Yüzyıllık Hesaplaşma – Bir Radyo Piyesi-

Tarihin çoluk çocuğa yanlış anlatıldığı hep söylenir. Sanki yanlış anlatılamayacak bir milli tarih olurmuş gibi:)) Şimdilerde Turgut Özakman üstadın yazmış olduğunun söylendiği bir “Dersimiz Atatürk” senaryosu içinde Lozan’ı da içeren yeni bir film izleyecekmişiz. Bugünkü Cumhuriyet Gazetesi öyle diyor.  Ben de 2003 müydü artık 2004 mü beş mi, bir radyo oyunu kaleme alıp TRT’ye göndermiştim, açılan bir yarışmaya. Ödül filan almadı bu piyes, ne alacak zaten, tövbe tövbe, bir haber de etmediler sonra  ama bir yerlerde sahneye konulması, aslında radyo oyunu olarak oynanması içimde hep ukde olarak kaldı. Şimdi Turgut Özakman’ın “Dersimiz Atatürk”, “Lozan’da hesaplaşma” ve sair sözlerini duyunca dedim bir de benim radyo çocuk oyunundan bakın azıcık şu Lozan’a ve bir andlaşma müzakeresi, hukuksal sözleşme öncesi ve sonrası olarak bakın; çok taraflı bir metin oluşturma süreci olarak bakın ve ne “nasıl aldık ama” ne “niye verdik kardeşim” diye bakın; sadece “hem” “hem” de veya “bir yandan”, “fakat öte yandan” olarak bakın! Bir gün bir tarafta radyoya konulur veyahut sahnelenir belki ve tabii her hakkı Telif Hakları Kanunu’na göre mahfuzdur. )) Bir yerde oynatmak isteyen filan olursa haberim ola! İşte Lozan’ın “resmi” ve azıcık da çocukçul kabul edilebilirlik sınırları içinde “gayri resmi” tarihi! İzin verin de bir çocuk oyunluk biz de yarım Cumhuriyetçi olalım kardeşim! Siz hepten tam top teşekekkül  (!) Yezid Cumhuriyetçi, biz hepten Hüseyin demokrat olacak halimiz yok… Cincinnatus erdemleri ile donatılmışlara Cumhuriyetçilik farzdır, donatılmamışlara günah… ötesi berisi öz yüz akıyla bir ara Şevket Süreyya Aydemir’li ve bol alaylı “Suyu Arayan Adam” karıştırsın:)) Şaka şaka:)) İşte şu radyo oyunum aşağıda bakın şimdi keseyim artık ama fena da bir şey değil bence de ya sizce:

Y Ü Z Y I L L I K   H E S A P L A Ş M A

Yazan: Öykü Didem Aydın

(Radyo Piyesi Olarak Yazılmıştır. Kolaylıkla Sahneye de Uyarlanabilir)

Özet: Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir.  Katılımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitimdir. Türkiye’de üniversite sınavlarını kazanarak mühendislik okumak isteyen Umut önce kararsız kalmıştır. Ailesinin karşı görüşüne rağmen sonunda kararını verir, sınavlarda başarılı olarak İsmet Paşa olmaya hak kazanır. Sınavda Rıza Nur’u canlandıracak arkadaşı Başar ile tanışır. Umut, Mustafa Kemal’i canlandıracak Kerem ile de tanışır ve onunla taktik ve stratejiler üstünde konuşur. Hazırlıklar tamamlanır ve on kişilik ekip Lozan’a gider. Ancak itilaf devletleri temsilcileri oraya henüz gelmemişlerdir. Umut, Başar ve gazeteci rolündeki Zeynep Paris’e giderler. Poincare’yi canlandıracak Georges, Umut’a, itilaf devletlerinin günün koşulları bakış açısından yeni önerilerle gelmeyi hedeflediğini ima ederken Umut, 1922 koşullarının münazaraya esas olmasını arzu etmektedir. Umut’a göre Lozan’a Lozan Antlaşması’nı anlamaya, kavramaya gidilmiştir. Değiştirmeye değil. Sınırlar Misak–ı Milli temelinde kararlaştırılmalı, kapitülasyonlar kaldırılmalı ve azınlıklara yurttaşlara tanınan tüm haklar tanınmalıdır. Lozan’a dönülür ve konferans başlar. Gençler kıyasıya yarışırken Umut üzülerek Türk delegasyonuna 1922’de yapılan muamelenin yapılmaya çalışıldığını görür. Konferans başında usul ve şekil kuralları tartışılırken göz doldurmaya ve Türk ekibi için gereken konumu kazanmaya çalışır. İngiltiz Lord Curzon’u temsil eden genç Stewart Jones hem çok yetenekli hem de çok kurnazdır. İtilaf devletlerinin diğer temsilcilerini genelde o idare eder. Boğazlar sorunu konusunda Rusya adina gelen genç de tartismalara atesli bir biçimde katılır. İlk dönemde ülke sınırları, Boğazlar, kapitülasyonlar ve azınlıklar gibi sorunlar tartışılır. Sorunlar tartışılırken gençler olaylara bugünün perspektifinden de bakmaya çalışmaktadırlar. Ancak Umut, Lozan’da kazanılanı güncel hesaplara kurban vermek istememektedir. Kararlılıkla Lozan münazarasına ortak tarihlerini anlamak ve teyid etmek için geldiklerini söyler. Lozan herşeyden önce Türkiye’nin meselesidir. Sınırlar, Boğazlar, azınlıklar ve nüfüs mübadelesi ile kapitülasyonlar konusunda tartışmalar çetin geçer ve sonuca bağlanır görünür. Musul konusu ve kapitülasyonlar askıdadır. Bu arada,  İtilaf devleti temsilcileri Sevr’i andıran öneriler vermekten geri kalmamaktadır. Başar da konferans boyunca pek çok konudaki çıkışları ile dikkati çeker. Umut, konferans boyunca Türkiye ve özellikle Mustafa Kemal’i temsil eden Kerem ile yazışmalarını sürdürmektedir. Zaman ilerlerken azınlıklar ve kapitülasyon konuları çetin tartışmaların nedenidir. Bu arada Umut’a haber vermeden projeye ayrıca katılarak Lozan’a gelen sınıf arkadaşı Dikran, Umut’u ziyaret eder., Umut, Lozan’da azınlıklara tanınan hakların Türkiye’de tam uygulanmadığını kabul etmez ise bir azınlık yurdu talep edecektir. Umut kabul etmez. Başar da, bir azınlık yurdu konusunu tartışmayı kabul etmez. İlgili oturumu sertçe terkeder. Patrikane konusu da güncel ekümeniklik tartışmalarının karıştırılmaya çalışılması ile çetrefilleşir. Umut, diplomatik bir oyunla bu hususta tezini kabul ettirmeyi başarır. Kapitülasyonlar tek mesele olarak kalmıştır. Fransa bastırsa da, Umut ve Başar, tarihte konferansın bir süre kesintiye uğraması nedeni olan bu konuyu da konferansı kesintiye uğratmak zorunda kalmadan dirayetli bir biçimde çozerler. Kapitülasyonlar kaldırılacaktır. Lozan Konferansı simulasyonu sona erer. Artık gençler sonuçları sanal millet meclislerine kabul ettirmek için ülkelerine dönerler. Ankara’da kurulan sanal mecliste de Lozan’ın onaylanması konusunda çetin tartışmalar geçer. Bugünün gençleri, kritik  Lozan günlerini yüreklerinde hissederek yeniden yaşarlar. Bu süreç, onları gerçekte ne okumayı istediklerine karar verecek olgunluğa ulaştıracaktır.

BİRİNCİ BÖLÜM

Birinci Sahne

Özgür Öğretmen

Umut

MÜZİK

UMUT             –  (Ekolu ses ile) Siz yazları ne yaparsınız bilmem ama ben geçen yazımı

Lozan’da geçirdim…Avrupa’nın orta yerindeki İsviçre’de…Leman Gölü kıyısında Fransızca konuşulan bu yerde. Bütün bahar aylarımı Lozan’da imzalamayı planladığımız antlaşma için hazırlanarak geçirdim. Yaz başında da oraya gittim ve daha önce tahmin edemeyeceğim şeyler yaşadım orada. Aslında üniversite sınavına hazırlandığım ve liseyi bitirdiğim şu günlerde, geçen yazı düşündükçe içimi kıvanç duygusu kaplıyor. Benim planım başkaydı yaza girmeden önce. Denize gidecek, üniversite hazırlık programım yüzünden az sürecek de olsa bol bol gezecek, yüzecek ve sonra İstanbul’a dönecek, derslerime ve üniversite sınavına hazırlık programıma devam edecektim. Ama bütün bunlar olmadı geçen yaz. Daha önemli şeyler oldu…(üç saniye duraksar)

MÜZİK               (üç saniye)

EFEKT           – Okul ders bitiş zili sesi. Bir sınıfta liseli delikanlı ve gençkızların

uğultusu. Uğultu fona geçer.

ÖZGÜR          –  Evet durun bir dakika çocuklar! Cümlemi bitirmeme izin verin…

SESLER         – Gitgide azalan uğultu, fonda üç beş çocuğun neşeli konuşmaları,

gülüşleri, fısıltılar,  teneffüs için sabırsızlanma sesleri

ÖZGÜR          –  Ne dedik…Lozan Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’ni bağımsız

kılmakla kalmadı aynı zamanda ülkemizin dünya milletler ailesinin şerefli  bir üyesi olarak tanınmasını sağladı…Üniversite sınavlarında çok gelen bir  soru olduğunu söylersem tekrarlar mısınız konuyu?! Umut bir dakika gelir misin lütfen yanıma…

UMUT            –   (ekolu) Evet, adım Umut. Siz bana “yazlık İsmet İnönü” de

diyebilirsiniz. Arkadaşlarım beni böyle çağırır oldular! Onu mutlaka görmüşsünüzdür, orta boylu, esmer, ince yapılı biri…Ben bunun tam tersiyim…Bir kere boyum çok uzun, gözlerim mavi ve kick–boxla ilgilendiğim için gövdem kaslı.  İsmet Paşa’nın küçük ama derin ve sevecen, bazen dalgın bakışlı gözleri var. Ben kocaman gri–mavi gözlerimle daha sert bakıyorum doğrusu. Annemin deyimi ile dövecek gibi bakıyorum…Ama size bir şey söyleyeyim mi? Tüm bunlar, benim onun gibi davranmamı önlemedi. Artık Onu o kadar iyi tanıyorum ki…Ve onun yeteneklerine sahip olabileceğimi geçen yaz öğrenmiş olmam, hayatımı değiştirdi…Herşey, herşey geçen yılın Nisan ayında başladı…

EFEKT                Fonda  çanta kitap toplanması, kağıt hışırtıları, öğrencilerin sınıf

kapısından çıkış sesi, yavaş yavaş azalan bir biçimde beş saniye sürer ve kesilir. Özgür ve Umut’un konuşması boyunca fonda belli belirsiz okul teneffüs gürültüsü duyulur.

UMUT            –  Buyrun Hocam…

ÖZGÜR          –  Ne düşünüyorsun?

UMUT            –  (endişeli bir ses tonuyla) Bakın Hocam, sağolun ama ben….Ben

yapamam. O kadar  zaman, üstelik dersane sınavları sürerken. Sınavda

iyi bir sonuç alıp burslu bir mühendislik istiyorum.

ÖZGÜR          –   (şevkatle karışık meydan okur bir tonda) Bizim okuldan Senin gitmeni istiyorum.

EFEKT           –   Özgür’ün cep telefonu çalar.

ÖZGÜR          –   Alo Müdür Bey…Alo…(iki saniye dinler) Eksik olmayın, iyiyim.

dersten çıktım. (beş saniye dinler) Tabii tabii. (bir iki saniye duraklar) Ben de Umut’la konuşuyorum zaten. (beş saniye dinler)  Uğrarım tabii. (bir saniye duraklar) Size de…Görüşmek üzere (bir saniye duraklar) Umut bak! Müdür Bey de bu işte çok iddialı. Senin mutlaka gitmeni istiyor…

UMUT           – (oldukça şaşkın bir tonda) Benim mi? Peki ama Hocam neden? Yani niye  ben?

ÖZGÜR          –   (Rahatlatmak istercesine yumuşak) Umut karar Senin. Orada çok şey

Öğrenebileceğin ortada…Bizi de iyi temsil edersin…Yurtdışına gideceksin ve ülkemizin bir tarihsel davasını orada yaşandığı gibi savunup canlandıracaksın. Çok heyecanlı değil mi? Öğrenci iken ben böyle projeleri arayıp da bulamazdım. Bu diğer bazı yarışmalara benzemiyor…Hem, ödülü sana bir şey ifade etmiyor mu?

UMUT            –   (Heyecanlanmıştır. Atılgan bir tonda) Hocam kim istemez Avrupa’da seçtiğin okulda bir sene Erasmus burslusu olarak, hem de ek bir çok avantajla okumayı. Ama adamlar yarışma konusu ile ilgili bir dalda diyor.

ÖZGÜR          –   Öyle sayılabilir evet…(iki saniye duraksar) ama bir şey söyleyeyim mi? Yine de bir istisnası olabilirmiş. Yani yarışmada başarılı olunca, okuduğun dalla ilgili sosyal bir projeye katılmayı kabul edersen tıp da mühendislik de okusan Erasmus ödülünü alabilirmişsin….Bir yıl yurtdışında okusan şu bilgisayarı ne olur?

UMUT              – (bir an cesareti kırılmışcasına) Ama bölünmez miyim Hocam? Şu

üniversite sınavını atlattıktan sonra olsaydı keşke, yani bu kadar ara

sınav, bir sürü dert. Sınav derdi nasıl bir şey biliyorsunuz.

ÖZGÜR          –   Sen nerede ise yetişkin bir  adamsın. Kararını kendin ver. Böyle tecrübe

hayatta kolay kolay kapını çalmaz. Kabul etmezsen Mert’e vereceğim

projeyi. İlerde pişman olma da…

ÖZGÜR          – (bir an duraksadıktan sonra sesini biraz yükselterek) Haftaya hazırlık toplantısı var. Diğer okullardan katılacak çocuklarla tanışacaksın…Bir takım oluşturacağız. Bir ay içinde bize Birleşmiş Milletler’in New York Ofisi’nden bir mektup gelecek ve konunuz –yani simulasyonunu yapacağınız tarihsel dava– ve gideceğiniz yer belli olacak…

MÜZİK

İKİNCİ SAHNE

Umut

Umut’un Annesi

Umut’un Babası

MÜZİK

EFEKT           –   Zil çalar.

ANNESİ         –   Uzaktan bağırır. Açtım. Bir saniye…(üç saniye geçer)

EFEKT           –   Kapı açılır…

ANNESİ         –   Gel oğlum. Gel. Ayakkabılarını çıkar oğlum şu eve girerken…

EFEKT           –   Evde kıpırtılar. Bardak çanak sesleri, fonda belli belirsiz Radyo Haberleri.

ANNESİ         –   Yavrum bugün Özgür Hanım aradı. Israrla projeye katılmanın

yararından sözediyor. Tarih Hocası tabii. Bunlarda biraz kompleks olur.  Kendini gösterecek ya! Dikkatini dağıtmasına izin verme sakın. Bilgisayar okuyacak çocuğun Türk tarihi ile ne ilgisi var dedim. Kızdı hafif galiba. Aman, kızarsa kızsın. Baban da dedi. Bu kadın Senin yakana niye yapıştı?

UMUT            –   (Şaşkın ve kızgın) Yakama yapışmak mı? Her işe neden karışırsınız ki!

ANNESİ         –   (Müstehzi) Seni okulunun en iyi müzakerecisi seçmişler! Ama sen

yeteneklerin farkında değilmişsin. (Hiddetle) Bu kadın kim oluyor Allah

aşkına! Matematik ve fizikteki başarını unutuyor galiba (bir iki saniye

sessizlik)…Ne unutması, kadının bundan haberi bile yok!

UMUT            –   (iyiden iyiye şaşkın bir tonda) Müzakereci mi? (Bir iki saniye sessizlik)

EFEKT                Kapı açılır. İçeriye babası girer.

BABASI        –  (babası  tok sesli ve tane tane konuşan biridir)

Ne kaynatıyorsunuz orda? Aa geldin mi sen? Vücud çalışman yok muydu senin bugün?

UMUT            – Yok baba. Hep karıştırıyorsun. Cuma değil Perşembe…

BABASI         –   (meraklı) Ne o? Ne tarih Hocası ne olmuş tarih hocasına?

ANNESİ         –   Şu uluslararası konferans şeysi gene…

UMUT            –   Müzakere simulasyonu anne!

ANNESİ         –   (umursamaz) Neyse işte…Müzakere…

BABASI         –   (sitemkar) Oğlum müzakere etmek, karşılıklı pazarlık etmek, kendi

görüşünü ortaya  koyup başkalarının etkilerine tepki vermek ve sonunda istediğini koparmaya çalışmaktır. Biz bunu ticarette çok yaparız…Ama senin şu sıralar en az ihtiyacın olan şey gevezelik bana sorarsan. Ortağımla bahse girdim. İlk bine girersen galerimizden sana hediye edeceğimiz arabanın ithal vergisini verecek (hınzırca güler) Ama sözünü tutmaz o herif. (kesin tavırlı) Bir yere gitmiyorsun Umut. (üç saniye sessizlik)

BABASI         –   Annenin demek istediği şu ki, nasılsa gitmiyormuşsun zaten…Hocanın

anlattığına göre çok çalışmak lazımmış bu işte…Yurtdışında da galiba bütün  yazı geçirmek, kimbilir ders yılı içinde birkaç hafta kalmak gerekebilirmiş…Sınavla birlikte götürmen imkansız…Olacak şey mi yani!

UMUT            –   Bilmiyorum. Bir yandan yarışmada başarılı olup yurtdışında bir yıl

mühendislik okumak var işin ucunda.

BABASI         –   (hayretle) Oğlum senin buna ne ihtiyacın var! Biz ilk binden

bahsediyoruz, sen yurt dışı diyorsun. Nasılsa gidersin. Kaparlar seni zaten. Üniversiteler transfer parası bile veriyorlarmış artık. Hediyeler, burslar…

MÜZİK

UMUT            –   (Ekolu) Annemlerin kesin tavrı hiç de hoşuma gitmemişti

yani. Özgür Hoca sandıkları gibi kompleksli biri değil ki! Babam ve şu ortağı. Benimle uğraşmayı bırakıp ticaretlerine devam etseler ya…Durmadan benim üstüme bahis oynamaktan bıkmayacaklar mı? Bir an yokoluversem keşke dedim. Yokoluversem de şu üniversite belası bitse. Şila’nın bile yüzünü göremez olmuştum bu yüzden. Beni ben olduğum için bir tek o seviyordu galiba. Annem işi yemek rejimimi ayarlayacak kadar abartmıştı. Yok elmalı bilmem ne, beyinde bilmem hangisidir artık hormonun birinin salgısını artırıp şunu yapar bunu yapar! Her günün menüsü aynıydı…Sınav aşağı sınav yukarı. Bıkmıştım artık. Beş yaşımdan beri sınav sorusu çözmekten, durmadan dersanelere gitmekten…Derece hesapları yapmaktan…Neden kazanmam yetmiyordu onlara? Herkes bu sınavı kazanabiliyor muydu sanki? Neden her seferinde çıtayı yükseltiyorlardı? İlk bin derdi çıkmıştı şimdi de, onu başarabileceğimi anlasalar ilk beşyüz, sonra yüz! Hep daha fazlası, hep daha fazlasını isterlerdi!

MÜZİK

Üçüncü Sahne

Umut

Umut’un kız arkadaşı Şila

Umut’un dedesi Süreyya Bey

EFEKT           –   Sabah sesleri. Kuş sesleri (Bu sesler Şila ile diyalog boyunca sürer). Umut’un çalar saati (dört saniye).

ANNESİ         –   Fonda daha uzaktan annesinin “Umut kalk artık!” sesi

UMUT            –   (Telefon çevirme sesi– esner) Alo, alo Şila, Şila?

ŞİLA               –    Efendim beyefendi? Hangi rüzgar koçu arattı seni Denizatı? Kesin rüyanda gördün…

UMUT            –   Şila saçmalama kızım… Okula gitmeden konuşalım dedim. Kusura

bakma dün arayamadım. Moralim bozuktu. Hemen yattım…Senin

vizen nasıl geçti?

ŞİLA                    Girmedim ki iyi geçsin. Ben okulu bırakıyorum Umut. Yeniden sınava    gireceğim. Amcamın bir lafı hayatımı mahvedecekmiş de haberim yokmuş…Ben kim elektronik mühendisliği kimmiş, öyle mi? Mezarından çıksın da görsün şimdi. Kazansam da haklı çıktığını görsün…Artık çalışırız Seninle. O sapık üniversite adayı moduna girerim. Moralin niye bozuk oğlum senin ki? Ne o, dersane çocuğu sıkıldı mı çalışmaktan?

UMUT            –  Özgür Hoca beni bir yarışmaya göndermek istiyor. Birleşmiş Milletler türü bir toplantı. Bir ulusal davayı savunacakmışız…Müzakere simulasyonu diyorlar…Ekip olarak. Gitmek istemiyorum ama resmen kararsız kaldım. Dün akşam bizimkilerle konuştum. Benimle değil de bir atla konuşur gibi kestirip attılar. İnadına gideceğim. İlk bine giremesem de bir iş yapmış olurum böylece…Yaa aslında kararsızım. Hocaya hayır deyip durdum ama gerçek karar anı geldi çattı…

ŞİLA               –   Oğlum neredeyse lise sona geldin hala adam olmadın. Şaka şaka! Gerçi

ben üniversiteyi bitiriyorum hala kararsızım ya. Onu bunu bırak, sen istiyor musun? Ne güzel yurtdışı fırsatı. Sen ana kuzuluğundan çıkana kadar yıllar geçecek yoksa! Sütünü yumurtanı kaynatmayı öğrenirsin fena mı orda? Bak bana…

UMUT            –   Çok ağır bir proje, felaket hazırlanmak gerekliymiş ama kazanırsam

istediğim yabancı üniversitede bir yıl okuma şansı var.

ŞİLA               –   Denesen ne olur? Bininci olmasan da ikibininci olsan ne olur? Zaten

bininci olunca da aynı bursu almak için uğraşmayacak mısın? Şimdiden

al, daha iyi değil mi? Hazır önünde fırsat. Ben olsam atlardım abi…

UMUT            –   Ya bu iş yüzünden üniversiteyi kazanamazsam?!

ŞİLA              –   Olsun…Kazanama…Şaka şaka! Ne kadar sürecekmiş ki bu iş?

UMUT            –   Önümüzdeki yaz boyunca. Dönünce sınava sekiz ayım, belki de daha az

sürem kalacak…Kimbilir hepten konsantrasyonun kaybolacak…

ŞİLA              –   Yaaa senin konsantrasyonun kaybolur mu hiç!.…Babamın lafıyla yer

göğe ne kadar uzak! Sen bir yere hayırlısı ile kapağı atsan da şu

telefonlarda kalmaktan kurtulsak. Ama elektronik okumaktan vazgeçip başka bir şey okusam belki de çıkmazsın benimle.

UMUT            –   Şila sen neden sözediyorsun yahu? Okulu bırakacağına inanmamı

bekleme! Bırakırsan yerini bana verip vermeyeceklerini sorsan iyi

edersin. Gerçekten alemsin.

ŞİLA               –   Ne istediğimi bir bilebilsem.

MÜZİK

EFEKT           –   Kent gürültüsü. Otobüs, otomobil sesleri. Umut konuşurken azalır.

UMUT            –   (Telefonla konuşmaktadır) Dede indim indim, yoldayım. Bi dakka

sonra sendeyim herhalde. Yok sen gir bende anahtar var.

EFEKT           –   Köpek havlar. Hırlar.

UMUT            –   Cabbar! Cabbar, hop, dur (kahkaha atar) oğlum benim, benim…

EFEKT           –   Kapı anahtarla açılır. İçeri girilir. Kapı kapanır. Köpekten koklama,

karşılama sesleri. Fonda belli belirsiz televizyon haberleri, bölüm sonunda söner.

UMUT            –   N’aber Cabbar?! Al sana bir teklik kemik (Seslenir) Dede, banyoda

mısın? (çağırır)Dedeee!…

EFEKT           –   Duş sesi gürültüsü artar, söner. Kapı açılır, kapanır.

SÜREYYA    –   (sevecen ve titrek bir sesle) A merhaba evladım. Gel gel. Yemek yedin

mi?

UMUT            –   Yedim dede okulda yedim. N’aber dede? Sıhhatler olsun!

SÜREYYA    –   Sağol oğlum. Bugün Özgür Hanım aradı. Artık son çare dedi

herhalde…Hazırladığın ödevin harika olduğundan filan bahsederken. Lozan’a mutlaka senin gitmen lüzumundan bahsetti…

UMUT            –   (şaşkın) Lozan’a mı?

SÜREYYA    –  Mektup gelmiş. Mevzu Lozan Konferansı imiş. Senin İsmet Paşa

olmanı istiyor.

UMUT            –    (şaşkın) İsmet Paşa mı? İsmet İnönü mü?

SÜREYYA    –   Yaa. İsmet Paşa. İsmet İnönü. Ben İsmet Paşa’yı tanırdım bilir misin?

Genç bir siyasetçi iken tanıdım onu. (Aktarma tonunda) “Hadi canım sen de!”…

UMUT            –   “Hadi ordan sen de!”

SÜREYYA    –   Espriyi, İsmet Paşa’nın bu sevimli sözünü anlatır dururdum,

unutmamışsın evlat. (İki saniye duraksar)

SÜREYYA    –   Lozan’a gitmeni arzu ediyorum oğlum. Böyle fırsat kaçmaz. İsmet

Paşa’nın tecrübelerini, onun  tavrını bire bir yaşayacaksın.

UMUT            –   Peki ya annemler? Üniversite sınavı?

SÜREYYA    –  Birinci Dünya Savaşı adı verilen savaşta Almanların yanında savaşa

giren Osmanlı Devleti yenilmiş ve savaş sonunda kazanan devletler her iki ülkenin de başına çorap örmek için harekete geçmişlerdi. Bu çorabı Paris Konferansı’nda ördüler. Adı da Sevr’dir! (üç saniye duraksar)

SÜREYYA    –   Umut, bu adamlar da üniversite okudu. Harp Akademilerini bitirdiler.

O kadar meşakkat. Ama onlarda üniversite sınav binincisi olmaktan

fazla bir şeyler vardı. Sana bir fırsat.

UMUT            –   Ben siyasetle ilgilenmem ki dede!

SÜREYYA    –   Sen siyasetle ilgilenmezsen o seninle bir gün ilgilenir! (Birkaç saniye

duraksar)

SÜREYYA    –  Sevr’in sonunda kabul edilen ve Anadolu’yu paramparça etmeyi

hedefleyen anlaşma hiç uygulanmadı. Sevr Fransa’da, Paris’de yavrum. Orada, Anadolu’yu paramparça etme planları yapıldı. Sevr uygulansa idi, bugün çok farklı yaşardık. Kimbilir belki de hiç yaşamazdık (Süreyya Bey iç çekerek konuşmasını sürdürür). Ağustos 1920’de imzalanan bu anlaşma dörtyüzden fazla maddeyi ihtiva ediyordu, bilir misin? Bir tarafta İngiltere, Fransa, İtalya, öte tarafta İstanbul hükümeti. Tabii imzalayanlar arasında Japonya’dan tut da Belçika, Yunanistan, Romanya, Sırp, Hırvat, Sloven Krallıkları, Ermenistan, Polonya, Portekiz, Çekoslovakya bile vardı.

UMUT            –  (şaşkın) Dede bunların ne alakası var şimdi!

SÜREYYA    –  23 Nisan 1920 ile 10 Ağustos 1920 arasında üç aydan fazla bir zaman var. Yani padişahın imzaladığı Sevres ulusal irade için zaten geçersizdi. Meclis yetkilerini büyük bir kıskançlıkla kullanmıştır. Ben mecliste iken kütüphanede farklı bir tutanak düzeni arzu etmiştim. Eski tutanaklarla yenileri yanyana koymalı diye. Bizde kütüphaneyi kullanan azdır. Sabah altıda açtırdığım bile olurdu. Hey gidi günler! Lozan çıkmaza girdiğinde bile Mustafa Kemal meclisi lağvetmeyi tahayyül etmemiştir…İki Türkiye….Biri Osmanlı padişahı ve onun memurları, diğeri cumhuriyet ve hürriyet mücadelesi veren Mustafa Kemal ve arkadaşları. Sevr’i, dedim ya, Osmanlılar imzalamış!

UMUT            –   Dede bir soru sorduk ya, bir de yanıtını alabilsek izninizle!

SÜREYYA    –   Tabii Osmanlı Devleti diye bir şey kalmış mı ki, milletin meclisi dururken! Millet Meclisi’ni arkasına alan Türk ulusu kurtuluş mücadelesine devam ettirmiştir…Ama adamların hesapları başka…Sevr, ölü doğan bir antlaşma oldu. Türkiye’yi parçalayan ve Türk Ulusu’nun bağımsızlığını yok edip kölelik durumuna düşüren bu antlaşma, milletin meclisinin dirayet ve inancını arttırmıştır. Bu antlaşmanın Anadolu’da Ulusal Mücadele İradesi’ne kabul ettirilmesi imkanı yoktu. Ama adamların hesapları Lozan’a kadar aynı kaldı…

UMUT            –   Dede dalga mı geçiyorsun yaa! Sen Mustafa Kemal’in meclisinde

değildin ya!

SÜREYYA    –   Oğlum meclis hep aynı meclis. 1920’den beri TBMM.  Lozan’a

gideceksen bazı tarihi gerçekleri tekrar etmelisin…! Lozan

simulasyonu…Vallahi müthiş bir proje bence! Müthiş bir münazara!

MÜZİK

İKİNCİ BÖLÜM

Birinci Bölümün Özeti: Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Ailesi sınavda ondan çok şey beklemektedir. Umut baskı altındadır. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir. Katılımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitimdir. Üniversite sınavlarını kazanarak iyi bir üniversitede mühendislik okumak isteyen Umut kararsızdır. Sekiz ay kadar sürecek projenin üniversite hazırlığını, dersane programını böleceği kanısındadır. Zaten tarih vb. konulara pek ilgisi yoktur.  Anne ve babasının tamamen aksi fikirde olmasına karşın eski bir siyasetçi olan dedesi Süreyya Bey ve elektronik mühendisliği öğrenimini bırakmak isteyen kız arkadaşı Şila Umut’un bu projeye katılmasını istemektedirler.

Umut

Umut’un Öğretmeni Özgür Hanım

Umut’un Dedesi Süreyya Bey

MÜZİK

UMUT            –   (ekolu) Dedemden aldığım haber beni çok heyecanlandırmıştı. Tarihi

Lozan Konferansı’nın simulasyonunu yapacağız. Bu çok önemli bir şey. Annemlerin yaygarasına rağmen, belki de, biraz da sırf onlar karşı çıkıyor diye Lozan’a gitmeye karar verdim. Bilemiyorum, karar verdim demek kolay. Aslında bilmiyordum, gerçekten garip bir durumla karşı karşıyaydım. Hayatımda ilk kez yurt dışına çıkacak ve ilk kez hiç anlamadığım bir konu üzerinde kafa yoracaktım.

EFEKT                Arka planda zil efekti ve öğrenci uğultusu

EFEKT                Teneffüs uğultusu arka planda sürer…

UMUT            –   Hocam New York’dan beklenen mektup gelmiş galiba…

ÖZGÜR          –  Umut, bu yazıyı iyice oku. Bu yaz tatilini Lozan’a geçireceksin. Tarihi

Lozan Konferansı’nın yapıldığı yerde ve o konferansa katılan tarihi kahramanlarımızdan biri olarak, onların kaldığı yerlerde kalarak. Yaza kadar tam beş ayımız var. Bu süre zarfında Türk Kurtuluş Savaşı’nı ve tabii Lozan Konferansı’nı iyice öğrenmen gerekiyor. Öyle basit bir iş değil. Dışişleri Kütüphanesi ile konuştum. Yararlanabileceksin…Haftaya Ankara’ya gidilecek. Orada toplarsın kaynakları. Türkiye’nin diğer okullarından katılacak öğrencilerle tanışacağız.  Tanışmadan sonraki bir ay senin için çok zorlu geçecek. Rol dağıtımı için yazılı ve sözlü sınav olacak bir ay sonra. Türk Tarih Kurumu’ndan uzmanlar da katılacak.”

UMUT            –   Türk Tarih Kurumu mu?

ÖZGÜR          –   Evet Umut. Türk Tarih Kurumu. Hadi sen şimdi eve git. Annenlerle

konuş, rahatla biraz. heyecanın geçsin. Bir ara tekrarlarız seninle bu konuları. Hadi bakalım… Hadi ne duruyorsun!”

UMUT            –   Hocam ben tam kararımı vermedim ki!

ÖZGÜR          –   Seni tanıyorsam, ortabirden beri okuttuğum çocuğu tanıyorsam

yanılmam.

UMUT            –  Konferansa katılanlara rol dağıtımı için neden sınav yapılacağını

anlamadım.

ÖZGÜR            Çoğu kişinin arayıp da bulamadığı bir fırsat bu. Sen İsmet Paşa görevini

iyi yaparsın.

EFEKT               (teneffüs uğultusu azalarak sona erer)

MÜZİK

EFEKT                (Fonda sokak gürültüsü, yaklaştıkça azalır. Umut eve girdiğinde söner)

UMUT            –  (ekolu) Lozan’a kimlerin gittiğini bile bilmiyorum aslında tam olarak. İyi ki Özgür Hoca bir şey sormadı. Benim cehaletimi bilse anında vazgeçerdi beni tavsiyeden. Oraya kimlerin gittiğini ve tam olarak ne yaptıklarını öğrenmeliyim. Atatürk gitmiş miydi Lozan’a? O mu gitti acaba?

EFEKT                Kapı zili çalar. Köpek Cabbar’ın havlaması. Kapı açılması.

SÜREYYA    –   Ne o Umut Bey…Hangi rüzgar attı Sizi buraya gene bakalım beyefendi

bu saatte, okuldan mı kaçtın yoksa? Dersanen yok mu senin? Eve neden gitmedin?

UMUT            –   Evde yoklar ki nerde annemler?

SÜREYYA    –   Yeni galeri için yer bakmaya gittiler.

UMUT            –   Sen niye gitmedin dede?

SÜREYYA    –   Oğlum benim sözümü dinliyorlar mı? Show room filan…Ne gerek var.

Fazla açılmayın diyorum ya! Dersanen yok mu senin yahu?

UMUT            –   (Bezgin bir sesle) Dersaneye ara vereceğim dede.

SÜREYYA    –   O niye o?

UMUT            –   Lozan Projesine katılmak için…

SÜREYYA    –   Karar verdin demek! Bu işi annenlere nasıl anlatacaksın? Senin Lozan’a

Türk milletinin hakimiyetini savunmaya gittiğine inanmaları zor.

Üniversite hazırlığından bezdiğini ve üzerindeki yükten kurtulmaya çalıştığını sanacaklar!

SÜREYYA    –   (Güleç bir ifade ile) Ne dikiliyorsun oğlum kapıda?!. Girsene sen

bakayım önce içeri… Eşikte ne bekliyorsun!… Çıkar şu üstündekileri… Ellerini yüzünü yıka. Yemek yedin mi sen? Ver şu çantayı…Aman Yarabbi… Sen bu çantayı hergün taşıyor musun evladım?!..Lozan Heyeti bile senin kadar yük taşımamıştır oraya giderken! Rıza Nur bir bavulla gittiğini anlatır! Sandviç yapayım, dur sana. Koş hadi, koş da ben işimi bitirmeden ellerini  yüzünü yıka, üstünü başını değiştir…

MÜZİK

UMUT            –   (Sandviç yer ve ilk anda ağzı dolu bir biçimde konuşur) Dede o kitap

ne?

