”Kopuş Savunması” ile Jacques Verges Dosyası İdeal Hukuk Dergisi’nde

idealhukuk-kapak1Hukuk dünyası yepyeni ve dopdolu bir yeni süreli yayınla tanıştı: İdeal Hukuk. Bir sivil toplum örgütü olarak köklü bir geçmişi olan; demokrasi ve insan hakları alanlarında da yetkin çalışma ve girişimleriyle tanınan Hukukçular Derneği’nin (bağlantı) çıkardığı son derece yenilikçi ve özgün bir dergi bu.

İdeal Hukuk’un İlk Sayısı

Derginin ilk sayısını geçen Pazar günü derginin sahibi ve Hukukçular Derneği Başkanı değerli meslektaşım Avukat Kamil Uğur Yaralı’nın elinden aldım ve içindeki makaleleri hemen heyecanla okuyup bitirdim. Derginin Genel Yayın Yönetmeni,  Avukat Ahmet Akcan.

İdeal hukukun içinde çok şey var! En başta Jacques Verges. Ona ayrıca değineceğim ama önce her biri salt hukukçuları değil tüm toplumu çok ilgilendiren diğer konu başlıklarını vurgulayayım:

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin tanıtımı, fakültenin profesörlerinden Adem Sözüer Hoca ile bir söyleşi, Avukat İsmail Say’ın köy boşaltmaları ve “Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki 5233 Sayılı Kanun” kapsamında bulunan sorunlar ve çözüm yolları ile ilgili bir makalesi; Uluslararası Hukukçular Birliği etkinlikleri haberleri; demokratik açılım konusunda Avukat Hasip Kaplan ve öğretim üyesi Vahap Coşkun’un yazıları; Jean Monnet Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin tanıtımı; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye Dosyası; Renkli Simalar başlığı altında Avukat ve Ebru Sanatçısı Eda Ronabar ile bir söyleşi; Büyük Hukukçular başlığı altında bilge hukukçu, ordinaryus profesör Ali Fuat Başgil’in hayatı ve çalışmaları; kitap tanıtımları, Avukat Yasin Şamlı’nın “Yeni Anayasa Türkiye İçin Ne Anlam İfade Ediyor?” ve Avukat Reşat Petek’in “Çözümün Adresi Demokratik Anayasa” başlıklı makaleleri; Mustafa Armağan’ın “Topkapı’da Osmanlı’nın Adalet Heykeli” başlıklı yazısı, Avukat Mustafa Tırtır’ın “Cumhurbaşkanı’nın Bireysel Sınırlı Özel Af Yetkisi” konusundaki makalesi,   profesör Vecdi Aral’ın “Kesin İnançlılar” başlıklı yazısı, Doçent Murat Yanık’ın “Yüksek Hakim ve Savcıların Görev Suçları Nedeniyle Yargılanması” konusundaki yazısı, Hukukçular Derneği’nin Kırım seyahati notlarını anlatan “Kırım ve Gözyaşı Çeşmesi” başlıklı yazı ile Endülüs seyahati notlarını anlatan “Endülüs’te Raks” başlıklı yazı; kitap ve fotoğraf sanatçısı Kamil Ercüment Atak’ın “Karşı Kıyıda Bizden Kalanlar” adlı fotoğraf sergisi tanıtımlarıyla salt içeriğiyle değil görsel malzemeleri, sayfa mizanpajıyla da ilgi çekici bir dergi. Siyasette hukuku, sanat ile hukuku yan yana ele alırken popülerlik ile derinlikli inceleme arasında altın ortayı bulmuş.

Jacques Verges Ziyareti

Ama derginin ilk sayısının kapağı ve ana konusu bir başka türlü parlıyor: İlk sayının kapağı dünyanın en tartışmalı ama bir o kadar da yetkin savunma avukatlarından Fransız Jacques Verges’e ayrılmış.  Hukukçular Derneği, Jacques Verges’i İstanbul’da konuk etmişti. İşte bu ilk sayıda Verges’in İstanbul seyahati ile ilgili tüm ayrıntılar ve Verges’in savunma felsefesi konusunda, üstad, Avukat Muhammet Emin Özkan’ın bir makalesi bulunuyor.

