Gazeteci Hep Acele Eder! İşte Size Aksiyon Dergisi’nden Pek Kişisel Bir Örnek…
- 05/08/2010
- EDEBİYAT VE HUKUK, Güncel Tartışmalar
- 927 Kişi Okudu
- Henüz Yorum Yok
Gazetecinin Zoraki Acelesi
Gazetecinin, hem akademisyenlerden hem de kurmaca yazarından önemli bir farkı daha var galiba: Gazetecinin acelesi var! Hayat kısa, haber de kısa, fırsat kaçıcı, deney aldatıcı, aktarım güç! Bu nedenle gazetecinin araştırma işi; hem uzun soluklu araştırmalar yapan, piposunu tüttürürken uzun uzun düşünen, yazacağı bir dipnotçuğun virgülcüğünün doğru yerde bulunmaması yüzünden kahrolabilen bir akademisyenin işinden ve hem de -en azından kuramsal olarak özgür ve bağımsız yaratan ve yaratırken felsefeden, dine, dinden matematiğe, matematikten kriminolojiye uzanan- kurmaca yazarının işinden çok daha zordur. Gazeteci için olaylar başdöndürücü bir hızla ilerler; her an her dakika, her saat, her gün… ve gün bitti mi ”olay” biter, ötesi yoktur. Haber… beklemez… Ama ‘o’ anı, ‘o’ dakikayı, ‘o’ saati ve ‘o’ günü yakalamak zorunluluğu haberin ya da aktarımın niteliğini etkiler. Çünkü kısa zamanda yapılıp bitirilmesi gereken her işe şeytan karışması doğaldır ve gazeteci tarafından yakalanan ne ise, kendi özgün süreci ve bağlamı içinde değerlendirilmekten ziyade belirli başka bir süreç ve bağlam içinde değerlendirilmek tehlikesiyle karşı karşıyadır. Öyle tahmin ediyorum. Öyle olduğu içindir ki gazeteci, vakıalar hakkında haberler verirken, başkalarının görüşlerini aktarırken bazı yanılgılar içine düşebilir. Bu yanılgılardan belli başlılarını şu meşhur ”kim, ne, nerede, nasıl ve ne zaman” sorularında somutlaştırarak ortaya koyalım:
1. Kim? Birkaç saat veya gün içinde bir konuda yazı kaleme alması gereken gazeteci zaman zaman ”kimini” şaşırabilir. Bir yaralama olayının aktarıldığı gazete haberinin içinde olayla hiç ilgisi olmayan ama olay mahallinin bulunduğu ilçede ikamet eden bir ”komşu”nun ”değerlendirmelerine” yer verilirken olayın faili, mağduru, tanıkları, polisi vb. kimseler eksik kalabilir. Neden? Çünkü vakit yoktur, kimse konuşmak istememiştir, bir tek o komşu ile görüşme fırsatı ”yakalanmış”tır.
2. Ne? Birkaç saat saat veya gün içinde bir konuda yazı kaleme alması gereken gazeteci zaman zaman ”nesini” veya ”neyini” şaşırabilir. Bir kedi, ”anne” veya ”baba” vokalinde miyavlamıştır ve miyavlama tarzı ilginçtir, ilginç olduğu içindir ki kedi ”konuşmuştur”!
3. Nerede? Birkaç saat veya gün içinde bir konuda yazı kaleme alması gereken gazeteci zaman zaman ”neredesini” şaşırabilir…. Olay, Çukurambar’da meydana gelmiştir ancak gazeteci, Ankara’nın Çukurambar semtini tanımadığı için yeri, İstanbul’un Çukurcuma’sı ile karıştırmıştır!
