Gulliver’in Gezileri’nde Ölçü, Değer, Töre Sistemleri ile Yasa ve Yönetim Biçimleri, I: Lilliput’a Seyahat

Gulliver

I: Lilliput’a Seyahat

Giriş

Klasikler üç kere okunur derler. İlk kez çocuk iken, sonra “genç” yetişkin iken ve bir de  olgunlukta. İşte ben de “Edebiyat ve Hukuk”un bir bölümünü, “ikinci okuma sürecimde” beni yeniden etkileyen eserleri çözümlemeye adayacağım. İlk olarak Gulliver’in Gezileri ile başlamak istiyorum. Jonathan Swift’in 1726 yılında tamamladığı Gulliver’in Gezileri, klasikler arasında en sevilen eserlerden biri. Hem çocuklara hem de büyüklere seslenen, evrensel içeriği ve sevimli öyküleriyle tüm dünyada hâlâ beğeniyle okunan bir yazın ürünü. Türlü türlü “okuma”lara açık, sık dokulu yapısı, imge ve simgelerinin değişkenliğiyle her okumada farklı kavrayışlarla ve duygulanımlarla okuyucusunu zenginleştiren bu eser, “norm” kavramı ve bu kavramın sıfatlaştırılması demek olan “normal” terimi üzerinde uzun uzun düşünmeye iterek edebiyat ve hukuk çalışmaları için de son derece zengin tartışma düzlemi sunuyor.

Gulliver’in Gezileri, toplumsal töre ve değer eleştirileri için felsefi ve sosyolojik yaklaşımlar sunuyor; son derece nüktedan bir “siyasal hiciv” olarak yazıldığı dönemle sınırlı kalmıyor ve insanın doğasının iyiliği-kötülüğü, ahlakiliği-yolsuzluğu vb. konulara ilişkin temel sorular ortaya atıyor. Öte yandan, gezgin yazarın kendi öyküsüyle birlikte, birbirleriyle bağlantılı olan, olağanüstü yolculuk öyküleri zincirini ortaya koyarak hem ayrı ayrı öykülerin içsel dinamiği hem de öykülerin gelişiminin dinamiği açısından çok gelişkin bir kurgusal bütünlüğe sahip.

Eser boyunca gezilen ülkelerin; birbirlerinden ve tabii Gulliver’in ülkesi olan İngiltere’den son derece farklı “zaman ve mekan” ölçüleri uygulamaları ve buna başat olarak son derece değişik inanç, töre, gelenek, değer, yasa ve yönetim düzenlerine sahip olmaları, bizi, benimsediğimiz ölçülerin, değerlerin, yasaların ve yönetim sistemlerinin genel-geçerliğini sorgulamaya itiyor, farklılıklar konusundaki anlayışımızı geliştiriyor; evrensellik düşüncesine farklı açılardan bakmamızı sağlıyor. Bir çocuk için paha biçilmez bir neşe ve kavrayış kaynağı olan bu yapıt, bir yetişkinin gözünde her türlü felsefi-etik tartışmaya kapı açabiliyor, çok katmanlı bir görecelilik zemini anlamına erebiliyor.

Gelin Jonathan Swift’in bu ölümsüz eserini, “yeniden” okuyalım. Ama önce yeniden hatırlayalım. Bu okumada, “çocuk” kitaplığımdan çıkardığım Gülten Suveren çevirisini esas alacağım; -1978 yılında, Altın Kitaplar tarafından basılmış- ve “Gulliver’de Ölçü, Değer ve Yasalar” adını vereceğim bu yazı dizisinin ilkinde Lilliput ülkesine uğrayacağım.

Lemuel Gulliver adlı gezgin-gemici-doktorun, seyahatlerinde geçirdiği deniz kazalarından kurtularak sığındığı “kara parçalarında” yaşadığı olağanüstü öykülerin anlatıldığı kitap; dört bölümden oluşuyor. Lemuel Gulliver, çoğunlukla, deniz tutkusu ve gemilerle-uzak yolculuk hevesiyle, zaman zaman da para kazanmak amacıyla yola çıkar. Her yolculukta başına bir kaza gelen Gulliver, her seferinde farklı “ölçü”lü, farklı “normatif” diyarlara ve düzenlere ayak basacak, oralardaki halklarla ve yöneticilerle yaşadıklarını kaleme alacaktır.

