YAKIN GEÇMİŞTE YAŞANAN ÖNEMLİ BİR ÇEVRE SORUNU: Körfez Savaşı ve Çevresel Etkileri

KarabatakGiriş

Savaş, insanların yanında, diğer tüm canlıların yaşam alanı olan dünyanın ve dünyanın ekolojik düzeninin de canını çıkaran bir olgu. Savaş ekonomisinde yeni atılım ve gelişim fırsatı bulacağına, “bir koyup üç alacağına” inanan düşünce ve eylem tarzı, kendini veya kendisi gibi düşünenleri kandırabilir de doğayı kandırabilir mi? Bilinen bir gerçek var: Dolandırılanların, çoğunluğu olmasa da, büyük bir kısmı, başkasını dolandırmaya çalışanlardan ya da en azından pek çabasız ve haksız kazanç elde etmeye çalışırken başına iş açılanlardan oluşur. Egemenler, savaş ekonomisinden medet umarken koydukları şu ‘bir’in onbinlerce genç askerin canı ya  da yüzbinlerce masum insanın hayatı, hatta güzel ve cömert doğanın yeraltı suları, nehirleri, denizleri, gökyüzü ve yeryüzü olduğunu unutturmaya çalıştıkları gibi, aldıkları ‘üç’ün kendilerinden başkasının banka hesabına aktif olarak geçmeyeceğini, hele hele yoksulların yaşam koşullarında en küçük bir iyileştirme gerçekleştirmeyeceğini de unutturmaya çalışırlar. Savaş, gerçeği gizleme veya unutturma sanatıdır.

Neredeyse yirmi yıl önce, “minik” :) ) bir üniversiteli iken “Birinci Körfez Savaşı” başladıktan sonra Mühendis ve Makina Dergisi’ne bir yazı yazmışım. Eski yazılarımı ve notlarımı toparladığım şu günlerde yeniden rastladığım bu yazı bana sadece “küçüklük” yıllarımın baş döndürücü bir hızda ilerlediğini değil aynı zamanda insanlığın hep aynı sorunlarla boğuşmayı sürdürdüğünü, hep aynı kuşun aynı kurda yem olduğunu; aynı ceylanın aynı dağlarda, aynı avcı kurşunuyla vurulduğunu da hatırlattı. “İnsanın Altın Çağları”, “Kendini Yaratan İnsan”, “insan”, “insan” ve “insan” konulu ne çok methiye diziyoruz kendimize. Ne çok böbürleniyoruz insan olduğumuz için. Biz “dil” konuşuruz, “biz” üretiriz, “biz” doğayı değiştiririz, “biz”, doğayı değiştirmekle kalmaz, onu boyunduruğumuz altına alırız, “biz” biliriz çünkü “bizim” tarih bilincimiz vardır. “Biz” olmasak… Ah şu “biz” olmasak… Biz olmasak çok da önemli bir değişiklik olmaz belki de aslında yerkürede, farkında mıyız? Bugünden yarına yeryüzeyinde tek bir insan kalmasa bile doğa eski döngüsünü sürdürecektir. Yokolan insanlığa anıt  dikmek gelmeyecektir doğanın aklına. Doğanın, aklımızın alamadığı bir “adalet anlayışı” vardır. Buna adalet de denemez aslında. Çünkü doğa, içi boş kavramlar yaratıp, onlarla bin yıllarca oyalanmayı, kendini kandırmayı sevmez. Bir kedinin kendini dünyaya katışındaki bilgeliğin yarısı işimize çok yarardı ama biliyorsunuz, biz gerçekten işe yarar şeylerden pek hoşlanmayız. Hayır. Sık hoşlanmayız diyelim!

Peki, şu “önemli” “biz”in yaşamının ana kaynağı olan su, toprak, hava, ateş; doğal kaynaklar, hayvanlar, bitkiler ve sair tüm çevre olmasa  “bizim” halimiz ne olur? Yokolmaya mahkûm acınasılara mı dönüşürüz? Öyle acınası bir hale düşeriz ki içimizden bir tekimiz kalana kadar birbirimizi “canlı canlı” yeriz. Azıcık vicdanı olanlarımız intihar etmeyi de seçebilir. Apokaliptik senaryolar çok çeşitlidir ama hiçbiri sandığımız kadar uzak değil belki de şu doğanın yırtıcıları arasında en “şık” ve “ dolu dolu “ CV’li olan ‘biz’e.

Gelin, bizi böbülendireduran Curriculum Vitae’miz içinde  bir duraktan bahsedelim ve “ha tır la ya lım”: Birinci Körfez Savaşı ve Çevresel Etkileri. Yer: Mühendis ve Makina Cilt: 32 Sayı • 377; Tarih:  Haziran 1991; İsim: “YAKIN GEÇMİŞTE YAŞANAN ÖNEMLİ BİR ÇEVRE SORUNU: Körfez Savaşı ve çevresel etkileri”:

Ağustos 1990 günü sabaha karşı Irak komşusu Kuveyt’i ani bir saldırıyla işgal etti. Tepkilere karşın Kuveyt’i ilhak ettiğini ve Basra Vilayeti’ne kattığını bildirdi. Batılı ülkeler ve yandaşları bu işgali şiddetle kınadılar ve işgalin hukuk dışılığını belirten kararlan Birleşmiş Millet.cr den çıkardılar. Irak’a ambargo kondu ve ambargonun etkileri beklendi. Irak’ın direnmesi nedeniyle istenen sonuç alınamayınca başını Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa’nın çektiği “İttifak”, Irak’a karşı Kuveyt’in savunmasını üstlendi ve 15 Ocak 1991′de gece yarısını birkaç saat geçe Körfez Savaşı başladı. Yaklaşık elli gün süren savaş hava ve kara harekatı safhalarından oluştu. Sonuç Irak’ın yenilgisi, Kuveyt’in bağımsızlığının (!) iadesiydi. Körfez’de Savaş’ın askeri, politik, hukuki, teknolojik, ekolojik bir çok yönü ve getirdiği yenilikler var. Herşeyden önce savaş, dünyada blokların birbirlerine yakınlaştığı, barış rüzgarlarının estiği ve “yeni uluslararası düzen” düşüncesinin yeniden altının çizildiği bir dönemde aniden patlak verdi ve Irak esen barış rüzgarlarının tersine kürek çeken bir ülke olarak lanetlendi. Böylece dünyanın tek sorununun bloklar çatışması olmadığı ve kurulması istenen yeni dengenin başka boyutlarda sorun yarattığı anlaşıldı. Öyle ki dünya artık savaşların gerçek nedeninin bu derece gözler önüne serilişine tanık oluyordu. Eskiden kutsal bir yanı da olan savaşların, göstermelik bile olsa, artık kutsal yanı da kalmıyordu. Neden, petroldü. Petrol kovboy ekonomisi değirmeninin suyuydu. Kendi kolay ulaşılabilir kaynaklarını tüketen batılı ülkelerin değirmeninin Ortadoğu’dan taşınan suyla dönmesi gerçekten zordu ve bu kronik bir sorun getirmişti dünyaya: Ortadoğu Sorunu.

Askeri açıdan, yeni gelişmelerin denenmesine fırsat veren bir savaş oldu. En son teknolojik gelişmeler gözler önüne serildi. Savaşı film gibi izlemek, savaşı savaş sonrası filmlerinden izlemekten çok faklı bir psikoloji yarattı. İnsana, sanki insanın bu savaşta hiç rolü yokmuş izlenimi veren bu yönüyle de dünyada ilkti. Güç savaşımını televizyonlarından izleyen insanlık ister istemez savaşın içine çekildi ve yan tutmaya zorlandı. Oysa acaba tutulacak bir yan var mıydı?

Körfezde yaşamını sürdüren karabatağın kara yazgısı bir başka “ilk”i akla getiriyordu: İlk kez doğal bir kaynak olan petrol, ham petrol bilinçli olarak savaş aracı yapılıyordu. Irak petrolü Körfeze akıtıyordu. Savaş henüz çıkmadan önce, olası bir savaşın yaratacağı ekolojik tehlikeler işaret edilmişti. Birçok uzman bilim adamı böyle gelişmiş bir teknolojinin savaş amacıyla yoğun olarak kullanılmasının ekolojik felaketle sonuçlanacağını duyurmuşlardı. Çevreci gruplar yüzlerce bildiri yayınladılar, savaşa hayır kampanyaları yürüttüler. Sorulan soru şuydu: “Doğa, böylesi bir yükü kaldırabilir miydi?” Yanıtı ise kesin olarak hayırdı.

Savaşın ekolojiye etkileri geçmiş savaşlardan biliniyordu. Ancak böyle bir savaşın etkilerinin dünyada ilk olacağı da söyleniyordu. Özellikle, yoğun hava saldırıları ve bölgenin coğrafi, ekolojik özellikleri olumsuz etkileri daha da artıracaktı. Savaşın dünya petrol rezervlerinin önemli bir kısmı için yapıldığı gerçeği bilimadamlarını daha da endişelendiriyordu.

Yanan Petrol

Petrol yangını ve petrol kirlenmesinin Körfez Savaşının en ciddi çevresel tehlikesi olabilecği dünyada önde gelen birçok bilimadamı tarafından bildirilmişti (1). Yanan petrol kuyuları ve tesislerinden çıkan duman, kurum ve kimyasal maddelerin geçici genel ya da bölgesel hava soğumasına neden olabilecekleri, gerçekte kısa bir “nükleer kış”ın meydana geleceği belirtilmekteydi. Bir atmosfer uzmanı yüz günlük bir yanmanın kuzey yarım kürenin yarısını yıllarca olmasa bile aylarca kaplayan duman bulutu oluşturabileceğini tahmin etmişti. (Körfez savaşının etkileri hala sürmekte olduğundan bu tahminler şüphesiz bugün için de geçerlidir.) (2)

Yine bu duman bulutunun tarımsal üretimi olumsuz yönde etkileyeceği ve Hindistan’a kadar tarım üretiminin havanın soğuması ve özellikle musonların etkilenmesi nedeniyle zarar göreceği kabul ediliyor, sonuç kitlesel açlık olabilir, deniyordu (3).

Sülfürün ve azot oksidin yoğun bir asit yağmuru biçiminde yeryüzüne dönebileceği ve yanmalardan çıkan karbondioksitin önemli miktarlarda havaya katılacağı da söylenmekteydi. Yanan plastiklerden ve petrolden protoksinler ve zehirlerin çıktığı da gözlemlenmekte ve bunların etkileri de önümüzdeki günlerde beklenmektedir. En kötü senaryoya göre kurum ve azotoksit yeterince yükselirse ozonu da mahvedecektir. Oluşacak ekvatoral ozon deliğinin Antartika’dakinden çok daha tehlikeli olacağı söyleniyor. Ozon incelmesi, şüphesiz ultraviole ışınlarının kolayca ve fazla miktarda süzülmeleri nedeniyle kanser ve katarakt  vakalarını arttıracaktır. Petrol alanlarının sıcak savaş alanı olmalarının yaratacağı tehlikeye de işaret edilmişti. (Irak Kuveyt’in kuyularını gömdüğünü belirtiyor, ABD’de Irak’ın ekonomik alt yapısını yoketmeyi amaçlıyordu) Dünyada yanan petrolü söndürmede uzman çok az sayıda ekibin olduğu biliniyor. İdeal koşullarda bir kuyu yangınını söndürmek haftalar alabilir, deniyordu. (Bu zorluk savaş sonrası şu günlerde yaşanmaktadır).

