        –   Özgür Hoca’nın haberi mi vardı! Bizim ekibin danışmanı başkası.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Buralara geliyorsun ve bunu benden saklıyorsun ha?</p>
<p style="text-align: justify;">DİKRAN        –   Saklamasam bursu nasıl alacağım. Kerem ve sen ne yapar eder,</p>
<p style="text-align: justify;">engellerdiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Senin misyonun ne?</p>
<p style="text-align: justify;">DİKRAN        –   Biz de kendimize biçilen rolü oynayacağız herhalde! Bir Ermeni yurdu</p>
<p style="text-align: justify;">isteyeceğim, Sen de kabul etmeyeceksin. Roller bu. Ama bu benim</p>
<p style="text-align: justify;">istemiş olduğumu tutanaklara geçirecek.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Başar’ı küplere bindiren Sen miydin yoksa? Dün aramışsın. Moralini</p>
<p style="text-align: justify;">bozmayayım, söylemeyeyim dedi. Boşuna uğraşıyorsun. Ben</p>
<p style="text-align: justify;">de böyle talepleri ortaya atasın diye seni soktukları toplantıların</p>
<p style="text-align: justify;">hiçbirine gitmem.</p>
<p style="text-align: justify;">DİKRAN        –   Sen de mi Başar kadar kötü diplomatsın yoksa. Artık bana kulak versen</p>
<p style="text-align: justify;">iyi edersin.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Başar’ın diplomatlığı senden mi soruluyormuş?</p>
<p style="text-align: justify;">DİKRAN        –   Bana kulak vermelisin dedim. Bu çok önemli&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Sana kulak verirdim. Sınıf arkadaşından gerçeği saklamasa idin.</p>
<p style="text-align: justify;">DİKRAN        –   Ben sana bazı tarihi gerçeklerden sözetmek isterim. Bunları İstanbul’da</p>
<p style="text-align: justify;">dinlemezsin ama burada dinlemen yararına olur! Mesela Birinci Dünya</p>
<p style="text-align: justify;">Savaşı esnasında olup bitenler.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bizim ne geçmişte ne de Birinci Dünya Savaşı’nda Ermenilerle Türkler</p>
<p style="text-align: justify;">arasında geçen olaylarla bir ilişkisi olmamış insanlar adına burada bulunduğumuzu bilmiyor musun? Sözü edilen olayların tümü ile dışında kalmış yeni insanlar adına geldik. Lozan’da kurulacak devlet yeni bir devlet. Ortak yurdumuzu birlikte onarıp ilerleten insanlar olmak hedef değil mi?.</p>
<p style="text-align: justify;">DİKRAN        –    Yanlış anlama ama Konferansta bir Ermeni yurdu isteyeceğim. Eğer</p>
<p style="text-align: justify;">artık genel geçer olan haklarımızı teslim etmezsen. Lozan’da bize tanınan haklardan fazlasını istemiyoruz. Ama Umut Sen de biliyorsun ki Lozan tam anlamı ile uygulanmadı. Bence çok iyi bir antlaşma ve ulusumuz için en iyisi. Amma&#8230;Tam anlamı ile uygulanmadı!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Biz burada Lozan simulasyonu yapıyoruz. Lozan’da kabul edilenlerin</p>
<p style="text-align: justify;">üstünde bir pazarlık yapamam. Lozan’da kabul edilen her maddeyi tek  tek ben de okudum, inceledim. Azınlıklara verilen haklar gerçekten çok ileri bir düzeyde. Ama bizlerin, daha üniversiteye bile girmemiş olan bizlerin, büyük bir tarihi antlaşmayı ameliyat masasına yatırıp orasını burasını kurcalama yeterliğine sahip olduğumuzu sanmıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">DİKRAN        –   Ben öyle düşünmüyorum. O zaman konferansta Ermeni yurdu isteme</p>
<p style="text-align: justify;">tarihi simulasyonunu yaparım ve iş biter. Bu simulasyonu yapmam</p>
<p style="text-align: justify;">senin işine gelir mi?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Sen tarihten ders almışsan bunu yapma ve samimiyetini göster o zaman.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben de Sana Lozan’da azınlıklar yararına getirilen maddelerin</p>
<p style="text-align: justify;">gerçekten uygulanıp uygulanmadığına ilişkin bir makale yazayım Türkiye’ye dönünce.</p>
<p style="text-align: justify;">DİKRAN        –   Bunları çoktan çalışıp gelmeliydin buraya.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Lozan’da tanınan haklar yeter de artar bile.</p>
<p style="text-align: justify;">DİKRAN        –   Tamam işte&#8230; Ben de konferansta Lozan’da tanınan haklar yeter de artar</p>
<p style="text-align: justify;">demeni ancak bunun Türkiye’de tam olarak uygulanmadığını söylemeni istiyorum. O zaman Ermeni yurdu sorununu kapatır, geçer giderim!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ben buraya Lozan’dan sonrasını ve Lozan’ın uygulanmasını tartışmaya</p>
<p style="text-align: justify;">değil, Lozan Antlaşmasını kurma simulasyonuna geldim!</p>
<p style="text-align: justify;">DİKRAN        –   O zaman bana da Lozan simulasyonuna uyar biçimde Ermeni yurdu</p>
<p style="text-align: justify;">istemekten başka çare kalmıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Hem senin Ermeni yurdu dediğin yer neresi, nasıl şey o Ermeni yurdu?</p>
<p style="text-align: justify;">DİKRAN        –   Türkiye’nin bir yeri ayrılacak denmişti biliyorsun.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Neresi denmişti? Doğu mu, Güney mi, Batı mı, söyle de ben de</p>
<p style="text-align: justify;">bileyim.</p>
<p style="text-align: justify;">DİKRAN        –   Nerede olursa olsun! Bizim toplanıp yaşayacağımız bir yer denmişti</p>
<p style="text-align: justify;">ya…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Sen bunları inanarak söylemiyorsun. Samimi değilsin. Sırf rol olarak</p>
<p style="text-align: justify;">söylüyorsun. Bursu almak için.</p>
<p style="text-align: justify;">DİKRAN        –   Sen her söylediğini inanarak mı söylüyorsun? Sen burs almayacak</p>
<p style="text-align: justify;">mısın?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bak ben Lozan’a inanmasam sırf film çevirmek ve burs almak için</p>
<p style="text-align: justify;">gelmezdim buraya. Beni biraz tanırsın sanırdım.</p>
<p style="text-align: justify;">DİKRAN        –   Hala bir sürü mesele var. Biz bu savaşı bırakmayız Umut.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Dikran, ciddi olalım. Ne savaşı. Ne bizi? Senin benimle görüşmeni</p>
<p style="text-align: justify;">ciddiye aldım. Bir an aynı vatanın evlatları olarak, bir sınıf arkadaşı olarak ilişkilerimizi düzenlemek için gerçekten yararlı olabilirsin diye düşündüm. Can kulağı ile dinledim seni. Ama konferansta istediğin konuları konuşmazsam yurt talebinden vazgeçmeyeceğini söylüyorsun. Bu şartlı öneri senin yurt talebinin ciddi olmadığını, bir tehdit unsuru olduğunu gösterir ki ben de eminim zaten böyle bir talebi ciddi ciddi yapmayacağını. Fakat şu aşamada Lozan’ı aşan konuların Lozan simulasyonunda tartışılmasını uygun görmüyorum. Bunları ayrı bir toplantıda konuşur tartışırız. Ama Türkiye’de… Yeri burası değil…</p>
<p style="text-align: justify;">DİKRAN        –   O zaman ben de tarihte ne yapılmışsa onu yaparım.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Çağdaş Türkiye’nin geleceğinin konuşulacağı konferansta tutup</p>
<p style="text-align: justify;">fırsattan yararlanmak üzere bizi yıpratacak bir takım talepler ortaya atarsan bil ki bu aramızdaki güveni ve içten havayı sarsacak, hatta yokedecek, boğacak. İstanbul’da benim yüzüme nasıl bakacaksın o zaman! Siz de kimsiniz? Odaya ne zaman girdiniz?</p>
<p style="text-align: justify;">İSVİÇRELİ    –   Ben İsviçreli bir Profesörü oynuyorum. Bu işin uzmanıyım. İzin</p>
<p style="text-align: justify;">verirsen, bir iki laf da ben edeyim. İyi de Ermeni davası nasıl çözülecek o zaman? Hala süren bir çok tartışma konusu var. Lozan Konferansı’nın replikleri ile bu sorun çözülmez. Güncel konuları Lozan perspektifinden ortaya atalım ve soruna yeni maddelerle çare aransın.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bir kere Senin bu meseleye karışmaya hiç hakkın yok. Dikran ile aynı</p>
<p style="text-align: justify;">ülkenin, kardeş kültürlerin çocuklarıyız. Sınıf arkadaşıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">İSVİÇRELİ    –   Avrupa Birliği perspektifinden Lozan’a bakalım diye yapıldı bu</p>
<p style="text-align: justify;">konferans! Doğulu kardeşlik hikayelerini bırakalım. Daha geçen gün</p>
<p style="text-align: justify;">Mısır’lı bir diplomatı oynayan bir Arap çocukla yemek yedim. Başar Beyin hiç de kardeşçe davranmadığını söyledi. Yani kardeşlerinizse bu Araplar neden onlara da bir kıyak yok. Suriye’yi alın Araplara hediye edin mesela, di mi?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Sen aklını mı kaçırdın? Sapla samanı birbirine karıştırıyorsun oğlum</p>
<p style="text-align: justify;">sen!</p>
<p style="text-align: justify;">İSVİÇRELİ    –   (Alaycı) Avrupa Birliği perspektifinden Lozan’a bakalım diye yapıldı</p>
<p style="text-align: justify;">bu konferans! Tekrarlamamda bir sakınca yok herhalde!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bu konferansın ne için yapıldığını Senden değil yönergeden öğrenirim.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca AB perspektifinden bir yere bakamayacak tek kişi varsa bu</p>
<p style="text-align: justify;">konferansta o da sensin. Bir kere AB adayı bile değilsin. Ne hakla konuşuyorsun ki?! Sana bir şey söylemek istiyorum. Ben bu konuların dışarıda, aramızda yemeklerde, oyunlarda tartışılmasına sonuna kadar varım. Oturup yemek yiyelim ve konuşalım. Leman gölünde kürek çekerken konuşalım ama benimle resmi simulasyonlarda Lozan’ı tartışma konusu yapmak istiyorsanız buna karşıyım. Ben buraya Lozan 1922 yılında neden imzalanmak zorunda idi anlatmaya geldim, sizlerle ortak tarihi paylaşmaya geldim. Tezim budur. Lozan’ı masaya yatırmaya gelmedim. Ülkemi kuran antlaşma üstüne tuhaf pazarlıklar yapmam. Bu, bizim işimiz değil. Bizim işimiz konuları öğrenmek. Er olmadan baş yarmak mı istiyorsunuz?  Senin istediğin yurttaşlar arasına nifak sokmak. Ben buna izin vermem.  Şimdi izin verirseniz yazılacak e–maillerim var!</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT           –   Kapı açılır, hafif çarpılır (Gelenler  çıkmıştır).</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<h2 style="text-align: justify;">İkinci Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">DIŞ SES         –   (Bağırarak) Oturum başlıyor. Lütfen acele edelim. Lütfen,. Lütfen&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">EFEKT           – Bir kaç kişinin hızlı adımları, flaş patlamaları. Salona giden koridor</p>
<p style="text-align: justify;">gürültüleri.</p>
<p style="text-align: justify;">AMERİKALI –   Toplantıya giderken böldüğüm için özür dilerim Başar, şey yani Rıza</p>
<p style="text-align: justify;">Nur. Biz Amerikan delegasyonunun Lozan Konferansı’nı dikkatle gözlemlediğini biliyorsunuz. Azınlıklarla ilgili işler ve ayrıcalıklar çok büyük önem taşıyor. Bu bağlamda ve yeri gelmiş iken Ermenilere bir yurt vermeniz insaniyet adına uygun olur diye düşünüyorum. Bu durum barışın biran önce gerçekleşmesine çok önemli bir katkı sağlayacaktır. Lozan Nihai Metninin ABD Senato’su tarafından onaylanmama nedenini biliyorsun. Bu sorunu burada çözersek UNICEF’in gozünü doldurmuş oluruz. Hem de bugün&#8230;şey  olurken&#8230;(sözü kesilir)</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR            Yahu bizim memleket pek rahat değil, biliyorsun, neticede savaştan</p>
<p style="text-align: justify;">yeni çıktık biliyorsunuz değil mi Mister? Siz verin de rahat olsun…Ne</p>
<p style="text-align: justify;">olacak Teksas’ı felan verin. Rahat edersiniz.  Nasılsa sorun insaniyet ya!</p>
<p style="text-align: justify;">AMERIKALI      – Hayır sözu gelmişken&#8230;(sözü kesilir)</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR            Sözü mözü gelmedi bence. Bak şu toplantı salonunun önünde</p>
<p style="text-align: justify;">bekleyen Ermeni, Asuri, Geldaniler var ya! Onları bana dinletmeyi istiyorlar. Ben bu nedenle oturuma katılmaktan vazgeçmeyi dahi düşünürken sen kalkmış yol üstünde memleket vermemi istiyorsun. Topnatının gündemi burada bize hep yapıldığı gibi daha bir saat önce geldi. Neden acaba? İnceleme yapamamamız, yanıt hazırlayamamamız için mi? Sen gündemi benden önce takip edecek konumdasın gibi. Baksana konuşulacak her noktayı şimdiden biliyor gibisin. Elimdeki kağıtta yazanı da bilirsin belki, bak ne yazıyor gündem bildirisinde: Bugün Ermeni, Asuri ve Geldani delegasyonu dinlenecek. Yoluma çıkıp taşı gediğine mi koyacaksın? Bunu Amerikan teklifsizliği olarak mı kabul edeyim yoksa ne olarak kabul edeyim?</p>
<p style="text-align: justify;">AMERIKALI –   Size kolaylıklar dilerim Mr. Nur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Podyum kıpırtıları, konuşmalar, kapı açılıp kapanmaları, fonda belli</p>
<p style="text-align: justify;">belirsiz ananonslar</p>
<p style="text-align: justify;">MILANESE   –   Tamaam. Rıza Nur’umuz da geldi. Başlayabiliriz&#8230;Bakın azınlıklar</p>
<p style="text-align: justify;">alt–komisyonu başkanı olarak bazı konuları açıklıkla tartışmamız</p>
<p style="text-align: justify;">vaktinin geldiğini sanıyorum. Bunlardan en önemlisini hepimiz biliyoruz. Tüm dünya biliyor. Şimdi Bulgar delegasyonunu dinlemekte yarar görüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Bulgar Delegasyonu mu? Ama arkalarında kimler var. Biraz önce</p>
<p style="text-align: justify;">kapının önünde bekleyenlerin kim olduklarını biliyorum! Bu tip</p>
<p style="text-align: justify;">oturumlara katılamayız ve bunlar resmi oturum olarak tutanağa yazılamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">MILANESE   –   Ama Mr. Nur., Başar! Lütfen!</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Azınlıklar konusunu tartışalım ama söz konusu olan Türkiye’nin</p>
<p style="text-align: justify;">insanlarıdır. İtilaf devletleri Ermenileri kendilerine siyasal alet yapmışlar, ateşle saldırtmışlardır. Kendi devletleri aleyhine isyan ettirmişlerdir. Bunun sonucu isyancıların zorla yola getirilmeleri olmuştur. Zorla yola getirilme, hastalık, açlık ve göçlerle kırılmışlardır. Bunun tüm sorumluluğu bize mi ait? Değil tabii. İtilaf devletlerine ait. Eğer Ermenilere ödül gerekirse siz verin. El malı ile dost mu kazanılır! Millet mazlum, bağımsızlık ve yurt gerekirmiş onlara. Biz mazlumluğu anlayışla karşılarız. Ama mazlum millet bir tane mi dünyada? Mısır daha dün kan içinde çalkalandı. Hindistan, Tunus, Cezayir, Fas özgürlüklerini istiyorlar! Hatta İrlandalılar yurtları için, özgürlükleri için  yüzyıllardır ne kadar kan döktüler?! Siz önce bunlara bağımsızlıklarını verin, yurtlarını verin, hatta geri verin…Ben bu okuduklarınızı yok sayıyorum ve oturumu terk ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">SESLER         –   Homurtular, itiraz sesleri. Protestolar.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   (Efekt: Sıra kapağını çarpar. Kitapları fırlatır) Sizi dinlemeyeceğim</p>
<p style="text-align: justify;">dedim, bu adamları getirirseniz toplantıya gelmem dedim, getirdiniz ve</p>
<p style="text-align: justify;">dayatma yapmak istiyorsunuz. Ne haliniz varsa görün bu adamlarla, benim için bu oturum yoktur!</p>
<p style="text-align: justify;">MILANESE   –   Oturumu terk edemezsiniz Mösyö! Mösyö şey, Mösyö Rıza Nur</p>
<p style="text-align: justify;">namına Başar! Terk edemezsiniz! Konferanstan ihracınız&#8230;(sözü kesilir)</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Öyle bir ederim ki haydi kalkın millet, kalkın da gidelim. Sen kal</p>
<p style="text-align: justify;">Zeynep, kal da arkamızdan ne halt edecekler rapor edersin gazetene!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">EFEKT           –   Hışımla kapı çalma ve odaya giriş. Kapıyı çarpma.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Abi duruma müdahale et. Kafamı fena attırdılar! İtirazım var ve</p>
<p style="text-align: justify;">asabiyim!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Tamam da oğlum ne dedin ki sen bu adamlara. Bunların emeli zaten</p>
<p style="text-align: justify;">bizi sinirli tipler olarak göstermek. Çok sinirli olduğunu söylüyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –    Abi tarihte belli bu. Bu kadar üste çıkılmaz ki!…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   İyi de adamlar artık bununla biz bir masaya oturmayız diye nota</p>
<p style="text-align: justify;">yazmışlar abi. “Her şeyi hakaret görüyor, sanal konferans mı yoksa</p>
<p style="text-align: justify;">1922’deki savaşlarımı veriyoruz anlamadık” demişler.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Abi ne çabuk yazmışlar notayı. Şunun şurasında beş dakka olmadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunların her notası hazır galiba. Duruma göre çekmeceden çıkartıp veriyorlar! (İki saniye duraksama ve sessizlik)</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   (Yüksek tondan) Abi madem sanal konferans onlar da kafamı</p>
<p style="text-align: justify;">bozmasınlar. Temcit pilavı gibi aynı hikayeler. Ne telaş ediyorsun ki. Bir cevap yazalım, problem hallolsun…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Tamam, “bunda kabahat Başar’ın değil, komisyon başkanı</p>
<p style="text-align: justify;">Montagna’nındır” deriz. “Çünkü Başar, onun ricası üzerine sadece komisyon Başkanı’nın mesele üstüne birkaç söz söylemesine razı olmuş ve Montagna da şerefi üstüne yemin etmiş. Olur tamam demiş ama oturumda ne olmuş herkes uzun uzun tartışma amacı ile bir sürü bildiri okumuş. İş şova dökülecekse Reality TV’ye çıksınlar sanal konferansımız bunun için uygun bir yer değil” diye yazarız. Ama sen de durup durup parlama. Bunlar bir yandan tarihte ne yaptılarsa onu yapmaya uğraşıyor, bir yandan da yeni fikirler üretip UNICEF’in gözünü doldurmaya uğraşıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Tabii. Yönergeyi iyi okursan görürsün. Bizim kaybedeceğimiz her burs</p>
<p style="text-align: justify;">karşı tarafa artı burs olarak gidiyor abi…</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   İşte o nedenle de biz başarısız olursak onlara kazanç…Kerem bu</p>
<p style="text-align: justify;">toplantıları iyi biliyor. Sinir harbine dayanmak çok önemli dedi.  Ben</p>
<p style="text-align: justify;">bitkin olduğumda sürekli moral veriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Ben bu simulasyon fikrnden de soğudum abi. Eski tas eski hamam.</p>
<p style="text-align: justify;">Roller ezberlenmiş. Ellerinde olsa Rakowski cinayetini de simule edecek bunlar! İsterdim ki birbirimizi daha anlayışla karşılayalım. Olmayacak defterler açılmasın.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bak Başar. Fikir özgürlüğü var. Onlar da rollerini yapıyorlar. Herhalde</p>
<p style="text-align: justify;">tutup her konuda dediğimizi yapmaya gelmediler buraya. Yoksa adı müzakere olmazdı. Fikirler söylenirken de muhakeme edilir. Tartışılır. Anlayış gerekli. Hadi çıkalım biraz dolaşalım ve efkar dağıtalım.</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<h2 style="text-align: justify;">Üçüncü Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">KATİP            –   Konferansa gideceğiz Mr. Türkeri…İsterse Başar Bey de gelebilir. Ama</p>
<p style="text-align: justify;">lütfen tartışmalardan ayrılmayın. Yoksa ne yapmaya geldik biz buraya?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ne demek? Dün bir akşam şey yoktu. Bize bir gündemden söz</p>
<p style="text-align: justify;">etmediler.</p>
<p style="text-align: justify;">KATİP            –   Evet iki saat önce açılan ve Başar Bey’in terekettiği toplantıyı bitirmeye</p>
<p style="text-align: justify;">karar verdik. Yeni bir düzende. Azınlıklar sorununun bu gün tekrar görüşüleceğini bildirdiler.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bu derece önemli bir konuda beni nasıl bilgilendirmezsiniz ki! Bir daha</p>
<p style="text-align: justify;">böyle şey istemem. Bir dakika izin verin lütfen.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT           –   Kitap defter hışırtışı, kapı açılır ve kapanır. Koridor gürültüleri.</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bakın bu konudaki oturumlar bizim için gerçekten önemli. Burada sizin</p>
<p style="text-align: justify;">milletinizden değil kendi milletimizden söz ediyoruz. Azınlıklar diye kestirip attığınız halk da bizim halkımız. Onları Sizden önce biz sahipleniriz. Ama sahiplenmek değil hak tanımaksa amaç, uluslararası hukukun gereklerini yapmaksa, biz buna sonuna kadar varız.  Osmanlı İmparatorluğu azınlıklarının milliyetçi savlarını körüklemek ve İmparatorluğu zayıflatarak parçalayıp Türkleri Avrupa’dan, Asya’dan çıkarmak için Avrupa hükümetlerinin ne oyunlar kurduklarını, bütün hileleri ve oyunları biliyoruz. Ve belgeleri ile önünüze koyuyorum! Görüşümüz açıktır. Her türlü insani, yurttaşlık hakları. Her türlü uluslararası güvence. Ama ötesi tuhaf olur doğrusu.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –  Maalesef bugün dahi yaşadığınız sorunları unutuyorsunuz. Bir vakıflar</p>
<p style="text-align: justify;">meselesi var. Ne olacak? Fikriniz var mı Paşa? Uluslararası güvence</p>
<p style="text-align: justify;">diyorsunuz ama neticede biz bundan bahsedince Haçlıcılar geldi diyorsunuz! Ne olacak bu durum? Karşılıklı güven nasıl kurulacak?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Azınlık vakıfları, Antlaşmamızda belirtilecek çerçeve içinde</p>
<p style="text-align: justify;">ülkemizde azınlık olarak kabul edilen insanların dinsel, hayır işlerine yönelik, kültürel amaçlarla öteden beri kurmuş oldukları ve halen varolan vakıflarla ilgili birtakım sorunların çözümünü amaçlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Ama bugün dahi bunların, bu amaçlarla taşınmaz edinmeleri Bakanlar</p>
<p style="text-align: justify;">Kurulu’nun iznine bağlanmıştır. Bir ülkenin vatandaşlarının vakıf kurması neden Bakanlar Kurulu’nun iznine bağlı olurmuş ki! Fransa adına soruyorum!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bakın biz Lozan’ı ve 1920’leri konuşuyoruz. Bir ülkenin vatandaşları</p>
<p style="text-align: justify;">neden o ülkeye karşı kışkırtılırlar ki o zaman? Ama bu konuda da olumsuz bir gelişmeden endişe etmemek gerekir. Ayrıca, bu çeşit vakıfların&#8230;bir dakika (duraksar&#8230;)</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT/SESLER       – Kitap karıştırma sesleri, Başar ile Umut’un ve diğer üç beş Türkün</p>
<p style="text-align: justify;">fısıltıları</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Diyeceğim şu ki, tasarruflarında bulundukları çeşitli yollardan</p>
<p style="text-align: justify;">kanıtlanabilecek olan taşınmazlarının da, belirli bir süre içinde kendi üzerlerine tescillerinin yapılması amaçlanmıştır. Böylece, Türkiye’de bugün de Kopenhag Kriterlerinin bir gereği olan azınlıkların korunması ilkesine uygun davranılmış ve Lozan Antlaşmasının gereklerine uygun bir düzenleme getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Anlaşılmaz konuşuyorsunuz. Bir ülke vatandaşının vakıf kurması ayrı</p>
<p style="text-align: justify;">bir izne tabii olmamalı!</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Mösyö Georges! Sayın Başkan! Gayrimüslimler, Lozan&#8217;la evrensel</p>
<p style="text-align: justify;">haklarını elde etmiştir; bu da yeter de artar. Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan, Türkiye Cumhuriyeti kimliğine sahip, herkesin çocuğu gibi okullara giden, Türkiye&#8217;de her türlü hakkı kullanabilen, Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosuna da girebilen Türk vatandaşlarıdır. Askere de giderler! Biz, şimdi, Lozan&#8217;ın azınlık statüsü vermiş olduğu bu kişilerin&#8230;(sözü kesilir)</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Başar Bey! Ben, biz onu sormadık. Saptırıyorsunuz!..Fransa adına not</p>
<p style="text-align: justify;">düşüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Osmanlı&#8217;dan kalan vakıflarıyla ilgili olarak yapılan</p>
<p style="text-align: justify;">düzenlemelerin&#8230;(sözü kesilir)</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     – Ben, başka şey sordum. Her hak tanımaya haçlı seferi diyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla nasıl başa çıkacağız onu sordum Başar&#8230;Efendi!</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          – Bu adam bir daha sözümü keserse kafa atacağım haa. Efendi deyip</p>
<p style="text-align: justify;">durmasın!</p>
<p style="text-align: justify;">SESLER         – Gülüşmeler</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Haçlı Seferi suçlaması ile nasıl başa çıkacaksınız?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   İsmet İnönü namına olmasa da kendi namıma birşey söylemek isterim.</p>
<p style="text-align: justify;">Zamanımızda, ne yazık ki, belli olanaksızlıklar yüzünden gelişmelerin sağlanamaması dolayısıyla, yine, Avrupa Birliği’yle uyum sürecinde ve aynı zamanda, İnsan Hakları Sözleşmesi bağlamında ve Türkiye&#8217;nin, şimdiye kadar hiç mahkûm olmadığı ama bazı Avrupa devletlerinin sürekli mahkum olduğu ayırımcılık suçuyla Avrupa İnsan Mahkemesi’nde mahkûm olmasını önlemek için artık birçok düzenleme getirdik. Mösyö Georges, sorunuzun cevabı, haçlı seferleriyle ilgili verilecek bir yanıt yok; çünkü, haçlı seferleri, tarihte Batı&#8217;nın Türkiye&#8217;ye karşı yapmış olduğu bir şeydir. Siz yaptınız ve bizden bazı kimselerin bu tarihi gerçeği vurgulaması mümkündür. Türkler konusunda da siz birçok şey söylüyorsunuz. Bu doğaldır. Herkes birşeyler der. Önemli olan aklı selim ne der?  Bir kere, çok açık söyleyeyim. Biz, Avrupa Birliğine üye olmak istiyoruz. Dolayısıyla, üye olmayı kendimizin talep ettiği bir kuruluşun, Türkiye için, sizin ifade etmiş olduğunuz şekilde bir düşüncesi olabileceğine de katılmam mümkün değil. Yani Lozan’da kabul ettiğimiz ilkeleri geliştirmek için Lozan’ı yere sermemiz gerekmiyor, onu anlatmak istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Dilsel ve ırksal azınlıklar ne olacak?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bakın farklı dillere saygımız sonsuz. Irk diye bir kavram kabul</p>
<p style="text-align: justify;">etmiyoruz. Ama etnik kökense kastedilen ona da saygımız sonsuz. Ama bir sorun bakalım o insanlar azınlık olmak istiyor mu? Kaldı ki, tarihsel olarak azınlık deyince müslüman olmayanlar akla gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Ne yani. Bütün ulusu azınlık yapın olsun bitsin!</p>
<p style="text-align: justify;">PODYUM      -   Kahkahalar</p>
<p style="text-align: justify;">MILANESE   –   Azınlıklar komisyonu başkanı Milanese olarak oturuma ara veriyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin görüşleri açık. Bir anlaşma tutanağı, en kısa zamanda</p>
<p style="text-align: justify;">görüşlerinize sunulacaktır. Bir nev’i azınlık hakları bildirgesi hazırlayalım ve onaya sunalım. Böyle acı bir savaş ve karşılıklı güvensizlik deneyiminden sonra bu şarttır. İç barış için de gereklidir.</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">EFEKT           Toplantı dağılma sesleri.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Yahu Sen adama inme mi indireceksin. Gripten yeni çıktım. Bünyemi</p>
<p style="text-align: justify;">zayıflatıyorsun!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Her tarafından ateş duman çıkması benim suçum değil. beklentilerin</p>
<p style="text-align: justify;">gerekenden ve hak ettiğinden fazla olması durumunda psikolojik</p>
<p style="text-align: justify;">sorunlar çıkacağını bilmelisin Stewart dostum, Lord Curzon efendi!</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     – Şu bahçeye çıkalım da nefes alayım.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT           –   Bahçe (kuş sesleri), rüzgar, yaprak hışırtıları ve huzur yayan bir süs</p>
<p style="text-align: justify;">havuzu çeşme şırıltısı (Diyalog boyunca fonda sürer).</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     – Bir ıhlamur içmem lazım. Sinirlere iyi gelir!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ne oldu?</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Mahvettin bizi. Ne yapacağız? Barış yapmayacak mıyız? Her ufak</p>
<p style="text-align: justify;">konuda binbir gürültü.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ufak konu mu?</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Anlaşma yapmayacak mıyız yahu?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Yapmasak bursu alamayız ki!</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Herhalde İsmet Paşa namına  konuşmuyorsun!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Konferans başından beri Lord Curzon’un bir kopyası olmaktan</p>
<p style="text-align: justify;">sıkılmadın mı? Bu kadar tutucu musun?</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Lord Curzon’dan daha  iyi olabilmem için zaman gerek bana. Keşke</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’yi gezse idim bu iş başlamadan önce. Yani şu savunulan tezler</p>
<p style="text-align: justify;">nereye gelmiş. Nerede biz, nerede siz haklı çıkmışsınız. Dünya belki sizi de haklı çıkardı, bizi de. Şu anlaşma bizim istediğimiz gibi olsa nasıl olurdu, sizin istediğiniz gibi olsa nasıl olurdu kim bilecek. Belki de olması gerektiği gibi olmuştur. Ulusların da bir kaderi vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bu bir itiraf mı?</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Tuhaf bir benzerlik ama benim dedelerim de Lord Curzon gibi</p>
<p style="text-align: justify;">Hindistan’da önemli görevler üstlenen kimselerdi! Benim bütün ailem</p>
<p style="text-align: justify;">muhafazakadır.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bu mesele Hindistan’dan çok ayrı bir mesele.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART       Bunu ancak biz biliyoruz, şimdi biliyoruz. Yirminci yüzyılın başında</p>
<p style="text-align: justify;">Lord  Curzon farklı düşünmüş. Onun Avrupa Birliği gibi bir vizyonu da</p>
<p style="text-align: justify;">yokmuş. Aslına bakarsan kimin cidden var ki! Vizyon sahibi siyasetçi</p>
<p style="text-align: justify;">bulmak artık Avrupa’da bile kolay değil. Dünyamız çok esnek, çok değişken bir dünya oldu. Keskinlikler törpülendi. Gerçekten kim nerede bilmek zorlaştı. Ben arkadaşlarımın neden siyasetten soğuduğunu anlıyorum. Aslında senin gibi mühendis olmak en iyisi!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ama Lozan’da alınan sonucun bütün mazlum uluslara etki yapacağını</p>
<p style="text-align: justify;">ve bağımsızlık inançlarını kamçılayecağını biliyordu Lord Curzon bence. Hindistan&#8217;dan Arabistan&#8217;a, Kuzey Afrika&#8217;ya bu etki sömürgeciliğin sonunu getirdi.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Lord Curzon’un ülkemizde kadınlara seçme hakkı verilmesini</p>
<p style="text-align: justify;">önlemeye çalışırken Mustafa Kemal’in bunu sonuna kadar savunduğunu biliyor muydun?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bugün itiraf günündeyiz ha? Lord Curzon’u iyi çalışıp da geldim. Ona</p>
<p style="text-align: justify;">karşı belli bir saygım var. Ama onun da kaderi değişen ve dönüşen dünyada tüm tutucuların başına gelenlerden farklı olmadı. Direndi. İmparatorluğunu korumaya çalıştı. Fakat boşuna.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   İmparatorluklar biçim değiştirebilirler. Ama imparatorluk karakteri</p>