Birinci Öykü: Lilliput’a Yolculuk

Gulliver, ilk olarak Lilliput ülkesine ayak basar. Lilliput, bedensel yapıları son derece küçük, miniminnacık insanların yaşadığı miniminnacık surlarla çevrili, miniminnacık yapıların bulunduğu bir “imparatorluktur”. Ülkede herşey, canlı ve cansız varlıklar, birbirlerine orantılı şekkilde ancak aşağı yukarı bir metre seksen santim boyundaki Gulliver’e göre miniminnacıktır. Lilliput’luların boyları onbeş santimetreye dahi varmaz, Gulliver’in bedenine göre küçücüktürler, örneğin çok sayıda insan saatlerce çalışmanın sonunda ancak otuz santim yüksekliğinde bir platform inşa edebilir, şehir kuleleri birbuçuk metre boyundadır; başkentlerinin etrafı yetmişbeş santimetre boyundaki surlarla çevrilidir.

Lilliput, matematik ve bilimlere çok önem veren ve “Lilliput’un En Yüce İmparatoru, Evrenin Zevk ve Korkusu, toprakları dünyanın dört bir yanına beş bin Blustrug /Gulliver’in ölçülerine göre beşbin Blustrug oniki mildir/  uzanan yüce imparator, kralların kralı; insanoğlundan uzun boylu olan, ayakları dünyanın ortasına basan, başı güneşe çarpan ” olarak adlandırılan bir imparator tarafından yönetilmektedir. Lilliput ülkesinin “ikimetre yetmiş santim boyunda savaş gemileri” ile “güçlü” bir donanması vardır. İmparator, imparatoriçe, genç prens ve prenseslerle birlikte bir sarayda oturur. Onlara soylu lady’ler hizmet eder.  İmparator, saraylılardan baş parmağın tırnağı kadar daha uzun boylu olduğu için hep korku uyandırır.

Lilliput’lular kağıdın bir köşesinden diğer köşesine yazı yazan, ölülerini başaşağı gömen, devlete karşı işlenen suçlarda sanık beraat etmişse ihbarcının öldürüldüğü, yalancılığın hırsızlıktan daha kötü bir suç olduğu bir ülkedir. Bu ülkede belirli süre yasalara uyduğunu kanıtlayan kimselere bazı ayrıcalıklar tanınır. Bu ayrıcalıklar için hazineden fon ayrılmıştır ve yasalara uyduğunu kanıtlayan insanların adlarının önüne Snillpall yani Yasalara Uyan lakabı eklenir. Gulliver, Lilliput’lulara geldiği yerdeki yasaların cezalar sayesinde uygulanabildiğini, ödülün lafının geçmediğini söylediğinde Lilliput’lular, yönetiminde büyük bir bozukluk olduğunu söylerler ona.

Lilliput Adalet Sarayı’ndaki heykel de bir “tuhaf”tır: Bu adalet heykelinin bir çift önde, bir çift yanda ve bir çift de arkada olmak üzere altı gözü vardır. Bu onun herşeyi gördüğünü açıklar. Sağ avucunda ağzı açık altın dolu bir kese ve solunda kınında bir kılıç tutar. Böylece adaletin, cezalandırmadan çok ödüllendirme eğiliminde olduğu belirtilir.

Gulliver gibi bir “dev”le  karşılaştıklarında  ne yapacağını bilemeyen Lilliput’lular, önce onu bağlayıp, eski bir tapınağa zar zor taşıyarak hapsederler. Aslında Gulliver hepsini altetmeye yetecek güçtedir ama Lilliput’luların, minik oklarıyla gözlerini kör etmelerinden korktuğu için ve ayrıca zaten genel olarak pek barışçıl ve munis bir “kazazede ziyaretçi ” olduğu için onlarla iyi geçinmeyi yeğler. Gulliver’i “Dağ Adam” olarak niteleyen bu halkın ülkesinde, imparatordan sonra en ileri gelen yöneticiler, Maliye Bakanı, Baş Amiral, İçişleri ve Dışişleri Bakanlarıdır. Öyküde açıkça ifade edilmemiştir ama ülke “meşruti monarşi” ile yönetiliyor gibidir.

Lilliput’lulara güven telkin eden Gulliver, imparator ve saraydaki soyluları hiç beklenmeyen bir şekilde eğlendirir ve istediği özgürlüğü hakeder fakat bazı koşulları da kabul etmek zorunda kalır. Özellikle Dışişleri Bakanı Reldresal ile arkadaş olan Gulliver, ondan  “sarayda çok ciddi bir durum olmasaydı özgürlüğüne bu kadar çabuk kavuşama”yacak olduğunu öğrenir. Meseleye kulak verelim:

“…

Ülkemiz iki tehlikeyle karşı karşıya. İçimizde kötü kimseler var. Bu bir tehlike… Fakat daha önemlisi deniz aşırı yerde düşmanlarımız bulunuyor. Onlar topraklarımızı ele geçirmeyi düşünüyorlar. Ülkemizin karşısında Blefescu adası bulunuyor. Orada yaşayanlar bizim baş düşmanlarımızdır.’

Reldresal, içini çekerek devam etti.