Uzmanlar yüzlerce kuyunun yangınının söndürülmesinin en az bir yıl alacağını belirtiyorlar (4). Şu anda ise bölgede yanmakta olan beşyüzden fazla kuyu var. Günde iki milyon varilden dokuz milyona da petrolün yanacağı da savaş öncesi tahmin edilmişti.

Akan Petrol

“Petrol, rafinerilere, petrol terminallerine, depolama tanklarına, petrol borularına, kıyıdaki kuyulara ve tankerlere yapılacak askeri saldırılar nedeniyle Körfeze akabilir.” Bu tahmin de savaşta petrolün doğrudan savaş aracı olması nedeniyle gerçekleşti. Bilimadamları tek bir depolama tankının ABD’nin en kötü deniz kazası olan Exxon Vandez’den daha fazla petrol alabileceğini ve bu miktarda petrolün körfeze dökülmesinin bir felaket olacağını bildirmişlerdi. Körfezin sığ ve görece kapalı yapısının petrol sızıntısını daha da kötüleştireceği ve oluşan akıntının her petrol birikintisini Suudi Arabistan’a ve komşu ülkelere taşıyacağı da savaş sırasında söylenmekteydi. Bu tehlike gerçekleşmiş ve özellikle tarım ve içmede kullanılan su arıtımında yararlanılan arıtma tesisleri tehdit edilmiştir. Basra Körfezinde henüz insanlığın ulaşıp yararlanamadığı mercan kolonilerinin öldüğü ve deniz üretiminin tehdit edildiği belirtilmekte (5)

Dökülen petrol geniş bir çamur bölgesi oluşturdu ve kıyıdan bir mil uzaklığa dek kalınlıkta, yüzey ve kıyı organizmalarının yaşamlarını tehlikeye düşürerek bir çamur gölü halinde körfezde yüzmekte. Iran-lrak savaşında Nevruz bölgesindeki birkaç petrol kuyusunun zarar görmesi nedeniyle Exxon Valdez’den üç kat daha fazla bir miktar olan yarım milyon varil petrolün (ham petrolün) aktığı biliniyor. Bu savaş sırasında dökülen petrol, oldukça fazla sayıda kuşu, balığı, su kaplumbağasını, yunusu, dugonu (Kızıldeniz ve Hint Okyanusunda çokça bulunan ve bitkiyle beslenen deniz ayısı benzeri bir memeli) öldürmüştü. Savaşta ticari balıkçılık ve karides avcılığı ve endüstrisi çok önemli şekilde etkilenmişti. Aynı şeyler kat kat fazlasıyla körfez savaşının sonucu olarak ortaya çımıştır. Körfeze çok daha fazla miktarda petrol akmıştır. Ironik olarak, Irak’ın Kuveyt’i işgalinin ve çıkarılan Körfez Savaşının Iran-lrak’ın “tanker savaşfndan arka kalanları da bitirmeye yol açan, bunu kolaylaştıran bir hareket olarak görülmesi gerektiğini belirtmek istiyorum.

Çölleri Yoketmek

Bir milyondan fazla askerin Körfez çöllerine yayılarak yerleşmesi çöllerin zengin ve nazik ekosistemlerini zaten önemli ölçüde tahrip etmiştir. Ordular oldukça fazla miktarda çöp, süprüntü, lağım ürettiler. (Amerikan ordusunun körfezde tahmini olarak on-oniki milyon galon pis su üreterek dünyanın en kötü kirleticileri ve zararlı çöp üreticileri olduğu belirtiliyor) Çöle stratejik olarak yayılma telaşı içinde hiçbir birliğin artıklarını tam anlamıyla kontrol altına almadığı da görülmüştür. Sıcak savaşta çevresel bilincin sıfırdan öte bir anlam taşımadığına hepimiz tanık olduk. Çöle yerleşme ve çöldeki hareketliliğin çöldeki bitkileri ve doğal yaşamı mahvedeceği de savaş sırasında söylenenler arasındaydı(6). Bu gibi etkinliklerin kum ve toz fırtınası yaratacağı bildirilmişti. Gerçekten çöller son derece nazik çevrelerdir ve onların üzerinde herhangi bir araç hareketinin yüzeyi erozyona yolaçacak derecede keseceği de belirtilmişti. Biraz su ile bile çölleri tekrar oluşmaları yıllar alabilecek biçimde yoketmek mümkün olmuştur. Bunun etkisi de çöl çevresinde yüz yıllarca sürecektir. Kuzey Afrika çölleri bile II. Dünya Savaşının tank zararını telafi edememişlerdir, kendilerini onaramamışlardır (7).

Patlayabilir Parçalar

Hemen hemen tüm modern savaşlarda savaş alanlarında patlamamış bombalar ve mayınlar kalmıştır. Tüm bombalar ve roketler planlandıkları gibi patlamazlar ve gömülü patlayıcılar savaş bittikten çok uzun süre sonra da kazalara neden olabilirler. Basra Körfezindeki mayın tarama ve yoketme çalışmaları anımsanırsa bunların hemen hepsinin temizlenebilmiş olduğunu ummak fazla iyimserlik olur. Demek ki Körfezde savaş bittikten sonra seyreden gemiler için tehlike hala var demektir. Modern füzeleme ve güdüm mekanizmaları çok karmaşıktır ve hatalar olabilir, savaş sırasında bu hataları fazlasıyla gördük. Metale yada ısıya duyarlı füzeler saban ya da traktörle temas ettiklerinde ateşlenebilirler. Belçika ve Fransa’da bugün bile Dünya Savaşlarından kalma hardal gazı füze başlıkları yangınlara neden olabilmektedirler. Vietnam’da birçok çiftçi ve çocuk patlamamış bombalar, mayınlar v.s. ile temas etmeleri yüzünden yaralanmış,  ölmüşlerdir.