4…”nasıl”ını ve ”ne zaman”ını şaşırabilir. Olay, bir aile sofrası mahremiyeti içinde sarfedilen sözlerdir, gazeteci ”konferans notu”’ sanmıştır; geçen yıl olan ancak ilgi çekmeyen bir olay, bu sene birden bire ”ortaya çıkmış ve büyük sansasyon” yaratmıştır…
Bunların daha çarpıcı örneklerini de ne olur sevgili okuyucu siz düşününüz…
Haber alma ve haber verme özgürlüğünün son derece değerli işlevlerini gözeterek mutlak olması gerektiğini savunan bir kimse olarak bu şaşırmışlıkların anlayışla karşılanması taraftarıyım. Çünkü dedik: Gazetecinin acelesi vardır; dünya, gazeteci için, biz akademisyenlerden ve kurmaca-yazarlarından farklı olarak pek yavaş değil başdöndürücü bir hızla dönmektedir. Özetle gazetecinin başı sürekli dönmektedir. Bu nedenle, gazete haberlerindeki eksik aktarımlar veya yanıltıcı haberler, basın özgürlüğünün bizlere kazandırdığı son derece önemli faydaların yanında ihmal edilebilir kusurlar olarak kalırlar. Bir gazetecenin kasıtlı olmayan, kötü niyet taşımayan ve kimseye hiçbir zarar vermeyen aktarımları, kanımca, yanlış bile olsalar, hatta gerçeğe aykırı bile olsalar basın özgürlüğünün koruması altında olmalılar. Yalan ile gerçeğe aykırılık arasındaki kavramsal fark, sınırlanabilir basın özgürlüğü ile sınırsız basın özgürlüğü kullanımları arasındaki farka da işaret eder. O nedenle sınırlı örnekler dışında, işini yapan bir gazetecinin bir kimseye ”hakaret” edebileceğini veya ”yalan” haber kaleme alabileceğini, daha doğru bir ifadeyle bunları yapmak isteyerek yapabileceğini düşünmüyorum. Ama bir gazeteci; gerçeğe aykırılık veya yanıltıcılık adını vereceğim günahsız kabahati işleyebilir.
Yalan Değil Ama Gerçeğe Aykırı
Şimdi gerçeğe aykırı ama yalan olmayan ve büyük bir olasılıkla yazarının acelesinden kaynaklanan bir dergi haberine örnek vereceğim. Konu, sitemizde daha önce kaleme aldığımız
12 Eylül 2010 Halkoyuna Doğru Evetçi ile Hayırcı ve Onları Karşılaştıran Mantık:-Sokratik Diyaloglar-II veya İkinci Tetralog
adlı ”entry” ile ilgili (Bağlantı için tıklayınız: Bağlantı). Yazıyı baştan sona okuyanlar, bu çalışmanın benim tarafımdan yazılmış bulunduğunu ama çoklu-kişili ve kurmaca bir ”tetralog” olduğunu, bir ”edebiyat ve hukuk” metni olduğunu anlamışlardır. Bu yazıda toplam beş ”kişi” olduğunu ve bu ”kişilerin” bir eser içinde ”ayrı ayrı” karakterler olduğunu anlamışlardır. Şunu da anlamışlardır: O kişilerin dile getirdiği görüş ve iddialar, yazar Öykü Didem Aydın’ın değil, kurmaca Akademia, kurmaca Politea, kurmaca Evetçi, kurmaca Hayırcı ve kurmaca Boykotçu’nun görüşleridir.
Ama Aksiyon Dergisi’nden Sayın Mehmet Özdemir, ”Neden evet, neye evet” (Sayı: 817 / Tarih : 02-08-2010)/Bağlantı İçin Tıklayınız: Bağlantı/ başlıklı yazısında şöyle geçmiş:
”Yüksek Mahkeme CHP’nin aynası’
Anayasa değişikliği ile yargının siyasallaşacağı iddia ediliyor. Oysa araştırmalar gösteriyor ki yüksek yargı organları zaten fazlasıyla siyasallaşmış durumda. İtirazlar daha çok bu düzenin bozulacak olmasından kaynaklanıyor. Ceren Belge isimli bir araştırmacının yaptığı inceleme Anayasa Mahkemesi ile CHP arasındaki ilişkiyi ortaya koyması bakımından çarpıcı. Eylül 2006’da ‘Law & Society Review’da yayımlanan araştırmaya göre, Anayasa Mahkemesi, kurulduğu tarihten itibaren hep CHP’nin aynası olmuş. CHP sola kaydığında solcu, statükoculuğa kaydığında statükocu kararlar vermiş. Mesela, 1971 sonrası kararlar Bülent Ecevit ve ‘ortanın solu’ anlayışına yatkın. Çünkü o dönemde CHP-ordu ilişkisi sarsılmış, CHP militarizmi reddetmiş. Aynı CHP, 1978’de sıkıyönetim ilan ettiğinde kararlar hemen ince ayardan geçmiş. CHP’nin Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SDHP) döneminde ise mahkeme, Güneydoğu siyasetinin hukuk dışı unsurlarını denetlemeye yatkın olmuş. Yani SDHP, 1991’den itibaren antiterör kanunlarını götürdüğünde, mahkeme, ‘antiterör önlemi’ kisvesi altında insan haklarını ihlal eden pek çok yasayı iptal edebilmiş. Fakat Kürt toplumunun temsilcileri olan partilerin açtığı davalarda aynı korelasyon gözlenmemiş. Üstelik, neredeyse aynı davayı CHP açtığında başka, Kürt temsilcisi partiler açtığında başka karar vermiş.
