Hugo Frias Chávez Devrimci-Demokratik Anayasacılık ve Venezuela Anayasa Konvansiyonu

“BİZ, HALK: “EGEMENLİĞİN SAHİBİ”

Halkın-Kurucu-Meclisi (Anayasa Konvansiyonu) ve Anayasa Yapımı

ABD ve Latin Amerika’nın Genel Çizgilerinden Türkiye İçin Bir Modele Doğru

kitabımızdan alıntıdır (Yetkin Yayınları, 2009)

1. Giriş ve Siyasal Arka Plan

Birleşik Amerikan konvansiyonculuğu bir tarafa, çağcıl anlamıyla demokratik kurucu konvansiyon düşüncesinin yeniden ivme kazandığı ve somut uygulama alanı bulduğu bir ülke Venezuela’dır. Venezuela’da 1992 yılında başarısız bir hükümet darbesi girişiminde bulunan ve o girişim sonucunda cezalandırılan sosyalist Hugo Cháves’in 1998 yılında seçimlerle işbaşına gelmesi, bu ülkede kurucu konvansiyon döneminin başlamasını sağlamıştır.[1]

Chávez’in hapishanede bulunduğu dönemde, demokratik kurucu iktidar üzerine çok sayıda eser okuduğu, yeni bir devrimci temel bulmak için özellikle Antonio Negri’nin kurucu iktidar üzerindeki çalışmalarından etkilendiği, tarihsel deneyimleri gözden geçirdiği, o fikir ve deneyimlerle aydınlanmış bir şekilde hapishaneden çıktığında ise, halkın kurucu iktidarını demokratik konvansiyon yoluyla hayata geçirmeye başladığı belirtilmiştir.[2] 1998 yılında başkan adayı olarak siyasal sahnede yerini aldığında ise, seçim kampanyasının ana teması, bir konvansiyon yoluyla Venezuela için yepyeni bir demokratik anayasa yapımı konusu olmuştur. Chávez, bu planına “Beşinci Cumhuriyet” adı verirken ülkenin 1811 yılındaki kuruluşundan 1999’lara uzanan çizgide yeni bir köklü anayasal dönüşüme işaret etmiştir.

Venezuela, 1960’larda ve 1970’lerde dünyanın en istikrarlı demokrasilerinden biri sayılmakta idi. Ülkede 1958 yılında başlayan ve gerilla hareketlerini, terörizmi, birkaç askeri darbe girişimini atlatmış olan demokratik sistem içinde her beş yılda bir seçimler yapıyordu. Partiler arası sıkı bir rekabet ve seçim kampanyacılığı yerleşmişti. Yönetimde istikrar, iki büyük partinin avantajlı bir konumda bulunması ile açıklanıyordu. Bunlardan biri Sosyal Demokratik Aksiyon Partisi (Acción Democrática: AD) diğeri ise Hıristiyan Demokratik Sosyal Hıristiyan Partisi (Comité de Organización Política Electoral Independiente: COPEI) idi. Zaman içinde pek çok Venezuela’lı bu iki parti egemenliğini partidocracia, yani partiler idaresi olarak veyahut partiarşi olarak ifade etmeye başlamışlardır. Bu sistemin koruyucuları, önde gelen adecos’lar yani AD liderleri ile önde gelen copeyanos’lar, yani COPEI liderleri olarak gösteriliyordu. Söz konusu paktın adına da adecopeyan statüko adı verilmişti.[3]

Bu tip bir “partiarşi”, ülke idaresini kolaylaştırmıştır çünkü her iki parti de ülkenin geniş kesimlerini temsilî olarak kapsayabiliyordu; ittifakın büyük sayıda üyelik tabanı vardı; işçilerden, köylülerden ve diğer örgütlü kesimlerden gelen talepleri kanalize edebiliyor ve 1973’ten 1988’e kadar yasama organı seçimlerinde %80 oranında, başkanlık seçimlerinde ise % 90 oranında temsil marifetine ulaşabiliyorlardı. Ayrıca her iki parti de sıkı-disiplin esasına göre yönetiliyordu, her iki partide de bulunan ve cogollo adı verilen dar lider çevrelerinin kararlarına aykırı hareket eden üyeler partilerden ihraç ediliyorlardı. Yine bu partiler iktidarlarını, siyasallaştırmayı başardıkları partiler-dışı sivil toplum örgütleri üzerinde de genişletmişlerdi. Sendika liderleri kendi partileri iktidarda ise grev düzenlemekten kaçınıyor ve meslekî örgütlerin siyasallaşmış liderleri ve yöneticileri, öğrenci örgütleri, köylü fe­derasyonları ve kamu teşekkülleri, yetkilerini partilerin menfaatlerini geliştirmek için kullanıyorlardı. Böylece iki parti, mobilize olmuş iki bloğu temsil ediyordu. Öte yandan her iki parti, uzlaşma-arayışı olarak dilimize çevrilebilecek bir concertación siyaseti güdüyorlardı.