SÜREYYA    –  Bu kitabı okumanı tavsiye ederim. Fakat dili biraz ağır. Ama ondan önce Sana küçük bir imtihan hazırladım. Daha doğrusu bir yazı. Bu yazının ne anlama geldiğini intibak edersen, doğrusu bunu içinde hissedersen İsmet Paşa olma imtihanını verdin demektir.

UMUT            – (şaşkınlıkla ve hızlı hızlı soluk alıp vererek tekleye tekleye sorar) Dede

sen de kaçtığımı mı düşünüyorsun? Kaçıyor muyum sence üniversite

sınavından?

SÜREYYA      – (Dalgın hülyalı ses tonu ile) Baban delikanlı iken hep zıddıma

hareket tarzı benimsemişti. Siyaset yaparken çok ihmal ettim onu.

Okumayı sevmeyen bir çocuk oldu. Yani ben ne kadar düşkünsem, O o

kadar ilgisiz oldu. Hırslıdır baban. Fakat siyasetin nankörlüğünü gördü. Darbeden sonra parti kapatılınca ben siyasete küstüm. Çok sıkıntı çektik. Gençti, etkilendi. Neticede delikanlılığında iyi zamanımı göremedi. Gitti iyi para kazandı. Oğlum senin okuluna kazanç mı yeter! Gerçekten iyi para. Senin matematik zekan olması onun için kıvanç. Sıkıntı yaratmayacak, dünyanın her yerinde ekmek garanti edecek mesleğin olsun istiyor. Emekleri boşa gitmesin istiyor…

UMUT            –   Ama o babam, ben değil. Ben sordum da, ben, neden şey…Yani,

kaçtığımı mı düşünüyorsun?

SÜREYYA    –   Neden kaçacakmışsın?

UMUT            –   Üniversite hazırlığından, sınavlardan, dersanelerden…

SÜREYYA    –   Evladım Lozan’a hazırlanmak daha kolay iş mi zannediyorsun

sen!…Gel gör ki babanlar bunu anlamayacak. Kaçıyorsun zannedecek.

Gerçekten kaçıyorsan Lozan’da da başarılı olamazsın. O zaman kaçma

derim. Özgür Hanım’la konuştum bugün. Mektuptan bahsetti. Sana

vermiş, getirdin mi?

UMUT            –   Zaten gösterecektim dede. İşte bak.

SÜREYYA     – Şu gözlüğümü bir bul bakayım…Ne şaşkınım ben… bak masada. Uzat

şunu bana. Tamaam. Eveet. (Mektubu evirir çevirir, kağıt hışırtısı, Süreyya Bey öksürür)

DIŞ SES         –   (Ekolu) Tarihe özel ilgi ve yetenekleri gözönünde tutularak

okullarınızdan seçtiğiniz öğrencileriniz, rehberleri ile birlikte Birleşmiş Milletler UNICEF Kuruluşu’nun davetlisi olarak Lozan’a seyahat edecekler ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Lozan tarihi konferansını İngiltere, Fransa, Rusya ve Yunanistan’dan gelen diğer temsilcilerle ve katılacak diğer tarihi şahsiyet ve ilgili kimseleri canlandıracak gençlerle birlikte bahar sonunda kendilerine bildirilecek tarihten itibaren Lozan’da canlandıracaklardır. Bir ay içinde rollerin dağıtılıp yürütme komitesine bildirilmesi ve Lozan Konferansı içeriği olarak belirlenen kitapçıkta yazan hususlara bir itirazınızın olup olmadığını belirtmenizi, sanal konferans uygulama yöntemini aday öğrencilere etraflıca belletmenizi yürütme komitesi adına rica eder iyi hazırlıklar  dileğimizin kabulü temennimizi bildiririz.

SÜREYYA    –   Mektubu okudun mu Umut?

UMUT            –   Okumaz mıyım dede! Tabii okudum. Ama bu iş de beni korkutmaya

başladı!

SÜREYYA    –   Nedenmiş o?! Neden korkacakmışsın ki…Ama doğrusu, Lord

Curzon’dan kim olsa korkar?

UMUT            –   Dede ben daha Lozan’ın haritadaki yerini bile bulamam. Tarihte hiç de

parlak değilim. Özgür Hoca’nın neden benim üstümde durduğundan

emin değilim. İki üç dönem ödevi beğendi diye…

SÜREYYA    –   İyi haritalar edinmen gerek. Lozan’da çok toprak kaybedersin yoksa.

Kapitülasyonları da muhafaza eder dönersin!

UMUT            –   Toplantı esnasında elimizde başvuracak bir kaynak

olmayacakmış…Yani olacakmış da biraz, öyle konuşurken filan

kitaplardan aynen okumak,    önceden hazırlanan şeylerden aktarmak yokmuş…

SÜREYYA     –  Olur mu evladım! İsmet Paşa bile tetkik edeyim önce, sonra konuşalım derdi… Ama Ankara ile görüşmenize izin var herhalde! Yalnız bilmem hangi dilde konuşacaksınız…

UMUT            –   Lozan’a tam olarak kimler gitti dede? Ve ben neden İsmet Paşa olacakmışım? Başka biri olsam daha iyi olur bence ama tam olarak kim olmam gerektiğini    bilmiyorum.

SÜREYYA    –   Lozan heyetinde İsmet Paşa, Rıza Nur Bey ve Hasan Saka vardı.

Onlarca danışman, içlerinde Celal Bayar var, Münir Ertegün var,

gazeteciler vs. Senin okulun ikinci müdürü bile vardı tercüman olarak.

UMUT             – En iyisi İsmet Paşa olmaya uğraşmak.

SÜREYYA        (bir kahkaha atar)

UMUT            –   Dede bana yardım etmelisin!

SÜREYYA    –   Nedenmiş o? Karşılığında ne alacağım? Babanın hayıflanmalarını mı

dinleyeceğim? “Müsebbibi sensin, çocuğun kanına girdin” diye!

UMUT            –   Senin dede olarak işin bu! Tarihi öğrenmem için çaba göstermen

gerekmez mi? Dede bence bu işten çıkayım ben. Ben bunu beceremem.

Ama, ama Atatürk olabilirim….Evet en iyisi Atatürk olmak. Hem onun

hakkında çok şey bilirim…

SÜREYYA    –   Atatürk olmak daha mı kolay sanıyorsun sen! Ama Atatürk Lozan’a

gitmedi ki, Ankara’da kaldı…Öyle her seferinde devlet başkanları mı

gider sanıyorsun sen konferanslara. Müzakereciler gider!

UMUT            –   Niye ki, bazen devlet başkanları da gider…

SÜREYYA     – Herşeyi bana sorma. Al şunu bakalım oku. Ne anladığını anlat bana! Hadi durma…Yüksek sesle…

UMUT            –  Yardım edeceksin yani?

SÜREYYA    –   Evet ama kaytardığını görürsem bozuşuruz. Hadi ama tut şu kağıdı ve

yüksek sesle oku…”

(Sessizlik)

UMUT            –  (titrek ve çekingen bir sesle dedesinin verdiği kağıdı tekleyerek ve

heyecanlı  okumaya başlar)

Sevr Antlaşması’na göre Osmanlı Devleti, İstanbul ve çevresi ile Anadolu’da kü, küçük bir toprak parçasından ibaret olacak, fakat Osmanlılar, antlaşma hükümlerine uymazlarsa, İstanbul da ellerinden alınacak. Bo, Boğazlar, savaş zamanında bile bütün devletlerin gemilerine açık bulundurulacak ve özel bir bayrağı ve bütçesi olan bir Avrupa komisyonu tarafından kontrol edilecek (öksürür).

SÜREYYA    –   Sevr deyince ne aklına gelir?

UMUT            –   Dede aşkolsun yani! O kadar da cahil değiliz herhalde.  Ülke

parçalanacak ve içinde birkaç tane devlet olacak. Boğazlar yolgeçen

hanına dönecek…Asker olmayacak. Paramız olmayacak ve kimseden para istemek yok. Borçlar, borç, imtiyazlar imtiyaz, Musul gitti, adalar çoktan gitti…Yabancı seri cinayet işlese olur böyle vakalar Türk polisi yakalar değil, yakalayamaz… Bildiğimiz şeyler işte…

SÜREYYA    –  Hangileri imiş bildiğin o şeyler?

UMUT            –  Bir sürü şey. Sevr’i bilmeyen mi var? Özgür Hoca canımızı çıkardı Sevr

diye diye…

SÜREYYA    –  O zaman bilmen lazım ki Lozan’da bu antlaşmanın kaç maddesini iptal

ettirirsen o kadar kârdır.

UMUT            –   Lozan’da bunların hepsi iptal olmuş mu ki?

SÜREYYA    –   Hepsi değil ama önemli olan bir çoğu, önemli olan bir çoğu…

Evladım…Şimdi Sevr’deki hükümleri olumsuz yap bakalım, Osmanlı Devleti’nin adını da Türkiye Cumhuriyeti olarak değiştir, hadi bakalım, hadi yapabilecek  misin?

UMUT            –   Nasıl?

SÜREYYA    –   Canım cümleleri olumsuz yapacaksın! Bak şöyle, ver bakayım şu kağıdı, eeeveeeet, evet… Türkiye Cumhuriyeti Devleti, İstanbul ve çevresi ile Anadolu’da küçük bir toprak parçasından ibaret olmayacak, fakat Türkiye, antlaşma hükümlerine uymazlarsa, İstanbul da ellerinden alınmayacak. Boğazlar, savaş zamanında bile bütün devletlerin gemilerine açık bulundurulmayacak ve özel bir bayrağı ve bütçesi olan bir Avrupa komisyonu tarafından kontrol edilmeyecek…

UMUT            –   (gülerek) Anladım, anladım dede…tamam, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Japonlardan kurulacak bir komisyonun adli kapitülasyonların yerine geçmek üzere koyacağı bir usulü Türkiye Cumhuriyeti Devleti kabul etmeyecekler filan…

SÜREYYA    –   (gürültülü bir kahkaha atar) Sen böyle filan falan deyip durursan itilaf

devletleri çiğ çiğ yer seni alimallah.  Ama dikkat et. Hepsi de olumsuz olmaz. İzmir bizim tabii. Her kalesinde de Türk bayrağı dalgalanmalı…Ama Mısır’da da bir hakkımız kalmadı…Akdenizdeki adalar kaldı (iki saniye duraksar). Sevr’i bilmeden Lozan’a gidemezsin Umut…Hatta tüm Osmanlı tarihini, kapitülasyonları, Birinci Dünya Savaşı’nı, Londra Konferansı’nı, Mudanya Mütarekesi’ni, ötesini berisini iyice bellemen lazım. Musul ne oldu?

UMUT            –   Ne olacak, hala işgal altında olduğuna göre mesele askıda!  (üç saniye

duraksar)

UMUT            –   Dede, sence tarih  tekrar eder mi?

SÜREYYA    –   Tekerrür eder mi diyeceksin!

UMUT            –   Yani her milletin hep öyle kalacak milli davaları ya da çıkarları var

mıdır? Yoksa bunlar değişebilir mi?

SÜREYYA    –   Bilmem ama bilmek isterdim. Bilsek bugün atacağımız adımları bile iyi

tartabilirdik.

MÜZİK

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Geçen Bölümlerin Özeti: Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Ailesi sınavda ondan çok şey beklemektedir. Umut baskı altındadır. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir. Katilımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitimdir. Üniversite sınavlarını kazanarak iyi bir üniversitede mühendislik okumak isteyen Umut önce kararsız kalmıştır. Sekiz ay kadar sürecek projenin üniversite hazırlığını, dersane programını böleceği kanısındadır. Zaten tarih vb. konulara pek ilgisi yoktur.  Anne ve babasının tamamen aksi fikirde olmasına karşın eski bir siyasetçi olan dedesi Süreyya Bey ve elektronik mühendisliği öğrenimini bırakmak isteyen kız arkadaşı Şila Umut’un bu projeye katılmasını istemektedirler.  Sonunda kararını verir. Lozan projesine katılacaktır. Ancak İsmet İnönü olabilmek için seçme sınavlarını kazanması gerekmektedir. Dedesi Süreyya Bey onun bu fikrini destekler ve ona projeye hazırlanmasında yardım eder. Umut, Lozan’da kendisinden beklenen görevi iyi yapabilmek için Osmanlı tarihini, Sevr Antlaşması’nı, Mudanya Konferansı’nı iyi bilmesi gerektiğini anlamıştır.

Birinci Sahne

Umut

Özgür Hoca

UMUT            –   (ekolu) Dedemin verdiği metni okuduktan ve onunla Sevr antlaşması

üzerine uzun uzadıya konuştuktan ve anlattıklarını dinledikten sonra işimin çok zor olduğunu düşünmeye başlamıştım… Özgür Hoca’dan bana daha çok yardım etmesini istedim. Bana günde bir saat ders vermeyi teklif etti. Bir iki saat de dedemle ile konuşuyor, böylece günde üç saatimi Lozan’a veriyordum. Takip eden günlerde Lozan kenti hakkında bilgi edindim, Özgür Hocanın verdiği haritalara, internete baktım…Lozan Konferansı’na katılan devletlerin ve bu devletler adına tartışmaları yürüten kişilerin isimlerini öğrendim ve bu iş için hazırladığım dosyama bu kimseler hakkında özet bilgiler yazdım. Millet meclisini temsil edenler İsmet Paşa, Hasan Bey ve Rıza Nur’du. Çok sayıda danışman da götürmüşler yanlarında.

UMUT            –   Özgür Hocam Lozan toplantıları çok uzun sürmüş….Biz, biz de o kadar

kalacak mıyız orada?

ÖZGÜR          –  Canım olur mu öyle şey! Kısaltılmış olarak, bir yazda bitireceksiniz. Ya

da anlaşamadan bırakacaksınız. Lozan Konferansı ne zaman başladı?

UMUT            –   11 Kasım galiba…

ÖZGÜR          –   11 Kasım ne? 11 Kasım mı 20 Kasım mı?

UMUT            –   1922 Hocam. Yani Kasımın tam ne zamanı öğreneceğim.

ÖZGÜR          –   Türk heyeti yola çıktı…Ne ile?

UMUT            –   Eeeh, trenle…

ÖZGÜR          –   Aferin…Ama siz yazın gidiyorsunuz ve uçakla gideceksiniz. Yaz

sonunda konferans  bitmiş, barış sağlanmış olmalı…Bu senin elinde.

İngiliz grubun çok kuvvetli olduğunu söylediler. İçlerinde bir çocuk varmış ki oğlan şıp demiş Lord Curzon’un burnundan düşmüş…Lozan ne işe yaramış Umut? Dur şöyle sorayım… Lozan imzalanmasa ne eksik kalırmış?

UMUT            –   Lozan’ın 1919 yılında Atatürk’ün Samsun’a ayak basması ile başlayan

Türk Kurtuluş Savaşı’na son noktayı koyan ve Türkiye

Cumhuriyeti’nin dışa karşı bağımsızlığını güvence altına alan bir uluslararası antlaşma…Olmasa Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devlet olarak tanınamazmış….Bir de her öğün bulgur pilavı yemek zorunda kalırmışız?

ÖZGÜR          –  O niye o?

UMUT            –   Mat’çı Mr. Hayriyeson’un lafı…Üniversiteyi kazanamazsanız artık

lisenin bulgur günlerinin müdavimi olursunuz der durur…Lozan olmasa bugünkü sınırlar belli olmazdı Hocam ve Meriç sakin akmazdı!

ÖZGÜR          –   Başka?

UMUT            –  Yunanistan’ la aramızdaki sorunlar  içinden çıkılmaz bir hal alırdı,

yeniden savaş patlak verirdi. Şey… Boğazlar ve İstanbul’u geri

alamazdık Lozan olmasa…Bu çok kötü  olurdu işte! Ben dersaneyi bırakıp Lozan’a gitmezdim şimdi!

ÖZGÜR          –   Kararından pişmanlık mı duyuyorsun?

UMUT                 (sıkıntılı bir ses tonu ile) Öfff…Bir sıkıntıdan kurtuldum

derken…Acaba ben kim olacağım? Kim olduğumu bir bilebilsem ona

göre çalışabilirdim Hocam… Konferanstan kaçanı cezalandırmıyorlar herhalde. Son anda vazgeçebilirim!

ÖZGÜR          –   Bir haftamız var. Sonra diğer okullardan öğrencilerle buluşacaksın.

Sizleri sınava tabii tutacağız, biliyorsun. Hazır mısın buna?

UMUT            –   Hazır olmazsam Mustafa Kemal beni çiğ çiğ yemez mi?

MÜZİK

İkinci Sahne

Umut

Özgür Hoca

UMUT            –   Özgür Hocam şuna bakar mısınız? Bir mail geldi. Mesajda

Mussolini hazretlerinin teklif ettiğinin tersine İtalya’ya değil, İsviçre’ye, Lozan’a buyurmamız söyleniyor. Altında Fransa temsilcisi Poincare namına Georges Riceur imzası var…Bu tip de kim Allahın aşkına? ‘İsviçre’nin Lozan kentindeki toplantımıza Osmanlı Devleti ile birlikte katılmanızı arzu ederiz, İzzet Paşa Hazretleri’ne çağrı yapılmıştır’ diyor. Osmanlı Devleti mi? Üstüne bi de flaminyon soslu Konstantinopolis verseydik canım, nasıl olurdu!  (Üç saniye duraksar)

UMUT            –   Bu mektuba cevabı kim verecek? Biraz erken gelmemiş mi Hocam bu?

İzzet Paşa şimdiden belli mi ki?

ÖZGÜR          –   Mektup erken gelmiş. Sınav toplantısında tartışılacak konulardan biri,

bu mektuba cevap yaz. Ben de kontrol edeyim. Rolün kesinleşirse

yollarız.

UMUT            –   Ama bana niye yollamışlar ki?

ÖZGÜR          –   Bilmem. Ben de anlamadım.

UMUT            –   Saçmalamışlar bence. İzzet Paşa mı? Havanızı alırsınız yazacağım!

ÖZGÜR          –   Daha diplomatik bir üslup kullanmanı tavsiye ederim. Muadil Lord

Curzon, Eton’da okuyormuş…Poincare de Sorbonne’a kabul edilmek üzereymiş!

UMUT            –   Hava alması bilmiyorlar mı yani!

MÜZİK

Üçüncü Sahne

Umut

Özgür Hoca

Başar

Sözlü Sınav Komisyonu

ÖZGÜR          –   (anfiden ilan tonunda, mikrofon sesi, fonda anfide bulunan öğrencilerin

uğultusu, uğultu ikinci cümleden sonra azalır ve kesilir) Arkadaşlar. Lozan projesi hazırlık toplantısı ve sınavlara hoş geldiniz. Projeyi biliyorsunuz. Bu toplantının amacı sorularınıza yanıt vermek, sonra sınavları uygulamak. Hazırlık çalışmalarını yürütmek. Sonraki toplantılar için çalışma ilkelerini belirlemek. Üniversite sınavlarına hazırlandığınız şu günlerde bu yoğun çalışmalar sizlere fazla gelebilir. Unutmamanız gereken nokta, projede başarılı olmanız halinde hepinizin en az bir sömestr Avrupa’da öğrenim görme hakkı kazanacağı. İstediğiniz okulda. Tabii burada üniversiteyi kazanmış olmak şartıyla. Çoğunuz zaten başarılısınız. Hırslısınız. Ama üniversite sınav hazırlıkları aksayacak. Bunu bilin ve eğer bundan hoşnut olmayacaksanız yol yakınken dönün. 100 kişilik ekibimizden on kişi Lozan’a gidecek. Bunlardan sadece biri İsmet Paşa, biri Rıza Nur ve biri de Hasan Saka olacak. Burada kalanlara da sırf katıldıkları için sürpriz burslar var!  Yarış çetin. Lozan daha da çetin olacak. Hepinize başarılar.

BAŞAR          –   (fısıltılı) Ben Rıza Nur olmak istedim abi. Yine de işim kolay değil!

Senin planın ne?

UMUT            –   (fısıltılı) Herhangi bir planım yok. Kimin hesabına yararlı olursam o

olur.

BAŞAR          –   (fısıltılı) Beyimiz ihtiyatlı. Aferin…Sen İsmet Paşa ol da tutmayın

beni…

ÖZGÜR          –   (anfiden ilan eder, mikrofon sesi) Lütfen üç sıra yapın. Arkadakiler

öndekilerin hizasında otursun.

BAŞAR          –  (fısıltılı) En iyilerimizin bile başı dertte olacak bence. İngiltere’den bir

çocuk  geliyormuş, topumuzu cebinden çıkarır diyorlar. Benim tarih bilgim fena sayılmaz ama dilim iyi değil be abi…

UMUT            –   (fısıltılı) Dille çok ilgili bir konu değil ki. Önemli olan tezleri iyi

savunabilmek.

BAŞAR          –   (fısıltılı) Olabilir ama sadece Lozan meselesi olmayacakmış konu.

Bugünün bakış açısından Lozan’a bakmamız istencekmiş. Sence bu kimin yararına? Onların mı bizim mi?

UMUT            –   (fısıltılı) Onlar sözü ile kimi kastediyorsun ki?

BAŞAR          –   (fısıltılı) Kimi olacak itilaf devletlerini!

ÖZGÜR          –   (Anfiden ilan eder. Mikrofon  sesi) Sınav kağıtları dağıtılıyor. Lütfen

notlarınızı kaldırın ve sağınıza solunuza bakmayın. Konuşmaları keselim artık lütfen!

UMUT            –   (ekolu) Bu hava içinde sınava girdik. Sınavda hiç alışık olmadığım

türden sorular vardı. “İsmet Paşa olsaydınız, Lozan’a 11 Kasım 1922’de mi yoksa 20 Kasımda mı giderdiniz, neden?” sorusuna “ne kadar erken gidersem o kadar kardır” diye cevap verdim. Notlarımdan hatırladığım kadarı ile Lozan daveti gelmediği halde İsmet Paşa bence biraz da içerdeki şahinlerin baltalamasına fırsat vermemek için atik davranmış. Ama sorunun neden kısmını biraz politik ifade ettim. Bir an önce barış görüşmeleri başlasın isterim dedim. Sözlü daha zorlu oldu (Beş saniye duraksama).

SÖZLÜ           –   (sınav komisyonu edası ile ve mikrofondan). Umut Bey yazılı

sınavınınz oldukça başarılı. Umarız sözlüde de aynı sonucu alırsınız. Tercihiniz İsmet Paşayı oynamak öyle mi? Neden?

UMUT            –   Şey…Öğretmenim Özgür Hanım bana İsmet İnönü’yü önerdi. Ben de

İsmet İnönü’yü daha iyi okuyup daha iyi anlayınca onunla özdeşleşebileceğimi anladım.

SÖZLÜ           –   Lozan’a giden yolu ve alınan sonuçları iki cümlede özetler misiniz

Umut?

UMUT            –   Birinci Dünya Savaşı’nda mağlup olan Osmanlı Devleti’ne rağmen

Anadolu’nun işgaline karşı verilen Türk Kurtuluş Mücadelesi sonunda Misak’ı Milli hedefinin gerçekleştirilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı Devleti’ni tasfiye ile eşit varlığının kabulü.

SÖZLÜ           –   İsmet Paşa bu zamanda yaşayan bir çocuk olsaydı nasıl olurdu?

UMUT            –   Sanırım sessiz ama kararlı ve inatçı, kendi halinde fakat dost canlısı,

neşelendiğinde gözleri parlayan, aklına koyduğunu yapan bir çocuk

olurdu.

SÖZLÜ           –   Bugün çocuk olsa hangi oyunları oynardı mesela?

UMUT            –   Satrancı seven, hareketli ama ölçülü, boş zamanlarında bilmece

çözmeyi, bilgisayarında akıl oyunları oynamayı ve hepsinden çok

legoyu seven bir çocuk olurdu.

SÖZLÜ           –   Siz de bu oyunları sever misiniz?

UMUT            –   Şey…Ben satranç oynarım. Küçükken legoyu da severdim ama şimdi

daha çok kickbox ve hockey yapıyorum. Ama İsmet Paşa bugün yaşasa kesin kickbox öğrenirdi. Hockey de oynardı…

SÖZLÜ           –   Sınav komisyonundan kahkahalar yükselir…

SÖZLÜ           –   Lozan’da ilk önce hangi itilaf devleti ile sorunları halletmek gerek?

UMUT            –   İsmet İnönü İngilizlerle olan sorunları halletmeli diye düşünmüş,

Aslında İtalyanların Adalar ve Fransızların kapitülasyonlardan başka temel bir sorun çıkaracakları yokmuş. İngilizler başkalarının meseleleri üzerinden mutlaka kendi sorunlarına giden bir köprü kurabiliyorlar…

MÜZİK

BAŞAR          –   (Belli belirsiz insan sesleri, sıra kapakları kapanır, sesler müzik

başlayınca söner) Beni Rıza Nur seçtiler! Umut sen İsmet Paşa’sın.

Nasıl bildim ama, di mi? Gözünden tanırım ben! İşini biliyor bu komisyon. Bizim okuldan Emrah da Hasan Saka oldu. Kalan  yedi kişiden dördü danışman, biri tercüman, ikisi gazeteci olarak gelecek. Abi benim merak ettiğim şey neden Atatürk seçmedi bu adamlar.

UMUT            –   Bilmem ben de merak ediyorum.

BAŞAR          –   Sen İsmet Paşa’ya hiç mi hiç benzemiyorsun be. Boyun fazla uzun

senin.

UMUT            –   Evet boyum biraz uzundur.

BAŞAR          –   Can diye bir oğlan vardı bizim okuldan tanıştın mı?

UMUT            –   Hayır…

BAŞAR          –   Resmen çatladı İsmet Paşa olamayınca. Sen Hasan Saka ol demişler

krize girmiş. Ben istemiyorum demiş. Hocası yardımcı olmuş da bir

Rauf Orbay’lık ayarlamışlar. Türkiye’de kalıyor ama programdan çıkmadığı için yine de burs alma şansı var. Bence iyi oldu senin seçilmen. Sende İsmet Paşa gözü var abi…Ama bak Lozan’da yeme beni yoksa anılarımı farklı kaleme alırım. Aynen Rıza Nur havaları.

UMUT            –   (çok şaşkın) Türkiye’de kalanlar da burstan yararlanabiliyorlar mı?

BAŞAR          –   Herald yani oğlum…

UMUT            –   Benim Hocaya bir şey sormam gerekiyor. Memnun oldum Başar.

Havaya fazla girmesek iyi olur. Önemli olan tarihteki başarılar yanında

hatalardan da ders almak.

BAŞAR          –   Mesajı aldım! Görüşürüz Paşam, aman yağlı yeme Lozan’da bize

lazımsın! Savaş alanına çıktın ama bakalım hodri diplomasi meydanı

Paşam!

MÜZİK               (Beş saniye)

UMUT            –   (hiddetli) Özgür Hocam beni kandırdınız. Buradan da programa

katılmak mümkünmüş!

ÖZGÜR          –   Umut bu yeteneğinle burada mı kalmak istiyordun? Sözlüde müthiş göz

doldurdun! Senin şu ne düşündüğünü belli etmeme huyun var ya…

UMUT            –   Pekala Atatürk ya da Rauf Orbay olabilirdim!

ÖZGÜR          –   Sen Atatürk olmak ile Rauf Orbay olmanın seçime bağlı bir şey

olduğunu mu sanıyorsun? Ne isen olsun! Seni yıllardır tanıyorum.

Sen, İsmet Paşa’sın!

UMUT            –   Alacağınız olsun Hocam, ben bu iş için dersaneyi bıraktım!

ÖZGÜR          –   Yol yakınken programdan çık o zaman!

UMUT            –   Sporcu alışkanlığı Hocam, başladığım atağı yarım bırakmam!

MÜZİK

Dördüncü  Sahne

Umut

Umut’un Babası

Umut’un Annesi

Umut’un Dedesi Süreyya

EFEKT           –   Ev ortamı. Fonda Avrupa Birliği müzakere tarihi ile ilgili televizyon

haberleri. Masabaşı. Çatal bıçak sesleri. Yemek, tabak çanak sesleri, sürahiden su boşaltılır. Diyaloglar boyunca sürer.

UMUT            –   Anne şu ekmeği bir uzatsana…(Beş saniye geçer)

UMUT            –   Lozan’da İsmet Paşa olmaya hak kazandım.

BABASI         –   Bunu üniversite sınavında da hatırlarsın.

SÜREYYA    –   Oğlum senin derdin Umut’un sınavı değil…Sen ondan ayrılmaya

dayanamıyorsun.

ANNESİ         –   Alsana şunu öğlum! Ne ilgisi var babacığım. Bu maceralara daha sonra

atılsa olmaz mı?

UMUT            –   Anne! Lozan bir macera değil!

BABASI         –   Oğlum, 2005 yılında macera. Okursun öğrenirsin oğlum kitaptan ne

var?

SÜREYYA    –   Bu kadar basit düşünebilmenize şaşıyorum oğlum.  O zaman bu

adamlar da Lozan’da toplanmaz, mektupla iş hallederlerdi.

BABASI         –   Hem dünya değişti. Küreselleşti. Bugün Lozan’ın bile eskidiği

konuşuluyor, Türkiye Avrupa’ya girecek, sınırlar kalkacak.  Lozan’ı

şöyle bir öğrenirsin geçer gidersin…Hep o tarih Hocası olacak kadının suçu!

UMUT            –   Bana izin verecek misiniz, yoksa 18 yaşımı doldurana kadar birkaç ay

beklemem mi gerekecek?

BABASI         –   İstediğin yeri kazanamadıktan sonra bu işin bursundan da

yararlanamayacakmışsın ki, ya kazanamazsan? Ne olur sana söyleyeyim… Hem eğitimin hem bursun yanacak!

SÜREYYA    –   O sonraki iş…Benim torunum alnının akıyla bu işin üstesinden gelir.

BABASI         –   (Sesini iyice yükseltir) Sonraki iş mi? Üniversite sınavına bir sene var.

Bir sene uçar gider. Siz bu yaz Lozan’cılık oynarken millet eksiklerini kapatacak ve öne geçecek. Dört ay kaybın olacak ve ne olacak sonunda? İstediğin burslu bölüme girememekle kalmayıp ya kötü bir üniversiteye kalacaksın ya da ne olacak söyleyeyim benden üniversite ücretini ödememi isteyeceksin! Belki hiç kazanamayacaksın. Kendine fazla güvenme. Herkes bilgisayar mühendisi olmak, herkes yazılım mühendisi olmak istiyor bu memlekette. Treni kaçıracaksın!

UMUT            –   (öfkeli) Sizden üniversite parası marası istemeyeceğim! Treni de

kaçırmayacağım…

BABASI         –   Görürüz bakalım…

SÜREYYA    –   Oğlum sana bazı kitaplar aldım. Bir de Dışişleri Bakanlığı’nın Lozan

bibliyografyası var. O yayınları edinmelisin. Bu konularda çeşitli

fikirler olur. Zamanın şartlarını anlamadan ahkam kesmek kolaydır. Önemli olan o zamanı hissetmek, belgeleri incelemek. İyi anlamak, muhakeme etmek.

UMUT            –   O zamanı hissetmekten kastın ne büyükbaba?

SÜREYYA    –   İtilaf Devletleri Lozan’a bir günde giderken bizimkiler tam dört günde

hem de kar kışın soğuğunda yorgun argın ulaştılar. Onlar telgraflarını bir ülke üzerinden yollarken bizimkiler ya Fransızların işlettiği karadan Köstence’ye oradan da İstanbul’a uzanan Köstence Hattını, ya da İngilizlerin işlettiği Akdeniz üstünden Asya’ya ulaşan Doğu hattını kullanmak mecburiyetinde idi. İtilaf devletleri bu telgraflar için adamakıllı para talep etmiş, İngilizler de Doğu hattından gelenleri mahir uzmanları sayesinde deşifre edip satır satır okumuşlardır. Saatlerce süren gecikmeler vs. işte böyle şartlar. Suikast korkusu. O zaman kurye mi kullanabiliyorlardı? Nerdeee?! O zamanları hissetmek gerek!

BABASI         –   Tövbe Estağfirullah!

ANNESİ         –   (fısıltılı) Yani aşkolsun baba. Çocuğun kanına sen girdin gene!

UMUT            –   İzninizle benim Kerem diye bir arkadaşla randevum var. Anne eline

sağlık.

BABASI         –   Ne randevusu oğlum bu? Kerem de kim? Tanıyor muyuz?

UMUT            –   O Atatürk’ü canlandıracak da…Konuşmamız lazım…

BABASI         –   Kaptırmış gidiyor bu oğlan yahu! Ciddi bu yav!

ANNESİ         –   Akşama geç kalma oğlum sakın…

EFEKT           –   Kapı çarpılır. Umut çıkmıştır.

MÜZİK

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Geçen Bölümlerin Özeti: Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Ailesi sınavda ondan çok şey beklemektedir. Umut baskı altındadır. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir. Burs kazanarak iyi bir üniversitede mühendislik okumak isteyen Umut önce kararsız kalmıştır. Sekiz ay kadar sürecek projenin üniversite hazırlığını, dersane programını böleceği kanısındadır. Zaten tarih vb. konulara pek ilgisi yoktur.  Anne ve babasının tamamen aksi fikirde olmasına karşın eski bir siyasetçi olan dedesi Süreyya Bey ve elektronik mühendisliği öğrenimini bırakmak isteyen kız arkadaşı Şila Umut’un bu projeye katılmasını istemektedirler.  Sonunda kararını verir. Lozan projesine katılacaktır. Ancak İsmet İnönü olabilmek için seçme sınavlarını kazanması gerekmektedir. Katılımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitimdir. Dedesi Süreyya Bey onun bu fikrini destekler ve ona projeye hazırlanmasında yardım eder. Umut, Lozan’da kendisinden beklenen görevi iyi yapabilmek için Osmanlı tarihini, Sevr Antlaşması’nı, Mudanya Konferansı’nı iyi bilmesi gerektiğini anlamıştır. Umut sınavlarda başarılı olarak İsmet Paşa olmaya hak kazanır. Sınavda Rıza Nur’u canlandıracak arkadaşı Başar ile tanışır. Anne ve babası karşı olsa da öğretmeni Özgür Hanım ve dedesi Süreyya Bey’den destek alan Umut artık kararlıdır. Lozan simulasyonunda başarılı olmak istemektedir.

Birinci Sahne

Umut

Kerem

MÜZİK

EFEKT             Dört saniye sokak gürültüleri (Umut Kerem ile bir kafede buluşacaktır).

Gürültüler Umut kafeye girene kadar sürer, sonra söner ve yerini kafe içi seslerine bırakır)

UMUT            –   (ekolu, aklından geçenler) Evde resmen sinir harbi var. Ama bu beni

kararımdan döndürmeyecek artık. Kendimi bu işe verdiğimde görecek onlar da… oyun değil….görecekler! Bütün “Perde Arkası” kitaplarını okumalıyım. Dersaneden kurtulmak da rahatlattı hakkaten…Keyifle okurum artık. Hazırlık toplantılarına katılırım. Diğer delegelerle tanışırım.

EFEKT             Kafeye girer (fonda kafe sesleri, diyalog boyunca sürer)

UMUT              Sen Kerem’sin, değil mi? Karşıda oturduğunu söyledi Başar, daha önce

bilsem…Yani ta Kadıköy’den…

KEREM            (Umut’un sözünü keser) Yok yok… Bir işim vardı burda zaten…(üç

saniye duraksar)

KEREM          –   Buraya sık gelir misin?

UMUT            –   Yaa. Çayları iyi oluyor. Taze sıkılmışlar da çeşit çok…

KEREM          –   Çalışmaya başladın mı abi? Senin rolün çok büyük.