<p style="text-align: justify;">kalır. Bizim de Sizin de, aslına bakarsan tüm imparatorluk torunlarının da bazı karakter yapıları, beyinlerine yerleşmiş bazı erekler vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bilmiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Bazen çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Yani tüm bu Erasmus</p>
<p style="text-align: justify;">programları, Sokrates programları, Unicef projeleri. Avrupa barışı. Değişim programları. Biz gençler için çok güzel şeyler. Eskiden böyle şeyler çok nadir gerçekleşirdi. Hızımız arttı, teknolojik olanaklar, herşey bizim için. Tek derdimiz paten kaymak ve meslek edinmek.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ama dünyada hala milyara yakın çocuk aç ve hasta. Unicef raporlarına</p>
<p style="text-align: justify;">bak. Dünya yerinden oynayınca ilk etkilenenler çocuklar oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Evet. Bizim dışımızdaki dünyada.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Dünyanın o kısmı artık bizim dışımızda değil. İnsanlık barışın önemini</p>
<p style="text-align: justify;">kavramadıkça huzur bulması zor.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Doğrusu bu tip projeler bazen bizleri yakınlaştırmaktan ziyade daha da</p>
<p style="text-align: justify;">uzaklaştırabiliyor. Ne yapıyoruz yani? Ben buraya kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesine bile karşı çıkmış ve çökmekte olan imparatorluğu toparlamaya çalışan birini temsilen geliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Benim temsil ettiğim adamla Allahtan böyle sorunlarım yok. Kadınlara</p>
<p style="text-align: justify;">seçme ve seçilme hakkı verilmesini savunduğu gibi, imparatorluk toplama gibi bir derdi de yokmuş. Onun derdi, yeni bir devlet yaratmak ve bu devleti uluslararası topluluğa demokrat ve insani değerler sahibi olarak katmakmış. Bugün için bir çelişki göremiyorum bu tavrında.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Doğru. Belki bu yüzden bu konferans benim konferansımdan çok senin</p>
<p style="text-align: justify;">konferansın my friend.</p>
<p style="text-align: justify;">GARSON       –   Ihlamurunuz Mösyö. Kimin hesabına yazayım?</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Müteveffa Lord Curzon’un!</p>
<p style="text-align: justify;">GARSON       –   Kimin dediniz Mösyö, Pardon?</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART/UMUT    Kahkahalarla gülerler.</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<h2 style="text-align: justify;">Dördüncü Sahne</h2>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Stewart</p>
<p style="text-align: justify;">Umut</p>
<p style="text-align: justify;">Başar</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Lord Curzon adına Stewart Jones olarak Alt–Komisyon&#8217;un Türk</p>
<p style="text-align: justify;">Temsilci Heyeti&#8217;ne verdiği iki büyük tavize geçiyorum. Alt–Komisyon önce, bütün etnik azınlıkların, başka bir deyişle, Müslüman olmayan azınlıklar gibi, Müslüman azınlıkların da –örneğin Kürtlerin, Çerkeslerin ve Arapların– tasarıdaki koruma tedbirlerinden yararlanmalarında direnmişti. Türk Temsilci Heyeti, bu azınlıklariı korunmaya ihtiyaçları olmadığını ve Türk yönetimi altında bulunmaktan tamamıyle memnun olduklarını söylemiştir. Durumun gerçekten böyle olduğunu ummak isterim. Bana kalırsa bunun için güvence istemeliydik ya! Ne olursa olsun, Alt–Komisyon, bu inandırıcı sözler üzerine, koruma tedbirlerini, yalnız Müslüman olmayan azınlıklarla sınırlamayı kabul etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Azınlık terimine sınırlı bir anlam verilmesi, Müttefiklerce, Türk</p>
<p style="text-align: justify;">Delegasyonu’na  yapılmış önemli bir tâviz gibi gösterilmektedir. Türk Temsilci Ekibi, durumu böyle görmemektedir. Türkiye&#8217;de hiçbir Müslüman azınlık yoktur. Çünkü kuramsal yönden olduğu kadar, uygulamada da, Müslüman nüfusun çesitli unsurları arasında hiçbir ayırım gözetilmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Umut Paşa, Umut Paşa! Peki o zaman bugün bile neden bazı azınlık</p>
<p style="text-align: justify;">hakları sorunlu ülkenizde? AB’ye girmek için bu hususları düzeltmek yolunda büyük adımlar atmanız gerekti. Milletin dilini konuşabilmesi için yıllarca beklemesi gerekti. Kendi dilinde şarkı soylemesi için de. Demek ki sorun varmış da Siz 1922’de görmezlikten gelmişsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ülkemizde ne bugün ne de 1922’de sizin azınlık adını verdiğiniz</p>
<p style="text-align: justify;">gruplara bir baskı yoktur. Bazı toplumsal sorunlar azınlık sorunu olarak</p>
<p style="text-align: justify;">nitelenemez&#8230;Avrupa Birliği uyum sürecinde ne kadar büyük atılımlar</p>
<p style="text-align: justify;">gerçekleştirdiğimizi görüyorsunuz. Medeniyetler çatışmasının çözümü olarak gösteriliyoruz. Olmasak Lozan bu kadar yaşamazdı.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Ben AB projelerinizi bilmem. Ama AB arzularınız ciddi olmadan önce</p>
<p style="text-align: justify;">böyle sorunlarınız vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Tabii. Fransa adına söylüyorum böyle sorunlarınız vardı ve bu sorunlar</p>
<p style="text-align: justify;">çok büyüktü. Bir sürü uğraştırdınız bizi. Yani olur şey mi?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Siz Fransa adına benim azınlıklarımla uğraşacağınıza önce kendi</p>
<p style="text-align: justify;">azınlıklarınızla uğraşsanız iyi olur Georges. Eğer Lozan’ı bir tarafa bırakıp bugünleri tartışacaksak Avrupa’da geçerli azınlık kavramına ben de çok katkı sağlayabilirim. İğneyi kendinize çuvaldızı baskasına batırın lütfen.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT            –   Podyumdan protesto sesleri.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Aziz Paşam. Umut’cuğum. Mr. Türkeri. Biz Türkiye’ye girmek</p>
<p style="text-align: justify;">istemiyoruz, Siz bize girmek istiyorsunuz. O zaman? Kapiş?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Çok bayağı bir arguman bu Lord Curzon, Stewart. Bir kere AB’ye</p>
<p style="text-align: justify;">girmiş olmak eleştiriden muaf olmak anlamına gelmiyor. Avrupa’yı beraber yaratacağız ve artık bunu senin Fransız Georges’dan da bir başkasından da daha iyi bilmen gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Dr. Rıza Nur adına bir kaç şey söylemek istiyorum. Bugün bir tarafa</p>
<p style="text-align: justify;">lütfen, simulasyonumuzu bozmayalım silvouple! Tarih, Türkiye&#8217;de azınlıklar sorununa, her zaman, Müslüman olmayanların konu olduğunu göstermektedir. Bu yüzden, biz de Misak–i Millî&#8217;mizde bu kelimeyi bu anlamda anladık ve Alt–Komisyon&#8217;a sunmakla onur duydugumuz tasarıda da bu anlamda anlamaktayız.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Tamam işte konu kapanmıştır. Biz de gayrimüslümlerin tüm hakları</p>
<p style="text-align: justify;">teslim edilecektir, din ve vicdan, dil, eğitim kültür, toplumsal yaşamda farklılıkları ile varolma, okul kurma, mal sahibi olma, dini vakıflarını yönetme hakları teslim edilecek dedik. Ötesi boş laf olacak. Oturumu kapatıyor ve Genel Sekreter Milanese’den bu konunun protokolünü derhal hazırlayıp değerlendirmeye sunmasını istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                       Alkışlar</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">
<h1 style="text-align: justify;">SEKİZİNCİ BÖLÜM</h1>
<p style="text-align: justify;"><strong>Geçen Bölümlerin Özeti:</strong> Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir.  Katılımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitimdir. Türkiye’de üniversite sınavlarını kazanarak mühendislik okumak isteyen Umut önce kararsız kalmıştır. Ailesinin karşı görüşüne rağmen sonunda kararını verir, sınavlarda başarılı olarak İsmet Paşa olmaya hak kazanır. Sınavda Rıza Nur’u canlandıracak arkadaşı Başar ile tanışır. Umut, Mustafa Kemal’i canlandıracak Kerem ile de tanışır ve onunla taktik ve stratejiler üstünde konuşur. Hazırlıklar tamamlanır ve on kişilik ekip Lozan’a gider. Ancak itilaf devletleri temsilcileri oraya henüz gelmemişlerdir. Umut, Başar ve gazeteci rolündeki Zeynep Paris’e giderler. Poincare’yi canlandıracak Georges, Umut’a, itilaf devletlerinin günün koşulları bakış açısından yeni önerilerle gelmeyi hedeflediğini ima ederken Umut, 1922 koşullarının münazaraya esas olmasını arzu etmektedir. Umut’a göre Lozan’a Lozan Antlaşması’nı anlamaya gidilmiştir. Değiştirmeye değil. Sınırlar Misak–ı Milli temelinde kararlaştırılmalı, kapitülasyonlar kaldırılmalı ve azınlıklara yurttaşlara tanınan tüm haklar tanınmalıdır. Lozan’a dönülür ve konferans başlar. Gençler kıyasıya yarışırken Umut üzülerek Türk delegasyonuna 1922’de yapılan muamelenin yapılmaya çalışıldığını görür. Konferans başında usul ve şekil kuralları tartışılırken göz doldurmaya ve Türk ekibi için gereken konumu kazanmaya çalışır. İsmet İnönü ve Rıza Nur’un yanında tarihte de önemli olmuş Lord Curzon, Barrere, Garroni, Massigli, Venizelos, Montagna, Çiçerin gibi büyük isimleri temsil eden gençler ön plana çıkar. İngiltiz Lord Curzon’u temsil eden genç Stewart Jones hem çok yetenekli hem de çok kurnazdır. İtilaf devletlerinin diğer temsilcilerini genelde o idare eder. Boğazlar sorunu konusunda Rusya adina gelen genç de tartismalara atesli bir biçimde katılır.  İlk dönemde ülke sınırları, Boğazlar, kapitülasyonlar ve azınlıklar gibi sorunlar tartışılır. Sorunlar tartışılırken gençler olaylara bugünün perspektifinden de bakmaya çalışmaktadırlar. Ancak Umut, Lozan’da kazanılanı güncel hesaplara kurban vermek istememektedir. Kararlılıkla Lozan münazarasına ortak tarihlerini anlamak ve teyid etmek için geldiklerini söyler. Lozan herşeyden önce Türkiye’nin meselesidir. Sınırlar, Boğazlar, azınlıklar ve nüfüs mübadelesi ile kapitülasyonlar konusunda tartışmalar çetin geçer ve sonuca bağlanır görünür. Musul konusu ve kapitülasyonlar askıdadır. Bu arada,  İtilaf devleti temsilcileri Sevr’i andıran öneriler vermekten geri kalmamaktadır. Başar da konferans boyunca pek çok konudaki çıkışları ile dikkati çeker. Umut, konferans boyunca Türkiye ve özellikle Mustafa Kemal’i temsil eden Kerem ile yazışmalarını sürdürmektedir. Zaman ilerlerken azınlıklar ve kapitülasyon konuları çetin tartışmaların nedenidir. Bu arada Umut’a haber vermeden projeye ayrıca katılarak Lozan’a gelen sınıf arkadaşı Dikran, Umut’u ziyaret eder., Umut, Lozan’da azınlıklara tanınan hakların Türkiye’de tam uygulanmadığını kabul etmez ise bir azınlık yurdu talep edecektir. Umut kabul etmez. Azınlık hakları konusundaki oturumlar atesli tartışmalara sahne olur. Başar da, bir azınlık yurdu konusunu tartışmayı kabul etmez. İlgili oturumu sertçe terkeder. Kapitülasyonlar tek mesele olarak kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Georges</p>
<p style="text-align: justify;">Umut</p>
<p style="text-align: justify;">Baldini</p>
<p style="text-align: justify;">Amerikalı</p>
<p style="text-align: justify;">Stewart</p>
<p style="text-align: justify;">Stephanos Kiriakaki</p>
<p style="text-align: justify;">Başar</p>
<p style="text-align: justify;">Podyum</p>
<p style="text-align: justify;">Çiçerin</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">EFEKT                 Toplantı salonundaki delegasyonların sesleri. Gürültüler. Bilgisayar</p>
<p style="text-align: justify;">sesleri</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Fransa adına kapitülasyonlar konusunu tartışacağımız toplantıyı</p>
<p style="text-align: justify;">açıyorum. Bu konu kritiktir. Vrament kritik. Kapitülasyonlar ve şirketlerimize verilen imtiyazlar konusu tarihte bizler için çok önemli olmuştur. Kapilülasyonlardan sözederken bu konunun karmaşıklığına uygun çözüm sistemleri üzerinde anlaşabilmemizi dilerim. Mösyö Umut Türkeri, söz sizin!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bu konuda çok fazla şey söylemeye lafı uzatmaya gerek yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Kapitülasyonlar kaldırılmalıdır. Bu her Türkün eski ve aziz rüyasıdır. Her vatanseverin zihninde yer eden bir konudur. Bilinsin. Bizim görüşümüz başından beri bellidir. Kapitülasyonlar ayrıcalıktır. Bunun anlamı bizim için ya toprak vermek demek, imtiyaz vermek, yargıdan muaf tutmak demektir. Böylesi ayrıcalıklar vermenin bağımsız bir devlete yaraşan durumlar olmadığı açıktır herhalde.</p>
<p style="text-align: justify;">BALDİNİ       –   Doğrusu İtalya adına Türkiye’nin tam bağımsızlığına biz de taraftarız.</p>
<p style="text-align: justify;">Şöyle ki… (sözü kesilir)</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Bilindiği gibi bu konu tarihte Lozan Konferansı’nın kesintiye uğratmış</p>
<p style="text-align: justify;">bir konudur. Bu konu yüzünden bir çok sorun askıda kalmış ve heyetler kendi ülkelerine dönmek zorunda kalmışlardır. Ama şimdi sahte bir biçimde simulasyonumuzu askıya almayı kimsenin istemediğinden eminim. Ama Osmanlı’nın da fair play’e aykırı olarak verdiği imtiyazları sonradan askıya aldığı haller olmuş. Yani bize bir iş yaptıracağız diyorsunuz. Biz hazırlanıyoruz. Bir sürü masraf ediyoruz. Sonra ihaleyi tek taraflı iptal ediyorsunuz. Olacak iş mi?</p>
<p style="text-align: justify;">AMERİKALI –   Amerika Birleşik Devletleri adına gözlemci olsam da hatırlatmak</p>
<p style="text-align: justify;">isterim ki imtiyaz iptali gibi hakem kurulları ile çözülebilecek bir konuya Barış Konferansı’nı alet etmemeli!</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Ha. O işlerde sizin de gözünüz olmuştu, di mi?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   İşte Kapalıçarşı’yı Sizler getiriyorsunuz buraya. Aferin!</p>
<p style="text-align: justify;">PODYUM      –   Kahkahalar</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bakın. Boğazlar konusunda, birçok konuda anlayışlı davrandık. Hatta,</p>
<p style="text-align: justify;">İngiliz sularında tutup Türk gemisi kıyı taşımacılığı yapamazken Siz bizim sularda neden taşımacılık yapmalıymışsınız diye sormadım. Ama artık kapitülasyonlar konusunda sınır çizgisine geldik dayandık. At pazarlığı yapılmasına izin vermeyeceğim!</p>
<p style="text-align: justify;">PODYUM      –   Kahkahalar</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   İngiltere adına şöyle bir teklif getiriyorum. Eğer Musul ve Boğazlar</p>
<p style="text-align: justify;">konusu tarihi Lozan’da karar verildiği ölçüde çözülecekse kapitülasyonlar konusu da Türkiye’nin istediği gibi çözülsün ve bu işi bitirelim.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Musul konusunda plebisit istedik ki çağa uygundur. Kabul etmediniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Musul&#8217;da bir oylama yapılmalı ve vilayet halkına Türkiye&#8217;ye mi yoksa İngiliz mandası altındaki Irak&#8217;a mı katılmak istedikleri sorulmalıydı. Son derece akılcı, adilane ve makul olan bu teklif Lord Curzon tarafından kabul edilmedi.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Sen ne diyorsun tanrı aşkına?! Bölge halkının oy verme</p>
<p style="text-align: justify;">alışkanlığı var mı? Bugün bile ortada. Bu konuda tecrübe sahibi olmadıklarından plebisitin amacını anlayamayacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bu içtenliksiz argüman, İngilizlerin koruduklarını ve haklarını</p>
<p style="text-align: justify;">savunduklarını iddia ettikleri bölge halkını küçümsediklerini, onlara kendi geleceklerini tayin etme hakkını kesinlikle tanımadıklarını gösterir. Lütfen bu sözlerim tutanaklara aynen geçsin.  İngiltere, Musul halkına, dönemin egemen ideolojisi olan Sosyal Darwinizm gözüyle bakmış, onları sözde güdülmesi ve İngiliz çıkarları için sömürülmesi gören &#8220;ilkeller&#8221; olarak görmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –  Umut Paşa. Umut Paşa. İsmet Paşa’yı oynuyorsun ama onun</p>
<p style="text-align: justify;">alamadığını Sen mi alacaksın. Ordularını güneye kaydır da sonra Trakya’dan kapıyı çalanlar olsun. Açmakta gecikirsen, kendileri bir yol bulur girerler! Musul sorunu, Milletler Cemiyeti’ne gitti ve karar verildi. Ne yapacaktın? Başına bela mı alacaktın? Musul’u sınırlarınıza teslim etmediğimiz için bize şükretmelisiniz doğrusu!</p>
<p style="text-align: justify;">STEPHANOS –   Yunanistan adına daha ortada bir sürü mesele var derim. Konuşulmuş</p>
<p style="text-align: justify;">konuları getirip uzatmayalım lütfen! Savaş tazminatı isteniyor bizden bu ne olacak? Doğrusu bizi savaştırıp batırdınız. Şimdi de tek konuştuğunuz kendi meseleleriniz. Yok Musul, yok kapitülasyonlar. (sesini yükselterek) Biz ne olacağız millet? Bizim meseleler ne olacak?!</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Karaağaç’ı tazminat olarak vereceksiniz. Bu kadar basit.</p>
<p style="text-align: justify;">STEPHANOS –   Basit mi? Lord Curzon. Basit mi? Ege Denizi’nde kıta sahanlığı ve</p>
<p style="text-align: justify;">askerden arındırma konusunda bizim anlaşmamızın tarihi Lozan’dan daha net olmasını istiyorum. Bir de patrikane meselesi var.</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Patrikane kaldırılacak!</p>
<p style="text-align: justify;">STEPHANOS –   Başar Siz aklınızı mı kaçırdınız?! Tarihi Lozan’da bile bulunmayan bu</p>
<p style="text-align: justify;">hükmü asla ve asla kabul edemem. Aksine daha fazla hak gerekiyor. Bugünün Türkiye’si açısından konu olan ekümeniklik konusunu tartışmaya açıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Venizelos dostum Stephanos! İngiltere’nin bu ekumeniklik konusunda</p>
<p style="text-align: justify;">Sizi yüzde yüz desteklediğini bilmenizi isterim.</p>
<p style="text-align: justify;">STEPHANOS –   Aman Sizin desteğinize de doyum olmuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">PODYUM      –   Kahkahalar</p>
<p style="text-align: justify;">STEPHANOS –   Sevr’i konuşalım, meseleyi oradan saralım dedim, ne yaptınız? Siz</p>
<p style="text-align: justify;">savaştınız kaybettiniz dediniz. Siz savaşmamış mıydınız Mylord? Birlikte savaştık ve birlikte kaybettik. Ya birlikte kazanacağız dedik ya birlikte kaybedeceğiz. Ne oldu. Durdunuz durdunuz, kendi işinizi halledip bizi unuttunuz. Yunanistan’ı unuttunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">ÇİÇERİN       –   Rusya adına tümü ile karşıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Neye karşısınız Mister Sovyet? Siz de herşeye karşısınız. Sizinle</p>
<p style="text-align: justify;">anlaşmaya da doyum olmuyor doğrusu! Zamanımızın Bir</p>
<p style="text-align: justify;">Kahramanı’ndan da betersiniz!</p>
<p style="text-align: justify;">PODYUM      –   Kahkahalar</p>
<p style="text-align: justify;">ÇİÇERİN       –   Ekümeniklik konusu çok önemli bir konu. Bu dini konuda yeterince</p>
<p style="text-align: justify;">bilgi sahibi değilsiniz. Tartışmamız işi uzatır. Lozan’da kabul edilen evrensel hakları olduğu gibi bırakalım ancak ekümeniklik tartışmasına girmeyelim derim.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Yani uygunsuz müdahale şampiyonusun Rus dostum. Zamansızlıkta</p>
<p style="text-align: justify;">Guiness rekorlar kitabına girersin. Bilgi sahibi olmadığımızı da nereden çıkarıyorsunuz my friend? Sen biliyormuşsun da, ben bilmiyormuşum?</p>
<p style="text-align: justify;">ÇİÇERİN       –   Sen ne halt bileceksin be Stewart! Ortodoks olan benim. Tutmuş yüzyıl</p>
<p style="text-align: justify;">öncesinden yüzyıl sonrasının Amerika’nın sesi gibi yayın yapıyorsun.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Kabalaşmayalım My Friend!</p>
<p style="text-align: justify;">ÇİÇERİN       –   Ben de bana ne zaman bir kere daha my friend diyecek bu adam diye</p>
<p style="text-align: justify;">endişe edip duruyordum!</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT            –   Kahkahalar</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Bu tartışmalar yersiz. Fransa adına vurgulamama izin verin.</p>
<p style="text-align: justify;">Kapitülasyonları görüşüyoruz. Önce onu kaleme alalım da bir daha evimize gidip geri gelmek zorunda kalmayalım. Kavga gürültü azabilir. Ne de olsa bizim jenerasyon bir gariptir. Kimileriniz iyiden iyiye yoruldu. Bir alev parlarsa hepimiz yanarız. Kapitülasyonlar maddesini kaleme alıyoruz, Yazı kurulu lütfen, kapitülasyonlar maddesi: &#8220;Kapitülasyonların ıslahı ve kaldırılması için zemine girmek üzere&#8230;” (sözü kesilir)</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Önce ekümeniklik konusunu kapatalım. Biz Patrikane’nin tahliyesi</p>
<p style="text-align: justify;">üzerinde bir fikir geliştirdik.</p>
<p style="text-align: justify;">STEPHANOS –   Hayatta olacak şey mi?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –    Olur, olur. Bu konuda işi uzatmayalım ve Patrikane’yi Yunanistan</p>
<p style="text-align: justify;">sınırlarına gönderelim!</p>
<p style="text-align: justify;">STEPHANOS –   Sen dalga geçiyorsun&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –  Yoo ciddiyim.</p>
<p style="text-align: justify;">ÇİÇERİN       –   Ekümeniklik meselesi tarihe ertelensin ve Patrikane İstanbul’da kalsın.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve ben de şu konferansta bir şey yumurtlamış olayım!</p>
<p style="text-align: justify;">PODYUM      –   Kahkahalar</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Kabul.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Kabul.</p>
<p style="text-align: justify;">STEPHANOS –   Sen bir oyun oynadın ya. Hadi kabul. Yunanistan adına kabul.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ortodoks Patrikanesi benim yurdumun çok renkli bir unusurudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kültürümün bir parçasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Ben artık şu kapitülasyonlara dönelim derim. Kapitülasyonlar</p>
<p style="text-align: justify;">maddesini kaleme alıyoruz, Yazı kurulu lütfen, kapitülasyonlar maddesi: &#8220;Kapitülasyonların ıslahı ve kaldırılması için zemine girmek üzere&#8230;” (sözü kesilir)</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT           –   Canım, kaldırılması zeminine girmek falan yok! Sen de uyanıksın</p>
<p style="text-align: justify;">haa.İşte şöyle olur, böyle olur&#8230;Kaldırılmıştır! Niye bunu demiyorsunuz? Laf ebeliği denir sizinkine!</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Canım, hukuk dili bu, olmaz ki böyle şey&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   –     Hukuk dili mi?!&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Fransız hukukunu temsil ediyorsun  diye, Sorbonne’a kabul edildin</p>
<p style="text-align: justify;">diye allame mi oldun yani? Di mi?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Şu hukuk dilini  aylarca öğrenemedim&#8230;(Alaylı) Ne zor şeymiş şu sizin</p>
<p style="text-align: justify;">hukuk dili Georges!</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES       Nasıl istiyorsun Umut Bey?.Ne yazalım peki?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Yazın! Kapitülasyonlar kalırılmıştır! Lağvedilmiştir! Daha</p>
<p style="text-align: justify;">bilmem ne falan&#8230; Bitti, yoktur böyle bir mesele! Yazın.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES       Peki, öyle yazalım. Ama tarihte konferansın bölünmesine neden olmuş</p>
<p style="text-align: justify;">bir sorunu böyle pat diye bitirmek yakışmaz. Ben şöyle öneriyorum</p>
<p style="text-align: justify;">kapitülasyonlar kaldırılacaktır ancak bu hususta bir geçiş sönemi öngörülmüştür. Mesela beş yıl.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT              Haydaa, sil baştan, öyle mi? Ne oldu, hukuk diline uydu mu şimdi?</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES       “Karar verdiler” yazalım. En iyisi bu. Evet, “Âkit devletler</p>
<p style="text-align: justify;">kapitülasyonları kaldırmaya karar verdiler”&#8230; “Beş yıl içinde</p>
<p style="text-align: justify;">kaldırılması lüzumu&#8230;” (sözü kesilir)</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Olmaz öyle şey. Toynbee bile demiştir: &#8221;Hemen hemen her konudaki</p>
<p style="text-align: justify;">Türk istekleri, Lozan&#8217;da galipler tarafından kabul edilmiştir. Ve dünya, tarihte eşi olmayan bir olayla karşılaşmıştır. Yenilmiş, parçalanmış bir ulusun bu harabe içinden ayağa kalkması ve dünyanın en büyük ulusları ile tam eşit koşullar içinde karşı karşıya gelmesi ve büyük savaşın bu galiplerini dize getirerek her isteğini kabul ettirmesi şaşılacak bir şeydir.&#8221;  Gerçi bana kalsa daha iyi hükümler koyardım ya! Tezim budur.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Böyle hamasi nutukların ne yeri ne zamanı. Lord Curzon olarak biz de</p>
<p style="text-align: justify;">Lozan’ın ne demek olduğunu biliyoruz. Bence Lozan bir müzakere şaheseridir ve kimse kimseye büyük bir dayatma getirmemiştir. Olmazsa olmazlar tartışılmış ve açıklığa kavuşmuştur. Olmazsa olurlar da pazarlığa tabi tutulmuş ve ince ince tartılıp taşlar yerine konmuştur. Lozan’ı ezdik ya da ezildik biçiminde anlamak hem biz Avrupalılar hem de Siz Türkler için büyük bir yanılgıdır baylar&#8230;.(Öksürür) ve bayanlar diyeceğim şimdi. Lozan’ın bir barış antlaşması olduğunu unutmamalıyız. Barış güvercini ellerimizde ısınıyor. Salıversek o sıcaklığını göklere yazacak!</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT            –   Kuvvetli alkışlar</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     – Lord Curzon’dan şairane ifadeler güzel ama kapitülasyonların</p>
<p style="text-align: justify;">kaldırılmasına karşılık, Türk mahkemelerinde yabancı</p>
<p style="text-align: justify;">gözlemci bulundurulmasını istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bağımsızlığa aykırı&#8217;</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   (küplere binmiştir) Milli egemenlik, bağımsızlık! Bu sözleri duymaktan</p>
<p style="text-align: justify;">hepimize gına geldi!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            – Stewart! Lord Curzon dostum!  Amerikalı gözlemci Grew’in bu</p>
<p style="text-align: justify;">replikten sonra &#8220;Lord Curson&#8217;un zeka derecesinden şüphe etmeye başladım. notunu düştüğünü unuttun mu? İsmet muzaffer bir devleti temsil ediyor, fakat yenilmiş bir düşman gözüyle bakılıyor&#8230;notunu da düşmüş tarihe. Fakat İsmet boyun eğmiyor, gerektiğinde savaşı ve zaferi hatırlatıyor. Bunda ne sakınca var. Neticede bir barış konferansını savaşın getirdikleri ile yapıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Adli kapitülasyonlarla ilgili olarak ipler kopma noktasına mı gelsin?</p>
<p style="text-align: justify;">Lütfen bir şey yapın, barışı tehlikeye atıyorsunuz!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Madem öyle anlaştığımız bölümleriyle barış andlaşmasını imzalayalım</p>
<p style="text-align: justify;">Georges, kalan birkaç meseleyi sonra görüşelim.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   Çok zeki manevra!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Grew’dan hatırlatmalar yapmama kızmayın lütfen:</p>
<p style="text-align: justify;">“Kapı açıldı, İsmet Paşa, arkasında delege arkadaşları    olduğu halde merdivenden inmeye başladı. Son            basamaklara gelince melon şapkasını çıkardı, neşeli bir insan tavrı ile gülerek, başını sağa sola çevirerek, nezaketle salondaki kalabalığı selamladı ve otelden çıkıp gitti. Bu sahneyi ömrüm oldukça unutmayacağım. Her şey bitmişti&#8230;” Konferans kesildi.</p>
<p style="text-align: justify;">AMERIKALI –   Sürekli Amerikalı gözlemciden sözediliyorsa Amerikalı olarak iki laf</p>
<p style="text-align: justify;">da ben edeyim. Biz araya girelim, ekonomik meselelerde Türkler lehine</p>
<p style="text-align: justify;">değişiklik yapılsın, Türkler de İstanbul, İzmir, Samsun ve Adana mahkemelerinde yabancı gözlemci bulunmasını kabul edin&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Poker bir kere oynanır. Hiçbir ili kabul edemem. Bu</p>
<p style="text-align: justify;">yaptığım tarihteki olaylara aykırı da olsa. Neticede kabul görmemiş lüzumsuz bir arabuluculuk girişimini yineletemem. (mikrofondan) Sayın katılımcılar Boğazlardan konusunu kabul ediyoruz. Boğazların konferansın kesintiye uğrama nedeni olmasını istemiyoruz.  Ama bir şartla…Siz de kapitülasyonları tarihte kabul edildiği biçimde bırakacaksınız. Savaş tazminatı konusunda büyük risk aldım. Ankara Karaağaç işine tümü ile karşı. Tazminat olarak para istiyorlar. Bu hesabı nasıl vereceğim. İçinde bulunduğum koşullardan dolayı bazı  talimatların dışına çıkmak ve Rauf Orbay’ı oynayan arkadaşımın  ve TBMM’nin bazı kesimlerinin baskılarına dayanmak zorundayım. Kerem, denge kurmak istiyor. Tazminattan hiçbir şekilde vazgeçme, savaş tazminatı yerine Karaağaç’ın alınması bir hataydı deyip duruyorlar Ankara’dan. Ama Kerem denge kurmak istese de benim en büyük destekçim. O olmasa bu görüşmeleri sürdürecek gücü nereden bulurdum bilmiyorum. Ama onun da bir sabrı var ve bizim için yaşamsal, sizin için basit meselelerden ötürü savaş çığırtkanlığı yapacaksanız bu sizin için negatif puan olacak. Siz de lütfen bu son teklifime rıza gösterin de konferans bölünmesin ve UNICEF bizim maskaralığımız yüzünden boşuna masrafa girmesin! Burada neyi taklit edip neyi etmeyeceğimizi bilmek önemli olmalı!</p>
<p style="text-align: justify;">SES                 –   Ne yani? Biz buraya Lozan’ı olduğu gibi yeniden imzalamaya mı</p>
<p style="text-align: justify;">geldik?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Er olmadan baş yarmamaya geldik! Konferans bölünmesin ve</p>
<p style="text-align: justify;">bölünmüş olsa idi UNICEF’in harcayacağı para ile baş aktörleri Türkiye’ye davet edelim! Var mısınız? Gelin gezin şu ülkeyi. Yakından tanıyın. Sonra aramızda herşeyi açıklıkla konuşuruz!</p>
<p style="text-align: justify;">STEPHANOS –   (Yunan aksanı ile) Ben İzmir’i gezmek isterim.</p>
<p style="text-align: justify;">MILANESE   –   (Italyan aksanı ile) Signori! Ben Antalya’yı.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –   (Fransız aksanı) Moi, moi, Adana ve civarlarını severim .</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   (İngiliz aksanı) E bana da her zamanki gibi İstanbul düşüyor!</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT            –   Kahkahalar, alkışlar.</p>
<p style="text-align: justify;">ÇİÇERİN       –   Bizim bugün birlikte gülüp espri yaptığımızı görse atalarımız ne derdi?</p>
<p style="text-align: justify;">Hem de ne göndermelerle!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Avrupa’nın birliği ve barışı tek emelimiz olmalı. Bunun bir yanı,</p>
<p style="text-align: justify;">Alman–Fransız dostluğudur. Bir yanı kıta Avrupa’sı İngiltere dostluğudur. Bir yanı Doğu Avrupa ve batı Avrupa, bir yanı da Hıristiyan Avrupa Müslüman Avrupa dostluğudur.</p>
<p style="text-align: justify;">STEWART     –   Dört yapraklı yonca desene sen şuna!</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT/SESLER       –          Kahkahalar, alkışlar.</p>
<p style="text-align: justify;">GEORGES     –  Bitti mi yani? Ben de bittim.  Kapitülasyonlar kaldırılmıştır arkadaşlar.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT/SESLER       –          Kahkahalar, alkışlar.</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">KEREM        –    (Ekolu. E–mail yazmaktadır. Bilgisayar tıkırtısı Kerem’in monoloğu</p>