AD ve COPEI liderleri, ihtilâflı meselelerde, birbirlerine veya diğer partiler ve siyasal örgütlere danışmayı âdet haline getirmişlerdi. Özellikle savunma, dışişleri ve petrol endüstrisine ilişkin kararlar bu tür uzlaşmalardan çıkan neticelerle belirleniyordu. Uzlaşma mümkün olmasa bile, uzlaşma çabaları muhalif etkinlikleri yumuşatıyordu. Netice itibariyle, iki büyük parti, diğer stratejik aktörlerle, -özellikle ordu ve özel sektör ile- iyi ilişkiler geliştirmişlerdi. Bu çevrelerin siyasete karışmamaları şartıyla, AD ve COPEI bunlara hükümet bütçesinden destek ve menfaatler sağlıyordu. Bu menfaatler vergi afları, yardımlar, koruma ve benzeri tedbirlerle sağlanmaktaydı. Devletin idare edilebilirliği bu sayede, geniş, popüler, diğer örgütler üzerinde etkili ve sıkı-disiplinli partileri temsil eden Adecopeyan Statüko tarafından sağlanıyor ve bu statüko, siyaset-dışı tuttuğu ordu ve özel sektörlerle pazarlıkları idare ediyordu. Ülkenin petrolden kaynaklanan refahı da bu statükonun devamı açısından yardımcı bir etmendi.

1960’larda ve 1970’lerdeki hızlı ekonomik gelişme ve sosyal hareketlilik bu iki partinin meşruiyetini desteklemiştir. Petrol siyaseti özel sektör liderlerini kalkındırmaya, elitlerin korunmasını sağlamlaştırmaya ve kitleler için “klientelizm (seçmen-temsîlci ilişkisinde satıcı-müşteri ilişkisine benzer tavrı benimseme) uygulamalarına fırsat vermiştir. Fakat ekonomi, 1978’lerle başlayarak bir daralma trendine girdi. 1978’den 1989’a kadar gayri safi milli hasıla % 29 oranında düşerek 1953’teki rakamların bile altına geriledi. Venezuela’lılar bu kitle partilerine güveni hemen yitirmemişler, gelecek yıllarda kendilerine refahı geri getirecek değişimlerin umudu içinde olmuşlardır. Ancak gerçek düşüş, AD hükümeti esnasında başlamıştır. 1978 yılında COPEI’den Luis Herrera Campíns seçilmiş ve kısa süre için petrol fiyatlarında artış sağlayabilmiştir. Fakat o sırada Latin Amerika borç krizi başladı. 1983 yılında Venezuela’lılar AD’li Jaime Lusinchi’yi seçtiler ama o da ekonomide sadece mütevazı olarak nitelenebilecek bir canlanma sağlayabilmiş ve bunun bedeli yüksek enflasyon olmuştur.

1988 yılında Venezuela’lılar Carlos Andrés Pérez’e (AD) destek verdiler ve Pérez, 1970’lerin en büyük ekonomik canlanması esnasında başkanlık yaptı ama siyasetine -kısa bir süre için enflasyonu %80’lere ve ekonomide küçülmeyi 8.3’e götüren- radikal bir şok programla başlayarak, ülkeyi o zamana kadar gerçekleşmiş olan en kötü ekonomik performans düzeyine geriletti. Bu uygulamalar, Venezuela’lıları kitle partisi ittifakından ve diğer demokratik örgütlerden artan oranda uzaklaştırmıştır. 1989’da isyanlar ve üç gün süren bir ayaklanma ve yağmalamalar bu memnuniyetsizliğin göstergesi olmuştur. 1958’den beri AD ve COPEI’den başka bir partinin iktidara gelmediği Venezuela’da durum alt-üst olmaya başlamıştır. Aslen 1982’lerdeki borç krizinin nedeninin Amerikan faiz oranlarının artışı ve bölgeye yapılan yabancı yatırımlardaki geçici durgunluk olduğu kaydedilmiştir.[4]