UMUT            –   Evet, evet. Yoğun, yoğun okuyorum anlayacağın…

KEREM          –   Herkes Komisyonun gözünü doldurmak için tarihi rollerini taklit

edecek. Ancak sen ve ben biliyoruz ki bu konferansta başarı kazanmamız bu rolleri sadece taklit etmekle olmaz!

UMUT            –   Ne düşünüyorsun?

KEREM          –   Bir şey içelim. Ben bir kahve söyledim.

UMUT            –   Bana da bir portakal suyu. Bakar mısınız? Bakar mısın? Bir taze

sıkılmış buraya, bir tane! Portakal, portakal!

KEREM          –   Proje kitabını ve talimatı ayrıntısı ile okudum. Lozan Konferansı

başlangıç koşulları aynı kalacakmış ancak taraflar tarihi kozları kısmen

de olsa bugünün perspektifinden değiştirmeye uğraşabilirlermiş.

UMUT            –   Ne demek oluyor şimdi bu?

KEREM          –   Lord Curzon namına Lozan’a gelecek Stewart Jones adında çocuk bana

bir E–mail yazdı. İyi bir anlaşma ile her koşulda kazan–kazan oyunu oynayabiliriz diyor. (Üç saniye duraksar)

KEREM          –   Bu herifin aklında başka şeyler var. Lozan’ı bir tarafa bırakıp işi

yeniden yazma maskaralığına çevirebilir. Farklı taleplerle göz doldurmak isteyebilir. Sürprizlere hazırlıklı olmalıyız.

UMUT            –   Sürekli mailleşelim, hatta chatleşelim. Ben Seninle, Özgür Hoca ve

dedem Süreyya Bey’le yazışacağım.

KEREM          –   Lütfen onların tavsiyelerini uygulamadan önce beni haberdar et. Benim

de ekibim var haliyle! Bir de bu işler belli olmaz. Şifre programı ayarla.

UMUT            –   Dedem bahsetti. Yani adamlar o telekulak işlerine Lozan’da da sardırırlar

mı?

KEREM          –   Yine de maillerimizi okumaya filan kalkabilirler. Kompetan bunlar…

Biliyorsun, Lozan’da İsmet Paşa bir Mustafa Kemal’i bir de hükümetin başı olarak Rauf Bey’i bilgilendirmek surumunda kalmıştır. Rauf Bey’i Can oynayacak. Bilmem tanıştın mı? Kanımca ikimiz biraz daha farklı yazışalım, çünkü Can oldukça fevri davranabiliyor.

UMUT            –   Bunu söylemişlerdi…

KEREM          –   Osmanlı Devleti’ni de çağıran e–maili reply’ladın mı?

UMUT            –   Evet, evet “havanızı alırsınız” dedim.

KEREM          –   Ne cevap yazdılar?

UMUT            –   Hiçbir cevap…

KEREM          –   Şimdiden numaralara başlamışlar.

UMUT            –   Ya Lozan’da bir de Osmanlı Devleti takımı çıkarsa oğlum ne yaparız?

KEREM          –   Merak etme! Merak etme. “Onlar burada kalırsa biz çeker gideriz” dersin. Mecburen tıpış tıpış dönerler. Hevesleri kursaklarında kalır. Ama önce saltanatı kaldırmak üzere şu geri kalanları bir toplayalım bakalım…UNICEF Projesi yönetimi,  yapılacak her gerekli harekete puan veriyormuş. Artık hiçbir şeyi verili kabul edemeyiz. Tarihi biz yazıyoruz.

UMUT            –          Tabii ya…Saltanatı kaldırıp gitmek gerek, değil mi?

KEREM          –          Kaldırmalı ve bizim gazetecilerin onlarınkine bir ajans geçmesini sağlamalıyız. Bunu yapmazsak işte o zaman Osmanlı Heyeti karşılar seni Lozan’da! Bu simulasyonda asla uygun bir noktayı açık bırakmamalıyız. Tarihimizi iyi okuyup satır aralarını kaçırmamalıyız!

UMUT            –   İnanılmaz bir çocuksun. Senin sınavın çok farklı ve zor olmuş, öyle mi?

Üniversite sınavında sosyal bilimler birincisi bu olur dedirtecek türden.

KEREM          –   Aziz kardeşim seni sevdim! Bu işi götürebilecek birine benziyorsun, şu

metne bir baksana, çalışma ilkeleri.

UMUT            –   Ben de aziz kardeşim lafını sevdim. Birbirimize iyi ısınmamız lazım…

KEREM          –   İkimiz oturtsak bu işi iyi olmaz mı? Konferans boyunca bana e–mail

yazsan ve Rauf Orbay olacak o çocukla da benden habersiz yazışmasan iyi olur.

UMUT            –   Can’ın bu kadar isteyip de İsmet Paşa olmayı başaramamasına üzüldüm

doğrusu. Aslına bakarsan ben bu işe girmeyi istemedim. Sınav hazırlığı

felan. Senin böyle sorunların yok galiba?

KEREM          –   Siyaset bilimi okumayı planlayan biri için iyi tecrübe. Bunları boşver

şimdi, Can’ı da…Sen gitmeden saltanatı kaldıralım da için rahat olsun.

Senin tecrüben var mı bilmem ama bu gibi projelerde her kafadan bir ses çıkar, millet birbirini yanıltır, kendilerini ön plana çıkarmak, rollerini aşmak isteyenler olur. Hatta taş koyanlar, sırf kendini tatmin için sorun çıkaranlar. İyi ya da kötü niyetle karşı tarafla işbirliği yapanlar.  Şimdiden Hocalardan talimat alırım deyip bizi es geçenler olacaktır. Buna izin vermezsek başarılı oluruz…Ben birkaç kız arkadaş olsun istedim takımda. Ona bile karşı çıktılar. İlle kendileri gidecek ya.

UMUT            –   Ne oldu peki? Ne dediler?

KEREM          –   Ne diyecekler, tarihe uymaz dediler. Gidenler hep erkekmiş falan filan.

Israr ettim, olmaz dedim. 21. yüzyılda Lozan’a gidecek gençler isek biz, aramızda kız olsun dedim…

UMUT            –   Kabul ettiler mi?

KEREM          –   Bir gazeteci ve bir danışman kız arkadaşlardan olacak…Bana kalsa

delegasyona da sokardım ama bunu bile kabul ettirmek zor oldu. Ama

gelenler çok girişken kızlar. Kök söktürecekler inşallah adamlara!

İkinci Sahne

Umut

Kerem

Umut’un Dedesi Süreyya

Başar

MÜZİK

EFEKT                       Arka planda belli belirsiz havaalanı sesleri, kalkış iniş ilanları, Umut’un uçağı kalkana kadar sürer

UMUT            –   (ekolu) Saltanatı kaldırmıştık. Lozan yoluna çıktık… Son toplantıda bir

eksik bırakmamak için tüm ekip canını dişine taktı…Ama Kerem haklıydı. İçimizde bağımsız davranma yeteneğine sahip olanlar gerçekten azdı ve işin başında bunun bir ekip çalışması olduğunu kavramaları güç oldu. Bir çoğu Hocaların güdümünde bir proje sanıyorlardı işi…Bağımsız davranmak onlar için çok zor olacaktı. Hazırlık döneminde, bazıları turistik gezmeye gideceğini sanıyor, kitap yüzü açmıyor, tartışmalara gelmiyorlardı. Toplantılarda öne çıkan topu topu beş altı kişi oldu. Türk Hava Yolları ile İstanbul’dan Lozan’a uçacak on kişilik ekibimizi yolcu etmeye kalabalık bir grup geldi. Ailelerimiz, Hocalarımız, siyasal bilgiler danışmanları, tarih kurumundan proje sorumluları, okul arkadaşlarımız, birkaç da gerçek gazeteci vardı. Proje şimdiden ilgi çeken bir haber olmuştu. Hazırlıklar döneminde gitgide yakınlaşıp neredeyse kan kardeş olduğumuz Kerem, parlak siyah bir takım giymiş, açık kumral saçları, masmavi gözleri ile Mustafa Kemal gibi ışıl ışıl parlıyordu. Herkes arasından seçilmek için özel bir çaba ile giyindiği anlaşılıyordu. Pasaport kontrolüne girmeden önce elime bir çanta verdi.

KEREM          –   Bu çantayı al. Hazırlıklar sırasında vermedim konular dağılmasın diye

ama içinde çok önemli bir dosya var. Dosyalardan biri çok yönlü bir

Lozan Dosyası yazılımı. Tutanakları bilgisayar yazılımı biçiminde düzenlemek aylar aldı.

UMUT            –   Yazılım mı?

KEREM          –   Eve yazılım. Bilgisayar programcısı ağabeyime ve şirketinden

arkadaşlarına hazırlattım. Kolay olmadı. Fotoğraflar her türlü belgeler var. Ben bu işlerden anlamam ama müzakerelerin böyle interaktif bir dosya ile yürütülmesi uygun olacak. Tartışmalarda cevap süren kısalır, göz doldurursun! Senin bilgisayarla aran çok iyiymiş. Bir mühendisin bu işe katılmasına sevindim. Projeye sadece bir tarihçi gibi bakma, şimdi mühendisliğe gidiyorsun, yolun açık olsun…

UMUT            –   Bu müthiş bir fikir! Yeni sorunlar çıkarsa hemen

başvurabilirim…Lozan’a hazırlıksız gittik desinler bakalım şimdi!

KEREM          –   İnsanlar tarihi kolay eleştirirler. Yapılanları unutup bardağı boş

tarafından görmek kolaydır. Ama şunu unutma abi. Hiçbir bilgisayar

haklı bir davayı cesurca ve kararlılıkla savunan tecrübeli bir kafanın  yerini tutamaz.

UMUT            –   İşte şimdi Mustafa Kemal gibi konuştun!

MÜZİK (Canlı, kararlı)

SÜREYYA    –   Hoşçakal benim akıllı torunum. Başarılar. Bir karış toprağı kaptırayım

deme yoksa külahları değişiriz! (Beş saniye geçer)

EFEKT                Uçak kalkış sesi (Üç dört saniye sonra inene dek fonda uçak içi)

BAŞAR          –   Ne yapıyorsun?

UMUT            –   Notlarımı gözden geçiriyorum. Kurtuluş Savaşı’nı biz kazandık ama

itilaf devletleri Lozan’da bize hala Birinci Dünya Savaşı’nın mağlubu bir müstemleke muamelesi çekecekler!…Evet…Mustafa Kemal, ben, Kazım Karabekir, Fevzi Paşa, Refet Paşa, Ali Fuat Paşa, Rauf Bey ve Türk ulusu. 9 Eylül 1922’de İzmir’e biz girdik ve kenti Yunanlıların elinden aldık. Son nokta!

BAŞAR          –   Mustafa Kemal sen? Biz ne oluyoruz? Venizelos, Lozan’da bir oraya

bir buraya koşacak, kendilerini kullanan İngilizlere veryansın edecek sonunda geleceğin bizimle dostlukta olduğunu görecek. Yemezler. Sahi çözdük mü biz bu oğlanı? Yani Venizelos kim olacak?

UMUT            –   Stephanos Kiriakaki diye biriymiş. Girit’li.

BAŞAR          –   Ben anlamıyorum. Sen niye Malatyalı değilsin o zaman?

UMUT            –   Canım Girit’li olması tesadüftür.

BAŞAR          –   Nedense her şey tesadüf bu projede.

EFEKT           Uçak iniş sesi. (Üç dört saniye)

EFEKT           (Fonda belli belirsiz havaalanı sesleri, üçüncü sahneye dek sürer ve tedrici olarak söner)

MÜZİK          Bir Fransız şarkısı (üç saniye sonar belli belirsiz fona geçer ve sahne sonunda söner)

BAŞAR          –   Abi hava ne güzel. Allah vere de Allahın günü konferans olmasa.

Gezsek biraz. Valla ben planımı yaptım abi. Avrupa’yı şöyle bir

gezeceğim. Fransa’da olsaydı ya şu iş. Daha iyi olmaz mıydı?! Sahi yahu, Senin Fransızcan var mı?

UMUT            –   Benim İngilizcem, Fransızcam var.

BAŞAR          –   Süper! İsmet Paşa bu kadar dil biliyor muydu abi?

UMUT            –   Ama Türkçenin de konferans dili olmasına uğraşmalıyız.

BAŞAR          –   Kabul etmez bu adamlar oğlum. Güvendikleri simultane tercümanı

nereden bulacaklar?

UMUT            –   Bulsunlar, eskisi gibi değil. Bir sürü profesyonelleri var şimdi. Yirmili

yıllarda değiliz ya…Pardon…Benim şurdan bir telefon açmam gerekiyor.

EFEKT                Telefon tuşu çevirme sesleri

BAŞAR          –   Cebin de parlıyor helal olsun. MMS’li mi abi?

UMUT            –   Dedem hediye etti gelmeden. (Bu arada  Kerem’in telefonunu

çevirmiştir) Alo, alo Kerem benim ben abi. Benim Umut…İndik indik. (Bir saniye duraksama) İyi geçti, iyi geçti…Tamam mail çek itilaf devletlerine o zaman, zaman kaybetme abi…

Üçüncü Sahne

Umut

Başar

Unicef Görevlisi

Resepsiyon Görevlisi

MÜZİK

UMUT            –   (ekolu) İşte Lozan’a indiğimizde bir öğleden sonra idi. Yurt dışına ilk

kez çıkmıştım ve herşey gözüme çok farklı görünüyordu. İlk gece kalacağımız yer 1922’de Türk Delegasyonu’nun da kaldığı Lozan Palace’mış, otel gerçekten şahane görünüyor.

EFEKT                Otel lobisi. Fonda klasik müzik ve asansör kapısı gongları, her

dilden elli  belirsiz sesler, telefon sesleri. Müzik başlayana dek sürer.

UNICEF         –   Yarın Lozan Üniversitesi yurtlarına geçeceksiniz ama konferansı

başarıyla bitirirseniz burada üç gün kalmak ilk ödülünüz olacak.

UMUT            –   Gerçekten harika bir yer. Herşey çok lüks görünüyor…Seksen yıllık

yermiş. Nerede ise Cumhuriyetle yaşıt. Ne tuhaf bir tesadüf olmuş. Çok şık doğrusu…

BAŞAR          –   Fiyatı da şık abi. Resepsiyonda baktım geceliği 200 Euro. Bu benim iki

aylık harçlığım be! Ekstraları kimim karşılayacağını öğrendin mi?

UMUT            –   Merhaba Mösyö. Siz Unicef’den geliyorsunuz sanırım. Ben Başar

Türkeri. İsmet Paşa’yı temsil edeceğim. Meşhur itilaf devletleri ile ne zaman tanışacağız?

UNICEF         –   Onlar henüz gelmedi Mösyö Türkeri.

UMUT            –   Ne zaman gelecekler?

UNICEF         –   Bilmiyorum. Ben ayrılmak durumundayım arkadaşlar. Otelinize

yerleşin ve lütfen otel görevlisinden odalarınız, çalışma salonu ve size gelen mesajlar hakkında bilgi alın. Yarın sabah saat 11’de Sizi alıp yurda götüreceğiz. Zamanında hazır olmanız dileğimizdir. Şu andan itibaren Simulasyon Projemizin Lozan ayağı resmi anlamda başlamıştır! Ourvoir!

UMUT            –   Konferans nerede, nasıl başlayacak?

UNICEF         –   Bilmiyorum, gelen mesajlardan takip edin.

UMUT            –   Başar bence dileklerin tuttu.

BAŞAR          –   Ne dileği?

UMUT            –   Bence bunlar bu konferansı bire bir oynamak istiyorlar. Fransa’ya

gideceğiz gibi bir his var içimde. Hani Türk delegasyonu erken gelmiş

de İsmet Paşa Fransa’ya gidip Poincere ile görüşmüş ya!

BAŞAR          –   Olamaz…Aynen 1922’deki gibi mi?  Bunlar iyiden iyiye

kaptırdı…Eyvah…

UMUT            –   Rıza Nur da gitmiş miydi ki?

BAŞAR          –   Abi mutlaka ben de gelmeliyim. Paris’e mutlak gelmeliyim!

UMUT            –   Senin Fransızcan var mı?

BAŞAR          –   Oğlum Alman liseliyiz herhalde. İkinci dil olarak aldık ama çat

pat…Hani dil önemli değildi? Paris’e gidemezsem bozuşuruz ona

göre….Şu resepsiyoncu ne diyor bir baksana…

RESEPSİYON– Mösyö, bir mesajınız var.

UMUT            –   Alayım, teşekkürler. Odamız hazır mı Mösyö?

RESEPSİYON–        Va la Madam Mösyö…Bellboyu takip ediniz silvuble…

BİR GAZETECİ Bon Jour Mösyö İnönü. Ben Le Matin Gazetesi adına konferansı takip

edecek bir gazeteciyim. Konferansın ertelendiğinden haberiniz var mı? Nasıl tepki vereceksiniz Mösyö?

UMUT            –   Bir dakika bu da ne demek oluyor? Herhalde Mudanya Silah

Bırakışması altında olduğumuz unutuluyor…Bütün bir ulusu ve orduyu mütareke halinde tutmak kolay değildir, değil mi? Konferans bir an önce başlamalı. Konferansı sürüncemede bırakmaktan kasıt ne!

GAZETECİ    –   Elinizdeki mesaj ne Mösyö? Kimden geliyor?

UMUT            –   Lütfen izin verin. Odamıza yerleşelim. Lütfen. Daha fazla bir şey

söylemek istemiyorum.

MÜZİK          –   Beş saniye sürer ve söner

BAŞAR          –   Bunlar ciddi ciddi Lozan oynuyorlar. Gazeteci türedi abi baksana iki

dakkada. Bunlara dikkat et. Adamı dolaba koyuverirler animallah! Ne istersen onu yazdıracaksın, samimi tek laf etmeyeceksin. Abi kimden o mesaj hakkaten?

UMUT            –   Gazeteci olduğunu söyleyen çocuk haklıymış. Mesaj Poincare’yi

oynayacak olan Riceur adlı çocuktan geliyor. Konferansın başlamasına daha üç gün varmış. Bizim gelmeden yazdığımız notayı hiç almamış gibi yapıyor hinoğluhin. Sizi Paris’te ağırlamaktan şeref duyarız diye bir e–mail çekmiş…Bence önce aralarında anlaşmak için ertelediler.

BAŞAR          –   İyi de biz nasıl gideceğiz oraya?

UMUT            –   Notun içinde açık uçak biletleri var. Unicef almış. İki kişi için. Bana

kalırsa Unicef görevlisine haber verip yarın hemen gidelim. Seninle gitmemiz doğru olur. Ama gazeteci kız arkadaşı da alsak iyi olmaz mı?

BAŞAR          –   E o nasıl bilet alacak? Biz mi ödeyeceğiz abi?

UMUT            –   Unicef’den gelen şu adamla halledebiliriz belki…

BAŞAR          –   Abi daha dinlenmedik bile. Adam da çekti gitti. Şöyle Lozan’ı gezelim

biraz…Meydana inelim, göle girelim. Bakarsın Lozan’ı seçeriz üniversite olarak.

UMUT            –   Bence uçak biletlerini geri verelim, o para üçümüzün tren biletine yeter.

BAŞAR          –   Canıma minnet.

UMUT            –   Barış mümkün olursa bol bol gezeriz. Şimdi iş vakti…Zeynep baksana.

Bizim ekibi topla. Herkesten biz Paris’de iken burada gazeteci sıfatı ile bulunanları izlemelerini iste.

MÜZİK               (Paris’de geçen bölüm için 20’li yıllardan Fransızca bir chanson)

Dördüncü Sahne

Umut      (İnönü)

Georges (Poincare)

EFEKT                Tren istasyonu. Fransızca olarak Paris anonsu. (Beş saniye sürer, söner

ve üç saniye sessizlikten sonra diyaloglara geçilir)

GEORGES     –   İsmet Paşa namına Mösyö Türkeri. Paris’e hoş geldiniz. Seyahatiniz

nasıl geçti?  Sizi ağırlamak Bana şeref verecek. Aslına bakarsanız ben de Lozan’da buluşuruz sanıyordum ama…

UMUT            –   Her noktada eski süreci yineleyeceksek bu projeden ne öğreneceğiz

merak diyorum doğrusu. Lozan’a geldik. Kimse yoktu. Notamızı almadınız mı? Otele gelir gelmez notunuzu aldık. Atladık Paris’e geldik. Madem öyle hemen başlayalım. Unicef bizden rapor isteyecek bu görüşme için. İzninizle gazetecim Matmazel Zeynep Alaçatı teyplerini açabilirler mi?

GEORGES     –   Konuşmamız kayda geçmese daha iyi.

UMUT            –   İyi de…Unicef Komitesi’nden kimse yok burada. Bu konuşmada neler

geçtiğini nereden kanıtlayacağız proje yönetimine?

GEORGES     –   Tabii kaygılarını anlıyorum.

UMUT            –   Anlamanız yetmez. Komite denetimi olmadan yapılan görüşmeler

kayıtlı sayılmıyor, talimatı okumadınız mı? Tabii gazetecilerin tanık

oldukları başka…

GEORGES     –   Pekala kaydedelim o zaman. Yalnız ben de kaydı alayım da…

UMUT            –   Benim için sorun olmaz.

GEORGES     –   Pekala…

UMUT            –   İstanbul’dan çıkmanız şarttır. Bu nokta açık herhalde. Zaman yitirmeye

değmez.

GEORGES     –   Tabii.

UMUT            –   Müttefikler Boğazlardan da Çanakkale Boğazı’ndan da çıkacaklar mı?

Yani durum şu: Büyük taarruz sona erdi. Statüko artık farklı. Lozan Konferansı’nda Misak–ı Millide ilan ettiğimiz sınırlarımızı talep edeceğiz. Gelibolu Yarımadası’ndan da çıkacak mısınız? (Üç saniye duraksar) İstanbul’da, Trakya’da, Boğazlarda, hiçbir yerde ne bir güç, ne bir komisyon, ne bir kimse kabul etmeyeceğimiz açık değil mi?

GEORGES     –   Tabii.

UMUT            –   Askeri sınırlamalar da olmayacak!

GEORGES     –   Birkaç gün önce Lord Curzon namına Mösyö Stewart Jones buradaydı.

Azınlıklar sorununu görüşmek istedim. Azınlıklar kaldı mı ki görüşelim dedi…

UMUT            –   Askeri sınırlama kabul etmeyiz demiştim…

GEORGES     –   Tabii, tabii…

UMUT            –   Azınlıklar konusunda son zamanlarda olan savaşlarda kabul edilen

ilkeler dahilinde herkes için genel geçer kabul edilmiş koruma ve güvenceleri biz de kabul ederiz. Uluslararası hukuk ne gerektiriyorsa ona tabi oluruz. Bu azınlıklarımız için de en uygun rejimdir.  Bunun dışında ek noktalar ve Türk yurttaşlarına tanınandan fazla ve gereksiz olan noktalar kabul edemeyiz.

GEORGES     –   Lord Curzon namına Mösyö Stewart Jones bu hususlarda bazı

yenilikler getirmeyi ister görünüyor. Yani Mösyö Türkeri son seksen yılda bu alanda çok değişiklikler oldu.

UMUT            –   Ne demek bu?

GEORGES     –   Sadece bir uyarı. Lord Curzon namına Mösyö Stewart Jones 2005

yılının perspektifinden bakmaya kararlı görünüyor. Oysa biz bu projeye Lozan antlaşmasını gerçekleştirmek için katıldık, onun üzerine spekülasyon yapmak için değil…Doğrusu UNICEF ne der bilemiyorum. Ama Mösyö Curzon’u oynayacak Stewart Jones…

UMUT            –   Herhalde tutup Ankara Anlaşması’nı da değiştirecek değiliz. Lord

Curzon namına Jones da herhalde Musul konusu ile oynamak

istemeyecektir.

GEORGES     –   O bizim sorunumuz değil.

UMUT            –   Kapitülasyonlar ilga edilecek. Herhalde bu konuya da 2005

perspektifinden bakmayı düşünmüyorsunuz.

GEORGES     –   Biz anlaşmamızda kapitülasyonlardan söz etmek istemiyoruz.

UMUT            –   Biz istiyoruz. Tamamen kaldırılacaktır.

GEORGES     –   Bir hal çaresi bulunur elbet.

UMUT            –   Kaldırılacaktır.

GEORGES     –   Kapitülasyonlardan ne anlıyorsun ki?

UMUT            –   Ticari, mali ve adli tabii. Bir devlet sınırları içinde ticareti idare

edebilmeli, herkesten vergi alabilmeli ve adalet dağıtabilmeli.

GEORGES     –   Adli bakımdan da bir hal çaresi buluruz.

UMUT            –   Hal çaresi ne demek, ben anlamam böyle dolambaçlı sözlerden, biz

kaldırılacaktır diyoruz. (üç saniye sessizlik)

GEORGES     –   Doğrusu dünyada çok şey değişti seksen yıldır. (iki saniye duraklar)

Strasbourg Mahkemesi mesela…Size göre bu da mı kapitülasyon?

AB’ye girmek istiyorsunuz, Lozan’da bazı konuları halledebilseydiniz

belki şimdi bu çok daha kolay olurdu…

UMUT            –   Strasbourg Mahkemesi’nin yargı yetkisine siz de tabisiniz ama. Bakın

ben bu konularda spekülasyon yapmaya gelmedim buraya. Lozan Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşıyor. Ben kapitülasyon deyince tek taraflı bir bağımlılık anlıyorum. Yabancıların benim ülkemde kendi yurttaşlarımın üstünde ve ayrıcalıklı olarak yargıdan bağışık olmamalarını, her türlü imtiyaz sahibi olmalarını…Vergi ödememelerini…Bunun istisnası olacaksa karşılıklı olmalı. Olsa bile eşit imkan yaratacak bir karşılıklılık.

GEORGES     –   La Haye’de bir Uluslararası Ceza Mahkemesi kuruldu. Bu sisteme dahil

olmak da mı kapitülasyon?

UMUT            –   Her yerde karşılıklı olarak kabul edilen evrensel insan hakları neden

kapitülasyon olsun?! Biz uluslararası hukuka tabi olmak istiyoruz. Ama Fransa’nın Türkiye’de başka, kendi ülkesinde başka azınlık anlamasını da anlayışla karşılamamızı beklemeyin!

EFEKT                Telefon çalar

GEORGES     –   (Telefonda beş saniye Fransızca bir şeyler konuşur)

GEORGES     –   Doğru, doğrudur. Karşılıklılık hesabına gelmez.

UMUT            –   Bir iş yapacağız ki devasa…Osmanlı’yı tasfiye edeceğiz. Ve ben bu

aşamada 1922’de kalmak istiyorum. Karşılıklık ilkesinde kalmak istiyorum.  O zaman Devlet kapitülasyonların pençesinde inim inim inliyordu. Düşün ki yabancı bir seri katili bile ülkemiz tutup yakalayamıyor. Yabancıdan vergi alamıyoruz. Gümrüğümüzü arttıramıyoruz. Ne yani o zaman siz de ülkenizdeki göçmenlere azınlık statüsü verin olsun bitsin. Bu spekülasyonlara girmemeliyiz bence…

GEORGES     –   Peki ya AB? Gümrük Birliği. Yabancıların mal edinmesi.

Küreselleşme? Bu gelişmeleri hiç mi konuşmayacağız? Konuşmazsak

yazık ederiz.

UMUT            –   Ama bu da karşılaştırmalı üstünlüklerle olmalı…Bence Lozan

simulasyonuna güncel tartışmaları karıştırmamalıyız. 1920’lere bak.

Ülkede elli tane hukuk sistemi…Kendi vatandaşımızın dini farklı diye

dokunamayız. Askere alamayız. Mektuplarımızı yabancılar getirip götürür. Böyle zafer mi olur? Böyle ulusal devlet mi olur? Ne demek istediğimi en iyi Fransa anlar…

GEORGES     –   Mösyö Türkeri… Bir çok konuda anlaşacağız eminim ama herhalde

benden daha konferans başlamadan daha fazla bir söz almak istemiyorsun…Ben sadece 2005’den yola çıkmanın…

UMUT            –   (söz keser) Kapitülasyonlar konusu can damarımız herhalde

biliyorsunuz Georges.

GEORGES     –   Hı hı…

UMUT            –   Kayıtsız ve şartsız özgürlük için geldik!  Ben atraksiyon yapmak için

girmedim bu projeye. Lozan Konferansı ise Lozan Konferansı olsun.

Dahi diplomat çocuk havalarına girmek istemiyorum.

EFEKT                       Telefon çalar

GEORGES     –   (Fransızca bir şeyler konuşur).

UMUT            –   Trenimiz birkaç saat içinde kalkacak. İzin isteyeyim. Yoksa Louvre ve

Paris’in diğer güzelliklerinden mahrum kalırım.

GEORGES     –   Güler. Hoşçakal Umut. Lozan’da görüşmek üzere. Sizi gezdirmek üzere

yanınıza…(sözü kesilir)

UMUT            –   Yo yoo. Biz kendimiz gezeriz. Böylesi daha iyi.

EFEKT                Kapıdan çıkış, kapı çarpması.

ZEYNEP        –   Umut nasıl geçti? Bir haber patlatayım isterim. Bir açıklama yap. Nasıl

buldun Poincare’yi?

UMUT            –   Poincare’yi kapitülasyonlar meselesinde şüpheli gördüm. Bu sorun

çözülmezse, olmazsa hiç bir şey olmaz!” dedim.

ZEYNEP        –   Sence neden?

UMUT            – Neden meden ne bileyim.  Kapitülasyonlardan vazgeçmiyor!

ZEYNEP        –   Bence bilmiyorlar. Benim babam Fransızdır. “Bazı devlet adamları, bu

Anadolu harekatı nedir, başında bulunan adamlar nedir, bilmiyorlar, cahildirler” dedi bana gelirken. Sanıyorlar ki orada hakikaten eşkiya dağa çıkmıştır ve basarılı olmuştur. Gerçekten böyle düşünenler vardı. Kendilerini evrensel millet, diğer halkları yerel insanlar olarak görme alışkanlığı, bir tür sömürgeci tavrı abi!

UMUT            –   Ama bu iş başka bilmiyorlar mı, okulda öğrenmemişler mi?!

ZEYNEP        –   Çoğu bunu bilmez. Ne yapacaksın sen? Kısa bir zamanda

kapitülasyonlar vs. meselesi gelecek.

UMUT            –   Olmuyor kızım işte, dönüp Lozan’a gideceğim, başka çare arayacağız,

buluruz, herhalde kabul etmeyeceğiz yani. Şu zamanda buraya gelip kapitülasyon saçmalıklarına harcayacak vaktimiz mi var Allahını seversen!

ZEYNEP        –   Sakın kısa zamanda bırakıp gitmeğe kalkma, bunu kışkırtmaya

çalışırlar. Bırak masadan kaçan onlar olsun.  Oğlan bir şey için söylemiyor, bilmiyor; cahil… Bu konferansı yıpratırsın sen de o zaman eğer onlar saçmalarlarsa. Israr edeceksin, söyleye söyleye anlatacaksın…Babam Türklerle Fransızlar arasında öyle bir fark görür. Türkler açık kapı bırakmaz der. Ya suratına çarpar ya sonuna kadar açar. Ama bu adamlarla farklı davranmalısın.

UMUT            –   Zeynep biz de büyük devlet adamı havalarında doğru dürüst

konuşmadık. Sen hangi okuldansın?

ZEYNEP        –   Ben Fransız lisesindenim. Ankara’da oturuyoruz. Bak, çok

sıkıştırdıkları zaman ilişkiyi koparma, fakat davada ısrar et. Ya askeri kuvveti, yani savaş gücünü zorlarsın, iradeni kabul ettirirsin… Yok bu koşul olmazsa, iki ülkenin, iki politika tarafının bir konu üzerinde anlaşması son derece güç. Nuh deyip peygamber demezler. Kendisi hayal ettiği şeye ulaşmaya, elde etmeğe çalışır. Mutlaka onu kabul ettirecek, onunla seni anlaşmaya zorlayacak… Dolaba koyma da olur. Yani cicilik yapar, seni öve öve bitiremez. Bir bakmışsın ki şirinlik yaparken bir sürü şey. Yararlanacağı bir konudur, anlaşmak kolaydır, ya da böyle olmaz da bir pazarlık şart olursa, o pazarlıktan sonuç almak son derece zor, son derece zor! Ama hiç kavga etme, bağırıp çağırma. Elli defa da tekrarlaman gerekse ısrar et. Kibarca.

UMUT            –   Sen nereden öğrendin bu işi yaa?

ZEYNEP        –   Biz okulda çok münazara yaparız. İki teknik vardır abi: Ya

sinir savaşı yapıp ortamı bozarsın ve grubu terketmeye zorlarsın ya da gruptan birini kafaya alıp pohpohlarsın ki senin görüşüne yaklaşsın, kendi grubununkini unutsun!

UMUT/ZEYNEP İkisi kahkahalarla gülerler!

MÜZİK

EFEKT                Tren kalkar, Fransızca olarak Paris’den Lozan’a gidecek tren kalkıyor

sinyali, gar gürültüleri (bölüm sonuna kadar sürer)

UMUT            –   Louvre ne devasa değil mi Başar?

BAŞAR          –   Mona Lisa’nın önündeki kuyruğa ne demeli. Saat tuttum onbeş dakka

bekledik ha sıra gelmesi için. Abi seninle de eğlenmek zor. Müzelere

gidip kuyruğa gireceğiz artık anlaşıldı…

UMUT            –   Niye? Picasso Müzesi’ne gelmedin ama… Napolyon’da da ortada

yoktun!

BAŞAR          –   Kültüre ilgini takdir ediyorum ama benim burada bazı arkadaşlarım

var…Onlara uğramasam olmazdı…

UMUT              Lozan’a daha yolumuz var. Ben biraz uyuyacağım.

BAŞAR            Uyu uyu. Ben de kalkıp bistroya gideyim bakarsın birileri ile

tanışırım…

BEŞİNCİ BÖLÜM

Geçen Bölümlerin Özeti: Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Ailesi sınavda ondan çok şey beklemektedir. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir. Katılımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitim bursudur. Üniversite sınavlarını kazanarak iyi bir üniversitede mühendislik okumak isteyen Umut önce kararsız kalmıştır. Ailesinin karşı görüşüne rağmen sonunda kararını verir, sınavlarda başarılı olarak İsmet Paşa olmaya hak kazanır. Sınavda Rıza Nur’u canlandıracak arkadaşı Başar ile tanışır. Lozan simulasyonunda başarılı olmak istemektedir. Umut, Mustafa Kemal’i canlandıracak Kerem ile de tanışır ve onunla taktik ve stratejiler üstünde konuşur. Kerem gitmeden saltanatın kaldırılmasını uygun görür. Hazırlıklar tamamlanırve on kişilik ekip uçakla Lozan’a gider. Ancak itilaf devletleri temsilcileri oraya henüz gelmemişlerdir. Umut, Başar ve gazeteci rolündeki Zeynep Paris’e giderler. Poincare’yi canlandıracak Georges, Umut’a, itilaf devletlerinin günün koşulları bakış açısından yeni önerilerle gelmeyi hedeflediğini ima ederken Umut, 1922 koşullarının simulasyona esas olmasını arzu etmektedir. Umut’a göre Lozan’a Lozan Antlaşması’nı anlamaya gidilmiştir. Değiştirmeye değil. Sınırlar Misak–ı Milli temelinde kararlaştırılmalı, kapitülasyonlar kaldırılmalı ve azınlıklara yurttaşlara tanınan tüm haklar tanınmalıdır. Fransız Georges kapitülasyonlar konusunda ikircikli konuşur. Gezeteci Zeynep, Umut’a müzakere yaklaşımı konusundaki düşüncelerini belirtir. Sabır ve sebat önemlidir. Masadan kalkmamak, görüşünü ısrar ve sükunetle belirtmek gerekmektedir. Ekip Lozan’a döner. Lozan Simulasyonu başlamak üzeredir.

