Yüzyıllık Hesaplaşma – Bir Radyo Piyesi-

Tarihin çoluk çocuğa yanlış anlatıldığı hep söylenir. Sanki yanlış anlatılamayacak bir milli tarih olurmuş gibi:)) Şimdilerde Turgut Özakman üstadın yazmış olduğunun söylendiği bir “Dersimiz Atatürk” senaryosu içinde Lozan’ı da içeren yeni bir film izleyecekmişiz. Bugünkü Cumhuriyet Gazetesi öyle diyor.  Ben de 2003 müydü artık 2004 mü beş mi, bir radyo oyunu kaleme alıp TRT’ye göndermiştim, açılan bir yarışmaya. Ödül filan almadı bu piyes, ne alacak zaten, tövbe tövbe, bir haber de etmediler sonra  ama bir yerlerde sahneye konulması, aslında radyo oyunu olarak oynanması içimde hep ukde olarak kaldı. Şimdi Turgut Özakman’ın “Dersimiz Atatürk”, “Lozan’da hesaplaşma” ve sair sözlerini duyunca dedim bir de benim radyo çocuk oyunundan bakın azıcık şu Lozan’a ve bir andlaşma müzakeresi, hukuksal sözleşme öncesi ve sonrası olarak bakın; çok taraflı bir metin oluşturma süreci olarak bakın ve ne “nasıl aldık ama” ne “niye verdik kardeşim” diye bakın; sadece “hem” “hem” de veya “bir yandan”, “fakat öte yandan” olarak bakın! Bir gün bir tarafta radyoya konulur veyahut sahnelenir belki ve tabii her hakkı Telif Hakları Kanunu’na göre mahfuzdur. )) Bir yerde oynatmak isteyen filan olursa haberim ola! İşte Lozan’ın “resmi” ve azıcık da çocukçul kabul edilebilirlik sınırları içinde “gayri resmi” tarihi! İzin verin de bir çocuk oyunluk biz de yarım Cumhuriyetçi olalım kardeşim! Siz hepten tam top teşekekkül  (!) Yezid Cumhuriyetçi, biz hepten Hüseyin demokrat olacak halimiz yok… Cincinnatus erdemleri ile donatılmışlara Cumhuriyetçilik farzdır, donatılmamışlara günah… ötesi berisi öz yüz akıyla bir ara Şevket Süreyya Aydemir’li ve bol alaylı “Suyu Arayan Adam” karıştırsın:)) Şaka şaka:)) İşte şu radyo oyunum aşağıda bakın şimdi keseyim artık ama fena da bir şey değil bence de ya sizce:

Y Ü Z Y I L L I K   H E S A P L A Ş M A

Yazan: Öykü Didem Aydın

(Radyo Piyesi Olarak Yazılmıştır. Kolaylıkla Sahneye de Uyarlanabilir)

Özet: Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir.  Katılımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitimdir. Türkiye’de üniversite sınavlarını kazanarak mühendislik okumak isteyen Umut önce kararsız kalmıştır. Ailesinin karşı görüşüne rağmen sonunda kararını verir, sınavlarda başarılı olarak İsmet Paşa olmaya hak kazanır. Sınavda Rıza Nur’u canlandıracak arkadaşı Başar ile tanışır. Umut, Mustafa Kemal’i canlandıracak Kerem ile de tanışır ve onunla taktik ve stratejiler üstünde konuşur. Hazırlıklar tamamlanır ve on kişilik ekip Lozan’a gider. Ancak itilaf devletleri temsilcileri oraya henüz gelmemişlerdir. Umut, Başar ve gazeteci rolündeki Zeynep Paris’e giderler. Poincare’yi canlandıracak Georges, Umut’a, itilaf devletlerinin günün koşulları bakış açısından yeni önerilerle gelmeyi hedeflediğini ima ederken Umut, 1922 koşullarının münazaraya esas olmasını arzu etmektedir. Umut’a göre Lozan’a Lozan Antlaşması’nı anlamaya, kavramaya gidilmiştir. Değiştirmeye değil. Sınırlar Misak–ı Milli temelinde kararlaştırılmalı, kapitülasyonlar kaldırılmalı ve azınlıklara yurttaşlara tanınan tüm haklar tanınmalıdır. Lozan’a dönülür ve konferans başlar. Gençler kıyasıya yarışırken Umut üzülerek Türk delegasyonuna 1922’de yapılan muamelenin yapılmaya çalışıldığını görür. Konferans başında usul ve şekil kuralları tartışılırken göz doldurmaya ve Türk ekibi için gereken konumu kazanmaya çalışır. İngiltiz Lord Curzon’u temsil eden genç Stewart Jones hem çok yetenekli hem de çok kurnazdır. İtilaf devletlerinin diğer temsilcilerini genelde o idare eder. Boğazlar sorunu konusunda Rusya adina gelen genç de tartismalara atesli bir biçimde katılır. İlk dönemde ülke sınırları, Boğazlar, kapitülasyonlar ve azınlıklar gibi sorunlar tartışılır. Sorunlar tartışılırken gençler olaylara bugünün perspektifinden de bakmaya çalışmaktadırlar. Ancak Umut, Lozan’da kazanılanı güncel hesaplara kurban vermek istememektedir. Kararlılıkla Lozan münazarasına ortak tarihlerini anlamak ve teyid etmek için geldiklerini söyler. Lozan herşeyden önce Türkiye’nin meselesidir. Sınırlar, Boğazlar, azınlıklar ve nüfüs mübadelesi ile kapitülasyonlar konusunda tartışmalar çetin geçer ve sonuca bağlanır görünür. Musul konusu ve kapitülasyonlar askıdadır. Bu arada,  İtilaf devleti temsilcileri Sevr’i andıran öneriler vermekten geri kalmamaktadır. Başar da konferans boyunca pek çok konudaki çıkışları ile dikkati çeker. Umut, konferans boyunca Türkiye ve özellikle Mustafa Kemal’i temsil eden Kerem ile yazışmalarını sürdürmektedir. Zaman ilerlerken azınlıklar ve kapitülasyon konuları çetin tartışmaların nedenidir. Bu arada Umut’a haber vermeden projeye ayrıca katılarak Lozan’a gelen sınıf arkadaşı Dikran, Umut’u ziyaret eder., Umut, Lozan’da azınlıklara tanınan hakların Türkiye’de tam uygulanmadığını kabul etmez ise bir azınlık yurdu talep edecektir. Umut kabul etmez. Başar da, bir azınlık yurdu konusunu tartışmayı kabul etmez. İlgili oturumu sertçe terkeder. Patrikane konusu da güncel ekümeniklik tartışmalarının karıştırılmaya çalışılması ile çetrefilleşir. Umut, diplomatik bir oyunla bu hususta tezini kabul ettirmeyi başarır. Kapitülasyonlar tek mesele olarak kalmıştır. Fransa bastırsa da, Umut ve Başar, tarihte konferansın bir süre kesintiye uğraması nedeni olan bu konuyu da konferansı kesintiye uğratmak zorunda kalmadan dirayetli bir biçimde çozerler. Kapitülasyonlar kaldırılacaktır. Lozan Konferansı simulasyonu sona erer. Artık gençler sonuçları sanal millet meclislerine kabul ettirmek için ülkelerine dönerler. Ankara’da kurulan sanal mecliste de Lozan’ın onaylanması konusunda çetin tartışmalar geçer. Bugünün gençleri, kritik  Lozan günlerini yüreklerinde hissederek yeniden yaşarlar. Bu süreç, onları gerçekte ne okumayı istediklerine karar verecek olgunluğa ulaştıracaktır.

BİRİNCİ BÖLÜM

Birinci Sahne

Özgür Öğretmen

Umut

MÜZİK

UMUT             –  (Ekolu ses ile) Siz yazları ne yaparsınız bilmem ama ben geçen yazımı

Lozan’da geçirdim…Avrupa’nın orta yerindeki İsviçre’de…Leman Gölü kıyısında Fransızca konuşulan bu yerde. Bütün bahar aylarımı Lozan’da imzalamayı planladığımız antlaşma için hazırlanarak geçirdim. Yaz başında da oraya gittim ve daha önce tahmin edemeyeceğim şeyler yaşadım orada. Aslında üniversite sınavına hazırlandığım ve liseyi bitirdiğim şu günlerde, geçen yazı düşündükçe içimi kıvanç duygusu kaplıyor. Benim planım başkaydı yaza girmeden önce. Denize gidecek, üniversite hazırlık programım yüzünden az sürecek de olsa bol bol gezecek, yüzecek ve sonra İstanbul’a dönecek, derslerime ve üniversite sınavına hazırlık programıma devam edecektim. Ama bütün bunlar olmadı geçen yaz. Daha önemli şeyler oldu…(üç saniye duraksar)

MÜZİK               (üç saniye)

EFEKT           – Okul ders bitiş zili sesi. Bir sınıfta liseli delikanlı ve gençkızların

uğultusu. Uğultu fona geçer.

ÖZGÜR          –  Evet durun bir dakika çocuklar! Cümlemi bitirmeme izin verin…

SESLER         – Gitgide azalan uğultu, fonda üç beş çocuğun neşeli konuşmaları,

gülüşleri, fısıltılar,  teneffüs için sabırsızlanma sesleri

ÖZGÜR          –  Ne dedik…Lozan Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’ni bağımsız

kılmakla kalmadı aynı zamanda ülkemizin dünya milletler ailesinin şerefli  bir üyesi olarak tanınmasını sağladı…Üniversite sınavlarında çok gelen bir  soru olduğunu söylersem tekrarlar mısınız konuyu?! Umut bir dakika gelir misin lütfen yanıma…

UMUT            –   (ekolu) Evet, adım Umut. Siz bana “yazlık İsmet İnönü” de

diyebilirsiniz. Arkadaşlarım beni böyle çağırır oldular! Onu mutlaka görmüşsünüzdür, orta boylu, esmer, ince yapılı biri…Ben bunun tam tersiyim…Bir kere boyum çok uzun, gözlerim mavi ve kick–boxla ilgilendiğim için gövdem kaslı.  İsmet Paşa’nın küçük ama derin ve sevecen, bazen dalgın bakışlı gözleri var. Ben kocaman gri–mavi gözlerimle daha sert bakıyorum doğrusu. Annemin deyimi ile dövecek gibi bakıyorum…Ama size bir şey söyleyeyim mi? Tüm bunlar, benim onun gibi davranmamı önlemedi. Artık Onu o kadar iyi tanıyorum ki…Ve onun yeteneklerine sahip olabileceğimi geçen yaz öğrenmiş olmam, hayatımı değiştirdi…Herşey, herşey geçen yılın Nisan ayında başladı…

EFEKT                Fonda  çanta kitap toplanması, kağıt hışırtıları, öğrencilerin sınıf

kapısından çıkış sesi, yavaş yavaş azalan bir biçimde beş saniye sürer ve kesilir. Özgür ve Umut’un konuşması boyunca fonda belli belirsiz okul teneffüs gürültüsü duyulur.

UMUT            –  Buyrun Hocam…

ÖZGÜR          –  Ne düşünüyorsun?

UMUT            –  (endişeli bir ses tonuyla) Bakın Hocam, sağolun ama ben….Ben

yapamam. O kadar  zaman, üstelik dersane sınavları sürerken. Sınavda

iyi bir sonuç alıp burslu bir mühendislik istiyorum.

ÖZGÜR          –   (şevkatle karışık meydan okur bir tonda) Bizim okuldan Senin gitmeni istiyorum.

EFEKT           –   Özgür’ün cep telefonu çalar.

ÖZGÜR          –   Alo Müdür Bey…Alo…(iki saniye dinler) Eksik olmayın, iyiyim.

dersten çıktım. (beş saniye dinler) Tabii tabii. (bir iki saniye duraklar) Ben de Umut’la konuşuyorum zaten. (beş saniye dinler)  Uğrarım tabii. (bir saniye duraklar) Size de…Görüşmek üzere (bir saniye duraklar) Umut bak! Müdür Bey de bu işte çok iddialı. Senin mutlaka gitmeni istiyor…

UMUT           – (oldukça şaşkın bir tonda) Benim mi? Peki ama Hocam neden? Yani niye  ben?

ÖZGÜR          –   (Rahatlatmak istercesine yumuşak) Umut karar Senin. Orada çok şey

Öğrenebileceğin ortada…Bizi de iyi temsil edersin…Yurtdışına gideceksin ve ülkemizin bir tarihsel davasını orada yaşandığı gibi savunup canlandıracaksın. Çok heyecanlı değil mi? Öğrenci iken ben böyle projeleri arayıp da bulamazdım. Bu diğer bazı yarışmalara benzemiyor…Hem, ödülü sana bir şey ifade etmiyor mu?

UMUT            –   (Heyecanlanmıştır. Atılgan bir tonda) Hocam kim istemez Avrupa’da seçtiğin okulda bir sene Erasmus burslusu olarak, hem de ek bir çok avantajla okumayı. Ama adamlar yarışma konusu ile ilgili bir dalda diyor.

ÖZGÜR          –   Öyle sayılabilir evet…(iki saniye duraksar) ama bir şey söyleyeyim mi? Yine de bir istisnası olabilirmiş. Yani yarışmada başarılı olunca, okuduğun dalla ilgili sosyal bir projeye katılmayı kabul edersen tıp da mühendislik de okusan Erasmus ödülünü alabilirmişsin….Bir yıl yurtdışında okusan şu bilgisayarı ne olur?

UMUT              – (bir an cesareti kırılmışcasına) Ama bölünmez miyim Hocam? Şu

üniversite sınavını atlattıktan sonra olsaydı keşke, yani bu kadar ara

sınav, bir sürü dert. Sınav derdi nasıl bir şey biliyorsunuz.

ÖZGÜR          –   Sen nerede ise yetişkin bir  adamsın. Kararını kendin ver. Böyle tecrübe

hayatta kolay kolay kapını çalmaz. Kabul etmezsen Mert’e vereceğim

projeyi. İlerde pişman olma da…

ÖZGÜR          – (bir an duraksadıktan sonra sesini biraz yükselterek) Haftaya hazırlık toplantısı var. Diğer okullardan katılacak çocuklarla tanışacaksın…Bir takım oluşturacağız. Bir ay içinde bize Birleşmiş Milletler’in New York Ofisi’nden bir mektup gelecek ve konunuz –yani simulasyonunu yapacağınız tarihsel dava– ve gideceğiniz yer belli olacak…

MÜZİK

İKİNCİ SAHNE

Umut

Umut’un Annesi

Umut’un Babası

MÜZİK

EFEKT           –   Zil çalar.