1958 yılı ile 1998 arasında Venezuela petrolünün fiyatı ve petrol gelirleri çok ciddi düşüşler göstermiştir. Petrol kamu harcamalarının %70’ini karşılar iken artık %40’ını karşılama düzeyine gerilemişti. Bunların hiçbirinin doğrudan Venezuela’nın denetiminde olmadığı belirtilmiştir ama statükonun partilerinin de, durumu, olduğundan beter ettiği ve ek meseleler yarattıkları not düşülmelidir.

Bu partilerin bir nevi kendi yıkımlarının sorumlusu oldukları vurgulanmıştır.[5] Halk, ekonomik gerilemeden partileri sorumlu tutmuştur. Çünkü Venezuela’nın müreffeh bir ülke olduğu, petrol ihraç eden bir ülke olduğu ve refahı kitlelerle paylaşması gerektiği düşünülmüş ve halk, bu refahın paylaşılmadığını gördüğünde kendi payının nerede olduğunu merak etmeye başlamış ve o yeri de partilerin yolsuzluğu ve hırsızlığında görmüştür. Bu inançta haklılık payı olduğu ifade edilmiştir.[6] Çünkü 1970’ların ortasında ekonomik gerileme başladığında, Venezuela ardı ardına gelen iki petrol satış patlaması arasında bulunuyordu. Daha dikkatli bir idare ile bu petrolden son derece büyük bir refah yaratılabilirdi. Ama bunu yapmak yerine hem Pérez (1974-1979) hem de Herrera (1979-1984) ülkeyi, -kamu gelirlerinin o zamana kadar hiç olmadık şekilde artmasına rağmen- iyiden iyiye borç batağına saplamışlardı. Şüphesiz ortada inanılmaz surette büyük bir yolsuzluk, kaynak israfı ve rüşvet çarkı vardı. Venezuela’nın bu liderleri sorumlu tutmasında şaşılacak bir taraf yoktu, petrol ekonomilerinde gözlemlenen ve kaçınılamayacağı belirtilen[7] dönemsel aşırı-harcama temayülleri karşısında bile.

İsraf ve yolsuzluk artık tahammül edilemez hale gelerek 1980’lerden 1990’lara uzanmış ve partiarşi tarafından da körüklenmiştir. Artık başlangıçta demokratik idare edilebilirliği kolaylaştıran ittifak, demokrasinin altını oymaya başlamıştır. Yolsuzlukların devamı, partiarşi tarafından sağlanan ek dokunulmazlık ittifakları ile sağlanmıştır. Partiler çizgisi üzerinde siyasallaşmış bir bürokrasi, üniversiteler, tüm diğer kurum ve kuruluşlar gibi mahkemeler de bir türlü yolsuzluktan dolayı yapmaları gereken yargılamaları yapmıyorlar, yapsalar da mahkumiyetler için gereken delilleri bulamıyorlardı!

AD ve COPEI partileri arasında Punto Fijo denilen bir ittifakın olduğu da söylenmiştir.[8] Bu, her iki partinin anlaşarak –aralarında gizli bir pakt hükmü kabul ederek ya da öyle bir hüküm varmışçasına hareket ederek- bir­birlerinin yolsuzluk ve rüşvetten dolayı yargılanmasının önünü almaları demek oluyordu. Yani bir parti diğerinin yolsuzluğunu ortaya çıkarmıyordu. Concertación siyaseti, siyasal çekişmeyi ılımlılaştırmaya yönelik olarak uy­gulanmaya başlanmış olan bu uzlaşma siyaseti, aynı şekilde iktidarın adecopeyan statüko tarafından kötüye kullanılmasının gizlenmesi olanağı anlamına ermişti. Artık bir de ilke siyasetinden uzaklaşmış parti militanlarının artması ile, parti kurucularının ihtilâfların ılımlılaştırılmasına yönelik si­yaseti, sivil toplumdaki diğer aktörleri denetleme saplantısına dönüşmeye başlamıştı. Fakat partiler sistemi; yeni yeni çiçek açmaya başlayan sivil topluma cesaret vermekten, onu desteklemekten ve sistemi daha samimi bir sivil toplum katılımına açmaktansa bağımsız grupları, parti denetimine karşı bir tehdit olarak görmeye başlamışlardı. Venezuela demokrasisini daha da kökleştirme fırsatı böylece kaçırılmış oluyordu çünkü bağımsız örgütler artık amaçlarını anti-statükocu, anti-partizan bir gündeme yönlendirmişlerdi. Partiler kendi iç reformlarını yapma konusunda gösterdikleri isteksizlikle de bu süreci kolaylaştırmışlardı. Sisteme olan güvensizlik 1973’te 3.5 olan seçimlere katılmama oranının, 1978 yılında %12’ye ve 1988 yılında %18’e ve 1993 yılında %39.8’e çıkmasında da somutlaşmıştı.