<p style="text-align: justify;">boyunca sürer) Dostum Umut, Lozan’daki başarını takdir ediyorum. Alnının akı ile çıktın bu işten. Ama buradaki meclis de dört elle eleştirecek yer arıyor. İmzalamayı geciktirelim diye tutturdular. Senin yabancıları davet fikrine de sıcak bakmadılar. Ne yani bir de parti mi vereceğiz diyenler oldu. Ama inisyatifi kullandım. Bu Avrupa gençlerinin kaynaşması projesi dedim. Eğer bunu sağlarsak projemizi tamamlarız dedim. Seni sevgi ve özlemle kucaklıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT<strong> </strong>-<strong> </strong>(Ekolu. E–mail yazmaktadır. Bilgisayar tıkırtısı Kerem’in monoloğu</p>
<p style="text-align: justify;">boyunca sürer) Her dar zamanımda hızır gibi yetişirsin. Yetiştin. Bunu Sana hem Mustafa Kemal hem de onun namına projeye katılan Kerem olarak söylüyorum. Dört beş gündür çektiğim acıyı düşün. Bizimkiler su koyverecek, antlaşma felan olmayacak diye. Büyük işler yapmış ve yaptırmış bir büyük adamı temsil ediyorsun. Sana bağlılığım bir kat daha artmıştır. Gözlerinden öperim pek sevgili kardeşim, aziz  şefim…Yüzyıllık hesaplaşma bin yıllık barış olsun.”</p>
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Geçen Bölümlerin Özeti:</strong> Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir.  Katılımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitimdir. Türkiye’de üniversite sınavlarını kazanarak mühendislik okumak isteyen Umut önce kararsız kalmıştır. Ailesinin karşı görüşüne rağmen sonunda kararını verir, sınavlarda başarılı olarak İsmet Paşa olmaya hak kazanır. Sınavda Rıza Nur’u canlandıracak arkadaşı Başar ile tanışır. Umut, Mustafa Kemal’i canlandıracak Kerem ile de tanışır ve onunla taktik ve stratejiler üstünde konuşur. Hazırlıklar tamamlanır ve on kişilik ekip Lozan’a gider. Ancak itilaf devletleri temsilcileri oraya henüz gelmemişlerdir. Umut, Başar ve gazeteci rolündeki Zeynep Paris’e giderler. Poincare’yi canlandıracak Georges, Umut’a, itilaf devletlerinin günün koşulları bakış açısından yeni önerilerle gelmeyi hedeflediğini ima ederken Umut, 1922 koşullarının münazaraya esas olmasını arzu etmektedir. Umut’a göre Lozan’a Lozan Antlaşması’nı anlamaya gidilmiştir. Değiştirmeye değil. Sınırlar Misak–ı Milli temelinde kararlaştırılmalı, kapitülasyonlar kaldırılmalı ve azınlıklara yurttaşlara tanınan tüm haklar tanınmalıdır. Lozan’a dönülür ve konferans başlar. Gençler kıyasıya yarışırken Umut üzülerek Türk delegasyonuna 1922’de yapılan muamelenin yapılmaya çalışıldığını görür. Konferans başında usul ve şekil kuralları tartışılırken göz doldurmaya ve Türk ekibi için gereken konumu kazanmaya çalışır. İngiltiz Lord Curzon’u temsil eden genç Stewart Jones hem çok yetenekli hem de çok kurnazdır. İtilaf devletlerinin diğer temsilcilerini genelde o idare eder. Boğazlar sorunu konusunda Rusya adina gelen genç de tartismalara atesli bir biçimde katılır.  İlk dönemde ülke sınırları, Boğazlar, kapitülasyonlar ve azınlıklar gibi sorunlar tartışılır. Sorunlar tartışılırken gençler olaylara bugünün perspektifinden de bakmaya çalışmaktadırlar. Ancak Umut, Lozan’da kazanılanı güncel hesaplara kurban vermek istememektedir. Kararlılıkla Lozan münazarasına ortak tarihlerini anlamak ve teyid etmek için geldiklerini söyler. Lozan herşeyden önce Türkiye’nin meselesidir. Sınırlar, Boğazlar, azınlıklar ve nüfüs mübadelesi ile kapitülasyonlar konusunda tartışmalar çetin geçer ve sonuca bağlanır görünür. Musul konusu ve kapitülasyonlar askıdadır. Bu arada,  İtilaf devleti temsilcileri Sevr’i andıran öneriler vermekten geri kalmamaktadır. Başar da konferans boyunca pek çok konudaki çıkışları ile dikkati çeker. Umut, konferans boyunca Türkiye ve özellikle Mustafa Kemal’i temsil eden Kerem ile yazışmalarını sürdürmektedir. Zaman ilerlerken azınlıklar ve kapitülasyon konuları çetin tartışmaların nedenidir. Bu arada Umut’a haber vermeden projeye ayrıca katılarak Lozan’a gelen sınıf arkadaşı Dikran, Umut’u ziyaret eder., Umut, Lozan’da azınlıklara tanınan hakların Türkiye’de tam uygulanmadığını kabul etmez ise bir azınlık yurdu talep edecektir. Umut kabul etmez. Başar da, bir azınlık yurdu konusunu tartışmayı kabul etmez. İlgili oturumu sertçe terkeder. Patrikane konusu da güncel ekümeniklik tartışmalarının karıştırılmaya çalışılması ile çetrefilleşir. Umut, diplomatik bir oyunla bu hususta tezini kabul ettirmeyi başarır. Kapitülasyonlar tek mesele olarak kalmıştır. Fransa bastırsa da, Umut ve Başar, tarihte konferansın bir süre kesintiye uğraması nedeni olan bu konuyu da konferansı kesintiye uğratmak zorunda kalmadan dirayetli bir biçimde çozerler. Kapitülasyonlar kaldırılacaktır. Lozan Konferansı simulasyonu sona erer. Artık gençler sonuçları sanal millet meclislerine kabul ettirmek için ülkelerine dönerler.</p>
<h1 style="text-align: justify;">DOKUZUNCU BÖLÜM</h1>
<p style="text-align: justify;">EFEKT            Uçak iner. Havaalı anonsu: İsviçre’nin Lozan kentinden gelen TK&#8230;sayılı</p>
<p style="text-align: justify;">uçağımız alanımıza inmiştir. Gürültüler.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">UMUT            &#8211; (ekolu) Evet Türkiye’ye Ankara’ya döndük. Alkışlarla çiçeklerle</p>
<p style="text-align: justify;">karşılandık. Ama işimiz bitmemişti. Asıl iş, kazandığımız siyasal zaferi sanal TBMM’ye de kabul ettirebilmekti.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">MÜZİK</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">EFEKT            Kuvvetli Alkışlar beş saniye sürer (Mustafa Kemal rolündeki Kerem ,</p>
<p style="text-align: justify;">Lozan sonrası antlaşmayı onaylamak için toplanan sanal TBMM’nde konuşmaktadır). Kerem, Umut ve Can’ın konuşmaları mikrofondan verilir. Diğer “Sesler” numaralanmıştır. Aynı numara aynı sese, meclis sıralarından bir üyeye karşılık gelir. “Sesler” meclis sıralarından laf atar gibi konuşacaklardır. Konuşmalar yapılırken meclis havasına uygun podyum sesleri fonda verilmelidir)</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">KEREM            ‘Sevgili arkadaşlarım, Mustafa Kemal adına Kerem Galip Yurtışık</p>
<p style="text-align: justify;">olarak belirtmek isterim. TBMM üyelerini temsilen burada oturan sizler</p>
<p style="text-align: justify;">Lozan smilasyonumuza son noktayı koyacaksınız. Ekibimiz Lozan’dan başarıyla döndü. Hepimizin UNICEF tarafından verilecek eğitim ödüllerine ulaşması artık an meselesi. Bu hususta küçük fireler dışında ödül kaybımız yok. TBMM adına bu antlaşmayı onaylamanızı istiyorum.  Sevgili dostum Umut Türkeri’nin başkanlığında Lozan Konferans simulasyonuna katılan delegasyonumuzun Lozan Barış Antlaşması’nın kapsamındaki ana esasları, diğer barış önerileri ile daha fazla karşılaştırmaya yer olmadığını düşünüyorum. Lozan, Türk ulusuna karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması’yla tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın sonuçsuz kaldığını bildirir bir belgedir. Büyük siyasal zafer eserlerinden biridir. Umut Türkeri kardeşim Lozan’ı yaşattığımızı anlatmıştır. Lozan’da kurulan düzeni ortaya koyarak hem  bu düzenin günümüze kadarki yansımalarını irdelemiştir, hem de ‘Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra ‘küreselleşme’ eğilimlerinin yükselişe geçmesiyle birlikte, ulusal egemenlik, bağımsızlık ve ulusal ekonomi gibi kavramların, dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de sorgulanmaya başladığı, kuruluşunun 80. yılında Cumhuriyet’in temel niteliklerinin tartışmaya çalışıldığı, Türk vatandaşlarının kimliklerine, tarihlerine ve Cumhuriyet’in sağladığı kazanımlara yabancılaştırılması süreçlerine hız verildiği bir dönemde farklı düşüncelere saygı içinde biz gençlerin Lozan ilkelerine başlılığını ve sadakatini anlatmıştır. Ben bu simulasyonu başarılı görüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">1. SES             –   Kemal Paşa, Paşa&#8230;Bugün esas alınarak daha derin tartışmalara</p>
<p style="text-align: justify;">girilemez miydi? Lozan’ı anlatıp gelmek iyi de, bugün söz konusu olan</p>
<p style="text-align: justify;">tartışmalardan kaçılmasını hoş görmüyoruz!</p>
<p style="text-align: justify;">SESLER         –   Alkışlarla karışık yuhlar. Sıra kapağına vurmalar. Kıpırtı ve homurtular.</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Kimileri Sevr’i dayanak alıp konuşmuş, biz uluslararası hukuk düzenini</p>
<p style="text-align: justify;">savunmuşuzdur. Bugün de uluslararası hukuk düzenine saygı esastır.  Onlar kendilerinin değil küçük bir zaferle Yunanistan’ın mağlup olduğunu iddia etmişler, biz Lozan’da tüm İtilaf Devletleri’ne karşı zafer sağladıgımızı söylemişizdir. Arkadaşlar. Herkesin Lozan&#8217;ı başka türlü tarif etmesi, bizim bu anlaşmayı pek iyi bilmediğimizi de gösterdi. Ama çalıştık öğrendik! Biz neden tarihteki en övündüğümüz anlaşmayı çok iyi bilmiyoruz? Çünkü bizim tarih konusunda bir sorunumuz var. Biz bir sürü şeyi yanlış biliyoruz ve bildiklerimizi öyle kabul etmek de işimize geliyor. Bu kalıbın dışına çıkmak çok zor oluyor. Çünkü hem tepkileri göze almak ve hem de gerçeği öğrenmek için emek harcamak gerekiyor. Lozan&#8217;a gelince&#8230; Bir sürü yayın var ama bizim okumamak gibi bir derdimiz var. Biz okumuyoruz. Üniversite sınavına  gireceğiz hepimiz mühendis olacağız diye tarih okumuyoruz, coğrafya okumuyoruz. Peki neden? Herkes mühendis mi oluyor bu ülkede? Tamam bir işte yeteneği olan o işi yapsın. Ama biz ne yapıyoruz. Moda diye bir takım okullar, moda diye bir takım branşlar seçiyoruz. Oysa Umut, Başar ve delegasyonumuzun diğer üyeleri ile birlikte gördük ki, diplomatlık, siyaset adamlığı kolay işler değil. O bu işin altından başarıyla kalktılar ve biz bir şey öğrendik. Biz tarihimizi bilmiyoruz. Ama Unicef simulasyonu bir şey öğretti. Lozan’ı hep birlikte öğrendik.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT                Alkışlar, sıra  kapaklarına vurmalar.</p>
<p style="text-align: justify;">2. SES             –   İyi de öğrenirken hataları da öğrenmeliyiz. Ben Birinci</p>
<p style="text-align: justify;">Meclis üyesi bir milletvekilini temsilen soruyorum. Lozan’da Paşamızın eline verilen metin neden sonuna kadar savunulmadı? Musul Kerkük neden alınmadı? Adalar niye gitti? Savaş tazminatı olarak ne diye para alınmadı? Başar Bey, bu sorulara yanıt buldun mu?</p>
<p style="text-align: justify;">BAŞAR          –   Ama Osmanlı borçlarının ayrılan devletlere de paylaştırıldığını ve altın</p>
<p style="text-align: justify;">hesabı borç ödemekten kurtulduğumuzu bilmiyorsun! Bunu benim dirayetim sağlamıştır. He he. Rolüme uygun bir burnubüyüklük sergilemesem olmaz! Ben bir şeye yanıt buldum. Lozan’da geçirdiğim aylarda kim olduğumu anladım. Ne istediğimi&#8230;Üniversitede Siyaset Bilimi ve Tarih okuyacağım. Bu arada bilgi teknolojilerini ve küreselleşmeyi de ögreneceğim. Her ikisini birleştireceğim.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT            –   Kuvvetli Alkışlar.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ama soruya dönersek.  İsmet İnönü’yü temsil etmiş Umut Türkeri</p>
<p style="text-align: justify;">olarak bence Lozan imzalandığı sırada çok tartışıldı ve hala tartışılıyor. Tartışmalı ve öğrenmeliyiz.  Tartışmak iyidir. Lozan’a gitmeden önce ve şimdi döndüğüm günlerde farkında olmadığım çok şey okudum, çok şey öğrendim. Herşeyden önce bir sorunu karşı tarafa açık ve net olarak anlatabilmenin o sorunu anlayıp anlamadığımızın bir ölçüsü olduğunu öğrendim. Haklı talebi anlatamazsan haksız olursun. Ben 1920–1923 arasında görev yapan Birinci Meclis&#8217;te bu konuda inanılmaz tartışmalar yaşandığını daha yeni öğrendim. Bu projeye katılmasam bileceğim yoktu. Birinci Meclis muhalefetli bir meclis olmuş. Siz de şimdi o rolü oynuyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">2. SES             –   Muhalefet demokrasi demektir! Bunları öğrendin mi peki? Bir sürü</p>
<p style="text-align: justify;">konuda iktidara rağmen, muhaliflerin dediği olmuştur Birinci Meclis’te.  Birinci Meclis&#8217;te, şimdi sizin tarihi rollere uygun olarak yaptığınız gibi Musul, Batı Trakya ve adalar konularında Lozan&#8217;a karşı müthiş muhalefet vardı. Eleştiriler olmuştur, doğaldır. Biz de yapmak zorundayız. Sonra yeni seçim olmuş ve ikinci meclis gelmiş. Cumhuriyet&#8217;in ikinci meclisi Lozan&#8217;ı kabul ettirmek için mi kuruldu? Lozan&#8217;ı kabul edecek bir meclis oluşturmak için mi seçimler yapıldı? Bilmiyorum ama bu meclis de demokratik olarak seçilmiş bir meclisti. Arkadaşlar! 1923’den bahsediyoruz. Bunlar büyük ilerlemeler. Hem de o dönemde.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT            –   Alkışlar.</p>
<p style="text-align: justify;">3. SES             –   İstediğimiz her şeyi almış mıydık Paşa?</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT            –   Homurtular.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Başarılıydık. Alınması zorunlu her şeyi aldık. Hiç bir noktayı</p>
<p style="text-align: justify;">atlamadık. Ama kavram istemek ve almaksa her istediğiniz her şeyi</p>
<p style="text-align: justify;">almak bazen mümkün olmayabilir.Bazen bundan da önemli olan</p>
<p style="text-align: justify;">vazgeçemeyeceğiniz şeyleri almaktır. Bakın Yugoslaya parçalandı. Milyonlarca insan helak oldu. Oralarda liderler sadece ve sadece her istediklerini almaya çalıştılar. Sonunda ne oldu? Halkları perişan ettiler. İstediğimiz şey diye diye milyonlarca insanın yaşamı ile, ulusal bütünlükle kumar oynanmaz. Lozan’a kumar oynamayı sevmeyen birinin gitmesi. İsmet Paşa’nın gitmesi iyi olmuş.</p>
<p style="text-align: justify;">3. SES             –   Lozan&#8217;a karşı çıkanlar o dönemde neyi tartışıyorlardı peki? Bu</p>
<p style="text-align: justify;">adamların hepsi mi kumar oynamayı seviyordu Umut Paşa?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Bilmiyorum. Bildiğim, binbir zorlukla yeni kurulan bir</p>
<p style="text-align: justify;">devletin birden bire her istediğini alamayacağı. Önce bağımsızlık ve özgürlük denmiş. Sonra ne olmuş? İşte Boğazlar rejimi ve Montreaux. Zaman herşeyi tedavi etmiş. Bir inat uğruna yeniden savaşa girip hepten paramparça olmak ve yüzyıl Filistinliler gibi mülteci mi olmak gerek? Bir kere yitti mi bazı şeyler bazen yüzyıllarca geri gelmeyebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">4. SES             –    Lozan&#8217;da elimizden bazı topraklar gitti, bunu kabul edemeyiz. Musul</p>
<p style="text-align: justify;">ve Kerkük&#8217;ü nasıl bıraktık? Adaları nasıl bıraktık? Meis Adası burnumuzun dibinde, onu nasıl bıraktık?&#8217; Kıbrıs ve Batı Trakya da cabası. Ben Şükrü Kaya namına bu antlaşmaya red oyu vereceğim!</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT            –   Belli belirsiz alkışlar yanında protestolar! Sıra kapaklarına vurmalar.</p>
<p style="text-align: justify;">5. SES             –   Ben Kılıç Ali namına red oyu vereceğim.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT            –   Belli belirsiz alkışlar yanında protestolar! Sıra kapaklarına vurmalar.</p>
<p style="text-align: justify;">6. SES             –   Ben de dönemin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Bey namına red</p>
<p style="text-align: justify;">diyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT            –   Belli belirsiz alkışlar yanında protestolar! Sıra kapaklarına</p>
<p style="text-align: justify;">vurmalar.</p>
<p style="text-align: justify;">7. SES             –   Büyük şair Yahya Kemal Beyatlı adına ret!</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT            –   Belli belirsiz alkışlar yanında protestolar! Sıra kapaklarına vurmalar</p>
<p style="text-align: justify;">(Bu sesler içinden bastırarak biri bağırır: “Beyatlı, Beyatlııııı! ikinci görüşmelere alınmadın diye mi?”)</p>
<p style="text-align: justify;">7. SES             –   Ben Yahya Kemal Beyatlı. Bu millete yeterince hizmet ettim. Onun</p>
<p style="text-align: justify;">büyük kültür varlığının bir parçasıyım. Her alanda da sizin istediğiniz gibi olamam ya! Sanatkarım ben!</p>
<p style="text-align: justify;">SESLER         –   Gülüşmeler, alkışlar, sıra kapaklarına vurmalar.</p>
<p style="text-align: justify;">8. SES             –  Adana milletvekili Damar Arıkoğlu adına ret! Biz Lozan&#8217;da ne kadar</p>
<p style="text-align: justify;">toprak verdik! Batı Trakya, Adalar, Kıbrıs, Musul, Batum verildi.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ama buraların verilmesi gerçekçidir. Çünkü bu yerler, karşı tarafın</p>
<p style="text-align: justify;">olmazsa olmazlarıydı. Verilmemesi için savaşa girmek gerekiyordu. İngilizler kelimenin tam anlamı ile “Boğazımızda” idi! Boğazlarda! Mesela İngilizler petrol nedeniyle Musul&#8217;u bize vermemekte kararlıydı. Siz gitseniz oraya Adana Milletvekili Arıkoğlu? Alacak mıydınız hemen, yoksa savaştan yeni çıkmış bir ulusu yeni maceralara mı sürükleyecektiniz? Kıbrıs 1914&#8242;te bir oldubittiyle İngilizlerin eline geçmişti. Biz Lozan&#8217;da İngilizlerin Kıbrıs&#8217;ı ilhakını ve adadaki egemenliğini kabul ettik. Lozan Anlaşması&#8217;nın 20&#8242;nci maddesi zaten çok net. &#8216;Türkiye, İngiltere&#8217;nin 1914&#8242;te ilhak etmiş olduğu Kıbrıs&#8217;ta, İngiliz egemenliğini tanır&#8217; diyor. Bunları bilmeden mi Kıbrıs konusunu gündeme getiriyorsun? Hele sonraki gelişmeleri bile bile.</p>
<p style="text-align: justify;">8. SES             –   Biz, Lozan&#8217;da Kıbrıs&#8217;ı verdik! Vermesek iyi olurdu!</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT            –   Belli belirsiz alkışlar yanında protestolar! Sıra kapaklarına vurmalar.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –  Biz zaten yıllar öncesinde ortaya çıkmış fiili durumu</p>
<p style="text-align: justify;">resmiyete döktük. Bunun adı &#8216;vermek&#8217; mi?! Lozan bizim için çok başarılı ve iyi bir anlaşma! Açın objektif yabancıları da okuyun bugün arkadaşlar. Türk tarihini anlatan yabancı yayınlar okuyun. Benim böyle şeylerden haberim yoktu bu projeye katılmadan önce. Ama şimdi var. Gerçekler ortada. Yabancılar bile büyük bir milletin yeniden doğuşu diye yazarken Siz tutmuş başka telden çalıyorsunuz! Tabii onlar da kendileri için en iyi anlaşmayı yapmış olabilirler. Kazan kazan oyunu bu.</p>
<p style="text-align: justify;">CAN               –    Rauf Orbay adına Can olarak. Hem de bugünün gözünden</p>
<p style="text-align: justify;">soruyorum Umut. Meclis soruyor! Lozan zafer midir? Hezimet midir? Başar bize bunun hesabını ver. Laf kalabalığı yapma!</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT            –    Kuvvetli alkışlar.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –    Lozan kesin bir zaferdir&#8217; ya da &#8216;Lozan bir hezimettir&#8217; gibi</p>
<p style="text-align: justify;">yaklaşımlar bilimsel değil. Lozan büyük bir başarıdır. Lozan bizim artık değiştirilemez tarihimizdir. Gurur duymamız gereken tarihimizdir. Türkiye&#8217;de herkesin kendine göre bir Lozan&#8217;ı var. Bir kesim Lozan&#8217;a, &#8216;Masaya oturduk, yedi dünyayı dize getirerek istediğimiz her şeyi söke söke aldık. Hiç taviz vermedik&#8217; diye bakıyor. Öteki taraf ise Lozan&#8217;da çok büyük tavizler verildiğini söylüyor ve Lozan&#8217;a bir hezimet belgesi olarak bakıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">8. SES             –   Başarı mıdır? Değil midir? Objektif soru soruldu Paşa!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Lozan başarıdır. Çünkü Lozan, Türkiye&#8217;nin sınırlarını çizmiş, ona</p>
<p style="text-align: justify;">ekonomik ve siyasal bağımsızlığını kazandırmış, Türkiye&#8217;nin uluslararası camiada diğer devletlerle eşit bir aktör olduğunu kabul ettirmiş bir anlaşma. Lozan kapitülasyonları kaldırmıştır, Türkiye&#8217;nin ekonomik bağımsızlığını sağlamıştır. Dış borçları belli bir düzene bağlamıştır. Türkiye’den kopan kesimlere ait borçlar düşülmüştür.  Kalan 1950&#8242;ye kadar ödenmiştir. Dönemin koşullarına göre, son derece gerçekçi olarak hazırlanmış ve sonuçlandırılmış bize ait bir belge bu. Tarihimiz. Birtakım tavizler de kesinlikle verilmiş tabii. Tavizsiz hangi anlaşma olur, sorarım Size?</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT            –         Kuvvetli Alkışlar. Bravo. Bravo sesleri.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –  Yaşamsal bir engel olmadıkça barış yapmak zorundaydık. Ben, oraya</p>
<p style="text-align: justify;">gider gitmez simulasyonumuzun başarısının İngilizlerin elinde bulunduğu fikrine vardım. Tıpkı İsmet Paşa’nın barışın onların elinde olduğu fikrine varması gibi. Onların kopma sorunu yapabileceği konulara teşhis koydum ve oralarda sonuç almayı öne aldım. Boğazlar ve Musul&#8217;u kasdediyorum. Önce oraları çözdüm. İngilizlerin istediğini hallettim. Zaten Lozan&#8217;ın Birinci Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra yaşayan tek anlaşma olmasının nedeni budur. Lozan iki tarafı da tatmin etmiştir. Çizdiği sınırlar da çok gerçekçidir. Simulasyonda da itilaf devletlerini temsil edenler durup durup bugünün gözü, bugünün anlayışı deyip durdular. Ben, Lozan’ın tarihte kabul edildiği gibi edilmesini savundum. Böyle belgelerin üzerinde oyun oynamaya gerek yok. Yeni meseleler yeni toplantılarla çözülsün ama adına Lozan’ı yaptık ve bozduk denmesin. Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi bile bugünün koşulllarında farklı değerlendirilebilir. Ama önemli olan bu tip belgelerin öncü basamak konumunu kabul etmektir!</p>
<p style="text-align: justify;">1. SES             –   Madem gerçekçi Lozan&#8217;ın çizdiği sınırlar çok gerçekçi, niye bizim</p>
<p style="text-align: justify;">bugün hâlâ bir Musul, Kerkük ve adalar, kıta sahanlığı sorunlarımız</p>
<p style="text-align: justify;">var?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Gerçekçilik o dönem için gerçekçiliktir. Ülkeyi bir savaşa sokmadan</p>
<p style="text-align: justify;">anlaşmayı sonuçlandırabilen bir gerçekçilikten söz ediyorum ben. Bugün hem Ege, hem Musul meselesi var. Ama savaşa, bir halkın yıkımına değer mi diye soruyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">2. SES             –   Peki ya Kıbrıs, peki ya bir sürü diğer konu. Sen bunları hiç sorun</p>
<p style="text-align: justify;">etmedin. Gittin 2004 yılında eski Lozan’ı imzaladın geldin. Bugünkü devletimiz Lozan Anlaşması&#8217;nı imzalasaydı nasıl bir tepki alırdı?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT                 Burada bir spekülasyon yapıyoruz biz.  O dönemde de spekülasyon</p>
<p style="text-align: justify;">yapıp çok vermişsin canım diyenler olmuş! Kimi bize az verdin diyor. Kimi çok verdin diyor! Lozan başarılıydı çünkü anlaşmayı başarılı buluyorum. Ben bu ülkenin genciyim. Lozan’da herseyden çok bunu gördüm. O çocukların kendi tarihlerine saygısını ve o konudaki bilgisini gördüm. İnönü fazlasını yapamazdı. Verdiğimiz yerlerin hepsi, karşı tarafın olmazsa olmazıydı. Ya tekrar savaşacaksınız, ya anlaşacaksınız. Biz barış yapmak, anlaşma yapmak istiyorduk. 1912&#8242;den beri savaşıyorduk. Savaşmaya gücümüz yoktu. Yani Lozan’a gelen çocuklar bunları bilmiyorlar mıydı Sizce?</p>
<p style="text-align: justify;">3. SES                  Müttefiklerin gücü var mıydı sanki? Belki Musul’u alırdık. Sen ısrar</p>
<p style="text-align: justify;">etmeliydin Umut. Israr etmeliydin!</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT                 Allah Aşkına. Bugün bile savaş içinde, karışık. Niyetler ortada. Büyük</p>
<p style="text-align: justify;">olasılıkla karşı taraf da savaşmayı istemiyordu ama İngiltere Musul yüzünden savaşırdı. Bugün bile savaşmıyor mu? Hala savaşmıyorlar mı? Fırsat buldukça savaş olmuyor mu bu yer üzerine? Biz bunu göze alamazdık. Musul, Kerkük&#8217;ü almamız o şartlarda imkansızdı. Bağımsız ve özgür sınırlarla çevrili olarak Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli kalan tek anlaşma altında seksen yıldır yaşıyoruz. Öyle dersiniz böyle dersiniz. Gerçekler ortada. Bizden sonra kimler kimler parçalandı. Ne halklar yollara düştü. Ne topraklar ayrıldı!</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Mustafa Kemal adına söylüyorum. Şunu aklınıza iyice kazıyın. Aksi</p>
<p style="text-align: justify;">durumda hiç bir müzakerede başarılı olamazsınız. Savaş kazanırsınız. Savaş bir kere kazanılır. Kazanırken tükenmiş olabilirsiniz.  Savaş gerektiğinde yapılır. Gerekmediğinde yapılmaz. Gücünüz olmadığında yapılmaz. Ama ya istiklal ya ölüm dedik. İstiklal konusunda taviz vermedik. Hiçbir taviz. Özgürlük konusunda da vermedik. Bir devletin bağımsızlığına gölge düşüren ana unsurlarda taviz vermedik. Kapitülasyonlarda vermedik. Bir devlet, halkına güvenlik sağlamak ve adalet dağıtmak için vardır. Bu unsurlarda taviz vermedik. Lozan bir hukuk düzeni ise Anayasası güvenlik ve adalet ilkelerine oturur. Kazanılmış olan askeri başarının tehlikeye atılmasını asla istememeliyiz. Bir tek askeri yenilgi elde ettiklerimizi de geri alır, bizi gerisin geriye Sevr’e atardı.  Neden okullarda Lozan&#8217;ı biz madde madde detaylı okumadık? Lozan, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucu anlaşması değil mi? Neden her maddesini ayrı ayrı, her sahnesini ayrı ayrı belleklerimize kazımadık. Neden bu konuda yazılanları okumadık? Okusak görürdük ki olmazsa olmazlar kazanılmıştır. Bu da halkımızın güvenliği, bağımsızlığı ve özgürlüğüdür. Türkiye kurulmasa mıydı yani, ne olsaydı? Bizler bu sorunları bilmeliyiz. Hem olanaklarımizı hem de olanaksızlıklarımızı bilmeliyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">CAN               –   Siz Lozan&#8217;daki heyet, İsmet İnönü ve ben Başbakan Rauf Orbay, &#8216;Lozan&#8217;da taviz verdiler&#8217; diye çok sert bir şekilde eleştiriliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">3. SES             –   Tabii eleştiririz. Misak–ı Milli elden gidiyor dedik. Ülkenin toprakları</p>
<p style="text-align: justify;">kaybediliyor&#8217; dedik. Kavga verdik! Biz de vatanı severiz canım</p>
<p style="text-align: justify;">herhalde, sadece siz değil!</p>
<p style="text-align: justify;">CAN               –   Misak–ı Milli, Lozan&#8217;da bozuldu mu? Irak&#8217;ın kuzeyindeki bölgeyi,</p>
<p style="text-align: justify;">Musul, Kerkük ve Süleymaniye&#8217;yi içeriyorsa bozuldu. Kerem de teslim</p>
<p style="text-align: justify;">eder.  Mustafa Kemal’in de Musul ve Kerkük&#8217;ün alınması, bu yerlerin Misak–ı Milli içinde olduğuna dair demeçleri varmış. Ama Lozan&#8217;daki görüşmelerin belli bir noktasından sonra Musul, Kerkük bu hattın içinde mi, değil mi, bu konu tartışmalı hale gelmiştir. Gerçekten de tartışmalı olduğu görülmüş. İngilizcesi olanlar tutsun İngiliz diplomatik kaynaklarından okusun.</p>
<p style="text-align: justify;">3. SES             –   Canım yabancılar mahsus öyle diyebilir!</p>
<p style="text-align: justify;">CAN               –   Alakası yok. Hepsi mi mahsus öyle diyor?! Kerem’in oluşturduğu</p>
<p style="text-align: justify;">bilgisayar yazılımında var. Kerem tutuyor, bilgisayar yazılımı yaptırıyor bu iş için. Bence büyük adamları temsil edenler de böyle büyük olmalı. Büyüklük orada. Olmazsa olmazları gerçekleştirdi ve bugün Avrupa Birliği’ne üye olacak ülkemiz için gençlerde umut olduğunu gösterdi. Atatürk de boş hayallere, bir milleti maceradan maceraya sürükleme hevesine kapılmadı. Adam büyük bir kumandan ve akılcı bir devlet adamı. Kerem de ona yakışır biçimde bildiklerimizi okulda öğrenmeliyiz. Tartışmalıyız. Açıklıkla tartışmalıyız  diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">9. SES             –   Biz tarihsel rollerimizi oynuyoruz. Bu rollerle özdeşleştik.  Biz de</p>
<p style="text-align: justify;">çalıştık herhalde. Birinci Meclis&#8217;teki üç grup içinden ikinci grubu, muhalif milletvekillerini temsil ediyoruz. Halk egemenliği kavramına önem veriyoruz. Ulusal egemenliğin kurulması, ülkede kanun hakimiyetinin oluşturulması için konuşuyoruz. Bizim eleştirilerimizin tarihe geçmesi daha o dönemde bu ülkede demokrasinin yerleşeceğini göstermiştir. Atatürk gibi büyük bir lideri bile eleştirdik. Ve bundan Türkiye kazandı. O da büyüklüğünü gösterdi. Açıklıkla gösterdi. Korkumuz İttihat ve Terakki Dönemi’ndeki baskılara Türkiye&#8217;nin tekrar kayabileceği endişesi idi. Kişisel yönetim yerine kanun hâkimiyetinin ağır basmasını istedik. Ama Atatürk bize cevap verdi. Bugünkü demokratik  Türkiye Atatürk’ün bize verdiği cevaptır. Dönüşümcü devrimciliktir bunun adı.</p>
<p style="text-align: justify;">3. SES             – Bakıyorum hepimiz beş ayda Türk tarihçisi kesildik.  Sorum baki!</p>
<p style="text-align: justify;">(Alaycı) Kurtuluş Savaşı&#8217;nda Yunanistan&#8217;ı yendiğimiz halde neden Ege&#8217;deki adaları Yunanlılara bıraktık Umut Paşa? Hiç olmazsa adaları alsaydın?</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Arkadaşlar. Kıbrıs ve adalar konusu Lozan&#8217;da çok bastırılan bir konu</p>
<p style="text-align: justify;">değil. Çok ısrarcı olmadık. Çünkü adalarda Rumlar nüfus olarak daha fazlaydı. Biz adaların silahtan arındırılması meselesinde direttik. Sadece kıyılarımıza çok yakın olanlarda ısrarcı olduk. İmroz, Bozcaada ve Meis.  Yakınlar arasında Meis’i alamadık. Antalya&#8217;ya tatile gidip beş mil uzaktaki Meis&#8217;e bakıp, burnumuzun dibi nasıl gitti diyebiliriz. Bu bir bakış açısıdır. Meis&#8217;te çok direttik ama olmadı. Dünya barışının kurulması için Meis&#8217;te bir fedakârlığa razı olduk. Mesele bundan ibarettir. Boğazlar&#8217;a askerimizi sokamamak, çoğunluğu Türk olan Batı Trakya&#8217;nın elden gitmesi, Musul, Kerkük konusu bayağı üzüntü yaratmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">3. SES             –   11. yüzyıldan beri Türk toprağı olan Musul, Kerkük aslında Lozan&#8217;da</p>
<p style="text-align: justify;">bitti. Bu sorunun Milletler Cemiyeti&#8217;ne gönderilmesini Lozan&#8217;da kabul edildi. Sen de gittin aynı şeyi tekrarladın. Cıngar çıkarsan ne olurdu!  İngiltere&#8217;nin hâkim olduğu Milletler Cemiyeti sürecinin açılması demek oldu seninki.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   Ama buna karşılık Lozan&#8217;da Türkiye&#8217;nin olmazsa olmazları alındı.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğu Anadolu&#8217;da Ermeni ülkesi kurulması ve kapitülasyonlar sorunları çözüldü. Türkiye Cumhuriyeti dünya milletler ailesindeki şerefli yerini aldı ve bu yeri sağlamlaştırmak, bu toprağın üzerine uygar başarılar üstüne uygar başarılar ekmek bizlerin elinde.</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT            –   Kuvvetli alkışlar</p>
<p style="text-align: justify;">KEREM          –   Mustafa Kemal adına şunu söylemek isterim: Sir W. Tyrrell da teslim</p>
<p style="text-align: justify;">etmiştir: “İki çeşit Türk biliyorduk; biri eski Türk, ki öldü. Biri Jön Türk, ki o da artık yok oldu. Şimdi, ötekilerden çok başka bir tip görüyoruz: İsmet Paşa. Bu bizim için üçüncü Türk&#8217;ü canlandırıyor. Kişiliği, tutumu, konferansı öylesine etkiledi ki, bugün birinci plana geçmiş bulunuyor.&#8217;” Yani bu adam da mı sahte konuşuyor?</p>
<p style="text-align: justify;">EFEKT            –   Altı saniye kuvvetli alkışlar.</p>