Kimyasal Kirlenme

Hernekadar Körfez Savaşında kimyasal silah kullanılmadıysa da Irak’ın çok sayıda kimyasal silah ya da kimyasal silah yapımında kullanılan madde fabrikası olduğu biliniyor. Bunlara yapılan askeri saldırılar, henüz ne gibi etkinin yaratıldığı tam olarak bilinmemekle birlikte, bu maddelerin açığa çıkmasına neden olmuş olabilirler. Sinir gazlarının günlerce dayanıklı olduğu ve açığa çıkmalarının maskesiz her türlü organizmayı anında öldüreceği söyleniyor. Hardal gazının ise çok daha dayanıklı olduğu, etkisini çabuk yitirmeyeceği belirtiliyor. Kimyasal silahların üretim ya da depolama tesislerinin bombalanmış olması kimyasal madde konteynerlerinin ya da bombaların parçalanması demektir, hava koşullarına göre bu tesislerin yakınında otu- ranlar heran felaketle karşı karşıya gelebilirler. Sinir ajanları, hardal gazı gibi maddelerin yanmasının toksik yan ürünler çıkaracağı da ifade ediliyor. Bu gibi maddelerin çevresel toksikolojisi hakkında çok az şey biliniyor.

Nükleer Kalıt

Nükleer silahların, nükleer tesislerin yokedilmiş olması bunlar patlamasalar bile bir dizi radyoaktif maddenin’açığa çıkmasına neden olacaktır. Bir nükleer patlama biyolojik birikime konu olan bir çok radyoaktif maddeyi geniş bir alana yayacaktır. İsrail’in Dimona’daki nükleer silah kompleksi, Irak’ın daha küçük araştırma reaktörleri ya da ABD’nin nükleer güçlü savaş gemileri savaş sırasında en korkutucu güçlerdendi. Bölgedeki nükleer tesislerin ne kadar çalıştığına, ne kadardır çalıştığına, hangi artığın depolandığına göre değişir tehlikelilikleri söz konusudur. Amerikan, İngiliz, Fransız ve İsrail nükleer silahlarının bölgede uzun süre kalmasından ve plotoniumun açığa çıkmasından endişe edilmekteydi. Nükleer tesislere yapılmış konvansiyonel bir saldırıdan yoğun biçimde ortaya çıkmış radyoaktivite geniş alana yayılabilecektir. Ne yazık ki savaş sonunda karabatakların yazgısı kadar insanların yazgısını medya aracılığı ile öğrenemiyoruz. Felaket bölgesinden uzun vadede çok sayıda olumsuz sonuçlar çıkacak, belki de bu sonuçlarla yüzyüze geldiğimizde savaş tarih olmuş olacak.

Su Savaşı

Irak’ın su kanalları, boruları vb. tesisatının tahribi verimli bir vadi olan Dicle ve Fırat Irmakları bölgesi tarım üretimini olumsuz yönde etkileyecektir. Bu ırmakların yüzyıllardır Irak topraklarında ekimi kolaylaştırdıkları ve Irak’ı körfezin tahıl ambarı yaptıkları biliniyor. Yine Irak topraklarındaki arkeolojik hazineler savaş alanının ortasındaydı ve belki de bunlar sonsuza dek kaybolmuşlardır. Kaybolmasalar bile Irak’a yıllarca bir arkeoloji heyetinin gelip “patlamamış bombalardan korkmadan araştırma yapmasını beklemek hayaldir. İki ırmağın ağzındaki zengin bataklık ve lagünler de tehlikededir. Bunlar türlü su kuşlarının ortamları idi. Ancak görünen odur ki artık körfezde petrol kirlenmesi yüzünden bu türler yokolmak tehlikesiyle karşı karşıyadır. Otlak alanları da yokolmak üzeredir. Oldukça yoğun mülteci akınları, savaş alanlarından kaçan bu insanların yaratacağı sorunlar da çevresel açıdan önemlidir ve çevresel kaynaklar zorlanacaktır.

Günde Gece

Savaşın bitimini izleyen günlerde televizyonlarımızdan izlediğimiz görüntüler tüyler ürpertici. Suudi Arabistan Kuveyt sınırında çok geniş bir alanda güneş yokolmuştur. Ateşe verilen petrol kuyularından çıkan dumanlar yüzünden günün çok erken saatlerinde bie gece karanlığı oluşmuş. Doç. Dr. Muzaffer Evirgen böylesine bir hava kirliliğinin dünyada görülmediğini, bu durumun ancak bazı volkanizma hareketleri nedeniyle gökyüzünü kaplayan bulutlara benzetilebileceğini söylüyor (8). Uzman, Benjamin Franklin’in 1783′de böyle bir volkanik hareket gözlediğini ve bunu Amerika’daki verimi etkilediğini belirtiyor. Yine 1815′de Endonezya’da Tambora Volkanının aktivitesi yüzünden 1816 yazsız bir yıl olmuş. Kıtlıklar olmuş ve sürüler telef olmuş. 1883′de yine Endonezya’daki volkanik faaliyetler 80 km. karelik bulutlar yaratmış ve kuzey yarım kürede soğuklar olmuş. Uzmanlar Kuveyt’te ürküntü veren gün batışları ve ısı ve enerji blokajı olduğunu ifade ediyorlar. Bunun sonuçları da mevsimlerin kayması, iklimin değişmesi ve canlıların tüm bunlardan olumsuz yönde etkilenmesi olacaktır.