Jacques Verges’i Çakal Carlos, Saddam Hüseyin, Klaus Barbie,  Slobodan Miloseviç gibi adların avukatı olarak tanıyoruz. 1925’de Tayland’lı bir baba ile Fransız bir annenin oğlu olarak dünyaya gelen Verges, genç yaşında bir komunist ve nazi karşıtı bir direnişçi, mesleki yetişkin çağında ise terörist savaş suçlusu ve militan olarak yargılananları savunan bir liberteryen. Verges’in hayatı 2007’de Fransız yönetmen Barber Schroeder tarafından ”Terörün Avukatı” adıyla filmleştirilmiş ve çok ünlü, bir o kadar da meydan okuyucu ve çarpıcı ”Savunma Saldırıyor” adlı kitabı Vivet Kanetti tarafından Türkçeye çevrilmişti. Derginin bu ilk sayısında Jacques Verges’in 28 Mayıs 2009 tarihindeki İstanbul ziyareti vesilesiyle Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda Hukukçular Derneği tarafından düzenlenen konferansın notları ve Jacques Verges ve Savunma Sanatı başlığı altında Avukat Muhammet Emin Özkan’ın da çarpıcı bir yazısı bulunuyor.

Ürettiği yeni kavram ve uygulamalarıyla savunma avukatlığının çehresini değiştiren bir isim Jacques Verges. Kopuş ve uyum savunmaları adı verdiği farklı savunma yaklaşımlarını ortaya koyarken, her suçun topluma sorulmuş bir soru olduğunu ve bir hukuk sisteminde yargılanan sanıkların da sistemi, sistemin dışından ya da ötesinden sorguladığını anlatmıştır. Özellikle ‘kopuş savunması’, Türkiye’nin de yakın geçmişine damgasını vuran pek çok siyasal davasında tanık olduğumuz biçimde, yargılayanları yargılayan bir savunma anlayışı, ‘siz ve sözde adaletiniz’ diye söze giren bir ‘plaidoyer’ ve hukuk ile siyaseti birbiriyle buluşturan netameli bir çizgi olarak pek çok açıdan tahlil gerektiren bir olgu.

Avukat Kamil Uğur Yaralı ile Edebiyat ve Hukuk açısından da yararlı olabilecek yepyeni projelerden, işbirliği olanaklarından konuştuğumuz Pazar kahvaltımız çok verimli geçti. Hareketli bir avukat, entelektüel bir sivil toplumcu  ve genç demokrat meslektaşımızla bir araya gelmek bizi çok memnun etti.

”Savunma Saldırıyor” Kitabı

Bu vesileyle Jacques Verges’in Metis Yayınları’ndan çıkan “Savunma Saldırıyor” adlı kitabınin yayınevi tanıtımını da aktaralım:

Özgün adı: De La Stratégie Judiciaire

Çeviren: Vivet Kanetti

Kapak Tasarımı: Semih Sökmen

Kitabın Baskıları:

İlk Basım: Nisan 1988

2. Basım: Mayıs 2009

…Kimsiniz? Neyi temsil ediyorsunuz? Nedir tarihsel olarak varlık nedeniniz? Bunlar yargıçların, savcıların ve sanıkların her davanın eşiğinde kendi kendilerine sormaları gereken sorular.

Savunma politikasında her zaman iki yöntem olmuştur: Varolan adalet mekanizmasını kabul eden uyum savunmaları (Dreyfus, Challe) ve yeni bir gerçekliği gözler önüne sermeyi hedefleyen kopuş savunmaları (Sokrates, Dimitrov). Birinciler kafalarını kurtarırken, ikinciler davalarını kazanmışlardır.

Davaların, mahkeme salonunun dört duvarı arasında kalmadığı, dünyanın gözleri ve kulakları önünde yer aldığı günümüzde, hem davasını kazanıp hem de kafasını kurtaranların sayısı artmaktadır. “Uygarlık”larının ve ellerinde tuttukları öldürme gücünün verdiği güvenle davranan tuzukurular, “adaletlerinin” geçerliğinin kalmadığını, tek söz söyleme hakkının kendilerinde olmadığını anlamalıdırlar artık.”