Hukukçu Dr. Öykü Didem Aydın, Belge’nin araştırmasına hak verirken AYM’nin son kararının da bunu kanıtladığını ifade ediyor. Aydın’a göre AYM’nin referendum kararı yine CHP’ye endeksli alınmış: “CHP’deki değişimin ne yöne evrileceği tam olarak belli olmadığı için mahkeme iki arada bir derede karar verdi. Yani bu karar ‘siyaseti ferahlatıyorum, önünü açıyorum’ kararı olmaktan ziyade ‘du bakalım CHP’deki dönüşümden ne çıkacak’ kararı olabilir.”
Sayın Mehmet Özdemir’in bu haberini okuyanlar, Mehmet Özdemir’in ”Hukukçu Dr. Öykü Didem Aydın”la konuştuğunu (kim?) ve konuşulan ”kim”in de yukarıdaki alıntıda yazılı sözleri sarfettiğini (ne?) sanabilirler. Bu haberi okuyanlar, gene, haberin birinci paragrafının, habercinin ifadesi olduğunu (ne?) sanabilirler. Ama durumlar öyle değil. Durumlar şöyle olabilir: Büyük bir ihtimalle, Sayın Mehmet Özdemir, hem de derginin kapak yazısı olacak bir yazısıyla ilgili olarak araştırma yaparken acele etmek zorunda kalmış ve internette bulabildiği ifadeleri derlemiş. O ifadelerden biri de Öykü Didem Aydın’ın ”Edebiyat ve Hukuk” sitesinde, en başta bağlantısını verdiğimiz
12 Eylül 2010 Halkoyuna Doğru Evetçi ile Hayırcı ve Onları Karşılaştıran Mantık:-Sokratik Diyaloglar-II veya İkinci Tetralog
adlı kurmaca tetralog içinde geçiyor, geçiyor ama Öykü Didem Aydın’ın sözleri olarak değil, kurmaca kişilerin sözleri olarak geçiyor. Ama Aksiyon Dergisi’nin haberinde durum sanki Aksiyon Dergisi, konuyla ilgili bir tespit yapmış da Öykü Didem Aydın’a ”ne diyorsunuz?” diye sormuş, Aydın da bir şey demiş gibi anlaşılıyor… Haberdeki eksiklikleri şöyle sıralamak mümkün:
- Haberin birinci paragrafı, daha önce bu sitede yayınlanan kurmaca bir metinde kurmaca bir kişinin işaret ettiği bir gerçek makalenin içeriğinin yine bu siteden alınan özetini oluşturmasına karşın, kaynağa dair bir bilgi içermiyor. Yani mesela ”Sayın Ceren Belge’nin değerli makalesine filanca sitede işaret edildiği gibi…” denmiyor. Bu çok büyük bir sorun değil belki ama şu aşağıdaki büyücek bir sorun:
- Kurmaca yazarın kurmaca karakterlerinin, yukarıda 1. maddede sözü edilen makale ile ilgili olarak ifade ettiği görüşler, sanki Aksiyon dergisi kurmaca yazarına ”ne diyorsunuz” diye sormuş da cevap almış gibi ”kurmaca yazara” atfediliyor…
- Demek ki Öykü Didem Aydın’ın, kurmaca metninin, kurmaca karakteri gerçekte varolan bir makaleye değil de olmayan bir makaleye, yani kurmaca bir makaleye atıfta bulunsa idi, dergi o kurmaca makaleden gerçekmiş gibi bahsedebilecekti! Bu sonuncu çıkarsama, umarız yanlıştır ve umarız Aksiyon Dergisi, İngilizce kaleme alınan, internette sadece abonelik sistemiyle okunabilecek bir akademik dergide yayınlanmış ve oldukça uzun makaleyi okumuş ve doğru aktarmıştır. Çünkü eğer aktarım kaynağı, sadece bizim sitemizle sınırlı ise ve diyelim kurmaca karakterimiz tespitlerinde yanılmış ise, Aksiyon Dergisi de yanılmış olacaktır.