Birinci Sahne

Umut

Başar

Unicef Görevlisi

Haab

Stewart

MÜZİK

UMUT            –   (Mektup yazmaktadır, ekolu, fonda bilgisayar tık tık sesi duyulur)

Sevgili kardeşim Kerem!  E–mail için şifre programı işliyor mu?  Bu adamlar Hacker bile karıştırırlar eminim. İsmet Paşa’nın yazışmalarına ne tele kulaklar el atmaya kalkmış hatırla! Bugün Paris’de Poincare namına katılan Georges Riceur ile görüştüm. Oğlan repliklerini iyi öğrenmiş. Ankara Antlaşması baki…Bence bu cephede bir mesele olmayacak, ama Curzon namına gelecek Stewartson denen o çocuğun başka hesapları olduğunu öğrendim. Anlaşılan oğlan Lozan’ı yeniden yazmak istiyor. Ne gibi talepleri olacak kestiremiyorum. Yarın saat dörtte Mont Benon’da toplanacağız. Konferans başlıyor. Bana başarılar dile.

MÜZİK          Üç saniye sürer ve söner

SES                 –   Umut Bey Size birini tanıştırmak isterim. Singor Benito Mussolini.

İtalyan heyeti başkanı. İtalya Başbakanı’nı simule eden Singor Marinucci

UMUT            –   Singor Marinucci. Ne onur. Barışı sağlamaya teşrif etmeniz ne güzel.

MARINUCCI–   Bana Mussolini de diyebilirsiniz. Nasılsa gerçekmiş gibi oynamıyor

muyuz?! Sinyor İnönü. Sinyor İnönü. Barışı sağlamaya geldiğimizden emin olabilirsiniz.

UMUT            –   Keşke İngilizler de Sizin kadar açık konuşabilse. Ama onlar sadece

bizim Boğazlara değil kendi Boğazlarına da önem veriyorlar herhalde. Gırtlakları dokuz boğum!

MARINUCCI–   (Kahkaha atar) İngilizlerin Boğazlarda kalmasına izin veremeyiz. Bizim

için önemli konular önemlidir. Ulusal sınırları içinde bağımsız ve özgür

Türkiye’nin her tezine destek olacağız.

UMUT            –   Her tezine?

MARINUCCI–   Ama Adalar sorunu çözümlenmiştir. Tekrar gündeme gelmemesi iyi olur.

Hepimize başarılar.

ZEYNEP        –   Sinyor Mussolini. Sinyor Mussolini. Görüşmeniz hakkında bir mülakat

alabilir miyim?

MARINUCCI–   Bir saat içinde İtalyan gazetecilerle toplantım var. Daha sonra gelin!

Bittiğinde…

MÜZİK

ZEYNEP        –   Sinyor Mussolini Ismet Paşa’yla ne konuştunuz?

MARINUCCI–   Siz de kimsiniz?

ZEYNEP        –   Ben İkdam Gazetesi adına Zeynep Alaçatı. Acaba mülakat verecek

misiniz? Birkaç saat önce olur demiştiniz de. İsmet Paşa ile ne konuştunuz.

MARINUCCI     –     Türk yemeklerini değil tabii, konferansı konuştuk!.

ZEYNEP        –  Görüşünüz nedir?

MARINUCCI     –     Türkiye’nin hakkı verilmeli! Hakkı verilmeli (hakkı sözü vurgulu).

ZEYNEP        –   Fakat Sinyor Mussolini? Bu hak nedir? Öyle esnek bir ifade ki

istediğiniz gibi yorumlarsınız!

MARINUCCI     –     Evet, evet, öyledir. Adalet, insanlık vs. tüm bunlar aynı cinsten

deyimlerdir.

ZEYNEP        –  O halde görüşünüz nedir? Türkiye’nin hakkı Sizce nedir?

MARINUCCI     –     Türkiye’nin hakkı verilmeli! Hakkı verilmeli (hakkı sözü vurgulu). Ben

Türkiye’nin üç tür çıkarı olduğunu görüyorum. Manevi çıkar, arazi çıkarı ve siyasal çıkar. Manevi çıkar dediğim kısma bağımsızlık durumunu da katıyorum. Bir devletin bağımsızlığı ya vardır ya yoktur. Bu öyle bir şeydir ki, kısıtlanamaz, sınırlanamaz. Onun için, Avrupa Türkiye’nin bağımsız ve ayrı bir devlet olduğunu kabul edince artık onun gereklerini teslim etmelidir. Bağımsızlığın birinci göstergesi adalettir. Bir devletin kendi topraklarında adalet dağıtması ve sağlaması onun en kutsal hakkıdır. Bu hakkına saygı gösterilmelidir. Ben devletler arasındaki ilişkilerin mertçe ve safça olması yanlısıyım. Onun için, Türkiye’nin haklarını bir takım koşul ve kayıtlar koymadan, ulusal gururunu yaralamadan tanımak gerekir.

ZEYNEP        –  Ya siyasal menfaatler? Görüşünüz nedir?

MARINUCCI     –     Bununla kastettiğim anlam, dostlarınızı seçme hakkıdır.

ZEYNEP        –  Bizden ne isteyeceksiniz? Sevr Antlaşması’ndaki nüfuz bölgeleri

konusunda..(sözü kesilir).

MARINUCCI     –     O anlaşma çoktan tarih oldu. Nüfuz bölgeleri falan hayalleri artık

kalmamıştır. Anlamsız bir şeydir. Yalnızca genel çıkarlardan söz edilebilir.

ZEYNEP        –  Konferans sonuçsuz kalır da, Müttefikler bizimle savaşırsa, siz de

katılacak mısınız?

MARINUCCI     –     Tarihte Benito Mussolini ile kim röportaj yaptı hatırlamıyorum

ama Sizin gelmeniz iyi oldu, güzel Sinyorina.

ZEYNEP        –  Sinyor Marinucci! Mussolini’ye dönebilir misiniz lütfen! Tarihte

görüşmeyi Hüseyin Cahit Yalçın adlı bir sinyor yapmıştı. Sorumu

tekrarlıyorum. Muhtemel bir savaşa siz de katılır mısınız?

MARINUCCI     –     Sus Sinyorina sus, bu konuda bir şey söylemem!

MÜZİK

EFEKT            –  Otel lobisi. Çeşitli dillerden sesler, ananonslar.

UMUT            –   Günaydın Başar? Hazır mıyız? (Ağzına bir şey atar, yerken konuşur)

Bir şey yemiyor musun? Sıkı kahvaltı yapmalısın. Yap, sonra kafan

çalışmaz ha toplantılarda…

BAŞAR          –   Dün gece uyuyamadım valla Umut. Rıza Nur’u oynayacak Başar’ın

gözümden uyku akıyor anlayacağın. Lozan Palace’dan sonra üniversite

yurdu pek bir fakir göründü gözüme…Sabah rahatlamak için göle

gittim ama ne gezer daha da heyecanlandım.  Bu arada günlük tutmak lazım abi. Bakarsın rapor filan isterler. Her  yaptığımız teybe alınmıyor ya…Dün bütün gün peşimde koşan tipler oldu. Göl kenarında biri sanki tesadüfen karşılaşmışız havalarına girmesin mi? Bu arada bizim ekip nerede yahu. Topluca yola çıkmayacak mıyız? Ha işte Senin Unicef’çi göründü!

UNICEF         –   Ekip Türk! Sizleri bir midibüs bekliyor, konferans saat dörtte başlıyor.

Madam, Mösyö…Geç kalmayalım silvouple!

EFEKT                Midibüs çalıştırılır. Karışık sesler, midibüse binilir, yerleşme

sesleri…Sohbet sesleri…Midibüs durana kadar sürer, durunca söner…

BİR SES         –   Hey işte bizim ünlü gazinomuz! Mont Benon!

UNICEF         –   Evet geldik…

EFEKT                Midibüs yanaşır, durur. Durduktan üç saniye sonra bina önünde

toplanmış kalabalık çok çeşitli dillerde havaya yayılan sohbet, kahkaha.

Umut konuşmaya başlarken nitelik değiştirir, içerideki gürültüye

dönüşür…İçeride kalabalık seslerinden başka belli belirsiz klasik müzik (müzik İsviçreli açılışı yapmaya başlayınca kesilir), gürültüler de açılış konuşması başlayınca beş saniye içinde azalır ve söner.

UMUT            –   Mont Benon’a geldik işte, artık gerisi bize kalmış. Hello… Bon jour…

BAŞAR          –   Toplantı salonu önündeki çocukları gördün mü?  Bir sürü çocuk yaa.

İçeride de en az yüz kişi var. İzleyici de mi olacak abi? Şu afralı tafralı

fraklı tip kim yahu?

UMUT            –   (Gülerek) Lord Curzon! Konuşurlarken duydum. Bizi kesin

tanıdı…Otomobilden inip toplantı yerine yaklaşırken bir ara göz göze

geldik. Sen binaya bakıyordun. Görmedin. Oğlan selam vermek şöyle dursun yanımızdan geçip gitti…

BAŞAR          –   Gerçekten etkileyici bir tip abi. Kızların hoşuna gidecek bir tip.

UMUT            –   Eton lisesinde çok arasa da kız bulamaz o. Bak şuna, şurda salona

hakim bir konumda oturanlar var ya?

BAŞAR          –   Kim ki onlar?

UMUT            –   Birleşmiş Milletler UNICEF komitesi herhalde. Tüm müzakereleri

izleyip bize not verecek olan onlar.

BAŞAR          –   Bak bak…Adamların yanına gitmeye, tek–tek ellerini sıkmaya bak.

Lord Curzon’un bursu garantilemek amacında olduğu belli.

BAŞAR          –   Şu yanındaki kim peki? Kapıda bir şeyler gevelediydi ama!

UMUT            –   Toplantının açılışını yapacak olan İsviçre namına, yani Mr. Haab olarak

rol alan çocuk. Tanıttı ya kendini abi kapıda.

BAŞAR          –   Bak bak, Curzon olacak o tipin kulağına eğilip bir şeyler  fısıldıyor,

bizimkine bak sen oğlanın sırtını sıvazlıyor, seninkiler iyi tanışıyor anlaşılan!

EFEKT                Bir gong sesi duyulur (bir önceki efektler sürmektedir). Üçer saniye ara

ile iki gong sesi daha…Sonra mikrofon düzeltme ve bir toplantı çın çın sesi)

HAAB            –   İsviçre Konfederasyonu Başkanı Mösyö Robert Haab adına Doğu İşleri

Konferansı’na hoş geldiniz derim. Dilerim ki, Türk–Yunan Savaşı

ve Birinci Dünya Savaşı’nın on yıldan beri Avrupa’yı ve Asya’nın bir

parçasını yakıp yıkmış olan uğursuz etkileri, hem yenenlerin hem yenilenlerin gelecek kuşaklarında sürüp gidecek trajedyanın son perdesi olsun…İşte, bunun içindir ki, dünya Leman Gölü kıyılarına, içinde umut ışığı parlayan, kuşkulu gözlerle bakmaktadır. Ülkelerin ve halkların kaderini ellerinizde tutmaktasınız. Göreviniz hem nazik hem çok büyüktür. İlk olarak İngiltere adına Marki Curzon namına burada bulunan Mösyö Stewart Jones’u davet sahibi olarak kürsüye davet ediyorum…

BAŞAR          –   (fisıltılı) Türk Yunan savaşı mı?! Diğerleri ne halt etmeye gelmişler o

zaman? Haa Doğu işlerini mi halledecekler bizimle!

UMUT            –   (fisıltılı) Bi dakka bi dakka dur bak şu işe sen! Stewartson’u çağırdı

kürsüye…

STEWART     –  (Fonda mikrofonda konuşmaya başlamıştır, ilk anda Fransızca ve

İngilizce teşekkür ederim vs. konuşma öncesi sözler eder…)

UMUT            –   (Fonda Stewarson mikrofondan konuşurken fısıldamaktadır)Bu da

nereden çıktı şimdi! Müsamare mi oynuyoruz? Lozan’da yaptıkları

münasebetsizlikleri Lozan projesinde de aynen tekrarlamakla ne

kazanacaklar? Doğu İşleri tabiri, Curzon’un kürsüye çıkması…Kerem’in Lozan yazılımı işe yarayacak. Evet, Evet… İsmet Paşa’nın yaptıklarını tekrarlamaktan başka çarem yok. İşini bitirsin ben de kalkıp Türk Kurtuluş Savaşı ne idi bugün bizler için ne anlama gelir anlatacağım.

BAŞAR          –   (Fonda Stewartson mikrofondan konuşurken fısıldamaktadır) Bu tipten

korkulur haa…Baksana elinde not mot da yok. Şakır şukur konuşuyor.

STEWART     –   (şiirsel) Evet. Victor Hugo, Lozan’a geldiğinde  katedral meydanından

Leman gölünü görmüş, gölün üstünde dağları ve dağların üstünde

yıldızları. Düşünceleri, bir merdiven tırmanır gibi her yükseltide daha

da derinleşmiş. Katedral onu yüceltmiş, yukarıları görmesini sağlamış. Umalım ortak tarihimizi yazacağımız bu toplantılarda bir düzlükte kalmaz, bulunduğumuz yerden yükselmeyi başarabiliriz.

EFEKT                Alkışlar (beş saniye sonra söner, yerini fonda podyum gürültüsüne

bırakır. Gürültü Umut kürsüye çıktıktan sonra söner)

GEORGES     –   Bir dakika İsmet Paşa namına Mösyö Türkeri, Mösyö Türkeri nereye?

UMUT            –   Nereye mi? Kürsüye tabii Mösyö. İzninizle…İngiliz delegesinin

konuşma hakkı varsa ben de konuşurum, Mösyö Poincare, şey pardon Mösyö Barrere namına Riceur! Sizinle Paris’de görüşmedik mi? Poincare değil misiniz? Şimdi de konferasta Fransa’yı temsil eden Barrere mi oldunuz?

GEORGES         Şey biz bazı tarihsel karakterlerden tasarruf ettik. Ben hem Poincare’yi

hem de Barrere’yi oynuyorum. Zaten konferansta Barrere esas olacak. Herhalde biliyorsunuz…Yani Fransa deyince aklına Georges’u getir yeter!

UMUT            –   Olanı biteni müsamere gibi sunacaksanız ben de varım. Oysa beklerdim

ki hiç olmazsa 2005 yılındaki projemizde benden de konuşmamı

isteyin!

GEORGES     –   Ama sabah ayrıntısı ile konuşmuştuk bunları. Yani ben Poincare

rolündeyken…

UMUT            –   Ben de (sesini yükselterek), “Lord Curzon vazgeçsin o zaman ben de

vazgeçerim” demiştim sabah, sağır kulaklara çarptı galiba. Oysa

tarihimiz de tanıktır ki, kulaklarının az da olsa sorunu olmaya hakkı olan

benim!

EFEKT                 Beş saniye daha podyum gürültüsü, fısıltılar, konuşmalar…

UMUT            –   (kürsüde, mikrofondan) Yıllardan beri sıkıntılar çekiyoruz, her yaşta

Türk; kadın, çocuk, erkek savaştık, vatanımızı savunduk, Türkiye toprakları dört yıl yakıldı, yıkıldı, Siz dört, biz sekiz yıl savaştık, ama yılmadık! İstiklal aşkıyla doluyuz…Efendiler! Çok ıstırap çektik, çok kan akıttık. Bütün uygar uluslar gibi özgürlük ve bağımsızlık istiyoruz! Bizim için bu Lozan’ın anlamı bu. Son yılların olayları, insanlığın vicdanında genel barış ve huzurun, devletlerce, birbirlerinin haklarına, özgürlüklerine ve bağımsızlıklarına karşılıklı olarak saygı gösterilmedikçe gerçekleşmeyeyeceği gerçeğini bir inanç ilkesi haline getirmiş bulunduğundan bu olayların anısı, gelecek için bir barış ve huzur güvencesi olur kanısındayım. Umarım katedral meydanından yukarı bakmaktaki amacınız gözünüzü, gözümüzden kaçırmak için değildir! Biz bu hususta en içten duygularla ve iyi niyetle buraya geldik. Bağımsızlığına değer veren şanlı ve soylu bir ulusun ülkesinin konferansta ev sahipliği yapmasından mutluluk duymaktayım.

EFEKT/SESLER       Alkışları takip eden podyum sesleri…Fısıltılar.

HAAB            –   (Mikrofondan) Teşekkür ederiz Mr. Türkeri. Mösyö Venizelos namına

Mösyö Kiriakaki de, şey, tamam, evet konuşmaktan vazgeçti. Toplantı oturumlarına yarın Ouchy Şatosu’nda devam edilecek. Kolaylıklar dileyerek açılış törenini kapatıyorum.

EFEKT                Podyumda kuvvetli alkışlar. Her dilden dağılma sesleri. Sesler, Umut ile

Haab’ın ve sonra  Umut ile Stewart’ın diyaloğu boyunca sürer.

HAAB            –   Mösyö Türkeri, hızlı başladınız. Davet sahibinin nazik sözlerine bu

kadar sert cevap vermenize gerek var mıydı? Neticede Türk–Yunan

savaşı…

UMUT            –   (sözünü keser) Ben Mondros’dan değil Mudanya’dan geldim.

Malumunuz herhalde. Dersinizi çalıştınız. Doğu İşleri Konferansı adını kesinlikle beğenmedim…Zeynep Hanım not edin bunları lütfen! Mösyö…Şunu da bilin ki yarın komisyon başkanları seçilirken bir tane de ben talep edeceğim.

STEWART     –   Lord Curzon adına derim ki O biraz zor!

UMUT            –   Nedenmiş?

STEWART     –   Tarihsel gerçeğe aykırı…Tarihte size komisyon başkanlığı verilmemişti.

UMUT            –   Bu noktada ısrarlıyım. Üyelerimiz toplantı idare edecek yeterlilikte. İyi

hazırlandık. Konuşmaların kameraya çekilmesini istiyorum. Anlamadığım bir husus da neden İngiltere adına katılan Mösyö Stewart internete bağlı video konferans ekranlı bir panelde oturuyor da biz dinleyici gibi oturtulmuşuz…Toplantı düzenine ilişkin bir önerge hazırladım. Alın…

STEWART     –   İnceleyeceğim. (Fonda podyum gürültüleri sürmektedir, fısıltı ile) Sert

çıktınız, çıkıyorsunuz Umut Paşa. Birbirimize karşı böyle sert ifadeler

sarfetmekten çekinmeliyiz, değil mi? Neticede biz 21. yüzyılın çocuklarıyız. Savaşan bizler olmadık…

UMUT            –   Ben kimseyi hedef almaya gelmedim. Endişe etme Stewart.

MÜZİK

İkinci Sahne

Stewart

Umut

Georges

Baldini

Kiriakaki

Milanese

STEWART     –   (mikrofondadır oldukça burnubüyük ve tepeden konuşmaktadır). Baylar

Bayanlar! Huzurunuzda Stewart Jones! Lord Curzon namına ve açılış oturumunun geçici başkanı olarak konuşuyorum. Ouchy Şatosu açılış oturumumuzda tüzük, genel sekreter seçimi, konuşulacak dil ve komisyonların belirlenmesi işleri esas olacaktır. Bu oturumda komisyonlar seçilecek ve başkanları belirlenecek. Daha sonra çalışmalar başlayacak. Genel sekreter olmak üzere tüm temsilciler, İtalya’dan Mr. Massigli adına Mr. Milanese  üzerinde duruyorlar. Türkiye adına Mösyö Türkeri buyrun bir şey mi söyleyeceksiniz?

UMUT            –   Bu aşamada tarihte olanın tersine bir komisyon başkanlığının da

Türkiye’ye verilmesini talep ediyorum. Hazırlığımız tamdır ve bir komisyon yönetecek donanımımız vardır. Genel Sekreter olarak Mr. Milanese’ye bir itirazımız yoktur. Ancak konferans genel sekreter yardımcısı bizim delegasyondan olmalı. Yine önerge olarak içtüzük tasarısının “Yakın Doğu İşlerine İlişkin Konferansın İçtüzük Tasarısı” olan başlığının ‘Doğu İşleri Konferansı’ değil Lozan Konferansı olarak değiştirilmesini talep ediyorum. Konferansa katılacak devlet isimleri tek tek sayılmalı ve kimlerle muhatap olacağımız bilinmeli. Bu talebim tarihsel gerçeğe de uygundur. Konferans dili olarak Türkçe’nin de kabul edilmesi arzumuz vardır.

STEWART     –   Senin uzmanlık alanın neymiş bakalım İsmet Paşa namına Mr. Türkeri?

(Alaylı) Nereye başkan olmayı kafana koymuştun?  İstersen oradan başlayalım?

UMUT            –   Tüm komisyonları idare edebilecek düzeyde hazırlandım. Dedim ya

tüm komisyonları idare edebilecek düzeyde hazırlandım. Ve saydığın sorunlar sizden çok bizim sorunlarımız.

STEWART     –   E öyleyse biz eve dönelim de sen kendi kendine konferansçılık oyna!

SESLER              Podyumdan gülüşmeler

UMUT            –   Belki Siz dönerseniz herkesle tek tek ve ayrıca barış antlaşması

yapabilirim. Sizinle de daha sonra buluşuruz, ne dersiniz?

MILANESE   –   Rica ediyorum. Lütfen Mösyö Stewartson, Mösyö

Türkeri bu üslubu da usul konuları halledilsin  isterim.

STEWART     –   İtilaf devletleri ne diyor? Olur diyenler el kaldırsın. (İki saniye

duraklama)

EFEKT           –   (Duraklama sırasında) Podyumdan kıpırtılar

Evet. Tamam. konferansın adı Lozan Konferansı olacak ancak İçtüzük adı aynı kalacaktır.  Bir komisyon başkanlığı Türkiye’ye verilecek mi? (İki saniye duraklama)

EFEKT                (Duraklama sırasında) Podyumdan kıpırtılar

STEWART     –   Hayır. Reddedildi. Genel sekreter yardımcılığı konusu? Evet…Tarihte

olduğundan farklı olarak burada kabul edildi. Dil konusu? Dil konusu?

(İki saniye duraklama)

EFEKT                (Duraklama sırasında) Podyumdan kıpırtılar

UMUT            –   Başkanlık vermemeniz Sizin için olumlu bir puan olacak sanmayın.

STEWART     –   Bu konu oylandı Mr. İnönü. Lütfen dil konusuna geçelim. Evet….evet

ne diyordum, İngilizce ve Fransızcadan başka resmi dil kabul edemeyiz.

Bu uluslararası teamüllere de uygundur. Gerçi tarihte İngilizce,

Fransızca ve İtalyanca resmi dil olmuştur ama şu sıra iki dil yeterli. Konuşmaların artık Fransızca değil, İngilizce olması uygundur.  Georges, dostumuz, bir şey mi söyleyecektiniz? Mr. Baldini daha sonra siz de buyrun…

GEORGES     –   Fransa adına İngiltere temsilcisi Mösyö Stewart Jones’a katılıyorum.

Ancak Fransızca resmi dil olarak kalacaktır.

BALDİNİ       –   İtalya adına ve Lozan tarihi konferansına katılmış Sinyor Garroni adına

talep ediyorum: İtalyanca da resmi dil olarak kabul edilmeli.

STEWART     –   Bu mümkün değil ama. Lord Curzon adına  derim ki aksi durumda her

dil resmi olmak zorunda olur.

BALDİNİ       –   Niye? Tarihi Lozan Konferansı’nda resmi dillerden biri de İtalyanca idi.

STEWART     –   Buna katılıyorum. Beni ikna ettiniz.

GEORGES     –   Fransa adına beni de ikna ettiniz. Hepimizi ikna ettiniz.

UMUT            –   İsmet İnönü namına katılan beni ikna edemediniz. Tarihte öyle idi ama

durum değişti. Unicef tarafından bize verilen simulasyon yönergemiz

usul ve şekli kuralların belirlenmesinde çağdaş uluslararası standartları şart koşuyor. İtalyanca kabul edilirse Türkçe de kabul edilmeli…Aksi durumda haksızlık olacak. İtilaf devletlerinin dilleri resmi dil olacak, konferansın diğer asli unsuru olan bizlerin dili olmayacak….Bu nasıl iş?!

STEWART     –   Mösyö Türkeri haklı gibi. İngilizce ve Fransızcayı kabul edenler el

kaldırsın. (İki saniye duraklama)

EFEKT                (Duraklama sırasında) Podyumdan kıpırtılar

STEWART     –   Evet, Fransızca ve İngilizceyi kabul edenler el kaldırsın. (iki saniye

duraksar)  Kabul ettik.

UMUT            –   O zaman konferans organizasyonundan Türkçe simultane tercüman ve

stenografımıza gereken olanakların sağlanmasını talep ediyoruz. Bunun yanında, bazı sıralarda gördüğümüz internet ve video–konferans bağlantılı panellerin bizim sıralar için de sağlanmasını talep ediyoruz.

STEWART     –   Yönergeye göre bu olanağa bir engel yok, kabul ediyoruz. Ama lütfen

salona getireceğiniz, çevirmen, stenograf sayısını abartmayalım.

Kapalıçarşı olmasın burası, değil mi?

EFEKT                Kahkahalar…(Üç saniye sürer ve söner)

GEORGES     –   Kabul ediyoruz.

BALDİNİ       –   Kabul ediyoruz.

STEWART     –   Yunanistan adına, Venizelos namına Mr. Kiriakaki el kaldırdı buyrun

Mr. Venizeloz

KİRİAKAKİ  –   Aynısı biz Yunanlılara da sağlanacaksa kabul ediyoruz.

SESLER              Podyumdan onaylayan mırıltılar.  Tabii ya, tabii sesleri.

STEWART     –   Herkes, Türk temsilciler de dahil, ana komisyonların üç adet olmasını

ve Birinci Komisyonun askerlik ve sınırlarla ilgilenmesini, ikincinin mali ve ekonomik konularla ilgilenmesini ve üçüncünün de azınlıklar ve diğer hukuksal konularla ilgilenmesini kabul etti. Her birine sırasıyla ben, Fransa adına Georges Riceur ve İtalya adına Baldini başkanlık edecek. İtiraz var mı? Olmaması lazım…Yazı Komitesi İngiltere, Fransa, Japonya, İtalya ve Türkiye”den katılımla oluşacaktır.

UMUT            –   Bize bir başkanlık vermedikten sonra! Ayrıca üç tam yetkili delegemiz

var biliniyor herhalde!

SESLER              Podyumdan itiraz homurtuları.

STEWART     –   Lord Curzon adına derim ki Simulasyon yönergesi açık. Bu hususta

tarihsel önceli değiştirebilmek için çok iyi bir nedeniniz olmalı. Davet edenler bizleriz. Davet edilenin böyle bir hakkı yok. Bence zorunlu bir nedeniniz de yok…Kaldı ki tarihsel öncele ters olarak sekreter yardımcılığı da verdik. Bununla yetinmelisiniz…Sedece iki yetkili delege kabul edebiliriz. Herkes için sayı ikidir.

UMUT            –   Protesto ediyorum. TBMM üç tam yetkili delege gönderdi. Sayı üç

olmalı. İçtüzüğü oluşmuş saymıyorum.

EFEKT                Podyumdan homurtular.

STEWART     –   Bu itirazınız İsmet Paşa adına tutanaklara geçildi Mr. Türkeri.

Bilindiği gibi konferansımız basına gizlidir. Basına bildiriler resmen Genel Sekreter tarafından yapılacak. Teklifler Genel Sekreter’e bildirilecek ve üzerinde anlaşılan tutanaklar delegasyonlara dağılılacak ve kırksekiz saat içinde bir itiraz olmazsa kesinleşip arşive konacaktır. Artık işimize başlasak iyi olmaz mı? Yarın Genel Sekreterimiz Milanese  idaresi altında toplanmak üzere bu oturumu kapatıyorum.

UMUT            –   Bir diyeceğim var mı diye sorulmadan oturumu kapanmış saymam.

Basına açık görüşme tercih etsek de bu hususta sizin duyarlılığınıza saygı göstereceğiz. Ama protokoller bizim tarafımızdan da imzalanmalı…

MILANESE   –   Seçilmiş Genel Sekreter Montagna adına olarak belirtmek isterim.

Tutanaklar sizin yakın işbirliğinizle hazırlanırsa bir sorun çıkmaz. Yazı kurulunda da bir temsilciniz bulunmakta.

UMUT            –   Yakın işbirliğinden benim anladığımı anlıyorsanız sorun çıkmayacak!

MILANESE   –   Sizin anladığınız neymiş bundan Mösyö Türkeri?

UMUT            –   Tutanakları iyice görmeden imzalamayız!

MÜZİK

MILANESE   –   Seçilmiş Genel Sekreter olarak şekle ve usule ait konuları hallettiğimizi

bildirmek isterim. Konferans, çalışmalarına yarın Ouchy Şatosu’nda devam edecek. Hatırlatırım. Birinci Komisyon Siyasi İşler yani Ülke ve Askerlik İşleri Komisyonudur. Başkanı olarak Lord Curzon adına Stewart Jones belirlendi. İkinci Komisyon Yabancılara Uygulanacak Rejim Komisyonudur, başkanlığını İtalya’dan Garroni adına Mösyö Baldini yürütecek. Üçüncü komisyon ise Maliye ve İktisat Sorunları Komisyonudur. Başkanlığını Fransa yürütecek. Lütfen zamanında yerlerinizi alın. Ouchy Şatosu’na gidecek otobüsümüz Lozan Üniversitesi yurdu önünden alacak bizleri…Akşam hepimiz İsviçre temsilciliğinin verdiği resepsiyon ve sonrasında ziyafete davetliyiz. Ben bir basın ve halkla ilişkiler merkezi kuracağım, daha önce düşünülmemiş. Gazeteci sıfatı ile gelenlerin bu merkeze akredite olmasını rica ediyorum. İki gün içinde akredite olmayanlar konferansı izleyemeyeceklerdir.

EFEKT                Alkışlar. Herkes kalkar. Sıra gürültüleri, konuşmalar (Gürültüler

fona geçer).

MÜZİK

EFEKT                Bilgisayar tık tıkı (Üç saniye önden girer. Umut’un monoloğu boyunca

fonda sürer)

UMUT            –   (Kerem’e e–mail yazmaktadır, bilgisayar tık tıkı mail boyunca fonda

sürer).

Sevgili dostum. Belki de Sen bu maili okurken biz yarın resmen Lozan Görüşmelerine başlamış olacağız. İşimiz zor. Hazırlığımız iyi ama itilaf devletleri adına gelen çocuklar da tarihte yaşadığımız zorlukları yaşatmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Komisyon başkanlıklarını alamadık. Bazı kolaylıklar sağlandı ancak bana göre çok yeterli değil. Yine de bu çocuklara oynadıkları gibi Birinci Dünya Savaşı’nda mağlup bir devletle değil yeni ve muzaffer bir devletle karşı karşıya olduklarını anlatacağım. Lord Curzon tam bir baş belası. Konusuna hakim, kibar tavırlar içinde ama yeri geldiğinde sırf beni bozmak için taşı gediğine koymaktan geri kalmıyor. Yine de çok umutluyum. Gazeteci Zeynep yaklaşıyor, benden şimdilik bu kadar, tekrar haberleşmek üzere. Rauf Orbay’ı canlandıran Can aradı. Misak–ı Milliden hiçbir taviz yok diyor. TBMM çok huzursuzmuş, öyle mi? Tabii bize verilen talimatı sonuna kadar yerine getirmeye çalışacağız. Sevgiler Kerem.

ZEYNEP        –   Paşam çok iyiydin doğrusu. Bundan sonraki adımınız ne olacak?

UMUT            –   Aç kitabı oku. Kızım ben de tarihin ya da talihin elinde oyuncak bir

Umut’çuk muyum, yoksa koskoca İsmet Paşa mıyım şaşırdım?

ZEYNEP        –   Gazeteci olarak belirteyim! Sen gayet iyi gidiyorsun.

Herkesin harcı değil. Ezberlemeyle felan olacak gibi değil o çıkışlar. Hem rolünü iyi biliyorsun, hem spontane durumlara hazırsın yani. Ne zaman sakin, ne zaman atılgan olacağını biliyorsun. Top diplomat oldun yani…

UMUT            –   Bilmem ki biraz moralim bozuk ve bitkinim. Çok mücadele vermek

gerekecek.

ZEYNEP        –   Ben senin moralini yükseltmesini bilirim. Millet İngiltere’de  Lord

Curzon için bir tekerleme bile uydurmuş, biliyor muydun?

UMUT            –   Yoo. Bak onu atlamışız!

ZEYNEP        –   Süper felaket komik abi…Bak: Benim adım George Nathaniel Curzon,

en üstün bir kişiyim, yanaklarım pembe, saçlarım şahane, haftada bir kere yemek yerim Blenheim’de!

UMUT                 (Gürültülü bir kahkaha atar, sonra öksürür ve boğazını temizler)

UMUT            –   Zeynep, diğer gazetecilerle ilişkilerin nasıl? Bana bir mülakat

ayarlamalısın.

ZEYNEP        –   Doğrusu Amerikalı bir çocuk seninle görüşmek istiyor. Ortak haber

yazalım dedi bana ama ben kabul etmedim. Seninle tek görüşüp kendisinin haber yapmasının daha uygun olacağını söyledim.

UMUT            –   Çok iyi. Beni bulsun bir şekilde. Başar nerede?

ZEYNEP        –   Peşinde bazı delegeler var. Yarınki komisyon toplantıları için ağzını

arıyorlar. Ama bizimki çocuklardan öcüden kaçar gibi kaçıyor! Başar bir

alem. Batılılar söz konusu olunca inanılmaz kuşkucu. Geçende çocukların

birlikte yüzmeye gitme davetini bile reddetti. Havaya tam girdi

anlayacağın.

UMUT            –   Geç oldu. İyi bir uykuyu hakettik. Ben odama çıkıyorum.

ZEYNEP        –   İyi geceler. Paşa…

MÜZİK

Üçüncü Sahne

Stewart

Umut

Milanese

Stephanos (Kiriakaki)

Stromboliski

STEWART     –   Güzel bir Lozan sabahında, şairleri kıskandıran doğanın kucağında

herkese günaydın. Hepimiz biliyoruz ki Sınırlar, Boğazlar, Musul’un

Durumu, Kapitülasyonlar ve Osmanlı Borçları ve Türkiye ile Yunanistan arasında Azınlıklar ve İstanbul’daki Ortodoks Patrikhanesi Sorunları üst başlıklar ve bu konferansın en önemli konuları. (İki saniye duraksama).

STEWART     –   Evet. Sınırlara, askerliğe ve boğazlara bakacak komisyon benim

başkanlığımda çalışmalarını sürdürecek…Dün kabul edildi sanırım.

Trakya sınırları meselesi ilk meselemiz.  Söz, Türk delegasyonu başkanı İsmet Paşa namına Umut Türkeri’nin. Mr. Türkeri, Paşa, please…go ahead!

EFEKT                Podyumda kıpırtılar

UMUT            –   Bu noktada 1913 sınırları kabul edilmeli. Batı Trakya için halk karar

Versin, orada plebisit olsun isteriz. Balkan Savaşı’ndan sonra Bulgarlarla yaptığımız bir antlaşma var. Doğu Trakya’nın huzur ve güvenliğinin Batı Trakya’ya bağlı olduğu ortada. Meriç’in karşı sahili ve Batı Trakya halkının çoğunluğu Türk’dür. Çoğunluğu Türk olan bir coğrafya…

STEWART     –   (Umut’un sözünü keser) Meriç’in batısı, Doğu Trakya. Muğlak sınırlar

bunlar. Batı Trakya’da Türklerin çoğunlukta olduğu yerler tam olarak

nereleridir ki?

UMUT            –   Uzmanlarla görüştükten sonra yanıt vereceğim.