<p style="text-align: justify;">UMUT            –   (ekolu) İşte benim yazlık hikayem. Tarihi bu kadar seveceğim aklımın</p>
<p style="text-align: justify;">ucundan geçmezdi. Lozan benim için bir dönüm noktası oldu. Dönüşte dedem Süreyya Bey’den kocaman bir taşınabilir bilgisayar aldım hediye olarak. Screen saver olarak Lozan antlaşmasının kapağını koydum. Dedeme gösterince “Vay canına” dedi. Babam “hadi bakalım evlad, iyiymişsin” dedi. Annem “benim oğlum bu işte” diye konu komşuya her seyi hem de abartarak ve ballandırarak anlatmayı sürdürdü. “İtilaf devletlerine demiş ki benim oğlum, ya kabul edersiniz ya sonuçlarına katlanırsınız!” Bu arada Şila okulunu cidden bıraktı. Endüstri ürünleri tasarımına geçiş yaptı. Özgür Hoca kocaman bir tarih seti hediye etti bana ve tüm ekibe. Bir de bana frak almış. Aman yarabbi! Stewart, Georges, Stephanos, Çiçerin lakaplı Yuri, Milanese ve Baldini gelecek yaz Unicef burslusu misafirlerimiz olarak Türkiye’ye gelecekler. Ben de onlara gideceğim. Başar anılarını kaleme alıyor. “Aman haa. Rıza Nur gibi hırpalama beni” dedim. Olur dedi ve ekledi “Ben Başar’ım oğlum naapacağım belli olmaz!” Gazetecimiz Zeynep Ankara’da. Bursunu Lozan’da değerlendirmeye karar vermiş. Bir hafta sonu davet etti. Tüm Lozan ekibi Cumhuriyet Ankara’sı anıtlarını bir kez daha gezdik. İlk kez bir anıta çelenk koyarken bu kadar heyecanlandım. Kız arkadaşım Şila’yı ikna edersem uluslararası ögrenimimin bir kısmını Unicef’den aldığım burs ile İngiltere’de yapacağım. Kerem kafaya koymuş üniversite sınavında sosyal bilimler birincisi olacakmış. Ben artık üniversite sınavını düşünmüyorum. Uluslararası okuyacağımı babamlar bilmiyor. Bir sey derlerse dedemle talimini yaptık. Diyeceğim ki “hadi canım Sen de”!</p>
<p style="text-align: justify;">–SON–</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/yuzyillik-hesaplasma-bir-radyo-piyesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kış Günü Bize Kardeş Olan Alyoşa&#8217;nın Öyküsü</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/kis-gunu-bize-kardes-olan-alyosanin-oykusu.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/kis-gunu-bize-kardes-olan-alyosanin-oykusu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 02:29:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyatta Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[ÖYKÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Alyoşa Balım]]></category>
		<category><![CDATA[biz hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[biz kediler]]></category>
		<category><![CDATA[blog yazarı kediler]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanların düşünceleri]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanların duyguları]]></category>
		<category><![CDATA[insan sevgisi]]></category>
		<category><![CDATA[kedi]]></category>
		<category><![CDATA[kedi karakteri]]></category>
		<category><![CDATA[kedi öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[kedi ve köpek]]></category>
		<category><![CDATA[sokak kedileri]]></category>
		<category><![CDATA[yazar kediler]]></category>
		<category><![CDATA[yazarlık yapan kediler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=877</guid>
		<description><![CDATA[Alyoşa Balım&#8217;ımımız, sokaktaki yaşamından evcil yaşamına geçeli, bize kardeş olalı bir yılı aşkın bir süre geçti. Bizimle yaşadığı yeni hayatına bakışını anlattığı mektubu kaleme alışının birinci yıldönümünü kutlamak için ben de onun yazısını &#8220;edebiyat ve hukuk&#8221;a taşımak istedim. Onun yazısını aşağıya eklemeden önce kendi duygu ve düşüncelerimden de söz etmek istiyorum azıcık:
Onunla geçen bir yılda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2010/01/adsız.JPG"><img class="alignleft size-full wp-image-890" title="Alyoşa Balım " src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2010/01/adsız.JPG" alt="Alyoşa Balım " width="125" height="100" /></a>Alyoşa Balım&#8217;ımımız, sokaktaki yaşamından evcil yaşamına geçeli, bize kardeş olalı bir yılı aşkın bir süre geçti. Bizimle yaşadığı yeni hayatına bakışını anlattığı mektubu kaleme alışının birinci yıldönümünü kutlamak için ben de onun yazısını &#8220;edebiyat ve hukuk&#8221;a taşımak istedim. Onun yazısını aşağıya eklemeden önce kendi duygu ve düşüncelerimden de söz etmek istiyorum azıcık:</p>
<p style="text-align: justify;">Onunla geçen bir yılda çok şey oldu. Biz &#8220;köpekçi&#8221;ler, köpeklerle birlikte kedileri de sevmeyi öğrendik en başta. Kedileri tanımayı, anlamayı, onlarla iletişim kurmayı öğrendik; hem de işin en başından. Bu kolay değildi ama mümkündü.</p>
<p style="text-align: justify;">Önce, köpeğin tutkun sevgisinden kedinin bağımsız sevgisine, iki sevgi biçimine de aynı ölçüde saygı duyarak geçmeyi öğrendik. Kedinin &#8221;beni benimle baş başa bırak&#8221; veya &#8221;şimdi yalnız kalıp sokağı izlemek, kendimi senin dışında da varolan dünyaya katmak istiyorum&#8221; deyişini algılayabilmeyi öğrendik. Sevilenle aynı odada, aynı yaşamda, aynı yazgıda beraber olmayı, birlikte yaşamayı isterken bağımsız olabilmenin de mümkün olduğunu öğrendik ve şu veya bu değil, hem o hem bu diyebilmeyi ve bunun bir &#8216;olur&#8217;unu bulabilmeyi&#8230;öğrendik.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevginin havlayarak, yere yatıp yuvarlanarak, geniş geniş kuyruk sallayarak, ileri geri koşarak gösterilebileceği gibi sessiz bir fısıltıyla, belli belirsiz bir torlamayla, ışıltılı gözlerden taşan manalı bir bakışla, yanıbaşınızda kaygısız ve ferah bir uykuya dalışla ve yumuşak karnı farkettirmeden açışla da gösterilebileceğini öğrendik.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzun zaman önce yitirdiğimiz köpeciğimiz  Figlio&#8217;dan sonra aynı acıyı yaşamamak için hayvan kardeş edinmeyen bizler, sevilen yitirildikten sonra da yeniden ama başka türlü sevilebileceğini öğrendik. Yeniden sevmeyi, yitirilmiş sevilene ihanet olarak görmemeyi, belki de aynı zamanda onu başka türlü yaşatmanın bir yolu olabileceğini öğrendik.</p>
<p style="text-align: justify;">Boyunun beş altı katı yüksekliğinde yerlere bir çırpıda atlayan, sıçrayan, hoplayan; bir &#8221;thriller&#8221; oyuncusu edasıyla çevikçe oyuncak avına atlayan,  göz bebekleri ayın evreleriyle konuşan, kuyruğunu geniş geniş sallamasında Figlio&#8217;cağızımızın anlamlarının tam tersi anlamlar saklı olan başka türlü bir varoluşun meramı anlamayı, öteki dilden de konuşabilmeyi öğrendik.</p>
<p style="text-align: justify;">Henüz kısırlaştırmaya kıyamadığımız Alyoşa&#8217;mıza, kızgınlığını teskin edici bazı ilaçlar uygulanınca ve işte maalesef  biz o ilaçların hiç de umulmadık yan etkisiyle karşılaşmak zorunda kalınca hep beraber bir &#8220;jinekomasti&#8221; meselesi yaşamayı ve bu &#8221;haysiyet kırıcı&#8221; durumu.-)) onun vakur &#8220;duruşu&#8221; ile atlatmayı öğrendik. Bizim &#8221;erkek&#8221; Alyoşa&#8217;mız birkaç ay kocaman göğüslerle dolaştı (sonra eski haline döndü)&#8230; Herhangi bir &#8221;insan erkeği&#8221;ni belki de büyük bir ruh azabına garkedecek bu durumu ne kadar da büyük bir anlayışla karşılamış, çok sayıdaki şişkin göğüs uçlarını  şaşkınlıkla ama &#8221;haydi neyse bari daha da beter olabilirdim&#8221; diyen gözlerle  tek tek yalarken cinslerin, türlerin, ırkların,  erkek veya kadın olmanın rastlantısallığını nasıl da hissettirmişti.  Onun sayesinde cinselliğin, canlı olmaktan ve canlı kalmaktan başka bir değerle ve en başta &#8221;body parts&#8221;larla ilgili olmadığını  yeniden hatırladık.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8221;Cat litter&#8221; denen şu kutuyla başa çıkabilmeyi ve Alyoşa&#8217;nın tuvalet ihtiyacını giderdikten sonra etrafı bizim temizlediğimizi bilmesine karşın yine de keskin bir dikkat ve özenle kum üstüne kum kapamasında somutlaşan davranış kuralına, &#8221;kültürü&#8221;ne saygı göstermeyi öğrendik.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzun süren yalanma ve temizlenme ritüelinde onu rahatsız etmemeyi, yıkanmaktan hoşlanmadığını ama taranmaktan çok zevk aldığını öğrendik.</p>
<p style="text-align: justify;">Tıpkı Figlio gibi sevdiği ve sevmediği yemeklerin veya mamaların olduğunu, tıpkı Figlio gibi onun da bir ağız tadı olduğunu öğrendik. Figlio&#8217;yu diğerlerinden ayıran, artık bizim için özel kılan bir çok karakter özelliğini Alyoşa Balım&#8217;da da keşfettik.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevmenin Türkçe, İngilizce, Fransızca veya şu veya bu dili paylaşmakla, entelektüel sohbet yürütebilme &#8221;kapasite&#8221; veya &#8221;kapasitesizliğiyle&#8221;, ortak kültüre, ortak antropolojiye hatta ortak türe ait olmakla ilgili bir durum olmadığını, tam olarak nedir bilmiyoruz ama, başka türlü bir duygudaşlık hali olduğunu keşfettik yeniden.</p>
<p style="text-align: justify;">Uçsuz bucaksız evrenin içindeki toplu iğne başından küçük galaksinin içindeki toplu iğne başından küçük dünyamızın toplu iğne başından küçük sokağının toplu iğne başından küçük sakinleri olan bizler, kimbilir hangi çağlardan çağlara, hangi yaşam döngülerinden döngülerine uzanarak doğmuş ve sokaklarda yedi aylık olana dek yaşamış bir başka küçük sakinle nasıl karşılaşabilmiş ve yaşamlarımızı birleştirebilmiştik? Mucize değildi de neydi bu? Mucizelere inanmayı öğrendik.</p>
<p style="text-align: justify;">Döndük. İnsana inanmayı hatırladık ve her gün hep yeniden&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Kedi beni buldu</p>
<p style="text-align: justify;">Silkindim ve seslendim</p>
<p style="text-align: justify;">Kedi&#8230; kedi&#8230; kedi</p>
<p style="text-align: justify;">Kuzeyden eke-çıkkın kalbin yelkenleri</p>
<p style="text-align: justify;">Bir güney aralık/tır/melda&#8217;ladı&#8230;</p>
<h2 style="text-align: justify;">Bir yıl önce açtığı bloğunda şöyle yazmıştı Alyoşa Balım, gelin hepberaber hatırlayalım:</h2>
<p style="text-align: justify;">
<h2 style="text-align: justify;">26 Ocak 2009 Pazartesi</h2>
<h3 style="text-align: justify;"><a href="http://alyoscha.blogspot.com/2009/01/hepinize-mermiao.html">Alyoşa&#8217;dan Hepinize Mermiao</a></h3>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;">Ben Alyoşa Balım. Umarım Size doğrudan yazmamda, bir blog tutmamda bir sakınca görmezsiniz. Sevgili Büyüklerim ve Küçüklerim: Muş oglı muyabu togar (Kedi yavrusu miyavlayarak doğar)&#8230; Var mıdır böyle bir söz Divan-i Lügati’t Türk&#8217;de acaba bilmiyorum çünkü ben yedi aylık olana kadar herhangi bir eğitim öğrenim görmedim. Fakat doğduğum cadde civarında bazı okumuş ırkdaşlarımla muhabbet etmiş ve Kaşgarlı Mahmut&#8217;dan bahsettiklerine tanık olmuştum&#8230;Şimdi Sizin gibi blogger ablalarımı, ağabeylerimi görünce ben de okumaya ve yazmaya merak saldım. Merak etmeyin ağabeylerim, ablalarım, açıklarımı kapatmaya çalışacağım. Kusura bakmayın Türkçeyi Kaşgarlı Mahmut kadar güzel kullanamıyorum ama söz pek yakında sadece İstanbul şivesini değil Peçenek ve diğerlerini de belki öğreneceğim. O zamana kadar zımparalı-taraklı-mühürlü dilimin döndüğünce biraz kendimden bahsetmek isterim:</p>
<p style="text-align: justify;">Yedi aylık olduğumu bilmiyorum biliyor musunuz? Nereden bileceksiniz. Gerçi şimdi on aylık oldum, bulunduğumda yedi aylıktım yani&#8230; Ben Ablamla bir Kafe&#8217;de tanıştım. Galiba alışverişten sonra bir soluklanayım deyip oraya oturmuştu. Ben de onu görünce iyi bir ablaya benziyor bu abla dedim ve yanına yaklaştım. Kimileri gibi itelemedi beni, hemen sempati ile yaklaştı, başımı ve gıdımı okşadı. O anda kanım ona çok kaynadı. Öylece yarım saat hoşça vakit geçirdik, sonra da kalktı. O yerinden kalkınca ben de dayanamadım onu takip ettim. Çünkü ondan çok etkilenmiştim. Galiba o da benden hoşlanmıştı çünkü kafedeki insanlara &#8220;aslında biz kedici değiliz, köpekciyiz&#8221; diye anlatmasına karşın yine de bana çok sevgi göstermişti. Onu evine kadar takip ettim. Evin önünde, ne yapsın, bana hoşçakal deyip gitti. Ben de mahsun, geri döndüm. Ben aslında yarı-sokak kedisi yarı sahipli sayılırdım o zamana dek. Annem, tek kardeşime ve bana tuvalet eğitimi ve temizlenmeyi öğrettikten sonra bizleri terketti. Bilmiyorum belki de sokaklarda başına bir iş geldi. Annemi tanımanızı isterdim, o şahane bir kadındı. Babamı hiç tanımadım. Van Kedisi&#8217;ymiş diye anlatılıyor. Annem, güzel bir sarmandı. İngilizler buna Red Tabby derlermiş, Ablamlardan öğrendim. Biz, Ablamla Kafe&#8217;de tanıştığımız zaman, o kafenin arkasındaki bir kuytuda kardeşim, dayım ve teyzemle birlikte yaşıyorduk, bizi o kafenin az uzağındaki bir apartmanın görevlisi Amca besliyordu. O da iyi bir amca, bize iyi bakıyordu ama ne de olsa gece vakti evine gidiyordu. Geceleri bilirsiniz tekinsizdir. Annem bizi terkettikten ya da işte dedim ya zavallı anneciğim kaybolduktan sonra ben geceleri daha çok korkmaya başladım sokaklarda. O zaman Ablacığımı görünce dedim ki acaba beni yanına alır mı? Ama hemen eklemek isterim: Benimki sade sıcak bir yuva arayışı değildi, aynı zamanda biraz da anne şevkati arıyordum, belki benim gibi hüzünlü ama sevecen, afacan ama gene de ağırbaşlı karara varabilen ruhlar arıyordum, ırkları ve dilleri aşılmaz engel olarak görmeden yaşamı paylaşacak dostlar arıyordum&#8230;İşte bunu yakaladım dedim o gün ama Ablacığım, ne yapsın, hem de köpekçi filan diye anlatıyordu, o gün öylece evine gitti.</p>
<p style="text-align: justify;">Ertesi gün, onun yolunu gözledim ve sokakta gene karşısına çıktım. Beni görünce çok sevindi. O sırada, gecelerin eşkıyası olarak tanınan bir azman, artık kıskançlıktan mıdır nedir, üzerime saldırdı&#8230; Ablacığım beni kucağına alıp ondan korudu. İşte o kere Ablama daha da bağlandım. O da hemen beni evine götürdü. Evde, bir başka Ablamla tanıştım. Bu Ablam, bana hemen öyle diğer Ablam gibi sıcak yaklaşmadı. Ne de olsa çekindi galiba. Dedim ya, bu aile bu vakte kadar hep köpekçi imiş. Figlio adlı bir Ağabeyi hiç unutmamışlar. Nasıl unutsunlar, nur içinde yatsın o Ağabey muhteşem bir köpekmiş. Doğar doğmaz sahiplendikleri, Figlio Ağabey gibi Toy Pooddle soylu ruhlu bir Ağabeyi nasıl unutabilirler, onun üstüne benim gibi birini nasıl alırlar diye ben de şüpheye düşmüştüm&#8230; Neyse&#8230; Ablalarım ve bir Ağabey beni içeri alıp ılık süt verdi&#8230; Bunlar üç kardeşmiş&#8230; Bir yandan sütümü içerken, bir yandan da kulak kesildim&#8230; benim hakkımda konuşuyorlardı, bir Ablam beni almak istiyordu ama diğer Ablam karşı idi bu fikre. Onlar, bir süre sonra yabancı bir kente gideceklermiş, nasıl götürürüz, nasıl sorumluluk alırız diye aralarında tartışıyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8230;Biliyorsunuz kimileri hemen sevmekten, bağlanmaktan korkar, sevileni yitirince çekecekleri acıyı tahayyül eder, hepimizin yazgısı olan ve bir gün gelecek bu acıdan kaygı duyarlar, o kaygı yüzünden sevmeyi reddederler. İşte küçük Abla da, büyük Abla beni eve getirince öyle bir kaygı duydu galiba o anda&#8230;Sütümü içtikten sonrabeni dışarı bıraktılar işte öyle ve ben o uzun geceyi, ertesi gün büyük ablama rastlamak hayali ile geçirdim.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte o üçüncü gün, Ablam bana rastlamamak için yolunu değiştirmiş ama nasıl oldu ise, altıncı hissim beni gene onun karşısına atmıştı. Evlerinin karşısındaki kaldırımın önünde dururken, karşı kaldırımdaki Ablamı görünce gözlerim parladı. O da o parlak gözlerime takılıp hemen yanıma geldi. Bu kere kararını vermişti galiba. Gene beni eve götürdü, gene küçük Abla ile konuyu konuştular, hatta Ağabey&#8217;e de sordular. Ağabey, onların en küçüğü, ailede sözü geçmez dememek lazım ama. O da bazı endişeler taşıdığını söyledi.. Hemen bir karara varamadılar ama ilk önce beni veterinere götürmeye ve gerekli tetkik ve aşılarımı yaptırmaya karar verdiler. Unutmadan, bu arada yeni ablalarım, kedi dostu bir Profesör ahbaplarını aradılar. Bu ahbabın tam dokuz kedisi varmış. Ablalarım bu Profesöre bazı sorular sordular. Eğer beni alırlarsa özgürlüğümü engelleyip engellemeyecekleri gibi bazı &#8220;liberal&#8221; ve aslına bakarsanız gülünç olduklarını sonradan kendilerinin de anladığı bazı sorular sordular. Çünkü o zamana kadar, sokakta kalan kedilerin iki yaşına gelmelerinin bile olağanüstü bir durum olduğunu bilmiyorlardı. Sanıyorlardı ki, biz kediler böyle vahşi ve acımasız bir dünyada daha rahat ediyoruz. Profesör ahbap konu üstünde bilgi ve empati sahibi idi: &#8220;olur mu öyle şey, sıcak yuva ve güvenlik her şeyden önce gelir&#8221; dedi. Sonra beni götürdükleri veterinerden bazı gerçekleri daha da iyi öğrendiler ve işte o zaman beni almaya karar verdiler. Bir Ablam, veteriner bakımımı ve yemeklerimi, bir diğer Ablam da tuvalet temizliğim (cat litter deniyor değil mi?) ve doğru-yanlış eğitimim gibi işleri üzerime aldılar. Ablamın biri çok aşırı şevkatli, diğeri, yani küçük ablam biraz otoriter ama O da beni çok seviyor, Ağabeyim de çok ısındı bana. O da benimle çok ilgileniyor. Bu kardeşler benimle hemen hemen her gün oynuyorlar. Ben henüz çok küçük bir kedi olduğum ve yetişkin olmama birkaç ay daha olduğu için oyunu çok seviyorum. Yeni evimde kendimi çok huzurlu, çok oyuncu hissediyorum&#8230; Hatta ablalarımı ve ağabeyimi gittiği odalara takip ediyorum, bu durum onların çok hoşuna gidiyor. Bana oyuncaklar da aldılar. Hasır bir sepetten bana oyuncak yaptılar&#8230; Şimdilik tek sıkıntım, salonda Annemin çiçeklerine yaklaşmamın yasak olması. O çiçeklere ne kadar değer verdiklerini ben de biliyorum ama bazen ne yapayım, kendimi onlara yaklaşmaktan alıkoyamıyorum. Bu mesele de umarım kısa sürede hallolacak. Söylemesi ayıp başta parazitlerim vardı, sağolsunlar büyük ablamın liseden sınıf arkadaşları veteriner bir Ağabey bana aşılar yaptı, ilaçlar verdi, ben de bunları kısa sürede attım, şimdi, söylemesi ayıp, ishalim de geçti, çok daha rahat hissediyorum kendimi&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">İşte benim kaderim bu ailenin üyesi olmakmış. Yedi aylıkken bir aile edinmekmiş&#8230; Tabii salt iyi kader değil, kötü kader de biz canlılar için. Felekten kurtuluş yoktur. Kader, pususunu kurarak fırsat bekler, insanı can evinden yaralayarak imtihan eder. İnsan, bu yaraya çare arar. Yarasını sarmak için, gereken yakıyı yine İnsanoğlunda bulur&#8230; İşte benim fikriyatımın ve duygularımın özü budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Anneciğim de şöyle dermiş: &#8220;İnsanlar plan yaparken kader arkadan kıs kıs güler&#8230;&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Benim sınırlı deneyimlerime göre; kader, kötülükler ve acılarla tecrübe etmesinin yanında iyilikler ve güzelliklerle de şaşırtmaya devam edecektir insanı/canlıyı. Beni şaşırttı işte&#8230; Fakat şöyle söyleyeyim, ukalalık görmezseniz eğer, insanın yaradılışı eksik bir yaradılış olduğu için, insanın imtihanları çok ağırdır&#8230; bizlerin yaradılışı, ne olur ukalalık saymayınız, mükemmeldir, bizler feleğin çemberinden geçmek gibi bir deyim tanımayız, çünkü o sihirli çemberin içinde biz de dönüp dururuz. Çünkü hele hele biz kediler, elastiki bedenlerimiz sayesinde, feleğin çemberini sarabiliriz. Kaderi, gök kubbede kavranan zaman kavramı ile anlatan şu sözlere bayılıyorum, Eski Ahid şöyle demiş:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Herşeyin bir zamanı vardır. Gökkubbe altındaki her olay için bir zaman vardır. Doğurmanın zamanı vardır, ölmenin zamanı vardır; ekmenin zamanı vardır, biçmenin zamanı vardır; öldürmenin zamanı vardır, yaşatmanın, iyileştirmenin zamanı vardır; yıkmanın zamanı vardır, yapmanın zamanı vardır; ağlamanın zamanı vardır, gülmenin zamanı vardır; yas tutmanın zamanı vardır, neşe içinde dansetmenin zamanı vardır; taş atmanın zamanı vardır, taş toplamanın zamanı vardır; kucaklamanın zamanı vardır, geri çekilmenin zamanı vardır; aramanın ve bulmanın zamanı vardır, yitirmenin zamanı vardır; korumanın zamanı vardır, kaldırıp atmanın zamanı vardır; sökmenin zamanı vardır, dikmenin zamanı vardır;susmanın zamanı vardır, konuşmanın zamanı vardır; sevmenin zamanı vardır, nefret etmenin zamanı vardır; savaşmanın zamanı vardır, barışmanın zamanı vardır&#8230; Ecclesiastes 3:1-8</p>
<p style="text-align: justify;">Bir de Einstein şöyle demiş:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Zaman, doğanın, herşeyin bir anda meydana gelmemesini sağlama yoludur.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Ben de şöyle demek istiyorum:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Birbirinin zıddı gibi görünen her şey, -mesela sevgi ve nefret, neşe ve hüzün, cesaret ve korku- aynı anda olmaya ve hissedilmeye başladığı zaman insan, feleğin radyo-frekans dalgalarını yakalamıştır, eskiler buna feleğin çemberinden geçmek derler, bu yakı aramayan bir yaradır çünkü&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Sizlerle tanıştığıma çok seviniyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Her tonda iyi niyetli ve yürekten miao&#8217;larımla herkese selam!</p>
<p style="text-align: justify;">Alyoşa Balım (nam-ı diğer: Adonis &#8211; Sarı Selim &#8211; Bayram &#8211; Peyami Safa &#8211; Vaşakcan &#8211; İlyas Sarman &#8211; Pumpkin &#8211; Imanuel Pumkinov &#8211; Alexey Ivanoviç &#8211; Kevok Babo &#8211; Pisik Babo)</p>
</blockquote>
<h2 style="text-align: justify;">Kaynak: Alyoşa&#8217;dan Notlar (<a href="http://alyoscha.blogspot.com/">Bağlantı</a>)</h2>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/kis-gunu-bize-kardes-olan-alyosanin-oykusu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Duruşma, Yatışma, Kalkışma:  Bir Kâbusun Kısa Hikâyesi</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/durusma-yatisma-kalkisma-bir-kabusun-kisa-hikayesi.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/durusma-yatisma-kalkisma-bir-kabusun-kisa-hikayesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2009 21:46:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÖYKÜ]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[adliye]]></category>
		<category><![CDATA[avukat]]></category>
		<category><![CDATA[avukatlık]]></category>
		<category><![CDATA[basın]]></category>
		<category><![CDATA[çeteler]]></category>
		<category><![CDATA[çevirmen]]></category>
		<category><![CDATA[ceza adaleti]]></category>
		<category><![CDATA[dava]]></category>
		<category><![CDATA[davalı]]></category>
		<category><![CDATA[duruşma]]></category>
		<category><![CDATA[duruşma kelimesi]]></category>
		<category><![CDATA[hakça]]></category>
		<category><![CDATA[hakça düzen]]></category>
		<category><![CDATA[hakim]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk devleti]]></category>
		<category><![CDATA[iç savaş]]></category>
		<category><![CDATA[iş yükü]]></category>
		<category><![CDATA[kalkışma]]></category>
		<category><![CDATA[kelepçe sözleşme]]></category>
		<category><![CDATA[mahkemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Didem]]></category>
		<category><![CDATA[sanık]]></category>
		<category><![CDATA[savcı]]></category>
		<category><![CDATA[sevcı]]></category>
		<category><![CDATA[sorgu]]></category>
		<category><![CDATA[tartışma]]></category>
		<category><![CDATA[tutuklama]]></category>
		<category><![CDATA[tutuklanma]]></category>
		<category><![CDATA[yakalama]]></category>
		<category><![CDATA[yargı]]></category>
		<category><![CDATA[yargıç]]></category>
		<category><![CDATA[yargılama]]></category>
		<category><![CDATA[yatışma]]></category>
		<category><![CDATA[yeraltı dünyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=516</guid>
		<description><![CDATA[
Geçen uykuda bir kâbus gördüm. Bizim sevgili “hakçalık ortamı”mızdan çok farklı bir ülkedeydim. İnanılır gibi bir yer değildi burası. Adına hukuk devleti diyorlardı. Ve ben o yerde, aksi gibi, avukattım! Bir mahkeme binasındaydım. Sonra bir başkasında, sonra bir diğerinde. Ülkenin mahkeme binalarında avukat olarak öylece dolaşırken (aslında daha çok hakim ve savcı adı verilenlerin ayaklarının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/08/images1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-517" title="duruşma" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/08/images1.jpg" alt="duruşma" width="150" height="111" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Geçen uykuda bir kâbus gördüm. Bizim sevgili “hakçalık ortamı”mızdan çok farklı bir ülkedeydim. İnanılır gibi bir yer değildi burası. Adına <strong>hukuk devleti</strong> diyorlardı. Ve ben o yerde, aksi gibi, avukattım! Bir mahkeme binasındaydım. Sonra bir başkasında, sonra bir diğerinde. Ülkenin mahkeme binalarında avukat olarak öylece dolaşırken (<em>aslında daha çok hakim ve savcı adı verilenlerin ayaklarının altında dolaşırken</em>), orada, bizim <strong>adilleşme, hakçalaşma</strong> adını verdiğimiz kuruma onların <strong>yargılama</strong> adını verdiğini (<em>bu terim yarmak kökünden geliyormuş ve kesip ya da kestirip atmak, bir daha da yüzüne bakmamak demekmiş</em>) bizim <strong>etken sunuş, katılım ve tartışma </strong>adını verdiğimiz kuruma ise onların <strong>duruşma</strong> adını verdiğini öğrendim<strong>.</strong> Ama orada “duruşma”lar hiçbir işlev taşımıyor, karşılıklı “dur”uş’maktan başka bir anlama ermiyordu. Ortada bir işteş eylemlilik hali vardı da bu eylemlilik, eylemsizliğe geçişi belirten “durmak” kökünden türetildiği için pek ironik bir hale işaret ediyordu. Duruşuluyordu duruşuluyordu da, bu duruşmak, karşılıklı dikilmekten başka bir görüntü vermiyordu.  Hakimlerin (<em>bizdeki hakçacılar</em>) <strong>vicdani kanaat</strong> geliştirmeleri, tez ve antitezi birkaç kere de sözlü olarak dinleyip olan biten hakkında daha açık bir fikir edinmelerini sağlaması gereken şu “duruşma”lar, on onbeş dakikadan fazla sürmüyor, katılımlar göstermelik kalıyor, söylenenler doğru dürüst tutanağa (<em>bizdeki birebirsıkıyazılıkorunak terimine karşılık geliyor</em>) bile geçmiyordu. Üstelik <strong>ben avukat</strong>, <strong>o hakimin</strong> karşısında duruşup dururken, <strong>şu savcı</strong> hiç duruşmuyor, duruşmamakla birlikte benimle hiç konuşmuyor; yargıçla aynı hizada oturuşuyor, söyleşiyor; savcıya “<em>sen de benimle beraber duruşmalısın, hatta yargıç bile sadece yargılamamalı, azıcık da duruşmalı</em>” dediğimde “uzaydan” ya da kâbus dışı bir ortamdan gelmişim gibi (<em>ki zaten öyleydi</em>) yüzüme bakıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Söylediklerini kelimesi kelimesine “<strong>tutanağa</strong>” geçirtmeye çalışan avukatlar, aynı <strong>duruşma</strong>larda izleyici koltuklarına oturup da sıralarını bekleyen meslektaşlarından bile gelen yakınmalarla karşı karşıya kalıyordu. Kendisinden başkasının davasının görülmesine vakti yoktu kimsenin. Ama yazılılık da pek işe yarar görünmüyordu. Yargıçlar (<em>onların hakim terimiyle eşanlamlı olan bir terim</em>) dosyaları dikkatle okumuyor, tarafların (<em>bizdeki hakararlar</em>) sadece bir tek değil de birbiriyle ilişkili birden fazla sav ileri sürdükleri durumları çözümlemekte bocalıyorlardı. “<strong>İş yükü</strong>” adını verdikleri olgunun altında boğulmuşlardı. Bu “<strong>işteşsiz” </strong>ortamdan o kadar <strong>iş</strong> çıksın, hayret edilecek bir şeydi! Belki de mesele edilgen ve ettirgenliklerin, işteşlik üzerindeki hakçasız egemenliğinden kaynaklanıyordu, tam çözemedim nedenini. Hele <strong>yargıç</strong>, herhangi bir yere yazı yazıp da falan belgeyi istemiş ya da filan araştırmanın yürütülüp de sonucunun bildirilmesini istemişse davanın iyiden iyiye uzaması kaçınılmazdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Adalet sistemiyle ilgili hemen hemen herkesin bir şikayeti vardı. Aslında herkesin, kendilerinden başka herkesin ahlaki bütünlüğü konusunda şüphesi vardı kâbusumdaki bu tuhaf sistemsizlikte. Sürüp giden davalara şöyle bir bakıldığında tanıkların duruma göre yalan söyleyebildikleri, atılan imzaların inkar edilebildiği, adaletin, ancak üzerinde birden fazla resmi mühür taşıyan belgeli işlerde bir nebze olsun sağlanabildiği ve öyle belgelere sahip olanların da zaten toplumsal konumları bakımından adaletin gecikmesini yüksek faizli ön anlaşmalarla çoktan telafi etmiş bankalar ve benzerleri gibi nüfuzlular olduğu söylenebilirdi. Oysa, adalete başvurmak hem çok pahalı hem de ekonomik anlamda zarar getiren bir “yatırım”dı. Pahalıydı çünkü özellikle hukuk davalarının harçları, tespit masrafları, tanık masrafları, tebligat masrafları, özetle tüm muhakeme masraflarını davacılar ödüyor ve ancak davayı kazanmışlarsa bu masrafları davalıdan alabiliyordu. Ama adaletin gecikmesinden doğan faiz kayıpları yeterince hesaba katılmıyordu ve bu kayıplar genellikle önceden faiz anlaşması yapmayan kendi halindeki alacaklıları etkiliyordu. Yoksa bankalar ve büyük büyük başka kurumlar, olası borçlularının canını çıkaracak <strong>kelepçe sözleşmeleri</strong> çoktan hazırlıyor, işin yargıya intikal etmiş olmasından keyif bile alıyorlardı…</p>
<p style="text-align: justify;">Arazileri kamulaştırılanlar, mülkiyet haklarının, ülkenin dört bir yanına yayılmış “organize” sanayi idarelerinin (<em><strong>idareler, “durumu idare et” düsturunu şiar edinmişlerdi</strong></em>) elinde oyuncak olmasına karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden başka bir çare bulamıyorlardı. Ve nedense Avrupa Adalet Treni de, evet kâbusumdaki bu ülke bir Avrupa ülkesiydi, en az beş yıl süren bir bekleyişten sonra varıyordu ilgili istasyona. En önemlisi de “alacağına şahin olan” devletin, iş kamulaştırma paralarına gelince ayak diretmesi idi. Bir ilginçlik de kamulaştırılanın gerisin geriye özelleştirilebilmesiydi. Özelleştirilenin gerisin geriye kamulaştırılması da her zaman mümkündü tabii çünkü bu ülkede kamusal olanla özel olan, daha çok “keyfi” şekilde belirleniyor, bir yetkilinin teyzesinin torunu “kamusal” olabilirken, mesela koskoca şehir halkı ya da bir kısım ahali “özel” bir statüde görülebiliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Ceza adaleti de bir başka alemdi. Daha doğrusu ben zaten başka bir alemdeydim. Hazırlık soruşturmaları galiba gene iş yükü denen olgu yüzünden (<em>iş yükünü dilimize çevirmem olanaksız</em>) layıkıyla yürütülemediği için yargıçlar işe, elzem ön bilgilerle başlayamıyor, soruşturmalar sırasında bir takım “dolaplar döndüğüne” (<em>tuhaf bir şekilde o dolaplar kendi kendilerine dönüyormuş</em>) inanılıyor ve hazırlık soruşturmasından yüksek mahkemelere kadar uzanan süreç, hakararların yaşam süresine görece uzun ve meşakkatli bir mücadeleyi gerektiriyordu. Yargıç (<em>hemen ikiye üçe beşe yaran</em>) veyahut hakim (<em>hükmeden</em>) adı verilen bir statü sahibinin, durumların bu kadar sürüncemede kalmasına izin vermesi de pek ironik bir durumdu. Bu kâbus sırasında bir davanın onbeş yıldır sürdüğüne, tutuklu kimse yargılanana dek sekiz yılın geçtiğine, sanığın mahkeme kapısında sürüm sürüm süründüğüne şahid oldum ki sonunda o tutukluyu altı ay hapis cezasına çarptırmışlardı!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Tutuklama</strong> (<em>kavram ayrıca tartışılmaya değer</em>) kararlarının denetimi evrak üzerinden yapılıyor, sanık bir kere tutuklandıktan sonra aylarca hakim karşısına çıkamıyordu. “Evrak üzerinde” terimi, bizim dilimize çevrilirse “kağıt üzerinde” (yeni göstermelik) demekti belki de ama işin kelimesi kelimesine çeviri kaldırır tarafı yoktu. Eğer yargılama tarafları müdahale edip de kendi mücadelelerini ortaya koymazlarsa, sonuç çoğu zaman, ilk izlenime ya da tarafgir manevralara dayalı kararlar oluyordu. Hele hele ortada kıran kırana siyasal bir hesaplaşma veya yeraltı dünyasının (<em>bu da çok tuhaf bir kavram, ayrıca incelenmesi gerekiyor çünkü ben bu ülkede yerin altını üstüne getirdiğim halde bir dünyaya filan rastlayamamıştım</em>) paylaşımı, çeteler (<em>bunlar üç beş kişiden yüzlerce kişiye kadar değişen sayıda kurulmuş fenalık ortaklıklarıydı</em>) varsa, adliyelerin bir boğa güreşi arenasından farkı kalmıyordu. Aklıma böyle bir mecaz geldiğinde, uzun uzun düşünmüş ama kimin boğa kimin matador olduğuna karar verememiştim. Bu gibi davaları “<strong>basın</strong>” izlemek istiyor ama öyle kolay kolay izleyemiyordu (<em>basın bizdeki bilin-basın-yayın terimindeki basın sözcüğüyle eşsesli ama farklı anlamlı bir terimdi, yani bizim dilimizde “basın gidin buradan!” deyimiyle aynı anlama geliyordu</em>). Bir keresinde sadece bir haftada altıyüz ile bin “adet” kişinin tutuklandığını hesaplamıştım. Dile kolay akla zarar bir rakam.</p>