[Bununla birlikte bu minik vakıadan sonra gelişen diyalog çerçevesinde, Sayın Mehmet Özdemir, haberinin etkilerine son derece duyarlı ve sorumlu bir yaklaşım gösterdi. Bu nazik duyarlılığa ilişkin değerlendirmelerimi, bu yazının sonundaki ''Post Script'' başlığı altında bulacaksınız]
Değerlendirmelerime dönecek olursak; kurmacanın ilgili kısmını hatırlar isek, konu daha iyi anlaşılacak kanısındayım:
”…Politea: Evet evet, bu arada Anayasa Mahkemesi kararına ne diyorsunuz?
Evetçi: O konuda tartışmalarımızın ilk bölümünde söylediklerimi hatırlatırım. Anayasa Mahkemesi işin esasına girememeliydi. 1982 Anayasası, Anayasa Mahkemesi’nin anayasa değişikliklerini sadece şekil yönünden, o da sayılan şekle aykırılıklar açısından denetleyebileceğini öngörmüştür. Bununla birlikte karar, bence, toptan iptalden veya kritik maddeleri iptalden evladır.
Hayırcı: İşinize geldiği yerde, o beğenmediğiniz 1982 Anayasasının metincağızına ne de bağlısınız. Başka tarafta Anayasa Mahkemesi kararına direniş hakkı vardır diyorsunuz ama! Mahkemenin, anayasayı yorumlama hakkı yok, sizin direniş hakkınız var! Ben de ilk kısımda ifade ettiğim görüşlerimi yineliyorum. İlk üç maddeyi değiştirirmeye kalkarsanız öyle bir girer ki Anayasa Mahkemesi işin esasına ve bal gibi girdi de işte! Ne yaptınız? Paşa paşa uydunuz. Uyacaksınız, mecbursunuz! Ama kararı yetersiz buluyorum. Bence temel hak ve özgürlükler dışındaki ve özellikle yargıya ilişkin maddelerin hepsini bir kalemde silmeliydi.
Boykotçu: Bir araştırmada, Anayasa Mahkemesi’nin, kurulduğu tarihten bu yana CHP’nin aynası olduğu öne sürülmüş. Yani CHP sola kaydığında solcu, CHP statükoculuğa kaydığında statükocu olduğu… Mesela 1971 muhtırası sonrası kararlar Ecevit ve ortanın solu anlayışına yatkın çünkü o dönemde CHP-ordu ilişkisi sarsılmış, CHP militarizmi reddetmiş. Aynı CHP, 1978’de sıkıyönetim ilan ettiğinde kararlar hemen ona göre ince ayar edilmiş… Ama mesela CHP’nin SDHP döneminde, mahkeme, güneydoğu siyasetinin hukukdışı unsurlarını denetlemeye yatkın olmuş. Yani Sosyal Demokrat Halkçı Parti, 1991’den itibaren anti-terör kanunlarını mahkemeye götürdüğünde, mahkeme, anti terör önlemi kisvesi altında insan haklarını ihlal eden pek çok yasayı iptal edebilmiş. Ama CHP pek yakın geçmişte, Evetçinin tabiriyle ‘’statükocu” idi. O zaman da mahkeme ona göre karar pratiği geliştirmiş. CHP bir güneş, mahkeme de günebakan mübarek! Analizde haklılık payı olduğunu düşünüyorum. Şimdi CHP’deki değişimin ne yöne evrileceği tam olarak belli olmadığı için mahkeme iki arada bir derede karar verdi. Yani bu karar “siyaseti ferahlatıyorum, önünü açıyorum” kararı olmaktan ziyade, belki de “du bakalım CHP’deki dönüşümden ne çıkacak” kararı olabilir.
Evetçi: Öyle ise bu, şu demektir: Bir mahkemenin kararları, belirli bir partide güncel olarak geçerli olan ideolojinin aynası ise ve kararlar, aynı parti içindeki ideoloji içi salınımları yansıtıyor ise; mahkemenin, o parti ile organik ilişkisi var demektir. Yani mahkeme, o partinin ideolojisinin belirli bir versiyonunu, mesela resmi versiyonunu benimsemekten ziyade o partideki ideolojik salınıma ve yükselen dalgalara göre karar vermektedir. Bu durum, mahkemenin üye profilinin, o partinin katkıları ile belirlenmekte olduğunu göstermez mi?. 1970’lerin Ecevit’li CHP’si ile 2000’lerin Baykal’lı CHP’sinin yansımalarını mahkemenin kararlarından okuyorsak eğer bu durum, mahkemenin belirli bir ideolojiden ziyade, hangisi olursa olsun CHP arzularına göre karar verdiğini gösterir.