STEWART     –   Yunanistan’dan  Mr. Venizelos namına Mr. Kiriakaki! Stephanos

dostum buyrun söz Sizin…

STEPHANOS     –     Yunanistan adına, Mösyö Venizelos namına belirtmek isterim. Türk

halkı Balkan savaşları sonuna kadar Trakya’da ne zaman çoğunluk olmuş ki! Yunanistan, müttefiklere yaptığı bunca hizmetten sonra savaşın sorumluluğunu yüklenemez. Hele hele kendisini doğrudan ilgilendiren böyle asli konularda. Bize ait toprakları vermeyiz. Batı Trakya pazarlık konusu edilmemeli!

EFEKT           –   Podyumda kıpırtılar

UMUT            –   Laf ebeliği ve bizi ilgilendirmeyen sitemlerle bu sorunun çözümlenmesi

olanaklı mı Sizce? Mösyö Venilezos önceki konuşmasına da Türkiye ve Yunanistan’ı Dünya Savaşı’na sokan nedenleri incelemekle başlamıştı. Delegasyonumuz ne Osmanlı İmparatorluğu’nu savaşa sürükleyen nedenlerin ne de Yunanistan’ın kimin hesabına savaşa girdiğinin ve bunun tırnak içinde ödülünü kimden alacağının hesabı ile ilgilenmektedir. Komisyon önünde bunların incelenmesi tamamen anlamsızdır. Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki otuz yılın incelenmesin gerektiren bu çaba barışa balta vurmaktan başka işe yaramaz.

STEWART     –   Olayları tetikleyen önceki politik durumu bütün açıklığı ile

sergilemeden antlaşmayı hangi zemine oturtacağız Sizce, Mr. Umut

Türkeri?

UMUT            –   Türkiye Birinci Dünya Savaşı’nda Yunanistan’la savaş yapmak

durumunda olmadı ki! İki ülke arasındaki savaş 1919 Mayısında başlar.

İzmir’e Yunan çıkarması ile başlar ve Mösyö Venizelos namına Mösyö Kiriakaki’nin özel gençlik rüyaları bir yana bu çıkarmanın  arkasında hangi güçlerin bulunduğu bilinmektedir. Bir işgal eylemi için Türkiye’ye saldırı suçlaması yapılamaz.

STEWART     –   Siz bir antlaşmayı ihlal ettiniz. Mondros’u çiğnediniz. Başkaldırdınız.

Kendi devletiniz bile sizi asi ilan etmişti.

UMUT            –   Siz gidin o devletle görüşün o zaman. Bizi neden çağırdınız?! Lord

Curzon’un bile söylemeye cesaret edemeyeceği bu sözleri onun namına

söyleyebilme cüretinize şaştım Mösyö Stewart Jones! Boynumuzda

idam fermanlarıyla içimizdeki hainlerle ve emsali bulunmayan bir zaferin temsilcileri ile yokluk içinde savaşarak bu günlere geldik biz. Anadolu’yu kana bulayan bu savaşlarda iki tarafın ahlaki açıdan karşılıklı durumu açık değil mi? Savaşın sürdüğü dört yıl boyunca kendi müttefiklerinin de tüm barış girişimleri Yunanlılar tarafından geri çevrildi…

STOMBOLİYSKİ     Bir dakika! Bulgaristan adına konuşuyorum. Trakya sorunu

konuşuluyor hatırlatmak isterim! Bölmek istemezdim ama Batı

Trakya’da biz Bulgarlara da toprak verilmelidir. Dedeağaç Bulgar toprağıdır!

STEPHANOS–   Venizelos namına belirtmek isterim ki biz Türklere yenildik. Şimdi bir

de Bulgarlar mı çıktı! Türklere Doğu Trakya’yı bırakıyoruz, tamam. Meriç Irmağı temelinde bir çözüme ulaşacağız. Batı Trakya meselesini de dinliyoruz. Anlamıyorum Bulgarlar ne diye girdi işin içine! Onlara ne oluyor ki! Mösyö Bulgar Temsilcisi Size de yenilmedik ya!

STEWART     –   Batı sınırı sorununu çözmek o kadar zor mu?

STEPHANOS     –     Yunanistan adına belirtmeme izin verin. Türkler Batı Trakya’yı

kendilerinden değil, Bulgarlardan aldığımızı kabul etmemekte direnirlerse zor tabii. Balkan Savaşı’nı anımsayın beyler! İttihat ve Terakki Hükümeti ile o zamanki Bulgar hükümeti arasında yapılan anlaşmayı hatırlayın! Bulgaristan’ı Birinci Dünya Savaşı’nda Almanlarla birlikte yanınızda görmek için Dimetoka ve Edirne hinterlandını Bulgarlara bırakmanızı ve aranızda Meriç boyundan geçen bir sınır çizilmesini hatırlayın. Biz Batı Trakya’yı Bulgarlardan aldık ve artık Türklere geri vermeyiz! Batı Trakya’yı kaybettiniz! Sırf Almanlara yaranmak için!

STEWART     –   Buraya katılan tüm itilaf devletleri Türklerin Meriç’in batısındaki arazi

isteklerine karşı koymaktadır. Mr. Türkeri İngilizler, Fransızlar,

İtalyanlar, Japonlar hepsi sizin taleplerinize karşı. Batı Trakya’yı

kaybettiniz. Bunu kabul edin…Batı Trakya’yı Almanlara yaranabilmek

ve onların yanında sonu olmayan maceralara girebilmek için feda ettiniz. Alman generali von Falkenstein’ın Enver Paşa’nıza telgrafını biz de biliriz. Merak etmeyin Batı Trakya’yı verdiniz ama biz telafi ederiz diyordu. Ne oldu? Telafi edebildi mi? Hayır. Birinci Dünya Savaşı’nda yenildiniz ve bu bölgeyi kaybettiniz. Şimdi buraya gelmiş, savaşta yitirdiğinizi barışta kazanmak istiyorsunuz. Buna izin vermeyiz. Bir diyeceğiniz yoksa oturuma ara veriyorum. Görüşlere göre anlaşma taslağı hazırlayacağız. Lütfen herkes iki gün içinde yanıt versin. Oturumu kapatıyorum.

MÜZİK

EFEKT                Fonda müzik, yemek salonu sesleri, sesler, kahkahalar. Toplantı arası

sesleri

BAŞAR          –   Batı Trakya gitti abi.

UMUT            –   Herhalde Lozan’da yitirileni Lozan simulasyonunda geri alabileceğimizi

düşünmüyordun! Hele hele 2004 yılında elimizde olmayanları yeniden

alma hülyasına hiç mi hiç girmemeli.

BAŞAR          –   Hiç olmazsa ahali değişiminden istisna tutabileceğiz orayı, değil mi?

UMUT            –   E Lozan’da da öyle olmadı mı? Biz burada ana ve alt başlıkları

unutmaz isek başarılı oluruz. Dikkatimizi dağıtmalarına izin

vermeyelim yeter.

BAŞAR          –   Ankara’nın talimatını hatırlıyoruz değil mi Paşam? Yabancı bir askeri

kuvvet kabul edilemez. Bu yüzden görüşmeleri kesmek gerekirse onlara bilgi verilecek. Ordu ve donanma için sınırlama da söz konusu olmayacaktı. Ama tabii itilaf devletleri ayrı telden çalmakta ısrar ederlerse…

UMUT            –   Ankara bir bilse biz burada ne inatçılarla uğraşıyoruz ve onlara

kendimizi hem eşit ortak hem de dost kabul ettirmemiz lazım…

Dördüncü Sahne

Stewart

Umut

Çiçerin

Romanya

Bulgaristan

STEWART     –   (Podyumdan bir iki kişinin rahatsız edici fısıltılı konuşmaları sürerken

konuşmaya başlar) Komisyon başkanı Lord Curzon olarak artık Boğazlar sorununu tartışmaya geçelim derim lütfen. Bilindiği gibi zaman aleyhimize işliyor. Ana konuları bir ay içinde tamamlamış olmamız gerek.  Bir saniye Mösyö Georges, keyifli sohbetinize ara verin de dinleyin (fısıltılar kesilir). Hepimizi ilgilendiren konular değil mi! Mösyö Türkeri söz Sizin.

UMUT            –   Bizim Boğazlar konusunda fikrimiz açık. Hem Misak–ı Milli’de hem

Bütün uluslararası antlaşmalarda belirttik. Ticaret gemilerine açık olabilir. Gece ve gündüz her türlü kolaylığı sağlarız. Ama Boğazlar bizim can damarımız, ülkemizin en önemli bölümlerini kapsayan bir alan. Burada askeri ve siyasi güvenliği sağlayacak önlemlerin alınması egemenlik hakkımızın doğal sonucu.

STEWART     –   Boğazlar bölgesinin askerden arındırılarak Milletler Cemiyeti gözetimi

altında bulundurulması hakkında müttefiklerin düşüncesine ne dersiniz                                   İsmet Paşa namına?

UMUT            –   Şimdilik söyleyecek başka bir sözüm yok. İleride gerek gördüğümde

her zaman konuşabilirim.

STEWART     –   Boğazlar sorunu böyle genel sözlerle geçiştirilemez.  Türklerin

görüşünü ayrıntılı olarak bilmeliyiz. Sizi dinleyelim general devam

edin Paşa!

UMUT            –   Boğazlardan geçiş müttefikler için bir sorunsa görüşleri nedir biz de                             bunu öğrenelim Mylord!

STEWART     –   Önce Siz söyleyeceksiniz sonra biz…(iki saniye duraklar) Pa…Paşam.

ÇİÇERİN       –   Rusya’dan Çiçerin adına konusuyorum. Kimse laf etmeyecekse bırakın

ben söyleyeyim! Boğazlar sorununda müttefikler neden konuşmuyorlar!? Bence bu konuda hakem durumunda olan biziz. Boğazlar Sovyet Rusya için yaşamsal önem taşımaktadır. Boğazlar savaş gemilerine ve uçaklarına kapalı olmalı! Karadeniz Devletlerinin güvenliği için Boğazlar müthiş önem taşımaktadır. Bu su yollarından geçişte Türklerin güvenliği ile bizim güvenliğimiz paraleldir. Boğazlar Türklerden başka her devlete kapalı olmalıdır. Siz İngilizlerin Türklere yüzbinlerce şehide malolan Çanakkale’yi  niçin geçmek istediğini bütün dünya çok iyi bilmektedir. Hele hele 21. yüzyılda iyiden iyiye ortadadır!

STEWART     –   Son cümlenizin konumuzla ilgisi yoktur. Herhalde bu boş sözlerin bir

anlamı olmayacaktır. Şimdi sizin gibi söz hakkı olan başka Karadeniz

devletlerini dinleyelim.

ROMANYA   –   Romanya’nın Rusya’ya karşı güvenliği Boğazlar için uluslararası bir

düzen kurulmasına bağlıdır! Ege Denizi’nden Karadenize kadar bütün Türk sahilleri askerden arındırılmalıdır.

BULGARİSTAN Bulgar hükümetine göre savaş ve barışta Boğazlar yalnız ticaret

gemilerine açık olmalıdır.

STEWART     –   Şimdi Lord Curzon olarak İsmet Paşa namına Mr. Türkeri’nin görüşünü

söylemesini istiyorum. Buyrun Mr. Türkeri artık lütfen görüşünüzü anlatın.

UMUT            –   Konuşmacıların hepsini dikkatle dinledim. Bunların içinde Sovyet

Rusya’nın görüşü bizim görüşümüze en yakın olanıdır. Ancak kendi

önerimizi açıkça ve daha ayrıntılı biçimde sunmak için müttefiklerin Boğazlar sorununda ne düşündüklerini bilmek isteriz…

ÇİÇERİN       –   Sovyet Rusya’mız adına söylüyorum ki eşit koşullarla, eşit haklara

sahip Devletler olarak müzakereler sürdürülmelidir. Müttefikler neden

konuşmuyorlar? İngilizler, İtalyanlar, Fransızlar Boğazlar sorununda niçin susuyorlar? Bize öyle geliyor ki ard ve kötü niyetlerini saklamak için susuyorlar! Türklere karşı hala mağlup devlet muamelesi yapmak cüretinde bulunuyorsunuz. Yunanlıların büyük ideallerini tahrik ederek Anadolu’nun işgalini Siz sağladınız. Türklerin bütün iyi niyetlerine karşın bu saçma işgali dört yıl sürdürdünüz ve hala da sürdürmek niyetindesiniz.

STEWART     –   (Çok sinirli) Bir de fes vereyim de takın Mösyö Çiçerin namına, Mösyö

Çiçerin, Mösyö şey, Her neyse…Boş konuşmaktansa biz görüşlerimizi yarın bildirmek üzere oturumu kapatıyorum.

MÜZİK

Beşinci Sahne

ÇİÇERİN       –   Toplantılarda ataksın Umut. Bravo. İşte Akdeniz sıcakkanlılığı. Gölde

biraz kayıkla dolaşmaya ne dersin?

STEWART     –   Kürekleri ben çekeceksem hayır demem!

ÇİÇERİN       –   (Kahkahalar ile güler)

MÜZİK

EFEKT                Beş saniye kayıkta gölde kürek çekilmekte. Efekt fona geçer ve Umut

ile Çiçerin diyaloğu boyunca sürer.

ÇİÇERİN       –   Sana komşu kıyağı çekerim. Umut, dünya değişti. Uluslarımızın

dayanışması daha da önemli hale geldi. Bak AB projesi suya düşerse ne olacak? Bizimle yakınlaşmanız şart olacak. Bizim arzumuz da bu zaten.

UMUT            –   Ben Avrupa Birliği penceresinden değil, Türk Kurtuluş Mücadelesi

penceresinden bakıyorum. Doğrusu da odur. Boğazları kapalı tutmayı istemek barış seçeneğinden vazgeçilmesi sonucunu doğuracaktı. Herhalde aynı replikleri okumayacaksın simulasyonda da. Montreaux’yu iyi öğrendin mi bilmem. Zaman her şeyi yola koydu.

ÇİÇERİN       –   Biz de barış yanlısıyız. Ama Karadenizi feda etmek Rusya aleyhine bir

politika izlenmesi anlamına gelir. Bu da tıpatıp Damat Ferit’in politikası değil miydi?

UMUT            –   Gospadin Çiçerin! Biz Lozan’a savaşarak geldik, Lozan sürerken

ordularımızın İngiliz orduları ile yakın temasta bulunduğunu biliyorsun herhalde. Mudanya Ateşkesi’nde kararlaştırıldı. Konferans boyunca ordular karşı karşıya bulunacak ama eyleme geçilmeyecekti. Konferans kesintiye uğradığı an ne olacaktı? Taraflar eyleme geçmekte serbest olacaktı! Ben yarın çıkar Boğazlar Konferansında söylediklerimin tamamını reddederim. Ve ertesi gün ne olur? Savaş başlar? Hazır mısınız? Yani sence böyle bir manevra hele hele tarihin huzurunda Unicef’den iyi puan alır mı? Hepimiz tepetaklak oluruz. İkimiz başta ve itilaf devletleri bütün bursları kapar!

ÇİÇERİN       –   Moskova’ya gelirsin bunun gerisini orda görüşürüz.

UMUT            –   Gospodin Çiçerin. Beni dinle. Ben savaşı patlatacağım, ondan sonra

Moskova’da görüşeceğim, bunu mu diyorsun? Unicef ne der? Sence puan verir mi?

ÇİÇERİN       –   Görüşürüz, görüşürüz.

UMUT            –   Ben savaşı patlatacağım sonra görüşeceğiz, böyle iş olur mu?! Hazır

değilsiniz! Barış yapmak kararındayız. Boğazlar sorunu için, zamanla çözülecek bir sorun için bugün savaş çıkarmak niyetimiz yok…Bu nedenle Boğazlar sorununda bir kesinti yapmayacağım. Burada öncelikle ilişkiyi keserim, savaşı zorunu hale getiririm ve sonra da sizinle görüşürüm, böyle şeyin ciddiyeti mi olur?! Benden bunu istemeye hakkın yoktur.

ÇİÇERİN       –   Dostluk siyaseti başka nasıl olur ki? Sen böyle bir tercih yaparsan

Unicef de puanını kırmaz ki! İsmet Paşa yapmamış. Sen yap. Bakarsın kafadan çözeriz meseleyi!

UMUT            –   Yani İsmet Paşa’nın aklı ile mi yarışacağım! Dost kalacağız ve

aramızdaki ilişki iyi olduğu, birbirimize güveni yitirmediğimiz sürece, Boğazlar açık olsa da Sovyet Rusya aleyhine bizi yok sayarak bir askeri eylem yapma olanağı yok! Sorun, aramızdaki ilişkinin güvenli ve sürekli olmasına bağlı. Bu politikayı izleyeceğiz ve yürüteceğiz. İlerde bu iyi ilişkileri kökünden sarsacak basiretsiz politikacıların uluslarımızı yönetme konumunda olmamalarını dilerim. Bence Lozan’ın ana fikri bu olmuş. Ben bu ana fikri değiştirmeye gelmedim buraya…(birkaç saniye duraksar).

UMUT            –   Sen iyi kürek çekerim zannediyorsun ama Oxford’lu olma adayı

Stewart’ın Thames’de yaptığı talimleri unutuyorsun. Bu çocuk bir son dakika kazığı atarak hepimizi burstan edebilir. Hiç olmasa hazırlıklı ol.

Altıncı Sahne

STEWART     –  Lord Curzon adına Bizim görüşümüz açık…Barış zamanında

Boğazlardan gece ve gündüz savaş gemilerinin geçişinin serbest bırakılmasını istiyoruz. Ayrıca Boğazların tüm engelleyici donanımlardan ve her türlü askeri savunmadan arındırılmasının kabulünü istiyoruz. Her devlet için Boğazlardan Karadenizde bulunan en güçlü donanma kadar bir donanmayı Karadenize geçirmek yetkisinin tanınmasını istiyoruz. Boğazlardan geçişin ve askerden arındırılmış bölgenin denetlenmesi için Türklerin de katılacağı bir uluslararası komisyon kurulmalıdır. Majesteleri Büyük–Britanya ve İrlanda Birleşik–Krallığı ve Denizler Ötesi İngiliz Ülkeleri Kralı ve Hindistan İmparatorluğu’nun Boğazlar sorunundaki görüşü özetle budur. Şimdi sözü Fransa adına Mösyö Poincare namına Mösyö Riceur’a veriyorum. Buyrun Mösyö Riceur…

GEORGES     –   Sayın Curzon namına Stewart Jones dostumuzun önerilerine aynen

katılıyoruz.

İTALYA         –   Biz de Lord Curzon namına Sinyor Stewart Jones’un önerilerini

paylaşıyoruz.

ÇİÇERİN       –   Müttefikler işte baklayı nihayet ağızlarından çıkardılar. İstekleri biz ve

Türkler için büyük bir tehlikedir. Çarlık zamanında Boğazlar için ne düşünüyorlarsa şimdi aynı uslüpta ve aynı zeminde istekler ileri sürüyorlar. İngiltere, Fransa, İtalya söz birliği etmişler…Oysa bugün geçmiş anlaşmaların tümünü iptal etmiş bir Sovyet Rusya vardır. Sovyet Rusya’nın Boğazlarda ve başka hiçbir ülkede saldırı planı olmadığını buradan açıkça dünyaya ilan ediyorum.

STEWART     –   (Fısıltı ile)   Dostum Riceur, şu oğlana bak biri buna İkinci Dünya

Savaşı’nda nereye kadar gelmişler anlatsın!

EFEKT                Bilgisayar tık tıkı (Umut Kerem ile chat yapmaktadır) Kerem’in yanıtı

da tık tıklı…

UMUT            –   (Ekolu, Kerem’le chat yapmaktadır.) Boğazlar sorununda bir anlaşmaya

varmanın barış için esas koşullardan biri olduğuna inanıyorum Kerem.

Bildiğin gibi Lord Curzon’un barış anlaşmasının oluşmasında birinci

derecede rolü var. Bize karşı savaş politikasını izleyen Lyoyd George devrildikten sonra Curzon geldi ve Türkler barış istiyorlar, biz de barış istiyoruz biçiminde tavır koydu. Adamın Boğazlar üstündeki davası Boğazların açık olmasına, donanmalarının Karadeniz’e engelsiz girmesine dayanıyordu biliyorsun. Yani bu adamların bu toplantıda çok önem verdiği iki sorun var. Bir Boğazlar sorunu iki Musul sorunu.  Curzon adına Stewart için doğrudan mücadele zor abi. Bu yüzden müttefiklerle birlikte karşımızda bir cephe oluşturma politikasını esas aldı. Asıl amacı gizleyip bütün müttefikler arasında bize karşı kurulacak cephenin yine şampiyonu. Ben de karşımızda başlıca mücadeleci olarak İngilizleri kabul ettim ve İngiltere’nin diğer müttefikleri ile aramızdaki anlaşmazlıklardan yararlanmayı planladım. Bunun için diğer müttefiklerin sorunlarını çözmeye çalışarak İngilizlere karşı bir doğal barış cephesi kurmaya uğraşıyorum.

KEREM          –   Bu düşüncen Mudanya Ateşkesi’nde benimsediğimiz plana uygundur.

Aynen sürdür…

UMUT            –   (yüksek sesle) Baylar Bayanlar, Boğazların Türkiye’nin başkanlığında

bir uluslararası komisyon tarafından idare edilmesini ve prensipte geçişlere açık olmasını kabul ediyorum. Ama biz burada Lozan’dayız ve evlerinize dönünce biraz Montreux çalışmanızı tavsiye ederim.

PODYUM      –   Alkışlar, kahkahalar!

ALTINCI BÖLÜM

Geçen Bölümlerin Özeti: Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Ailesi sınavda ondan çok şey beklemektedir. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir.  Katılımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitimdir. Türkiye’de üniversite sınavlarını kazanarak mühendislik okumak isteyen Umut önce kararsız kalmıştır. Ailesinin karşı görüşüne rağmen sonunda kararını verir, sınavlarda başarılı olarak İsmet Paşa olmaya hak kazanır. Sınavda Rıza Nur’u canlandıracak arkadaşı Başar ile tanışır. Umut, Mustafa Kemal’i canlandıracak Kerem ile de tanışır ve onunla taktik ve stratejiler üstünde konuşur. Kerem gitmeden saltanatın kaldırılmasını uygun görür. Hazırlıklar tamamlanır ve on kişilik ekip uçakla Lozan’a gider. Ancak itilaf devletleri temsilcileri oraya henüz gelmemişlerdir. Umut, Başar ve gazeteci rolündeki Zeynep Paris’e giderler. Poincare’yi canlandıracak Georges, Umut’a, itilaf devletlerinin günün koşulları bakış açısından yeni önerilerle gelmeyi hedeflediğini ima ederken Umut, 1922 koşullarının münazaraya esas olmasını arzu etmektedir. Umut’a göre Lozan’a Lozan Antlaşması’nı anlamaya gidilmiştir. Değiştirmeye değil. Sınırlar Misak–ı Milli temelinde kararlaştırılmalı, kapitülasyonlar kaldırılmalı ve azınlıklara yurttaşlara tanınan tüm haklar tanınmalıdır. Bir çok konuda olduğu gibi kapilütasyonların kaldırılması konusunda Fransızlarla sorun yaşanacağı anlaşılır. Paris’den Lozan’a dönülür. Türk delegasyonundan Zeynep Mussolini adına münazaraya gelen genç ile görüşür ve İtalya’nın yaklaşımını öğrenir. Lozan Simulasyonu  başlar. Gençler kıyasıya yarışırken Umut üzülerek Türk delegasyonuna 1922’de yapılan muamelenin yapılmaya çalışıldığını görür. Konferans başında usul ve şekil kuralları tartışılırken göz doldurmaya ve Türk ekibi için gereken konumu kazanmaya çalışır. İsmet İnönü ve Rıza Nur’un yanında tarihte de önemli olmuş Lord Curzon, Barrere, Garroni, Massigli, Venizelos, Montagna, Çiçerin gibi büyük isimleri temsil eden gençler ön plana çıkar.  İngiltiz Lord Curzon’u temsil eden genç Stewart Jones hem çok yetenekli hem de çok kurnazdır. İtilaf devletlerinden diğer gençleri genelde o idare eder. Boğazlar sorunu konusunda Rusya adina Çiçerin namıma gelen genç de tartismalara ateşli bir biçimde katılır.  İlk dönemde ülke sınırları, Boğazlar, kapitülasyonlar ve azınlıklar gibi sorunlar tartışılır. Sınırlar ve Boğazlar sorunları çözülür. Türkiye sınırları teyid edilir. Ancak Batı Trakya Türk yurdu dışında kalır. Boğazlarda presipte geçiş serbestisi tanınır. Sorunlar tartışılırken gençler olaylara bugünün perspektifinden de bakmaya çalışmaktadırlar. Ancak Umut, Lozan’da kazanılanı güncel hesaplara kurban vermek istememektedir. Kararlılıkla Lozan münazarasına ortak tarihlerini anlamak ve teyid etmek için geldiklerini söyler. Lozan herşeyden önce Türkiye’nin meselesidir. Umut, Lozan Antlaşması uzerinde güncel pazarlıklara razı değildir. Başar da konferans boyunca pek çok konudaki çıkışları ile dikkati çeker. Umut ve Başar’ın farklı tarzları gitgide açıklıkla ortaya çıkmaya başlar. Umut, konferans boyunca Türkiye ve özellikle Mustafa Kemal’i temsil eden Kerem ile yazışmalarını sürdürür. Sıra Lozan’da taviz verilmeyen konuların ateşli tartışmasına gelmiştir.

Birinci Sahne

Değişik figüran sesler

Umut

Stewart

MÜZİK           –   Fonda dansa müsait hareketli klasik batı müziği

EFEKT            –   Bir ziyafet akşamıdır. Masa başında konuşmalar, kahkahalar, tabak

çanak, servis sesleri. Kadeh sesleri. Müzik ve efektler diyaloglar

başlayınca fona geçer ve diyaloglar boyunca sürer)

1. SES             –   Bir barış konferansının en iyi tarafı ziyafet kısımlarıdır arkadaşım.

2. SES             –   Sence 1922’den farklı bir metin mi çıkacak?

1. SES             –   Sanmıyorum. Biz 1923’de kalabilelim yeter. Ne dersiniz Mr. Stewart

Jones?

2. SES             –   Seni duymadı. İsmet Paşa ile derin bir sohbete dalmışlar. Ne

konuşuyorlar acaba?

1. SES             –   Doğrusu masa düzenini yapan kimse bize pek şans tanımamış dostum.

Matmazel benimle dans eder misiniz?

3. (KADIN) SES       Hay hay Mösyö. Ama doğru müziği beklesek olmaz mı?

1.2.3.SES        –   Kahkahalar

STEWART     –   Muzaffer General! Sen çok manevraya alışmışsın, bağırmayı çok

seviyorsun.

UMUT            –   Bunları ne nedenle söylüyorsun ki anlamadım Lord Curzon Stewart.

STEWART     –   Ama düşündüklerini Sana yaptırmayacağım! (iki saniye duraksama)

STEWART     –   (fısıltı ile) General! Ruslarla anlaşmazlığa ne zaman düşecek,

mücadeleye ne zaman başlayacaksınız?

UMUT            –   (fısıltı ile) Sır olarak durumumu söyleyeyim mi? Çok gizli olarak

söyleyeyim ki Ruslarla ilişkilerimiz çok yakındır. Çok içtendir. Onlarla

çok içli dışlıyız. Ne de olsa adamlar burnumuzun dibinde! Komşu

komşunun külüne muhtaç!

STEWART    –   (Bir kahkaha atar) Amatör diplomat! Sen de Lyoyd George gibi amatör

bir diplomatsın!

UMUT            –   Kime söylüyorsun bunları? İsmet İnönü’ye mi yoksa onun namına

gelen Umut Türkeri olarak bana mı?

STEWART     –   Sen kime kabul edersen ona olsun! Biz İngilizler Mudanya’yı çok iyi

anlamlandırmışızdır. En ümitsiz zamanda bile dostluğumuzu goztermek için sabırla uğraştık biliyorsun. 1854’ü takip eden yüzyılda hatta şimdilerde çok sabırla uğraştık, uğraşıyoruz. Bak, AB müzakerelerine, orada da gördün. Türkleri kazanmak, kaybetmemek için ciddi bir gayret gösterdik. Biz İngilizler, dostluk veya düşmanlık yönünü bir kere tuttuktan sonra onu binbir sebat ve çaba, inat ile izler; hedefe varmak için, büyük küçük tüm memurlar uyum içinde birbirimizi tamamlayarak çalışırız.

UMUT            –   Sana karşı bir sevgi ve saygı hissi içimde kalacak. Ama o emperyal

devlet adamı havalarını biraz yumuşatıp çağa ayak uydurman gerek. Bir

de o hacker’lara söyle. Ne gerek var  Allah aşkına böyle cambazlıklar. Bizim şifreleri kırmaya uğraşmasınlar! Çağ değişti. Doğu Telgraf Hattı döneminde değiliz.

STEWART     – (Kahkaha atar) Doğrusu benim haberim yok. Sen de mühendissin, değil

mi?

UMUT            –   Umut olarak daha lise sonda olduğumu söyleyebilirim. Ama evet biraz

hacker’cılıktan ben de anlarım.

STEWART     –   AB’ye girmeye kararlı görünüyorsunuz.

UMUT            –   Doğrusu biz kararlıyız da, Sizlerin bazı hesapları bırakıp bir barış

projesine inanmanız gerekiyor.

STEWART     –   Doğru. Önemli bir barış projesidir Avrupa Birliği. Almanya, Fransa

köprüsünün kurulması önemli bir barış projesidir. Doğu Bloğu bunun ikinci ayağı olmuştur. Şimdi sıra Türkiye.

UMUT            –   İngiltere’nin yerini nasıl görüyorsun?

STEWART     –   Oldukça zor bir soru sordun.

UMUT            –   Bazı konular menfaat çatışması olarak görülüyor. Siz öyle diyorsunuz

biz böyle. İyi niyeti ispat etmek her iki taraf için de zor olsa gerek.

STEWART     –   Ohooo. Biz ne kötü niyetlerden ne barışlara imza atmış bir kıtayız.

UMUT            –   Ben de iyimser olmak istiyorum. Ama şu Lozan simulasyonunda,

birbirinizi ne kadar pohpohladığınızı gördükçe kendimi yanlız

hissediyorum.

STEWART     –   Dostluk başka iş başka. Ama bak. AB içinde dahi ne farklılıklar ne

kavgalar var. Girdikten sonra gördük biz. Siz de göreceksiniz. Önemli olan çok seslilik. Lozan’a gelince. Neticede ortak tarihtir. Olumlu da olsa olumsuz da! Bizlerin ortak tarihidir ve birbirimizi sevsek de yesek de şu yaşlı kıtada çok şey yaşadık birlikte. Dostlar kadehimi Lord Curzon’un ve İsmet Paşa’nın aziz hatıraları için kaldırıyorum!

SESLER         –   (On-onbeş kişilik grup hep bir ağızdan) A votre sante!

MÜZİK           –   İyice kuvvetlenir. Efektler sürmektedir. Beş saniye daha sürer ve sahne

biterken azalarak söner.

İkinci Sahne

Stewart

Başar

MÜZİK

STEWART     – Doğrusu Ruslarla ilişkiniz düşman çatlatır türden! Dünkü ziyafette

Umut’la da konuştuk. Bana Ruslarla aranızın pek sıkı fıkı olduğunu

söyledi Başar.

BAŞAR          –   Bizim Ruslarla dostluğumuza pek de kulak asmamalısınız. Aslen biz de

sonuçta sizinle sıkı fıkı bir ilişki isteriz istemez miyiz? Ülkemizde refahın kurulması gerek. Eh savaşlarda belimiz çok büküldü, büyük imar projelerine gereksinimimiz var.

STEWART     –   Tabii ben de öyle düşünmüştüm zaten. Neticede 1920’lerin yıkık

Türkiye’sinden bahsediyoruz, değil mi?

BAŞAR          –   Herkes kabul etse ne iyi olur. Aslında benim fikrimdir canım. Irak’ta

masraf edeceğinize biz size jandarmalık ederiz. Irak size isyan ederse size bir ordu dahi veririz. Size doğuda bir güç lazım. Yunanistan işe yaramadı. Bu yetenek bizde fazlasıyla var. Ne dersiniz? Yani bunlar 1922’ler için çok parlak fikirler değil mi? Hele hele bugüne baktığında Stewart’çığım?

STEWART     –   Bunlar güzel sözler de dostluğumuz için güvenceyi nasıl alacağız?

Sizde sürekli bir hükümet siyaseti yok ki! Ya birden bire değişirse her şey.

BAŞAR          –   Birden bire cevap bulmak zor ama Fransızları bölgeden atmak

istemediniz mi? Bize güvenmeniz gerek. En azından bu konuları müzakere edelim. Sizlerle dost olmalıyız. Siz bizim biz sizin dostluğumuza muhtaçsınız. Hem 2005’den geriye bak. Musul’u bize verip petrol imtiyazı alsaydınız işiniz daha kolay olabilirdi.

STEWART     –   O bilinmez. Sonuçta bizimle birlikte Irak savaşına girmediniz ki! Hem

de kuzey cephesini engellediniz…

BAŞAR          –   Musul’u bize verseydiniz bizi savaşa daha rahat sokardınız Mr.

STEWART     –   Musul Musul. Gidin o zaman Suriye’yı alın. Bir darbe yeter. Yani 1922

açısından diyorum.

BAŞAR          –   Sen işini iyi öğrenmişsin Patron! Fransa ile asırlık rekabetinizde size

yardım etmemizi istiyorsanız bazı konularda siz de bize yardım edin derim.

STEWART     –   Nerede?

BAŞAR          –   Kapitülasyonlarda mesela! Suriye’yi Fransızlardan alır Size veririz.

STEWART     –   (Kahkaha atar)

BAŞAR          –   Alın istediğiniz petrol imtiyazlarını, verin bize Musul’u o zaman.

STEWART     –   Musul’u size vermek tepeden Bağdat’a inmeniz demek. Ben iki şehir

arasında bir dağ bilmiyorum. Seninle iyi iş yapardık belki ama…Ben İngiltere adına buraya gelip Musul’u size hediye etsem, akli dengemden şüphe etmezler mi sence?

BAŞAR          –   Musul’da halkın çoğunluğu Türk iken plebisit yapılsın o zaman. Halk

karar versin

STEWART     –   Buna şiddetle direneceğimi biliyorsunuz. Sakın aklınızdan bile

geçirmeyin. Oradaki halk seçme kabiliyetini haiz değil!

BAŞAR          –   Böyle yanlı bir argüman görmedim.

STEWART     –   Yani benden Musul’u oradaki halkın kararına bırakıp İngiltere’ye

dönmemi mi istiyorsunuz? Bazı konular halkın kararına bırakılamayacak kadar önemlidir. Hele halk bizim halkımız değilse!

BAŞAR          –   Tarih bir gün hesap soracak.

STEWART     –   Bize değil!

MÜZİK

Üçüncü Sahne

Milanese

Venizelos

Başar

EFEKT                       Toplantı salonu (Yirmi otuz kişi bulunmaktadır. Buna uygun ses ve kıpırtı efektleri, masa başı kağıt, bilgisayar sesleri)

MILANESE   –   (Gong sesi ile başlar) Arkadaşlar İtalya adına Mösyö Montagna namına

alt komisyon başkanı Milanese olarak toplantımızı açıyorum. Siyasi Komisyona dahil alt komisyonumuz Nüfus ve Mübadele işleri ile ilgilenecek. Bu konuda yapılan en önemli öneri Türkiye’de bulunan Yunan ve Yunanistan’da bulunan Türk halklarının değişimidir. Yani, Türkler Türkiye’ye, Yunanlılar Yunanistan’a. Bu, halklar arasında bu ana dek meydana gelmiş elim olayların unutulmasında ve barışın ve komşuların birbirlerinin toprak bütünlüğüne ve ulusal düzenlerine saygı göstermesini sağlamaya yönelik bir önlem olacaktır. Ayrıca iç çatışmaları ve tahrikleri de önleyecektir. Buyrun Mösyö Kiriakaki Yunanistan adına söz Sizin. Mösyö Venizelos namına görüşlerinizi bildirin lütfen!