<p style="text-align: justify;">Arazisi yok pahasına kamulaştırılanlar, sokak ortasında güpegündüz kurşunlananlar, kaldırımda otomobil altında kalanlar, birileriyle gizli işler kotarırken basılanlar, telefonları dinlenenler, telefon dinleyenler, kirasını ödeyemeyen masaj salonunu ahlaksız iştigalden –ödese açmayacakları davalarla- tahliye ettirmek isteyenler, bankalara birikmiş borçlarını ödeyemeyip intihar edenlerin mirasçıları, kimlik hırsızlığı mağdurları, satın aldığı otomobilin parasını ödemelerine rağmen otomobili teslim alamayanlar, işten atanlar, işten atılanlar, ortadan kaybolanlar, ortaya çıkanlar, kocalarından dayak yiyen kadınlar, çocuklarını kaçırmak zorunda kalan babalar, kocasından kendisine kalan malları elinden alınmak istenen üvey anneler; nafakalarını, vergilerini, harçlarını, faturalarını, işte sokaklarda rahat nefes alabilmek için ödemeleri gereken her türlü paraları ödemeyenler, alacağını alamayanlar, alacağını alamadığı için borçluyu vuranlar, borçlarını ödemeyenler, borçlarını ödememekle kalmayıp bir de üstüne alacaklıyı vuranlar, birbirlerini karşılıklı vuranlar, âcizler, müflisler, mücrimler, mağdurlar ve maktüller, kasıtlılar, ihmalkarlar, keşler ve kalleşler, kediler, köpekler, çamlar ve manolyalar, herkes davacı, herkes davalı ve işte olan biten hiç olmazsa temiz havada bir ıhlamur ağacının altında bile olmuyordu. Bu durumu, “<strong>sivil iç savaşa</strong>” benzetmiştim. Bu iç savaş, sanırım yüzbeşon senedir devam ediyordu ve hiçbir barışçıl açılışımla durdurulacak gibi değildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kâbus ortamında katıldığım son “<strong>duruşma</strong>”da, ortamın pek havasız olduğunu iddia ederek “<strong>etken tartışma</strong>”nın bir ıhlamur ağacının altında yapılmasını talep ettiğimi hatırlıyorum. Yargıç bu talebimi reddetti ve “dur”uş’ma salonunda “dur”amayacağımı, derhal dışarıya çıkarılıp, <strong>oturuş</strong> konumunda bekletilmemi (<em>yani mahkeme kapısı dışındakilerle beraber hakçalık bekleşmemi</em>), ıhlamur ağacından bahsetmeyi ve bağırıp çağırmayı sürdürürsem “<strong>yatışma</strong>” konumuna getirilmemi, yok <strong>yatıştırılamamış</strong> isem, kâbustan <strong>savuşma </strong>konumuna hükmedeceğini, her durumda etrafımdakilerle <strong>atışmamın</strong> önlenmesini emretti. “Duruşmak, oturuşmak, hele hele yatışmak istemiyorum, ben işteşleşmek istiyorum” diye bağırmaya devam ettiğimi görünce de “karabasansal yargılama düzenini yıkmaya <strong>kalkış</strong>tığımı” ilan ederek beni kâbustan ihraç etti. Sakin sakin duruşmak varken <strong>çapraz sorgulamaya kalkışmaya</strong> yeltenmiştim ve bu, orada çok tehlikeli bir hareketti. Orada sorguyu yargıç yapardı ve “<strong>yasal evrak üzerinde</strong>” (<em>kağıt üzerinde</em>) böyle bir hakkım olduğu yazılı olmasına karşın, yasanın uygulaması, yasanın uygulanmaması şeklinde uygulandığı için uygulamaya uymam, karşı tarafla uyuşmam, duruşurken uyumam, mümkünse horlamamam istenmişti. Söz horlamaya gelmişken, fena horluyormuşum galiba, çünkü karım (<em>ya da kocam mıydı şimdi hatırlamıyorum, böyle fena bir uykudan uyanır uyanmaz anlaşılmaz hemen bu gibi durumlar</em>) beni uyandırdığında, derin bir nefes aldım ve <strong>duruşma, yatışma ve kalkışma</strong> sözlerini akıl defterime not ettikten sonra duruşma teriminin aslında belki de <em><strong>kestirip atanın karşısında boş yere bekleşme</strong></em> olarak dilimize çevrilebileceğini farkettim… Fakat bir davayı, kestirilip atabilirken aynı zamanda sürüncemede de bırakmayı nasıl başarıyorlardı? Bilmiyorum. Duruşuldukça duruşulan bu iç savaş, bu tutuk ve sanık kütük, bir türlü yarılmıyor, bu çılgın sürükleniş bir türlü durulmuyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Avukatların hiç mi suçu yoktu? Onu da bilmiyorum. O kâbusta uzmanlaştığım alan değildi bu soru! Ben onların davalara duruşup durduklarını gördüm, dava dışında neler ettirdiklerini, edildirdiklerini bilmiyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/durusma-yatisma-kalkisma-bir-kabusun-kisa-hikayesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şehirler, Sokaklar ve Vatan</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/sehirler-sokaklar-ve-vatan.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/sehirler-sokaklar-ve-vatan.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Oct 2009 22:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyaloglar]]></category>
		<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[ÖYKÜ]]></category>
		<category><![CDATA[baz istasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[caddeler]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi Parkı]]></category>
		<category><![CDATA[Köşk Caddesi]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[Millet Caddesi]]></category>
		<category><![CDATA[polis]]></category>
		<category><![CDATA[sokaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Vatan Caddesi]]></category>
		<category><![CDATA[Vatan'da]]></category>
		<category><![CDATA[yakalamalı]]></category>
		<category><![CDATA[yardım ve yataklık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=565</guid>
		<description><![CDATA[“Vatan’da yardım ve yataklıktan yakalamalı”&#8230; Ben o sıra Köşk Caddesi’ndeydim. Sanrılı bir sabahakarşıdan yeni salıvermiştim gözlerimi. Gün aydınlık ve bana göre çok erkendi. Bir ara Tunalı Hilmi’ye ineyim de gözlüğümün camlarını değiştireyim filan&#8230; Sonra Uğur Mumcu’ya dönerim. Bir müvekkil gelecekti de çok şey anlatacaktı&#8230; Hani şu “icra dairelerinde dosyalar kaybolmuş” davası&#8230; Edep ve Erdem yerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/09/Millet-Caddesi1.jpeg"><img class="alignleft size-full wp-image-566" title="Millet Caddesi1" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/09/Millet-Caddesi1.jpeg" alt="Millet Caddesi1" width="133" height="100" /></a>“Vatan’da yardım ve yataklıktan yakalamalı”&#8230; Ben o sıra Köşk Caddesi’ndeydim. Sanrılı bir sabahakarşıdan yeni salıvermiştim gözlerimi. Gün aydınlık ve bana göre çok erkendi. Bir ara Tunalı Hilmi’ye ineyim de gözlüğümün camlarını değiştireyim filan&#8230; Sonra Uğur Mumcu’ya dönerim. Bir müvekkil gelecekti de çok şey anlatacaktı&#8230; Hani şu “icra dairelerinde dosyalar kaybolmuş” davası&#8230; Edep ve Erdem yerine kamera yerleştirmek gereken bir kısım memur varmış.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Peşi sıra ekranda “Filistin Caddesi”, Filistin’den Şili Meydanı’na ve oradan Kennedy&#8217;e kadar bir süre geçti geçmedi cebimden ve “bir sıra baz istasyonu yolundan”, Meşrutiyet, Cumhuriyet ve sonra Demokrasi Parkı derken bu defa bir kere daha çaldı. Açtım, mecburen açacağım:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Vatan’da yardım ve yataklıktan yakalamalı&#8230; Hemen İstanbul’a gelmen gerekiyor!”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Neyse, Atatürk üzerinden Hitit Heykeli, Aydınlıkevler ve Havaalanı. Uçağım Beşiktaş Adliyesi’ne indi. Acele ile önce dosyaya, sonra savcıya bakıp Millet’ten Vatan’a geçtim ve baktım ki hakikaten yardım ve yataklıktan yakalamalı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Polis, Vatan’da yardım ve yataklıktan yakalamalı ve kanamalı birkaç şehir ismi saydı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Ama bu kız Ordu’lu&#8230; Nasıl olur avukat hanım? Bunları nereden tanır ki? Şehit vermediniz mi siz?!”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Verdik.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Fakat gene de&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Vatan’da yardım ve yataklıktan yakalamalı</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">ve adamakıllı</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">bir arkadaşım vardı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/sehirler-sokaklar-ve-vatan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gecikmiş Şehirde Sineklerin Tanrısı</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/gecikmis-sehirde-sineklerin-tanrisi.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/gecikmis-sehirde-sineklerin-tanrisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2009 11:28:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÖYKÜ]]></category>
		<category><![CDATA[birdirbir]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Etiler]]></category>
		<category><![CDATA[Kız Kulesi]]></category>
		<category><![CDATA[kuşlar]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[sıfırcı]]></category>
		<category><![CDATA[sinek kanadı]]></category>
		<category><![CDATA[Sineklerin Tanrısı]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[terbiye]]></category>
		<category><![CDATA[Tutunamayanlar]]></category>
		<category><![CDATA[uzun eşek]]></category>
		<category><![CDATA[yarıştırmak]]></category>
		<category><![CDATA[zenginlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=587</guid>
		<description><![CDATA[

Gecikmiş bu şiir. Çocuk kısa pantolonunu indirmiş bir porno ve bol grafik tasarım site karşısında bilinen sayılardan birini sayıyor. Yukarıya aşağıya, aşağıdan yukarıya yarın tarih sınavı varmış. Onun gözü “Cadde”de. Maria’nın babası armatörmüş. Zenginlik iyi bir şeymiş ve nasıl olursa olsunmuş. Şu üçü anca beş para ederse hepsini satıp Etiler’de bir ev alınsınmış da ona [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/10/images.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-588" title="Sineklerin Tanrısı" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/10/images.jpg" alt="Sineklerin Tanrısı" width="90" height="116" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Gecikmiş bu şiir. Çocuk kısa pantolonunu indirmiş bir porno ve bol grafik tasarım site karşısında bilinen sayılardan birini sayıyor. Yukarıya aşağıya, aşağıdan yukarıya yarın tarih sınavı varmış. Onun gözü “Cadde”de. Maria’nın babası armatörmüş. Zenginlik iyi bir şeymiş ve nasıl olursa olsunmuş. Şu üçü anca beş para ederse hepsini satıp Etiler’de bir ev alınsınmış da ona göre parti versinmiş, onsekize birkaç ay sonra girsinmiş&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bildikleri bir Anadolu Lisesi vardı, Fen Lisesi ve birkaç sıfırcı Remziye filan. Zaman değişmiş, hep değişirmiş. Hem Babil’lilerden bu yana. Yonca’sı varmış ve sınıfın kızları topluca ekrana taranmış&#8230; Anlaşmalıymış canım biz ne safmışız&#8230; Böylece tanıtım sayfalarında başka bir iletişimsel eylem kuramı. Gecikmiş bu şiir. Çocuklar takımlara ayrılmış, dilenciler çetesi kralı ve eline göre bıçaklı ve zincirli kudurmuş bir Derby-taraftarlık ve yeni açılan mağazalarda bir kaç yeni sürüm tüketici Zippo çakmalık kahramanlar kuyruklarını kıstırıp kaçmış. Gecikmiş bu şehir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Annesinin çantasından para çalmış. Babası saklamış. “Açsana kapıyı lan!” Ve misafirlere hoşgeldiniz demeden hem de küçükken “şafir odasına” hiç uğramazmış da yani zaten çünkü kuşların kafasını koparmak, sinekleri kanat kanat sökmek ve ayrıca Tutunamayanlar’ın Tutunanlar babından kanatsız sinek sırtlarına yük bindirip dürtüp dürtüp yarıştırmak da varmış da şimdi büyümüşmüş ve yeni bir cinayet oyunu almış, şimdi artık sinekli değil insanlı, sonra sabaha karşı eve dönmüş. Ah Metiiin, Metiiin, yazım yanlışı ile dolu dilin!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Üniversitenin altını üstünü özel bir soyguncu bok bile kazanamamış, Antalya’da otelin tam da orta yerinde iş bulmuş, bir Rus’la yüz kızartıcı bir aşk yapmış. Fakat erkek miydi kadın mıydı hatırlamamış. Kafası hep çok iyiymiş. Hapı nereden mi bulmuş? Gecikmiş bu şiir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Gecikmiş bu şehir, kahramanları ünlü olmaktan ölmüş, kaç onaltı yaşları ve başsız kepazelikleri, hevessiz. Onun suçu değilmiş&#8230; Bizim eğitim hatamızmış. Devletmiş, toplummuş, okulmuş, birdirbirden ve uzuk eşekten mahrum kalmakmış. Eşek çok uzun çünkü o Sineklerin Tanrısı’ymış! Tanrı mutlaka var, yoksa kanatlarımızı kim yakıyor?! Acı çektiğimizi biliyor, Tanrı herşeye kadirdir ki o Tanrı bizi kanatsızlıkla imtihan ediyor&#8230; Durun sinek kardeşlerim, kuşlar ve tavuklar, durun! İsyan etmeyin! Küçük mahşerde yatanlar, size değil bana muhtaç. Kesin şamatayı da zikri destur edinin! Küçük ve zalim erkek çocuk Tanrı’nızla iyi geçinin! Kanatsız ve sert sessiz şeysiz&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kampüsün birinde kızın birine Amerikan tarzı bir taciz, hem de Kızarmış Yeşil Domates’siz ve Türk güzeli değilmiş, zaten kızın aradığı da oymuş, artık çoğu isteyerek eylediği için pek de bir tadı kalmamış&#8230; Fakat You Tube’da gerçek zamanlı versiyonu varmış, ne yani hiç bir şey onu şaşırtmazmış, gençmiş ya başka bir sert sessiz şeysi de yokmuş. Gecikmiş bu şiir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Neyse işte. Gene gece yarısı Kız Kulesi’ne yüzmüş, tam boğulacakken sonra geri dönmüş,</p>
<p style="text-align: justify;">çocuk bir amaç gütmeden, sırf soluk soluğa kalmak için soluk soluğa kalmayı adet edinmiş</p>
<p style="text-align: justify;">Çok gecikmiş bu şehir&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/gecikmis-sehirde-sineklerin-tanrisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>John F. Kennedy Havaalanı’nda Jet Lag&#8217;li Bir Minyatür Poodle&#8230;</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/john-f-kennedy-havaalani%e2%80%99nda-jet-lagli-bir-minyatur-poodle.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/john-f-kennedy-havaalani%e2%80%99nda-jet-lagli-bir-minyatur-poodle.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2009 10:45:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÖYKÜ]]></category>
		<category><![CDATA[altın çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan askeri]]></category>
		<category><![CDATA[arşivler]]></category>
		<category><![CDATA[Balkan köylüleri]]></category>
		<category><![CDATA[Benjamin Harrison]]></category>
		<category><![CDATA[by the people]]></category>
		<category><![CDATA[Cenevre Konvansiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[çöplük]]></category>
		<category><![CDATA[Drakula]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[for the people]]></category>
		<category><![CDATA[Guantanamo Bay]]></category>
		<category><![CDATA[havaalanı]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[Irak savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[ironi]]></category>
		<category><![CDATA[İtalyan]]></category>
		<category><![CDATA[jet lag]]></category>
		<category><![CDATA[John F. Kennedy]]></category>
		<category><![CDATA[kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kenan Akerson]]></category>
		<category><![CDATA[kolera]]></category>
		<category><![CDATA[köpek hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[köpekler]]></category>
		<category><![CDATA[Kudret Hanım]]></category>
		<category><![CDATA[minyatür poodle]]></category>
		<category><![CDATA[New York öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nikolay]]></category>
		<category><![CDATA[Nikolay İvanoviç]]></category>
		<category><![CDATA[North Brother]]></category>
		<category><![CDATA[North Brother Adası]]></category>
		<category><![CDATA[of the people]]></category>
		<category><![CDATA[pasaport kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[poodle]]></category>
		<category><![CDATA[probabel]]></category>
		<category><![CDATA[Riker Adası]]></category>
		<category><![CDATA[soykırımı inkar]]></category>
		<category><![CDATA[tarihçi]]></category>
		<category><![CDATA[vampir]]></category>
		<category><![CDATA[Walter Wyman]]></category>
		<category><![CDATA[X ray]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşar Kemal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=582</guid>
		<description><![CDATA[

Sahibemle New York’a ayak bastığım andan beri belleğimde bir kolera hikayesidir üfürüp duruyor. Ve 1892 yazı. Bana soracak olursanız ki kimseye sormazsınız siz bilirim, eskilerden en çok kolerayı severim. Kolera kıvançlıdır. Fakat düşkırıklığı yaralıdır.  30 Ocak 1872. North Brother Adası. Rus Yahudileri. Amerika yoluna çıkan kabin sınıfı ve onlarla bir kokan ki yahudiler kokarmış; İtalyanlar. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center">
<p><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/10/NikolayIvanovic.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-585" title="NikolayIvanovic" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/10/NikolayIvanovic.jpg" alt="NikolayIvanovic" width="124" height="144" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sahibemle New York’a ayak bastığım andan beri belleğimde bir kolera hikayesidir üfürüp duruyor. Ve 1892 yazı. Bana soracak olursanız ki kimseye sormazsınız siz bilirim, eskilerden en çok kolerayı severim. Kolera kıvançlıdır. Fakat düşkırıklığı yaralıdır.  30 Ocak 1872. North Brother Adası. Rus Yahudileri. Amerika yoluna çıkan kabin sınıfı ve onlarla bir kokan ki yahudiler kokarmış; İtalyanlar. Dörtyüzyetmiş kadarlar.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Amerika’ya dörtyüzyetmiş umut ayak basmışlar. Dörtyüzyetmiş dedim ya, onlardan binikiyüzü yahudi. Binyüzellisi tifüssüz. Matematiğim hiç iyi olmadı, sayılarla aram kokmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaçta kaçı gitti, “altımilyonyüzonbeşbinüçyüzyirmibir etti” filan anlamam. Kalanı bir tuhaf-şüpheli tifüslü&#8230;koleralı. North Brother: Kuzey Kardeş. Buz Adası ve Habil’den hallice kalleş.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Soğuk ya, sabunsuz ve amansız yıkanmışlar. Çok inançlı ama -Tanrı bu ya, hikmetinden sual olunmaz- pek erkenölümlü. Özetle bir kısım Rus Yahudisi önce yola çıkmışlar. Gemi ile. Ama orada öylece kapıda kalmışlar. Mühürlenmiş metal kontenynerlere tıkılı, salgın diye salınmamışlar. Karantinaya alınmışlar. Tifüslü, koleralı demişler dedik ya, laftan anlamaz mısınız siz?! Bazı Alman yahudileri destek çıkmış da kalanlar girebilmiş filan diye yani&#8230;Sene 1872, işte daha yetmiş yıl falan var &#8230;1939’dan 1872 çıktı geriye kaç kaldı? Daha biraz vardı yani. Destek olmuşlardır&#8230; Daha düzgün anlatabilirim ama&#8230; Kelimeler boğazımda itişip kakışıyor. Bir izdiham var, tarihe tanıklık peşinde hepsi. Kavram olanlar bu kapıdan; metaforlar şu kapıdan, ironiler öte yandan; olmayanlar o kapıdan filan dedim, diyecek oldum ama neyse konu o değil şimdi tamam.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Riker Adası’nda çöplük kokusu yüklü küfeleri sırtlanmış, bir kısım kaçak rüzgara burun deliklerini açmış “Kuzey Kardeş” Adası. Mahkumları göçmenler. Karantinada umutları&#8230; Şimdi Marsilya’dan özgürlük yerine çöp kokusu solumaya gelmiş demek olmuşlar yani&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Kalemler.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ne yani, Yaşar Kemal buyur etse ne olur araya?! Bir prizma hal oldu, gerçek kırınıp kırılıp dağılıyor&#8230;Tam da yeri değil mi sonra?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Kız, kalemlerini arkadaşlarına göstermek ister, ama onları nereden bulduğunu açıklamak istemez. Bu nedenle de hırsızlıkla damgalanır.” Çöpten bulmuştur! Büyük, daha büyük, en büyük Yaşar Kemal yazmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kimileri büyük burunları, kıvırcık saçlarıyla, kimileri aksanıyla, kimileri geçmişleri ile damgalanır&#8230; Bir aradan usturuplu bir söz sızdırıp birinizi kızdırmaya göreyim “orospuluk” ediyorumdur&#8230; İşte kimileri de bir kentin çöplüğünün cömertçe sunduğunu şükranla kabul ettiği için damgalanır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sahibemle New York’a ayak bastığım andan beri belleğimde bir Walter Wyman’dır üfürüp duruyor. Bir Amerikan Başkanı Benjamin Harrison fosurup duruyor. Amerika’nın “kötü, cahil, düzen bozucu, sefil işçi bozuntularından korunması”nı istiyor. Sene? Neyse, uzun hikaye. Sıkıldım ama! Başıma bir ağrı girdi, ilaç vermişlerdi anlatmış mıydım seyahatten önce İstanbul’da&#8230; Kim girmek ister sonra bir kafes içinde o hangara  ha?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ne diye ve ne demeye geldik ki şimdi buraya? 1892’den bu yana değişen bir şey var mı birden ikiye?! Bu yana tam bu yana anlamında. “Halk için, halka ait, halk tarafından”. “For the people, of the people, by the people”. Üç şart tutsa bile işte olmuyor&#8230; Olması lazım güya ama diyecek olacağım tamam aman. Başdöndürücü bir hızla ilerlediğinizi yazan, kendinize methiye dizen kitaplar filan ya&#8230;insanın altın çağı. Pek çoğunun menşei Amerika.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“For, of ve by” prepozisyonlarından ziyade bence iş “people”da ve “people”da basbayağı!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Amerika çok gelişti</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">1892’den beri&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tabii gelişmiştir, hem o zaman da gelişmişti. Şimdi simsiyah başkan var! Yenilikler ve özgürlükler. Hem o kadar Avrupa’lı çapulcu bunca yıl ne halt yemiştir ki?! Gelişmiştir!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bir yanık kokusu almıştım uçaktakilerin korkusunda. Beton yanığı, çelik yanığı. Sentetikten yapma bozma ne varsa onun yanığı. “Babil” kuleleri çökmüştü ya, ardından küremize yaydığınız karşılıklı düşmanlık dalga boylarında sörf filan diye Guantanamo Bay’i ve kodaman bir “söylenti”ye para karşılığı bir tarafını veren “gerçek”in ifadesine göre “suları bulandırdığı ve petrolü kötü kokuttuğu” Irak denen o ülkede gene sahneye koyduğunuz Drakula zalimlikleri.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Suç gene biz köpeklere mi atılacak bir söyleyin de sonra randevunuza yetişin şey edin hadi&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sahibemle New York’a ayak bastığım andan beri belleğimde bir savaş sesi üfürüp duruyor. Bir savaş Puştu, fart fart fosurup duruyor, itoğlu it&#8230; Fart ediyor&#8230;Check ediyor, fart ediyor, check ediyor filan yani işte, köpek&#8230;. Pasaport kontrolü çok uzadı, parmak izi tamam ama pati izi yazılımı henüz Silikon vadisinden up-date edilmemiş, iki kulağım önüme aksın, X-Ray’den geçirdiler beni! Check-up haram yani bu sene bana&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Jey EF KEY’deki kocaman bir televizyon ekranında, PLASMA ve kan kokulu bir kaç askerin askeri mahkemeye çıkarılmasıyla ilgili bir haber, mahkemeye, nereye olacaktı ki diye sorarım size&#8230;ama bir kekemelik var bu işte, söylenmesi gerekenler söylenememiş, yayınlanıp yayınlanıp duruyor. Birkaç gün kalacak gibi yani. Galiba Irak’ta ve savaşta küçük bir kıza ailesinin önünde tecavüz etmişler&#8230; Bu şu demek oluyormuş: cinsel organlarını kızın cinsel organlarına zorla sokmuşlar.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Niye?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ben anlamam, insansınız ya, siz anlarsınız. Yani ne diye, nasıl olur, olmaz olsun, kahrolsun filan diye sora sora minyatür dimağımı paraladım!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Gene de bir açıklama çıkaramadım.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sonra onu ailesiyle birlikte katletmişler.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Niye?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ben anlamam, insansınız ya, siz anlarsınız. Yani ne diye, nasıl olur, olmaz olsun, kahrolsun filan diye sora sora minyatür dimağımı paraladım!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“ben anlamam, insansınız ya, siz anlarsınız. Yani ne diye, nasıl olur, olmaz olsun, kahrolsun filan diye sora sora minyatür dimağımı paraladım” ifadesini kes-yapıştır yapmaya alıştım&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Gene de bir açıklama çıkaramadım.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Hepsini kaydetmişler&#8230; Googledan motoraramalı internette bir yerlerde isteyen görebilirmiş fakat ama araya pornocular, avukatların siteleri ile bir kısım musluk tamircilerinin reklamları karışırmış. Allah belanızı versin&#8230;Var ise tabii. Olmasa da biri size Allah versin, ben ne bileyim, eşşoooleşşekler&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bunun imgelenecek, soyutlanacak, metaforlanıp, ironileştirilecek bir hali var gibi mi?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bunlar cinsel salyaları ile ısıracak et, dişleyecek doku, nüfuz edecek beden arayan</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Drakula’lar!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Hani kuduz üstümüze atılmıştı ya?Asıl suçlular kaçmışlardı da birkaç köpek Balkan köylülerinin mezarları başında güya suçüstü yakalanmıştı. Geçen yazımdan bilirsiniz. Okumamışsanız nah burada: <a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/balkan-koylulerinin-bos-zamanlari-buyuk-vampir-efsaneleri-veya-yemek-masasi-altindaki-bir-kanisin-bir-yaz-aksami-sohbetinden-duyduklari.html">Şimdi tıkla&#8230;</a> Ne şirin bir hipermetin şu internet&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bizi de toplayıp bir kısım adalarda ölüme terketmişlerdi. Sonra da soykırımı inkar etmişlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kenan’ı tanımazsınız. Sahibemin sevgilisi: Kenan Akerson,</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Drakula hikayeleri anlatır.  Balkan köylülerinden derlemiştir. Geçen <a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/balkan-koylulerinin-bos-zamanlari-buyuk-vampir-efsaneleri-veya-yemek-masasi-altindaki-bir-kanisin-bir-yaz-aksami-sohbetinden-duyduklari.html">yazımda</a> konu etmiştim, hatırlarsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ama şimdi kan emiciden sizi temizleyecek birileri yok. Siyah başkan, turuncu devrim, yeşil bilmemne, rengarenk elma armut, ağaç tokaç, çiçek böcek mi satıyorsunuz lan?! Yoksa bir halta benzer iş mi peşindesiniz?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yine her seferinde adet olduğu gibi etrafta asıllar’dan ve asiller’den kimse yok.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yine seyirciler&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">sonunda müzeler, arşivler ve ziyaretçiler&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">bilgi bankaları ve isim listeleri büyüteçle görülecek anıtmezarlar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">işte altımilyonyediyüzelliikibinsekizyüzyirmiyedi filan&#8230;Üç kaval kemiği aşağı, beş kürek kemiği yukarı, üçbeş kafatası yanılma payı&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">hayır yani baştaşları büyüteçle okunacak filan anlamında&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tarihçi gibiler sizi yargılayacak. “La Haye’de Japon restoranları süper birşeydirler azizim” filan elektronik mahkemeler&#8230;Bir Kanadalı general, işte adam yeni savcı, Klerk, güvenlik görevlisi&#8230;Birleşmiş Milletler ve nedense Konvansiyon olarak kalmakta ısrarlı bir “Söz”leşme Cenevre, lafı çevirirse sözden filan dönebilir diye&#8230;Bir “excellent package vacancy”dir gidiyor&#8230; Ve sonra onlar da kaderin oyunu bu ya bunayayazıp herşeyi unutuverecek. O da probabel, yani muhtemeldir zaten&#8230;Ölüp de kafatasınız açılmadan nah öğrenirsiniz!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Minyatür bir kuçu kuçudan çok şey bekliyorsunuz. Ben ne bileyim diye yani bir şeyler anlatmak istiyorum güya ama&#8230; Ha, ben Minyatür bir kanişim: Nikolai İvanoviç&#8230; Sahibem tarihçi bir profesör:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kudret Hanım.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">New York’a Birinci Sınıf</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ama kafes içinde geldim.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Allah belanızı versin!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/john-f-kennedy-havaalani%e2%80%99nda-jet-lagli-bir-minyatur-poodle.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Don’t bat your Bat Mitzvah out! Bat Around the Tramping Bark or the Barking Knight: A Legend in The Hague of early 20th Century</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/don%e2%80%99t-bat-it-out-bat-around-the-tramping-bark-or-the-barking-knight-a-legend-in-the-hague-of-early-20th-century.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/don%e2%80%99t-bat-it-out-bat-around-the-tramping-bark-or-the-barking-knight-a-legend-in-the-hague-of-early-20th-century.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Aug 2009 13:10:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[ÖYKÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Barking Knight]]></category>
		<category><![CDATA[bat mitzvah]]></category>
		<category><![CDATA[dog]]></category>
		<category><![CDATA[dog legends]]></category>
		<category><![CDATA[dog stories]]></category>
		<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[imaginary dog]]></category>
		<category><![CDATA[legendary dog]]></category>
		<category><![CDATA[literature and law]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Didem Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[The Hague]]></category>
		<category><![CDATA[tramping bark]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=406</guid>
		<description><![CDATA[
Don’t bat your Bat Mitzvah out! Bat Around the Tramping Bark or the Barking Knight: A Legend in The Hague of early 20th Century&#8230;
-A coming-of-age entry (!) for children (!)-
b y   Ö y k ü   D i d e m  A y d ı n

Ever heard of a dog drinking water from tram (street car) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">
<p><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/08/Barking-Knight2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-413" title="Barking Knight" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/08/Barking-Knight2-150x150.jpg" alt="Barking Knight" width="150" height="150" /></a>Don’t bat your Bat Mitzvah out! Bat Around the Tramping Bark or the Barking Knight: A Legend in The Hague of early 20th Century&#8230;</p>
<p style="text-align: center;">-A coming-of-age entry (!) for children (!)-</p>