Kuveyt petrolünün yanmasıyla bölgede kükürt oranının binde iki-dörde çıkacağı ifade ediliyor (9). (En kötüsü asit yağmurunun atmosferik hareketler nedeniyle masum bölgelerde olması).Asit yağmuru olgusu sanayinin çevresel etkilere ve bunun ya- rattığı “dışsal ekonomi” kavramıyla ilgili olarak ortaya çıkmış çağımızın korkutucu problemlerinden biridir. İsveç’in 1972′de Stockholm Konferansı’nda değerlendirilmeye sunduğu asit yağmuru sorunu uluslararası bir sorundur. Bir ülkenin termik santralinden çıkan ve atmosfere verilen SO2 rüzgarlarla başka bir ülkeye taşınıyor ve o ülkenin çevresini etkiliyordu. (Almanya’dan kaynaklanan asit İskandinavya’ya taşınıyor, Amerika’da doğan sorun Kanada’yı etkiliyordu, Türkiye’de de Avrupa’dan gelen asit yağmurundan Trakya ve Karadeniz bölgeleri etkilenmiştir). Bu noktada dışsal ekonomiden kasıt, kârından yararlanılmayan bir üretimin maliyetini ödemektir ve çevre ekonomistlerinin uluslararası platformlarda altını çizdikleri bir konudur (10). Savaş sonunda da savaşla hiç ilgisi bulunmayan ülkelerin zarar görecek olması düşündürücüdür. Evirgen, Asya tarafından 950 petrol kuyusunun ateşlendiğini ve bunlardan 600′ünün hala yanmakta olduğunu bildiriyor. Petrol kuyularından çıkan emisyon çok tehlikeli boyutlara varacaktır. Verilen rakamlar yangınların bir yıl sürmesi durumunda 3 milyon ton SO2, 750 bin ton Azotoksitin açığa çıkacağı yolunda. Bunun Ankara’nın hava kirliliğinin altmış katı olduğu belirtiliyor (11). Savaş suçluları aynı zamanda “çevre suçluları” oluyor.

Yeşiller Partisi’nin Raporu

Savaş başlamadan bir gün önce İngiltere’de Yeşiller Partisi olası bir savaşın yaratacağı çevresel sonuçları uzmanların görüşleri doğrultusunda konu alan bir rapor yayınladı. 14.1.1991 tarihli rapor savaşın bitmiş olduğu şu günlerde dikkatlerin savaşın kendisinden çok yarattığı felakete çekilmesi nedeniyle daha da önem kazandı. Raporda, Londra’da çevre konferansında konuşan ve bildiri sunan dünyaca ünlü ve bağımsız bilimadamlarının Körfez savaşının çevresel sonuçlarına ilişkin görüşlerine yer verildi. Bunlar, Dr.John Cox (Kimya mühendisi ve petrol teknolojisi danışmanı), Dr. Aptullah Toukan (Ürdün Krallığı Bilim Baş Danışmanı), Basil Butler (Kuveyt Petrol Şirketi’nin eski, British Petrolium’un Yönetici Müdürü), Prof. Dr. Paul Crutzen (Max Planck Enstitüsü, Hava Kimyası Departmanı’ndan), Roger Lancester (Seas at Risk), Nükleer Silahlara Karşı Tıbbi Kampanya Hareketi’nden bir çok doktordu. Altı çizilen düşünce insanın gezegeninin nazikliği ve dengesi konusunda gitgide bilinçlendiği ve endişelendiği ve de özellikle şu günlerde Aşağı Mezopotamya ve Körfez Bölgesinden korkulmasıydı. İnsanlığın güneş sisteminde ve belki de galaksimizde tek yaşayan gezegen olan dünyanın kaldırabilecği yükü hesaplayabildiğini belirten bilim adamları, bile bile dünyayı, yeryüzünü zorlamanın çılgınlık olacağına işaret ediyorlar. İşte Körfez Savaşı da raporun yayınlanmasından bir gün sonra çıktı ve çılgınlıklardan biri olarak dünya tarihindeki yerini aldı.

Önemi nedeniyle ve yukarıda belirttiğim gerçekleşmiş tehlikelere önceden işaret etmesi yüzünden bu raporun tam çevirisini yapıp yazıma eklemeyi uygun görüyorum. Bu rapor savaştan bir gün önce yayınlanmış olması nedeniyle insanlığın bile bile nasıl dünyayı felaketlere attığını da gösterir niteliktedir.

“…Uluslararası Deniz Örgütü (IMO), Birleşmiş Milletler Çevre Programı ve diğer birçok sivil kurumlarda, insanlık, güneş sistemimizde ve belki de galaksimizde yaşayan tek gezegen olan dünyaya ve onun yeryüzeyine karşı işlenen suçlar konusunda yeni yargılama yolları geliştirmektedir. Savaş durumunda, böyle suçlar insanın yaptığı ve tartışılagelmekte olan yanlışları daha da fazlalaştırmaktadır. Gezegenimizin yaşam gerekleri savaş faturasına yeni bir kalem getirmektedir. Yeşiller Partisi’nin can alıcı olarak barışçı çözüm savaşımına bağladığı ve dünya politikasında ‘yeni bilinçlilik’ olarak savunduğu etik işte budur. Karşılıklı yoketme düşüncesi, yoğun bir nükleer alışverişin karmaşık felsefesini ortaya çıkardı, fakat doğu-batı karşıtlığının ortadan kalkmasıyla dünyada konvansiyonel savaş geleneği körleşmiş görünüyor. Kuveyt’teki çekişmede, yerleştiğimiz gezegenimize karşı şimdiye dek işlenmiş suçlardan sözetmek yetersiz kalacaktır. Risk, bugüne dek taşıdıklarımızdan çok daha fazladır. Yapılan yanlışlıkları daha da ağırlaştıran ‘çevre suçları’ olasılıkları saldıran olsun savunan olsun tüm taraflarca dikkate alınmak zorundadır. Kuveyt’te savaşın yaratacağı, uzmanların belirttiği tehlikeler şunlar olacaktır:

Duman Bulutunun Bölgesel İklimi Bozması

Kuveyt’in binden fazla petrol tesisinin önemli bölümü kasten ya da kazaen yanacak olursa, petrol kuyusu yangınları altı aydan beş yıla kadar kontrol edilemez biçimde yayılabilir. Bir petrol kuyusu yangınının söndürmek altı hafta almaktadır. Tarihte birbirine çok yakın olan ikiden fazla petrol kuyusu yanmadı. Böyle bir yangın ateş fırtınalarına ve çok büyük yangınla mücadele problemlerine neden olur. Butler, 300 ile 400 kadar petrol kuyusunun ateş alması durumunda söndürülene dek yangınların altı-dokuz ay süreceği tahmininde bulunuyor. Bu en ılımlı tahmin. Butler, eğer petrol kuyuları birbirine çok yakınsa ve birbirine yakın olan bu kuyularda yangın çıkarsa söndürmenin gerçekten zorlaşacağını da ekliyor. Kuveyt’in hemen tüm petrol alanlarındaki petrol pompalamaya bile gerek kalmadan yüzeye fışkırmaktadır. Kimya mühendisi Dr. Cox, eğer günde üç milyon varil petrol yanarsa her ay yaklaşık yarım milyon ton dumanın ve kurumun atmosfere katılacağını ve bunun bölge ikliminde çok önemli değişikliklere yolaçacağını belirtmişti. Bu etkilerden en dramatik olanı bir milyar çiftçinin ve ailenin gereksinimi olan, ekinlere yağmur getiren Asya musonlarının yokolmasıdır.

Dr. Toukan, Kuveyt’in petrol alanlarının ortasında çıkacak bir yangının on ile yüz milyon varil petrolü ateşe verebileceğini belirtmiştir. (Ürdün’de tüm bu yangınlardan nasibini alacaktır” diyor. Dr. Crutzen, bir dolu petrol kuyusu yangınının global, bölgesel, iklimsel ve çevresel felaket demek olacağını ekledi. Bu krizle ilgili tüm ülke liderlerine bir çılgınlık yapılmadan önce ne gibi sonuçların ortaya çıkabileceği bildirilmeli. Dry Crutzen’in hesaplarına göre petrol kuyularında vee depolama tanklarındaki günde onmilyon varil petrolün yanması durumunda her yirmidört saatte 620000 mil kare yoğun siyah duman ortaya çıkacaktır. Crutzen Irak ve tarımsal üretiminin bu etkilerden ilk zarar görecekler olduğunu da vurguluyor. Bu yangınların ateşi büyük miktarlarda kurumu stratosfere savurabilir ve orada kuzey yarım küreyi bir örtü gibi kaplayacak biçimde bu kurumu yayılabilir, gün ışığını azaltır, aylarca ya da yıllarca sürecek bu durum iklimi soğutur. Dr. Cox ekliyor: Asya musonlarının yokolması akademik bir merak değildir. Bir milyardan fazla insan bu yıllık yağışlara bağımlıdır. Bu ekinleri için gereklidir. Beklenen yağışlar gelmezse bu kadar insan açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.

Ozon İncelmesi

Dr. Cox uyarıyor: Kuveyt’in petrol kuyuları yangınından çıkan dumanlar önemli miktarlara ulaşabilir ve kurum ve azotoksit gazı yüzündenstratosferdeki ozon tabakası mahvolabilir. Bu, ekvatoryal ozon deliği oluşmasına neden olabilir. Bu derece bir ozon incelmesi bitki ve hayvan yaşamı için bir felaket olabilir. Stratosferik ozon koruması olmadan daha çok ultraviole (UV) ışını yeryüzüne ulaşabilir ve bir çok yaşam formu zarar görür. Tıbbi araştırmacılar ultraviole ışınının kanser ve katarakt ve diğer tıbbi şikayet ve hastalık oranını arttırdığını göstermişlerdir.

Asit Yağmuru

Duman dünyaya asit yağmuru olarak geri dönecektir. Kuveyt’in ham petrolü %2.44 sülfür ve %O.14 nitrojen ihtiva ediyor. Böylece günlük en az 10.000 ile 750 ton emisyon olacaktır. Karbondioksitin de katıldığı bu karışım yeryüzünü kirletebilir ve etkilenen alanlarda tarımsal üretimi düşürebilir.

Körfeze Verilen Zarar

Roger Lankester şunları belirtiyor: Körfez suları bölgede yaşamı destekleyen en önemli unsurdur. Deniz yaşamı ışığa bağımlıdır ve yeryüzünün oksijeninin büyük bir kısmını üretir. Yine bazı türler DMS (Dimetil Sülfit) üretirler. Bunun da bulutların çekirdek oluşumunda etkili olduğu düşünülüyor. Dünya okyanuslarının en verimli bölgeleri kapalı denizlerdir, çünkü buralarda güneş ışığı en derine dek nüfuz edebilir. Körfez böyle bir bölgedir. (İnsan tüketimi için yılda 120000 ton balık avı kapasitesi vardır). Gün ışığının yoğunluğu nedeniyle fitoplankton (11) üretiminin en yüksek olduğu bölgelerden birisidir. Birçok yerinde denizde mercan kayalıkları ve önemli türler bulunur (13). Bu sistemler öylesine naziktir ki ısıda ve günışığı miktarında olacak küçük değişiklikler çabucak bunların yokolmasına neden olabilir.

Körfezde, modern savaş silahları ve tekniklerinin kullanıldığı çarpışmalar meydana gelirse büyük miktarlarda petrolün çok sayıdaki (450′den fazla) kıyı petrol kuyularından ve çok büyük liman petrol depolama tesislerinden körfeze akması kaçınılmazdır. Körfezin yarı kapalı bir deniz olması itibarıyla gelgit hareketleri oldukça azdır, petrol tabakalarını dağıtacak rüzgar olmaz. Dahası bölgede sıcaklık oldukça yüksek olduğundan ham petrol yapış yapış bir hale gelir ve sonuç olarak denizin geniş bir bölgesinde yüzeye daha da fazla yayılır. Körfez biyomunun incinebilirliği ve nazikliği IMO’nun düzenlemelerinde “Özel Statülü Bölge” olması nedeniyle uluslararası hukukçada tanınmıştır. Petrol tabakası, deniz yüzeyini kaplayacak ve UV ışınlarının geçmesini önleyerek temel biyolojik üretimi durduracaktır. Yine atmosfer ile deniz arasındaki gaz alışverişinin olduğu mikro tabaka kapanacaktır. Bunun deniz memelilerine, kuşlarına, balıklarına ve çok sayıda deniz türlerine kesin ve direkt etkileri yanında mercan kayalıklarına da akut etkileri olacaktır. İkincil bir etki çekişmenin kaynağından çıkıp yükselecek dumanın uzakları etkilemesidir. Yine, deniz yüzeyindeki tortulaşma oksijen üretimini kesebilir.