VENİZELOS –  Ahali mübadelesini kabul ediyoruz. Ancak İstanbul istisna tutulmalı.

Istanbul’un tarihsel ve kültürel önemi ve Ortodoks Patrikanemiz açısından yeri malum. Batı Trakya Türkleri de. Bir de azınlıkların hakları meselesi var. Dinsel, dilsel ve etnik azınlıkların…(sözü kesilir)

BAŞAR          –  Irkça, dilce, dince azınlık istiyor bunlar yahu…Hallaç pamuğu gibi

Atacaksınız bizi. Biraz daha gayret ederseniz Türkiye’deki karıncaları da azınlık yapacaksınız .

MILANESE   –   Mösyö Rıza Nur adına Başar…lütfen kesme de konuşsunlar…

VENIZELOS –   Sizin kanunlarınız din. Dininiz Müslüman Müslümanlık ile

Hıristiyanları yönetemezsiniz.

BAŞAR          –   Filan falanı bırakalım açık konuşalım. Biz laik cumhuriyeti kuracağız.

Anlatamadım galiba? Bir daha söylememi ister misiniz? Bu laik cumhuriyette…(Sözü kesilir)

VENIZELOS –   Ne olurmuş Mösyö?

BAŞAR          –   Hıristiyanlar da askere gitmeli!…

GEORGES       Fransa adına şöyle söyleyeyim. Sonuçta Avrupai bir medeni kanun

uygulanacaksa artık hırıstiyanlar için bir takım imtiyazlar istemek

doğru değil. Hıristiyanlar da medeni yasaya tabi olacaklarsa yani.

MILANESE   –   Karşılıklı laf atacaksak burası kafeye döner ve ben ne diye Montagna

adına başkanlık yapıyorum ki o zaman! Lütfen herkes görüşlerini bir düzen halinde ifade etsin. Yazı kurulu bu atışmaları takip etmekte zorlanıyor! Bu işi uzatmayalım. Neticede İstanbul’daki Rumlar ve Doğu Trakya’daki Türkler hariç her iki ülke topraklarındakiler yer değiştirecek. Tabii savaşta bazı sorunlar yaratmış olanları da affetmek gerekli.

BAŞAR          –   Demesi kolay.

MÜZİK

YEDİNCİ BÖLÜM

Geçen Bölümlerin Özeti: Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Ailesi sınavda ondan çok şey beklemektedir. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir.  Katılımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitimdir. Türkiye’de üniversite sınavlarını kazanarak mühendislik okumak isteyen Umut önce kararsız kalmıştır. Ailesinin karşı görüşüne rağmen sonunda kararını verir, sınavlarda başarılı olarak İsmet Paşa olmaya hak kazanır. Sınavda Rıza Nur’u canlandıracak arkadaşı Başar ile tanışır. Umut, Mustafa Kemal’i canlandıracak Kerem ile de tanışır ve onunla taktik ve stratejiler üstünde konuşur. Kerem gitmeden saltanatın kaldırılmasını uygun görür. Hazırlıklar tamamlanır ve on kişilik ekip uçakla Lozan’a gider. Ancak itilaf devletleri temsilcileri oraya henüz gelmemişlerdir. Umut, Başar ve gazeteci rolündeki Zeynep Paris’e giderler. Poincare’yi canlandıracak Georges, Umut’a, itilaf devletlerinin günün koşulları bakış açısından yeni önerilerle gelmeyi hedeflediğini ima ederken Umut, 1922 koşullarının münazaraya esas olmasını arzu etmektedir.  Umut’a göre Lozan’a Lozan Antlaşması’nı anlamaya gidilmiştir. Değiştirmeye değil. Sınırlar Misak–ı Milli temelinde kararlaştırılmalı, kapitülasyonlar kaldırılmalı ve azınlıklara yurttaşlara tanınan tüm haklar tanınmalıdır. Bir çok konuda olduğu gibi kapilütasyonların kaldırılması konusunda Fransızlarla sorun yaşanacağı anlaşılır. Lozan’a dönülür ve konferans başlar. Türk delegasyonundan Zeynep Mussolini adına münazaraya gelen genç ile görüşür ve İtalya’nın yaklaşımını öğrenir. Lozan Simulasyonu  başlar. Gençler kıyasıya yarışırken Umut üzülerek Türk delegasyonuna 1922’de yapılan muamelenin yapılmaya çalışıldığını görür. Konferans başında usul ve şekil kuralları tartışılırken göz doldurmaya ve Türk ekibi için gereken konumu kazanmaya çalışır. İsmet İnönü ve Rıza Nur’un yanında tarihte de önemli olmuş Lord Curzon, Barrere, Garroni, Massigli, Venizelos, Montagna, Çiçerin gibi büyük isimleri temsil eden gençler ön plana çıkar.  İngiltiz Lord Curzon’u temsil eden genç Stewart Jones hem çok yetenekli hem de çok kurnazdır. İtilaf devletlerinin diğer temsilcilerini genelde o idare eder. Boğazlar sorunu konusunda Rusya adina gelen genc de tartismalara atesli bir biçimde katılır. İlk dönemde ülke sınırları, Boğazlar, kapitülasyonlar ve azınlıklar gibi sorulnlar tartışılır. Sorunlar tartışılırken gençler olaylara bugünün perspektifinden de bakmaya çalışmaktadırlar. Ancak Umut, Lozan’da kazanılanı güncel hesaplara kurban vermek istememektedir. Kararlılıkla Lozan münazarasına ortak tarihlerini anlamak ve teyid etmek için geldiklerini söyler. Lozan herşeyden önce Türkiye’nin meselesidir. Umut, Lozan Antlaşması üzerinde güncel pazarlıklara razı değildir. Sınırlar, Boğazlar, azınlıklar ve nüfüs mübadelesi ile kapitülasyonlar konusunda tartışmalar çetin geçer ve sonuca bağlanır görünür. Musul konusu ve kapitülasyonlar askıdadır. Bu arada,  İtilaf devleti temsilcileri Sevr’i andıran öneriler vermekten geri kalmamaktadır. Başar da konferans boyunca pek çok konudaki çıkışları ile dikkati çeker. Umut ve Başar’ın farklı tarzları gitgide açıklıkla ortaya çıkmaya başlar. Umut, konferans boyunca Türkiye ve özellikle Mustafa Kemal’i temsil eden Kerem ile yazışmalarını sürdürmektedir.

Birinci Sahne

Umut

Sesler

Dikran

İsviçreli

EFEKT           (Bilgisayar tıktıkı. Bilgisayar sesi. Umut’un monoloğu boyunca fonda

sürer)

UMUT            –   (Ekolu) Sevgili Şila, Sana Lozan’dan, odamdan yazıyorum. Kusura

bakma sahte isimli bir hotmail açmak durumunda kaldım çünkü, İngilizlerin hackerları iş başında gibime geliyor. Kimbilir, Seni keşfedip Senin destinasyona gelen mailleri de okuyorlardır. Kerem ile şifreli yazışıyoruz! Gülme, ciddi. Bazı herifler buraya hackercılık oynamaya gelmiş. Geçen gün konferans salonundaki giriş şifremi kırmışlar. Allahtan o bilgisayarda hiç bir şey bulundurmuyorum. Konferans sırasında tutulan notları hemen kendi Notebookuma aktarıyorum! Sevgili Şila, ne kadar yorgunum bilemezsin. Günlerdir kendi kendime kaldığım zamanlar çok sınırlı. Ama hoşuma gidiyor insanın inanır mısın? Gerçekten önem taşıyan işlermiş, şimdi düşünüyorum da! Biz birkaç sayfa ile yarı şaka yarı ciddi tarih hocasını dinleme lütfunda bile bulunmazken, kitapların o sayfalarında ne yaşamlar, ne önemli kaderler gizliymiş. Koca koca ulusların orduları birbirleri ile savaşa girmek üzere silahlarının başında ve karşı karşıya beklerken bir barış görüşmesini başarıyla sonlandırmak bence en zor bilgisayar programı yapmaktan daha zor. Elinde canlar tutuyorsun. Cerrahlık gibi. Bilgisayara istediğin komutu veriyorsun ve seni dinliyor. Oysa insanlarla anlaşmak, onları tanımayı, herşeyden once, kendini tanımayı gerektiriyor. Geceler boyunca uykusuz kalıp çalışıyorum, tarihimizi daha iyi anlamaya uğraşıyorum. Curzon namına gelen çocukla cedelleşebilmek, itilaf devletlerini bölebilmek için taktikler geliştiriyorum. Gerçekten bitkinim ve bu bitkinlik içinde kafamda bir sürü tilki dolaşıp hiçbirinin kuyruklarının birbirine değmemesi gerekiyor. Zayıfladım inanır mısın? Ama kaşeksiden ölme noktasına da gelsem bu işten alnımın akı ile çıkmadan dönmeyeceğim. Sen nasılsın güzelim? Okulu bıraktım deme, bozuşuruz. Ama dönünce anlatırım herhalde aynı okulda buluşamayacağız.

EFEKT            –   Kapı çalar.

UMUT            –   (Bilgisayar tıktıkı) Kapı çalıyor, sonra yazarım. Öpüldünüz. Tabi

canım!

EFEKT            –   Kapı daha gürültülü olarak çalınır.

UMUT            –   Girin. Girin.

SES                 –   Eski Osmanlı nazırı Narodunkyan sıfatı ile burada bulunan biri

görüşmek istiyor sizinle.

UMUT            –   Narodunkyan mı? Bu nereden çıktı şimdi.?

SES                 –   İstanbul’dan gelmiş.

UMUT            –   İstanbul’dan mı? Türk vatandaşı mı?

SES                   Tabii Türk vatandaşı. Ne olacak ki!

UMUT            –   (Sinirli) Nereden bileyim ne olacak! (Öfler püfler) Peki içeri alın…

EFEKT                Kapı açılır, kapanır.

UMUT            –   Dikran! Dikran Sen miydin? Oğlum ne geziyorsun sen burada Allah

aşkına!

DİKRAN        –   Sen ne geziyorsan ben öyle geziyorum abi…Konferansta görevliyiz

herhalde…

UMUT            –   Buraya geleceğini bana neden söylemedin oğlum? Bi de sınıf

arkadaşıyız. Özgür Hoca bunu benden nasıl saklayabildi şaşıyorum.

DİKRAN        –   Özgür Hoca’nın haberi mi vardı! Bizim ekibin danışmanı başkası.

UMUT            –   Buralara geliyorsun ve bunu benden saklıyorsun ha?

DİKRAN        –   Saklamasam bursu nasıl alacağım. Kerem ve sen ne yapar eder,

engellerdiniz.

UMUT            –   Senin misyonun ne?

DİKRAN        –   Biz de kendimize biçilen rolü oynayacağız herhalde! Bir Ermeni yurdu

isteyeceğim, Sen de kabul etmeyeceksin. Roller bu. Ama bu benim

istemiş olduğumu tutanaklara geçirecek.

UMUT            –   Başar’ı küplere bindiren Sen miydin yoksa? Dün aramışsın. Moralini

bozmayayım, söylemeyeyim dedi. Boşuna uğraşıyorsun. Ben

de böyle talepleri ortaya atasın diye seni soktukları toplantıların

hiçbirine gitmem.

DİKRAN        –   Sen de mi Başar kadar kötü diplomatsın yoksa. Artık bana kulak versen

iyi edersin.

UMUT            –   Başar’ın diplomatlığı senden mi soruluyormuş?

DİKRAN        –   Bana kulak vermelisin dedim. Bu çok önemli…

UMUT            –   Sana kulak verirdim. Sınıf arkadaşından gerçeği saklamasa idin.

DİKRAN        –   Ben sana bazı tarihi gerçeklerden sözetmek isterim. Bunları İstanbul’da

dinlemezsin ama burada dinlemen yararına olur! Mesela Birinci Dünya

Savaşı esnasında olup bitenler.

UMUT            –   Bizim ne geçmişte ne de Birinci Dünya Savaşı’nda Ermenilerle Türkler

arasında geçen olaylarla bir ilişkisi olmamış insanlar adına burada bulunduğumuzu bilmiyor musun? Sözü edilen olayların tümü ile dışında kalmış yeni insanlar adına geldik. Lozan’da kurulacak devlet yeni bir devlet. Ortak yurdumuzu birlikte onarıp ilerleten insanlar olmak hedef değil mi?.

DİKRAN        –   Yanlış anlama ama Konferansta bir Ermeni yurdu isteyeceğim. Eğer

artık genel geçer olan haklarımızı teslim etmezsen. Lozan’da bize tanınan haklardan fazlasını istemiyoruz. Ama Umut Sen de biliyorsun ki Lozan tam anlamı ile uygulanmadı. Bence çok iyi bir antlaşma ve ulusumuz için en iyisi. Amma…Tam anlamı ile uygulanmadı!

UMUT            –   Biz burada Lozan simulasyonu yapıyoruz. Lozan’da kabul edilenlerin

üstünde bir pazarlık yapamam. Lozan’da kabul edilen her maddeyi tek  tek ben de okudum, inceledim. Azınlıklara verilen haklar gerçekten çok ileri bir düzeyde. Ama bizlerin, daha üniversiteye bile girmemiş olan bizlerin, büyük bir tarihi antlaşmayı ameliyat masasına yatırıp orasını burasını kurcalama yeterliğine sahip olduğumuzu sanmıyorum.

DİKRAN        –   Ben öyle düşünmüyorum. O zaman konferansta Ermeni yurdu isteme

tarihi simulasyonunu yaparım ve iş biter. Bu simulasyonu yapmam

senin işine gelir mi?

UMUT            –   Sen tarihten ders almışsan bunu yapma ve samimiyetini göster o zaman.

Ben de Sana Lozan’da azınlıklar yararına getirilen maddelerin

gerçekten uygulanıp uygulanmadığına ilişkin bir makale yazayım Türkiye’ye dönünce.

DİKRAN        –   Bunları çoktan çalışıp gelmeliydin buraya.

UMUT            –   Lozan’da tanınan haklar yeter de artar bile.

DİKRAN        –   Tamam işte… Ben de konferansta Lozan’da tanınan haklar yeter de artar

demeni ancak bunun Türkiye’de tam olarak uygulanmadığını söylemeni istiyorum. O zaman Ermeni yurdu sorununu kapatır, geçer giderim!

UMUT            –   Ben buraya Lozan’dan sonrasını ve Lozan’ın uygulanmasını tartışmaya

değil, Lozan Antlaşmasını kurma simulasyonuna geldim!

DİKRAN        –   O zaman bana da Lozan simulasyonuna uyar biçimde Ermeni yurdu

istemekten başka çare kalmıyor.

UMUT            –   Hem senin Ermeni yurdu dediğin yer neresi, nasıl şey o Ermeni yurdu?

DİKRAN        –   Türkiye’nin bir yeri ayrılacak denmişti biliyorsun.

UMUT            –   Neresi denmişti? Doğu mu, Güney mi, Batı mı, söyle de ben de

bileyim.

DİKRAN        –   Nerede olursa olsun! Bizim toplanıp yaşayacağımız bir yer denmişti

ya…

UMUT            –   Sen bunları inanarak söylemiyorsun. Samimi değilsin. Sırf rol olarak

söylüyorsun. Bursu almak için.

DİKRAN        –   Sen her söylediğini inanarak mı söylüyorsun? Sen burs almayacak

mısın?

UMUT            –   Bak ben Lozan’a inanmasam sırf film çevirmek ve burs almak için

gelmezdim buraya. Beni biraz tanırsın sanırdım.

DİKRAN        –   Hala bir sürü mesele var. Biz bu savaşı bırakmayız Umut.

UMUT            –   Dikran, ciddi olalım. Ne savaşı. Ne bizi? Senin benimle görüşmeni

ciddiye aldım. Bir an aynı vatanın evlatları olarak, bir sınıf arkadaşı olarak ilişkilerimizi düzenlemek için gerçekten yararlı olabilirsin diye düşündüm. Can kulağı ile dinledim seni. Ama konferansta istediğin konuları konuşmazsam yurt talebinden vazgeçmeyeceğini söylüyorsun. Bu şartlı öneri senin yurt talebinin ciddi olmadığını, bir tehdit unsuru olduğunu gösterir ki ben de eminim zaten böyle bir talebi ciddi ciddi yapmayacağını. Fakat şu aşamada Lozan’ı aşan konuların Lozan simulasyonunda tartışılmasını uygun görmüyorum. Bunları ayrı bir toplantıda konuşur tartışırız. Ama Türkiye’de… Yeri burası değil…

DİKRAN        –   O zaman ben de tarihte ne yapılmışsa onu yaparım.

UMUT            –   Çağdaş Türkiye’nin geleceğinin konuşulacağı konferansta tutup

fırsattan yararlanmak üzere bizi yıpratacak bir takım talepler ortaya atarsan bil ki bu aramızdaki güveni ve içten havayı sarsacak, hatta yokedecek, boğacak. İstanbul’da benim yüzüme nasıl bakacaksın o zaman! Siz de kimsiniz? Odaya ne zaman girdiniz?

İSVİÇRELİ    –   Ben İsviçreli bir Profesörü oynuyorum. Bu işin uzmanıyım. İzin

verirsen, bir iki laf da ben edeyim. İyi de Ermeni davası nasıl çözülecek o zaman? Hala süren bir çok tartışma konusu var. Lozan Konferansı’nın replikleri ile bu sorun çözülmez. Güncel konuları Lozan perspektifinden ortaya atalım ve soruna yeni maddelerle çare aransın.

UMUT            –   Bir kere Senin bu meseleye karışmaya hiç hakkın yok. Dikran ile aynı

ülkenin, kardeş kültürlerin çocuklarıyız. Sınıf arkadaşıyız.

İSVİÇRELİ    –   Avrupa Birliği perspektifinden Lozan’a bakalım diye yapıldı bu

konferans! Doğulu kardeşlik hikayelerini bırakalım. Daha geçen gün

Mısır’lı bir diplomatı oynayan bir Arap çocukla yemek yedim. Başar Beyin hiç de kardeşçe davranmadığını söyledi. Yani kardeşlerinizse bu Araplar neden onlara da bir kıyak yok. Suriye’yi alın Araplara hediye edin mesela, di mi?

UMUT            –   Sen aklını mı kaçırdın? Sapla samanı birbirine karıştırıyorsun oğlum

sen!

İSVİÇRELİ    –   (Alaycı) Avrupa Birliği perspektifinden Lozan’a bakalım diye yapıldı

bu konferans! Tekrarlamamda bir sakınca yok herhalde!

UMUT            –   Bu konferansın ne için yapıldığını Senden değil yönergeden öğrenirim.

Ayrıca AB perspektifinden bir yere bakamayacak tek kişi varsa bu

konferansta o da sensin. Bir kere AB adayı bile değilsin. Ne hakla konuşuyorsun ki?! Sana bir şey söylemek istiyorum. Ben bu konuların dışarıda, aramızda yemeklerde, oyunlarda tartışılmasına sonuna kadar varım. Oturup yemek yiyelim ve konuşalım. Leman gölünde kürek çekerken konuşalım ama benimle resmi simulasyonlarda Lozan’ı tartışma konusu yapmak istiyorsanız buna karşıyım. Ben buraya Lozan 1922 yılında neden imzalanmak zorunda idi anlatmaya geldim, sizlerle ortak tarihi paylaşmaya geldim. Tezim budur. Lozan’ı masaya yatırmaya gelmedim. Ülkemi kuran antlaşma üstüne tuhaf pazarlıklar yapmam. Bu, bizim işimiz değil. Bizim işimiz konuları öğrenmek. Er olmadan baş yarmak mı istiyorsunuz?  Senin istediğin yurttaşlar arasına nifak sokmak. Ben buna izin vermem.  Şimdi izin verirseniz yazılacak e–maillerim var!

EFEKT           –   Kapı açılır, hafif çarpılır (Gelenler  çıkmıştır).

MÜZİK

İkinci Sahne

MÜZİK

DIŞ SES         –   (Bağırarak) Oturum başlıyor. Lütfen acele edelim. Lütfen,. Lütfen…

EFEKT           – Bir kaç kişinin hızlı adımları, flaş patlamaları. Salona giden koridor

gürültüleri.

AMERİKALI –   Toplantıya giderken böldüğüm için özür dilerim Başar, şey yani Rıza

Nur. Biz Amerikan delegasyonunun Lozan Konferansı’nı dikkatle gözlemlediğini biliyorsunuz. Azınlıklarla ilgili işler ve ayrıcalıklar çok büyük önem taşıyor. Bu bağlamda ve yeri gelmiş iken Ermenilere bir yurt vermeniz insaniyet adına uygun olur diye düşünüyorum. Bu durum barışın biran önce gerçekleşmesine çok önemli bir katkı sağlayacaktır. Lozan Nihai Metninin ABD Senato’su tarafından onaylanmama nedenini biliyorsun. Bu sorunu burada çözersek UNICEF’in gozünü doldurmuş oluruz. Hem de bugün…şey  olurken…(sözü kesilir)

BAŞAR            Yahu bizim memleket pek rahat değil, biliyorsun, neticede savaştan

yeni çıktık biliyorsunuz değil mi Mister? Siz verin de rahat olsun…Ne

olacak Teksas’ı felan verin. Rahat edersiniz.  Nasılsa sorun insaniyet ya!

AMERIKALI      – Hayır sözu gelmişken…(sözü kesilir)

BAŞAR            Sözü mözü gelmedi bence. Bak şu toplantı salonunun önünde

bekleyen Ermeni, Asuri, Geldaniler var ya! Onları bana dinletmeyi istiyorlar. Ben bu nedenle oturuma katılmaktan vazgeçmeyi dahi düşünürken sen kalkmış yol üstünde memleket vermemi istiyorsun. Topnatının gündemi burada bize hep yapıldığı gibi daha bir saat önce geldi. Neden acaba? İnceleme yapamamamız, yanıt hazırlayamamamız için mi? Sen gündemi benden önce takip edecek konumdasın gibi. Baksana konuşulacak her noktayı şimdiden biliyor gibisin. Elimdeki kağıtta yazanı da bilirsin belki, bak ne yazıyor gündem bildirisinde: Bugün Ermeni, Asuri ve Geldani delegasyonu dinlenecek. Yoluma çıkıp taşı gediğine mi koyacaksın? Bunu Amerikan teklifsizliği olarak mı kabul edeyim yoksa ne olarak kabul edeyim?

AMERIKALI –   Size kolaylıklar dilerim Mr. Nur.

MÜZİK

EFEKT                Podyum kıpırtıları, konuşmalar, kapı açılıp kapanmaları, fonda belli

belirsiz ananonslar

MILANESE   –   Tamaam. Rıza Nur’umuz da geldi. Başlayabiliriz…Bakın azınlıklar

alt–komisyonu başkanı olarak bazı konuları açıklıkla tartışmamız

vaktinin geldiğini sanıyorum. Bunlardan en önemlisini hepimiz biliyoruz. Tüm dünya biliyor. Şimdi Bulgar delegasyonunu dinlemekte yarar görüyorum.

BAŞAR          –   Bulgar Delegasyonu mu? Ama arkalarında kimler var. Biraz önce

kapının önünde bekleyenlerin kim olduklarını biliyorum! Bu tip

oturumlara katılamayız ve bunlar resmi oturum olarak tutanağa yazılamaz.

MILANESE   –   Ama Mr. Nur., Başar! Lütfen!

BAŞAR          –   Azınlıklar konusunu tartışalım ama söz konusu olan Türkiye’nin

insanlarıdır. İtilaf devletleri Ermenileri kendilerine siyasal alet yapmışlar, ateşle saldırtmışlardır. Kendi devletleri aleyhine isyan ettirmişlerdir. Bunun sonucu isyancıların zorla yola getirilmeleri olmuştur. Zorla yola getirilme, hastalık, açlık ve göçlerle kırılmışlardır. Bunun tüm sorumluluğu bize mi ait? Değil tabii. İtilaf devletlerine ait. Eğer Ermenilere ödül gerekirse siz verin. El malı ile dost mu kazanılır! Millet mazlum, bağımsızlık ve yurt gerekirmiş onlara. Biz mazlumluğu anlayışla karşılarız. Ama mazlum millet bir tane mi dünyada? Mısır daha dün kan içinde çalkalandı. Hindistan, Tunus, Cezayir, Fas özgürlüklerini istiyorlar! Hatta İrlandalılar yurtları için, özgürlükleri için  yüzyıllardır ne kadar kan döktüler?! Siz önce bunlara bağımsızlıklarını verin, yurtlarını verin, hatta geri verin…Ben bu okuduklarınızı yok sayıyorum ve oturumu terk ediyorum.

SESLER         –   Homurtular, itiraz sesleri. Protestolar.

BAŞAR          –   (Efekt: Sıra kapağını çarpar. Kitapları fırlatır) Sizi dinlemeyeceğim

dedim, bu adamları getirirseniz toplantıya gelmem dedim, getirdiniz ve

dayatma yapmak istiyorsunuz. Ne haliniz varsa görün bu adamlarla, benim için bu oturum yoktur!

MILANESE   –   Oturumu terk edemezsiniz Mösyö! Mösyö şey, Mösyö Rıza Nur

namına Başar! Terk edemezsiniz! Konferanstan ihracınız…(sözü kesilir)

BAŞAR          –   Öyle bir ederim ki haydi kalkın millet, kalkın da gidelim. Sen kal

Zeynep, kal da arkamızdan ne halt edecekler rapor edersin gazetene!

MÜZİK

EFEKT           –   Hışımla kapı çalma ve odaya giriş. Kapıyı çarpma.

BAŞAR          –   Abi duruma müdahale et. Kafamı fena attırdılar! İtirazım var ve

asabiyim!

UMUT            –   Tamam da oğlum ne dedin ki sen bu adamlara. Bunların emeli zaten

bizi sinirli tipler olarak göstermek. Çok sinirli olduğunu söylüyorlar.

BAŞAR          –    Abi tarihte belli bu. Bu kadar üste çıkılmaz ki!…

UMUT            –   İyi de adamlar artık bununla biz bir masaya oturmayız diye nota

yazmışlar abi. “Her şeyi hakaret görüyor, sanal konferans mı yoksa

1922’deki savaşlarımı veriyoruz anlamadık” demişler.

BAŞAR          –   Abi ne çabuk yazmışlar notayı. Şunun şurasında beş dakka olmadı.

Bunların her notası hazır galiba. Duruma göre çekmeceden çıkartıp veriyorlar! (İki saniye duraksama ve sessizlik)

BAŞAR          –   (Yüksek tondan) Abi madem sanal konferans onlar da kafamı

bozmasınlar. Temcit pilavı gibi aynı hikayeler. Ne telaş ediyorsun ki. Bir cevap yazalım, problem hallolsun…

UMUT            –   Tamam, “bunda kabahat Başar’ın değil, komisyon başkanı

Montagna’nındır” deriz. “Çünkü Başar, onun ricası üzerine sadece komisyon Başkanı’nın mesele üstüne birkaç söz söylemesine razı olmuş ve Montagna da şerefi üstüne yemin etmiş. Olur tamam demiş ama oturumda ne olmuş herkes uzun uzun tartışma amacı ile bir sürü bildiri okumuş. İş şova dökülecekse Reality TV’ye çıksınlar sanal konferansımız bunun için uygun bir yer değil” diye yazarız. Ama sen de durup durup parlama. Bunlar bir yandan tarihte ne yaptılarsa onu yapmaya uğraşıyor, bir yandan da yeni fikirler üretip UNICEF’in gözünü doldurmaya uğraşıyorlar.

BAŞAR          –   Tabii. Yönergeyi iyi okursan görürsün. Bizim kaybedeceğimiz her burs

karşı tarafa artı burs olarak gidiyor abi…

UMUT            –   İşte o nedenle de biz başarısız olursak onlara kazanç…Kerem bu

toplantıları iyi biliyor. Sinir harbine dayanmak çok önemli dedi.  Ben

bitkin olduğumda sürekli moral veriyor.

BAŞAR          –   Ben bu simulasyon fikrnden de soğudum abi. Eski tas eski hamam.

Roller ezberlenmiş. Ellerinde olsa Rakowski cinayetini de simule edecek bunlar! İsterdim ki birbirimizi daha anlayışla karşılayalım. Olmayacak defterler açılmasın.

UMUT            –   Bak Başar. Fikir özgürlüğü var. Onlar da rollerini yapıyorlar. Herhalde

tutup her konuda dediğimizi yapmaya gelmediler buraya. Yoksa adı müzakere olmazdı. Fikirler söylenirken de muhakeme edilir. Tartışılır. Anlayış gerekli. Hadi çıkalım biraz dolaşalım ve efkar dağıtalım.

MÜZİK

Üçüncü Sahne

KATİP            –   Konferansa gideceğiz Mr. Türkeri…İsterse Başar Bey de gelebilir. Ama

lütfen tartışmalardan ayrılmayın. Yoksa ne yapmaya geldik biz buraya?

UMUT            –   Ne demek? Dün bir akşam şey yoktu. Bize bir gündemden söz

etmediler.

KATİP            –   Evet iki saat önce açılan ve Başar Bey’in terekettiği toplantıyı bitirmeye

karar verdik. Yeni bir düzende. Azınlıklar sorununun bu gün tekrar görüşüleceğini bildirdiler.

UMUT            –   Bu derece önemli bir konuda beni nasıl bilgilendirmezsiniz ki! Bir daha

böyle şey istemem. Bir dakika izin verin lütfen.

EFEKT           –   Kitap defter hışırtışı, kapı açılır ve kapanır. Koridor gürültüleri.

MÜZİK

UMUT            –   Bakın bu konudaki oturumlar bizim için gerçekten önemli. Burada sizin

milletinizden değil kendi milletimizden söz ediyoruz. Azınlıklar diye kestirip attığınız halk da bizim halkımız. Onları Sizden önce biz sahipleniriz. Ama sahiplenmek değil hak tanımaksa amaç, uluslararası hukukun gereklerini yapmaksa, biz buna sonuna kadar varız.  Osmanlı İmparatorluğu azınlıklarının milliyetçi savlarını körüklemek ve İmparatorluğu zayıflatarak parçalayıp Türkleri Avrupa’dan, Asya’dan çıkarmak için Avrupa hükümetlerinin ne oyunlar kurduklarını, bütün hileleri ve oyunları biliyoruz. Ve belgeleri ile önünüze koyuyorum! Görüşümüz açıktır. Her türlü insani, yurttaşlık hakları. Her türlü uluslararası güvence. Ama ötesi tuhaf olur doğrusu.

GEORGES     –  Maalesef bugün dahi yaşadığınız sorunları unutuyorsunuz. Bir vakıflar

meselesi var. Ne olacak? Fikriniz var mı Paşa? Uluslararası güvence

diyorsunuz ama neticede biz bundan bahsedince Haçlıcılar geldi diyorsunuz! Ne olacak bu durum? Karşılıklı güven nasıl kurulacak?

UMUT            –   Azınlık vakıfları, Antlaşmamızda belirtilecek çerçeve içinde

ülkemizde azınlık olarak kabul edilen insanların dinsel, hayır işlerine yönelik, kültürel amaçlarla öteden beri kurmuş oldukları ve halen varolan vakıflarla ilgili birtakım sorunların çözümünü amaçlamaktadır.

GEORGES     –   Ama bugün dahi bunların, bu amaçlarla taşınmaz edinmeleri Bakanlar

Kurulu’nun iznine bağlanmıştır. Bir ülkenin vatandaşlarının vakıf kurması neden Bakanlar Kurulu’nun iznine bağlı olurmuş ki! Fransa adına soruyorum!

UMUT            –   Bakın biz Lozan’ı ve 1920’leri konuşuyoruz. Bir ülkenin vatandaşları

neden o ülkeye karşı kışkırtılırlar ki o zaman? Ama bu konuda da olumsuz bir gelişmeden endişe etmemek gerekir. Ayrıca, bu çeşit vakıfların…bir dakika (duraksar…)

EFEKT/SESLER       – Kitap karıştırma sesleri, Başar ile Umut’un ve diğer üç beş Türkün

fısıltıları

UMUT            –   Diyeceğim şu ki, tasarruflarında bulundukları çeşitli yollardan

kanıtlanabilecek olan taşınmazlarının da, belirli bir süre içinde kendi üzerlerine tescillerinin yapılması amaçlanmıştır. Böylece, Türkiye’de bugün de Kopenhag Kriterlerinin bir gereği olan azınlıkların korunması ilkesine uygun davranılmış ve Lozan Antlaşmasının gereklerine uygun bir düzenleme getirilmiştir.

GEORGES     –   Anlaşılmaz konuşuyorsunuz. Bir ülke vatandaşının vakıf kurması ayrı

bir izne tabii olmamalı!

BAŞAR          –   Mösyö Georges! Sayın Başkan! Gayrimüslimler, Lozan’la evrensel

haklarını elde etmiştir; bu da yeter de artar. Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan, Türkiye Cumhuriyeti kimliğine sahip, herkesin çocuğu gibi okullara giden, Türkiye’de her türlü hakkı kullanabilen, Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosuna da girebilen Türk vatandaşlarıdır. Askere de giderler! Biz, şimdi, Lozan’ın azınlık statüsü vermiş olduğu bu kişilerin…(sözü kesilir)

GEORGES     –   Başar Bey! Ben, biz onu sormadık. Saptırıyorsunuz!..Fransa adına not

düşüyorum.

BAŞAR          –   Osmanlı’dan kalan vakıflarıyla ilgili olarak yapılan

düzenlemelerin…(sözü kesilir)

GEORGES     – Ben, başka şey sordum. Her hak tanımaya haçlı seferi diyorsunuz.

Bununla nasıl başa çıkacağız onu sordum Başar…Efendi!

BAŞAR          – Bu adam bir daha sözümü keserse kafa atacağım haa. Efendi deyip

durmasın!

SESLER         – Gülüşmeler

GEORGES     –   Haçlı Seferi suçlaması ile nasıl başa çıkacaksınız?

UMUT            –   İsmet İnönü namına olmasa da kendi namıma birşey söylemek isterim.

Zamanımızda, ne yazık ki, belli olanaksızlıklar yüzünden gelişmelerin sağlanamaması dolayısıyla, yine, Avrupa Birliği’yle uyum sürecinde ve aynı zamanda, İnsan Hakları Sözleşmesi bağlamında ve Türkiye’nin, şimdiye kadar hiç mahkûm olmadığı ama bazı Avrupa devletlerinin sürekli mahkum olduğu ayırımcılık suçuyla Avrupa İnsan Mahkemesi’nde mahkûm olmasını önlemek için artık birçok düzenleme getirdik. Mösyö Georges, sorunuzun cevabı, haçlı seferleriyle ilgili verilecek bir yanıt yok; çünkü, haçlı seferleri, tarihte Batı’nın Türkiye’ye karşı yapmış olduğu bir şeydir. Siz yaptınız ve bizden bazı kimselerin bu tarihi gerçeği vurgulaması mümkündür. Türkler konusunda da siz birçok şey söylüyorsunuz. Bu doğaldır. Herkes birşeyler der. Önemli olan aklı selim ne der?  Bir kere, çok açık söyleyeyim. Biz, Avrupa Birliğine üye olmak istiyoruz. Dolayısıyla, üye olmayı kendimizin talep ettiği bir kuruluşun, Türkiye için, sizin ifade etmiş olduğunuz şekilde bir düşüncesi olabileceğine de katılmam mümkün değil. Yani Lozan’da kabul ettiğimiz ilkeleri geliştirmek için Lozan’ı yere sermemiz gerekmiyor, onu anlatmak istiyorum.

STEWART     –   Dilsel ve ırksal azınlıklar ne olacak?