<p style="text-align: center;">b y   Ö y k ü   D i d e m  A y d ı n</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ever heard of a dog drinking water from tram (street car) tracks in The   Hague?  This dog is a legend, and it seems that in today’s rushy and hectic life in The Hague, most people do not recall the precious memory of the dog which used to drink water from tram tracks in the early 20<sup>th</sup> century. I mean, it is a pity that they do not know much about the history of their own city and about this heroic dog who risked its life in order to save people traveling by trams or crossing streets. The city’s history archives tell you how. The Dutch from The Hague have a very well-organized city archive where you can find an entry for the dog drinking water from tram tracks. Here is how the catalog card looks like: I copied it for you when I visited the city archive in order to see what they registered for our legendary dog.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>ENTRY ITEM</strong> 3490867589493112-123/Az. 123: <em>The dog drinking water from tram tracks in The Hague&#8230; <strong>Name:</strong> Tramping Bark&#8230;some know it by the name of Barking Tramp, some by Trampling Bark, some by the name of Barking Knight: LEGENDARY DOG BORN AND LIVED IN THE   HAGUE AROUND 1900-1965. Since a dog cannot live 65 years there must have been two, three or more dogs carrying out the same mission or sharing the same fate in the mentioned period. It is believed that these dogs were relatives.</em></p>
<p style="text-align: justify;">&#8212;lived in the first and partly in the second half of the 20<sup>th</sup> century in The Hague (not known exactly in which quarters). It is not known whether there was a single dog or a number of dogs carrying the same &#8220;mission” out.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8212;did not belong to a special race, was simply a street dog.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8212;had a strange barking way, instead of barking “Bow Bow”, he used to bark “Bowww” “Bowww”. Linguists could not find out up until now, what it means to bark “Bowww”, “Bowww” instead of “Bow Bow”. According to a theory delivered quickly by a Silicon  Valley scientist, this dog was a virtual dog belonging to the early World Wide Web universe. This is supposed to be the reason why it barked “Bowww.” It was a messenger. Today, there is an imaginary Web-site devoted to the memory of the &#8220;Barking Knight”: see: ? (note that we said it was imaginary).</p>
<p style="text-align: justify;">&#8212;it was a nice dog, protected poor people and was always nice to children, particularly to 13-year-old girls,  to the old and to other fellow dogs. And to our astonishment, it used to be a vegetarian. This point is not shared by all researchers working on the history of this legend. Professor Dogmann from the University  of Chicago claims that only the sacred cow rights activists believe in this nonsense. He adds that no dog can only eat green grass and survive.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8212;why it used to drink water from tram tracks is not clear, given the fact that it could have drunken water from elsewhere, but since he used to drink water from tram tracks he could prevent many accidents. We know how. It is scientifically proven that whenever this dog drank water from a tram track, he was able to prevent an accident. It is scientifically proven that if this dog had not drunken water at a given time, and if it had not caused a tram coming through to stop, then there would have been a crash either with a car crossing the next street the tram would pass by, or with another tram; or a man or a woman crossing the next street would have been fatally hit by a tram or by a car for they would not have even noticed that a tram was approaching&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">So, the dog drank water at the right time and at the right place from the right part of the long track to which a tram would approach.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Unfortunately, the Legend was hit to death by a tram when its drunken driver did not notice that it was drinking water from the track (although there was a sign yellingly telling: &#8220;!!!!! Attention, a Barking Knight is drinking water!!!!!!!!&#8221; For, at that time, there were many signs all around the city’s tram tracks like ”A Barking Knight is drinking water”,  &#8220;dogs and rush hour historians&#8221; believe that there was not just one dog but many dogs carrying the same mission.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">But even this fatal accident prevented another serious one. Scientists found out that if this one did not happen, a more serious one would have happened. It is estimated that the Barking Knight or Barking Knights or Tramping Barks must have saved 1.200.000 people from the Hague either traveling in trams or crossing streets, their lives.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8211;you can visit the commemorative stone for this dog wherever you can imagine that it should be in The Hague. It is an imaginary stone that appears there where you think it should be&#8230;visit the stone on the Web:  ?  (note that we said it was imaginary)…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong>ENTRY ITEM</strong> 3490867589493112-123/Az. 123 <strong>CONTINUES AS CHAPTER II </strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">There are numerous religious sects that worship this legend. Some Christians sects claim that the “Trampling Bark” was SIMPLY a Messiah (&#8221;savior&#8221;) IN A SENSE: It embodied the notion of an innocent, divine or semi-divine being who sacrificed himself to save us from the consequences of our own sins and our sinfully negligent existence! By drinking water he brought purity and clearness of water to our lives. See the religious icon of one of the leading sects worshipping the Barking Knight below, which symbolizes the sacrifice of The Barking Knight and railway crossroads:</p>
<h2 style="text-align: justify;">╬</h2>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Jewish sects denied to take “The Barking Knight” as a Jewish Moshiach and claimed that it was not a great political leader descended from King David (Jeremiah 23:5). They claim that animals could not be political leaders; and the life and services of the Barking Knight  covered only a partial aspect of the city of The Hague. The dog could not be &#8220;moshiach ben David&#8221; (moshiach, son of David) since a dog could not be well-versed in Jewish law, and observant of its commandments (Isaiah 11:2-5) (given the fact that dogs commit adultery all the time, some ask rhetorically: ”Where the hell do you think the word ‘bitch’ come from?”)  They claim further that the dog could not be a charismatic leader either, inspiring others to follow his example (although the Barking Knight seems to have been smart enough to inspire many other dogs to follow his example). They ask rhetorically (and sarcastically): “How can a dog be a great judge, who makes righteous decisions (Jeremiah 33:15)”? But above all, they claimed, Moshiach had to be a human being, not a god, demi-god or other supernatural being like this dog used to be. But some progressive Jewish Rabbis gave another interpretation to all and claimed that no verse in the Talmud suggested that Moshiach should be a human being. And that no verse meant no verse! “Don’t you be a fool, you unorthodox rat!” was the reply from the previously mentioned interpreters.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">But whether and why on earth the Barking Knight used to be so good to 13 years old girls still remains a mystery; and if this is true there must be a Jewish heritage issue at stake here. We know that girls celebrate their Bat Mitzvahs at age 13, along with boys. Is the Barking Knight a coming-of-age dog? Perhaps by planning to become a future subject-matter of a debate around the eligibility of animals as Mesiah, the dog wanted to point out that children too could be Mesiah.   Children are not supposed to be great judges and they are reportedly not so much well-versed (except Baby Jesus who was smart enough to use three of his fingers to make this deficit up!) Still normal children who do not care about the posture of their fingers may not be able to make righteous decisions for, in conflict situations, they go: “You goddam milk sucker!  Get your three fingers out of my sight and go &#8216;the most preferred four-letter-word&#8217; yourself!” But perhaps the Barking Knight already knew that some children easily learn how to cross their fingers when they have to tell a lie.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Some Islamic-oriented sects believed that there was something strange with the fact that this dog barked every so often as follows: (”Olam Ha/ww-Ba/www) which let a progressive Imam venture to say that this dog was the living characterization of the command of peaceful co-existence of all people. (Isaiah 2:4): Hatred, intolerance and war would cease to exist. The reaction came not so late by an <em>Ismaili</em> philosopher: “Don scribble around on Koran here und there or I’ll make a bloody Kotex from your yucky face.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Animist oriented people think that this dog was a clear symbol that the laws of nature would change, so that predatory beasts will no longer seek prey, and agriculture will bring forth supernatural abundance (you can find this also in Isaiah 11:6-11:9).</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Buddhists and Others, however, say that these statements are merely an allegory for peace and prosperity.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">AND Animal protection groups claimed that all this was complete KULTURKAMPF BULLSHIT and one should take care of vagabond dogs in metropolitan areas, protect these poor animals from TRAFFIC accidents and give them shelter. They claim that instead of waiting for Moshiach or Messiah or whatever, we should move our ass to make a better world for us and other creatures living on earth.  BUT: A philosopher (Sofia Hill FROM HARDWHACK UNIVERSITY ON THE WEB) made a subtle point against these animal activists in her most frequently cited article called “Rethinking Anew on Counter-De-reconstructing Anti-Legends, Hey Brother No One Can Debar You” in 7 HARDW SupNat. J. 1 (in: <a href="http://www.hardwsome.edu/">bow.bow.bow.hardwsome.edu</a>, search under ‘not only’): She reads: ”not only a messy world (this is a world that <strong><em>needs </em></strong>Moshiach) but also a world which is too good to be true is a world that <strong><em>deserves</em></strong> Moshiach.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">ANIMAL ACTIVISTS WERE REPORTED TO HAVE ANSWERED: &#8220;SO WHAT?”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">&#8212;please write to the City Archive if you want to know more about this entry. If you know more than what has been already said, please keep it to yourself.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Below is an artistic depiction of the Barking Knight in the Museum of  Erroneously Contemporary Art in The Hague:</p>
<p style="text-align: justify;"><sub> </sub></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/08/Barking-Knight.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-408" title="Barking Knight" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/08/Barking-Knight-150x150.jpg" alt="Barking Knight" width="150" height="150" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><sub> </sub></p>
<p style="text-align: justify;"><sub>1989</sub></p>
<p style="text-align: justify;"><sub>“The Barking Knight ”&#8230;a century old legend </sub></p>
<p style="text-align: justify;"><sub> in the heart of the Hague&#8230; </sub></p>
<p style="text-align: justify;"><sub> A </sub></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>DRAWING </strong>BY THE HAGUE’S RENOWN ARTIST</p>
<p style="text-align: justify;"><em>VAN DOGGEREL</em></p>
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/don%e2%80%99t-bat-it-out-bat-around-the-tramping-bark-or-the-barking-knight-a-legend-in-the-hague-of-early-20th-century.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gulliver’in Gezileri’nde Ölçü, Değer, Töre Sistemleri ile Yasa ve Yönetim Biçimleri, I: Lilliput’a Seyahat</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/gulliver%e2%80%99in-gezileri%e2%80%99nde-olcu-deger-tore-yasa-ve-yonetim-bicimleri-i-lilliput%e2%80%99a-seyahat.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/gulliver%e2%80%99in-gezileri%e2%80%99nde-olcu-deger-tore-yasa-ve-yonetim-bicimleri-i-lilliput%e2%80%99a-seyahat.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Jul 2009 03:08:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[ÖYKÜ]]></category>
		<category><![CDATA[alçak topuklular]]></category>
		<category><![CDATA[Balmuff]]></category>
		<category><![CDATA[Blefescu]]></category>
		<category><![CDATA[Blustrug]]></category>
		<category><![CDATA[Bongolam]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[cüceler ülkesi]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyatta Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[eser çözümlemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Flimnap]]></category>
		<category><![CDATA[Güliver'in Gezileri]]></category>
		<category><![CDATA[Gulliver'in Gezileri]]></category>
		<category><![CDATA[hiciv]]></category>
		<category><![CDATA[huinım]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[İrlanda edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Jonathan Swift]]></category>
		<category><![CDATA[karşılaştırmalı edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[klasikler]]></category>
		<category><![CDATA[Lilliput]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Didem Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Reldresal]]></category>
		<category><![CDATA[seyahatleri]]></category>
		<category><![CDATA[Slamecksan]]></category>
		<category><![CDATA[Snillpall]]></category>
		<category><![CDATA[Tramecksan]]></category>
		<category><![CDATA[yahoo]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek topuklular]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtanın sivri ucu]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtayı ortadan kıranlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=350</guid>
		<description><![CDATA[



I: Lilliput’a Seyahat

Giriş
Klasikler üç kere okunur derler. İlk kez çocuk iken, sonra “genç” yetişkin iken ve bir de  olgunlukta. İşte ben de “Edebiyat ve Hukuk”un bir bölümünü, “ikinci okuma sürecimde” beni yeniden etkileyen eserleri çözümlemeye adayacağım. İlk olarak Gulliver’in Gezileri ile başlamak istiyorum. Jonathan Swift’in 1726 yılında tamamladığı Gulliver’in Gezileri, klasikler arasında en sevilen eserlerden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center">
<p align="center"><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/07/images12.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-351" title="Gulliver" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/07/images12.jpg" alt="Gulliver" width="131" height="64" /></a></p>
<p align="center">
<p style="text-align: center;">
<h1 style="text-align: center;">I: Lilliput’a Seyahat</h1>
<p align="center">
<h1 style="text-align: center;">Giriş</h1>
<p style="text-align: justify;">Klasikler üç kere okunur derler. İlk kez çocuk iken, sonra “genç” yetişkin iken ve bir de  olgunlukta. İşte ben de “Edebiyat ve Hukuk”un bir bölümünü, “ikinci okuma sürecimde” beni yeniden etkileyen eserleri çözümlemeye adayacağım. İlk olarak Gulliver’in Gezileri ile başlamak istiyorum. Jonathan Swift’in 1726 yılında tamamladığı Gulliver’in Gezileri, klasikler arasında en sevilen eserlerden biri. Hem çocuklara hem de büyüklere seslenen, evrensel içeriği ve sevimli öyküleriyle tüm dünyada hâlâ beğeniyle okunan bir yazın ürünü. Türlü türlü “okuma”lara açık, sık dokulu yapısı, imge ve simgelerinin değişkenliğiyle her okumada farklı kavrayışlarla ve duygulanımlarla okuyucusunu zenginleştiren bu eser, “norm” kavramı ve bu kavramın sıfatlaştırılması demek olan “normal” terimi üzerinde uzun uzun düşünmeye iterek edebiyat ve hukuk çalışmaları için de son derece zengin tartışma düzlemi sunuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Gulliver’in Gezileri, toplumsal töre ve değer eleştirileri için felsefi ve sosyolojik yaklaşımlar sunuyor; son derece nüktedan bir “siyasal hiciv” olarak yazıldığı dönemle sınırlı kalmıyor ve insanın doğasının iyiliği-kötülüğü, ahlakiliği-yolsuzluğu vb. konulara ilişkin temel sorular ortaya atıyor. Öte yandan, gezgin yazarın kendi öyküsüyle birlikte, birbirleriyle bağlantılı olan, olağanüstü yolculuk öyküleri zincirini ortaya koyarak hem ayrı ayrı öykülerin içsel dinamiği hem de öykülerin gelişiminin dinamiği açısından çok gelişkin bir kurgusal bütünlüğe sahip.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Eser boyunca gezilen ülkelerin; birbirlerinden ve tabii Gulliver’in ülkesi olan İngiltere’den son derece farklı “zaman ve mekan” ölçüleri uygulamaları ve buna başat olarak son derece değişik inanç, töre, gelenek, değer, yasa ve yönetim düzenlerine sahip olmaları, bizi, benimsediğimiz ölçülerin, değerlerin, yasaların ve yönetim sistemlerinin genel-geçerliğini sorgulamaya itiyor, farklılıklar konusundaki anlayışımızı geliştiriyor; evrensellik düşüncesine farklı açılardan bakmamızı sağlıyor. Bir çocuk için paha biçilmez bir neşe ve kavrayış kaynağı olan bu yapıt, bir yetişkinin gözünde her türlü felsefi-etik tartışmaya kapı açabiliyor, çok katmanlı bir görecelilik zemini anlamına erebiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Gelin Jonathan Swift’in bu ölümsüz eserini, “yeniden” okuyalım. Ama önce yeniden hatırlayalım. Bu okumada, “çocuk” kitaplığımdan çıkardığım Gülten Suveren çevirisini esas alacağım; -1978 yılında, Altın Kitaplar tarafından basılmış- ve “Gulliver’de Ölçü, Değer ve Yasalar” adını vereceğim bu yazı dizisinin ilkinde Lilliput ülkesine uğrayacağım.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Lemuel Gulliver adlı gezgin-gemici-doktorun, seyahatlerinde geçirdiği deniz kazalarından kurtularak sığındığı “kara parçalarında” yaşadığı olağanüstü öykülerin anlatıldığı kitap; dört bölümden oluşuyor. Lemuel Gulliver, çoğunlukla, deniz tutkusu ve gemilerle-uzak yolculuk hevesiyle, zaman zaman da para kazanmak amacıyla yola çıkar. Her yolculukta başına bir kaza gelen Gulliver, her seferinde farklı “ölçü”lü, farklı “normatif” diyarlara ve düzenlere ayak basacak, oralardaki halklarla ve yöneticilerle yaşadıklarını kaleme alacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<h1 style="text-align: center;">Birinci Öykü: Lilliput’a Yolculuk</h1>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Gulliver, ilk olarak Lilliput ülkesine ayak basar. Lilliput, bedensel yapıları son derece küçük, miniminnacık insanların yaşadığı miniminnacık surlarla çevrili, miniminnacık yapıların bulunduğu bir “imparatorluktur”. Ülkede herşey, canlı ve cansız varlıklar, birbirlerine orantılı şekkilde ancak aşağı yukarı bir metre seksen santim boyundaki Gulliver’e göre miniminnacıktır. Lilliput’luların boyları onbeş santimetreye dahi varmaz, Gulliver’in bedenine göre küçücüktürler, örneğin çok sayıda insan saatlerce çalışmanın sonunda ancak otuz santim yüksekliğinde bir platform inşa edebilir, şehir kuleleri birbuçuk metre boyundadır; başkentlerinin etrafı yetmişbeş santimetre boyundaki surlarla çevrilidir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Lilliput, matematik ve bilimlere çok önem veren ve “<em>Lilliput’un En Yüce İmparatoru, Evrenin Zevk ve Korkusu, toprakları dünyanın dört bir yanına beş bin Blustrug</em> /Gulliver’in ölçülerine göre beşbin Blustrug oniki mildir/  <em>uzanan yüce imparator, kralların kralı; insanoğlundan uzun boylu olan, ayakları dünyanın ortasına basan, başı güneşe çarpan</em> ” olarak adlandırılan bir imparator tarafından yönetilmektedir. Lilliput ülkesinin “ikimetre yetmiş santim boyunda savaş gemileri” ile “güçlü” bir donanması vardır. İmparator, imparatoriçe, genç prens ve prenseslerle birlikte bir sarayda oturur. Onlara soylu <em>lady</em>’ler hizmet eder.  İmparator, saraylılardan baş parmağın tırnağı kadar daha uzun boylu olduğu için hep korku uyandırır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Lilliput’lular kağıdın bir köşesinden diğer köşesine yazı yazan, ölülerini başaşağı gömen, devlete karşı işlenen suçlarda sanık beraat etmişse ihbarcının öldürüldüğü, yalancılığın hırsızlıktan daha kötü bir suç olduğu bir ülkedir. Bu ülkede belirli süre yasalara uyduğunu kanıtlayan kimselere bazı ayrıcalıklar tanınır. Bu ayrıcalıklar için hazineden fon ayrılmıştır ve yasalara uyduğunu kanıtlayan insanların adlarının önüne Snillpall yani <em>Yasalara Uyan</em> lakabı eklenir. Gulliver, Lilliput’lulara geldiği yerdeki yasaların cezalar sayesinde uygulanabildiğini, ödülün lafının geçmediğini söylediğinde Lilliput’lular, yönetiminde büyük bir bozukluk olduğunu söylerler ona.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Lilliput Adalet Sarayı’ndaki heykel de bir “tuhaf”tır: Bu adalet heykelinin bir çift önde, bir çift yanda ve bir çift de arkada olmak üzere altı gözü vardır. Bu onun herşeyi gördüğünü açıklar. Sağ avucunda ağzı açık altın dolu bir kese ve solunda kınında bir kılıç tutar. Böylece adaletin, cezalandırmadan çok ödüllendirme eğiliminde olduğu belirtilir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Gulliver gibi bir “dev”le  karşılaştıklarında  ne yapacağını bilemeyen Lilliput’lular, önce onu bağlayıp, eski bir tapınağa zar zor taşıyarak hapsederler. Aslında Gulliver hepsini altetmeye yetecek güçtedir ama Lilliput’luların, minik oklarıyla gözlerini kör etmelerinden korktuğu için ve ayrıca zaten genel olarak pek barışçıl ve munis bir “kazazede ziyaretçi ” olduğu için onlarla iyi geçinmeyi yeğler. Gulliver’i “Dağ Adam” olarak niteleyen bu halkın ülkesinde, imparatordan sonra en ileri gelen yöneticiler, Maliye Bakanı, Baş Amiral, İçişleri ve Dışişleri Bakanlarıdır. Öyküde açıkça ifade edilmemiştir ama ülke “meşruti monarşi” ile yönetiliyor gibidir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Lilliput’lulara güven telkin eden Gulliver, imparator ve saraydaki soyluları hiç beklenmeyen bir şekilde eğlendirir ve istediği özgürlüğü hakeder fakat bazı koşulları da kabul etmek zorunda kalır. Özellikle Dışişleri Bakanı Reldresal ile arkadaş olan Gulliver, ondan  “sarayda çok ciddi bir durum olmasaydı özgürlüğüne bu kadar çabuk kavuşama”yacak olduğunu öğrenir. Meseleye kulak verelim:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">‘<em>Ülkemiz iki tehlikeyle karşı karşıya. İçimizde kötü kimseler var. Bu bir tehlike&#8230; Fakat daha önemlisi deniz aşırı yerde düşmanlarımız bulunuyor. Onlar topraklarımızı ele geçirmeyi düşünüyorlar. Ülkemizin karşısında Blefescu adası bulunuyor. Orada yaşayanlar bizim baş düşmanlarımızdır.’ </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Reldresal, içini çekerek devam etti. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>‘Hepsi bu kadar da değil. Yetmiş aydan beri ülkemizde iki parti bulunmaktadır. Bunlardan birinin adı Tramecksan diğerinin adı Slamecsan’dır. Yani Yüksek topuklularla Alçak topuklular&#8230; Yüksek Topukların eski anayasamıza çok uydukları söylenebilir&#8230; Fakat durum ne olursa olsun imparatorumuz, sarayda ve hükümette sadece alçak topuklulardan yararlanmaya karar verdi&#8230; Özellikle imparatorumuzun topukları, saraydaki herkesin topuklarından en az bir Drurr daha alçaktır’ (Drurr, aslından iki milim kadar olan bir ölçüydü)&#8230; bu partilerdeki insanlar bibirleriyle yiyip içmiyor ve hatta konuşmuyorlar&#8230; işte bu karışıklık sırasında Blefescu adasındakiler de bize saldırmayı planlıyorlar&#8230;’</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>‘Peki neden savaşacaksınız?’ diye sordum. ‘Yani neden onlarla düşmansınız?’&#8230;</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>‘Biz otuzaltı aydır korkunç bir savaştayız. Bunun nedeni de yumurtayı yemek için kırma sorunu. Herkes yumurtayı yemek için geniş ucu kırmanın ilkel bir usul olduğunu bilir. Fakat şimdiki imparatorumuzun büyük babası çocukken bir yumurta yemek istemiş. O zaman eski usulü uygulamaya kalkmış. Yumurtayı böyle kırarken de parmaklarını kesmiş. Bunun üzerine o zaman imparator olan babası, hemen bir yasa çıkarmış. Herkesin yiyeceği yumurtanın sivri ucunu kırması gerektiği belirtilmiş. Fakat ülkedekiler bu yasaya çok sinirlenmişler. Tarih kitaplarımızda bu yüzden altı ayaklanma olduğu, bir imparatorun hayatını bir diğerinin de tacını kaybettiği yazılıdır&#8230;Bu ayaklanmaları daima Blefescu imparatorları desteklemiştir. Ayaklanmalar bastırılınca da pekçok kişi ülkemizden kaçarak Blefescu’ya sığınmıştır. Yapılan hesaplara göre yumurtalarını yemek için sivri ucu kırmaya razı olmaktansa ölmeyi yeğ tutanların sayısı onbirbini buluyor&#8230; Bu anlaşmazlıkla ilgili yüzlerce cilt kitap yazılmıştır. Fakat Geniş Uçların kitapları çok uzun zamandan beri yasaklanmıştır. Ayrıca böyle yapanlar iş yasaları sayesinde zararsız hale getirilmiştir. Şimdi bu Geniş Uçcular, Blefescu sarayında taraftarları yüzünden bu savaş böyle sürüp gitmektedir. Tam otuzaltı aydan beri iki imparatorluk arasında kanlı bir savaş vardır&#8230;’</em> ”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İşte, İmparator, Gulliver’den Blefescu donanmasına karşı üstünlük sağlamak için yardım isteyecek ve “dev” Gulliver de cüssesinin ve gücünün yardımıyla, denizden gizli bir saldırı düzenleyerek “düşman” donanmasının gemilerini iple birbirine bağladıktan sonra Lilliput’a sürükleyerek çekecektir!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Gulliver’e onur payesi verildikten sonra Lilliput’a gelen Blefescu elçileri barış isterler. Ayrıca Gulliver’e gizlice  kendilerinin dostu olduğunu fısıldarlar ve onu Blefescu’ya davet ederler. Gulliver daveti kabul eder.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Zaman geçecek, Gulliver, “üstün hizmetler sunduğu” Lilliput’ta “vatan hainliği” ile suçlanacaktır. Çünkü düşman donanmasına karşı Lilliput için elde ettiği büyük zafer, ülkenin Baş Amiralini Skyris Bongolam’ı kıskandırmıştır. Bongolam, Lilliput ülkesinin açıkgöz, hileci ve kıskanç hazine yöneticisi Flimnap ve Adalet Bakanı Balmuff, Gulliver aleyhine suç dosyaları oluşturduktan sonra onu bir kuşatmayla çıkarılacak yangında öldürmeyi planlarlar ancak Gulliver’in dostu Reldresal’in karşı çıkması yüzünden “en kötü şekilde cezalandırmaya” imparatorlarını ikna edemezler. İmparator, ancak “ameliyatla kör etme”ye ikna edilebilmiştir. Yani Lilliput imparatoru, en azından ani baskınla “hain” öldürtmeyecek, çekeceği cezayı, “tefhim” yoluyla “suçlu”ya bildirmek isteyecek ve suçluyu &#8220;sadece&#8221; kör etmek  için ameliyat masasına yatırmayı tercih edecek kadar da “insan haklarına saygılı&#8221; bir imparatordur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Baskından haberdar olan Gulliver, daha önce donanmasını etkisiz hale getirdiği ancak şimdi kendisine kucak açan Blefescu’ya kaçar ve Blefescu’dan ayrılmasını sağlayacak bir tekne bulduktan sonra sağ salim vatanına döner.</p>
<p style="text-align: justify;">
<h1 style="text-align: center;">Sorular, Sorunlar</h1>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Gulliver’in bu gezisinde bizi hem şaşırtan hem düşünceye sevkeden pek çok “gerçek” ve fikir var. Bunları sayalım:</p>
<p style="text-align: justify;">
<ol style="text-align: justify;">
<li>Son derece “küçük”-ölçekli insanlardan oluşan, son      derece sınırlı Lilliput’un  “dünyanın merkezi” ve Lilliput imparatorunun,      evrenin hakimi sayılması; dünyada, Lilliput ve düşmanı Blefescu’dan başka      bir egemen devlet ya da halklar bulunmadığına inanılması</li>
<li>Lilliput’luların “dev” yabancı Gulliver’den,      düşmanlarını altetmek yoluyla yararlanabilecek kadar kurnaz olmaları</li>
<li>Lilliput ile Blefescu arasındaki siyasal çatışmanın      tarihsel kökeninin yumurtanın hangi tarafından kırılacağına ilişkin      “absürd” bir tartışmaya dayanmasına karşın her iki devletin bu çatışmayı      son derece ciddi bir ilke ve değerler sorunu olarak görmesi</li>
<li>Lilliput’taki siyasal kamplaşmanın, minik topuk      farkıyla birbirlerinden ayrılan iki grup arasında olması ve yönetici      olmayan grubun “düşmanlarla işbirliği” yapmakla suçlanıyor olmaları</li>
<li>Lilliput yöneticilerinin, Gulliver’den      yararlandıktan sonra, Gulliver’i bir tehdit olarak görmeye başlaması;      özellikle Gulliver’in gerçekleştirdiği üstün donanma saldırısından (artık      kendi hizmetine gereksinim duyulmayacak olmasından korkan) Baş Amiral’in      rahatsızlık duyması</li>
<li>Lilliput imparatorunun herşeye karşın, “kendi      çağının” gereklerine uygun bir “insan hakları” anlayışına sahip olması;      örneğin haini baskınla öldürmekten ziyade, cezai durumunun kendisine      bildirilmesinden sonra gözünün kör edilmesi taraftarı olması</li>
<li>Lilliput adaletinin, cezalandırmaktan çok ödül      vermeye meyletmesi</li>
<li>Lilliput’ta yalanın hırsızlıktan daha ağır bir suç      olması</li>
<li>Lilliput’luların düşmanı Blefescu’luların,      yumurtayı ortadan kırmalarına karşın, Gulliver’e karşı daha “anlayışlı”      olmaları ve imparatorlarının, Lilliput’un kendi ülkesine gitmesine izin      vermesi</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Lilliput’un ölçü sistemleri, alışkanlık ve töreleri, ölü gömme biçimleri, Gulliver’in ülkesinden çok farklıdır. Buna karşın hırs ve menfaatleri, dost ve düşman anlayışları, çatışmacılıkları, entrikaları Gulliver’in ülkesinde olan bitenden daha fena olmasına rağmen biraz da benzemektedir onlara sanki. Ölçüler, biçimler ve usuller farklıdır ama derinlerde yatan “insani karmaşalar” “henüz” aynıdır. Çünkü ne kadar küçük boyutlu olurlarsa olsunlar, Lilliput’lular da “insan”dır. İnsan, birinci bölümde henüz, kendine özgü ve evrensel nitelikleriyle sorunsanlaştırılmamıştır. O sorunsallaştırma, bölümler boyunca yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlayacak ve dördüncü bölümde, insan zekasına sahip atlar ülkesi, Huınım ülkesine gelindiğinde zirveye ulaşacak ve insansı yaratıklar olan Yahoo’ları köleleştiren Huınam’ların saf akılcı, mantıklı, “at”sı uygarlık değerleriyle, insansı-“ilkellik” çatıştırılacaktır. O zamana kadar birinci seyahatimizin tadını çıkaralım ve giriş niteliğinde yazdığımız ilk bölümü böylece kapatalım.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: center;">-Devam Ediyor, İkinci Yazı İçin  Tıklayınız: [ <a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/%E2%80%9Cgulliver%E2%80%99in-gezileri%E2%80%99nde-olcu-deger-tore-sistemleri-ile-yasa-ve-yonetim-bicimleri%E2%80%9D-ii-brobdingnag%E2%80%99a-seyahat.html">Bağlantı</a> ] -</p>
<p align="center">