Deniz ekosisteminin yeryüzünün yaşam sürecine etkileri konusunda bilgimiz tam değildir. Bu bakımdan “İhtiyat Prensibi” evrensel olarak kabul edilmiştir. Bu da kirletici bir etkinlik durdurulmadan ya da önlenmeden önce zararın çürütülemez bilimsel kanıtlarla gösterilmesinin gerekmediği ve çevrenin şüpheden yararlanması anlamına gelir.

Denizlerdeki biyolojik aktivite, bilimsel bilgi azlığı nedeniyle ekosistemlerdeki global etkileri öngörmede kullanılan bilgisayar modellerinde yer almamaktadır. Biyolojik aktivitenin karmaşıklığı tam olarak çözümlenmemiştir ve ihtiyat prensibi uygulanılmalıdır.

Daha önceki savaşlar uzun süre sürmüş olsalar da denizlere, yapılan etkiyi onarabilme olanağı tanıdılar. (İkinci Dünya Savaşı böyleydi) Iran Irak Savaşı temel olarak karada geçti. Kuveyt Savaşının, büyük bölümü denize olacak, kısa dönem masif bir etki yaratacağı öngörülüyor.

Kimyasal, Bakteriyel ve Radyoaktif Kirlenme

Nükleer Silahlara Karşı Tıp Kampanyası doktorları gizliliğin, gece bombardımanının ya yaratacağı çevresel etkileri belirlemeyi güçleştireceği düşüncesine katılıyorlar. Ancak, gözyaşı gazı ya da arsenik gibi öldürücü gazların depolandığı, üretildiği tesislerin bombalanması son derece riskli olacaktır. Yine klorin ve fosgen bulunan tesisler için de aynı tehlike söz konusudur. ırak’ın, hidrojen siyanid, siyanojenklorin ve büyük olasılıkla hardal gazı ve kabarcık gazı/ajan L gibi gazlarının olduğu söyleniyor. Sinir ajanları G ve V’nin üretildiği, saklandığı tesislerin bombalanması ciddi sonuçlar doğurabilir. Özellikle ikinci gaz dayanıklı olduğundan durum daha da ciddi olabilir.

İngiliz buluşu Vx’in kullanılması daha da kötü durum yaratacaktır çünkü bunların hakkında dayanıklı ve öldürücü olmalarından başka hiçbir şey bilinmemektedir. İngiltere de Amerika da bakteriyolojik silah araştırmaları ile ilgili olduklarından ve Irak 2 Ağustos 1990′a dek bunların ticari partneri olduğundan Irak’ın bu gibi laboratuarları olması olasılığı dikkate alınmalıdır. Bomba saldırılarının sonuçları, bombardırman kasıtlı ya da kazaen olsun çok vahim olacaktır. Kendiliğinden yayılan bu tür virüslerin açığa çıkmasına neden olunacaktır. Irak aynı zamanda ilk stratejik hedeflerden olabilecek iki deneysel nükleer reaktöre sahiptir. Reaktör kazalarının etkileri Çernobil’den sonra oldukça iyi biliniyor.

Radyasyon Kazaları

En azından bir düzine “nükleer güç”lü gemi Körfezde ya da Kızıl Denizde olacaktır. Onlara direkt bir roket saldırısı ve roket çarpması bir radyasyon felaketi ile sonuçlanabilir. Öldürücü ve görünmez atmosferik radyasyon hava koşullarına göre çok uzaklara taşınabilir. Uzun süreli yaygın kirlilik kara bölgelerinde oluşabilir ve sonuç yine felaket olur.” (14)

SONUÇ

Yukarıda tahmin edilmiş olan felaketlerden bir kısmı belki gerçekleşmeyecek ancak önemli bir kısım savaşın bittiği şu günlerde etkisini göstermeye başladı. Ekolojide bütünsellik ilkesinin önemini Körfez Savaşı bir kez daha göstermiş oldu.

Savaşlarda saldıran ya da savunan olmak anlamını yitirdi. İster saldıran olsun ister savunan olsun her ikisi de yeryüzünün düşmanı konumunda oluyorlar. İnsan doğaya akıl almaz biçimde saldırmaya başladı ve bu şiddet insanın bindiği dalı kesmesinden başka bir sonuç yaratmayacaktır. Çevre bilimcisi Kennet Boulding, ekosferi uzaydaki bir gemiye benzetiyor (15). Uzaydaki gemide olduğu gibi dünya ekosisteminde de maddeler kapalı devre şeklinde kullanılmaktadır. Bu nedenle doğal döngüler korunmak zorundadır. Yirminci yüzyılın kovboy ekonomisinden, savurmacı bu ekonomiden, 21. yüzyılın “uzay yolcusu” ekonomisine geçilmelidir. Yolcu dünyanın dayanırlığının sınırları olduğunu ve yaşamı için gereken, yaşamını mümkün kılan tüm sistemlerin hassas biçimde birbirine bağlı olduğunu bilmelidir (16) Ne yazık ki savaş tüm bu dilekleri anlamsız kıldı. Bu noktada, teknolojik gelişmeler karşısında hukuk da geri planda kalıyor ve yerini sağduyuya bırakıyor. Sağduyu ise dünyada yeterince tepkiselliği ve doğa korumacılığına yolaçmıyor.