ANNESİ         –   Uzaktan bağırır. Açtım. Bir saniye…(üç saniye geçer)

EFEKT           –   Kapı açılır…

ANNESİ         –   Gel oğlum. Gel. Ayakkabılarını çıkar oğlum şu eve girerken…

EFEKT           –   Evde kıpırtılar. Bardak çanak sesleri, fonda belli belirsiz Radyo Haberleri.

ANNESİ         –   Yavrum bugün Özgür Hanım aradı. Israrla projeye katılmanın

yararından sözediyor. Tarih Hocası tabii. Bunlarda biraz kompleks olur.  Kendini gösterecek ya! Dikkatini dağıtmasına izin verme sakın. Bilgisayar okuyacak çocuğun Türk tarihi ile ne ilgisi var dedim. Kızdı hafif galiba. Aman, kızarsa kızsın. Baban da dedi. Bu kadın Senin yakana niye yapıştı?

UMUT            –   (Şaşkın ve kızgın) Yakama yapışmak mı? Her işe neden karışırsınız ki!

ANNESİ         –   (Müstehzi) Seni okulunun en iyi müzakerecisi seçmişler! Ama sen

yeteneklerin farkında değilmişsin. (Hiddetle) Bu kadın kim oluyor Allah

aşkına! Matematik ve fizikteki başarını unutuyor galiba (bir iki saniye

sessizlik)…Ne unutması, kadının bundan haberi bile yok!

UMUT            –   (iyiden iyiye şaşkın bir tonda) Müzakereci mi? (Bir iki saniye sessizlik)

EFEKT                Kapı açılır. İçeriye babası girer.

BABASI        –  (babası  tok sesli ve tane tane konuşan biridir)

Ne kaynatıyorsunuz orda? Aa geldin mi sen? Vücud çalışman yok muydu senin bugün?

UMUT            – Yok baba. Hep karıştırıyorsun. Cuma değil Perşembe…

BABASI         –   (meraklı) Ne o? Ne tarih Hocası ne olmuş tarih hocasına?

ANNESİ         –   Şu uluslararası konferans şeysi gene…

UMUT            –   Müzakere simulasyonu anne!

ANNESİ         –   (umursamaz) Neyse işte…Müzakere…

BABASI         –   (sitemkar) Oğlum müzakere etmek, karşılıklı pazarlık etmek, kendi

görüşünü ortaya  koyup başkalarının etkilerine tepki vermek ve sonunda istediğini koparmaya çalışmaktır. Biz bunu ticarette çok yaparız…Ama senin şu sıralar en az ihtiyacın olan şey gevezelik bana sorarsan. Ortağımla bahse girdim. İlk bine girersen galerimizden sana hediye edeceğimiz arabanın ithal vergisini verecek (hınzırca güler) Ama sözünü tutmaz o herif. (kesin tavırlı) Bir yere gitmiyorsun Umut. (üç saniye sessizlik)

BABASI         –   Annenin demek istediği şu ki, nasılsa gitmiyormuşsun zaten…Hocanın

anlattığına göre çok çalışmak lazımmış bu işte…Yurtdışında da galiba bütün  yazı geçirmek, kimbilir ders yılı içinde birkaç hafta kalmak gerekebilirmiş…Sınavla birlikte götürmen imkansız…Olacak şey mi yani!

UMUT            –   Bilmiyorum. Bir yandan yarışmada başarılı olup yurtdışında bir yıl

mühendislik okumak var işin ucunda.

BABASI         –   (hayretle) Oğlum senin buna ne ihtiyacın var! Biz ilk binden

bahsediyoruz, sen yurt dışı diyorsun. Nasılsa gidersin. Kaparlar seni zaten. Üniversiteler transfer parası bile veriyorlarmış artık. Hediyeler, burslar…

MÜZİK

UMUT            –   (Ekolu) Annemlerin kesin tavrı hiç de hoşuma gitmemişti

yani. Özgür Hoca sandıkları gibi kompleksli biri değil ki! Babam ve şu ortağı. Benimle uğraşmayı bırakıp ticaretlerine devam etseler ya…Durmadan benim üstüme bahis oynamaktan bıkmayacaklar mı? Bir an yokoluversem keşke dedim. Yokoluversem de şu üniversite belası bitse. Şila’nın bile yüzünü göremez olmuştum bu yüzden. Beni ben olduğum için bir tek o seviyordu galiba. Annem işi yemek rejimimi ayarlayacak kadar abartmıştı. Yok elmalı bilmem ne, beyinde bilmem hangisidir artık hormonun birinin salgısını artırıp şunu yapar bunu yapar! Her günün menüsü aynıydı…Sınav aşağı sınav yukarı. Bıkmıştım artık. Beş yaşımdan beri sınav sorusu çözmekten, durmadan dersanelere gitmekten…Derece hesapları yapmaktan…Neden kazanmam yetmiyordu onlara? Herkes bu sınavı kazanabiliyor muydu sanki? Neden her seferinde çıtayı yükseltiyorlardı? İlk bin derdi çıkmıştı şimdi de, onu başarabileceğimi anlasalar ilk beşyüz, sonra yüz! Hep daha fazlası, hep daha fazlasını isterlerdi!

MÜZİK

Üçüncü Sahne

Umut

Umut’un kız arkadaşı Şila

Umut’un dedesi Süreyya Bey

EFEKT           –   Sabah sesleri. Kuş sesleri (Bu sesler Şila ile diyalog boyunca sürer). Umut’un çalar saati (dört saniye).

ANNESİ         –   Fonda daha uzaktan annesinin “Umut kalk artık!” sesi

UMUT            –   (Telefon çevirme sesi– esner) Alo, alo Şila, Şila?

ŞİLA               –    Efendim beyefendi? Hangi rüzgar koçu arattı seni Denizatı? Kesin rüyanda gördün…

UMUT            –   Şila saçmalama kızım… Okula gitmeden konuşalım dedim. Kusura

bakma dün arayamadım. Moralim bozuktu. Hemen yattım…Senin

vizen nasıl geçti?

ŞİLA                    Girmedim ki iyi geçsin. Ben okulu bırakıyorum Umut. Yeniden sınava    gireceğim. Amcamın bir lafı hayatımı mahvedecekmiş de haberim yokmuş…Ben kim elektronik mühendisliği kimmiş, öyle mi? Mezarından çıksın da görsün şimdi. Kazansam da haklı çıktığını görsün…Artık çalışırız Seninle. O sapık üniversite adayı moduna girerim. Moralin niye bozuk oğlum senin ki? Ne o, dersane çocuğu sıkıldı mı çalışmaktan?

UMUT            –  Özgür Hoca beni bir yarışmaya göndermek istiyor. Birleşmiş Milletler türü bir toplantı. Bir ulusal davayı savunacakmışız…Müzakere simulasyonu diyorlar…Ekip olarak. Gitmek istemiyorum ama resmen kararsız kaldım. Dün akşam bizimkilerle konuştum. Benimle değil de bir atla konuşur gibi kestirip attılar. İnadına gideceğim. İlk bine giremesem de bir iş yapmış olurum böylece…Yaa aslında kararsızım. Hocaya hayır deyip durdum ama gerçek karar anı geldi çattı…

ŞİLA               –   Oğlum neredeyse lise sona geldin hala adam olmadın. Şaka şaka! Gerçi

ben üniversiteyi bitiriyorum hala kararsızım ya. Onu bunu bırak, sen istiyor musun? Ne güzel yurtdışı fırsatı. Sen ana kuzuluğundan çıkana kadar yıllar geçecek yoksa! Sütünü yumurtanı kaynatmayı öğrenirsin fena mı orda? Bak bana…

UMUT            –   Çok ağır bir proje, felaket hazırlanmak gerekliymiş ama kazanırsam

istediğim yabancı üniversitede bir yıl okuma şansı var.

ŞİLA               –   Denesen ne olur? Bininci olmasan da ikibininci olsan ne olur? Zaten

bininci olunca da aynı bursu almak için uğraşmayacak mısın? Şimdiden

al, daha iyi değil mi? Hazır önünde fırsat. Ben olsam atlardım abi…

UMUT            –   Ya bu iş yüzünden üniversiteyi kazanamazsam?!

ŞİLA              –   Olsun…Kazanama…Şaka şaka! Ne kadar sürecekmiş ki bu iş?

UMUT            –   Önümüzdeki yaz boyunca. Dönünce sınava sekiz ayım, belki de daha az

sürem kalacak…Kimbilir hepten konsantrasyonun kaybolacak…

ŞİLA              –   Yaaa senin konsantrasyonun kaybolur mu hiç!.…Babamın lafıyla yer

göğe ne kadar uzak! Sen bir yere hayırlısı ile kapağı atsan da şu

telefonlarda kalmaktan kurtulsak. Ama elektronik okumaktan vazgeçip başka bir şey okusam belki de çıkmazsın benimle.

UMUT            –   Şila sen neden sözediyorsun yahu? Okulu bırakacağına inanmamı

bekleme! Bırakırsan yerini bana verip vermeyeceklerini sorsan iyi

edersin. Gerçekten alemsin.

ŞİLA               –   Ne istediğimi bir bilebilsem.

MÜZİK

EFEKT           –   Kent gürültüsü. Otobüs, otomobil sesleri. Umut konuşurken azalır.

UMUT            –   (Telefonla konuşmaktadır) Dede indim indim, yoldayım. Bi dakka

sonra sendeyim herhalde. Yok sen gir bende anahtar var.

EFEKT           –   Köpek havlar. Hırlar.

UMUT            –   Cabbar! Cabbar, hop, dur (kahkaha atar) oğlum benim, benim…

EFEKT           –   Kapı anahtarla açılır. İçeri girilir. Kapı kapanır. Köpekten koklama,

karşılama sesleri. Fonda belli belirsiz televizyon haberleri, bölüm sonunda söner.

UMUT            –   N’aber Cabbar?! Al sana bir teklik kemik (Seslenir) Dede, banyoda

mısın? (çağırır)Dedeee!…

EFEKT           –   Duş sesi gürültüsü artar, söner. Kapı açılır, kapanır.

SÜREYYA    –   (sevecen ve titrek bir sesle) A merhaba evladım. Gel gel. Yemek yedin

mi?

UMUT            –   Yedim dede okulda yedim. N’aber dede? Sıhhatler olsun!

SÜREYYA    –   Sağol oğlum. Bugün Özgür Hanım aradı. Artık son çare dedi

herhalde…Hazırladığın ödevin harika olduğundan filan bahsederken. Lozan’a mutlaka senin gitmen lüzumundan bahsetti…

UMUT            –   (şaşkın) Lozan’a mı?

SÜREYYA    –  Mektup gelmiş. Mevzu Lozan Konferansı imiş. Senin İsmet Paşa

olmanı istiyor.

UMUT            –    (şaşkın) İsmet Paşa mı? İsmet İnönü mü?

SÜREYYA    –   Yaa. İsmet Paşa. İsmet İnönü. Ben İsmet Paşa’yı tanırdım bilir misin?

Genç bir siyasetçi iken tanıdım onu. (Aktarma tonunda) “Hadi canım sen de!”…

UMUT            –   “Hadi ordan sen de!”

SÜREYYA    –   Espriyi, İsmet Paşa’nın bu sevimli sözünü anlatır dururdum,

unutmamışsın evlat. (İki saniye duraksar)

SÜREYYA    –   Lozan’a gitmeni arzu ediyorum oğlum. Böyle fırsat kaçmaz. İsmet

Paşa’nın tecrübelerini, onun  tavrını bire bir yaşayacaksın.

UMUT            –   Peki ya annemler? Üniversite sınavı?

SÜREYYA    –  Birinci Dünya Savaşı adı verilen savaşta Almanların yanında savaşa

giren Osmanlı Devleti yenilmiş ve savaş sonunda kazanan devletler her iki ülkenin de başına çorap örmek için harekete geçmişlerdi. Bu çorabı Paris Konferansı’nda ördüler. Adı da Sevr’dir! (üç saniye duraksar)

SÜREYYA    –   Umut, bu adamlar da üniversite okudu. Harp Akademilerini bitirdiler.

O kadar meşakkat. Ama onlarda üniversite sınav binincisi olmaktan

fazla bir şeyler vardı. Sana bir fırsat.

UMUT            –   Ben siyasetle ilgilenmem ki dede!

SÜREYYA    –   Sen siyasetle ilgilenmezsen o seninle bir gün ilgilenir! (Birkaç saniye

duraksar)

SÜREYYA    –  Sevr’in sonunda kabul edilen ve Anadolu’yu paramparça etmeyi

hedefleyen anlaşma hiç uygulanmadı. Sevr Fransa’da, Paris’de yavrum. Orada, Anadolu’yu paramparça etme planları yapıldı. Sevr uygulansa idi, bugün çok farklı yaşardık. Kimbilir belki de hiç yaşamazdık (Süreyya Bey iç çekerek konuşmasını sürdürür). Ağustos 1920’de imzalanan bu anlaşma dörtyüzden fazla maddeyi ihtiva ediyordu, bilir misin? Bir tarafta İngiltere, Fransa, İtalya, öte tarafta İstanbul hükümeti. Tabii imzalayanlar arasında Japonya’dan tut da Belçika, Yunanistan, Romanya, Sırp, Hırvat, Sloven Krallıkları, Ermenistan, Polonya, Portekiz, Çekoslovakya bile vardı.

UMUT            –  (şaşkın) Dede bunların ne alakası var şimdi!

SÜREYYA    –  23 Nisan 1920 ile 10 Ağustos 1920 arasında üç aydan fazla bir zaman var. Yani padişahın imzaladığı Sevres ulusal irade için zaten geçersizdi. Meclis yetkilerini büyük bir kıskançlıkla kullanmıştır. Ben mecliste iken kütüphanede farklı bir tutanak düzeni arzu etmiştim. Eski tutanaklarla yenileri yanyana koymalı diye. Bizde kütüphaneyi kullanan azdır. Sabah altıda açtırdığım bile olurdu. Hey gidi günler! Lozan çıkmaza girdiğinde bile Mustafa Kemal meclisi lağvetmeyi tahayyül etmemiştir…İki Türkiye….Biri Osmanlı padişahı ve onun memurları, diğeri cumhuriyet ve hürriyet mücadelesi veren Mustafa Kemal ve arkadaşları. Sevr’i, dedim ya, Osmanlılar imzalamış!