<p>/Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir : &#8220;Gulliver’in Gezileri’nde Ölçü, Değer, Töre, Yasa ve Yönetim Biçimleri, I: Lilliput’a Seyahat&#8221;<strong> başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Öykü Didem Aydın&#8217;a aittir ve makale, yazarı tarafından Edebiyat ve Hukuk Sitesi (http://www.edebiyatvehukuk.org) kütüphanesinde yayınlanmıştır/.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/gulliver%e2%80%99in-gezileri%e2%80%99nde-olcu-deger-tore-yasa-ve-yonetim-bicimleri-i-lilliput%e2%80%99a-seyahat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Balkan Köylülerinin Boş Zamanları, Büyük Vampir Efsaneleri veya Yemek Masası Altındaki Bir Kanişin Bir Yaz Akşamı Sohbetinden Duydukları</title>
		<link>http://www.edebiyatvehukuk.org/balkan-koylulerinin-bos-zamanlari-buyuk-vampir-efsaneleri-veya-yemek-masasi-altindaki-bir-kanisin-bir-yaz-aksami-sohbetinden-duyduklari.html</link>
		<comments>http://www.edebiyatvehukuk.org/balkan-koylulerinin-bos-zamanlari-buyuk-vampir-efsaneleri-veya-yemek-masasi-altindaki-bir-kanisin-bir-yaz-aksami-sohbetinden-duyduklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2009 22:36:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öykü Didem Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÖYKÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Dracula]]></category>
		<category><![CDATA[Drakula]]></category>
		<category><![CDATA[EDEBİYAT VE HUKUK]]></category>
		<category><![CDATA[efsane]]></category>
		<category><![CDATA[köpek]]></category>
		<category><![CDATA[Nosferatu]]></category>
		<category><![CDATA[Transilvania]]></category>
		<category><![CDATA[Transilvanya]]></category>
		<category><![CDATA[vampir]]></category>
		<category><![CDATA[vampir efsaneleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatvehukuk.org/?p=278</guid>
		<description><![CDATA[Etler pişti. Sallanmaya gelmez. Sahibemin torunu şu gizemli telefon konuşmasını bitirip sofraya oturdu bile. Mahçup tavırlarla herkesi selamladı.  Yaşlı adam ise, dişlerinde kalan bir takım yemek artıklarını temizlercesine  dilini ağzının içinde dolaştırdı, sonra dudaklarını büzüp alt dudağını sarkıttı,  kaşlarını kaldırdı; koca kemerli, mantar kokulu burnunu çekti. Çorbadan bir iki  kaşık yudumladıktan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/07/D1.jpg"><img class="size-full wp-image-282 alignright" title="D" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/07/D1.jpg" alt="D" width="113" height="113" /></a><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/07/NikolayIvanovic.jpg"><img class="size-full wp-image-286 alignleft" title="NikolayIvanovic" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/07/NikolayIvanovic.jpg" alt="NikolayIvanovic" width="124" height="144" /></a>Etler pişti. Sallanmaya gelmez. Sahibemin torunu şu gizemli telefon konuşmasını bitirip sofraya oturdu bile. Mahçup tavırlarla herkesi selamladı.  Yaşlı adam ise, dişlerinde kalan bir takım yemek artıklarını temizlercesine  dilini ağzının içinde dolaştırdı, sonra dudaklarını büzüp alt dudağını sarkıttı,  kaşlarını kaldırdı; koca kemerli, mantar kokulu burnunu çekti. Çorbadan bir iki  kaşık yudumladıktan sonra, çatal bıçak şarkımızı, kendi kendine yürüttüğünü  tahmin ettiğim içsel diyaloğun bir yerinden çıkardığı, belki kendince o  diyaloğun doğal bir nihai yargısı, bize göre ise damdan düşercesine söylenmiş  ilgisiz bir cümleyle, böldü. Benim arzum bir an önce onun da çorbasını  bitirmesi, mezelerden bir iki kaşık daha alınması ve artık mercanköşk soslu  etlere geçilmesi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Ama tarihimizin  bakterilerden virüslere doğru geliştiği meydanda çocuklar. Ölümlü bünye  imparatorluklar, tanzimat orduları ile savaşmıyor canım artık, gerilla ve bu  harbin şehirlerdeki kompleks hali olan terörizmle mücadele ediyoruz!”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Başı eğik olanlar başlarını kaldırıp ona baktı. Zaten ona  bakmakta olanların yüzlerine ise şaşkınlık, belli belirsiz bir gölge gibi  oturdu. Herkes yaşlı adamın bu cümleyle kalmayacağını biliyordu. Üstelik  kimseden cevap beklemeden kendi diyaloğunu, bu kere sesli olarak, kendisinin  kuracağını da! Sahibemin Amerikalı gelini, bugün kuduz aşılarının sonuncusunu  olan toruncağızının annesi, söylenenlerle hemen ilgilenmedi. Belki de  ilgilenmiyormuş gibi yaptı. Biraz da Türkçesinin kıtlığından olsa gerek çekingen  ve sessiz bir tavrı vardı. Çorbasını çoktan bitirmiş, pişti mi pişmedi mi diye  bakmak için barbekümüzden aldığı ilk kuzu pirzolasının hangi kısmını bana  vereceğini düşünüyordu bence o sırada.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yaşlı adamın virüslerle teröristleri karşılaştıran cümlesi  herkesi “fani dünya” halet-i ruhiyesine itiverdi birden. İlk andaki şaşkınlıktan  sonra yüzler az da olsa asıldı. Ama dediğim gibi, yaşlı adam lafı orada  bırakmayacaktı. Birden gene kuduz meselesinden açtı. Ona göre kuduz sadece  köpeklerle ilgili bir konu değilmiş, kara memelilerini bırakıp yalnızca  köpeklerle uğraşmak da kimseye bir fayda sağlamazmış. Rakunlar, kokarcalar,  tilkiler ve kır kurtları ve yarasaları da unutmamanız lazımmış. Kuzum, buralarda  rakun ya da tilki gören oldu mu? Aklının sahibeciğimin toruncağızının kuduz  aşılarıyla meşgul olduğunu gösterecek başka bir yol bulamamış herhalde. Be adam,  ortalıkta bana biraz ilgi gösterilmesi ve yeniden sempati duyulmasını sağlayacak  konulardan bahsetsene.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/07/images10.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-281" title="nosferatu" src="http://www.edebiyatvehukuk.org/wp-content/uploads/2009/07/images10.jpg" alt="nosferatu" width="137" height="97" /></a>Yaşlı adamın anlattığına göre Drakula da kuduzmuş. Bu konuya  geldiğinde barbeküden toplananlar daha yeni yenmiş,  kemikler bana verilmek üzereydi. Böyle tuhaf efsaneler de var, bilmeyen kalmış  gibi sözediyor. Kimi soyluların yakalandığı bir hastalık nedeniyle susuzluk  çektiklerini ve temiz su bulamayınca kan içmek zorunda kaldıklarını ben de  biliyorum. Ne var bunda?! Kan iyi bir besleyici olsa gerek. Taze kandan iyi bir  besleyici olur mu? Öyleyse bizimkiler niye ilk defa duyuyor gibi dinliyorlar bu  gösterişçi adamı? Soyluların tuhaf hastalıklara yakalandıkları zaten söylenir.  Herhalde sizin soylularınız. Biz kendi ırkımızla ve kendi soyumuzdan gelenlerle  ne kadar çok çiftleşirsek o kadar şeçkin oluruz. Sizin ucubelikten  kurtulabilmeniz sık sık yer değiştirmenize ve başkalarıyla kaynaşmanıza bağlı.  Hiç biriniz doğduğu yerde peygamber olamaz, ona göre. Göç, bu nedenle bir  kahramanlık hikayesidir derim ya hep.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yaşlı adamın bahsettiklerinde çok korkutucu, aslında, bir  biçimde bizimle ilgili olduğu için fena endişe verici şu hal olmasa, benim ailem  de gece yarısı ormanda yaktığımız bir ateş etrafında toplanıp rahatlıkla bu  efsanelerden sözedebilirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Toruncağızın kuduz aşısı olmasının nedenini uzatmayacağım.  Durumun bir köpekle ilgili olduğunu sezmişsinizdir de o köpeğin ben olmadığımı  bilmenizi isterim. Başıboş bir karabaştı ilgili köpek, komşu tatil köylerinden  birine kapılanmak için uğraşan şu sahil boyu köpeklerinden biri. Adını siz  koyun, Tom, Billy vs.  Isırmadı. Hayır.  Sadece kızcağızın, koca başını okşamasından cesaret alıp şaha kalkmış,  patilerini onun omuzlarına dayamak istemiş ve evet, tırnakcağızıyla çizmiş  omuzlarını. O kadar! Ve bu olaydan sonra kuduz konusu evin tüm köşelerinde  konuşulmaya başlandı. Sahibemin torunu, bu akşam son aşısını oldu. Son aşıyla  birlikte konu kapanır diyordum ama yok, sürecek, görüyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Bugün vampirlere inanan kalmadı çocuklar ama kuduz illeti  hâlâ mevcut işte” diyor yaşlı adam. Hepimizin bunaltısını gotik bir tarzla aşmak  isteyecek herhalde. Dişini karıştırdığı kürdanı tabağının kenarına koyup  benden başka kimseyi irkiltmeyen yüksek bir  tonda konuştu:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Dönün bakın 1400’lü yılların Doğu Avrupası’na. Drakula ya da  Drakula Efendi diyelim, Transilvanya adı verilen bölgeyi idare ederken vampir  hikayeleri de almış yürümüş. İşte, Drakula’nın vampir olduğu söylenmiştir.  İdaresi altındaki halktan da, geceleri hortlayıp insancıkları avlayan bir sürü  vampir çıkmıştır. Belli ki adam çok gaddar bir idareci imiş. Kendisi vampir  olmakla kalmayıp idaresi altındakilere de normal insan gibi yaşama şansı  bırakmamış!”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Vampir diye bir şey olmadığını düşünürüm Ağabey. Biz  hekimler, bu konudaki herşeyin tıbbi bir açıklaması olduğuna inanırız. Irsi bir  kan hastalığı olan porphyria’nın bir zamanlar aristokrat sınıfta olanlar  arasında hayli yaygın olduğu bilinir. Porfiri mi diyeceğiz? Bu hastalığa  tutulanlar ışığa karşı aşırı hassas olurlar, dişleri kahverengi olur,  derilerinde de yara bere çıkar. Bu kimselerin kendi kanlarını tazelemek için  başkalarının kanlarını içtikleri söylenir. Drakula’nın idaresi döneminde bir  kuduz salgını olduğu da bir vakıa. Öyleyse kuduz hastalığına yakalananlarda  vampir benzeri arazların ortaya çıkması, uykusuzluk, delirium ve tuhaf  davranışların olması iki durumu birbirine iyiden iyiye benzetmiştir  bence.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İşte  hekimler buna benzer mantıksal çıkarsamalarda bulunurlar. Şu ilacı  uyguladığımızda beyaz fare canlandı, demek ki insan da canlanır türünden  Sokratik önermeler. Bunlara bir beddua etmek isterseniz, ölüm döşeklerinde  akıllarına böylesi çıkarsamaların gelmesini dileyin! Bu konuşmaları dinlerken  bir yandan küçük pirzola kemiklerini dişlerimle çıtırdatıp kırarak yutmadan önce  üzerlerinde kalan et parçalarını yiyor, bir yandan da acaba şu Drakula gerçekten  yaşadı mı sorusunu da sormadan edemiyorum tabii. Masanın altındayım. Artık küçük  bir tümsek olmuş kemik parçaları patilerimin önünde, kulaklarım yukarıdaki  konuşmalara dikili bir halde kendime oldukça güvenli olduğumu söylemeliyim.  Duydunuz, genç doktor, sahibemin oğlu, toruncağızın babası kuduzla vampirliğin  ilişkisinden bahsetti. Irkımdan geçen bir hastalıkla Drakula’nın ilgisine çok  şaştım. Doğal değil mi şaşmam, söyleyin? Kollektif sorumluluk kuramının kabulü  bazı efsanelerin kurulmasını şart koşar. Ne yani, benim kuduz konusunda kafa  yormam sizin faşizm veyahut milliyetçilik konusunda kafa yormanızdan daha mı  mantıksız? Daha az mı mantıklı?! Hiçbir gerçeğe “efsane”, “mitos” deyip küçük  kafamla çürütmeye çalışmam. Hakikat, efsane olamayacak kadar günceldir ve hep  güncel kalır. Benim asıl amacım başka bir şey olmalı, ama tam olarak ne olduğunu  bildiğimde ilk öğrenecek olan siz olacaksınız, merak etmeyin!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tatlı servisi yapılırken uykumun geldiğini hissettim.  Tatlıdan nefret ederim zaten. Hem sağlığıma zararlı. Kör edermiş, ederse etsin,  sanki doğru dürüst görebiliyorum! Dört ayağım bir yanda boylu boyunca uzandım.  Yemeği çok kaçırdığım zamanlarda olduğu gibi hızlı hızlı nefes alıyordum. Karnım  iyiden iyiye şişkin. Dolunay, bir aralıktan, bizimkilerin masasının üstüne  düşüyor, uzaklardan gelen başka köpeklerin havlamaları, itiraf edeyim, o sırada  beni ırgalamıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Aslında Drakula’nın asil bir ailenin oğlu olarak  Transilvanya’da doğan Prens Vlad olduğu da söylenir, bilir misiniz? 1400’lü  yıllarda. 1431’di galiba. Babasına Romencede şeytan anlamına gelen ‘Dracul’ adı  verilmiş çünkü Osmanlı İmparatorluğu’na karşı da savaşmış olan Dragon Mezhebine  mensupmuş.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Hadi tatlınızı yeyin, şeyedin de yatalım diye düşünecek oldum  ki genç doktor kalktı, içerden içi yeşil bir sıvıyla dolu olan bir şişe getirdi.  Alkol koktuğunu söylemeye gerek var mı? Masanın yanındaki servis masasının  üstündeki miniminnacık bardakları şişenin içindeki musalla taşı kokulu şu yeşil  sıvıya doldurduktan sonra döndü ve haklısınız, gene aynı konu:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Drakula, babasının öldürülmesinden sonra 1448’den 1476’ya  kadar Transilvanya ve Valasya’yı idare etmiş. Milleti şişler ve kıvrana kıvrana  ölüm acısı çekmeye terkedermiş. Amma velakin hıristiyanlık inancını da muhafaza  etmiş ve tam beş adet manastır kurmuştur. Fakat Türklerden kaçamamış ve  zannederim 1475’lerde Bükreş’de bir savaşta öldürülmüştür. Avrupa’yı böyle bir  kan emiciden temizleyenlerin Türkler olduğu da ortaya çıkıyor!”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yaşlı adamdaki hafızaya şaştım. Buraya gelmeden önce dersini  çalışmış bu bence. Ne de kesin tarihlerle anlatıyor. Bana soracak olursanız  tarih hakkında bildiklerim Malazgirt Meydan Muharebesi, Karlofça Antlaşması,  durun, ha bir de Cumhuriyetin ilanıyla sınırlıdır! Şimdi bundan ne sonuç  çıkarırsanız çıkarın. O sıra kıçım kaşındı. Doğrulup dişleye dişleye yaladım.  Sonra rahatlamış şekilde dört ayağımı birden pat diye kırıp çöküverdim eski  yerime yeniden. Ayacıklarımı daha daha açtım. Başımı biraz daha rahat bir  pozisyona getirdim. Diyordum ki dönün bakın 1700’lere, sofralarda vampirlerden  başka bir mevzu var mıydı? Vampir efsanesi ile kuduzun bir alakasının olduğu  gerçekten açık galiba. Mezarlarından çıkanlar Balkanlara yayılırken kuduzu  nereden kapmış oldukları konusunda bir açıklama getirilmiyor ama! Canım mezarlık  kaçkınları sırf aptal Balkan köylülerine köpek kılığında göründü diye  vampirlerle köpekler arasında bir bağ kurulması da çok tuhaf. Bana kalırsa bu  Balkanlarda zaten bir tuhaflık var. Birbirlerinin boğazına çok önceden  sarılıyorlarmış yani. Gün gelmiş birbirlerini tamamen yoketmek için önce  kudurmayı sonra işe girişmeyi istemişler. 1992 civarından bahsediyorum şaşkın,  1700’lerden değil. Mezarlıktan kadavraları çıkarıp yakmaya kadar götürmüşler  işi. Medjeva köyünde olanları ben de duydum. Ölenler ayaklanmışmış, milletin  kanını emip kansızlıktan öldürmüşlermişmiş. Rousseau da mevzuyu ciddiye alıp  hakkında çene yormuşmuş düşünebiliyor musunuz? Goya, şu kan emme işini tuvale de  taşımışmış. Eserlerinin de açıkça ortaya koyduğu gibi yeterince malzeme  vermişsiniz zaten adamcağıza vahşet ve zulmünüzü resmetmek için! Resimden  anlamam. Boyacı çırağının duvara sürüştürdükleri ile Renoir arasındaki farkı da  pek ayırdedemem doğrusu. Siz öyle sanın! Bir kere iyi bir ressamın katıp  karıştırdıkları borç çorbası gibi kokar. Gulaş filan da diyebilirsiniz. Adam  kulağını kesti sonunda. Yo yo, kulağını kesen çılgın bir başkası idi  galiba&#8230;Hatta öyle bir malzeme ki içinizdeki vahşet, gerçekten kimseye bir  zarar vermeseniz de sanrılarla sizi etkisi altına alabiliyor. Kimi zaman vahşet  seyretmekten haz duyarsınız. Biliyorum. Benim sahibem polisiye ve fantastik  korku filmi meraklısıdır. Goya’nın niyeti başkaydı tabii. O, sizin  canavarlıklarınızı bizden de iyi anlayan yüce bir sanatçı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“However, tüm bunlar, köpekler ve kurtların vampirlerle ne  ilgisi var açıklamaya yetmiyor doğrusu.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Amerikalı  gelin, yaşlı adamın lafını cart diye ikiye ayırmakla müthiş bir iş yaptı bence.  Bu kadını ve sesini ayrıntısıyla betimlettirmeyin bana şimdi. Masanın  altındayım,  şişkin bir mideyle sereserpe  uzanmışım, göz kapaklarım düşe kalka yarı uykuluyum görmüyor musunuz? Bıngıl  bıngılım. Tipik Amerikan sarı-kızılı, yanakları çilli, incecik bir hatun işte.  Kıçının dümdüz olduğunu ekleyeyim. Özelliksiz. En parlak göçmen çocuklarını  böyle sudan kadınlar kapar bilesiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yaşlı adam  bana iyilik yapıyor, açık veriyor. Yani vampir birdenbire köpek olurmuş da  köydeki tüm köpekleri öldürürmüş. İşin garibi kancıklardan vampirin çıkmadığı  iddiası. Yani bunu da biz erkek köpeklere yamamışlar. Lafı neden bu kadar  uzattığını ve  her bilgi kırıntısını  neden öteye beriye çektiğini anladım. Asıl amacı, barbar bir topluluğa katılan  bireylerin tek tek sorumlu olması gerektiği hipotezini çürütmek için, işin  başındaki naziye “deli”, katılanlara da “”şeytanın etkisindeki zavallı ruhlar”  muamelesi çekip ucuz kurtulmak! Ama öyle yağma yok. Drakulalarınızı ve kan  emmelerinizi, toplama kamplarınızı ve deportasyonlarınızı ve de sürgünlerinizi  anlayışla karşılamamız ya da en azından böyle rezillikleri, hastalık dahi  olsalar, size yakıştırmamamız için kötülük bilinci olmayan “delilere”, “şeytanın  elinde oyuncak olmuş zavallı ruhlara” ya da   “köpeklere” atmanız gerekiyordu, di mi? Köpekler kuduz olur, bu doğru,  eğer bundan beni sorumlu tutacaksanız tutun, hesabını veririm ama lütfen cicili  bicili folklorik kıyafetlerini -her köy eğlencesinde hop diye zıplarken hoş  görünmek üzere- sandıklarında saklasalar da, bahsettiğim bağlam içinde, şu ya da  bu dönemde hiç de cicili bicili davranmamış Balkan halklarının vampirsi  kudurukluklarından köpekler sorumlu demeyin!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İşin garibi  vampirlerin mezarlarından cinsi münasabette bulunmak için fırlamalarıymış.  Muhabbetin bu noktasında gözüm açıldı. Birden ayıldım. Yattığım yerden kalkıp  bir öne bir arkaya gerindim. Daha sonra masanın altından çıkıp çevresinde  fırdönmeye başladım. Dikkati çekmedim diyemem. Herkes pek sevimli bulur böylesi  maskaralıklarımı. Sonra tükendim ama. Soluk soluğa kaldım ve orta yerde, içi  doldurulmuş bir av hayvanı gibi kalakalmışken kulaklarımı konuşmalara  diktim.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yaşlı adam  işi cinsi münasebete getirmese şaşardım doğrusu! Doğrusu bu iş için ben de  fırlarım mezarımdan imkân olsa! Heyhat, mezara girenin bir daha oradan  çıkamadığını duymuştum.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Şimdi sizin  kurmacanızın özü şu: Vampir saldırısına uğrayanlar, vampirin katlettiği  hayvanların etini yiyenler, vampirin büyük aşkı olanlar -vay canına burası  ilginç- ve sıkı durun ölümcül salgın hastalıklardan, kuduzdan ölenler dönüşürmüş  vampire. Bir de kadavranın aynaya bakıp birdenbire vampirleşmesi hikayesi var ki  buna da –diğerlerine olduğu gibi- kargalar bile güler. Ha gelelim kadavranın  üstünden kedi, dikkat  edin: köpek ve  yarasa geçmişse de vampirleşirmiş, burayı not alın diyor yaşlı adam. Tam da  plajda, ateşin çevresinde anlatılacak hikayeler buldu gene. Akdeniz ortasındaki  romantik yaz akşamına gotik hikayelerini sokuşturdu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sarımsak,  mezara su serpme, ıssız adalara gömme gibi tedbirler şartmış bu rezillikten  kurtulmak için. Sokaktaki hemcinslerimi de toplayıp ıssız adalara götürürlermiş  bir zamanlar. Issız adalara götürülsünler ki kimseciklerin mezarının üzerinden  geçmesinler! Koleralı olduğu iddia edilen Amerikan göçmeni Yahudilerle topu  zaten kuduzlu diye yaftalanan hemcinslerime yapılanlar arasında ideolojik bir  ortaklık olmalı&#8230; Yaşlı adam böyle bir yorum yapmaktan kaçındı. Zaten o, ilgili  ilgisiz her zulmü atalarımıza reva görülenlerle karşılaştırmaya meyyal biri  değildir. Diyorum size, faşizminiz bir kudurukluktan ibaret&#8230; Halklarımızın  arasından bazıları kusur işledi, günaha girdi diye ya da “diye diye”, topumuzu  bir takım adalara götürüp yakmanız ya da yollara sürmeniz ve sürerken yolların  henüz asfaltlanmamış, bölünmemiş olmasına ve sürgün zamanında son elli yılın en  soğuk kışının hüküm sürüyor olmasına da dikkat etmeniz dehşet veriyor.  Korkularınızı anlıyorum! Hadi canım, bekle sen anlıyorum. Başka milletlerden  korkarsınız, derisi kahverengi olanlardan korkarsınız. Kadın kadına, erkek  erkeğe koyun koyuna yatanlardan korkarsınız, istemediğiniz yaşta sevişenlerden  korkarsınız. Sizin derdiniz ne, biliyor musunuz? Siz, kendi konuştuğunuz dilden  başka biçimde konuşan herkesten korkarsınız. Havladıkları için köpeklerden bile  korkarsınız. Havlamayan köpekten değil de, havlayandan korkmanıza da şaşmak  gerek doğrusu! Köpek havlamayacak da meleyecek mi size göre, yoksa miyavlasın  mı? Fransızca mı konuşsun? Ötsün mü? Anırsın mı? Kişnesin mi? Havlayan köpeğe  karşı duyduğunuz yersiz korkuyu yenmek için, bir de, “havlayan köpek ısırmaz”  türünden densizlikleri özlü söz olarak peydah etmişsiniz! Oysa, siz de benim  kadar iyi bilirsiniz ki hem havlamayan hem de havlayan köpek ısırabilir! Isırır,  ısırmaz demiyorum, ısırabilir diyorum, anlasanıza. Mesela ben. Havlasam da  havlamasam da ısıramam. Çünkü ısırmayı bilmiyorum. Yine de bilemezsiniz.  Isırmayı gerçekten isteyecek kadar travmatik bir durumla karşı karşıya kalmadım  şimdiye kadar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Vampirin kırk  günlük ömründe kanını emdikleri zavallılar da boğula boğula ölürlermiş. Bu  bilgiyi not ettikten sonra tekrar masanın altına, Hanımcığımın yanına yattım.  Onun çıplak apartman topuklarını, o kadar çok seviyorum ki. Ondan ayrı birkaç  saat bile bir köpek asrı gibi gelir bana. Köpek asrı ise çok çok uzundur. Bizim  özlemimimiz sizinkine benzemez. Biz her ayrılışta sonsuza dek süren  terkedilişler yaşarız. Her ayrılışta, gitti, dönmeyecek deriz. Her kavuşma  olağanüstüdür, beklenmediktir, yaşamın büyük bir hediyesidir, limbik  yaşamcığımızda yeni bir şölendir.  Bizim  şu anı ve burayı önemsediğimiz, bu nedenle geçmiş ve gelecek bilincimiz olmadığı  safsatalarına inanıyor musunuz? Nereden biliyorsunuz? Patilerimin önündeki şu  kemikleri nereye gömeceğimi düşünürken herhangi bir gelecek fikrim olmadığını  iddia edebilir misiniz? Bir keresinde Hanımcığım, Türkiye’de madenciliğin tarihi  konusunda bir makale yazdığı sırada gezmeye gittiği bir madene götürmüştü beni.  Ne çıkarıyorlardı yerin altından hatırlamıyorum ama. Neyse. Orada madeni  bekleyen kocaman bir kangal vardı. Ve o kangal, işçilerin öğle paydosonda  kendisine verilen kemiklerden hepsini yememiş, bir kısmını ocağın bir tarafına  saklamaya yeltenmişti. Şimdi gelecek düşüncesi yok muydu onun yani?  Kendinize gelince fikir, plan, taktik,  strateji; bize gelince limbik içgüdü! Ne ala!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Neyse.  Kadavracıkların vampir olup olmadığı ise her şeyden önce solgun ama canlıymış  gibi görünen bir cilt, ağzından gelen kan, atılan çığlıklar ve cinsel  organlarının büyüklüğünden anlaşılırmış. İşin aslı şuymuş: Kuduranın heyecansal  durumu ile vampirinki çok benziyormuş, yaşlı adam bu noktayı özellikle  vurguluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Çocuklar limbik veçhede bir paralellik var işte.  Saralılardaki gibi. Ne dersin oğlum? İş hipotalamusta,  ‘amigdaloid kompleks’ ya da ‘hipokampus’da  bitiyor, bilmemiz lazım, değil mi? Esasen tüm beyin hastalıkları, bunamalar ve  saire de böyledir. Yani kuduz, sara, kısmen alkolizm, şizofreni gibi  hastalıklar. Alzheimer bile hatta&#8230;Alzheimer&#8230;”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Genç  doktor gene doktorca bir şeyler söylecek, dur da kulak verelim:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Evet Ağabey öyle ama yine de kuduz başka bunama başka.  Alzheimer, hele Alzheimer çok başka. Ama çare olarak hep aşı üstünde durulması  bakımından ilginç ortaklıklar da yok değil. Her saniye yeni araştırma sonuçları  çıkıyor, uzmanı değilsen gitgide zorlaştı son durum hakkında bilgi sahibi olmak  diyorum yani&#8230;”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Durumun seks-ilgisi amazing.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Amerikalı kadının sesinin tınısından, fazla seksin gözünü  çıkarmayacağını anladım. Yaşlı adamın da gözünü çıkarmayabilir seks ama canını  çıkarır, kesin! Gençliğinde cinsiyet hanesinde kadın yazan her insanın peşine  takılan bir insan olduğunu anlatmış mıydım size? Yaşlandı, yaşlandı ama huyu  aynı kaldı diyeyim&#8230; Bir de uykusuzluk eklediniz mi, vampirlikten vampirlik  beğenin. Ha bir de nalları dikenin çözülmeye başlarken gazlanan dokuların  bastırmasıyla balon gibi şişen genital taraflarını da bahis konusu etmeli tabii.  Yoksa çok satmaz!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Zoonosis  ve kuduz ısırıkla geçiyor ya, vampirlik de ısırmadan geçmemeli. Kuzum,  Sırbistan’ın buz gibi soğuğunda elin ölüsü kolay dekompoze olur mu, pardon,  kolay çürür mü? Çürür mü demek istiyorum. Çürümez tabii. Morava’dayız, boru  değil. Bir aralıktan fırlayıp birbirlerine “beh” demeye çok alışık bir milletin  de şok geçirip nalları diktikten sonra kanının boza tertibinde ağzından akması  gerektiğini anlamamak saflık olur. Herhalde belirli bir coğrafyada ölmek,  kudurarak ölmekten farksız olduğu için kudurukluğa vampirlik, vampirliğe  kudurukluk denmiş işte. Yaşlı adamın, o aksam sofrasındaki tarzı bundan daha  efendiceydi tabii. Söylediklerim, onun anlattığı şeylerden benim çıkardığım  sonuçlar. Ezberim güçlü değil, her lafı tırnak içinde veremiyorum, kusuruma  bakmayın artık lütfen.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bakın  bütün bunların bir anlamı yok. Önemli olan gerçekler değil sizin  uydurduklarınız. Ölü soğuğunu topuklarına kadar hisseden bir otopsi bıçağının  bildiklerinin yarısını bilseydiniz, ölünün sabunlaşması süreçlerini vampir  saçmalıklarına döndürecek kadar çarpıtmazdınız. Diyorum ya maksadınızı aşmak  için dünyaya gelmişsiniz sanki. Efsaneleri, sembolik anlatımları, gerçekleri düş  kılmayı, düşleri gerçek kılmayı, lunaparka girip tuhaf aynalarda kendinizi  seyretmeyi ve seyrettiğiniz çarpık bedenlerinize, bedenlerinizin o çarpık  görüntülerine gerçeklik yakıştırmayı seversiniz. Tüm bunları hepbirlikte bir  “sevgi yumağı” olmuşken, bir yaz akşamında, deniz kenarında, tatlının yanında  “aldığınız’ digestifler eşliğinde yapmayı seversiniz. Ailenin dizinin dibinde de  maskara bir poodle olmalıdır. Sizin varlığınızın amacı bu. Tanrı sizi, dünyanın  ve sizden farklı varlıkların, sizden farklı canların yalnızca canına okuyun diye  yaratmadı, bir de maksadınızı aşıp görüp yaşadıklarınızı olmadık hikayelerle,  çarpık algısal dillere dökmeniz ve aslı astara dönüştürmeniz için yarattı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu durum kafamı hep meşgul etmiştir. Neden, evet neden  gerçeği tüm çıplaklığı içinde yaşamaz ve anlatmazsınız? Neden hikayeler  uydurursunuz? Bunu bilsem, size böyle uzun uzadıya hitap etme gereksinimi  duymazdım. Tamam, tamam aman! Tanrının sizi matah bir şeye benzer biçimde  yaratmış olması sizde işgüzar bir sorumluluk duygusu yaratmış. Her şeyi bilecek,  herşeyi anlayacaksınız ya, bunu beceremediğinizde tuhaf hikayelerle geçiştirme  yoluna gidersiniz. Bir de adam öldürmelerinizin, üzerinize bir çığ gibi düşecek  olan sorumluluğundan kurtulmak için önlem almanız lazım. İşte bu nedenle  efsaneler uydurursunuz. Ama bu, neden lunaparktaki tuhaf aynalarda bedeninizi  olduğundan uzun ya da kısa, şişman ya da zayıf, düzgün ya da çarpık görme ve  buna şaşma gereksinimi duyduğunuzu açıklamıyor. Tanrının, elinin altındaki hangi  seçenekler içinden sizi halihazırdaki biçiminizde yarattığını merak ediyorsunuz  belki. Bakın, Tanrının elinin altındaki seçenekleri bilmeniz mümkün değil ama  bilebilirim sanıyorsunuz. Bir iki şapşal kuzuyu bir-örnek yarattınız diye  Tanrının elinin altındaki olasılıkları kavramadınız henüz. Bir de bunu “Human  Genom” Projesi çalışanlarına anlatabilsem!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ben bu meseleler hakkında kafa yormayacağım artık. Çok  yoruldum. Hem artık vakit gece yarısına yaklaşırken sohbet de iyiden iyiye  laçkalaştı. Yaşlı adamın İstanbul’dan güm diye tatil soframızın üstüne  düşmesiyle birlikte tüm o anlattıkları beni de tarihle ve efsanelerle  hesaplaşmaya itti. Yarın gidiyoruz buradan. Bu güzel gecemiz, buradaki son yaz  gecemiz. Çünkü sahibem bir an önce evimize dönmek istiyor artık. Hem ertesi gün  oğlu, gelini ve işte ne yazık tatilinin son haftasını kuduz aşısıyla geçiren  toruncağız da Amerika&#8217;ya dönecekler.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İki hanım izin isteyerek yatmaya gittiler. Yani toruncağızla,  Amerikalı gelin. Sahibem yerinde kaldı ama burnunu çeke çeke uyuklamaya başladı.  Patavatsız iki herifin kuduz ve vampiriksilik muhabbetini dinlemekten hazetmişe  benzemiyordu. Kimse hazetmemişti ki zaten. Ben, hele ben, hiç hazetmemiştim ama  benim fikrimi soran olur mu hiç ha olur mu, sorarım size? Hadi sahibeciğim, kalk  da yatalım. İkisi artık hangi zırvadan bahsedeceklerse bahsetsinler. Zaten  kendilerini aşan işlerin üzerine gidip didik didik etmek, olmadı kendilerini  lime lime ettirmek; silah kuşanıp Don Kişot-vari savaşlar açmak çükü olanlara  özgü bir duygusal mekanizmadır. Kadınlarımız yattı. Bu serserilerin gözleriyse,  içi renkli sıvı dolu başka şişeler arayacak eminim birazdan.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Limbik sistemin ne olduğu noktası kuduz ve benzeri  hastalıklar konusundaki bütün mitleri de açıklıyor bana göre.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Evet. Limbik sistemin sırrı çözülürse, Ağabey, sadece  kuduzla kalmayacak, şizofreni, Alzheimer ve benzer pek çok hastalığa çare  bulabileceğiz. Korkularımıza, hatta nefret ve aşklarımıza bile çare  bulabileceğiz o zaman. Mesela fobinin aşıyla tedavi edildiğini düşün&#8230; Ya da  mesela aşk aşısı olsun&#8230; Five shots! That’s it! Olay bitmiştir, kapanmıştır, ne  güzel olur değil mi?”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bunu sevdim. Demek, aşk da çare bulunması gereken bir  hastalıkmış ve limbik sistemi egemenlik altına alırsak ona da çare  bulabilirmişiz. İyiden iyiye sapıttıklarını söylememe izin verin. Hadi yatalım  artık. Yarın uzun bir yol var önümüzde. Hadi kes artık da yatıp zıbaralım.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Tabii evladım ama beynin merkezi sinir sistemindeki  hücrelerin oluşturduğu temel ihtiyaçların, hislerin, heyecanların  organizasyonunu yapan bu bölgeyle oyun oynayacak olursak başımıza bazı  felaketler de gelebilir&#8230; Açlık-toklukla; acıyla, zevkle, hele hele cinsi  içgüdülerle oyun oynanmaz.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Limbik sistem bir muammadır Ağabey. Mesela kuduz diyorsun  ya. İnsanlarda mesela, on günden az bir süreden birkaç yıla uzayabilir kuduzun  kuluçka dönemi. Vakıaların çoğunda  iki  hafta ile iki ay arasındaki bir zaman diliminde iş biter. İştah azalır, ateş  basar, endişe artar, uykusuzluk başgösterir, yorgunluk hissi egemen olur vücuda.  Acı ve anormal hislenmeler takip eder. Bazen felç gelişimi de gözlenir. Ama  insanların çoğu vampirimsi ve saldırgan bir kuduza kapılır. Niye? Kuduz virüsü  limbik sisteme yerleşmeyi pek sever de ondan Ağabey. Yerleştiği zaman da beyin  enfeksiyonu olur işte. Hasta yerinde duramaz olur, oturamaz, rahatsızlık  içindedir. Etkilere tepkisi aşırıdır. Refleks bozuklukları vardır. Korku  duygusunun egemenliği altına girmiştir. Uykusuzluk iyiden iyiye yerleşmiştir,  artan oranda endişe duygusu tüm egoyu ele geçirmeye başlamıştır. Bu görüntü  birkaç gün içinde kuduzun bilinen en karakteristik semptomunu da kaydeder: Su  korkusu ve kas spazmları. Neticesi, felçsi kıvranışlar ve komalı ya da komasız  ölüm olur. İşte bazı durumlarda, kuduz vampirliğe böylesine benzer. Vampir de  kudurukluğa tabii&#8230;Tüm bunlar, bu yüz kasılmaları, boğazda, nefes borusunda ve  gögüs kafesindeki kasların kasılmaları, boğuk seslerin çıkmasına ve bir hayvanda  olduğu gibi dudakların geri çekilerek dişlerin sıkılmasına yol açar. İşte bak,  tam da şu bastıbacağın bize baktığı gibi&#8230;Hah, haaah&#8230;”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bir de sarhoş kahkahası atıyor manyak herif! Kızının kuduz  aşılarının son gününün gecesinde şu yaptığına bak! Ne pis bir herifmiş bu. Hiç  utanmıyor. Utanmamakla kalmayıp bir de alay ediyor! Öfkeli bir köpek görmedi mi  hiç? Hiç görmediniz mi öfkeli bir köpeği, ama öyle kızmış numarasına yatan  değil, gerçek öfke dolu olanı? Dudaklar geri çekilir, gözler kararır. Bir  keresinde bir “it” ama insan “iti” bana tekme atmaya kalkmıştı da öyle bir diş  gösterip öyle bir göz karartmıştım ki adam geri çekilip defolup gitmek zorunda  kalmıştı. Tabii benim de ruhsal travmalarım var ne sanıyorsunuz! Mesela, limbik  zımbırtılardan bahsettikleri şu dakikalarda, ısıramasam da ısıracak gibi  görünmesini bilirim!