Hayırcı: Şimdi de siz, sizin arzularınıza göre karar versin istiyorsunuz, öyle mi? Silaha sahip olana kadar silah karşıtısınız. Silah sizde olursa mesele bitiyor, değil mi?
Evetçi: Bu konuda sizinle polemiğe girmeyi gerekli görmüyorum.
Politea: Kim yapmış o araştırmayı?
Boykotçu: Kimse kim, yapmış bir aydın işte ve doğru yapmış!
Akademia: Hımm, rastlamıştım ben de. Bir bakayım… Bir dakika izin veriniz… Evet… Ceren Belge adlı araştırmacı. Makalenin künyesi şu: “Friends of the Court: The Republican Alliance and Selective Activism of the Constitutional Court of Turkey” (”Mahkemenin Dostları: Cumhuriyetçi İttifak ve Türkiye Anayasa Mahkemesi’nin Seçmeci Aktivizmi”) Yazan: Ceren Belge; Yayınlandığı yer: Law & Society Review, Vol. 40, No. 3 (Sep., 2006), pp. 653-692.
Hayırcı: Akademia, Türkçe makalelere atıf yapsanıza! Akademia hep böyle mi olur?
Akademia: Olmamalı ama bu makale önemli galiba. Ayrıca makaleye atıf yapan ben değildim, Boykotçu idi. Ben sadece onun görüşünün kaynağını biliyorum. Bilgi nerede olursa olsun bulunup çıkarılmalıdır. “Korkarım tek kitaplı insandan ve korkarım tek dilli insandan”!
Hayırcı: Ama o saptamada bir sorun tespit ettim.
Akademia: Nedir o?
Hayırcı: Ülkede, yakın geçmişte CHP zaten çoğunlukla ana muhalefet konumunda olmuş, o nedenle Anayasa Mahkemesi’ne en çok başvuran parti de o olmuştur. Yani verilen kararlardan iptal sonuçlu olanları, davayı CHP açtığı için olacaktır mecburen.
Boykotçu: Ama mesela Kürt toplumunun temsilcileri olan partilerin açtıkları davalarda aynı korelasyon gözlenmemiş. Üstelik, neredeyse aynı davayı CHP açtığında başka, Kürt temsilcisi olan partiler açtığında bir başka karar vermiş mahkeme. ”Özgürlük; 60’larda ve 70’lerde sosyalistler, komunistler ve Demokrat Parti’liler ya da 80’ler ve 90’larda islamcı ve Kürt aktivistler tarafından talep edildiğinde; mahkemenin her zaman ‘kamu düzeni ve güvenliği’ mülahazasının ardında saklı bulunan anlayışı ve Kemalizm sayılanın, devletin izin verilen tek ideolojisi olmasını kabul ettiği gözlenmiş.”
Akademia: Bahis konusu makale öyle demiş, evet.
Hayırcı: ‘Kürt temsilcisi’ diye bir şey olmaz. Her parti, ulusal bir partidir. Etnik particiliği kabul etmiyoruz.
Politea: Boykotçu, sosyolojik konuşuyor, sayın Hayırcı, yani sosyal realist olalım, durum tespiti yapalım anlamında.
Akademia: Kanımca artık sıra, maddeleri tartışmaya geldi. Madde madde bakalım arzu ederseniz.
Evetçi: Bakalım tabii, güzele bakmak sevaptır, ne güzelmiş bakalım.
Hayırcı: Bakalım da ne fenaymış görelim…”
Eee Ne Diyorum? Sadede Geleyim Ama!
Aksiyon Dergisi’nin söz konusu haberin ilgili kısmının ve özellikle ”Hukukçu Dr. Öykü Didem Aydın”a atfedilen ifadenin, benim şu kurmaca tetralogtan karakterlerim olan Akademia, Boykotçu ve Evetçi‘nin, yukarıda özellikle altı çizili bölümlerde, dile getirdikleri vakıa ve görüşlerden bir derleme olduğu göze çarpıyor. Ama bunlar ”kurmaca karakterlerin” görüşleri, benim değil! Öte yandan haberde ”Hayırcı”nın aynı bağlam içindeki ifadelerine hiç yer verilmediği gibi nedense bunlar Hukukçu Dr. Öykü Didem Aydın’a atfedilmemiş… ”Allahtan atfedilmemiş” mi demeliyim, ne demeliyim?!