UMUT            –   Dede bir soru sorduk ya, bir de yanıtını alabilsek izninizle!

SÜREYYA    –   Tabii Osmanlı Devleti diye bir şey kalmış mı ki, milletin meclisi dururken! Millet Meclisi’ni arkasına alan Türk ulusu kurtuluş mücadelesine devam ettirmiştir…Ama adamların hesapları başka…Sevr, ölü doğan bir antlaşma oldu. Türkiye’yi parçalayan ve Türk Ulusu’nun bağımsızlığını yok edip kölelik durumuna düşüren bu antlaşma, milletin meclisinin dirayet ve inancını arttırmıştır. Bu antlaşmanın Anadolu’da Ulusal Mücadele İradesi’ne kabul ettirilmesi imkanı yoktu. Ama adamların hesapları Lozan’a kadar aynı kaldı…

UMUT            –   Dede dalga mı geçiyorsun yaa! Sen Mustafa Kemal’in meclisinde

değildin ya!

SÜREYYA    –   Oğlum meclis hep aynı meclis. 1920’den beri TBMM.  Lozan’a

gideceksen bazı tarihi gerçekleri tekrar etmelisin…! Lozan

simulasyonu…Vallahi müthiş bir proje bence! Müthiş bir münazara!

MÜZİK

İKİNCİ BÖLÜM

Birinci Bölümün Özeti: Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Ailesi sınavda ondan çok şey beklemektedir. Umut baskı altındadır. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir. Katılımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitimdir. Üniversite sınavlarını kazanarak iyi bir üniversitede mühendislik okumak isteyen Umut kararsızdır. Sekiz ay kadar sürecek projenin üniversite hazırlığını, dersane programını böleceği kanısındadır. Zaten tarih vb. konulara pek ilgisi yoktur.  Anne ve babasının tamamen aksi fikirde olmasına karşın eski bir siyasetçi olan dedesi Süreyya Bey ve elektronik mühendisliği öğrenimini bırakmak isteyen kız arkadaşı Şila Umut’un bu projeye katılmasını istemektedirler.

Umut

Umut’un Öğretmeni Özgür Hanım

Umut’un Dedesi Süreyya Bey

MÜZİK

UMUT            –   (ekolu) Dedemden aldığım haber beni çok heyecanlandırmıştı. Tarihi

Lozan Konferansı’nın simulasyonunu yapacağız. Bu çok önemli bir şey. Annemlerin yaygarasına rağmen, belki de, biraz da sırf onlar karşı çıkıyor diye Lozan’a gitmeye karar verdim. Bilemiyorum, karar verdim demek kolay. Aslında bilmiyordum, gerçekten garip bir durumla karşı karşıyaydım. Hayatımda ilk kez yurt dışına çıkacak ve ilk kez hiç anlamadığım bir konu üzerinde kafa yoracaktım.

EFEKT                Arka planda zil efekti ve öğrenci uğultusu

EFEKT                Teneffüs uğultusu arka planda sürer…

UMUT            –   Hocam New York’dan beklenen mektup gelmiş galiba…

ÖZGÜR          –  Umut, bu yazıyı iyice oku. Bu yaz tatilini Lozan’a geçireceksin. Tarihi

Lozan Konferansı’nın yapıldığı yerde ve o konferansa katılan tarihi kahramanlarımızdan biri olarak, onların kaldığı yerlerde kalarak. Yaza kadar tam beş ayımız var. Bu süre zarfında Türk Kurtuluş Savaşı’nı ve tabii Lozan Konferansı’nı iyice öğrenmen gerekiyor. Öyle basit bir iş değil. Dışişleri Kütüphanesi ile konuştum. Yararlanabileceksin…Haftaya Ankara’ya gidilecek. Orada toplarsın kaynakları. Türkiye’nin diğer okullarından katılacak öğrencilerle tanışacağız.  Tanışmadan sonraki bir ay senin için çok zorlu geçecek. Rol dağıtımı için yazılı ve sözlü sınav olacak bir ay sonra. Türk Tarih Kurumu’ndan uzmanlar da katılacak.”

UMUT            –   Türk Tarih Kurumu mu?

ÖZGÜR          –   Evet Umut. Türk Tarih Kurumu. Hadi sen şimdi eve git. Annenlerle

konuş, rahatla biraz. heyecanın geçsin. Bir ara tekrarlarız seninle bu konuları. Hadi bakalım… Hadi ne duruyorsun!”

UMUT            –   Hocam ben tam kararımı vermedim ki!

ÖZGÜR          –   Seni tanıyorsam, ortabirden beri okuttuğum çocuğu tanıyorsam

yanılmam.

UMUT            –  Konferansa katılanlara rol dağıtımı için neden sınav yapılacağını

anlamadım.

ÖZGÜR            Çoğu kişinin arayıp da bulamadığı bir fırsat bu. Sen İsmet Paşa görevini

iyi yaparsın.

EFEKT               (teneffüs uğultusu azalarak sona erer)

MÜZİK

EFEKT                (Fonda sokak gürültüsü, yaklaştıkça azalır. Umut eve girdiğinde söner)

UMUT            –  (ekolu) Lozan’a kimlerin gittiğini bile bilmiyorum aslında tam olarak. İyi ki Özgür Hoca bir şey sormadı. Benim cehaletimi bilse anında vazgeçerdi beni tavsiyeden. Oraya kimlerin gittiğini ve tam olarak ne yaptıklarını öğrenmeliyim. Atatürk gitmiş miydi Lozan’a? O mu gitti acaba?

EFEKT                Kapı zili çalar. Köpek Cabbar’ın havlaması. Kapı açılması.

SÜREYYA    –   Ne o Umut Bey…Hangi rüzgar attı Sizi buraya gene bakalım beyefendi

bu saatte, okuldan mı kaçtın yoksa? Dersanen yok mu senin? Eve neden gitmedin?

UMUT            –   Evde yoklar ki nerde annemler?

SÜREYYA    –   Yeni galeri için yer bakmaya gittiler.

UMUT            –   Sen niye gitmedin dede?

SÜREYYA    –   Oğlum benim sözümü dinliyorlar mı? Show room filan…Ne gerek var.

Fazla açılmayın diyorum ya! Dersanen yok mu senin yahu?

UMUT            –   (Bezgin bir sesle) Dersaneye ara vereceğim dede.

SÜREYYA    –   O niye o?

UMUT            –   Lozan Projesine katılmak için…

SÜREYYA    –   Karar verdin demek! Bu işi annenlere nasıl anlatacaksın? Senin Lozan’a

Türk milletinin hakimiyetini savunmaya gittiğine inanmaları zor.

Üniversite hazırlığından bezdiğini ve üzerindeki yükten kurtulmaya çalıştığını sanacaklar!

SÜREYYA    –   (Güleç bir ifade ile) Ne dikiliyorsun oğlum kapıda?!. Girsene sen

bakayım önce içeri… Eşikte ne bekliyorsun!… Çıkar şu üstündekileri… Ellerini yüzünü yıka. Yemek yedin mi sen? Ver şu çantayı…Aman Yarabbi… Sen bu çantayı hergün taşıyor musun evladım?!..Lozan Heyeti bile senin kadar yük taşımamıştır oraya giderken! Rıza Nur bir bavulla gittiğini anlatır! Sandviç yapayım, dur sana. Koş hadi, koş da ben işimi bitirmeden ellerini  yüzünü yıka, üstünü başını değiştir…

MÜZİK

UMUT            –   (Sandviç yer ve ilk anda ağzı dolu bir biçimde konuşur) Dede o kitap

ne?

SÜREYYA    –  Bu kitabı okumanı tavsiye ederim. Fakat dili biraz ağır. Ama ondan önce Sana küçük bir imtihan hazırladım. Daha doğrusu bir yazı. Bu yazının ne anlama geldiğini intibak edersen, doğrusu bunu içinde hissedersen İsmet Paşa olma imtihanını verdin demektir.

UMUT            – (şaşkınlıkla ve hızlı hızlı soluk alıp vererek tekleye tekleye sorar) Dede

sen de kaçtığımı mı düşünüyorsun? Kaçıyor muyum sence üniversite

sınavından?

SÜREYYA      – (Dalgın hülyalı ses tonu ile) Baban delikanlı iken hep zıddıma

hareket tarzı benimsemişti. Siyaset yaparken çok ihmal ettim onu.

Okumayı sevmeyen bir çocuk oldu. Yani ben ne kadar düşkünsem, O o

kadar ilgisiz oldu. Hırslıdır baban. Fakat siyasetin nankörlüğünü gördü. Darbeden sonra parti kapatılınca ben siyasete küstüm. Çok sıkıntı çektik. Gençti, etkilendi. Neticede delikanlılığında iyi zamanımı göremedi. Gitti iyi para kazandı. Oğlum senin okuluna kazanç mı yeter! Gerçekten iyi para. Senin matematik zekan olması onun için kıvanç. Sıkıntı yaratmayacak, dünyanın her yerinde ekmek garanti edecek mesleğin olsun istiyor. Emekleri boşa gitmesin istiyor…

UMUT            –   Ama o babam, ben değil. Ben sordum da, ben, neden şey…Yani,

kaçtığımı mı düşünüyorsun?

SÜREYYA    –   Neden kaçacakmışsın?

UMUT            –   Üniversite hazırlığından, sınavlardan, dersanelerden…

SÜREYYA    –   Evladım Lozan’a hazırlanmak daha kolay iş mi zannediyorsun

sen!…Gel gör ki babanlar bunu anlamayacak. Kaçıyorsun zannedecek.

Gerçekten kaçıyorsan Lozan’da da başarılı olamazsın. O zaman kaçma

derim. Özgür Hanım’la konuştum bugün. Mektuptan bahsetti. Sana

vermiş, getirdin mi?

UMUT            –   Zaten gösterecektim dede. İşte bak.

SÜREYYA     – Şu gözlüğümü bir bul bakayım…Ne şaşkınım ben… bak masada. Uzat

şunu bana. Tamaam. Eveet. (Mektubu evirir çevirir, kağıt hışırtısı, Süreyya Bey öksürür)

DIŞ SES         –   (Ekolu) Tarihe özel ilgi ve yetenekleri gözönünde tutularak

okullarınızdan seçtiğiniz öğrencileriniz, rehberleri ile birlikte Birleşmiş Milletler UNICEF Kuruluşu’nun davetlisi olarak Lozan’a seyahat edecekler ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Lozan tarihi konferansını İngiltere, Fransa, Rusya ve Yunanistan’dan gelen diğer temsilcilerle ve katılacak diğer tarihi şahsiyet ve ilgili kimseleri canlandıracak gençlerle birlikte bahar sonunda kendilerine bildirilecek tarihten itibaren Lozan’da canlandıracaklardır. Bir ay içinde rollerin dağıtılıp yürütme komitesine bildirilmesi ve Lozan Konferansı içeriği olarak belirlenen kitapçıkta yazan hususlara bir itirazınızın olup olmadığını belirtmenizi, sanal konferans uygulama yöntemini aday öğrencilere etraflıca belletmenizi yürütme komitesi adına rica eder iyi hazırlıklar  dileğimizin kabulü temennimizi bildiririz.

SÜREYYA    –   Mektubu okudun mu Umut?

UMUT            –   Okumaz mıyım dede! Tabii okudum. Ama bu iş de beni korkutmaya

başladı!

SÜREYYA    –   Nedenmiş o?! Neden korkacakmışsın ki…Ama doğrusu, Lord

Curzon’dan kim olsa korkar?

UMUT            –   Dede ben daha Lozan’ın haritadaki yerini bile bulamam. Tarihte hiç de

parlak değilim. Özgür Hoca’nın neden benim üstümde durduğundan

emin değilim. İki üç dönem ödevi beğendi diye…

SÜREYYA    –   İyi haritalar edinmen gerek. Lozan’da çok toprak kaybedersin yoksa.

Kapitülasyonları da muhafaza eder dönersin!

UMUT            –   Toplantı esnasında elimizde başvuracak bir kaynak

olmayacakmış…Yani olacakmış da biraz, öyle konuşurken filan

kitaplardan aynen okumak,    önceden hazırlanan şeylerden aktarmak yokmuş…

SÜREYYA     –  Olur mu evladım! İsmet Paşa bile tetkik edeyim önce, sonra konuşalım derdi… Ama Ankara ile görüşmenize izin var herhalde! Yalnız bilmem hangi dilde konuşacaksınız…

UMUT            –   Lozan’a tam olarak kimler gitti dede? Ve ben neden İsmet Paşa olacakmışım? Başka biri olsam daha iyi olur bence ama tam olarak kim olmam gerektiğini    bilmiyorum.

SÜREYYA    –   Lozan heyetinde İsmet Paşa, Rıza Nur Bey ve Hasan Saka vardı.

Onlarca danışman, içlerinde Celal Bayar var, Münir Ertegün var,

gazeteciler vs. Senin okulun ikinci müdürü bile vardı tercüman olarak.

UMUT             – En iyisi İsmet Paşa olmaya uğraşmak.

SÜREYYA        (bir kahkaha atar)

UMUT            –   Dede bana yardım etmelisin!

SÜREYYA    –   Nedenmiş o? Karşılığında ne alacağım? Babanın hayıflanmalarını mı

dinleyeceğim? “Müsebbibi sensin, çocuğun kanına girdin” diye!

UMUT            –   Senin dede olarak işin bu! Tarihi öğrenmem için çaba göstermen

gerekmez mi? Dede bence bu işten çıkayım ben. Ben bunu beceremem.

Ama, ama Atatürk olabilirim….Evet en iyisi Atatürk olmak. Hem onun

hakkında çok şey bilirim…

SÜREYYA    –   Atatürk olmak daha mı kolay sanıyorsun sen! Ama Atatürk Lozan’a

gitmedi ki, Ankara’da kaldı…Öyle her seferinde devlet başkanları mı

gider sanıyorsun sen konferanslara. Müzakereciler gider!

UMUT            –   Niye ki, bazen devlet başkanları da gider…

SÜREYYA     – Herşeyi bana sorma. Al şunu bakalım oku. Ne anladığını anlat bana! Hadi durma…Yüksek sesle…

UMUT            –  Yardım edeceksin yani?