UMUT            –   Bakın farklı dillere saygımız sonsuz. Irk diye bir kavram kabul

etmiyoruz. Ama etnik kökense kastedilen ona da saygımız sonsuz. Ama bir sorun bakalım o insanlar azınlık olmak istiyor mu? Kaldı ki, tarihsel olarak azınlık deyince müslüman olmayanlar akla gelmiştir.

BAŞAR          –   Ne yani. Bütün ulusu azınlık yapın olsun bitsin!

PODYUM      -   Kahkahalar

MILANESE   –   Azınlıklar komisyonu başkanı Milanese olarak oturuma ara veriyorum.

Türkiye’nin görüşleri açık. Bir anlaşma tutanağı, en kısa zamanda

görüşlerinize sunulacaktır. Bir nev’i azınlık hakları bildirgesi hazırlayalım ve onaya sunalım. Böyle acı bir savaş ve karşılıklı güvensizlik deneyiminden sonra bu şarttır. İç barış için de gereklidir.

MÜZİK

EFEKT           Toplantı dağılma sesleri.

STEWART     –   Yahu Sen adama inme mi indireceksin. Gripten yeni çıktım. Bünyemi

zayıflatıyorsun!

UMUT            –   Her tarafından ateş duman çıkması benim suçum değil. beklentilerin

gerekenden ve hak ettiğinden fazla olması durumunda psikolojik

sorunlar çıkacağını bilmelisin Stewart dostum, Lord Curzon efendi!

STEWART     – Şu bahçeye çıkalım da nefes alayım.

EFEKT           –   Bahçe (kuş sesleri), rüzgar, yaprak hışırtıları ve huzur yayan bir süs

havuzu çeşme şırıltısı (Diyalog boyunca fonda sürer).

STEWART     – Bir ıhlamur içmem lazım. Sinirlere iyi gelir!

UMUT            –   Ne oldu?

STEWART     –   Mahvettin bizi. Ne yapacağız? Barış yapmayacak mıyız? Her ufak

konuda binbir gürültü.

UMUT            –   Ufak konu mu?

STEWART     –   Anlaşma yapmayacak mıyız yahu?

UMUT            –   Yapmasak bursu alamayız ki!

STEWART     –   Herhalde İsmet Paşa namına  konuşmuyorsun!

UMUT            –   Konferans başından beri Lord Curzon’un bir kopyası olmaktan

sıkılmadın mı? Bu kadar tutucu musun?

STEWART     –   Lord Curzon’dan daha  iyi olabilmem için zaman gerek bana. Keşke

Türkiye’yi gezse idim bu iş başlamadan önce. Yani şu savunulan tezler

nereye gelmiş. Nerede biz, nerede siz haklı çıkmışsınız. Dünya belki sizi de haklı çıkardı, bizi de. Şu anlaşma bizim istediğimiz gibi olsa nasıl olurdu, sizin istediğiniz gibi olsa nasıl olurdu kim bilecek. Belki de olması gerektiği gibi olmuştur. Ulusların da bir kaderi vardır.

UMUT            –   Bu bir itiraf mı?

STEWART     –   Tuhaf bir benzerlik ama benim dedelerim de Lord Curzon gibi

Hindistan’da önemli görevler üstlenen kimselerdi! Benim bütün ailem

muhafazakadır.

UMUT            –   Bu mesele Hindistan’dan çok ayrı bir mesele.

STEWART       Bunu ancak biz biliyoruz, şimdi biliyoruz. Yirminci yüzyılın başında

Lord  Curzon farklı düşünmüş. Onun Avrupa Birliği gibi bir vizyonu da

yokmuş. Aslına bakarsan kimin cidden var ki! Vizyon sahibi siyasetçi

bulmak artık Avrupa’da bile kolay değil. Dünyamız çok esnek, çok değişken bir dünya oldu. Keskinlikler törpülendi. Gerçekten kim nerede bilmek zorlaştı. Ben arkadaşlarımın neden siyasetten soğuduğunu anlıyorum. Aslında senin gibi mühendis olmak en iyisi!

UMUT            –   Ama Lozan’da alınan sonucun bütün mazlum uluslara etki yapacağını

ve bağımsızlık inançlarını kamçılayecağını biliyordu Lord Curzon bence. Hindistan’dan Arabistan’a, Kuzey Afrika’ya bu etki sömürgeciliğin sonunu getirdi.

STEWART     –   Lord Curzon’un ülkemizde kadınlara seçme hakkı verilmesini

önlemeye çalışırken Mustafa Kemal’in bunu sonuna kadar savunduğunu biliyor muydun?

UMUT            –   Bugün itiraf günündeyiz ha? Lord Curzon’u iyi çalışıp da geldim. Ona

karşı belli bir saygım var. Ama onun da kaderi değişen ve dönüşen dünyada tüm tutucuların başına gelenlerden farklı olmadı. Direndi. İmparatorluğunu korumaya çalıştı. Fakat boşuna.

STEWART     –   İmparatorluklar biçim değiştirebilirler. Ama imparatorluk karakteri

kalır. Bizim de Sizin de, aslına bakarsan tüm imparatorluk torunlarının da bazı karakter yapıları, beyinlerine yerleşmiş bazı erekler vardır.

UMUT            –   Bilmiyorum.

STEWART     –   Bazen çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Yani tüm bu Erasmus

programları, Sokrates programları, Unicef projeleri. Avrupa barışı. Değişim programları. Biz gençler için çok güzel şeyler. Eskiden böyle şeyler çok nadir gerçekleşirdi. Hızımız arttı, teknolojik olanaklar, herşey bizim için. Tek derdimiz paten kaymak ve meslek edinmek.

UMUT            –   Ama dünyada hala milyara yakın çocuk aç ve hasta. Unicef raporlarına

bak. Dünya yerinden oynayınca ilk etkilenenler çocuklar oluyor.

STEWART     –   Evet. Bizim dışımızdaki dünyada.

UMUT            –   Dünyanın o kısmı artık bizim dışımızda değil. İnsanlık barışın önemini

kavramadıkça huzur bulması zor.

STEWART     –   Doğrusu bu tip projeler bazen bizleri yakınlaştırmaktan ziyade daha da

uzaklaştırabiliyor. Ne yapıyoruz yani? Ben buraya kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesine bile karşı çıkmış ve çökmekte olan imparatorluğu toparlamaya çalışan birini temsilen geliyorum.

UMUT            –   Benim temsil ettiğim adamla Allahtan böyle sorunlarım yok. Kadınlara

seçme ve seçilme hakkı verilmesini savunduğu gibi, imparatorluk toplama gibi bir derdi de yokmuş. Onun derdi, yeni bir devlet yaratmak ve bu devleti uluslararası topluluğa demokrat ve insani değerler sahibi olarak katmakmış. Bugün için bir çelişki göremiyorum bu tavrında.

STEWART     –   Doğru. Belki bu yüzden bu konferans benim konferansımdan çok senin

konferansın my friend.

GARSON       –   Ihlamurunuz Mösyö. Kimin hesabına yazayım?

STEWART     –   Müteveffa Lord Curzon’un!

GARSON       –   Kimin dediniz Mösyö, Pardon?

STEWART/UMUT    Kahkahalarla gülerler.

MÜZİK

Dördüncü Sahne

Stewart

Umut

Başar

STEWART     –   Lord Curzon adına Stewart Jones olarak Alt–Komisyon’un Türk

Temsilci Heyeti’ne verdiği iki büyük tavize geçiyorum. Alt–Komisyon önce, bütün etnik azınlıkların, başka bir deyişle, Müslüman olmayan azınlıklar gibi, Müslüman azınlıkların da –örneğin Kürtlerin, Çerkeslerin ve Arapların– tasarıdaki koruma tedbirlerinden yararlanmalarında direnmişti. Türk Temsilci Heyeti, bu azınlıklariı korunmaya ihtiyaçları olmadığını ve Türk yönetimi altında bulunmaktan tamamıyle memnun olduklarını söylemiştir. Durumun gerçekten böyle olduğunu ummak isterim. Bana kalırsa bunun için güvence istemeliydik ya! Ne olursa olsun, Alt–Komisyon, bu inandırıcı sözler üzerine, koruma tedbirlerini, yalnız Müslüman olmayan azınlıklarla sınırlamayı kabul etmiştir.

UMUT            –   Azınlık terimine sınırlı bir anlam verilmesi, Müttefiklerce, Türk

Delegasyonu’na  yapılmış önemli bir tâviz gibi gösterilmektedir. Türk Temsilci Ekibi, durumu böyle görmemektedir. Türkiye’de hiçbir Müslüman azınlık yoktur. Çünkü kuramsal yönden olduğu kadar, uygulamada da, Müslüman nüfusun çesitli unsurları arasında hiçbir ayırım gözetilmemektedir.

STEWART     –   Umut Paşa, Umut Paşa! Peki o zaman bugün bile neden bazı azınlık

hakları sorunlu ülkenizde? AB’ye girmek için bu hususları düzeltmek yolunda büyük adımlar atmanız gerekti. Milletin dilini konuşabilmesi için yıllarca beklemesi gerekti. Kendi dilinde şarkı soylemesi için de. Demek ki sorun varmış da Siz 1922’de görmezlikten gelmişsiniz.

UMUT            –   Ülkemizde ne bugün ne de 1922’de sizin azınlık adını verdiğiniz

gruplara bir baskı yoktur. Bazı toplumsal sorunlar azınlık sorunu olarak

nitelenemez…Avrupa Birliği uyum sürecinde ne kadar büyük atılımlar

gerçekleştirdiğimizi görüyorsunuz. Medeniyetler çatışmasının çözümü olarak gösteriliyoruz. Olmasak Lozan bu kadar yaşamazdı.

STEWART     –   Ben AB projelerinizi bilmem. Ama AB arzularınız ciddi olmadan önce

böyle sorunlarınız vardı.

GEORGES     –   Tabii. Fransa adına söylüyorum böyle sorunlarınız vardı ve bu sorunlar

çok büyüktü. Bir sürü uğraştırdınız bizi. Yani olur şey mi?

UMUT            –   Siz Fransa adına benim azınlıklarımla uğraşacağınıza önce kendi

azınlıklarınızla uğraşsanız iyi olur Georges. Eğer Lozan’ı bir tarafa bırakıp bugünleri tartışacaksak Avrupa’da geçerli azınlık kavramına ben de çok katkı sağlayabilirim. İğneyi kendinize çuvaldızı baskasına batırın lütfen.

EFEKT            –   Podyumdan protesto sesleri.

STEWART     –   Aziz Paşam. Umut’cuğum. Mr. Türkeri. Biz Türkiye’ye girmek

istemiyoruz, Siz bize girmek istiyorsunuz. O zaman? Kapiş?

UMUT            –   Çok bayağı bir arguman bu Lord Curzon, Stewart. Bir kere AB’ye

girmiş olmak eleştiriden muaf olmak anlamına gelmiyor. Avrupa’yı beraber yaratacağız ve artık bunu senin Fransız Georges’dan da bir başkasından da daha iyi bilmen gerekir.

BAŞAR          –   Dr. Rıza Nur adına bir kaç şey söylemek istiyorum. Bugün bir tarafa

lütfen, simulasyonumuzu bozmayalım silvouple! Tarih, Türkiye’de azınlıklar sorununa, her zaman, Müslüman olmayanların konu olduğunu göstermektedir. Bu yüzden, biz de Misak–i Millî’mizde bu kelimeyi bu anlamda anladık ve Alt–Komisyon’a sunmakla onur duydugumuz tasarıda da bu anlamda anlamaktayız.

STEWART     –   Tamam işte konu kapanmıştır. Biz de gayrimüslümlerin tüm hakları

teslim edilecektir, din ve vicdan, dil, eğitim kültür, toplumsal yaşamda farklılıkları ile varolma, okul kurma, mal sahibi olma, dini vakıflarını yönetme hakları teslim edilecek dedik. Ötesi boş laf olacak. Oturumu kapatıyor ve Genel Sekreter Milanese’den bu konunun protokolünü derhal hazırlayıp değerlendirmeye sunmasını istiyorum.

EFEKT                       Alkışlar

MÜZİK

SEKİZİNCİ BÖLÜM

Geçen Bölümlerin Özeti: Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir.  Katılımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitimdir. Türkiye’de üniversite sınavlarını kazanarak mühendislik okumak isteyen Umut önce kararsız kalmıştır. Ailesinin karşı görüşüne rağmen sonunda kararını verir, sınavlarda başarılı olarak İsmet Paşa olmaya hak kazanır. Sınavda Rıza Nur’u canlandıracak arkadaşı Başar ile tanışır. Umut, Mustafa Kemal’i canlandıracak Kerem ile de tanışır ve onunla taktik ve stratejiler üstünde konuşur. Hazırlıklar tamamlanır ve on kişilik ekip Lozan’a gider. Ancak itilaf devletleri temsilcileri oraya henüz gelmemişlerdir. Umut, Başar ve gazeteci rolündeki Zeynep Paris’e giderler. Poincare’yi canlandıracak Georges, Umut’a, itilaf devletlerinin günün koşulları bakış açısından yeni önerilerle gelmeyi hedeflediğini ima ederken Umut, 1922 koşullarının münazaraya esas olmasını arzu etmektedir. Umut’a göre Lozan’a Lozan Antlaşması’nı anlamaya gidilmiştir. Değiştirmeye değil. Sınırlar Misak–ı Milli temelinde kararlaştırılmalı, kapitülasyonlar kaldırılmalı ve azınlıklara yurttaşlara tanınan tüm haklar tanınmalıdır. Lozan’a dönülür ve konferans başlar. Gençler kıyasıya yarışırken Umut üzülerek Türk delegasyonuna 1922’de yapılan muamelenin yapılmaya çalışıldığını görür. Konferans başında usul ve şekil kuralları tartışılırken göz doldurmaya ve Türk ekibi için gereken konumu kazanmaya çalışır. İsmet İnönü ve Rıza Nur’un yanında tarihte de önemli olmuş Lord Curzon, Barrere, Garroni, Massigli, Venizelos, Montagna, Çiçerin gibi büyük isimleri temsil eden gençler ön plana çıkar. İngiltiz Lord Curzon’u temsil eden genç Stewart Jones hem çok yetenekli hem de çok kurnazdır. İtilaf devletlerinin diğer temsilcilerini genelde o idare eder. Boğazlar sorunu konusunda Rusya adina gelen genç de tartismalara atesli bir biçimde katılır.  İlk dönemde ülke sınırları, Boğazlar, kapitülasyonlar ve azınlıklar gibi sorunlar tartışılır. Sorunlar tartışılırken gençler olaylara bugünün perspektifinden de bakmaya çalışmaktadırlar. Ancak Umut, Lozan’da kazanılanı güncel hesaplara kurban vermek istememektedir. Kararlılıkla Lozan münazarasına ortak tarihlerini anlamak ve teyid etmek için geldiklerini söyler. Lozan herşeyden önce Türkiye’nin meselesidir. Sınırlar, Boğazlar, azınlıklar ve nüfüs mübadelesi ile kapitülasyonlar konusunda tartışmalar çetin geçer ve sonuca bağlanır görünür. Musul konusu ve kapitülasyonlar askıdadır. Bu arada,  İtilaf devleti temsilcileri Sevr’i andıran öneriler vermekten geri kalmamaktadır. Başar da konferans boyunca pek çok konudaki çıkışları ile dikkati çeker. Umut, konferans boyunca Türkiye ve özellikle Mustafa Kemal’i temsil eden Kerem ile yazışmalarını sürdürmektedir. Zaman ilerlerken azınlıklar ve kapitülasyon konuları çetin tartışmaların nedenidir. Bu arada Umut’a haber vermeden projeye ayrıca katılarak Lozan’a gelen sınıf arkadaşı Dikran, Umut’u ziyaret eder., Umut, Lozan’da azınlıklara tanınan hakların Türkiye’de tam uygulanmadığını kabul etmez ise bir azınlık yurdu talep edecektir. Umut kabul etmez. Azınlık hakları konusundaki oturumlar atesli tartışmalara sahne olur. Başar da, bir azınlık yurdu konusunu tartışmayı kabul etmez. İlgili oturumu sertçe terkeder. Kapitülasyonlar tek mesele olarak kalmıştır.

Georges

Umut

Baldini

Amerikalı

Stewart

Stephanos Kiriakaki

Başar

Podyum

Çiçerin

MÜZİK

EFEKT                 Toplantı salonundaki delegasyonların sesleri. Gürültüler. Bilgisayar

sesleri

GEORGES     –   Fransa adına kapitülasyonlar konusunu tartışacağımız toplantıyı

açıyorum. Bu konu kritiktir. Vrament kritik. Kapitülasyonlar ve şirketlerimize verilen imtiyazlar konusu tarihte bizler için çok önemli olmuştur. Kapilülasyonlardan sözederken bu konunun karmaşıklığına uygun çözüm sistemleri üzerinde anlaşabilmemizi dilerim. Mösyö Umut Türkeri, söz sizin!

UMUT            –   Bu konuda çok fazla şey söylemeye lafı uzatmaya gerek yok.

Kapitülasyonlar kaldırılmalıdır. Bu her Türkün eski ve aziz rüyasıdır. Her vatanseverin zihninde yer eden bir konudur. Bilinsin. Bizim görüşümüz başından beri bellidir. Kapitülasyonlar ayrıcalıktır. Bunun anlamı bizim için ya toprak vermek demek, imtiyaz vermek, yargıdan muaf tutmak demektir. Böylesi ayrıcalıklar vermenin bağımsız bir devlete yaraşan durumlar olmadığı açıktır herhalde.

BALDİNİ       –   Doğrusu İtalya adına Türkiye’nin tam bağımsızlığına biz de taraftarız.

Şöyle ki… (sözü kesilir)

GEORGES     –   Bilindiği gibi bu konu tarihte Lozan Konferansı’nın kesintiye uğratmış

bir konudur. Bu konu yüzünden bir çok sorun askıda kalmış ve heyetler kendi ülkelerine dönmek zorunda kalmışlardır. Ama şimdi sahte bir biçimde simulasyonumuzu askıya almayı kimsenin istemediğinden eminim. Ama Osmanlı’nın da fair play’e aykırı olarak verdiği imtiyazları sonradan askıya aldığı haller olmuş. Yani bize bir iş yaptıracağız diyorsunuz. Biz hazırlanıyoruz. Bir sürü masraf ediyoruz. Sonra ihaleyi tek taraflı iptal ediyorsunuz. Olacak iş mi?

AMERİKALI –   Amerika Birleşik Devletleri adına gözlemci olsam da hatırlatmak

isterim ki imtiyaz iptali gibi hakem kurulları ile çözülebilecek bir konuya Barış Konferansı’nı alet etmemeli!

GEORGES     –   Ha. O işlerde sizin de gözünüz olmuştu, di mi?

UMUT            –   İşte Kapalıçarşı’yı Sizler getiriyorsunuz buraya. Aferin!

PODYUM      –   Kahkahalar

UMUT            –   Bakın. Boğazlar konusunda, birçok konuda anlayışlı davrandık. Hatta,

İngiliz sularında tutup Türk gemisi kıyı taşımacılığı yapamazken Siz bizim sularda neden taşımacılık yapmalıymışsınız diye sormadım. Ama artık kapitülasyonlar konusunda sınır çizgisine geldik dayandık. At pazarlığı yapılmasına izin vermeyeceğim!

PODYUM      –   Kahkahalar

STEWART     –   İngiltere adına şöyle bir teklif getiriyorum. Eğer Musul ve Boğazlar

konusu tarihi Lozan’da karar verildiği ölçüde çözülecekse kapitülasyonlar konusu da Türkiye’nin istediği gibi çözülsün ve bu işi bitirelim.

UMUT            –   Musul konusunda plebisit istedik ki çağa uygundur. Kabul etmediniz.

Musul’da bir oylama yapılmalı ve vilayet halkına Türkiye’ye mi yoksa İngiliz mandası altındaki Irak’a mı katılmak istedikleri sorulmalıydı. Son derece akılcı, adilane ve makul olan bu teklif Lord Curzon tarafından kabul edilmedi.

STEWART     –   Sen ne diyorsun tanrı aşkına?! Bölge halkının oy verme

alışkanlığı var mı? Bugün bile ortada. Bu konuda tecrübe sahibi olmadıklarından plebisitin amacını anlayamayacaklardır.

UMUT            –   Bu içtenliksiz argüman, İngilizlerin koruduklarını ve haklarını

savunduklarını iddia ettikleri bölge halkını küçümsediklerini, onlara kendi geleceklerini tayin etme hakkını kesinlikle tanımadıklarını gösterir. Lütfen bu sözlerim tutanaklara aynen geçsin.  İngiltere, Musul halkına, dönemin egemen ideolojisi olan Sosyal Darwinizm gözüyle bakmış, onları sözde güdülmesi ve İngiliz çıkarları için sömürülmesi gören “ilkeller” olarak görmüştür.

STEWART     –  Umut Paşa. Umut Paşa. İsmet Paşa’yı oynuyorsun ama onun

alamadığını Sen mi alacaksın. Ordularını güneye kaydır da sonra Trakya’dan kapıyı çalanlar olsun. Açmakta gecikirsen, kendileri bir yol bulur girerler! Musul sorunu, Milletler Cemiyeti’ne gitti ve karar verildi. Ne yapacaktın? Başına bela mı alacaktın? Musul’u sınırlarınıza teslim etmediğimiz için bize şükretmelisiniz doğrusu!

STEPHANOS –   Yunanistan adına daha ortada bir sürü mesele var derim. Konuşulmuş

konuları getirip uzatmayalım lütfen! Savaş tazminatı isteniyor bizden bu ne olacak? Doğrusu bizi savaştırıp batırdınız. Şimdi de tek konuştuğunuz kendi meseleleriniz. Yok Musul, yok kapitülasyonlar. (sesini yükselterek) Biz ne olacağız millet? Bizim meseleler ne olacak?!

STEWART     –   Karaağaç’ı tazminat olarak vereceksiniz. Bu kadar basit.

STEPHANOS –   Basit mi? Lord Curzon. Basit mi? Ege Denizi’nde kıta sahanlığı ve

askerden arındırma konusunda bizim anlaşmamızın tarihi Lozan’dan daha net olmasını istiyorum. Bir de patrikane meselesi var.

BAŞAR          –   Patrikane kaldırılacak!

STEPHANOS –   Başar Siz aklınızı mı kaçırdınız?! Tarihi Lozan’da bile bulunmayan bu

hükmü asla ve asla kabul edemem. Aksine daha fazla hak gerekiyor. Bugünün Türkiye’si açısından konu olan ekümeniklik konusunu tartışmaya açıyorum.

STEWART     –   Venizelos dostum Stephanos! İngiltere’nin bu ekumeniklik konusunda

Sizi yüzde yüz desteklediğini bilmenizi isterim.

STEPHANOS –   Aman Sizin desteğinize de doyum olmuyor.

PODYUM      –   Kahkahalar

STEPHANOS –   Sevr’i konuşalım, meseleyi oradan saralım dedim, ne yaptınız? Siz

savaştınız kaybettiniz dediniz. Siz savaşmamış mıydınız Mylord? Birlikte savaştık ve birlikte kaybettik. Ya birlikte kazanacağız dedik ya birlikte kaybedeceğiz. Ne oldu. Durdunuz durdunuz, kendi işinizi halledip bizi unuttunuz. Yunanistan’ı unuttunuz.

ÇİÇERİN       –   Rusya adına tümü ile karşıyız.

STEWART     –   Neye karşısınız Mister Sovyet? Siz de herşeye karşısınız. Sizinle

anlaşmaya da doyum olmuyor doğrusu! Zamanımızın Bir

Kahramanı’ndan da betersiniz!

PODYUM      –   Kahkahalar

ÇİÇERİN       –   Ekümeniklik konusu çok önemli bir konu. Bu dini konuda yeterince

bilgi sahibi değilsiniz. Tartışmamız işi uzatır. Lozan’da kabul edilen evrensel hakları olduğu gibi bırakalım ancak ekümeniklik tartışmasına girmeyelim derim.

STEWART     –   Yani uygunsuz müdahale şampiyonusun Rus dostum. Zamansızlıkta

Guiness rekorlar kitabına girersin. Bilgi sahibi olmadığımızı da nereden çıkarıyorsunuz my friend? Sen biliyormuşsun da, ben bilmiyormuşum?

ÇİÇERİN       –   Sen ne halt bileceksin be Stewart! Ortodoks olan benim. Tutmuş yüzyıl

öncesinden yüzyıl sonrasının Amerika’nın sesi gibi yayın yapıyorsun.

STEWART     –   Kabalaşmayalım My Friend!

ÇİÇERİN       –   Ben de bana ne zaman bir kere daha my friend diyecek bu adam diye

endişe edip duruyordum!

EFEKT            –   Kahkahalar

GEORGES     –   Bu tartışmalar yersiz. Fransa adına vurgulamama izin verin.

Kapitülasyonları görüşüyoruz. Önce onu kaleme alalım da bir daha evimize gidip geri gelmek zorunda kalmayalım. Kavga gürültü azabilir. Ne de olsa bizim jenerasyon bir gariptir. Kimileriniz iyiden iyiye yoruldu. Bir alev parlarsa hepimiz yanarız. Kapitülasyonlar maddesini kaleme alıyoruz, Yazı kurulu lütfen, kapitülasyonlar maddesi: “Kapitülasyonların ıslahı ve kaldırılması için zemine girmek üzere…” (sözü kesilir)

UMUT            –   Önce ekümeniklik konusunu kapatalım. Biz Patrikane’nin tahliyesi

üzerinde bir fikir geliştirdik.

STEPHANOS –   Hayatta olacak şey mi?

UMUT            –   Olur, olur. Bu konuda işi uzatmayalım ve Patrikane’yi Yunanistan

sınırlarına gönderelim!

STEPHANOS –   Sen dalga geçiyorsun…

UMUT            – Yoo ciddiyim.

ÇİÇERİN       –   Ekümeniklik meselesi tarihe ertelensin ve Patrikane İstanbul’da kalsın.

Ve ben de şu konferansta bir şey yumurtlamış olayım!

PODYUM      –   Kahkahalar

GEORGES     –   Kabul.

UMUT            –   Kabul.

STEPHANOS –   Sen bir oyun oynadın ya. Hadi kabul. Yunanistan adına kabul.

UMUT            –   Ortodoks Patrikanesi benim yurdumun çok renkli bir unusurudur.

Kültürümün bir parçasıdır.

GEORGES     –   Ben artık şu kapitülasyonlara dönelim derim. Kapitülasyonlar

maddesini kaleme alıyoruz, Yazı kurulu lütfen, kapitülasyonlar maddesi: “Kapitülasyonların ıslahı ve kaldırılması için zemine girmek üzere…” (sözü kesilir)

UMUT           –   Canım, kaldırılması zeminine girmek falan yok! Sen de uyanıksın

haa.İşte şöyle olur, böyle olur…Kaldırılmıştır! Niye bunu demiyorsunuz? Laf ebeliği denir sizinkine!

GEORGES     –   Canım, hukuk dili bu, olmaz ki böyle şey…

UMUT            –   –     Hukuk dili mi?!…

BAŞAR          –   Fransız hukukunu temsil ediyorsun  diye, Sorbonne’a kabul edildin

diye allame mi oldun yani? Di mi?

UMUT            –   Şu hukuk dilini  aylarca öğrenemedim…(Alaylı) Ne zor şeymiş şu sizin

hukuk dili Georges!

GEORGES       Nasıl istiyorsun Umut Bey?.Ne yazalım peki?

UMUT            –   Yazın! Kapitülasyonlar kalırılmıştır! Lağvedilmiştir! Daha

bilmem ne falan… Bitti, yoktur böyle bir mesele! Yazın.

GEORGES       Peki, öyle yazalım. Ama tarihte konferansın bölünmesine neden olmuş

bir sorunu böyle pat diye bitirmek yakışmaz. Ben şöyle öneriyorum

kapitülasyonlar kaldırılacaktır ancak bu hususta bir geçiş sönemi öngörülmüştür. Mesela beş yıl.

UMUT              Haydaa, sil baştan, öyle mi? Ne oldu, hukuk diline uydu mu şimdi?

GEORGES       “Karar verdiler” yazalım. En iyisi bu. Evet, “Âkit devletler

kapitülasyonları kaldırmaya karar verdiler”… “Beş yıl içinde

kaldırılması lüzumu…” (sözü kesilir)

BAŞAR          –   Olmaz öyle şey. Toynbee bile demiştir: ”Hemen hemen her konudaki

Türk istekleri, Lozan’da galipler tarafından kabul edilmiştir. Ve dünya, tarihte eşi olmayan bir olayla karşılaşmıştır. Yenilmiş, parçalanmış bir ulusun bu harabe içinden ayağa kalkması ve dünyanın en büyük ulusları ile tam eşit koşullar içinde karşı karşıya gelmesi ve büyük savaşın bu galiplerini dize getirerek her isteğini kabul ettirmesi şaşılacak bir şeydir.”  Gerçi bana kalsa daha iyi hükümler koyardım ya! Tezim budur.

STEWART     –   Böyle hamasi nutukların ne yeri ne zamanı. Lord Curzon olarak biz de

Lozan’ın ne demek olduğunu biliyoruz. Bence Lozan bir müzakere şaheseridir ve kimse kimseye büyük bir dayatma getirmemiştir. Olmazsa olmazlar tartışılmış ve açıklığa kavuşmuştur. Olmazsa olurlar da pazarlığa tabi tutulmuş ve ince ince tartılıp taşlar yerine konmuştur. Lozan’ı ezdik ya da ezildik biçiminde anlamak hem biz Avrupalılar hem de Siz Türkler için büyük bir yanılgıdır baylar….(Öksürür) ve bayanlar diyeceğim şimdi. Lozan’ın bir barış antlaşması olduğunu unutmamalıyız. Barış güvercini ellerimizde ısınıyor. Salıversek o sıcaklığını göklere yazacak!

EFEKT            –   Kuvvetli alkışlar

GEORGES     – Lord Curzon’dan şairane ifadeler güzel ama kapitülasyonların

kaldırılmasına karşılık, Türk mahkemelerinde yabancı

gözlemci bulundurulmasını istiyoruz.

UMUT            –   Bağımsızlığa aykırı’

STEWART     –   (küplere binmiştir) Milli egemenlik, bağımsızlık! Bu sözleri duymaktan

hepimize gına geldi!

UMUT            – Stewart! Lord Curzon dostum!  Amerikalı gözlemci Grew’in bu

replikten sonra “Lord Curson’un zeka derecesinden şüphe etmeye başladım. notunu düştüğünü unuttun mu? İsmet muzaffer bir devleti temsil ediyor, fakat yenilmiş bir düşman gözüyle bakılıyor…notunu da düşmüş tarihe. Fakat İsmet boyun eğmiyor, gerektiğinde savaşı ve zaferi hatırlatıyor. Bunda ne sakınca var. Neticede bir barış konferansını savaşın getirdikleri ile yapıyoruz.

GEORGES     –   Adli kapitülasyonlarla ilgili olarak ipler kopma noktasına mı gelsin?

Lütfen bir şey yapın, barışı tehlikeye atıyorsunuz!

UMUT            –   Madem öyle anlaştığımız bölümleriyle barış andlaşmasını imzalayalım

Georges, kalan birkaç meseleyi sonra görüşelim.

GEORGES     –   Çok zeki manevra!

UMUT            –   Grew’dan hatırlatmalar yapmama kızmayın lütfen:

“Kapı açıldı, İsmet Paşa, arkasında delege arkadaşları    olduğu halde merdivenden inmeye başladı. Son            basamaklara gelince melon şapkasını çıkardı, neşeli bir insan tavrı ile gülerek, başını sağa sola çevirerek, nezaketle salondaki kalabalığı selamladı ve otelden çıkıp gitti. Bu sahneyi ömrüm oldukça unutmayacağım. Her şey bitmişti…” Konferans kesildi.

AMERIKALI –   Sürekli Amerikalı gözlemciden sözediliyorsa Amerikalı olarak iki laf

da ben edeyim. Biz araya girelim, ekonomik meselelerde Türkler lehine

değişiklik yapılsın, Türkler de İstanbul, İzmir, Samsun ve Adana mahkemelerinde yabancı gözlemci bulunmasını kabul edin…

UMUT            –   Poker bir kere oynanır. Hiçbir ili kabul edemem. Bu

yaptığım tarihteki olaylara aykırı da olsa. Neticede kabul görmemiş lüzumsuz bir arabuluculuk girişimini yineletemem. (mikrofondan) Sayın katılımcılar Boğazlardan konusunu kabul ediyoruz. Boğazların konferansın kesintiye uğrama nedeni olmasını istemiyoruz.  Ama bir şartla…Siz de kapitülasyonları tarihte kabul edildiği biçimde bırakacaksınız. Savaş tazminatı konusunda büyük risk aldım. Ankara Karaağaç işine tümü ile karşı. Tazminat olarak para istiyorlar. Bu hesabı nasıl vereceğim. İçinde bulunduğum koşullardan dolayı bazı  talimatların dışına çıkmak ve Rauf Orbay’ı oynayan arkadaşımın  ve TBMM’nin bazı kesimlerinin baskılarına dayanmak zorundayım. Kerem, denge kurmak istiyor. Tazminattan hiçbir şekilde vazgeçme, savaş tazminatı yerine Karaağaç’ın alınması bir hataydı deyip duruyorlar Ankara’dan. Ama Kerem denge kurmak istese de benim en büyük destekçim. O olmasa bu görüşmeleri sürdürecek gücü nereden bulurdum bilmiyorum. Ama onun da bir sabrı var ve bizim için yaşamsal, sizin için basit meselelerden ötürü savaş çığırtkanlığı yapacaksanız bu sizin için negatif puan olacak. Siz de lütfen bu son teklifime rıza gösterin de konferans bölünmesin ve UNICEF bizim maskaralığımız yüzünden boşuna masrafa girmesin! Burada neyi taklit edip neyi etmeyeceğimizi bilmek önemli olmalı!

SES                 –   Ne yani? Biz buraya Lozan’ı olduğu gibi yeniden imzalamaya mı

geldik?

UMUT            –   Er olmadan baş yarmamaya geldik! Konferans bölünmesin ve

bölünmüş olsa idi UNICEF’in harcayacağı para ile baş aktörleri Türkiye’ye davet edelim! Var mısınız? Gelin gezin şu ülkeyi. Yakından tanıyın. Sonra aramızda herşeyi açıklıkla konuşuruz!

STEPHANOS –   (Yunan aksanı ile) Ben İzmir’i gezmek isterim.

MILANESE   –   (Italyan aksanı ile) Signori! Ben Antalya’yı.

GEORGES     –   (Fransız aksanı) Moi, moi, Adana ve civarlarını severim .

STEWART     –   (İngiliz aksanı) E bana da her zamanki gibi İstanbul düşüyor!

EFEKT            –   Kahkahalar, alkışlar.

ÇİÇERİN       –   Bizim bugün birlikte gülüp espri yaptığımızı görse atalarımız ne derdi?

Hem de ne göndermelerle!

UMUT            –   Avrupa’nın birliği ve barışı tek emelimiz olmalı. Bunun bir yanı,

Alman–Fransız dostluğudur. Bir yanı kıta Avrupa’sı İngiltere dostluğudur. Bir yanı Doğu Avrupa ve batı Avrupa, bir yanı da Hıristiyan Avrupa Müslüman Avrupa dostluğudur.

STEWART     –   Dört yapraklı yonca desene sen şuna!

EFEKT/SESLER       –          Kahkahalar, alkışlar.

GEORGES     –  Bitti mi yani? Ben de bittim.  Kapitülasyonlar kaldırılmıştır arkadaşlar.

EFEKT/SESLER       –          Kahkahalar, alkışlar.

