Çok Ciddi Gerçekler
Almanlarla yola çıkmanın en hoş tarafı, ikide bir sağa sola adres sormak zorunda olmamaktır. Başka da bir hoş tarafı yoktur zaten bu işin!
Harita okumayı, kentlerini tanımayı ve adres bulmayı öğretirler çocuklara… Benim anababam da harita çizmeyi, plan yapmayı, gözü kapalı Türkiye haritası çıkarmayı, nehirlerimizin uzunluğunu, nerede mangan, nerede krom çıktığını, hangi kuşların nerelerde yaşadığını, nerelere göç ettiğini, edebiyatımızdaki ilk psikolojik romanı, en sıcak ilimizi, en soğuk ilimizi, en uzun sınırımızın nereye bitişip durduğunu bilirler…
Ben? Gözüm açık ya da kapalı Türkiye haritası çizemem ve her gün değişen kent çehreleri içinde sağa sola kayan, kendini bilmez hale düşmüş sokaklar hakkında da pek bilgim yoktur. Tarihi tiyatrolar bir bir kapandırıldığı için eskiden nerede olduklarını unuttum. Edebiyat-ı Cedide yazarlarının müdavimi olduğu kafeler meydan olmuşlardır, kenarlarını iş merkezleri,
Of-Aman-Oil, Bu-Oil, Şu-Oil petrol komisyoncuları doldurmuştur, bir de otomobil show-room’culukları…
Bir ara başka sokakların çocuğu olmuştum. Şimdi nerelerdi unuttum. Fakat en uzun nehrimiz Kızılırmak. Bir de Sakarya’mız var. O da uzundur ama eteğinde kıvrım kıvrım dolanır. “Bozkırlara aş” olmamak için direnir. Manyas’da kuş cenneti vardır. Ama adı öyle. Kimi kuşlar kanadı kesmiş diyorlar oradan… Edebiyatımızdaki ilk psikolojik roman? Eylül müydü? Yalnızız mı? Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, aklını yitirmiş diplomatların konulduğu bir yer değildir, biliyorum… Sülüğün tekiyle, Dürdane Kız’ın memelerini yaratan Allahın aynı Allah olmasına doğrusu ben de şaşıyorum.
Topraklarımızda altın madenleri de var. Açık ocak ya da yeraltı şeklinde. Açık, adı üstünde parselli; yeraltı, damara inmeli. Yabancılar çok iyi para verirler. İş düzenleri, disiplinleri mükemmeldir. Sermayeleri öyle hareketsiz yatmaz, bir girer, bir çıkar. Paraları hep sıcak olur biliyorum. Büyüyen koca kıçta ihmal edilebilir cari bir açık olur…
Teknik meselelerle ilgili ve öyle ileri geri, kulaktan dolma atıp tutamam. Ama en uzun sınırımız Suriye ile. De’leri ve da’ları uygun yerde ayırabilmemle övünürüm. Ki’leri de.
Örneğin: Belli ki bir çözülme ve dağılma yaşıyoruz. Bir kaç soru da sorabilirim. Örneğin: Bir milleti, stadyumda toplanan kalabalıktan ayıran nedir? Örnek 2: İnsanları bir arada tutan nedir? Cevapları bilmiyorum. O çok ileri gitmek olur.
‘Tabii ki de’ demeyip, ‘tabii’ deyip bırakmakla kendimi ele vermekten korkuyorum. ‘Şok oldum’ da diyemiyorum ki bir türlü. Her gün olan bitenle durmaksızın ‘şoke olup’ duruyorum! ‘Sana geri dönerim’ sözü bana çok uzak. ‘Bir kere terkettikten sonra geri dönmem’ derim ama zaman zaman insanları yeniden ararım. İsveç’te diye yazmaya alışamadım bir türlü. İsveç’de diye yazıp İsveç’te olarak okuyorum. İsmin hallerini İsveç örneğinde çekmekten hoşlanıyorum. Zaten boş zamanlarımda bunu yaparım ve tüm zamanlarım boştur benim. Tüm zamanların en boş vakitlerini ben öldürürüm. Bir ‘kanka’m yok… Kankardeşim de yoktu ki zaten. Kardeşimi kan karıştırarak değil ter karıştırarak belirlerim. O yüzden… ter kardeşlerim var benim.
Bir gece iki küpeli köpek karşıma çıktı. Galiba Tarabya omuz başlarından aşağıya doğru bir yerlere iniyordum. Bir sokak lambasının altında mı neydi. Ben yapayalnız mıydım neydim. Biriyle gözgöze geldim. Ya da birinden biriyle gözgöze gelmiş olabilirim. Tam hatırlamıyorum. Diğeri pek ilgisiz bir şeydi. Bana bakışını tarif edecek bir dil bulamadım.
Şimdi bana “ne iş yapıyorsun?” diye sorup duranlar var. “Bir gece iki küpeli köpek karşıma çıktı. Galiba Tarabya omuz başlarından aşayıya doğru bir yerlere iniyordum. Bir sokak lambasının altında mı neydi. Ben yapayalnız mıydım neydim. Biriyle gözgöze geldim. Ya da birinden biriyle gözgöze gelmiş olabilirim. Tam hatırlamıyorum. Diğeri pek ilgisiz bir şeydi. Bana bakışını tarif edecek bir anlatım bulamadım. Onu bulmaya uğraşıyorum” diyorum. Böyle ciddi bir uğraşı 66’dan tavşan yapmaya benzer bir şey sanıyorlar.
Bir kağıdı buruştururken çıkan sesi, esneyenin soluğunun sesini, yaprakların hışırtısını, tek bir yağmur damlasının toprakla kavuşmasını, birkaç nevresim havalandırmasını, merdiven çıkan topukların sesini, merdiveni inen topukların sesini duymayan birine betimleyebilmeyi isterdim. “Çıkan ses” sözlerini kullanmadan.
Tartışma götürmez gerçekler vardır: Sakarya, eteğinde kıvrım kıvrım dolanır. O cüce dağı ve o kel tepeyi aşabileceğini bildiği halde kıvrıla kıvrıla uzanır. En uzun sınırımız Suriye iledir. Demokrasimiz parlamenterdir. Fırat ve Dicle, bizden doğar ama bize dökülmez! Çok ciddi gerçeklerdir.



Yine gayet güzel her zamanlar daki gibi anlatmak istediğiniz konuları belli etmeden sanatlarla yazınızın içinde adeta saklamış şekilde ifade etmeniz bir harika tabi artık ben buna tamamen yüksek seviyede edebi kültür diyorum. Ben kendimi değerlendirsem sizin bu yüksek edebi sanatlarınıza yetişmek zor oluyo yazıyı üç beş kere okuyunca zorda olsa bazı edebi sanatları dikkate alarak zor da olsa artık anlamaya başladım desem yalan olmaz yazınızın gizemliliği ve zorluğu o sanatları iyi kullanmanızdan dolayı her nasılsa sizin seviyenize ulaşmak çok zor çünkü siz bizlerden çok okuyup çok kitap romanyazıyorsunuz harkulade bu güzel gizemli anlamları içinde saklı yazılarınız için çok tebrikler ve de çok çok teşekkürler