SÜREYYA    –   Evet ama kaytardığını görürsem bozuşuruz. Hadi ama tut şu kağıdı ve

yüksek sesle oku…”

(Sessizlik)

UMUT            –  (titrek ve çekingen bir sesle dedesinin verdiği kağıdı tekleyerek ve

heyecanlı  okumaya başlar)

Sevr Antlaşması’na göre Osmanlı Devleti, İstanbul ve çevresi ile Anadolu’da kü, küçük bir toprak parçasından ibaret olacak, fakat Osmanlılar, antlaşma hükümlerine uymazlarsa, İstanbul da ellerinden alınacak. Bo, Boğazlar, savaş zamanında bile bütün devletlerin gemilerine açık bulundurulacak ve özel bir bayrağı ve bütçesi olan bir Avrupa komisyonu tarafından kontrol edilecek (öksürür).

SÜREYYA    –   Sevr deyince ne aklına gelir?

UMUT            –   Dede aşkolsun yani! O kadar da cahil değiliz herhalde.  Ülke

parçalanacak ve içinde birkaç tane devlet olacak. Boğazlar yolgeçen

hanına dönecek…Asker olmayacak. Paramız olmayacak ve kimseden para istemek yok. Borçlar, borç, imtiyazlar imtiyaz, Musul gitti, adalar çoktan gitti…Yabancı seri cinayet işlese olur böyle vakalar Türk polisi yakalar değil, yakalayamaz… Bildiğimiz şeyler işte…

SÜREYYA    –  Hangileri imiş bildiğin o şeyler?

UMUT            –  Bir sürü şey. Sevr’i bilmeyen mi var? Özgür Hoca canımızı çıkardı Sevr

diye diye…

SÜREYYA    –  O zaman bilmen lazım ki Lozan’da bu antlaşmanın kaç maddesini iptal

ettirirsen o kadar kârdır.

UMUT            –   Lozan’da bunların hepsi iptal olmuş mu ki?

SÜREYYA    –   Hepsi değil ama önemli olan bir çoğu, önemli olan bir çoğu…

Evladım…Şimdi Sevr’deki hükümleri olumsuz yap bakalım, Osmanlı Devleti’nin adını da Türkiye Cumhuriyeti olarak değiştir, hadi bakalım, hadi yapabilecek  misin?

UMUT            –   Nasıl?

SÜREYYA    –   Canım cümleleri olumsuz yapacaksın! Bak şöyle, ver bakayım şu kağıdı, eeeveeeet, evet… Türkiye Cumhuriyeti Devleti, İstanbul ve çevresi ile Anadolu’da küçük bir toprak parçasından ibaret olmayacak, fakat Türkiye, antlaşma hükümlerine uymazlarsa, İstanbul da ellerinden alınmayacak. Boğazlar, savaş zamanında bile bütün devletlerin gemilerine açık bulundurulmayacak ve özel bir bayrağı ve bütçesi olan bir Avrupa komisyonu tarafından kontrol edilmeyecek…

UMUT            –   (gülerek) Anladım, anladım dede…tamam, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Japonlardan kurulacak bir komisyonun adli kapitülasyonların yerine geçmek üzere koyacağı bir usulü Türkiye Cumhuriyeti Devleti kabul etmeyecekler filan…

SÜREYYA    –   (gürültülü bir kahkaha atar) Sen böyle filan falan deyip durursan itilaf

devletleri çiğ çiğ yer seni alimallah.  Ama dikkat et. Hepsi de olumsuz olmaz. İzmir bizim tabii. Her kalesinde de Türk bayrağı dalgalanmalı…Ama Mısır’da da bir hakkımız kalmadı…Akdenizdeki adalar kaldı (iki saniye duraksar). Sevr’i bilmeden Lozan’a gidemezsin Umut…Hatta tüm Osmanlı tarihini, kapitülasyonları, Birinci Dünya Savaşı’nı, Londra Konferansı’nı, Mudanya Mütarekesi’ni, ötesini berisini iyice bellemen lazım. Musul ne oldu?

UMUT            –   Ne olacak, hala işgal altında olduğuna göre mesele askıda!  (üç saniye

duraksar)

UMUT            –   Dede, sence tarih  tekrar eder mi?

SÜREYYA    –   Tekerrür eder mi diyeceksin!

UMUT            –   Yani her milletin hep öyle kalacak milli davaları ya da çıkarları var

mıdır? Yoksa bunlar değişebilir mi?

SÜREYYA    –   Bilmem ama bilmek isterdim. Bilsek bugün atacağımız adımları bile iyi

tartabilirdik.

MÜZİK

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Geçen Bölümlerin Özeti: Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Ailesi sınavda ondan çok şey beklemektedir. Umut baskı altındadır. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir. Katilımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitimdir. Üniversite sınavlarını kazanarak iyi bir üniversitede mühendislik okumak isteyen Umut önce kararsız kalmıştır. Sekiz ay kadar sürecek projenin üniversite hazırlığını, dersane programını böleceği kanısındadır. Zaten tarih vb. konulara pek ilgisi yoktur.  Anne ve babasının tamamen aksi fikirde olmasına karşın eski bir siyasetçi olan dedesi Süreyya Bey ve elektronik mühendisliği öğrenimini bırakmak isteyen kız arkadaşı Şila Umut’un bu projeye katılmasını istemektedirler.  Sonunda kararını verir. Lozan projesine katılacaktır. Ancak İsmet İnönü olabilmek için seçme sınavlarını kazanması gerekmektedir. Dedesi Süreyya Bey onun bu fikrini destekler ve ona projeye hazırlanmasında yardım eder. Umut, Lozan’da kendisinden beklenen görevi iyi yapabilmek için Osmanlı tarihini, Sevr Antlaşması’nı, Mudanya Konferansı’nı iyi bilmesi gerektiğini anlamıştır.

Birinci Sahne

Umut

Özgür Hoca

UMUT            –   (ekolu) Dedemin verdiği metni okuduktan ve onunla Sevr antlaşması

üzerine uzun uzadıya konuştuktan ve anlattıklarını dinledikten sonra işimin çok zor olduğunu düşünmeye başlamıştım… Özgür Hoca’dan bana daha çok yardım etmesini istedim. Bana günde bir saat ders vermeyi teklif etti. Bir iki saat de dedemle ile konuşuyor, böylece günde üç saatimi Lozan’a veriyordum. Takip eden günlerde Lozan kenti hakkında bilgi edindim, Özgür Hocanın verdiği haritalara, internete baktım…Lozan Konferansı’na katılan devletlerin ve bu devletler adına tartışmaları yürüten kişilerin isimlerini öğrendim ve bu iş için hazırladığım dosyama bu kimseler hakkında özet bilgiler yazdım. Millet meclisini temsil edenler İsmet Paşa, Hasan Bey ve Rıza Nur’du. Çok sayıda danışman da götürmüşler yanlarında.

UMUT            –   Özgür Hocam Lozan toplantıları çok uzun sürmüş….Biz, biz de o kadar

kalacak mıyız orada?

ÖZGÜR          –  Canım olur mu öyle şey! Kısaltılmış olarak, bir yazda bitireceksiniz. Ya

da anlaşamadan bırakacaksınız. Lozan Konferansı ne zaman başladı?

UMUT            –   11 Kasım galiba…

ÖZGÜR          –   11 Kasım ne? 11 Kasım mı 20 Kasım mı?

UMUT            –   1922 Hocam. Yani Kasımın tam ne zamanı öğreneceğim.

ÖZGÜR          –   Türk heyeti yola çıktı…Ne ile?

UMUT            –   Eeeh, trenle…

ÖZGÜR          –   Aferin…Ama siz yazın gidiyorsunuz ve uçakla gideceksiniz. Yaz

sonunda konferans  bitmiş, barış sağlanmış olmalı…Bu senin elinde.

İngiliz grubun çok kuvvetli olduğunu söylediler. İçlerinde bir çocuk varmış ki oğlan şıp demiş Lord Curzon’un burnundan düşmüş…Lozan ne işe yaramış Umut? Dur şöyle sorayım… Lozan imzalanmasa ne eksik kalırmış?

UMUT            –   Lozan’ın 1919 yılında Atatürk’ün Samsun’a ayak basması ile başlayan

Türk Kurtuluş Savaşı’na son noktayı koyan ve Türkiye

Cumhuriyeti’nin dışa karşı bağımsızlığını güvence altına alan bir uluslararası antlaşma…Olmasa Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devlet olarak tanınamazmış….Bir de her öğün bulgur pilavı yemek zorunda kalırmışız?

ÖZGÜR          –  O niye o?

UMUT            –   Mat’çı Mr. Hayriyeson’un lafı…Üniversiteyi kazanamazsanız artık

lisenin bulgur günlerinin müdavimi olursunuz der durur…Lozan olmasa bugünkü sınırlar belli olmazdı Hocam ve Meriç sakin akmazdı!

ÖZGÜR          –   Başka?

UMUT            –  Yunanistan’ la aramızdaki sorunlar  içinden çıkılmaz bir hal alırdı,

yeniden savaş patlak verirdi. Şey… Boğazlar ve İstanbul’u geri

alamazdık Lozan olmasa…Bu çok kötü  olurdu işte! Ben dersaneyi bırakıp Lozan’a gitmezdim şimdi!

ÖZGÜR          –   Kararından pişmanlık mı duyuyorsun?

UMUT                 (sıkıntılı bir ses tonu ile) Öfff…Bir sıkıntıdan kurtuldum

derken…Acaba ben kim olacağım? Kim olduğumu bir bilebilsem ona

göre çalışabilirdim Hocam… Konferanstan kaçanı cezalandırmıyorlar herhalde. Son anda vazgeçebilirim!

ÖZGÜR          –   Bir haftamız var. Sonra diğer okullardan öğrencilerle buluşacaksın.

Sizleri sınava tabii tutacağız, biliyorsun. Hazır mısın buna?

UMUT            –   Hazır olmazsam Mustafa Kemal beni çiğ çiğ yemez mi?

MÜZİK

İkinci Sahne

Umut

Özgür Hoca

UMUT            –   Özgür Hocam şuna bakar mısınız? Bir mail geldi. Mesajda

Mussolini hazretlerinin teklif ettiğinin tersine İtalya’ya değil, İsviçre’ye, Lozan’a buyurmamız söyleniyor. Altında Fransa temsilcisi Poincare namına Georges Riceur imzası var…Bu tip de kim Allahın aşkına? ‘İsviçre’nin Lozan kentindeki toplantımıza Osmanlı Devleti ile birlikte katılmanızı arzu ederiz, İzzet Paşa Hazretleri’ne çağrı yapılmıştır’ diyor. Osmanlı Devleti mi? Üstüne bi de flaminyon soslu Konstantinopolis verseydik canım, nasıl olurdu!  (Üç saniye duraksar)

UMUT            –   Bu mektuba cevabı kim verecek? Biraz erken gelmemiş mi Hocam bu?

İzzet Paşa şimdiden belli mi ki?

ÖZGÜR          –   Mektup erken gelmiş. Sınav toplantısında tartışılacak konulardan biri,

bu mektuba cevap yaz. Ben de kontrol edeyim. Rolün kesinleşirse

yollarız.

UMUT            –   Ama bana niye yollamışlar ki?

ÖZGÜR          –   Bilmem. Ben de anlamadım.

UMUT            –   Saçmalamışlar bence. İzzet Paşa mı? Havanızı alırsınız yazacağım!

ÖZGÜR          –   Daha diplomatik bir üslup kullanmanı tavsiye ederim. Muadil Lord

Curzon, Eton’da okuyormuş…Poincare de Sorbonne’a kabul edilmek üzereymiş!

UMUT            –   Hava alması bilmiyorlar mı yani!

MÜZİK

Üçüncü Sahne

Umut

Özgür Hoca

Başar

Sözlü Sınav Komisyonu

ÖZGÜR          –   (anfiden ilan tonunda, mikrofon sesi, fonda anfide bulunan öğrencilerin

uğultusu, uğultu ikinci cümleden sonra azalır ve kesilir) Arkadaşlar. Lozan projesi hazırlık toplantısı ve sınavlara hoş geldiniz. Projeyi biliyorsunuz. Bu toplantının amacı sorularınıza yanıt vermek, sonra sınavları uygulamak. Hazırlık çalışmalarını yürütmek. Sonraki toplantılar için çalışma ilkelerini belirlemek. Üniversite sınavlarına hazırlandığınız şu günlerde bu yoğun çalışmalar sizlere fazla gelebilir. Unutmamanız gereken nokta, projede başarılı olmanız halinde hepinizin en az bir sömestr Avrupa’da öğrenim görme hakkı kazanacağı. İstediğiniz okulda. Tabii burada üniversiteyi kazanmış olmak şartıyla. Çoğunuz zaten başarılısınız. Hırslısınız. Ama üniversite sınav hazırlıkları aksayacak. Bunu bilin ve eğer bundan hoşnut olmayacaksanız yol yakınken dönün. 100 kişilik ekibimizden on kişi Lozan’a gidecek. Bunlardan sadece biri İsmet Paşa, biri Rıza Nur ve biri de Hasan Saka olacak. Burada kalanlara da sırf katıldıkları için sürpriz burslar var!  Yarış çetin. Lozan daha da çetin olacak. Hepinize başarılar.

BAŞAR          –   (fısıltılı) Ben Rıza Nur olmak istedim abi. Yine de işim kolay değil!

Senin planın ne?

UMUT            –   (fısıltılı) Herhangi bir planım yok. Kimin hesabına yararlı olursam o

olur.

BAŞAR          –   (fısıltılı) Beyimiz ihtiyatlı. Aferin…Sen İsmet Paşa ol da tutmayın

beni…

ÖZGÜR          –   (anfiden ilan eder, mikrofon sesi) Lütfen üç sıra yapın. Arkadakiler

öndekilerin hizasında otursun.

BAŞAR          –  (fısıltılı) En iyilerimizin bile başı dertte olacak bence. İngiltere’den bir

çocuk  geliyormuş, topumuzu cebinden çıkarır diyorlar. Benim tarih bilgim fena sayılmaz ama dilim iyi değil be abi…

UMUT            –   (fısıltılı) Dille çok ilgili bir konu değil ki. Önemli olan tezleri iyi

savunabilmek.

BAŞAR          –   (fısıltılı) Olabilir ama sadece Lozan meselesi olmayacakmış konu.

Bugünün bakış açısından Lozan’a bakmamız istencekmiş. Sence bu kimin yararına? Onların mı bizim mi?