Türkiye de savaşa itilmek istenen konumuyla birçok ekolojik olumsuzluklarla yüzyüze idi. Bu etkilerin ülkeniizde sık sık tartışılması savaşçı politikanın etkinliğini yitirmesine yolaçacaktır. Unutulmamalıdır ki doğa ile Rus ruleti oynayan insan kendi yaşamı ve geleceği ile de oyun oynamaktadır. Şimdiye dek hep kazandığını sanan insa- noğlunun her zaman yitirme olasılığının olduğu gözönünde tutulmalıdır. Dünyanın dayanabilirliğinin sınırı ulusların birbirlerine dayanabilirliklerinin de sınırıdır. Kurulmak istenen kalıcı barış ve yeni denge bu açıdan yeniden tartışılmalıdır.

Çocuklardan ödünç alınan dünyanın gerçek sahibinin gelecek kuşaklar, bizlerin ise birer uzay yolcusu olduğumuz anımsanmalıdır.

Şimdiki Zamandaki Sonuç

Sonra “İkinci Körfez Savaşı” da oldu, biliyoruz. Ve bugün o çok incelikli hesaplarımızla (!) dahi öngöremediğiz ne belalar açtık dünya çevresinin başına. Ve aklımızı başımıza devşirmez, savaşçı egemenlerin pişkince yaydığı, “zenginlik”, “refah” ve “büyüme”nin; “birlik”, “beraberlik” ve “vatanın” savaşla korunabileceği yalanlarına kanmayı sürdürür isek dünya da bizim başımıza, başa çıkılmaları her seferinde daha da zorlaşacak, türlü belalar açacaktır.  “Bir koyup” “üç” almayı umanların gözünde, yirmili yaşlarını süren ve meslekten asker olmadığı halde savaşa gönderilen bir er’in, küçük siyah karabataktan farkı yoktur.  Birlik ve beraberlik lazım geliyor ise, ekolojik düzenimizle ve karabatakla da birlik!

Bizim yeni romandan bir şiirle sona ereyim:

Silahlar Saatleri Vurdu

Silahlar saatleri vurdu
Çırpınışlarını kanatlarının kuşların.
Köpekler kırmızı kan güttü
Yokladı haykırışlarını karacanın.

Orman, bir can verdi
Yorgun sığınışlarına ağaçların
Tanığı soluksuz bir çiçekti
Ağırsak adımlarının avcının.

Silahlar saatleri vurdu
Yürek çarpıntılarını yavrulu bir tavşanın.
Avuntusu riyakar bir sisti
Buğusak akşamlarının toprağın

Silahlar saatleri vurdu
Coşkulanımlarını sırtının denizin
Zıpkın terli bir yol gitti
Sustu haykırışları beyaz balinanın

Silahlar saatleri vurdu
Gülücülüklerini oyuncaklarının çocukların
Kurşun göçleri sürdü
Çaldı düşlenimlerini sokakların

Silahlar saatleri vurdu
evhamlı anneliklerini barışın
ayrılık yollara kan kustu
kesti türkülerini kardeşin

Silahlar saatleri vurdu
Durdu altın çağlarına insanın
Yazgısı bir kez daha kan’m-ı-’aktı
Irakta vaadettiği toprakları Tanrının

Öykü Didem Aydın

DİPNOTLAR

(1) John M. Miller, Nevvsletter, special edition,

Hannover: Published by ASTA University of

Hannover, Jan/Feb. 1991, ss. 30-31

(2) bkz. aş. çeviri.

(3) bkz. aş. çeviri.

(4) Miller, ibid. S. 31

(5) Ibid.

(6) İbid.

(7) Ibid.,ss.30-31.

(8) H.Ü. Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Doç. Dr. Muzaffer Evirgen ile Can Okanar’ın 11 Mart 1991 saat 21-21.30′da yayınlanan Stüdyo ATV Dergisi Programında Körfez Krizinin çevresel sonuçları üzerine yaptığı söyleşiden.

(9) Ibid.

(10) Fikret Berkes ve Mine Kışlalıoğlu, Ekoloji ve Çevre Bilimleri, Geliştirilmiş yeni basım İstanbul: Remzi Kitabevi, 1990, ss. 145-147

(11) Evirgen, ibid.

(12) Su ekosistemlerinde başlıca temel üreticiler, fitoplankton adı verilen ve su içinde akıntılarla sürüklenen mikroskobik bitkisel canlılardan oluşur. (Kışlalıoğlu-Berkes, s.69).

(13) Mercan kayalıkları tropik denizlerde küçük omurgasız hayvancıkların kalkerden (ÇAÇO3) oluşturdukları kayalardır. Genellikle az derin sularda, yüzyıllar boyunca Coelentra’lara ait, mercan adı verilen hayvancıkların birbirlerinin üzerine inşa ettikleri bu kayalıklar, balık, omurgasızlar ve yosun türlerinin yüzlercesinin (bazen binlercesinin) birarada yaşadığı özel toplulukları barındırır. (Kışlalıoğlu-Berkes, s. 270).

(14) A Paper prepared by the Green Party (United Kingdom, Mon. 14.1.1991), Nevvsletter, special edition, Hannover: Published by ASTA University of Hannover, Jan/Feb. 1991, ss. 33-35.

(15) Kenneth Boulding, the economics of the coming spaceship earth. İn: Jarrette H (ed), Environmental quality in a Grovving Economy, Baltimore: John Hopkins, 1966, Kışlalıoğlu Berkes, ss. 126-127.

(16) Kışlalıoğlu-Berkes, ibid. 127.

Yazar Hakkında

Öykü Didem Aydın Edebiyat ve Hukuk Sistemine, 106 yazı girmiş.

Öykü Didem Aydın, romancı (Eski Sinagog Meydanı, İletişim Yayınları, 2009) ve anayasa hukukçusudur.

Telif © 2017 Edebiyat ve Hukuk. Tüm Hakları Saklıdır SistemimizWordPress desteklidir