MÜZİK

KEREM        –    (Ekolu. E–mail yazmaktadır. Bilgisayar tıkırtısı Kerem’in monoloğu

boyunca sürer) Dostum Umut, Lozan’daki başarını takdir ediyorum. Alnının akı ile çıktın bu işten. Ama buradaki meclis de dört elle eleştirecek yer arıyor. İmzalamayı geciktirelim diye tutturdular. Senin yabancıları davet fikrine de sıcak bakmadılar. Ne yani bir de parti mi vereceğiz diyenler oldu. Ama inisyatifi kullandım. Bu Avrupa gençlerinin kaynaşması projesi dedim. Eğer bunu sağlarsak projemizi tamamlarız dedim. Seni sevgi ve özlemle kucaklıyorum.

UMUT - (Ekolu. E–mail yazmaktadır. Bilgisayar tıkırtısı Kerem’in monoloğu

boyunca sürer) Her dar zamanımda hızır gibi yetişirsin. Yetiştin. Bunu Sana hem Mustafa Kemal hem de onun namına projeye katılan Kerem olarak söylüyorum. Dört beş gündür çektiğim acıyı düşün. Bizimkiler su koyverecek, antlaşma felan olmayacak diye. Büyük işler yapmış ve yaptırmış bir büyük adamı temsil ediyorsun. Sana bağlılığım bir kat daha artmıştır. Gözlerinden öperim pek sevgili kardeşim, aziz  şefim…Yüzyıllık hesaplaşma bin yıllık barış olsun.”

MÜZİK

Geçen Bölümlerin Özeti: Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir.  Katılımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitimdir. Türkiye’de üniversite sınavlarını kazanarak mühendislik okumak isteyen Umut önce kararsız kalmıştır. Ailesinin karşı görüşüne rağmen sonunda kararını verir, sınavlarda başarılı olarak İsmet Paşa olmaya hak kazanır. Sınavda Rıza Nur’u canlandıracak arkadaşı Başar ile tanışır. Umut, Mustafa Kemal’i canlandıracak Kerem ile de tanışır ve onunla taktik ve stratejiler üstünde konuşur. Hazırlıklar tamamlanır ve on kişilik ekip Lozan’a gider. Ancak itilaf devletleri temsilcileri oraya henüz gelmemişlerdir. Umut, Başar ve gazeteci rolündeki Zeynep Paris’e giderler. Poincare’yi canlandıracak Georges, Umut’a, itilaf devletlerinin günün koşulları bakış açısından yeni önerilerle gelmeyi hedeflediğini ima ederken Umut, 1922 koşullarının münazaraya esas olmasını arzu etmektedir. Umut’a göre Lozan’a Lozan Antlaşması’nı anlamaya gidilmiştir. Değiştirmeye değil. Sınırlar Misak–ı Milli temelinde kararlaştırılmalı, kapitülasyonlar kaldırılmalı ve azınlıklara yurttaşlara tanınan tüm haklar tanınmalıdır. Lozan’a dönülür ve konferans başlar. Gençler kıyasıya yarışırken Umut üzülerek Türk delegasyonuna 1922’de yapılan muamelenin yapılmaya çalışıldığını görür. Konferans başında usul ve şekil kuralları tartışılırken göz doldurmaya ve Türk ekibi için gereken konumu kazanmaya çalışır. İngiltiz Lord Curzon’u temsil eden genç Stewart Jones hem çok yetenekli hem de çok kurnazdır. İtilaf devletlerinin diğer temsilcilerini genelde o idare eder. Boğazlar sorunu konusunda Rusya adina gelen genç de tartismalara atesli bir biçimde katılır.  İlk dönemde ülke sınırları, Boğazlar, kapitülasyonlar ve azınlıklar gibi sorunlar tartışılır. Sorunlar tartışılırken gençler olaylara bugünün perspektifinden de bakmaya çalışmaktadırlar. Ancak Umut, Lozan’da kazanılanı güncel hesaplara kurban vermek istememektedir. Kararlılıkla Lozan münazarasına ortak tarihlerini anlamak ve teyid etmek için geldiklerini söyler. Lozan herşeyden önce Türkiye’nin meselesidir. Sınırlar, Boğazlar, azınlıklar ve nüfüs mübadelesi ile kapitülasyonlar konusunda tartışmalar çetin geçer ve sonuca bağlanır görünür. Musul konusu ve kapitülasyonlar askıdadır. Bu arada,  İtilaf devleti temsilcileri Sevr’i andıran öneriler vermekten geri kalmamaktadır. Başar da konferans boyunca pek çok konudaki çıkışları ile dikkati çeker. Umut, konferans boyunca Türkiye ve özellikle Mustafa Kemal’i temsil eden Kerem ile yazışmalarını sürdürmektedir. Zaman ilerlerken azınlıklar ve kapitülasyon konuları çetin tartışmaların nedenidir. Bu arada Umut’a haber vermeden projeye ayrıca katılarak Lozan’a gelen sınıf arkadaşı Dikran, Umut’u ziyaret eder., Umut, Lozan’da azınlıklara tanınan hakların Türkiye’de tam uygulanmadığını kabul etmez ise bir azınlık yurdu talep edecektir. Umut kabul etmez. Başar da, bir azınlık yurdu konusunu tartışmayı kabul etmez. İlgili oturumu sertçe terkeder. Patrikane konusu da güncel ekümeniklik tartışmalarının karıştırılmaya çalışılması ile çetrefilleşir. Umut, diplomatik bir oyunla bu hususta tezini kabul ettirmeyi başarır. Kapitülasyonlar tek mesele olarak kalmıştır. Fransa bastırsa da, Umut ve Başar, tarihte konferansın bir süre kesintiye uğraması nedeni olan bu konuyu da konferansı kesintiye uğratmak zorunda kalmadan dirayetli bir biçimde çozerler. Kapitülasyonlar kaldırılacaktır. Lozan Konferansı simulasyonu sona erer. Artık gençler sonuçları sanal millet meclislerine kabul ettirmek için ülkelerine dönerler.

DOKUZUNCU BÖLÜM

EFEKT            Uçak iner. Havaalı anonsu: İsviçre’nin Lozan kentinden gelen TK…sayılı

uçağımız alanımıza inmiştir. Gürültüler.

UMUT            – (ekolu) Evet Türkiye’ye Ankara’ya döndük. Alkışlarla çiçeklerle

karşılandık. Ama işimiz bitmemişti. Asıl iş, kazandığımız siyasal zaferi sanal TBMM’ye de kabul ettirebilmekti.

MÜZİK

EFEKT            Kuvvetli Alkışlar beş saniye sürer (Mustafa Kemal rolündeki Kerem ,

Lozan sonrası antlaşmayı onaylamak için toplanan sanal TBMM’nde konuşmaktadır). Kerem, Umut ve Can’ın konuşmaları mikrofondan verilir. Diğer “Sesler” numaralanmıştır. Aynı numara aynı sese, meclis sıralarından bir üyeye karşılık gelir. “Sesler” meclis sıralarından laf atar gibi konuşacaklardır. Konuşmalar yapılırken meclis havasına uygun podyum sesleri fonda verilmelidir)

KEREM            ‘Sevgili arkadaşlarım, Mustafa Kemal adına Kerem Galip Yurtışık

olarak belirtmek isterim. TBMM üyelerini temsilen burada oturan sizler

Lozan smilasyonumuza son noktayı koyacaksınız. Ekibimiz Lozan’dan başarıyla döndü. Hepimizin UNICEF tarafından verilecek eğitim ödüllerine ulaşması artık an meselesi. Bu hususta küçük fireler dışında ödül kaybımız yok. TBMM adına bu antlaşmayı onaylamanızı istiyorum.  Sevgili dostum Umut Türkeri’nin başkanlığında Lozan Konferans simulasyonuna katılan delegasyonumuzun Lozan Barış Antlaşması’nın kapsamındaki ana esasları, diğer barış önerileri ile daha fazla karşılaştırmaya yer olmadığını düşünüyorum. Lozan, Türk ulusuna karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması’yla tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın sonuçsuz kaldığını bildirir bir belgedir. Büyük siyasal zafer eserlerinden biridir. Umut Türkeri kardeşim Lozan’ı yaşattığımızı anlatmıştır. Lozan’da kurulan düzeni ortaya koyarak hem  bu düzenin günümüze kadarki yansımalarını irdelemiştir, hem de ‘Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra ‘küreselleşme’ eğilimlerinin yükselişe geçmesiyle birlikte, ulusal egemenlik, bağımsızlık ve ulusal ekonomi gibi kavramların, dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de sorgulanmaya başladığı, kuruluşunun 80. yılında Cumhuriyet’in temel niteliklerinin tartışmaya çalışıldığı, Türk vatandaşlarının kimliklerine, tarihlerine ve Cumhuriyet’in sağladığı kazanımlara yabancılaştırılması süreçlerine hız verildiği bir dönemde farklı düşüncelere saygı içinde biz gençlerin Lozan ilkelerine başlılığını ve sadakatini anlatmıştır. Ben bu simulasyonu başarılı görüyorum.

1. SES             –   Kemal Paşa, Paşa…Bugün esas alınarak daha derin tartışmalara

girilemez miydi? Lozan’ı anlatıp gelmek iyi de, bugün söz konusu olan

tartışmalardan kaçılmasını hoş görmüyoruz!

SESLER         –   Alkışlarla karışık yuhlar. Sıra kapağına vurmalar. Kıpırtı ve homurtular.

KEREM          –   Kimileri Sevr’i dayanak alıp konuşmuş, biz uluslararası hukuk düzenini

savunmuşuzdur. Bugün de uluslararası hukuk düzenine saygı esastır.  Onlar kendilerinin değil küçük bir zaferle Yunanistan’ın mağlup olduğunu iddia etmişler, biz Lozan’da tüm İtilaf Devletleri’ne karşı zafer sağladıgımızı söylemişizdir. Arkadaşlar. Herkesin Lozan’ı başka türlü tarif etmesi, bizim bu anlaşmayı pek iyi bilmediğimizi de gösterdi. Ama çalıştık öğrendik! Biz neden tarihteki en övündüğümüz anlaşmayı çok iyi bilmiyoruz? Çünkü bizim tarih konusunda bir sorunumuz var. Biz bir sürü şeyi yanlış biliyoruz ve bildiklerimizi öyle kabul etmek de işimize geliyor. Bu kalıbın dışına çıkmak çok zor oluyor. Çünkü hem tepkileri göze almak ve hem de gerçeği öğrenmek için emek harcamak gerekiyor. Lozan’a gelince… Bir sürü yayın var ama bizim okumamak gibi bir derdimiz var. Biz okumuyoruz. Üniversite sınavına  gireceğiz hepimiz mühendis olacağız diye tarih okumuyoruz, coğrafya okumuyoruz. Peki neden? Herkes mühendis mi oluyor bu ülkede? Tamam bir işte yeteneği olan o işi yapsın. Ama biz ne yapıyoruz. Moda diye bir takım okullar, moda diye bir takım branşlar seçiyoruz. Oysa Umut, Başar ve delegasyonumuzun diğer üyeleri ile birlikte gördük ki, diplomatlık, siyaset adamlığı kolay işler değil. O bu işin altından başarıyla kalktılar ve biz bir şey öğrendik. Biz tarihimizi bilmiyoruz. Ama Unicef simulasyonu bir şey öğretti. Lozan’ı hep birlikte öğrendik.

EFEKT                Alkışlar, sıra  kapaklarına vurmalar.

2. SES             –   İyi de öğrenirken hataları da öğrenmeliyiz. Ben Birinci

Meclis üyesi bir milletvekilini temsilen soruyorum. Lozan’da Paşamızın eline verilen metin neden sonuna kadar savunulmadı? Musul Kerkük neden alınmadı? Adalar niye gitti? Savaş tazminatı olarak ne diye para alınmadı? Başar Bey, bu sorulara yanıt buldun mu?

BAŞAR          –   Ama Osmanlı borçlarının ayrılan devletlere de paylaştırıldığını ve altın

hesabı borç ödemekten kurtulduğumuzu bilmiyorsun! Bunu benim dirayetim sağlamıştır. He he. Rolüme uygun bir burnubüyüklük sergilemesem olmaz! Ben bir şeye yanıt buldum. Lozan’da geçirdiğim aylarda kim olduğumu anladım. Ne istediğimi…Üniversitede Siyaset Bilimi ve Tarih okuyacağım. Bu arada bilgi teknolojilerini ve küreselleşmeyi de ögreneceğim. Her ikisini birleştireceğim.

EFEKT            –   Kuvvetli Alkışlar.

UMUT            –   Ama soruya dönersek.  İsmet İnönü’yü temsil etmiş Umut Türkeri

olarak bence Lozan imzalandığı sırada çok tartışıldı ve hala tartışılıyor. Tartışmalı ve öğrenmeliyiz.  Tartışmak iyidir. Lozan’a gitmeden önce ve şimdi döndüğüm günlerde farkında olmadığım çok şey okudum, çok şey öğrendim. Herşeyden önce bir sorunu karşı tarafa açık ve net olarak anlatabilmenin o sorunu anlayıp anlamadığımızın bir ölçüsü olduğunu öğrendim. Haklı talebi anlatamazsan haksız olursun. Ben 1920–1923 arasında görev yapan Birinci Meclis’te bu konuda inanılmaz tartışmalar yaşandığını daha yeni öğrendim. Bu projeye katılmasam bileceğim yoktu. Birinci Meclis muhalefetli bir meclis olmuş. Siz de şimdi o rolü oynuyorsunuz.

2. SES             –   Muhalefet demokrasi demektir! Bunları öğrendin mi peki? Bir sürü

konuda iktidara rağmen, muhaliflerin dediği olmuştur Birinci Meclis’te.  Birinci Meclis’te, şimdi sizin tarihi rollere uygun olarak yaptığınız gibi Musul, Batı Trakya ve adalar konularında Lozan’a karşı müthiş muhalefet vardı. Eleştiriler olmuştur, doğaldır. Biz de yapmak zorundayız. Sonra yeni seçim olmuş ve ikinci meclis gelmiş. Cumhuriyet’in ikinci meclisi Lozan’ı kabul ettirmek için mi kuruldu? Lozan’ı kabul edecek bir meclis oluşturmak için mi seçimler yapıldı? Bilmiyorum ama bu meclis de demokratik olarak seçilmiş bir meclisti. Arkadaşlar! 1923’den bahsediyoruz. Bunlar büyük ilerlemeler. Hem de o dönemde.

EFEKT            –   Alkışlar.

3. SES             –   İstediğimiz her şeyi almış mıydık Paşa?

EFEKT            –   Homurtular.

UMUT            –   Başarılıydık. Alınması zorunlu her şeyi aldık. Hiç bir noktayı

atlamadık. Ama kavram istemek ve almaksa her istediğiniz her şeyi

almak bazen mümkün olmayabilir.Bazen bundan da önemli olan

vazgeçemeyeceğiniz şeyleri almaktır. Bakın Yugoslaya parçalandı. Milyonlarca insan helak oldu. Oralarda liderler sadece ve sadece her istediklerini almaya çalıştılar. Sonunda ne oldu? Halkları perişan ettiler. İstediğimiz şey diye diye milyonlarca insanın yaşamı ile, ulusal bütünlükle kumar oynanmaz. Lozan’a kumar oynamayı sevmeyen birinin gitmesi. İsmet Paşa’nın gitmesi iyi olmuş.

3. SES             –   Lozan’a karşı çıkanlar o dönemde neyi tartışıyorlardı peki? Bu

adamların hepsi mi kumar oynamayı seviyordu Umut Paşa?

UMUT            –   Bilmiyorum. Bildiğim, binbir zorlukla yeni kurulan bir

devletin birden bire her istediğini alamayacağı. Önce bağımsızlık ve özgürlük denmiş. Sonra ne olmuş? İşte Boğazlar rejimi ve Montreaux. Zaman herşeyi tedavi etmiş. Bir inat uğruna yeniden savaşa girip hepten paramparça olmak ve yüzyıl Filistinliler gibi mülteci mi olmak gerek? Bir kere yitti mi bazı şeyler bazen yüzyıllarca geri gelmeyebilir.

4. SES             –   Lozan’da elimizden bazı topraklar gitti, bunu kabul edemeyiz. Musul

ve Kerkük’ü nasıl bıraktık? Adaları nasıl bıraktık? Meis Adası burnumuzun dibinde, onu nasıl bıraktık?’ Kıbrıs ve Batı Trakya da cabası. Ben Şükrü Kaya namına bu antlaşmaya red oyu vereceğim!

EFEKT            –   Belli belirsiz alkışlar yanında protestolar! Sıra kapaklarına vurmalar.

5. SES             –   Ben Kılıç Ali namına red oyu vereceğim.

EFEKT            –   Belli belirsiz alkışlar yanında protestolar! Sıra kapaklarına vurmalar.

6. SES             –   Ben de dönemin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Bey namına red

diyorum.

EFEKT            –   Belli belirsiz alkışlar yanında protestolar! Sıra kapaklarına

vurmalar.

7. SES             –   Büyük şair Yahya Kemal Beyatlı adına ret!

EFEKT            –   Belli belirsiz alkışlar yanında protestolar! Sıra kapaklarına vurmalar

(Bu sesler içinden bastırarak biri bağırır: “Beyatlı, Beyatlııııı! ikinci görüşmelere alınmadın diye mi?”)

7. SES             –   Ben Yahya Kemal Beyatlı. Bu millete yeterince hizmet ettim. Onun

büyük kültür varlığının bir parçasıyım. Her alanda da sizin istediğiniz gibi olamam ya! Sanatkarım ben!

SESLER         –   Gülüşmeler, alkışlar, sıra kapaklarına vurmalar.

8. SES             –  Adana milletvekili Damar Arıkoğlu adına ret! Biz Lozan’da ne kadar

toprak verdik! Batı Trakya, Adalar, Kıbrıs, Musul, Batum verildi.

UMUT            –   Ama buraların verilmesi gerçekçidir. Çünkü bu yerler, karşı tarafın

olmazsa olmazlarıydı. Verilmemesi için savaşa girmek gerekiyordu. İngilizler kelimenin tam anlamı ile “Boğazımızda” idi! Boğazlarda! Mesela İngilizler petrol nedeniyle Musul’u bize vermemekte kararlıydı. Siz gitseniz oraya Adana Milletvekili Arıkoğlu? Alacak mıydınız hemen, yoksa savaştan yeni çıkmış bir ulusu yeni maceralara mı sürükleyecektiniz? Kıbrıs 1914′te bir oldubittiyle İngilizlerin eline geçmişti. Biz Lozan’da İngilizlerin Kıbrıs’ı ilhakını ve adadaki egemenliğini kabul ettik. Lozan Anlaşması’nın 20′nci maddesi zaten çok net. ‘Türkiye, İngiltere’nin 1914′te ilhak etmiş olduğu Kıbrıs’ta, İngiliz egemenliğini tanır’ diyor. Bunları bilmeden mi Kıbrıs konusunu gündeme getiriyorsun? Hele sonraki gelişmeleri bile bile.

8. SES             –   Biz, Lozan’da Kıbrıs’ı verdik! Vermesek iyi olurdu!

EFEKT            –   Belli belirsiz alkışlar yanında protestolar! Sıra kapaklarına vurmalar.

UMUT            –  Biz zaten yıllar öncesinde ortaya çıkmış fiili durumu

resmiyete döktük. Bunun adı ‘vermek’ mi?! Lozan bizim için çok başarılı ve iyi bir anlaşma! Açın objektif yabancıları da okuyun bugün arkadaşlar. Türk tarihini anlatan yabancı yayınlar okuyun. Benim böyle şeylerden haberim yoktu bu projeye katılmadan önce. Ama şimdi var. Gerçekler ortada. Yabancılar bile büyük bir milletin yeniden doğuşu diye yazarken Siz tutmuş başka telden çalıyorsunuz! Tabii onlar da kendileri için en iyi anlaşmayı yapmış olabilirler. Kazan kazan oyunu bu.

CAN               –    Rauf Orbay adına Can olarak. Hem de bugünün gözünden

soruyorum Umut. Meclis soruyor! Lozan zafer midir? Hezimet midir? Başar bize bunun hesabını ver. Laf kalabalığı yapma!

EFEKT            –    Kuvvetli alkışlar.

UMUT            –   Lozan kesin bir zaferdir’ ya da ‘Lozan bir hezimettir’ gibi

yaklaşımlar bilimsel değil. Lozan büyük bir başarıdır. Lozan bizim artık değiştirilemez tarihimizdir. Gurur duymamız gereken tarihimizdir. Türkiye’de herkesin kendine göre bir Lozan’ı var. Bir kesim Lozan’a, ‘Masaya oturduk, yedi dünyayı dize getirerek istediğimiz her şeyi söke söke aldık. Hiç taviz vermedik’ diye bakıyor. Öteki taraf ise Lozan’da çok büyük tavizler verildiğini söylüyor ve Lozan’a bir hezimet belgesi olarak bakıyor.

8. SES             –   Başarı mıdır? Değil midir? Objektif soru soruldu Paşa!

UMUT            –   Lozan başarıdır. Çünkü Lozan, Türkiye’nin sınırlarını çizmiş, ona

ekonomik ve siyasal bağımsızlığını kazandırmış, Türkiye’nin uluslararası camiada diğer devletlerle eşit bir aktör olduğunu kabul ettirmiş bir anlaşma. Lozan kapitülasyonları kaldırmıştır, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını sağlamıştır. Dış borçları belli bir düzene bağlamıştır. Türkiye’den kopan kesimlere ait borçlar düşülmüştür.  Kalan 1950′ye kadar ödenmiştir. Dönemin koşullarına göre, son derece gerçekçi olarak hazırlanmış ve sonuçlandırılmış bize ait bir belge bu. Tarihimiz. Birtakım tavizler de kesinlikle verilmiş tabii. Tavizsiz hangi anlaşma olur, sorarım Size?

EFEKT            –         Kuvvetli Alkışlar. Bravo. Bravo sesleri.

UMUT            –  Yaşamsal bir engel olmadıkça barış yapmak zorundaydık. Ben, oraya

gider gitmez simulasyonumuzun başarısının İngilizlerin elinde bulunduğu fikrine vardım. Tıpkı İsmet Paşa’nın barışın onların elinde olduğu fikrine varması gibi. Onların kopma sorunu yapabileceği konulara teşhis koydum ve oralarda sonuç almayı öne aldım. Boğazlar ve Musul’u kasdediyorum. Önce oraları çözdüm. İngilizlerin istediğini hallettim. Zaten Lozan’ın Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaşayan tek anlaşma olmasının nedeni budur. Lozan iki tarafı da tatmin etmiştir. Çizdiği sınırlar da çok gerçekçidir. Simulasyonda da itilaf devletlerini temsil edenler durup durup bugünün gözü, bugünün anlayışı deyip durdular. Ben, Lozan’ın tarihte kabul edildiği gibi edilmesini savundum. Böyle belgelerin üzerinde oyun oynamaya gerek yok. Yeni meseleler yeni toplantılarla çözülsün ama adına Lozan’ı yaptık ve bozduk denmesin. Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi bile bugünün koşulllarında farklı değerlendirilebilir. Ama önemli olan bu tip belgelerin öncü basamak konumunu kabul etmektir!

1. SES             –   Madem gerçekçi Lozan’ın çizdiği sınırlar çok gerçekçi, niye bizim

bugün hâlâ bir Musul, Kerkük ve adalar, kıta sahanlığı sorunlarımız

var?

UMUT            –   Gerçekçilik o dönem için gerçekçiliktir. Ülkeyi bir savaşa sokmadan

anlaşmayı sonuçlandırabilen bir gerçekçilikten söz ediyorum ben. Bugün hem Ege, hem Musul meselesi var. Ama savaşa, bir halkın yıkımına değer mi diye soruyorum.

2. SES             –   Peki ya Kıbrıs, peki ya bir sürü diğer konu. Sen bunları hiç sorun

etmedin. Gittin 2004 yılında eski Lozan’ı imzaladın geldin. Bugünkü devletimiz Lozan Anlaşması’nı imzalasaydı nasıl bir tepki alırdı?

UMUT                 Burada bir spekülasyon yapıyoruz biz.  O dönemde de spekülasyon

yapıp çok vermişsin canım diyenler olmuş! Kimi bize az verdin diyor. Kimi çok verdin diyor! Lozan başarılıydı çünkü anlaşmayı başarılı buluyorum. Ben bu ülkenin genciyim. Lozan’da herseyden çok bunu gördüm. O çocukların kendi tarihlerine saygısını ve o konudaki bilgisini gördüm. İnönü fazlasını yapamazdı. Verdiğimiz yerlerin hepsi, karşı tarafın olmazsa olmazıydı. Ya tekrar savaşacaksınız, ya anlaşacaksınız. Biz barış yapmak, anlaşma yapmak istiyorduk. 1912′den beri savaşıyorduk. Savaşmaya gücümüz yoktu. Yani Lozan’a gelen çocuklar bunları bilmiyorlar mıydı Sizce?

3. SES                  Müttefiklerin gücü var mıydı sanki? Belki Musul’u alırdık. Sen ısrar

etmeliydin Umut. Israr etmeliydin!

UMUT                 Allah Aşkına. Bugün bile savaş içinde, karışık. Niyetler ortada. Büyük

olasılıkla karşı taraf da savaşmayı istemiyordu ama İngiltere Musul yüzünden savaşırdı. Bugün bile savaşmıyor mu? Hala savaşmıyorlar mı? Fırsat buldukça savaş olmuyor mu bu yer üzerine? Biz bunu göze alamazdık. Musul, Kerkük’ü almamız o şartlarda imkansızdı. Bağımsız ve özgür sınırlarla çevrili olarak Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli kalan tek anlaşma altında seksen yıldır yaşıyoruz. Öyle dersiniz böyle dersiniz. Gerçekler ortada. Bizden sonra kimler kimler parçalandı. Ne halklar yollara düştü. Ne topraklar ayrıldı!

KEREM          –   Mustafa Kemal adına söylüyorum. Şunu aklınıza iyice kazıyın. Aksi

durumda hiç bir müzakerede başarılı olamazsınız. Savaş kazanırsınız. Savaş bir kere kazanılır. Kazanırken tükenmiş olabilirsiniz.  Savaş gerektiğinde yapılır. Gerekmediğinde yapılmaz. Gücünüz olmadığında yapılmaz. Ama ya istiklal ya ölüm dedik. İstiklal konusunda taviz vermedik. Hiçbir taviz. Özgürlük konusunda da vermedik. Bir devletin bağımsızlığına gölge düşüren ana unsurlarda taviz vermedik. Kapitülasyonlarda vermedik. Bir devlet, halkına güvenlik sağlamak ve adalet dağıtmak için vardır. Bu unsurlarda taviz vermedik. Lozan bir hukuk düzeni ise Anayasası güvenlik ve adalet ilkelerine oturur. Kazanılmış olan askeri başarının tehlikeye atılmasını asla istememeliyiz. Bir tek askeri yenilgi elde ettiklerimizi de geri alır, bizi gerisin geriye Sevr’e atardı.  Neden okullarda Lozan’ı biz madde madde detaylı okumadık? Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu anlaşması değil mi? Neden her maddesini ayrı ayrı, her sahnesini ayrı ayrı belleklerimize kazımadık. Neden bu konuda yazılanları okumadık? Okusak görürdük ki olmazsa olmazlar kazanılmıştır. Bu da halkımızın güvenliği, bağımsızlığı ve özgürlüğüdür. Türkiye kurulmasa mıydı yani, ne olsaydı? Bizler bu sorunları bilmeliyiz. Hem olanaklarımizı hem de olanaksızlıklarımızı bilmeliyiz.

CAN               –   Siz Lozan’daki heyet, İsmet İnönü ve ben Başbakan Rauf Orbay, ‘Lozan’da taviz verdiler’ diye çok sert bir şekilde eleştiriliyoruz.

3. SES             –   Tabii eleştiririz. Misak–ı Milli elden gidiyor dedik. Ülkenin toprakları

kaybediliyor’ dedik. Kavga verdik! Biz de vatanı severiz canım

herhalde, sadece siz değil!

CAN               –   Misak–ı Milli, Lozan’da bozuldu mu? Irak’ın kuzeyindeki bölgeyi,

Musul, Kerkük ve Süleymaniye’yi içeriyorsa bozuldu. Kerem de teslim

eder.  Mustafa Kemal’in de Musul ve Kerkük’ün alınması, bu yerlerin Misak–ı Milli içinde olduğuna dair demeçleri varmış. Ama Lozan’daki görüşmelerin belli bir noktasından sonra Musul, Kerkük bu hattın içinde mi, değil mi, bu konu tartışmalı hale gelmiştir. Gerçekten de tartışmalı olduğu görülmüş. İngilizcesi olanlar tutsun İngiliz diplomatik kaynaklarından okusun.

3. SES             –   Canım yabancılar mahsus öyle diyebilir!

CAN               –   Alakası yok. Hepsi mi mahsus öyle diyor?! Kerem’in oluşturduğu

bilgisayar yazılımında var. Kerem tutuyor, bilgisayar yazılımı yaptırıyor bu iş için. Bence büyük adamları temsil edenler de böyle büyük olmalı. Büyüklük orada. Olmazsa olmazları gerçekleştirdi ve bugün Avrupa Birliği’ne üye olacak ülkemiz için gençlerde umut olduğunu gösterdi. Atatürk de boş hayallere, bir milleti maceradan maceraya sürükleme hevesine kapılmadı. Adam büyük bir kumandan ve akılcı bir devlet adamı. Kerem de ona yakışır biçimde bildiklerimizi okulda öğrenmeliyiz. Tartışmalıyız. Açıklıkla tartışmalıyız  diyor.

9. SES             –   Biz tarihsel rollerimizi oynuyoruz. Bu rollerle özdeşleştik.  Biz de

çalıştık herhalde. Birinci Meclis’teki üç grup içinden ikinci grubu, muhalif milletvekillerini temsil ediyoruz. Halk egemenliği kavramına önem veriyoruz. Ulusal egemenliğin kurulması, ülkede kanun hakimiyetinin oluşturulması için konuşuyoruz. Bizim eleştirilerimizin tarihe geçmesi daha o dönemde bu ülkede demokrasinin yerleşeceğini göstermiştir. Atatürk gibi büyük bir lideri bile eleştirdik. Ve bundan Türkiye kazandı. O da büyüklüğünü gösterdi. Açıklıkla gösterdi. Korkumuz İttihat ve Terakki Dönemi’ndeki baskılara Türkiye’nin tekrar kayabileceği endişesi idi. Kişisel yönetim yerine kanun hâkimiyetinin ağır basmasını istedik. Ama Atatürk bize cevap verdi. Bugünkü demokratik  Türkiye Atatürk’ün bize verdiği cevaptır. Dönüşümcü devrimciliktir bunun adı.

3. SES             – Bakıyorum hepimiz beş ayda Türk tarihçisi kesildik.  Sorum baki!

(Alaycı) Kurtuluş Savaşı’nda Yunanistan’ı yendiğimiz halde neden Ege’deki adaları Yunanlılara bıraktık Umut Paşa? Hiç olmazsa adaları alsaydın?

UMUT            –   Arkadaşlar. Kıbrıs ve adalar konusu Lozan’da çok bastırılan bir konu

değil. Çok ısrarcı olmadık. Çünkü adalarda Rumlar nüfus olarak daha fazlaydı. Biz adaların silahtan arındırılması meselesinde direttik. Sadece kıyılarımıza çok yakın olanlarda ısrarcı olduk. İmroz, Bozcaada ve Meis.  Yakınlar arasında Meis’i alamadık. Antalya’ya tatile gidip beş mil uzaktaki Meis’e bakıp, burnumuzun dibi nasıl gitti diyebiliriz. Bu bir bakış açısıdır. Meis’te çok direttik ama olmadı. Dünya barışının kurulması için Meis’te bir fedakârlığa razı olduk. Mesele bundan ibarettir. Boğazlar’a askerimizi sokamamak, çoğunluğu Türk olan Batı Trakya’nın elden gitmesi, Musul, Kerkük konusu bayağı üzüntü yaratmıştır.

3. SES             –   11. yüzyıldan beri Türk toprağı olan Musul, Kerkük aslında Lozan’da

bitti. Bu sorunun Milletler Cemiyeti’ne gönderilmesini Lozan’da kabul edildi. Sen de gittin aynı şeyi tekrarladın. Cıngar çıkarsan ne olurdu!  İngiltere’nin hâkim olduğu Milletler Cemiyeti sürecinin açılması demek oldu seninki.

UMUT            –   Ama buna karşılık Lozan’da Türkiye’nin olmazsa olmazları alındı.

Doğu Anadolu’da Ermeni ülkesi kurulması ve kapitülasyonlar sorunları çözüldü. Türkiye Cumhuriyeti dünya milletler ailesindeki şerefli yerini aldı ve bu yeri sağlamlaştırmak, bu toprağın üzerine uygar başarılar üstüne uygar başarılar ekmek bizlerin elinde.

EFEKT            –   Kuvvetli alkışlar

KEREM          –   Mustafa Kemal adına şunu söylemek isterim: Sir W. Tyrrell da teslim

etmiştir: “İki çeşit Türk biliyorduk; biri eski Türk, ki öldü. Biri Jön Türk, ki o da artık yok oldu. Şimdi, ötekilerden çok başka bir tip görüyoruz: İsmet Paşa. Bu bizim için üçüncü Türk’ü canlandırıyor. Kişiliği, tutumu, konferansı öylesine etkiledi ki, bugün birinci plana geçmiş bulunuyor.’” Yani bu adam da mı sahte konuşuyor?

EFEKT            –   Altı saniye kuvvetli alkışlar.

UMUT            –   (ekolu) İşte benim yazlık hikayem. Tarihi bu kadar seveceğim aklımın

ucundan geçmezdi. Lozan benim için bir dönüm noktası oldu. Dönüşte dedem Süreyya Bey’den kocaman bir taşınabilir bilgisayar aldım hediye olarak. Screen saver olarak Lozan antlaşmasının kapağını koydum. Dedeme gösterince “Vay canına” dedi. Babam “hadi bakalım evlad, iyiymişsin” dedi. Annem “benim oğlum bu işte” diye konu komşuya her seyi hem de abartarak ve ballandırarak anlatmayı sürdürdü. “İtilaf devletlerine demiş ki benim oğlum, ya kabul edersiniz ya sonuçlarına katlanırsınız!” Bu arada Şila okulunu cidden bıraktı. Endüstri ürünleri tasarımına geçiş yaptı. Özgür Hoca kocaman bir tarih seti hediye etti bana ve tüm ekibe. Bir de bana frak almış. Aman yarabbi! Stewart, Georges, Stephanos, Çiçerin lakaplı Yuri, Milanese ve Baldini gelecek yaz Unicef burslusu misafirlerimiz olarak Türkiye’ye gelecekler. Ben de onlara gideceğim. Başar anılarını kaleme alıyor. “Aman haa. Rıza Nur gibi hırpalama beni” dedim. Olur dedi ve ekledi “Ben Başar’ım oğlum naapacağım belli olmaz!” Gazetecimiz Zeynep Ankara’da. Bursunu Lozan’da değerlendirmeye karar vermiş. Bir hafta sonu davet etti. Tüm Lozan ekibi Cumhuriyet Ankara’sı anıtlarını bir kez daha gezdik. İlk kez bir anıta çelenk koyarken bu kadar heyecanlandım. Kız arkadaşım Şila’yı ikna edersem uluslararası ögrenimimin bir kısmını Unicef’den aldığım burs ile İngiltere’de yapacağım. Kerem kafaya koymuş üniversite sınavında sosyal bilimler birincisi olacakmış. Ben artık üniversite sınavını düşünmüyorum. Uluslararası okuyacağımı babamlar bilmiyor. Bir sey derlerse dedemle talimini yaptık. Diyeceğim ki “hadi canım Sen de”!

–SON–

Yazar Hakkında

Öykü Didem Aydın Edebiyat ve Hukuk Sistemine, 80 yazı girmiş.

Öykü Didem Aydın, romancı (Eski Sinagog Meydanı, İletişim Yayınları, 2009) ve anayasa hukukçusudur.

Telif © 2012 Edebiyat ve Hukuk. Tüm Hakları Saklıdır SistemimizWordPress desteklidir