UMUT            –   (fısıltılı) Onlar sözü ile kimi kastediyorsun ki?

BAŞAR          –   (fısıltılı) Kimi olacak itilaf devletlerini!

ÖZGÜR          –   (Anfiden ilan eder. Mikrofon  sesi) Sınav kağıtları dağıtılıyor. Lütfen

notlarınızı kaldırın ve sağınıza solunuza bakmayın. Konuşmaları keselim artık lütfen!

UMUT            –   (ekolu) Bu hava içinde sınava girdik. Sınavda hiç alışık olmadığım

türden sorular vardı. “İsmet Paşa olsaydınız, Lozan’a 11 Kasım 1922’de mi yoksa 20 Kasımda mı giderdiniz, neden?” sorusuna “ne kadar erken gidersem o kadar kardır” diye cevap verdim. Notlarımdan hatırladığım kadarı ile Lozan daveti gelmediği halde İsmet Paşa bence biraz da içerdeki şahinlerin baltalamasına fırsat vermemek için atik davranmış. Ama sorunun neden kısmını biraz politik ifade ettim. Bir an önce barış görüşmeleri başlasın isterim dedim. Sözlü daha zorlu oldu (Beş saniye duraksama).

SÖZLÜ           –   (sınav komisyonu edası ile ve mikrofondan). Umut Bey yazılı

sınavınınz oldukça başarılı. Umarız sözlüde de aynı sonucu alırsınız. Tercihiniz İsmet Paşayı oynamak öyle mi? Neden?

UMUT            –   Şey…Öğretmenim Özgür Hanım bana İsmet İnönü’yü önerdi. Ben de

İsmet İnönü’yü daha iyi okuyup daha iyi anlayınca onunla özdeşleşebileceğimi anladım.

SÖZLÜ           –   Lozan’a giden yolu ve alınan sonuçları iki cümlede özetler misiniz

Umut?

UMUT            –   Birinci Dünya Savaşı’nda mağlup olan Osmanlı Devleti’ne rağmen

Anadolu’nun işgaline karşı verilen Türk Kurtuluş Mücadelesi sonunda Misak’ı Milli hedefinin gerçekleştirilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı Devleti’ni tasfiye ile eşit varlığının kabulü.

SÖZLÜ           –   İsmet Paşa bu zamanda yaşayan bir çocuk olsaydı nasıl olurdu?

UMUT            –   Sanırım sessiz ama kararlı ve inatçı, kendi halinde fakat dost canlısı,

neşelendiğinde gözleri parlayan, aklına koyduğunu yapan bir çocuk

olurdu.

SÖZLÜ           –   Bugün çocuk olsa hangi oyunları oynardı mesela?

UMUT            –   Satrancı seven, hareketli ama ölçülü, boş zamanlarında bilmece

çözmeyi, bilgisayarında akıl oyunları oynamayı ve hepsinden çok

legoyu seven bir çocuk olurdu.

SÖZLÜ           –   Siz de bu oyunları sever misiniz?

UMUT            –   Şey…Ben satranç oynarım. Küçükken legoyu da severdim ama şimdi

daha çok kickbox ve hockey yapıyorum. Ama İsmet Paşa bugün yaşasa kesin kickbox öğrenirdi. Hockey de oynardı…

SÖZLÜ           –   Sınav komisyonundan kahkahalar yükselir…

SÖZLÜ           –   Lozan’da ilk önce hangi itilaf devleti ile sorunları halletmek gerek?

UMUT            –   İsmet İnönü İngilizlerle olan sorunları halletmeli diye düşünmüş,

Aslında İtalyanların Adalar ve Fransızların kapitülasyonlardan başka temel bir sorun çıkaracakları yokmuş. İngilizler başkalarının meseleleri üzerinden mutlaka kendi sorunlarına giden bir köprü kurabiliyorlar…

MÜZİK

BAŞAR          –   (Belli belirsiz insan sesleri, sıra kapakları kapanır, sesler müzik

başlayınca söner) Beni Rıza Nur seçtiler! Umut sen İsmet Paşa’sın.

Nasıl bildim ama, di mi? Gözünden tanırım ben! İşini biliyor bu komisyon. Bizim okuldan Emrah da Hasan Saka oldu. Kalan  yedi kişiden dördü danışman, biri tercüman, ikisi gazeteci olarak gelecek. Abi benim merak ettiğim şey neden Atatürk seçmedi bu adamlar.

UMUT            –   Bilmem ben de merak ediyorum.

BAŞAR          –   Sen İsmet Paşa’ya hiç mi hiç benzemiyorsun be. Boyun fazla uzun

senin.

UMUT            –   Evet boyum biraz uzundur.

BAŞAR          –   Can diye bir oğlan vardı bizim okuldan tanıştın mı?

UMUT            –   Hayır…

BAŞAR          –   Resmen çatladı İsmet Paşa olamayınca. Sen Hasan Saka ol demişler

krize girmiş. Ben istemiyorum demiş. Hocası yardımcı olmuş da bir

Rauf Orbay’lık ayarlamışlar. Türkiye’de kalıyor ama programdan çıkmadığı için yine de burs alma şansı var. Bence iyi oldu senin seçilmen. Sende İsmet Paşa gözü var abi…Ama bak Lozan’da yeme beni yoksa anılarımı farklı kaleme alırım. Aynen Rıza Nur havaları.

UMUT            –   (çok şaşkın) Türkiye’de kalanlar da burstan yararlanabiliyorlar mı?

BAŞAR          –   Herald yani oğlum…

UMUT            –   Benim Hocaya bir şey sormam gerekiyor. Memnun oldum Başar.

Havaya fazla girmesek iyi olur. Önemli olan tarihteki başarılar yanında

hatalardan da ders almak.

BAŞAR          –   Mesajı aldım! Görüşürüz Paşam, aman yağlı yeme Lozan’da bize

lazımsın! Savaş alanına çıktın ama bakalım hodri diplomasi meydanı

Paşam!

MÜZİK               (Beş saniye)

UMUT            –   (hiddetli) Özgür Hocam beni kandırdınız. Buradan da programa

katılmak mümkünmüş!

ÖZGÜR          –   Umut bu yeteneğinle burada mı kalmak istiyordun? Sözlüde müthiş göz

doldurdun! Senin şu ne düşündüğünü belli etmeme huyun var ya…

UMUT            –   Pekala Atatürk ya da Rauf Orbay olabilirdim!

ÖZGÜR          –   Sen Atatürk olmak ile Rauf Orbay olmanın seçime bağlı bir şey

olduğunu mu sanıyorsun? Ne isen olsun! Seni yıllardır tanıyorum.

Sen, İsmet Paşa’sın!

UMUT            –   Alacağınız olsun Hocam, ben bu iş için dersaneyi bıraktım!

ÖZGÜR          –   Yol yakınken programdan çık o zaman!

UMUT            –   Sporcu alışkanlığı Hocam, başladığım atağı yarım bırakmam!

MÜZİK

Dördüncü  Sahne

Umut

Umut’un Babası

Umut’un Annesi

Umut’un Dedesi Süreyya

EFEKT           –   Ev ortamı. Fonda Avrupa Birliği müzakere tarihi ile ilgili televizyon

haberleri. Masabaşı. Çatal bıçak sesleri. Yemek, tabak çanak sesleri, sürahiden su boşaltılır. Diyaloglar boyunca sürer.

UMUT            –   Anne şu ekmeği bir uzatsana…(Beş saniye geçer)

UMUT            –   Lozan’da İsmet Paşa olmaya hak kazandım.

BABASI         –   Bunu üniversite sınavında da hatırlarsın.

SÜREYYA    –   Oğlum senin derdin Umut’un sınavı değil…Sen ondan ayrılmaya

dayanamıyorsun.

ANNESİ         –   Alsana şunu öğlum! Ne ilgisi var babacığım. Bu maceralara daha sonra

atılsa olmaz mı?

UMUT            –   Anne! Lozan bir macera değil!

BABASI         –   Oğlum, 2005 yılında macera. Okursun öğrenirsin oğlum kitaptan ne

var?

SÜREYYA    –   Bu kadar basit düşünebilmenize şaşıyorum oğlum.  O zaman bu

adamlar da Lozan’da toplanmaz, mektupla iş hallederlerdi.

BABASI         –   Hem dünya değişti. Küreselleşti. Bugün Lozan’ın bile eskidiği

konuşuluyor, Türkiye Avrupa’ya girecek, sınırlar kalkacak.  Lozan’ı

şöyle bir öğrenirsin geçer gidersin…Hep o tarih Hocası olacak kadının suçu!

UMUT            –   Bana izin verecek misiniz, yoksa 18 yaşımı doldurana kadar birkaç ay

beklemem mi gerekecek?

BABASI         –   İstediğin yeri kazanamadıktan sonra bu işin bursundan da

yararlanamayacakmışsın ki, ya kazanamazsan? Ne olur sana söyleyeyim… Hem eğitimin hem bursun yanacak!

SÜREYYA    –   O sonraki iş…Benim torunum alnının akıyla bu işin üstesinden gelir.

BABASI         –   (Sesini iyice yükseltir) Sonraki iş mi? Üniversite sınavına bir sene var.

Bir sene uçar gider. Siz bu yaz Lozan’cılık oynarken millet eksiklerini kapatacak ve öne geçecek. Dört ay kaybın olacak ve ne olacak sonunda? İstediğin burslu bölüme girememekle kalmayıp ya kötü bir üniversiteye kalacaksın ya da ne olacak söyleyeyim benden üniversite ücretini ödememi isteyeceksin! Belki hiç kazanamayacaksın. Kendine fazla güvenme. Herkes bilgisayar mühendisi olmak, herkes yazılım mühendisi olmak istiyor bu memlekette. Treni kaçıracaksın!

UMUT            –   (öfkeli) Sizden üniversite parası marası istemeyeceğim! Treni de

kaçırmayacağım…

BABASI         –   Görürüz bakalım…

SÜREYYA    –   Oğlum sana bazı kitaplar aldım. Bir de Dışişleri Bakanlığı’nın Lozan

bibliyografyası var. O yayınları edinmelisin. Bu konularda çeşitli

fikirler olur. Zamanın şartlarını anlamadan ahkam kesmek kolaydır. Önemli olan o zamanı hissetmek, belgeleri incelemek. İyi anlamak, muhakeme etmek.

UMUT            –   O zamanı hissetmekten kastın ne büyükbaba?

SÜREYYA    –   İtilaf Devletleri Lozan’a bir günde giderken bizimkiler tam dört günde

hem de kar kışın soğuğunda yorgun argın ulaştılar. Onlar telgraflarını bir ülke üzerinden yollarken bizimkiler ya Fransızların işlettiği karadan Köstence’ye oradan da İstanbul’a uzanan Köstence Hattını, ya da İngilizlerin işlettiği Akdeniz üstünden Asya’ya ulaşan Doğu hattını kullanmak mecburiyetinde idi. İtilaf devletleri bu telgraflar için adamakıllı para talep etmiş, İngilizler de Doğu hattından gelenleri mahir uzmanları sayesinde deşifre edip satır satır okumuşlardır. Saatlerce süren gecikmeler vs. işte böyle şartlar. Suikast korkusu. O zaman kurye mi kullanabiliyorlardı? Nerdeee?! O zamanları hissetmek gerek!

BABASI         –   Tövbe Estağfirullah!

ANNESİ         –   (fısıltılı) Yani aşkolsun baba. Çocuğun kanına sen girdin gene!

UMUT            –   İzninizle benim Kerem diye bir arkadaşla randevum var. Anne eline

sağlık.

BABASI         –   Ne randevusu oğlum bu? Kerem de kim? Tanıyor muyuz?

UMUT            –   O Atatürk’ü canlandıracak da…Konuşmamız lazım…

BABASI         –   Kaptırmış gidiyor bu oğlan yahu! Ciddi bu yav!

ANNESİ         –   Akşama geç kalma oğlum sakın…

EFEKT           –   Kapı çarpılır. Umut çıkmıştır.

MÜZİK

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Geçen Bölümlerin Özeti: Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Ailesi sınavda ondan çok şey beklemektedir. Umut baskı altındadır. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir. Burs kazanarak iyi bir üniversitede mühendislik okumak isteyen Umut önce kararsız kalmıştır. Sekiz ay kadar sürecek projenin üniversite hazırlığını, dersane programını böleceği kanısındadır. Zaten tarih vb. konulara pek ilgisi yoktur.  Anne ve babasının tamamen aksi fikirde olmasına karşın eski bir siyasetçi olan dedesi Süreyya Bey ve elektronik mühendisliği öğrenimini bırakmak isteyen kız arkadaşı Şila Umut’un bu projeye katılmasını istemektedirler.  Sonunda kararını verir. Lozan projesine katılacaktır. Ancak İsmet İnönü olabilmek için seçme sınavlarını kazanması gerekmektedir. Katılımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitimdir. Dedesi Süreyya Bey onun bu fikrini destekler ve ona projeye hazırlanmasında yardım eder. Umut, Lozan’da kendisinden beklenen görevi iyi yapabilmek için Osmanlı tarihini, Sevr Antlaşması’nı, Mudanya Konferansı’nı iyi bilmesi gerektiğini anlamıştır. Umut sınavlarda başarılı olarak İsmet Paşa olmaya hak kazanır. Sınavda Rıza Nur’u canlandıracak arkadaşı Başar ile tanışır. Anne ve babası karşı olsa da öğretmeni Özgür Hanım ve dedesi Süreyya Bey’den destek alan Umut artık kararlıdır. Lozan simulasyonunda başarılı olmak istemektedir.

Birinci Sahne

Umut

Kerem

MÜZİK

EFEKT             Dört saniye sokak gürültüleri (Umut Kerem ile bir kafede buluşacaktır).

Gürültüler Umut kafeye girene kadar sürer, sonra söner ve yerini kafe içi seslerine bırakır)

UMUT            –   (ekolu, aklından geçenler) Evde resmen sinir harbi var. Ama bu beni

kararımdan döndürmeyecek artık. Kendimi bu işe verdiğimde görecek onlar da… oyun değil….görecekler! Bütün “Perde Arkası” kitaplarını okumalıyım. Dersaneden kurtulmak da rahatlattı hakkaten…Keyifle okurum artık. Hazırlık toplantılarına katılırım. Diğer delegelerle tanışırım.