AD ve COPEI, 1988 seçim yılındaki başkanlarının önderliğinde ilk defa 1989 yılında valilerin ve belediye başkanlarının doğrudan seçilmesine yönelik bir reform gerçekleştirmişlerdi. Bu durum Venezuela’daki partiarşiye öz­gü hiyerarşik parti disiplininden bir adım uzaklaşma anlamına gelebilirdi ama bilinmeyen bir gerçek, bu partilerden çıkan başkan adayları hariç pek az parti liderinin bu reformdan memnun olduğuydu. Bu liderler, reformun etkilerini yok etmek için, adayları belirleme yolunda daha da kuvvetli cogollo denetimleri ve baskıları yaratmaya başladılar. Yani belediye başkanı ve vali adaylarının belirlenmesinde tek söz sahibi olmaya çalıştılar. AD Partisi 1992’de taban hareketinden kaynaklanarak gündeme getirilebilmiş bir anayasa değişikliği projesini rafa kaldırmayı başarmıştı.[9] İki parti 1993’te beraber bir reform yapmak üzere işbirliğinde bulunmuşlar, başkanlık seçimlerinde aday olarak taban hareketlerinden de destek bulan ve daha çok açılım ve katılım ile ekonomik liberalizm yanlısı olan bir vali ile bir belediye başkanını aday göstermişlerdi. Fakat ilk defa ne AD’den ne de COPEI’den bir adayın seçildiği bu 1993 seçimlerinde her iki aday da kaybedince parti üyeleri bu adayları sistematik olarak kenara itme çabalarına girmiş ve onların destekçilerini de partideki yetkili pozisyonlardan almaya başlamışlardır. AD adayı Claudio Fermín, neticede partisinden bile ihraç edilmiş; Başkan Pérez’e ise 1993’te başkanlıktan düşmesine sebep olan bir dava açılmıştır, dava başlamadan da AD onu da partiden ihraç etmiştir.

Böylece 1998’e gelindiğinde COPEI’in de kendisine ait kuvvetli bir başkan adayı çıkaramadığı görülmüş; bu nedenle parti bir bağımsız adayı desteklemiştir. AD’nin en üst düzey lideri, Luis Alfaro Ucero, parti mekanizmalarını, kendisini aday göstermeye zorlamış ve 1998’de seçimlerden birkaç hafta önce partisi ona bu kez sırtını dönmüş olmasına rağmen yine de kaybedeceği bir başkanlık yarışına girmiştir. AD ve COPEI neticede her ikisinin de desteklediği bir aday olan Henrique Salas Römer ismi için, sırasıyla, geçerli oyların sadece % 9.05 ve % 2.15’ini elde edebilmiştir.

Hugo Chávez’i başkanlığa getiren 1998 seçimi işte on beş yıldan fazla bir süredir başlamış ve devam eden geleneksel partiler sisteminin çöküşü süreci ile bağlantılı olmuştur. Chávez’in eski partileri yok etmediği, tam aksine, onların açtığı bir boşluğu doldurduğu belirtilmiştir ve verdiği sözler, tümüyle bu boşluğu doldurmaya yönelik olmuştur.[10] Nihai hedefini, ülkede refahın yeniden tesisi, Venezuela’nın refah düzeyini yiyip bitiren yolsuzluk ve israf ekonomisinin durdurulması ve refahın yurttaşlar arasında adil olarak dağıtılması biçiminde ifade etmiştir. Ama bu hedefe ulaşırken kullanacağı araçlar tamamen geleneksel partileri hedef alacaktır. Çünkü onları bu kargaşayı yaratmakla ve zorunlu reformların önünü tıkamakla suçlamıştır:

Chávez, göreve başlarken yaptığı konuşmada “Venezuela’yı 40 yıl süren bu devasa ve kokuşmuş demagogluk ve yolsuzluk batağından çıkarmak için çağrıldık’’ demişti.