‘Hepsi bu kadar da değil. Yetmiş aydan beri ülkemizde iki parti bulunmaktadır. Bunlardan birinin adı Tramecksan diğerinin adı Slamecsan’dır. Yani Yüksek topuklularla Alçak topuklular… Yüksek Topukların eski anayasamıza çok uydukları söylenebilir… Fakat durum ne olursa olsun imparatorumuz, sarayda ve hükümette sadece alçak topuklulardan yararlanmaya karar verdi… Özellikle imparatorumuzun topukları, saraydaki herkesin topuklarından en az bir Drurr daha alçaktır’ (Drurr, aslından iki milim kadar olan bir ölçüydü)… bu partilerdeki insanlar bibirleriyle yiyip içmiyor ve hatta konuşmuyorlar… işte bu karışıklık sırasında Blefescu adasındakiler de bize saldırmayı planlıyorlar…’

‘Peki neden savaşacaksınız?’ diye sordum. ‘Yani neden onlarla düşmansınız?’…

‘Biz otuzaltı aydır korkunç bir savaştayız. Bunun nedeni de yumurtayı yemek için kırma sorunu. Herkes yumurtayı yemek için geniş ucu kırmanın ilkel bir usul olduğunu bilir. Fakat şimdiki imparatorumuzun büyük babası çocukken bir yumurta yemek istemiş. O zaman eski usulü uygulamaya kalkmış. Yumurtayı böyle kırarken de parmaklarını kesmiş. Bunun üzerine o zaman imparator olan babası, hemen bir yasa çıkarmış. Herkesin yiyeceği yumurtanın sivri ucunu kırması gerektiği belirtilmiş. Fakat ülkedekiler bu yasaya çok sinirlenmişler. Tarih kitaplarımızda bu yüzden altı ayaklanma olduğu, bir imparatorun hayatını bir diğerinin de tacını kaybettiği yazılıdır…Bu ayaklanmaları daima Blefescu imparatorları desteklemiştir. Ayaklanmalar bastırılınca da pekçok kişi ülkemizden kaçarak Blefescu’ya sığınmıştır. Yapılan hesaplara göre yumurtalarını yemek için sivri ucu kırmaya razı olmaktansa ölmeyi yeğ tutanların sayısı onbirbini buluyor… Bu anlaşmazlıkla ilgili yüzlerce cilt kitap yazılmıştır. Fakat Geniş Uçların kitapları çok uzun zamandan beri yasaklanmıştır. Ayrıca böyle yapanlar iş yasaları sayesinde zararsız hale getirilmiştir. Şimdi bu Geniş Uçcular, Blefescu sarayında taraftarları yüzünden bu savaş böyle sürüp gitmektedir. Tam otuzaltı aydan beri iki imparatorluk arasında kanlı bir savaş vardır…’

İşte, İmparator, Gulliver’den Blefescu donanmasına karşı üstünlük sağlamak için yardım isteyecek ve “dev” Gulliver de cüssesinin ve gücünün yardımıyla, denizden gizli bir saldırı düzenleyerek “düşman” donanmasının gemilerini iple birbirine bağladıktan sonra Lilliput’a sürükleyerek çekecektir!

Gulliver’e onur payesi verildikten sonra Lilliput’a gelen Blefescu elçileri barış isterler. Ayrıca Gulliver’e gizlice  kendilerinin dostu olduğunu fısıldarlar ve onu Blefescu’ya davet ederler. Gulliver daveti kabul eder.

Zaman geçecek, Gulliver, “üstün hizmetler sunduğu” Lilliput’ta “vatan hainliği” ile suçlanacaktır. Çünkü düşman donanmasına karşı Lilliput için elde ettiği büyük zafer, ülkenin Baş Amiralini Skyris Bongolam’ı kıskandırmıştır. Bongolam, Lilliput ülkesinin açıkgöz, hileci ve kıskanç hazine yöneticisi Flimnap ve Adalet Bakanı Balmuff, Gulliver aleyhine suç dosyaları oluşturduktan sonra onu bir kuşatmayla çıkarılacak yangında öldürmeyi planlarlar ancak Gulliver’in dostu Reldresal’in karşı çıkması yüzünden “en kötü şekilde cezalandırmaya” imparatorlarını ikna edemezler. İmparator, ancak “ameliyatla kör etme”ye ikna edilebilmiştir. Yani Lilliput imparatoru, en azından ani baskınla “hain” öldürtmeyecek, çekeceği cezayı, “tefhim” yoluyla “suçlu”ya bildirmek isteyecek ve suçluyu “sadece” kör etmek  için ameliyat masasına yatırmayı tercih edecek kadar da “insan haklarına saygılı” bir imparatordur.