EFEKT             Kafeye girer (fonda kafe sesleri, diyalog boyunca sürer)

UMUT              Sen Kerem’sin, değil mi? Karşıda oturduğunu söyledi Başar, daha önce

bilsem…Yani ta Kadıköy’den…

KEREM            (Umut’un sözünü keser) Yok yok… Bir işim vardı burda zaten…(üç

saniye duraksar)

KEREM          –   Buraya sık gelir misin?

UMUT            –   Yaa. Çayları iyi oluyor. Taze sıkılmışlar da çeşit çok…

KEREM          –   Çalışmaya başladın mı abi? Senin rolün çok büyük.

UMUT            –   Evet, evet. Yoğun, yoğun okuyorum anlayacağın…

KEREM          –   Herkes Komisyonun gözünü doldurmak için tarihi rollerini taklit

edecek. Ancak sen ve ben biliyoruz ki bu konferansta başarı kazanmamız bu rolleri sadece taklit etmekle olmaz!

UMUT            –   Ne düşünüyorsun?

KEREM          –   Bir şey içelim. Ben bir kahve söyledim.

UMUT            –   Bana da bir portakal suyu. Bakar mısınız? Bakar mısın? Bir taze

sıkılmış buraya, bir tane! Portakal, portakal!

KEREM          –   Proje kitabını ve talimatı ayrıntısı ile okudum. Lozan Konferansı

başlangıç koşulları aynı kalacakmış ancak taraflar tarihi kozları kısmen

de olsa bugünün perspektifinden değiştirmeye uğraşabilirlermiş.

UMUT            –   Ne demek oluyor şimdi bu?

KEREM          –   Lord Curzon namına Lozan’a gelecek Stewart Jones adında çocuk bana

bir E–mail yazdı. İyi bir anlaşma ile her koşulda kazan–kazan oyunu oynayabiliriz diyor. (Üç saniye duraksar)

KEREM          –   Bu herifin aklında başka şeyler var. Lozan’ı bir tarafa bırakıp işi

yeniden yazma maskaralığına çevirebilir. Farklı taleplerle göz doldurmak isteyebilir. Sürprizlere hazırlıklı olmalıyız.

UMUT            –   Sürekli mailleşelim, hatta chatleşelim. Ben Seninle, Özgür Hoca ve

dedem Süreyya Bey’le yazışacağım.

KEREM          –   Lütfen onların tavsiyelerini uygulamadan önce beni haberdar et. Benim

de ekibim var haliyle! Bir de bu işler belli olmaz. Şifre programı ayarla.

UMUT            –   Dedem bahsetti. Yani adamlar o telekulak işlerine Lozan’da da sardırırlar

mı?

KEREM          –   Yine de maillerimizi okumaya filan kalkabilirler. Kompetan bunlar…

Biliyorsun, Lozan’da İsmet Paşa bir Mustafa Kemal’i bir de hükümetin başı olarak Rauf Bey’i bilgilendirmek surumunda kalmıştır. Rauf Bey’i Can oynayacak. Bilmem tanıştın mı? Kanımca ikimiz biraz daha farklı yazışalım, çünkü Can oldukça fevri davranabiliyor.

UMUT            –   Bunu söylemişlerdi…

KEREM          –   Osmanlı Devleti’ni de çağıran e–maili reply’ladın mı?

UMUT            –   Evet, evet “havanızı alırsınız” dedim.

KEREM          –   Ne cevap yazdılar?

UMUT            –   Hiçbir cevap…

KEREM          –   Şimdiden numaralara başlamışlar.

UMUT            –   Ya Lozan’da bir de Osmanlı Devleti takımı çıkarsa oğlum ne yaparız?

KEREM          –   Merak etme! Merak etme. “Onlar burada kalırsa biz çeker gideriz” dersin. Mecburen tıpış tıpış dönerler. Hevesleri kursaklarında kalır. Ama önce saltanatı kaldırmak üzere şu geri kalanları bir toplayalım bakalım…UNICEF Projesi yönetimi,  yapılacak her gerekli harekete puan veriyormuş. Artık hiçbir şeyi verili kabul edemeyiz. Tarihi biz yazıyoruz.

UMUT            –          Tabii ya…Saltanatı kaldırıp gitmek gerek, değil mi?

KEREM          –          Kaldırmalı ve bizim gazetecilerin onlarınkine bir ajans geçmesini sağlamalıyız. Bunu yapmazsak işte o zaman Osmanlı Heyeti karşılar seni Lozan’da! Bu simulasyonda asla uygun bir noktayı açık bırakmamalıyız. Tarihimizi iyi okuyup satır aralarını kaçırmamalıyız!

UMUT            –   İnanılmaz bir çocuksun. Senin sınavın çok farklı ve zor olmuş, öyle mi?

Üniversite sınavında sosyal bilimler birincisi bu olur dedirtecek türden.

KEREM          –   Aziz kardeşim seni sevdim! Bu işi götürebilecek birine benziyorsun, şu

metne bir baksana, çalışma ilkeleri.

UMUT            –   Ben de aziz kardeşim lafını sevdim. Birbirimize iyi ısınmamız lazım…

KEREM          –   İkimiz oturtsak bu işi iyi olmaz mı? Konferans boyunca bana e–mail

yazsan ve Rauf Orbay olacak o çocukla da benden habersiz yazışmasan iyi olur.

UMUT            –   Can’ın bu kadar isteyip de İsmet Paşa olmayı başaramamasına üzüldüm

doğrusu. Aslına bakarsan ben bu işe girmeyi istemedim. Sınav hazırlığı

felan. Senin böyle sorunların yok galiba?

KEREM          –   Siyaset bilimi okumayı planlayan biri için iyi tecrübe. Bunları boşver

şimdi, Can’ı da…Sen gitmeden saltanatı kaldıralım da için rahat olsun.

Senin tecrüben var mı bilmem ama bu gibi projelerde her kafadan bir ses çıkar, millet birbirini yanıltır, kendilerini ön plana çıkarmak, rollerini aşmak isteyenler olur. Hatta taş koyanlar, sırf kendini tatmin için sorun çıkaranlar. İyi ya da kötü niyetle karşı tarafla işbirliği yapanlar.  Şimdiden Hocalardan talimat alırım deyip bizi es geçenler olacaktır. Buna izin vermezsek başarılı oluruz…Ben birkaç kız arkadaş olsun istedim takımda. Ona bile karşı çıktılar. İlle kendileri gidecek ya.

UMUT            –   Ne oldu peki? Ne dediler?

KEREM          –   Ne diyecekler, tarihe uymaz dediler. Gidenler hep erkekmiş falan filan.

Israr ettim, olmaz dedim. 21. yüzyılda Lozan’a gidecek gençler isek biz, aramızda kız olsun dedim…

UMUT            –   Kabul ettiler mi?

KEREM          –   Bir gazeteci ve bir danışman kız arkadaşlardan olacak…Bana kalsa

delegasyona da sokardım ama bunu bile kabul ettirmek zor oldu. Ama

gelenler çok girişken kızlar. Kök söktürecekler inşallah adamlara!

İkinci Sahne

Umut

Kerem

Umut’un Dedesi Süreyya

Başar

MÜZİK

EFEKT                       Arka planda belli belirsiz havaalanı sesleri, kalkış iniş ilanları, Umut’un uçağı kalkana kadar sürer

UMUT            –   (ekolu) Saltanatı kaldırmıştık. Lozan yoluna çıktık… Son toplantıda bir

eksik bırakmamak için tüm ekip canını dişine taktı…Ama Kerem haklıydı. İçimizde bağımsız davranma yeteneğine sahip olanlar gerçekten azdı ve işin başında bunun bir ekip çalışması olduğunu kavramaları güç oldu. Bir çoğu Hocaların güdümünde bir proje sanıyorlardı işi…Bağımsız davranmak onlar için çok zor olacaktı. Hazırlık döneminde, bazıları turistik gezmeye gideceğini sanıyor, kitap yüzü açmıyor, tartışmalara gelmiyorlardı. Toplantılarda öne çıkan topu topu beş altı kişi oldu. Türk Hava Yolları ile İstanbul’dan Lozan’a uçacak on kişilik ekibimizi yolcu etmeye kalabalık bir grup geldi. Ailelerimiz, Hocalarımız, siyasal bilgiler danışmanları, tarih kurumundan proje sorumluları, okul arkadaşlarımız, birkaç da gerçek gazeteci vardı. Proje şimdiden ilgi çeken bir haber olmuştu. Hazırlıklar döneminde gitgide yakınlaşıp neredeyse kan kardeş olduğumuz Kerem, parlak siyah bir takım giymiş, açık kumral saçları, masmavi gözleri ile Mustafa Kemal gibi ışıl ışıl parlıyordu. Herkes arasından seçilmek için özel bir çaba ile giyindiği anlaşılıyordu. Pasaport kontrolüne girmeden önce elime bir çanta verdi.

KEREM          –   Bu çantayı al. Hazırlıklar sırasında vermedim konular dağılmasın diye

ama içinde çok önemli bir dosya var. Dosyalardan biri çok yönlü bir

Lozan Dosyası yazılımı. Tutanakları bilgisayar yazılımı biçiminde düzenlemek aylar aldı.

UMUT            –   Yazılım mı?

KEREM          –   Eve yazılım. Bilgisayar programcısı ağabeyime ve şirketinden

arkadaşlarına hazırlattım. Kolay olmadı. Fotoğraflar her türlü belgeler var. Ben bu işlerden anlamam ama müzakerelerin böyle interaktif bir dosya ile yürütülmesi uygun olacak. Tartışmalarda cevap süren kısalır, göz doldurursun! Senin bilgisayarla aran çok iyiymiş. Bir mühendisin bu işe katılmasına sevindim. Projeye sadece bir tarihçi gibi bakma, şimdi mühendisliğe gidiyorsun, yolun açık olsun…

UMUT            –   Bu müthiş bir fikir! Yeni sorunlar çıkarsa hemen

başvurabilirim…Lozan’a hazırlıksız gittik desinler bakalım şimdi!

KEREM          –   İnsanlar tarihi kolay eleştirirler. Yapılanları unutup bardağı boş

tarafından görmek kolaydır. Ama şunu unutma abi. Hiçbir bilgisayar

haklı bir davayı cesurca ve kararlılıkla savunan tecrübeli bir kafanın  yerini tutamaz.

UMUT            –   İşte şimdi Mustafa Kemal gibi konuştun!

MÜZİK (Canlı, kararlı)

SÜREYYA    –   Hoşçakal benim akıllı torunum. Başarılar. Bir karış toprağı kaptırayım

deme yoksa külahları değişiriz! (Beş saniye geçer)

EFEKT                Uçak kalkış sesi (Üç dört saniye sonra inene dek fonda uçak içi)

BAŞAR          –   Ne yapıyorsun?

UMUT            –   Notlarımı gözden geçiriyorum. Kurtuluş Savaşı’nı biz kazandık ama

itilaf devletleri Lozan’da bize hala Birinci Dünya Savaşı’nın mağlubu bir müstemleke muamelesi çekecekler!…Evet…Mustafa Kemal, ben, Kazım Karabekir, Fevzi Paşa, Refet Paşa, Ali Fuat Paşa, Rauf Bey ve Türk ulusu. 9 Eylül 1922’de İzmir’e biz girdik ve kenti Yunanlıların elinden aldık. Son nokta!

BAŞAR          –   Mustafa Kemal sen? Biz ne oluyoruz? Venizelos, Lozan’da bir oraya

bir buraya koşacak, kendilerini kullanan İngilizlere veryansın edecek sonunda geleceğin bizimle dostlukta olduğunu görecek. Yemezler. Sahi çözdük mü biz bu oğlanı? Yani Venizelos kim olacak?

UMUT            –   Stephanos Kiriakaki diye biriymiş. Girit’li.

BAŞAR          –   Ben anlamıyorum. Sen niye Malatyalı değilsin o zaman?

UMUT            –   Canım Girit’li olması tesadüftür.

BAŞAR          –   Nedense her şey tesadüf bu projede.

EFEKT           Uçak iniş sesi. (Üç dört saniye)

EFEKT           (Fonda belli belirsiz havaalanı sesleri, üçüncü sahneye dek sürer ve tedrici olarak söner)

MÜZİK          Bir Fransız şarkısı (üç saniye sonar belli belirsiz fona geçer ve sahne sonunda söner)

BAŞAR          –   Abi hava ne güzel. Allah vere de Allahın günü konferans olmasa.

Gezsek biraz. Valla ben planımı yaptım abi. Avrupa’yı şöyle bir

gezeceğim. Fransa’da olsaydı ya şu iş. Daha iyi olmaz mıydı?! Sahi yahu, Senin Fransızcan var mı?

UMUT            –   Benim İngilizcem, Fransızcam var.

BAŞAR          –   Süper! İsmet Paşa bu kadar dil biliyor muydu abi?

UMUT            –   Ama Türkçenin de konferans dili olmasına uğraşmalıyız.

BAŞAR          –   Kabul etmez bu adamlar oğlum. Güvendikleri simultane tercümanı

nereden bulacaklar?

UMUT            –   Bulsunlar, eskisi gibi değil. Bir sürü profesyonelleri var şimdi. Yirmili

yıllarda değiliz ya…Pardon…Benim şurdan bir telefon açmam gerekiyor.

EFEKT                Telefon tuşu çevirme sesleri

BAŞAR          –   Cebin de parlıyor helal olsun. MMS’li mi abi?

UMUT            –   Dedem hediye etti gelmeden. (Bu arada  Kerem’in telefonunu

çevirmiştir) Alo, alo Kerem benim ben abi. Benim Umut…İndik indik. (Bir saniye duraksama) İyi geçti, iyi geçti…Tamam mail çek itilaf devletlerine o zaman, zaman kaybetme abi…

Üçüncü Sahne

Umut

Başar

Unicef Görevlisi

Resepsiyon Görevlisi

MÜZİK

UMUT            –   (ekolu) İşte Lozan’a indiğimizde bir öğleden sonra idi. Yurt dışına ilk

kez çıkmıştım ve herşey gözüme çok farklı görünüyordu. İlk gece kalacağımız yer 1922’de Türk Delegasyonu’nun da kaldığı Lozan Palace’mış, otel gerçekten şahane görünüyor.

EFEKT                Otel lobisi. Fonda klasik müzik ve asansör kapısı gongları, her

dilden elli  belirsiz sesler, telefon sesleri. Müzik başlayana dek sürer.