Şahsıma atfedilen ”görüşleri” yeniden hatırlayalım ve Sayın Mehmet Özdemir’in haberinden aşağıya yeniden copy paste edelim:
[...Hukukçu Dr. Öykü Didem Aydın, Belge’nin araştırmasına hak verirken AYM’nin son kararının da bunu kanıtladığını ifade ediyor. Aydın’a göre AYM’nin referendum kararı yine CHP’ye endeksli alınmış: “CHP’deki değişimin ne yöne evrileceği tam olarak belli olmadığı için mahkeme iki arada bir derede karar verdi. Yani bu karar ‘siyaseti ferahlatıyorum, önünü açıyorum’ kararı olmaktan ziyade ‘du bakalım CHP’deki dönüşümden ne çıkacak’ kararı olabilir.”...]
Bu alıntıdaki sözler benim değil, kurmaca karakterlerden birinin sözleri! Dergi şahsi kanaatimi sorsa idi söylemekten çekinmezdim, üstelik belki karakterlerimden bazılarına hak verir, hatta bir olasılık Boykotçu’ya bile hak verebilirdim veya bazılarına vermezdim ama fikrimi dile getirmekte, yazıyı yazan değerli gazeteci kadar acele etmez, onu hem yandaş hem de karşıt fikirleri gözeterek ifade ederdim çünkü gerçek, oldu-bitti’sel bir kavram veya doğru ya da yanlış bir ”fikir” değil, süreç’sel bir kavram ve vakıalar hakkında yeterli deneyimlerle aydınlandığı için yerleşmiş bir algıdır ve çünkü gerçek denen şey, aceleye gelmez.
Ama gazetecinin acelesi vardır, anlayışla karşılayalım ve bu işten küçük bir anekdot çıkaralım! Ve aynı şaşırmışlığa mahkemelerin düşmemesini dileyelim çünkü kurmaca karakterler devlet organlarını aşağılıyor diye kurmaca yazarı dava eden savcılar olabilir! Oluyor ara sıra…
Yine de gazetecilerde, vakıalara dair, başkalarında olmayan bir sezgi yeteneği olduğunu teslim etmeliyim. Belki de Aksiyon Dergisi, benim kurmaca tetraloğu o kadar iyi okudu ve anladı ki, kurmacanın yazarının asıl fikirlerini, kurmaca karakterlerin diyalogları içinden sezip çıkarabildi! Hem de o kadar acelesi var iken…
Post Script
Söz konusu haberin altına yazdığım aydınlatıcı bir yorum üzerine Sayın Mehmet Özdemir, benimle temasa geçerek bu hata için özür diledi ve kaynağa dolaylı yoldan ulaştığı, bana ulaşamadığı için bu ayrıntıyı açıklığa kavuşturamadığını ifade ederek bu hafta okur sayfalarında konuyla ilgili gerekli açıklamayı yapacaklarını bildirdi. Ben de kendilerine basın özgürlüğünün, basının sınırlı zamanı ve imkanlarını da gözeterek, belirli ihmallerin hoşgörü ile karşılanmasını gerektirdiğini düşündüğümü ilettim. Ayrıca bir okuyucu olarak yazısının bilgilendirici, önemli ve değerli bir yazı olduğunu ifade ettim ve ”Sokratik Diyaloglarda” işaret edilen araştırma sonuçları ve fikirlerin, bu vesile ile, daha geniş kamuoyu ile paylaşılmasının da her durumda kamuoyunun aydınlatılmasına hizmet ettiği kanısında olduğumu vurguladım.
Sayın Mehmet Özdemir’in; haberin internet baskısının altına yazdığım bir not üzerine benimle temasa geçecek kadar dikkatli ve takipçi olması; nazik yaklaşımı ve bu hafta okur sayfasında konuyla ilgili gerekli açıklamayı yapacaklarını bildirmesi , saygı duyulması gereken bir özen, duyarlılık ve sorumlu gazetecilik örneği. Hiçbirimiz hatadan ari değiliz. Gazetecinin yaptığı işin son derece önemli işlevi ve topluma kazandırdığı değerler gözetildiğinde, haberin etkilerine duyarlı gazetecilik belki de bu tür hataları yapmayan gazetecilikten çok daha önemli.
Değerli gazeteci Mehmet Özdemir’e buradan içten selamlarımı ve sorumlu ve duyarlı yaklaşımı için şükranlarımı sunarım.