Baskından haberdar olan Gulliver, daha önce donanmasını etkisiz hale getirdiği ancak şimdi kendisine kucak açan Blefescu’ya kaçar ve Blefescu’dan ayrılmasını sağlayacak bir tekne bulduktan sonra sağ salim vatanına döner.

Sorular, Sorunlar

Gulliver’in bu gezisinde bizi hem şaşırtan hem düşünceye sevkeden pek çok “gerçek” ve fikir var. Bunları sayalım:

  1. Son derece “küçük”-ölçekli insanlardan oluşan, son derece sınırlı Lilliput’un  “dünyanın merkezi” ve Lilliput imparatorunun, evrenin hakimi sayılması; dünyada, Lilliput ve düşmanı Blefescu’dan başka bir egemen devlet ya da halklar bulunmadığına inanılması
  2. Lilliput’luların “dev” yabancı Gulliver’den, düşmanlarını altetmek yoluyla yararlanabilecek kadar kurnaz olmaları
  3. Lilliput ile Blefescu arasındaki siyasal çatışmanın tarihsel kökeninin yumurtanın hangi tarafından kırılacağına ilişkin “absürd” bir tartışmaya dayanmasına karşın her iki devletin bu çatışmayı son derece ciddi bir ilke ve değerler sorunu olarak görmesi
  4. Lilliput’taki siyasal kamplaşmanın, minik topuk farkıyla birbirlerinden ayrılan iki grup arasında olması ve yönetici olmayan grubun “düşmanlarla işbirliği” yapmakla suçlanıyor olmaları
  5. Lilliput yöneticilerinin, Gulliver’den yararlandıktan sonra, Gulliver’i bir tehdit olarak görmeye başlaması; özellikle Gulliver’in gerçekleştirdiği üstün donanma saldırısından (artık kendi hizmetine gereksinim duyulmayacak olmasından korkan) Baş Amiral’in rahatsızlık duyması
  6. Lilliput imparatorunun herşeye karşın, “kendi çağının” gereklerine uygun bir “insan hakları” anlayışına sahip olması; örneğin haini baskınla öldürmekten ziyade, cezai durumunun kendisine bildirilmesinden sonra gözünün kör edilmesi taraftarı olması
  7. Lilliput adaletinin, cezalandırmaktan çok ödül vermeye meyletmesi
  8. Lilliput’ta yalanın hırsızlıktan daha ağır bir suç olması
  9. Lilliput’luların düşmanı Blefescu’luların, yumurtayı ortadan kırmalarına karşın, Gulliver’e karşı daha “anlayışlı” olmaları ve imparatorlarının, Lilliput’un kendi ülkesine gitmesine izin vermesi

Lilliput’un ölçü sistemleri, alışkanlık ve töreleri, ölü gömme biçimleri, Gulliver’in ülkesinden çok farklıdır. Buna karşın hırs ve menfaatleri, dost ve düşman anlayışları, çatışmacılıkları, entrikaları Gulliver’in ülkesinde olan bitenden daha fena olmasına rağmen biraz da benzemektedir onlara sanki. Ölçüler, biçimler ve usuller farklıdır ama derinlerde yatan “insani karmaşalar” “henüz” aynıdır. Çünkü ne kadar küçük boyutlu olurlarsa olsunlar, Lilliput’lular da “insan”dır. İnsan, birinci bölümde henüz, kendine özgü ve evrensel nitelikleriyle sorunsanlaştırılmamıştır. O sorunsallaştırma, bölümler boyunca yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlayacak ve dördüncü bölümde, insan zekasına sahip atlar ülkesi, Huınım ülkesine gelindiğinde zirveye ulaşacak ve insansı yaratıklar olan Yahoo’ları köleleştiren Huınam’ların saf akılcı, mantıklı, “at”sı uygarlık değerleriyle, insansı-“ilkellik” çatıştırılacaktır. O zamana kadar birinci seyahatimizin tadını çıkaralım ve giriş niteliğinde yazdığımız ilk bölümü böylece kapatalım.

-Devam Ediyor, İkinci Yazı İçin  Tıklayınız: [ Bağlantı ] -

/Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir : “Gulliver’in Gezileri’nde Ölçü, Değer, Töre, Yasa ve Yönetim Biçimleri, I: Lilliput’a Seyahat” başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Öykü Didem Aydın’a aittir ve makale, yazarı tarafından Edebiyat ve Hukuk Sitesi (http://www.edebiyatvehukuk.org) kütüphanesinde yayınlanmıştır/.

Yazar Hakkında

Öykü Didem Aydın Edebiyat ve Hukuk Sistemine, 106 yazı girmiş.

Öykü Didem Aydın, romancı (Eski Sinagog Meydanı, İletişim Yayınları, 2009) ve anayasa hukukçusudur.

Telif © 2017 Edebiyat ve Hukuk. Tüm Hakları Saklıdır SistemimizWordPress desteklidir