UNICEF         –   Yarın Lozan Üniversitesi yurtlarına geçeceksiniz ama konferansı

başarıyla bitirirseniz burada üç gün kalmak ilk ödülünüz olacak.

UMUT            –   Gerçekten harika bir yer. Herşey çok lüks görünüyor…Seksen yıllık

yermiş. Nerede ise Cumhuriyetle yaşıt. Ne tuhaf bir tesadüf olmuş. Çok şık doğrusu…

BAŞAR          –   Fiyatı da şık abi. Resepsiyonda baktım geceliği 200 Euro. Bu benim iki

aylık harçlığım be! Ekstraları kimim karşılayacağını öğrendin mi?

UMUT            –   Merhaba Mösyö. Siz Unicef’den geliyorsunuz sanırım. Ben Başar

Türkeri. İsmet Paşa’yı temsil edeceğim. Meşhur itilaf devletleri ile ne zaman tanışacağız?

UNICEF         –   Onlar henüz gelmedi Mösyö Türkeri.

UMUT            –   Ne zaman gelecekler?

UNICEF         –   Bilmiyorum. Ben ayrılmak durumundayım arkadaşlar. Otelinize

yerleşin ve lütfen otel görevlisinden odalarınız, çalışma salonu ve size gelen mesajlar hakkında bilgi alın. Yarın sabah saat 11’de Sizi alıp yurda götüreceğiz. Zamanında hazır olmanız dileğimizdir. Şu andan itibaren Simulasyon Projemizin Lozan ayağı resmi anlamda başlamıştır! Ourvoir!

UMUT            –   Konferans nerede, nasıl başlayacak?

UNICEF         –   Bilmiyorum, gelen mesajlardan takip edin.

UMUT            –   Başar bence dileklerin tuttu.

BAŞAR          –   Ne dileği?

UMUT            –   Bence bunlar bu konferansı bire bir oynamak istiyorlar. Fransa’ya

gideceğiz gibi bir his var içimde. Hani Türk delegasyonu erken gelmiş

de İsmet Paşa Fransa’ya gidip Poincere ile görüşmüş ya!

BAŞAR          –   Olamaz…Aynen 1922’deki gibi mi?  Bunlar iyiden iyiye

kaptırdı…Eyvah…

UMUT            –   Rıza Nur da gitmiş miydi ki?

BAŞAR          –   Abi mutlaka ben de gelmeliyim. Paris’e mutlak gelmeliyim!

UMUT            –   Senin Fransızcan var mı?

BAŞAR          –   Oğlum Alman liseliyiz herhalde. İkinci dil olarak aldık ama çat

pat…Hani dil önemli değildi? Paris’e gidemezsem bozuşuruz ona

göre….Şu resepsiyoncu ne diyor bir baksana…

RESEPSİYON– Mösyö, bir mesajınız var.

UMUT            –   Alayım, teşekkürler. Odamız hazır mı Mösyö?

RESEPSİYON–        Va la Madam Mösyö…Bellboyu takip ediniz silvuble…

BİR GAZETECİ Bon Jour Mösyö İnönü. Ben Le Matin Gazetesi adına konferansı takip

edecek bir gazeteciyim. Konferansın ertelendiğinden haberiniz var mı? Nasıl tepki vereceksiniz Mösyö?

UMUT            –   Bir dakika bu da ne demek oluyor? Herhalde Mudanya Silah

Bırakışması altında olduğumuz unutuluyor…Bütün bir ulusu ve orduyu mütareke halinde tutmak kolay değildir, değil mi? Konferans bir an önce başlamalı. Konferansı sürüncemede bırakmaktan kasıt ne!

GAZETECİ    –   Elinizdeki mesaj ne Mösyö? Kimden geliyor?

UMUT            –   Lütfen izin verin. Odamıza yerleşelim. Lütfen. Daha fazla bir şey

söylemek istemiyorum.

MÜZİK          –   Beş saniye sürer ve söner

BAŞAR          –   Bunlar ciddi ciddi Lozan oynuyorlar. Gazeteci türedi abi baksana iki

dakkada. Bunlara dikkat et. Adamı dolaba koyuverirler animallah! Ne istersen onu yazdıracaksın, samimi tek laf etmeyeceksin. Abi kimden o mesaj hakkaten?

UMUT            –   Gazeteci olduğunu söyleyen çocuk haklıymış. Mesaj Poincare’yi

oynayacak olan Riceur adlı çocuktan geliyor. Konferansın başlamasına daha üç gün varmış. Bizim gelmeden yazdığımız notayı hiç almamış gibi yapıyor hinoğluhin. Sizi Paris’te ağırlamaktan şeref duyarız diye bir e–mail çekmiş…Bence önce aralarında anlaşmak için ertelediler.

BAŞAR          –   İyi de biz nasıl gideceğiz oraya?

UMUT            –   Notun içinde açık uçak biletleri var. Unicef almış. İki kişi için. Bana

kalırsa Unicef görevlisine haber verip yarın hemen gidelim. Seninle gitmemiz doğru olur. Ama gazeteci kız arkadaşı da alsak iyi olmaz mı?

BAŞAR          –   E o nasıl bilet alacak? Biz mi ödeyeceğiz abi?

UMUT            –   Unicef’den gelen şu adamla halledebiliriz belki…

BAŞAR          –   Abi daha dinlenmedik bile. Adam da çekti gitti. Şöyle Lozan’ı gezelim

biraz…Meydana inelim, göle girelim. Bakarsın Lozan’ı seçeriz üniversite olarak.

UMUT            –   Bence uçak biletlerini geri verelim, o para üçümüzün tren biletine yeter.

BAŞAR          –   Canıma minnet.

UMUT            –   Barış mümkün olursa bol bol gezeriz. Şimdi iş vakti…Zeynep baksana.

Bizim ekibi topla. Herkesten biz Paris’de iken burada gazeteci sıfatı ile bulunanları izlemelerini iste.

MÜZİK               (Paris’de geçen bölüm için 20’li yıllardan Fransızca bir chanson)

Dördüncü Sahne

Umut      (İnönü)

Georges (Poincare)

EFEKT                Tren istasyonu. Fransızca olarak Paris anonsu. (Beş saniye sürer, söner

ve üç saniye sessizlikten sonra diyaloglara geçilir)

GEORGES     –   İsmet Paşa namına Mösyö Türkeri. Paris’e hoş geldiniz. Seyahatiniz

nasıl geçti?  Sizi ağırlamak Bana şeref verecek. Aslına bakarsanız ben de Lozan’da buluşuruz sanıyordum ama…

UMUT            –   Her noktada eski süreci yineleyeceksek bu projeden ne öğreneceğiz

merak diyorum doğrusu. Lozan’a geldik. Kimse yoktu. Notamızı almadınız mı? Otele gelir gelmez notunuzu aldık. Atladık Paris’e geldik. Madem öyle hemen başlayalım. Unicef bizden rapor isteyecek bu görüşme için. İzninizle gazetecim Matmazel Zeynep Alaçatı teyplerini açabilirler mi?

GEORGES     –   Konuşmamız kayda geçmese daha iyi.

UMUT            –   İyi de…Unicef Komitesi’nden kimse yok burada. Bu konuşmada neler

geçtiğini nereden kanıtlayacağız proje yönetimine?

GEORGES     –   Tabii kaygılarını anlıyorum.

UMUT            –   Anlamanız yetmez. Komite denetimi olmadan yapılan görüşmeler

kayıtlı sayılmıyor, talimatı okumadınız mı? Tabii gazetecilerin tanık

oldukları başka…

GEORGES     –   Pekala kaydedelim o zaman. Yalnız ben de kaydı alayım da…

UMUT            –   Benim için sorun olmaz.

GEORGES     –   Pekala…

UMUT            –   İstanbul’dan çıkmanız şarttır. Bu nokta açık herhalde. Zaman yitirmeye

değmez.

GEORGES     –   Tabii.

UMUT            –   Müttefikler Boğazlardan da Çanakkale Boğazı’ndan da çıkacaklar mı?

Yani durum şu: Büyük taarruz sona erdi. Statüko artık farklı. Lozan Konferansı’nda Misak–ı Millide ilan ettiğimiz sınırlarımızı talep edeceğiz. Gelibolu Yarımadası’ndan da çıkacak mısınız? (Üç saniye duraksar) İstanbul’da, Trakya’da, Boğazlarda, hiçbir yerde ne bir güç, ne bir komisyon, ne bir kimse kabul etmeyeceğimiz açık değil mi?

GEORGES     –   Tabii.

UMUT            –   Askeri sınırlamalar da olmayacak!

GEORGES     –   Birkaç gün önce Lord Curzon namına Mösyö Stewart Jones buradaydı.

Azınlıklar sorununu görüşmek istedim. Azınlıklar kaldı mı ki görüşelim dedi…

UMUT            –   Askeri sınırlama kabul etmeyiz demiştim…

GEORGES     –   Tabii, tabii…

UMUT            –   Azınlıklar konusunda son zamanlarda olan savaşlarda kabul edilen

ilkeler dahilinde herkes için genel geçer kabul edilmiş koruma ve güvenceleri biz de kabul ederiz. Uluslararası hukuk ne gerektiriyorsa ona tabi oluruz. Bu azınlıklarımız için de en uygun rejimdir.  Bunun dışında ek noktalar ve Türk yurttaşlarına tanınandan fazla ve gereksiz olan noktalar kabul edemeyiz.

GEORGES     –   Lord Curzon namına Mösyö Stewart Jones bu hususlarda bazı

yenilikler getirmeyi ister görünüyor. Yani Mösyö Türkeri son seksen yılda bu alanda çok değişiklikler oldu.

UMUT            –   Ne demek bu?

GEORGES     –   Sadece bir uyarı. Lord Curzon namına Mösyö Stewart Jones 2005

yılının perspektifinden bakmaya kararlı görünüyor. Oysa biz bu projeye Lozan antlaşmasını gerçekleştirmek için katıldık, onun üzerine spekülasyon yapmak için değil…Doğrusu UNICEF ne der bilemiyorum. Ama Mösyö Curzon’u oynayacak Stewart Jones…

UMUT            –   Herhalde tutup Ankara Anlaşması’nı da değiştirecek değiliz. Lord

Curzon namına Jones da herhalde Musul konusu ile oynamak

istemeyecektir.

GEORGES     –   O bizim sorunumuz değil.

UMUT            –   Kapitülasyonlar ilga edilecek. Herhalde bu konuya da 2005

perspektifinden bakmayı düşünmüyorsunuz.

GEORGES     –   Biz anlaşmamızda kapitülasyonlardan söz etmek istemiyoruz.

UMUT            –   Biz istiyoruz. Tamamen kaldırılacaktır.

GEORGES     –   Bir hal çaresi bulunur elbet.

UMUT            –   Kaldırılacaktır.

GEORGES     –   Kapitülasyonlardan ne anlıyorsun ki?

UMUT            –   Ticari, mali ve adli tabii. Bir devlet sınırları içinde ticareti idare

edebilmeli, herkesten vergi alabilmeli ve adalet dağıtabilmeli.

GEORGES     –   Adli bakımdan da bir hal çaresi buluruz.

UMUT            –   Hal çaresi ne demek, ben anlamam böyle dolambaçlı sözlerden, biz

kaldırılacaktır diyoruz. (üç saniye sessizlik)

GEORGES     –   Doğrusu dünyada çok şey değişti seksen yıldır. (iki saniye duraklar)

Strasbourg Mahkemesi mesela…Size göre bu da mı kapitülasyon?

AB’ye girmek istiyorsunuz, Lozan’da bazı konuları halledebilseydiniz

belki şimdi bu çok daha kolay olurdu…

UMUT            –   Strasbourg Mahkemesi’nin yargı yetkisine siz de tabisiniz ama. Bakın

ben bu konularda spekülasyon yapmaya gelmedim buraya. Lozan Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşıyor. Ben kapitülasyon deyince tek taraflı bir bağımlılık anlıyorum. Yabancıların benim ülkemde kendi yurttaşlarımın üstünde ve ayrıcalıklı olarak yargıdan bağışık olmamalarını, her türlü imtiyaz sahibi olmalarını…Vergi ödememelerini…Bunun istisnası olacaksa karşılıklı olmalı. Olsa bile eşit imkan yaratacak bir karşılıklılık.

GEORGES     –   La Haye’de bir Uluslararası Ceza Mahkemesi kuruldu. Bu sisteme dahil

olmak da mı kapitülasyon?

UMUT            –   Her yerde karşılıklı olarak kabul edilen evrensel insan hakları neden

kapitülasyon olsun?! Biz uluslararası hukuka tabi olmak istiyoruz. Ama Fransa’nın Türkiye’de başka, kendi ülkesinde başka azınlık anlamasını da anlayışla karşılamamızı beklemeyin!

EFEKT                Telefon çalar

GEORGES     –   (Telefonda beş saniye Fransızca bir şeyler konuşur)

GEORGES     –   Doğru, doğrudur. Karşılıklılık hesabına gelmez.

UMUT            –   Bir iş yapacağız ki devasa…Osmanlı’yı tasfiye edeceğiz. Ve ben bu

aşamada 1922’de kalmak istiyorum. Karşılıklık ilkesinde kalmak istiyorum.  O zaman Devlet kapitülasyonların pençesinde inim inim inliyordu. Düşün ki yabancı bir seri katili bile ülkemiz tutup yakalayamıyor. Yabancıdan vergi alamıyoruz. Gümrüğümüzü arttıramıyoruz. Ne yani o zaman siz de ülkenizdeki göçmenlere azınlık statüsü verin olsun bitsin. Bu spekülasyonlara girmemeliyiz bence…

GEORGES     –   Peki ya AB? Gümrük Birliği. Yabancıların mal edinmesi.

Küreselleşme? Bu gelişmeleri hiç mi konuşmayacağız? Konuşmazsak

yazık ederiz.

UMUT            –   Ama bu da karşılaştırmalı üstünlüklerle olmalı…Bence Lozan

simulasyonuna güncel tartışmaları karıştırmamalıyız. 1920’lere bak.