Fakat AD’nin halk desteği çok düşmüş ve COPEI de nerede ise yok oluşun eşiğine gelmiş olmasına karşın, üyeleri ve destekçileri hâlâ Kongre’de, mahkemelerde, bürokraside, seçim kurullarında, merkezî ve yerel hükümetlerde korunmuş olarak temsil gücüne sahiptiler. Chávez bu “yolsuz siyasetçileri” görevden uzaklaştıracağı ve onları “dürüst, çalışkan, yurtsever yurttaşlarla” değiştireceği vaadinde bulunmuştu. Şüphesiz bu kadar büyük çaplı bir “temizlik”, mevcut demokratik kurumlara taciz anlamına da alınabilecek geniş çaplı bir girişim olmadan gerçekleştirilemezdi. Ve Başkan Chávez’in bu siyasal devrimi yürütmek üzere önerdiği araç da bir “kurucu meclis” marifetiyle yapılması öngörülen yepyeni bir anayasa olmuştur.[11] Bu dönemde ülkede, olanın bitenin tüm “sorumlusu”nun 1961 Anayasası olduğu yolunda yaygın olan inanç daha da gelişmiştir. Bu inancın doğru olup olmadığı bir yana, kurucu meclis hareketinin, sisteme karşı güvensizliği kanalize edebilecek ve arzu edilen değişim ve dönüşümü gerçekleştirebilecek bir yapı olduğuna şüphe yoktur.

2. Başkan Chávez’in Kurucu Meclis Girişimi

Venezuela’nın kurulduğu 1811 yılından bu zamana kadar 26 değişik anayasası olduğu ve Chávez’in girişimleri ile toplanan kurucu meclisin yaptığı 1999 Anayasasından önceki anayasanın 1999’a kadar pek çok değişiklikle de olsa, yürürlükte kalan 1961 Anayasası olduğu belirtilmelidir.[12]

Chávez’in 1998 yılında başkan seçildikten sonraki ilk girişimlerinden biri, halka yeni bir anayasa yapmak üzere bir kurucu meclis seçilmesini arzu edip etmediklerini sormak olmuştur. 25 Nisan 1999 tarihinde yapılması öngörülen danışma referandumunda sorulması öngörülen bu sorunun, tam olarak şu biçimde ifade edilmesi öngörülmüştür:

“1.- Devleti dönüştürmek ve etkili bir sosyal ve katılımcı demokrasiye izin veren yeni bir hukuk düzeni yaratmak amacıyla bir kurucu meclis kurar mısınız? EVET veya HAYIR.

2.- Ulusal Yürütme Organının; Ulusal Seçim Konseyi tarafından 24 Mart 1999 tarihli toplantısında incelenen ve kısmen gözden geçirilip değiştirilen ve tamamı Venezuela Resmi Gazetesi’nin 25 Mart 1999 tarih ve 36,669 numaralı sayısında yayımlanmış olan bir kurucu meclis toplanması yolundaki tekliflerinin zemini ile hemfikir misiniz? EVET veya HAYIR.”

[1.- ¿Convoca usted una Asamblea Nacional Constituyente con el propósito de transformar el Estado y crear un Nuevo Ordenamiento Jurídico que permita el funcionamiento efectivo de una Democracia Social y Participativa? SI o NO.

2.- ¿Esta usted de acuerdo con las bases propuestas por el Ejecutivo Nacional para la convocatoria a la Asamblea Nacional Constituyente, examinadas y modificadas parcialmente por el Consejo Nacional Electoral en sesión de fecha Marzo 24, 1999, y publicadas en su texto integro, en la Gaceta Oficial de

Yazar Hakkında

Öykü Didem Aydın Edebiyat ve Hukuk Sistemine, 106 yazı girmiş.

Öykü Didem Aydın, romancı (Eski Sinagog Meydanı, İletişim Yayınları, 2009) ve anayasa hukukçusudur.

Telif © 2017 Edebiyat ve Hukuk. Tüm Hakları Saklıdır SistemimizWordPress desteklidir