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Evet evet, dudaklar geri çekilir, bu arada tükrük yutulamaz  ve ağızda köpükler oluşur, kanlı salgılar tükürülür. Bu kasılmaların genelde  sudan, ışıktan, gürültüden, kokudan ya da en küçük bir duygulanımdan veya  hastanın aynada kendi aksini görmesiyle tetiklendiği söylenir. Arka planı ön  plana çıkarma ve önemsiz uyaranları birden büyük bir tehdit olarak algılama  sorununun bazı psikozlularda da olduğunu biliyoruz.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Aslında aynada kendi aksine bakabilen bir adamın kuduza  yakalanmış olduğu ihtimal dışı bırakılırmış efendim. Ama biz köpeklerin,  sağlıklı da olsalar akislerine saldırdığına tanık olmuşmuşmuştur yaşlı adam  belki&#8230;(Burada genç doktor, “olmuşsundur” yüklemini kullandı ama ben tam  bilemedim bu çekimi nasıl bir hikaye geçmiş zamanla, dolaylı aktaracağımı). İşte  biz, aynaya baktığımızda aynada başka bir hayvan var sanırmışız, o yüzden de hav  hav atılırmışız aynaya doğru. Benim kadar akıllı olmayanlar öyle davranabilir  ama saldırdığımız şeyin aynadaki aksimiz olduğunu bile bile, yani bildiğimiz  halde saldırmadığımızı nereden biliyor? O akis, benim aksim de olsa neticede  başka bir köpek. Ona gözdağı vermek bence oldukça ihtiyatlı bir davranış ama  size göre geri zekalılıktır böyle şeyler.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kudurukta arada sırada ortaya çıkan şiddetli saldırgan  heyecansal durumlar bazı hallerde dehşet verici olabilirmiş. Kuduzlu hastalar  kendilerine yanaşanlara doğru atılır ve vahşi hayvan gibi ısırıp parçalamaya  çalışırlarmış onları. Bu “serüvenler” sırasında hastanın görünümü gerçekten  korkunç olurmuş ve saldırgan bir kurda benzermiş hasta. Bugünlerde böyle  manzaralara, savaşlarınız ve askeri darbeleriniz dışında, hiç de sık  rastlamıyoruz ama eskiden her yerde görülen bir durummuş bu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Hakikaten benzer reaksiyonların bazı demanslarda da  görüldüğünü biliyorum.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Gerçi Ağabey, kuduzun yolaçtığı saldırganlığın kuduzlunun  kültürel düzeyi ile ters orantılı olduğu da kabul ediliyor.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Hımm, genç doktorun  söyledikleri çok ilginç. Demek ki kudursanız dahi terbiyeyi elden bırakmamanız  gerekiyor!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Öte yandan normalden fazla cinsel duygulanım yani  hiperseksüalite de saldırgan kuduzun can alıcı semptomlarındanmış. Yaşlı adam  öyle diyor. Genç doktor da katılıyor bu düşünceye. Bu haldeki bazı erkekler  birkaç gün sürekli ereksiyon halinde kalırlar, heyecansal sensasyonlarla  boşalmalar dahi yaşarlarmış. İçinizden birilerinin -diğer semptomlar bir yana-  sırf bu nedenle kuduza yakalanmak isteyeceğinden eminim. Bilimsel literatürde  günde otuza varacak sayıda cinsel ilişkiye giren ya da şiddetle ırza geçme  teşebbüsünde bulunan hastalardan sözedilirmiş. Yaşlı adam, anlattığı  saçmalıkları işte böyle süslüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Peki ama vampirlerin insandan hayvana bilmece gibi  başkalaşımının açıklaması nedir sence Ağabey?”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Oğlum bunu sen daha iyi bilirsin ama benim de kendime göre  teorilerim var tabii evladım. Şu şişeyi uzatsana!”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Ağabey, kuduz omurgalı hayvandan insana geçen eşsemptomatik  bir hastalık olarak kabul edilir. Çünkü hem insanlarda hem de köpekler, kurtlar,  kediler ve yarasalarda aynı belirtilere yolaçar. Bunun sonucu olarak insanlarda  ve vahşi hayvanlarda görülen bu ateşli davranış, basit bir gözlemcide hepsinin  birbirine benzer, kötü yaratıklar  olduğu  düşüncesini uyandırmış olabilir.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tamam diyeceğini dedin, artık çeneni kapatman gerekmez mi? Ne  diye bize kuduz anlatıyorsun ve bundan ne medet umuyorsun? Peki ben size bu  adamların anlattıklarını niye anlatıyorum? Pekala gizli tutabilir, bu kısmı  atlayabilirdim. Benden nefret etmenizi mi sağlamaya çalışıyorum, sizi  hortlaklarla mı korkutmaya çalışıyorum, geçmişimle mi hesaplaşıyorum? Beni  oyuncak ırk yaptığınız ve denetiminiz altına alarak koruduğunuz için size  şükranlarımı mı sunuyorum? Hemcinslerimden kötü durumda olanlara acıyor muyum?  Yoksa onların acılarından haz mı duyuyorum? Yoksa beni koruduğunuz gibi onları  da mı koruyun diyorum? Bu illetleri yeryüzeyiden silebilecekken silmemenize  karşı esef duygumu mu bildiriyorum? Ya da barbarlıklarınızı bizim üzerimize  atmayın mesajı mı veriyorum? Günah keçisi olmamalıyız mı diyorum? Evet evet,  benim saikim ne olursa olsun, çiftlik hayvanlarının sık sık yarasalar tarafından  ısırıldığı bilinmesine rağmen onların vampir olarak görülmemesinin sebebi, bu  hayvancıkların felçsi kuduza yakalanmaları ve bu meselede saldırgan bir  hastalık-yayıcı değil zavallı bir kurban olarak kabul edilmiş olmalarındandır.  Edilgen-saldırgan olmak varken ne diye tutmuş sağı solu ısırıklar hale gelmişiz  anlamak zor. Yani yarasalar gibi havayı bulandırmak varken tutup organize  çeteler halinde “anarşik” eylemlerde bulunmanın ne alemi var? İşte bunları  düşündüğüm sırada pek az da olsa hicap duyduğumu ekleyeyim&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu arada yaşlı adam birden kalktı ve içerden bir battaniye  bulup sahibemin üstünü örttü. Sahibeme çok sevecen yaklaştığını itiraf etmeliyim  ama. “Yat istersen güzelim.” Sana mı kaldı pis herif! Sahibem ne zaman isterse o  zaman yatar. Siz ikiniz, şu geceyi hortlaklar hakkındaki sohbetinizle  mahvetmeseydiniz, belki o da katılacaktı aranıza&#8230; Diğerlerini tüskürttüğünüz  gibi şimdi de sahibemi sıkıntıdan uyuttunuz!</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Yaşlı adam annesinin üstünü örterken genç doktor oralı bie  olmadı. Annesi, üstünde battaniye, masada uyukluyor, o babası olduğundan hala  şüphelendiği bu adamla çakırkeyif kuduz muhabbeti yapıyor. İnsan kalkar.  Anneciğim, hadi yatağına yat artık filan der, değil mi? Ama nerede?! Bir annede  görebileceğiniz davranışları egoist bir çocukta göremezsiniz. Onlar, analarını  ölümsüz sanırlar. Analarının yorulduğunu, uykusu gelince yatması gerektiğini  filan bilmezler.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İnsanın hem dövüşürken hem de cinsellik sırasında ısırma  eğilimi olduğunu biliyor muymuşuz? Yeter ama kuzum artık. Ama bazılarınız cinsel  eylem sırasında ısırılmak istemezmiş. Bence bahsi geçen eylem sırasında  ısırılmaktan korkanlar ya hayvan gibi görünmekten çekinen görgülü tiplerdir ya  paçayı kaptırmaktan korkanlar ya da savaşma seviş ütopyasına inanan Taocu seks  budalaları. Bu gibilerinden haberi olmayanlarla konuşmaya ne gerek var Tanrı  aşkına! Magazin dergileri de mi okumazsınız siz? Böyle bilgiler artık köşe  yazılarına kadar indi bilmiyor musunuz?   Hele hele ısırma eğiliminin kuduz hastasında iyiden iyiye arttığı hesaba  katılırsa hem kuduz olup hem cinsel ilişkiye girmenin karşısındakine kuduz  geçirme riskini kat be kat artıracağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Kuduz  olduğunu bilen birinin gözü hala o işte olsun, şaşılacak şey. Hele hele  kudurukla cinsel ilişkiye girmeye yeltenen gözü dönmüşlere ne demeli?!  İnsanlara böyle davranışlardan kaçınmaları  önerilmişmiş. Tabi önerilmiştir. Peki ya öneriye uyan kim? Gerçek yakınlık hep  ölüm tehlikesi içerir, zaten güven denen o duygu da bu tehlikenin, yakın olmak  istediğimiz kimseden gelmeyeceğine olan inançtır. Gel gör ki mezarlıklar, güven  ve umut dolu yakınlık arzuları ve safdillikleri yüzünden tahtalı köyü  boylayanların cesetleri ile doludur. Bugün aynı şey AIDS’liler konusunda da  söyleniyor ama Rock Hudson’un erkek arkadaşının –Hudson’un AIDS olduğunu  bilmemesi yüzünden- kendini koruyacak fırsatı olmamış. Rock Hudson da üç  kuruşluk cinsel zevki için adama hastalığından sözetmemiş. Bu davranışı da bir  tür kudurma olarak görebilirsiniz ama sizce suçlusu köpekler mi?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sahibem gözlerini açtı. Üzerindeki battaniyeye, onu ilk defa  görüyormuş gibi baktı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Kuzum kendimden geçmişim, neden kaldırmadınız Allah aşkına?  Başım çok ağrıyor. Kendimi bir tuhaf hissediyorum. Diyeceğim, şey, ne  yapacaktık? Yani&#8230;diyeceğim, yarın şu&#8230;Hadi yatalım artık.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ama yatmadan önce bir şey söyleyeyim mi size, kurtadam bana  vampirden daha sevimli, hatta daha zavallı gelir. Belki daha az korkutucu. Şimdi  neden böyle hissettiğimi açıklamaya kalkmamı beklemeyin. İçe-bakış  psikolojisinde iyi olsam da, korkularımın nereye yöneldiği konusunda sizi  aydınlatmak istemiyorum. Genç doktor, “anneciğim, hadi yat sen, biz de yatıyoruz  birazdan” dedi. Annesini yatırdıktan sonra yaşlı adamın bardağına bu kez de  başka renkten bir içki dolduracağa benziyordu. Sahibem kalktı. Bu ikisine iyi  geceler dedi. “Terasın ışığını kapatmayı unutmayın. Evladım masaya da bir çeki  düzen ver. Satı sabah toplar da. Sen yine de böyle darmadağın bırakma.” Ben de  doğruldum. Kuyruğumu sallaya sallaya sahibeciğimi yatak odasına kadar takip  ettim. Dengesini kaybetmekten korkar gibi son derece yavaş ve dikkatli atıyordu  adımlarını. Soyunup dökündükten, törensel temizliğini bitirdikten ve ipince  geceliğini giydikten sonra bambu karyolasının üstündeki yumuşacık yastıklara  başını koyup tatlı kokulu pikesini üzerine çekerek yattı. Yatmadan önce bana  şöyle bir baktı. “Yavrum hop hop” dedi. Hop dedim, yatağın üstüne sıçradım. Beni  okşadı. İyi geceler diledi. Hep yapar bunu, ne sandınız? O uykuya dalana kadar  bekledim. Hep beklerim. Dalmadan önce yan dönmüş ve ayaklarını karnına çekmişti.  Ben de döne döne bacakları ile kalçası arasındaki o kuytuya yerleştirdim  kendimi. O kuytu ne sıcaktır, ne çok sahibem kokar. Ne çok efsane. Ne çok laf.  Yorgundum. Uykuya daldım hemen ve küçük hırıltılarla uyudum.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sonra martı tonlu bir kahkahayla uyandım ama. Kulaklarımı  diktim. Dışarıdan hala yaşlı adamla sahibemin oğlu olacak şu genç doktorun sesi  geliyordu. Çöplük üstünde keyfe batmış iki martı gibiydiler. Nişantaşı  çatılarına dönmediler daha. Sahibeciğim ise derin bir uykudaydı. Yataktan indim.  Hafif aralık kapıyı patilerimle itip başımla öteleyerek, aslında vakitsiz  uyandırılmış olmaktan kaynaklanan sinirli tavrımla, minik homurdanmalar içinde  yine verandaya çıktım. İkisi beni görünce bu kez daha da yırtık ve pek kadınsı  bir kahkaha attılar. Manyak bu herifler. Yarın yola çıkıyoruz. Hala oturmuş,  içki muhabbeti yapıyorlar. Ne kadar uyudum ki kuzum ben? Sabah ne zaman olacak  acaba?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“18. yüzyılda bazı aydınlanmacı düşünürlerin, vampir  efsanesini cehalet ve batıl itikadlara bağladığını ifade etmeden de geçmeyelim  oğlum. Ama çağdaş zamanlarda başka başka yorumlar yapıldığını tahmin etmek zor  değildir. Bildiğin gibi, aydınlanma çağından farklı olarak,  zamanımızın esası, yarı batıl yarı realist  bir hayat ve bilim felsefesini keyfi biçimde işletmekten ibarettir. Hele hele  işin içine psiko-analistler girdikten sonra durum vampir efsaneleri lehine iyice  değişmiştir zamanımızda. Vampirlerin hareket tarzlarını inceleyen bazı  psikoanalistler, onların çok çeşitli halleri sembolik olarak temsil ettiği  fikrine varmıştır. Mesela vampirlerdeki sürekli ereksiyon halinin erkek  cinsimizin bazı özlemlerini sembolize ettiğini ifade etmiş olabileceklerini  tahmin edebiliriz.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Of bıktım artık! G-e-r-ç-e-k-t-e-n  b-ı-kkk-t-ı-mmm&#8230; UUUUUUUUUUVVVVVV.  Tehditkar bir şekilde karşılarında durup siyah bir yün yumağının içinde parlayan  sarı-yeşil, keskin elmas gözlerimi onlara dikmiştim. Aldırmıyorlar ki! Çaresiz,  kulak kesildim:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Biliyor musun Ağabey, seksenli yıllarda Dolphin adlı bir  araştırmacı; hemoglobin, klorofil gibi hem hayvan hem de  insan dokusunda bulunan bazı organik  bileşiklerin vücud tarafından biyokimyasal olarak işlenmesindeki zorluğun vampir  efsanesinin temeli olduğu savını ortaya atmıştır. Ama adamın yayınlamadığı bu  tez çok eleştirilmiştir. Kayton’a göre ise bu kontekst içinde mutlaka  şizofreniyle bir bağlantı kurulmalı. Çünkü şizofrenik hastaların davranışları ve  iç dünyalarında yaşadıkları ile vampir efsanelerinde olanlar arasında bayağı bir  benzerlik vardır. Ben ruhsal hastalıklardan çok anlamam ama bu sıradan ve  yüzeysel benzerlikler adamın bir kuram ortaya atmasına yetmiş bana göre! Böyle  budalaca kuramlar vampir efsanesini açıklayamaz.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Konu hakkında bayağı şey biliyorsun oğlum.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Ağabey, bizim serviste bu muhabbetlerin çok meraklısı  vardır. Amerika&#8217;da bir maskeli baloya git, davetlilerin yarısı vampir kılığında  dolaşır. Vampirliğin çekici bir tarafı olduğunu itiraf etmek lazım.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Evet, ölümlü olduğumuzu bir türlü kabul edemiyoruz  işte.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Ölüm anını, hatta ölümden saatler sonrasını yaşamdan  ayıracak doğru dürüst bir ölçütümüz bile yok Ağabey, inan. Güzel ölmek denen bir  şey vardır, bilir misin? Bu dünyaya haddinden önce gelenler can çekişmeden,  uykuya dalar gibi ölürler derim. O an hayranlık uyandırıcıdır. Öyle ölenle  karşılaşmışsanız, yaşamdan ayrıldığı çizginin tam olarak nerede olduğunu merak  eder durursunuz uzun süre. Bilememek, hüzün verir.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Sen çok ölü gördün tabii, değil mi?”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Doğru Ağabey. Çok ölü gördüm ben.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“İşte onlar doğumdan önceki hallerine rücu edecek olanlardır  evladım&#8230;”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Bu fikri bir yerlerde duymuştum.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Felsefi bir şeydir. Schoepenauer da işlemiştir  bayağı&#8230;”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Felsefeden anlamam pek de&#8230; I mean&#8230;”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Anneni yitirmekten korkuyor musun?”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Korkmak mı? Korkmak ne demek Ağabey. İnsan köpekten filan  korkar ama yas gelip çattığında çıldırabilir insan. Annem bilir mi bilmem ama  ona çok bağlıyım.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Hep içine kapanık bir çocuk oldun oğlum ama hissiyatın  güçlü.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Bilmiyorum Ağabey. Şu konuşup durduklarımız. Mezar, vampir  ve bi- şeyler. İnsanların cesetler hakkında edindikleri pek çok yanlış kanaat  olduğunu düşünüyorum. Bir yandan cennetin kapısında bekleşen nur yüzlü, beyaz  güzellikler hayal ediyorlar. Öte yandan, başkalaşmış ve hiç de cennet kapısında  bekleyebilecek türden birine benzemeyen ölü bedenler görüyorlar. Ruhun bedenden  ayrıldığına bir türlü inanamamak bu yanlış kanıları, bu efsaneleri doğurur. Bana  göre vampirlerin kan emdiği düşüncesi, şişkin cesetlerde hala akışkan kanın  bulunmasından veyahut cesedin ağzının kenarlarından kan sızmasından doğmuş  olabilir mesela. İnsanlar bu görüntülerden korkarlar. Ama ölümden sonra bazı  gövdeler güzel kalır, uzunca bir süre, bazıları ise, işte, dehşet verir. Belki  de ondan.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sonra,  dalgın, devam etti genç doktor. Ben çok hüzünlenmiştim.:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Bir hipoteze göre salgın hastalıklar sırasında köpekler ve  kurtlar tarafından mezarlarından çıkarılmış ya da üstünkörü gömme yüzünden  dışarı çıkmış olan cesetler yüzünden doğmuştur vampir efsaneleri Ağabey.  Doğrusu, mezar yapımında pek ustalık göstermeyen köy mezarlıklarının böylesi  görüntülerle dolup taşması normaldir. Hele o çağda, düşünsenize.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Gene pis gerçekçi tavrına rücu etti bak şu genç doktor.  Rahatsız edici bir gerçekçiliği var kahrolasının! Uykum kaçtı. Orada dikilip  durmama, saldırgan bakışlarıma, homurdanmama, öksürüklenmeme aldırmadan Tanrı ve  dünya hakkındaki içki muhabbetlerini orgazma erdiriyorlar. Yani işimiz gücümüz  kalmadı, milletin mezarını eşeleyeceğiz! Ama öyle dememek gerek. O soğuklarda  yiyecek sıkıntısı çeken, mezar dahi eşeler. Ne sandınız?! Hiç açlık çekmediniz  mi siz kuzum? Aman, ben çektim mi sanki! Mezarların bir şekilde açılıvermesi hem  vampirlerin mezarlarından fırladıkları hem de hayvanların işin içinde görülmesi  fikirlerini açıklayabilir bence. Bu kadar basit işte. Yine de bütün bu  teorilerin aslında makul bazı noktalar içermesine karşın efsaneyi kapsamlı bir  şekilde açıklayacak kalitede olmadıkları ortada değil mi? Fakat kuduz ve  vampirizm arasındaki benzerlikler son zamanlarda daha sıklıkla vurgulanıyor  işte. Bu durum, okulu bitirince iş bulamayıp vampir efsaneleri konusunda master  yapan öğrenci sayısındaki artışa da bağlanabilir. Hele hele okudukları konular,  düzenli iş bulmayı imkânsız kılıyorsa.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Genç doktora göre kuduzla vampirizm arasındaki bu benzerlik  1730’larda bir doktor, vampirizmin, kuduz köpeğin ısırmasından geçen hastalık  gibi, bulaşıcı bir hastalık olduğunu iddia ettiğinde ortaya atılmışmış.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Evet, bu efsane durup dururken hangi kökenden çıktı, önemli  değil mi? Bir açıklaması yok mu? Efsaneler neden çıkar? Nereden? Artık  açıklamalardan hangisini beğenirseniz onu alın. Benim teorim başka. Ben,  sizlerin acı gerçekleri daha yaşanılır kılmak için böyle yolları kullandığınızı  düşünüyorum. Geçmişinizin kör noktaları üstüne ışık parçacıkları indireceğinize  lunaparktaki ayna odasına sokmayı tercih edersiniz kendinizi. Bir insan neden  psikoza kapılır sandınız? En azından bazılarımız yaşadıklarımızdan kaçmak  istemişizdir. Öyle şeyler yaşamıştır ki psikozlu artık kendisi olarak kalması ve  dünyayı olduğu gibi görmesi olanaksızdır. İnsanlık da toplu psikozların içine  sık sık girmiştir. Olmadık hayaller görmüş, olmadık hedefler belirleyip, olmadık  düşmanlar yaratmıştır kendisine, bilmiyor musunuz?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Öf sıkıldım ama artık, şu masanın altında kalan kemiklerden  birini ağzımda kıkırdatıp duruyorum da beni duyan yok. Birkaç kere havladım,  başını çeviren dahi olmadı. İkisi çakırkeyif, yarı melankolik, yarı histerik,  oturmuşlar, bir matah anlatıyorlarmış gibi birbirlerini dinliyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Evladım, ölü bir beden, yani yatan vampir olarak  adlandırılan durum ile yeniden ruh bulduğu iddia edilen bir beden, vampirin iki  ana unsurudur. İkincisinin adı gezen vampirdir. Gezen vampirin yatan vampirden  evla olduğunu yinelemeyeceğim! Yavaş yavaş benim de uykum geldi be&#8230; Yarın yola  çok erken çıkmayalım ha. Kaçta yattığımızı bilse çıldırır annen.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Dur ama&#8230; Balkan köylüleri, ki bu vampir işine oldukça merak  saldıklarını müteaddit defalar söyledi yaşlı adam, yatan vampiri henüz ölmemiş  ve zararlı bir canlı olarak görmektelermiş. Balkan köylülerinin psikolojisi  üzerine ciltlerce kitap yazabilirsiniz. Bunların topu ruh hastasıdır. Genç  doktor ise duyduklarının, sanki ciddiye alınabilir bir yanı varmış gibi  konuşuyor:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Ama zamanımızın aydın insanları normalden farklı cesetler  için bir açıklama getirmeyi daha uygun bulmuşlar. Karanlıkta kalan olguları  metafizik güçlere atfetmek cahillik bence. Animizm gibi inançlar pekala vampir  efsanelerinin kaynağı olmuş olabilir Ağabey. Cesetlerin mezarlardan çıkarılması  işine hıristiyan rahipler de karışmış ve Ortodoks Kilisesi, ölü bir bedenin  çürümemekte direnmesini çok kötü bir günah olarak görmüştür mesela.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bir ölünün bile günah işleyebileceğini kabul etmek anlamına  gelen bu yaklaşımın, yaşayan dinsizleri dine döndürme yolunda pek de ikna edici  olamayacağını kabul etmek gerek. İnsan, farkında bile olmadan günah işleyebilir  mi? Ölülere “haddini bil ve çabuk çürü” ultimatomu anlamına gelen bu durum,  kendi misyonundan pekala beklenilebileceği gibi vampir efsanelerinde dinin de  rol oynamış olabileceği fikrini desteklemektedir bana kalırsa. Aslına  bakarsanız, hıristiyan rahiplerin, cesetlerin bir an önce çürümesini  istemelerinin nedeni, ölüyü çabucak aradan çıkarma arzusu olabilir. Milletin,  hiçbir ruhun bir cesedin içinden çıkıp Tanrıya doğru yükselemeyeceğini  anlamasından korkmuş olmalılar. Heyhat, bastıbacak bir kanişin, bir “kuçu  kuçunun” teorileri ile kim ilgilenir ki! Bir sure vardı. Şimdi hangisi diye  sormayın. Mezar ziyaretlerinde okunacak bir şeymiş. Mezarın yanına gidip “ey  çürümüş cesetler” ve sair hakaretamiz şeyler söylemeniz gerekiyor. Bir dostum  sahibinden duymuş, o anlatmıştı. Dinler, bedenlere önem vermez işte böyle.  Öyleyse kabir ziyaretinin  anlamı ne  anlatsalar ya. Öyleyse neden yakılmıyoruz ha? Neden kremasyon bu kadar büyük bir  günah?</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Şu yandaki ışığı söndür oğlum da mumlar kalsın, gece gece  gözümü aldı&#8230; Denizin sesi ne hoş değil mi? Geceyi iştahla kucaklıyor. Ne zaman  deniz görsem, hele geceleri böyle dalgaların sesini, affet ama, anneni  düşünürüm.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Annemi o kadar düşünüyorsun ki ona pratik bir hayrın  olmuyor. Düşünen adam!”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Baban nasıl?”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Ne bileyim nasıl?”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Görüşmüyor musunuz evladım?”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Hayır pek değil.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Şu mesele aranızı çok açtı, değil mi? Hala  unutamıyorsun.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Unutamıyorum. Ama sana bir şey söyleyeyim mi Mister,  unutamamak başkadır, unutamadığın o şeyden rahatsız olmak başkadır! Ben,  rahatsız değilim&#8230;”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Genç  adamın unutamamasına rağmen rahatsız olmadığı şey, sahibemin eski kocasının,  yani babasının, yıllar önce kendisine “ben senin baban değilim. Senin  baban&#8230;”&#8230; İşte anlamadınız mı, şimdi şu konuşan yaşlı adam&#8230;mealinde şeyler  söylemiş olmasıydı. Genç doktoru daha da üzen, babasının bu iddiayı annesinden  boşandıktan sonra ortaya atmış olmasıydı. Genç adam, ona inanmamış, durumu  annesine anlatmış ve sahibeciğim de bunu yalanlamıştı. “Evladım olur mu öyle  şey?! Bana hiddetlendi de ondan öyle söyledi. Öyle şey olur mu?”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Genç adam, uzun yıllar, yaşlı adamla bu konuyu konuşmak  istemiş ama başaramamıştı. Konuşsa da yaşlı adamdan laf alamayacaktı zaten, ben  biliyorum. Çünkü sahibeciğim, bu konuyu konuşmaması için kesin bir dille  uyarmıştı yaşlı adamı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Doğrusu sorunun cevabı muallaktaydı. Çünkü ne sahibemin eski  kocası, ne sahibem, ne de yaşlı adam; genç adamın asıl babasının kim olduğunu,  bir DNA testi yaptıracak kadar merak etmemişlerdi. Ayrıca o zamanlar DNA testi  var mıydı bakalım? Çocuğun babası olabilecek iki kişi de kimseye babalık  edebilecek tipler olmadığından olsa gerek buna gereksinim duymamış sahibeciğim  sanırım. Genç adam, liseyi bitirir bitirmez Amerika’ya okumaya gönderildiği için  konunun üstüne gidememişti. Hem, yapı olarak, gerçek babasının kim olduğunu  haddinden fazla merak edecek bir çocuğa da benzemiyormuş o zamanlarda. Yani  çocukluğundan genç yetişkinliğine kadar kendini temel bilimlere ve bir takım  deneylere veren ansiklopedik, akademik ve içine kapanık bir çocukmuş. Yemyeşil  gözleri, kumral saçları ve bebek yüzüyle doğrusu ne yaşlı adama ne de sahibemin  kocasına benziyordu. Bebek yüzlü güzelliğini sol yanağında tamamlayan gamzeyi  gören hiç kimse, bu genç adamın sabah yedi gece oniki mesaisi yapan “ot” bir  operatör olacağına, işinden başka bir ilgi alanı olmayacağına ihtimal vermezdi  doğrusu. Ama o, öyleydi. İçindeki zenginlikleri cimrilikle saklayıp dışarıya  uyuz görüntüsü veren tiplerdendi. Zaten öyle olduğu, kendisi gibi “ot” sanılan  şu Amerikalı kadınla evlenmesinden belliydi bana göre ya neyse, nasıl yaşamaları  gerektiği beni ilgilendirmez. Ama karısının da ev kadınlığını çok ciddiye  aldığını ve tıpkı genç doktor gibi sabah yedi gece oniki mesaisi yaptığını  ekleyeyim.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Yaramaz kızın ne çok endişeye sevketti bizi. Yahu her  köpeğin başı okşanır mı?”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Ne yazık ki kuduz aşısı olmak, yabancılara karşı daha  ihtiyatlı kılmayacak onu Ağabey. Fazla şevkatli bir çocuk oldu bizimki.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Annene ne kadar benzedi, değil mi?”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Evet. Bazen ona baktığımda annemin genç kızlık  fotoğraflarını görüyorum. Sende de bayağı var bunlardan, değil  mi?”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Annenle çok sayıda fotoğrafımız var.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Başka kadınlarla da var mı?”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Evladım biraz başım döndü&#8230; Yavaş yavaş yatsak mı  acaba?”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Biraz kışkırtılsa, yaşlı adama hoş olmayan şeyler söyleyecek  kıvama gelmişti genç adam. Ama yaşlı adamın bu yola girmeye niyeti  yoktu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Yine de oğlum, kuduzun bazı semptomları, örneğin  saldırganlık ya da aşırı cinsel duygulanım gibi durumlar hastalık semptomları  olarak görülmemiş olabilir.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sonra birden sustu ve çıngıraklı bir kahkaha attı. Yine  aklına komik bulduğu bir şeyler gelmişti ve yatıp zıbarmadan bunu da genç adamla  paylaşmaya niyetliydi:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Vakti zamanında kimsenin tanımadığı bir ortayaşlı  adam&#8230;etrafta ‘dolaşan bir deli’ olarak kabul edilmiş. [yaşlı adam  kendinden sözediyor!] Kirli kıyafetler giyer,  aşırı çene yapar, dans eder, şarkı söyler ve arada sırada da gözyaşı dökermiş.  Yakınından geçen hanımlara cinsi davranışlar sergiler, laf atarmış. Bir  keresinde yoldan geçmekte olan bir kadına sarkıntılık ettiğinde adamakıllı dayak  yemiş. Bu vakıada, adam öldükten sonra yapılan tetkikler neticesinde varılan  kesin teşhis kuduz olmuş. Düşük eğitim düzeyine sahip kuduzlu hastalar arasında  saldırgan davranışın yaygınlığı nazarı itibara alınırsa, 18. yüzyılın başlarında  böyle ‘dolaşan delilerin’ sık görülmesi gerektiği düşünülebilir.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“İlginç bir vakıa.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“Balkan köylüleri, yatan ve gezen vampirin aynı yaratık  olduğunda birleşmişlerdir.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Tabi tabi. Balkan köylülerine danışmadan bu konuda herhangi  bir kuram oluşturulabileceğini sanmayın! Nedense yalan yanlış hikayeler hep  köylülerden çıkar. Çünkü şu köylüler çok dedikoducu olur ve onların gece vakti  ellerinde fenerlerle elalemin mezarlarını inceleyebilme lüksleri vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Laf uzadıkça uzarken bunların daha uzun süre yatmaya  niyetlerinin olmadığını düşündüm. Genç adamın küçük digestif bardağı boşalıp  boşalıp doluyor. Yani o şey hakikaten digestifse bu adamın kalkıp kaka yapıyor  olması gerekmez miydi bu vakte kadar? Dalgalar, sohbete katılmış gibi gevrek  gevrek kıyıyı kucaklıyor, köpükler ayaklarımıza uzanacak neredeyse. Ama dolunay  masa başından sıkıldı, kendini dağların ötesine atma telaşında. Yer yer üç beş  itten oluşan sürüler geçip gidiyor. Havlaşmalar, dalaşmalar ortasında gecenin  alabaşlığı yaşanıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Kuduzun milattan önce 500 senesinden beri görülmesi ile  uygarlığınızı son beşyüz yıla sığdırmanız arasında da yukarıdakiler benzer  teoriler uydurulabilirse de neticede sinirinizi daha fazla bozmak istemiyorum.  Yaşlı adamın bayıldığı ayaküstü konferanslarından biri daha işte&#8230; Genç  doktorun tıp bilgisi de işin içine girince, birbirlerinin boğazına sarılmadan  bir içki muhabbetini götürebiliyorlar böylece. Konuşacak ne çok şeyleri var.  Konuşmaları gerekenleri konuşmadan geçirdikleri eften püften saatler, aslında  birbirlerinden çekindiklerine ama yine de birlikte olmaktan hoşlandıklarına  tanık. Bir annenin oğlu ve onun sevgilisi. Genç adamın kızı, sahibemin torunu,  odasına çekilmiş, sabaha kadar sürmesini arzu ettiği bir telefon görüşmesinin  orta yerinde. Suratındaki gölge iyiden iyiye kararlı. Topluluktan uzaklaşmasına  neden olan şeyin beş gündür devam eden şu kuduz aşısı muhabbeti olduğunun  sanılmasının verdiği ferahlık içinde telefonun ucunda artık hangi değerli ses  varsa onunla konuşuyorlar. Amerikalı annesi, geçmişin ve geleceğin bugüne  zulmetmesine izin vermeyen hali vakti yerindeki tüm ev kadınlarının uyuduğu o  beden-yorgunu, huzurlu uykusunun kimbilir kaçıncı safhasında. Sahibeciğim, canım  sahibeciğim ise, kimbilir, hangi düşü görüyordur şimdi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bir annenin oğlu ve o annenin tek aşkı, orta yerde,  hayvanların ve Balkan köylülerinin beyinlerinin gölge topraklarında, ellerinde  fener, gece yarısı mezarlıkta gezinen iki kafadar genç gibi dolaşıyor;  birbirlerine, belli ki şifreli ama pek kişisel mesajlar da verdiklerini  düşünüyorlar. Bir de çingenelerin Drakula’ya hizmet etmiş olduğu gibi nazi  saçmalıklarını çürütmeye çalışmayacağım.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">İkisi sallantılı ve sendeler halde -sahibeciğimin şerrinden  korktukları için olsa gerek- masayı toplarken ve ben artık gerçekten yatmaya  koşayazarken birşey oldu. Birden ölüm korkumu yenivermişim gibi geldi. Ama  sadece bir süreliğine. Şansınızı fazla zorlamayın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatvehukuk.org/balkan-koylulerinin-bos-zamanlari-buyuk-vampir-efsaneleri-veya-yemek-masasi-altindaki-bir-kanisin-bir-yaz-aksami-sohbetinden-duyduklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