Yazar Hakkında

Öykü Didem Aydın Edebiyat ve Hukuk Sistemine, 57 yazı girmiş.

“Eski Sinagog Meydanı” adlı romanı 2009 Şubat'ında İletişim Yayınları tarafından yayınlanmış olan Öykü Didem Aydın, şu sıralar, yeni romanlarını yayına hazırlamaya çalışıyor.

“”Kopuş Savunması” ile Jacques Verges Dosyası İdeal Hukuk Dergisi’nde” İçin 4 Yorum

  • Murat Aygen 1 February, 2010, 21:49 tarihinde dediki...

    Kopmak bu kadar mı zor? Tanzimat hukuk-transplantasyonları ve Düyunu Umumi tahsildar ve haciz memurlarına karşı Düzce, Hendek, Adapazarı, Dersim, Şeyh Said, 6-7 Eylül, hatta 15-16 Haziran ile kıyaslanabilecek bir kitlesel-kalkışmanın olmadığını itiraf et, yeter de artar bile.. Doğru tarafta yer almak bu kadar kolaydır işte! Akıntıya kürek çekenlere “Kemalist” denir mi bilmem ama “Marksist-Leninist-hatta-Maoist” denmeyeceği kesindir. Mübarek gazetem Cumhuriyet’in dünkü Pazar ekinin birinci sayfasında Nilüfer “Üzerimde onyılların yorgunluğu YOK” demiş. Anlayana..

  • Öykü Didem Aydın 6 February, 2010, 4:52 tarihinde dediki...

    Kimin haklı veya haksız kitlesel-kalkışacağına karar vermek ‘Kim’ adlı kişiye düşmez. Kimseye de. Kim, haklı veya haksız, şu veya bu sebeple kalkışanları bilir. Kalkışmayanların vebali kendi boyunlarına saygıdeğer Murat Aygen. Değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Zaten kalkışmamaların ceremesi de her kime. Akıntıya karşı kürek çekene ne denir bilmez Kim ama bu iyi bir şeymiş gibi gelmektedir Kim’e. Nilüfer’deki enerjiye toptan aşağı şaşar Kim doğrusu. Biyonik mi bilmez Kim. Kim, yüz yaşında gibi hissediyor nedense:)) İcra’cı ve hacizci olmadığı için herhalde. Mübarek gazetenin toynağını öpelim mi? (P.S. bugün son eklenen Gulliver Yazısı’ndan hareketle)…Ve bitabii Sevgi ve saygılarımla…

  • Murat Aygen 7 March, 2010, 23:18 tarihinde dediki...

    KOPUŞ SAVUNMASININ AHA EN GÜZELi: “Like a drum my heart was beating; and your kiss was sweet as wine; but the joys of love are fleeting; for Pierrot and Columbine; now the harbour light is calling; this will be our last goodbye; though the carnival is over; I will love you till I die; though the carnival is over; I will love you till I die”. The Seekers grubu, 1968 yılında söylediydi, mutlaka dinleyin, bir başyapıttır.

  • Öykü Didem Aydın 18 March, 2010, 3:11 tarihinde dediki...

    :) ) Sevgili Murat Aygen dinlemediğimi de nereden çıkardınız parçayı şimdiye kadar, biliyorsunuz kitabi bir büyümüş de küçülmüşüm:)) Şaka şaka. Henüz dinlemedim. En kısa zamanda edinip dinleyeceğim…Liman ışıkları kendine çeker yolcuyu tekrar denize dönene kadar kaderleri demir alır uzak ah çok uzak hep o aynı rüya yakın ve şuracıkta ölüm öncesi ferah bersam karlar altında burası Fırat karşısı Fırat..

Yorumunuzu Bırakın

Eğer profil resminizin görünmesini istiyorsanız gravatar'a ücretsiz kaydolabilirsiniz.

Telif © 2010 Edebiyat ve Hukuk. Tüm Hakları Saklıdır SistemimizWordPress desteklidir