Ülkede elli tane hukuk sistemi…Kendi vatandaşımızın dini farklı diye

dokunamayız. Askere alamayız. Mektuplarımızı yabancılar getirip götürür. Böyle zafer mi olur? Böyle ulusal devlet mi olur? Ne demek istediğimi en iyi Fransa anlar…

GEORGES     –   Mösyö Türkeri… Bir çok konuda anlaşacağız eminim ama herhalde

benden daha konferans başlamadan daha fazla bir söz almak istemiyorsun…Ben sadece 2005’den yola çıkmanın…

UMUT            –   (söz keser) Kapitülasyonlar konusu can damarımız herhalde

biliyorsunuz Georges.

GEORGES     –   Hı hı…

UMUT            –   Kayıtsız ve şartsız özgürlük için geldik!  Ben atraksiyon yapmak için

girmedim bu projeye. Lozan Konferansı ise Lozan Konferansı olsun.

Dahi diplomat çocuk havalarına girmek istemiyorum.

EFEKT                       Telefon çalar

GEORGES     –   (Fransızca bir şeyler konuşur).

UMUT            –   Trenimiz birkaç saat içinde kalkacak. İzin isteyeyim. Yoksa Louvre ve

Paris’in diğer güzelliklerinden mahrum kalırım.

GEORGES     –   Güler. Hoşçakal Umut. Lozan’da görüşmek üzere. Sizi gezdirmek üzere

yanınıza…(sözü kesilir)

UMUT            –   Yo yoo. Biz kendimiz gezeriz. Böylesi daha iyi.

EFEKT                Kapıdan çıkış, kapı çarpması.

ZEYNEP        –   Umut nasıl geçti? Bir haber patlatayım isterim. Bir açıklama yap. Nasıl

buldun Poincare’yi?

UMUT            –   Poincare’yi kapitülasyonlar meselesinde şüpheli gördüm. Bu sorun

çözülmezse, olmazsa hiç bir şey olmaz!” dedim.

ZEYNEP        –   Sence neden?

UMUT            – Neden meden ne bileyim.  Kapitülasyonlardan vazgeçmiyor!

ZEYNEP        –   Bence bilmiyorlar. Benim babam Fransızdır. “Bazı devlet adamları, bu

Anadolu harekatı nedir, başında bulunan adamlar nedir, bilmiyorlar, cahildirler” dedi bana gelirken. Sanıyorlar ki orada hakikaten eşkiya dağa çıkmıştır ve basarılı olmuştur. Gerçekten böyle düşünenler vardı. Kendilerini evrensel millet, diğer halkları yerel insanlar olarak görme alışkanlığı, bir tür sömürgeci tavrı abi!

UMUT            –   Ama bu iş başka bilmiyorlar mı, okulda öğrenmemişler mi?!

ZEYNEP        –   Çoğu bunu bilmez. Ne yapacaksın sen? Kısa bir zamanda

kapitülasyonlar vs. meselesi gelecek.

UMUT            –   Olmuyor kızım işte, dönüp Lozan’a gideceğim, başka çare arayacağız,

buluruz, herhalde kabul etmeyeceğiz yani. Şu zamanda buraya gelip kapitülasyon saçmalıklarına harcayacak vaktimiz mi var Allahını seversen!

ZEYNEP        –   Sakın kısa zamanda bırakıp gitmeğe kalkma, bunu kışkırtmaya

çalışırlar. Bırak masadan kaçan onlar olsun.  Oğlan bir şey için söylemiyor, bilmiyor; cahil… Bu konferansı yıpratırsın sen de o zaman eğer onlar saçmalarlarsa. Israr edeceksin, söyleye söyleye anlatacaksın…Babam Türklerle Fransızlar arasında öyle bir fark görür. Türkler açık kapı bırakmaz der. Ya suratına çarpar ya sonuna kadar açar. Ama bu adamlarla farklı davranmalısın.

UMUT            –   Zeynep biz de büyük devlet adamı havalarında doğru dürüst

konuşmadık. Sen hangi okuldansın?

ZEYNEP        –   Ben Fransız lisesindenim. Ankara’da oturuyoruz. Bak, çok

sıkıştırdıkları zaman ilişkiyi koparma, fakat davada ısrar et. Ya askeri kuvveti, yani savaş gücünü zorlarsın, iradeni kabul ettirirsin… Yok bu koşul olmazsa, iki ülkenin, iki politika tarafının bir konu üzerinde anlaşması son derece güç. Nuh deyip peygamber demezler. Kendisi hayal ettiği şeye ulaşmaya, elde etmeğe çalışır. Mutlaka onu kabul ettirecek, onunla seni anlaşmaya zorlayacak… Dolaba koyma da olur. Yani cicilik yapar, seni öve öve bitiremez. Bir bakmışsın ki şirinlik yaparken bir sürü şey. Yararlanacağı bir konudur, anlaşmak kolaydır, ya da böyle olmaz da bir pazarlık şart olursa, o pazarlıktan sonuç almak son derece zor, son derece zor! Ama hiç kavga etme, bağırıp çağırma. Elli defa da tekrarlaman gerekse ısrar et. Kibarca.

UMUT            –   Sen nereden öğrendin bu işi yaa?

ZEYNEP        –   Biz okulda çok münazara yaparız. İki teknik vardır abi: Ya

sinir savaşı yapıp ortamı bozarsın ve grubu terketmeye zorlarsın ya da gruptan birini kafaya alıp pohpohlarsın ki senin görüşüne yaklaşsın, kendi grubununkini unutsun!

UMUT/ZEYNEP İkisi kahkahalarla gülerler!

MÜZİK

EFEKT                Tren kalkar, Fransızca olarak Paris’den Lozan’a gidecek tren kalkıyor

sinyali, gar gürültüleri (bölüm sonuna kadar sürer)

UMUT            –   Louvre ne devasa değil mi Başar?

BAŞAR          –   Mona Lisa’nın önündeki kuyruğa ne demeli. Saat tuttum onbeş dakka

bekledik ha sıra gelmesi için. Abi seninle de eğlenmek zor. Müzelere

gidip kuyruğa gireceğiz artık anlaşıldı…

UMUT            –   Niye? Picasso Müzesi’ne gelmedin ama… Napolyon’da da ortada

yoktun!

BAŞAR          –   Kültüre ilgini takdir ediyorum ama benim burada bazı arkadaşlarım

var…Onlara uğramasam olmazdı…

UMUT              Lozan’a daha yolumuz var. Ben biraz uyuyacağım.

BAŞAR            Uyu uyu. Ben de kalkıp bistroya gideyim bakarsın birileri ile

tanışırım…

BEŞİNCİ BÖLÜM

Geçen Bölümlerin Özeti: Umut, üniversite sınavlarına hazırlanan başarılı bir lise öğrencisidir. Ailesi sınavda ondan çok şey beklemektedir. Tarih Hocası Özgür Hanım, ortaokuldan beri tanıdığı ve yeteneklerini bildiği Umut’un Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Lozan Konferansı simulasyon yarışmasına İsmet İnönü’yü canlandırarak katılmasını çok arzu etmektedir. Katılımın ödülü Avrupa’da bir yıllık eğitim bursudur. Üniversite sınavlarını kazanarak iyi bir üniversitede mühendislik okumak isteyen Umut önce kararsız kalmıştır. Ailesinin karşı görüşüne rağmen sonunda kararını verir, sınavlarda başarılı olarak İsmet Paşa olmaya hak kazanır. Sınavda Rıza Nur’u canlandıracak arkadaşı Başar ile tanışır. Lozan simulasyonunda başarılı olmak istemektedir. Umut, Mustafa Kemal’i canlandıracak Kerem ile de tanışır ve onunla taktik ve stratejiler üstünde konuşur. Kerem gitmeden saltanatın kaldırılmasını uygun görür. Hazırlıklar tamamlanırve on kişilik ekip uçakla Lozan’a gider. Ancak itilaf devletleri temsilcileri oraya henüz gelmemişlerdir. Umut, Başar ve gazeteci rolündeki Zeynep Paris’e giderler. Poincare’yi canlandıracak Georges, Umut’a, itilaf devletlerinin günün koşulları bakış açısından yeni önerilerle gelmeyi hedeflediğini ima ederken Umut, 1922 koşullarının simulasyona esas olmasını arzu etmektedir. Umut’a göre Lozan’a Lozan Antlaşması’nı anlamaya gidilmiştir. Değiştirmeye değil. Sınırlar Misak–ı Milli temelinde kararlaştırılmalı, kapitülasyonlar kaldırılmalı ve azınlıklara yurttaşlara tanınan tüm haklar tanınmalıdır. Fransız Georges kapitülasyonlar konusunda ikircikli konuşur. Gezeteci Zeynep, Umut’a müzakere yaklaşımı konusundaki düşüncelerini belirtir. Sabır ve sebat önemlidir. Masadan kalkmamak, görüşünü ısrar ve sükunetle belirtmek gerekmektedir. Ekip Lozan’a döner. Lozan Simulasyonu başlamak üzeredir.

Birinci Sahne

Umut

Başar

Unicef Görevlisi

Haab

Stewart

MÜZİK

UMUT            –   (Mektup yazmaktadır, ekolu, fonda bilgisayar tık tık sesi duyulur)

Sevgili kardeşim Kerem!  E–mail için şifre programı işliyor mu?  Bu adamlar Hacker bile karıştırırlar eminim. İsmet Paşa’nın yazışmalarına ne tele kulaklar el atmaya kalkmış hatırla! Bugün Paris’de Poincare namına katılan Georges Riceur ile görüştüm. Oğlan repliklerini iyi öğrenmiş. Ankara Antlaşması baki…Bence bu cephede bir mesele olmayacak, ama Curzon namına gelecek Stewartson denen o çocuğun başka hesapları olduğunu öğrendim. Anlaşılan oğlan Lozan’ı yeniden yazmak istiyor. Ne gibi talepleri olacak kestiremiyorum. Yarın saat dörtte Mont Benon’da toplanacağız. Konferans başlıyor. Bana başarılar dile.

MÜZİK          Üç saniye sürer ve söner

SES                 –   Umut Bey Size birini tanıştırmak isterim. Singor Benito Mussolini.

İtalyan heyeti başkanı. İtalya Başbakanı’nı simule eden Singor Marinucci

UMUT            –   Singor Marinucci. Ne onur. Barışı sağlamaya teşrif etmeniz ne güzel.

MARINUCCI–   Bana Mussolini de diyebilirsiniz. Nasılsa gerçekmiş gibi oynamıyor

muyuz?! Sinyor İnönü. Sinyor İnönü. Barışı sağlamaya geldiğimizden emin olabilirsiniz.

UMUT            –   Keşke İngilizler de Sizin kadar açık konuşabilse. Ama onlar sadece

bizim Boğazlara değil kendi Boğazlarına da önem veriyorlar herhalde. Gırtlakları dokuz boğum!

MARINUCCI–   (Kahkaha atar) İngilizlerin Boğazlarda kalmasına izin veremeyiz. Bizim

için önemli konular önemlidir. Ulusal sınırları içinde bağımsız ve özgür

Türkiye’nin her tezine destek olacağız.

UMUT            –   Her tezine?

MARINUCCI–   Ama Adalar sorunu çözümlenmiştir. Tekrar gündeme gelmemesi iyi olur.

Hepimize başarılar.

ZEYNEP        –   Sinyor Mussolini. Sinyor Mussolini. Görüşmeniz hakkında bir mülakat

alabilir miyim?

MARINUCCI–   Bir saat içinde İtalyan gazetecilerle toplantım var. Daha sonra gelin!

Bittiğinde…

MÜZİK

ZEYNEP        –   Sinyor Mussolini Ismet Paşa’yla ne konuştunuz?

MARINUCCI–   Siz de kimsiniz?

ZEYNEP        –   Ben İkdam Gazetesi adına Zeynep Alaçatı. Acaba mülakat verecek

misiniz? Birkaç saat önce olur demiştiniz de. İsmet Paşa ile ne konuştunuz.

MARINUCCI     –     Türk yemeklerini değil tabii, konferansı konuştuk!.

ZEYNEP        –  Görüşünüz nedir?

MARINUCCI     –     Türkiye’nin hakkı verilmeli! Hakkı verilmeli (hakkı sözü vurgulu).

ZEYNEP        –   Fakat Sinyor Mussolini? Bu hak nedir? Öyle esnek bir ifade ki

istediğiniz gibi yorumlarsınız!

MARINUCCI     –     Evet, evet, öyledir. Adalet, insanlık vs. tüm bunlar aynı cinsten

deyimlerdir.

ZEYNEP        –  O halde görüşünüz nedir? Türkiye’nin hakkı Sizce nedir?

MARINUCCI     –     Türkiye’nin hakkı verilmeli! Hakkı verilmeli (hakkı sözü vurgulu). Ben

Türkiye’nin üç tür çıkarı olduğunu görüyorum. Manevi çıkar, arazi çıkarı ve siyasal çıkar. Manevi çıkar dediğim kısma bağımsızlık durumunu da katıyorum. Bir devletin bağımsızlığı ya vardır ya yoktur. Bu öyle bir şeydir ki, kısıtlanamaz, sınırlanamaz. Onun için, Avrupa Türkiye’nin bağımsız ve ayrı bir devlet olduğunu kabul edince artık onun gereklerini teslim etmelidir. Bağımsızlığın birinci göstergesi adalettir. Bir devletin kendi topraklarında adalet dağıtması ve sağlaması onun en kutsal hakkıdır. Bu hakkına saygı gösterilmelidir. Ben devletler arasındaki ilişkilerin mertçe ve safça olması yanlısıyım. Onun için, Türkiye’nin haklarını bir takım koşul ve kayıtlar koymadan, ulusal gururunu yaralamadan tanımak gerekir.

ZEYNEP        –  Ya siyasal menfaatler? Görüşünüz nedir?

MARINUCCI     –     Bununla kastettiğim anlam, dostlarınızı seçme hakkıdır.

ZEYNEP        –  Bizden ne isteyeceksiniz? Sevr Antlaşması’ndaki nüfuz bölgeleri

konusunda..(sözü kesilir).

MARINUCCI     –     O anlaşma çoktan tarih oldu. Nüfuz bölgeleri falan hayalleri artık

kalmamıştır. Anlamsız bir şeydir. Yalnızca genel

Yazar Hakkında

Öykü Didem Aydın Edebiyat ve Hukuk Sistemine, 106 yazı girmiş.

Öykü Didem Aydın, romancı (Eski Sinagog Meydanı, İletişim Yayınları, 2009) ve anayasa hukukçusudur.

Telif © 2017 Edebiyat ve Hukuk. Tüm Hakları Saklıdır SistemimizWordPress desteklidir